Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İşyerinde ilk gün stresi

Üniversiteden mezun oldunuz, pek çok iş başvurusu ve mülakattandan sonra nihayet işi aldınız. İşe başlamanıza bir kaç gün kala başlar ‘işte ilk gün’ stresi. Hiç bilmediğiniz bir ortama girecek, yeni insanlarla tanışıp beraber çalışacaksınız… Peki sizi neler bekliyor…

kişisel gelişim, adaptasyon sorunu

İlk gün korkusu

Üniversiteden mezun oldunuz, pek çok iş başvurusu ve mülakattandan sonra nihayet işi aldınız. İşe başlamanıza bir kaç gün kala başlar ‘işte ilk gün’ stresi. Hiç bilmediğiniz bir ortama girecek, yeni insanlarla tanışıp beraber çalışacaksınız… Peki sizi neler bekliyor… 

Üniversiteden mezun oldunuz, pek çok iş başvurusu ve mülakattandan sonra nihayet işi aldınız. İşe başlamanıza bir kaç gün kala başlar ‘işte ilk gün’ stresi. Hiç bilmediğiniz bir ortama girecek, yeni insanlarla tanışıp beraber çalışacaksınız. Bazı şirketlerde oturmuş sistemler vardır, herşey önceden düşünülmüştür, bazılarında ise daha ilk adımda, güvenlikte sorun yaşamaya başladsınız. Kurumsal olarak bir karşılama programı olsun olmasın, sizin de bu süreçte dikkat etmeniz gereken şeyler var. 

Yeni bir işyerindeki ilk gün, hepimiz için son derece stresli. Hele hele iş hayatına ilk defa adım atacak yeni mezunlar için. İşe başlamaya bir kaç gün kala stres başlar, bir gün öncesinde en üst düzeye çıkar, gece uyuyamazsınız, ‘acaba nasıl bir şirket, çalışma arkadaşlarım kimler olacak, nasıl insanlar” gibi sorular kafanızı meşgul eder. Bugün hala bir çok şirkette işe yeni başlayanlar için oturmuş sistemler yok. İşe gittiğinde güvenliğe bilgi verilmediği için daha kapıda takılanlar, kimse karşılamadığı için ofislerinin yerini zar zor bulanlar, gittiğinde çalışmak için bir bilgisayarı olmayanlar, yemekhanenin, tuvaletin yerini bilmediği için sıkıntı çekenler, işyerinde ilk günlerinde tam bir kabus yaşıyorlar.

Tabii yeni çalışanın bu en zor gününü kolaylaştımak, en başta şirketlerin sorumluluğunda. İşte Mülakat kitabının yazarlarından, aynı zamanda DeFacto İK Direktörü Oğuz Erdoğan, işte ilk günü şöyle anlatıyor: “Bütün başlangıçlar heyecanlı, heyecanlı olduğu kadar da streslidir. Bu stresi azaltmak aslında kurumun sorumluluğundadır. Ama maalesef bu farkındalıkta olan kurum sayısı çok az. Deneyimli veya yeni mezun işe yeni başlayan bir çok aday ilk gün kapıda güvenliği geçemez. Ne öncesinde giriş kartı verilmiştir ne de güvenliğin işe başlayacağınızdan haberi vardır. Bir de şansınıza inatçı bir güvenlik görevlisi ile karşılaşırsanız işiniz epeyce zor demektir. İçeri alındıktan sonra muhtemelen sizin için hazırlanmış bir masa yoktur. Masanın olmamasını makul karşılayan ve ‘Ben de başladığımda altı ay oturacak bir masam olmadı’ diyen mutlaka bir üst yöneticiniz vardır. Moralinizi hemen bozmayın, bu durum sizin yeni mezun olmanızla ilgili değildir. Bir haftada masasına bilgisayar kurduramayan genel müdürler bile gördüm.”

Şöyle devam ediyor Erdoğan: “İlk gün her türlü sürprize hazır bir ruh haliyle gitmekte yarar var. Başladığınız bölümde size “hoş geldin” bile demeyen çalışma arkadaşlarınız olursa şaşırmayın. Siz geldiğiniz için terfi edemeyeceğini düşünen, size yer açılması için oturduğu yer değiştiğinden daha tanımadan size diş bileyen, yapmaktan hoşlandığı iş elinden gittiği için sinir olan, sizi tehdit olarak gören müstakbel çalışma arkadaşlarınız olabilir, siz farkında bile olmayabilirsiniz. Bütün bunlara hazırlıklı, top mermisinin yıkamayacağı bir ruh hali ile başlamakta yarar var.”

Oğuz Erdoğan’ın yeni başlayanlara tavsiyeleri ile şöyle:

* İlk günün en büyük sıkıntısı; tuvalet nerede, yemekhane nerede, nasıl ve nereden çay içebilirim, hangi servise bineceğim vb gibi hayati soruların cevaplarını bulmaktır. Bu basit sorular eğer başladığınız kurum bunların farkında değilse sizin için kabus olabilir. Bu sorunun üstesinden gelmek için, sizden bir süre önce başlamış, sizin yaşadığınız sıkıntıları yaşamış birini gözünüze kestirip peşinden ayrılmamanızı tavsiye ederim.

* Bütün bunların yanında yeni başlayanlara en önemli tavsiyem, bütün duyu organlarını devreye sokmalarıdır. Her kurumun bir kültürü vardır. İşe yeni başlayan çalışanların kurumun kültürünü öğrenmek için özel çaba göstermesi gerekir. Kurum kültürünü öğrenirken duyu organlarını maksimum kullanmakta yarar var. Sadece gözünüzün gördüğüne ya da sadece kulağınızın duyduğuna inanmayın. Hem görün hem duyun hem de hissedin. Aklınıza yatmayan konular olduğunda mutlaka çapraz sorularla konuyu tam olarak anlamaya çalışın.

* Bir diğer önemli ve kritik konu ise size görüş sorulduğunda veya başladığınız kurum ile ilgili algınız sorulduğunda yeteri kadar öğrenmeden tez canlı davranıp hata yapmayın. 

BNP Paribas Cardif İK ve Organizasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ebru Taşçı Firuzbay, yeni başlayanlara ilk günlerinde ön yargılardan uzak olarak bulundukları ortamı iyi gözlemlemelerini, aceleci olmadan işi, şirketi ve departman arkadaşlarını tanımaya çalışmalarını tavsiye ediyor: “Bu noktada açık iletişim kurabilmeleri de çok önemli, akıllarındaki tüm soruları tanıma döneminde net olarak sormalı ve destek almaktan çekinmemeliler. Yine alışma dönemi, işe yeni başlayan çalışanlar için bir parçası olduğu şirketin işleyişlerini öğrenebilmesi için iyi bir fırsat olup bu dönemde faaliyet raporları, prosedür ve yönetmelikler gibi kaynakları incelemelerinin yanı sıra olabildiğince çok departman ve çalışanla tanışmaları onlar için faydalı olacaktır.”

İlk gün dinleyin

Businessinsider’da yer alan bir makalede yönetici koçları çalışanların işte ilk gün yapabileceklerini şöyle sıralanıyor: 

• Dinleyin ve soru sorun: Yönetici koçu Mark Strong, “Daha çok dinleme günüdür, gerektiğinde soru sormalısınız, genel olarak meraklı ve öğrenmeye açık olduğunuzu gösteriyorsunuz. İşyerinde yapılabilecek en iyi şey, dinlemek. Koyu fikirlerin zamanı değil, arkadaşça olun, insanlarla tanışın, gülümseyin ve dinleyin.”
• Asansör konuşması hazırlayın: 30 saniyede kendinizi tanıtmaya, daha önce nerede çalıştığınızı, yeni görevinizde nelerden sorumlu olduğunuzu anlatmaya hazır olun. 
• Rahat olun: Bir yandan stratejik olurken bir yandan da rahat olmaya bakın, böylece verimliliğinizi artırırsınız. 
• Gülümseyin: Bu aşamaya gelmek için çok uğraştınız, iş arama, mülakat derken nihayet işi aldınız. Öyleyse mutlu olmayı ve anın tadını çıkarmayı unutmayın. 
• Cep telefonunuzu sessize alın: Cep telefonunuzu sessize alın. İlk gün kendinizi yüzde 100 işe verin. 
• İlgi gösterin: Pek çok kişi ile tanıştırılacaksınız, onlar sizin hakkında bilgi edinmek isteyecekler, siz de onlar hakkında bilgi edinmeye bakının. 
• Vücut dilinize dikkat edin: Vücut diliniz sizin iletişiminizin çoğu eder. 
• Ve kendiniz olun! 

Esas iş kurumlara düşüyor

İşyerlerinde ilk günler, tecrübeli çalışanlar için bile heyecanın yanında belirsizlik, tedirginlik ve çekinceleri barındırır. Yeni mezunlar için ise çok daha fazlasını. Çünkü işyerine ve yapılacak işe alışmadan öte, çalışma hayatına alışma süreci de gerekir. Towers Watson Türkiye İK Danışmanlığı Direktörü Murat Karakaş, çalışma saati disiplininden masanda oturma sürelerine, kesintisiz iş yapma zorunluluğundan kıyafete, hafta içi kaçamak yapamamaktan iki haftaya sıkışmış tatil imkanlarına kadar herşey bu alışma döneminin etkenleri olduğunu söylüyor. Karakaş, bu alışma sürecini kısaltmak ve başarılı şekilde geçmesini sağlamak için çalışanlara staj veya part-time çalışmayı tavsiye ediyor. Kurum tarafında ise yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor:

• İş ilanından başlayacak şekilde işe alım sürecinde açık ve net olunması, adayın beklentilerinin de dikkate alınması.
• Pozisyon ve kurum için uygun profilin güncel şekilde tanımlanmış olması.
• İş tecrübesi ve dolayısıyla yaşanmışlığı olmayan adaylar söz konusu olduğundan, etkinliği kanıtlanmış seçme araçlarının kullanılması ve olabildiğince çoklu araçtan yararlanılması.
• Oryantasyonun “şirket ve bölümlerin anlatıldığı sunum”dan öteye geçerek bir on-boarding şekline dönüşmesi, iş hayatına alıştırmayı da kapsamasının sağlanması.
• Yakın zamanda benzer aşamalardan geçmiş ve kuruma bağlığında sorun olmayan çalışanların “buddy” (rehber) olarak belirlenmesi.
• Kurum içerisinde uygulanması gereken kuralları, yapılması beklenenleri net ve açık şekilde anlatan basılı ve elektronik materyallerin hazırlanmış olması.
• İş hayatına geçişi kolaylaştıracak şekilde sosyal kulüplerin oluşturulmasının teşvik edilmesi.

BNP Paribas Cardif’te ‘on-boarding’ 3 ay sürüyor

BNP Paribas Cardif, işe yeni başlayacaklar için oluşturdukları adaptasyon sürecini on-boarding olarak adlandırıyorlar. İlk iş gününden önce başlayan bu süreç 3 ay devam ediyor. Yeni başlayacak çalışan gelmeden önce kendisine ona bir ay boyunca rehberlik edecek bir kişi belirleniyor. Rehber belirlendikten sonra yeni katılacak arkadaşa ilk iş gününden önceki gün hoşgeldin mail’i iletiliyor. 

Bu mail’de genel ofis uygulamaları, iç iletişim portalı gibi pratik bilgilerin yanı sıra rehberi ile de e-mail ortamında buluşması sağlanıyor. 

Yeni çalışanı ilk iş gününde masasında bir hoşgeldin kutusu karşılıyor. Bu kutuda, hoş geldin kitapçığı ile birlikte şirketi tanıtan ve gerekli olan tüm bilgileri ekip arkadaşlarıyla paylaşabileceği küçük sürprizler ve ofis malzemeleri oluyor. İlk ofis günü için bağlı olduğu departmanın tüm üyeleri ile birlikte bir sabah kahvaltısı organize ediliyor. Ardından IK ekibi ve rehberi birlikte şirket içinde mini bir oryantasyon düzenleniyor ve eş zamanlı olarak genel bir duyuru ile tüm şirkete yeni katılan kişi tanıtılıyor.

İlk karşılamanın ardından İK, 1. ve 3. aylarda yaptığı geri bildirim görüşmeleri ile ilk izlenimleri ile sonrasındaki görüşlerini alıyor, gerekli ise destek olunabilecek noktalarda aksiyonlar alıyor.

DeFacto’da hoş geldin maili, badi ve pusula 

DeFacto, aday ile çalışma kararı alır almaz “Hoş Geldin Mail’i” ile birlikte kurum kültürünün tanıtıldığı video tabanlı bir oryantasyon eğitimi ataması yapıyor. Seçme yerleştirme departmanı yeni çalışanın işe başlangıcından önce masası, bilgisayarı, kırtasiye malzemeleri, telefonu gibi ihtiyacı olan tüm malzemeleri hazırlıyor ve kendisine bir rehber atıyor. Rehberlik sistemi ile çalışan ihtiyaç duyacağı bilgileri ve sistemleri deneyimli bir çalışandan öğreniyor ve bu sayede şirkete hızlıca adapte oluyor. İlk gün geldiğinde ise mutluluk departmanı tarafından karşılanıyor ve kendisine bir “Hoş Geldin Paketi” sunuluyor. Kendisine DeFacto’da yaşamı anlatan “Pusula” veriliyor, masasına kadar eşlik ediliyor ve rehberi ile tanıştırılarak süreci başlatılıyor. Eğitim bölümü ise oryantasyon sürecini organize ediyor. İşe alım bölümü de şirkete yeni başlayan çalışanın duyurusunu mailing ile yapıyor. 

Genellikle yeni mezun çalışan ile ilk temas  “Empower” staj programı ile oluyor. Empower programı başlamadan önce İK ekibi, görev alacakları departman yöneticileri ve ekibi ile tanıştırmak için “Hoş Geldin Partisi”ne davet ediyor. Staj döneminde gelişiminden sorumlu olacak ve birebir çalışacağı “Eğitim Koçu” ile staj programının tanıtımı yapılıyor. Aynı gün şirket gezisi organize ediliyor. Yönetici adayı programlarında ise “Hoş Geldin Kahvaltısı” ile karşılama yapılıyor. 

Yıldız Holding’te hoşgeldin yemekleri var

İşe yeni başlayan çalışanlara farklı iş birimleri ve fonksiyonlar tanıtılıyor, üretimden satışa tüm süreçleri yakından deneyimleyebilecekleri bir oryantasyon programı sunuluyor. Programda, fabrika ziyaretleri de oluyor. Çalışanların işe kolaylıkla adapte olmalarını sağlayacak rehberlik sistemi var. Oryantasyon sürecinde rehberler, yeni çalışanlara ilk öğle yemeğinin birlikte yenilmesi, yaşam alanlarının kullanımı, servis kullanımı gibi temel konularda da destek veriyor. Ülker ürünlerinden oluşan hediye paketleri, çalışanları yeni masalarında bekliyor. Bunun yanı sıra, ekip içi hoş geldin yemekleri düzenleniyor. 

Yıldız Holding İK Strateji ve Sistem Geliştirme Grup Direktörü İdil Şeker işe yeni başlayacaklara şu tavsiyelerde bulunuyor: “İlk iş günü farklı bir deneyim. Yeni ortam, ilişkiler… öncelikle kendilerini bu farklı deneyime zihinlerinde hazırlamalılar. Şirketi daha iyi tanımak ve anlamak için kendileri için yeni olan her konuda soru sormaktan çekinmemeliler. Görevlerinin içeriğini, anlamını ve kapsamını doğru analiz etmeleri, atacakları adımların daha sağlam ve sürekli olmasına yardımcı olur.”

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Renklerin anlamları ve psikolojik etkileri

renklerin anlamları ve kullanım alanları, renklerin anlamı, renkler, renk

Farklı renklerin insan vücudunu ve zihnini etkilediğine dair iddiaları sıklıkla duyarsınız. Peki, bu iddiaları destekleyen bir bilimsel delil ya da veri var mıdır? İşte yanıtı…

Renklerin İnsan Vücudu ve Zihninde Farklı Etkileri

Renkler bir cisim tarafından yansıtılan, yayılan ya da geçirilen ışığın dalga boyunun, gözdeki ışığı algılayabilen yapılar tarafından algılanmasıyla görülür.

Renklerin insan vücudu ve zihninde farklı etkileri olduğunu çoğu zaman hissedebiliriz.

Peki, bu iddiayı destekleyen veri veya bilimsel bir araştırma var mı?

Leeds Üniversitesindeki bir grup araştırmacı renk deneyimi üzerine olan araştırmalarında, ışığın insan davranışı ve psikolojisi üzerindeki etkilerini anlamak için bir çalışma yaparlar.

Deneyim Tasarımı adını verdikleri bu sistemde bir oda herhangi bir dalga boyunda olan renkli bir ışıkla doldurulur.

Bu grup yaptığı son araştırmalarda renkli ışığın kalp atışı ve tansiyon üzerine küçük bir etkiye sahip olduğunu bulmuştur. Kırmızı ışığın az da olsa kalp atışını hızlandırdığını, mavi ışığın ise kalp hızını yavaşlattığını göstermiştir. 

Aynı üniversiteden Nicholas Ciccone tarafından yürütülen bir araştırma, renkli ışığın kişilerin psikolojisi üzerindeki etkisine dair kesin bir kanıt bulamamış olsa da buna benzer çalışmalar renklerin yaratıcılık, öğrencilerin sınıf içinde anlatılanları daha iyi öğrenebilmesi ve uyku kalitesini artırabilmek üzerine devam etmektedir.

Işık, özellikle renkler, bizleri normal bir görmenin de ötesine taşıyabilir.

Anlamları ve hayatımıza olan etkileri nelerdir?

Beyaz: Saflığı, temizliği ve sürekliliği, yani istikrarı simgeliyor. Kullanıldığı alanda konsantrasyon düzeyini arttırıyor. Aynı zamanda beraber kullanıldığı diğer renklerin etkilerini arttırıyor.

Siyah: Gücü, tutkuyu, esrarengizliği ve birçok ülkede yası simgeliyor. Işığı absorbe etmesinden dolayı dikkati dağıtabilecek etkenleri aza indiriyor.

Mavi: Sonsuzluk ve özgürlük simgesi olarak görülüyor. Konsantrasyon arttırıcı, zihinsel arınmaya ve dinlenmeye yardımcı, huzur verici… Güven ve sadakati de simgeliyor. Yapılan bazı araştırmalarda mavi odada çalışmanın verimi arttırdığı da kanıtlanmış. Ayrıca mavi renk sakinleştirici bir etkiye de sahip.

Yeşil: Doğanın ve huzurun rengidir. Psikolojik ve bedensel olarak kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.

Kırmızı: Canlılığın, hareketin ve fiziksel gücün rengidir. Azim ve kararlılığı simgeliyor. Hareketi ve canlılığı çağrıştırdığı için mutfak, çocuk odaları ve topluma açık alanlarda tercih edilebilir.

Sarı: En parlak ve dikkat çekici renk olmakla birlikte neşeyi, zekâyı, inceliği ve pratikliği simgeliyor. Vurgulanması ve dikkat çekmesi istenen yerlerde kullanılabilir. Ayrıca alçakgönüllülüğü, bilgiyi ve bilgeliği de simgeliyor.

Mor: Asalet, lüks ve itibarın rengidir. Kendine güveni simgeler. Mor renk ayrıca zekâ, bilinç ve içgörü düzeyiyle paralellik taşır.

Pembe: Neşeyi ve rahatlığı simgeliyor.

Turuncu: Heyecan verici bir renktir. Canlılık, yaratıcılık ve iletişimin temsilcisidir. Aynı zamanda mutluluk vericidir. Dışa dönük, cana yakın, mutlu ve çocuksu bir algı yaratır.

Lacivert: Sonsuzluk, otorite ve verimliliği simgeliyor. Ciddi bir renktir ve emin olma hissi verir.

Kahverengi: Toprağın ve doğallığın rengidir. Kişide güvenlik duygusunu pekiştirir. Sosyal dengeyi ve toplum içinde rahatlığı sağlar.

Gri: Alçak gönüllülüğü ve dengeyi ifade eder.

Renklerin Reklamlarda ve Pazarlamada Kullanılması

Renklerin bilinçaltımıza olan etkilerini kullanan firmalar, bizlerin hangi ürünleri almamıza, hangi giysileri giymemize ve hangi yemekleri yediğimize kadar karar vermemizde etkili oluyorlar.

Beyaz: Çocuk ve sağlık ürünlerinde sıkça kullanılır. Gözün algıladığı en parlak renk olduğundan, işaretlerde, paketlerde ve satış noktalarında zıtlık oluşturarak dikkati çekmek için kullanılır.

Siyah: Esrarengiz, güçlü, prestijli, klasik ve şık bir renk olarak algılanır. Bazı markalar ürünlerinde siyahı bilinçli olarak o ürünün elit bir ürün olduğu ve ucuz bir ürün olmadığı algısı yaratmak için kullanırlar.

Mavi: Bilinçaltında sağlam ve kendinden emin bir duygu yarattığı için sosyal medya sitelerinin çoğunlukla bu rengi kullandığını görebiliriz.

Yeşil: Tazeliği ve şifayı çağrıştırdığı için organik ürünlerin pazarlanmasında bu renge rastlayabiliriz. Koyu yeşil ise para ve itibar rengidir. Bu yüzden bazı bankaların renklerinde bu rengi ve tonlarını görebiliriz.

Kırmızı: Kırmızı satışın rengidir. Bilinçaltını en fazla uyaran, seksi, hareketli, tutkulu ve dikkat çekici bir renktir. Özellikle dikkat çekmesi istenilen satış noktalarında ve iştah açtığı için gıda sektöründe çok sık kullanılır.

Sarı: Altının, zenginliğin ve lüksün sembolüdür. Kırmızıyla birlikte gıda sektöründe kullanılabilir.

Mor: Asalet, imparatorluk ve kraliyet rengi olduğu için şıklığı ve zenginliği hatırlatır. Duygulara hitap edici ürünlerde bu renk kullanılabilir.

Turuncu: Mutlu ve çocuksu bir algı yarattığından dolayı hedef kitlesi çocuklar ve gençlerin olduğu iş kollarında tercih edilebilir.

Lacivert: Polis ve pilot üniformalarında güvenilir, sağlam, emin izlenimini verir. Ayrıca banka ve finans sektörlerinde de tercih edilmektedir.

Kahverengi: Toprağın rengi olan kahverengi ev ve yemek sektörü için önemli bir renktir. Sağlıklı, doğal ve organik ürünleri çağrıştırır, bu yüzden bu sektörde tercih edilebilir.

Renklerle ilgili yapılan bir araştırmaya daha değinip yazımızı sonlandıralım.

Kansas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada sanat müzesindeki halının altına donatılan bir sistemle duvarın rengini beyaz ve kahverengi olarak değiştiriyorlar. Beyaz renk duvar arka planda olunca insanlar müzede yavaş hareket ediyorlar ve daha uzun süre kalıyorlar. Kahverengi duvar arka planda iken ise müzede hızlı hareket ediyorlar ve daha az süre kalıp, kısa sürede müzeyi terk ediyorlar.

Bu nedenle fast food restoranlarının hepsinin sandalyeleri ve masa rengi kahverengi iken, duvar boyaları ise kahverengi ile pembe ve şampanya renklerinin karışımından oluşur.

Bu restoranlar, gelen diğer müşterilere daha çabuk yer açılması için bizlerin bir an önce yemelerini ve orayı terk etmemizi isterler.

Aldığımız kararlarda başkalarının bizi istedikleri şekilde yönlendirmelerinden bir nebze de olsa kurtulabilmek için renkleri tanıyalım ve onların farkında olalım.

Unutmayalım ki manipüle edilmekten kurtulmamız, manipüle edildiğimizi anlamamızdan geçer.

Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Zihni çok çalıştırmak ömrü kısaltıyor

zihin, nöron, nöral faaliyetler, Manşet, insan beyni, daha uzun yaşamanın anahtarları, beyin, araştırmalar

Yıllardır yapılan araştırmalar, fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyordu. Peki, ya tam tersi doğruysa? Daha uzun yaşamanın sırrı daha az nöral faaliyetleri olan bir beyin olabilir mi? İşte yanıtı…

‘Aşırı’ Beyin Faaliyeti, Ömrün Daha Kısa Olmasıyla Bağlantılandı

Olağandışı ölçüde uzun yaşayan insanlardan ölüm sonrasında alınan beyin dokularının incelendiği ve bu insanlar ile 60’larında ve 70’lerinde ölen kişilerin arasında ne gibi farklar olduğuna dair ipuçlarının arandığı yeni bir çalışmaya göre; içerisinde çok fazla nöral faaliyet olmayıp daha sessiz olan bir beyin, daha uzun yaşamanın anahtarlarından biri olabilir.

“Kullanmazsan kaybedersin” görüşü, beyni yaşlanmaktan koruma konusunda baskın bir düşünce olmuştu. Yapılan geniş ölçekli araştırmalar da, insanlar yaşlandıkça fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyor.

Ancak Nature bülteninde yayınlanan bu çalışma, daha fazlasının her zaman daha iyi olmadığını öne sürüyor. Haddinden fazla faaliyet (en azından beyin hücreleri seviyesinde), zararlı olabilir.

Lieber Beyin Gelişimi Enstitüsü’nde sinirbilimci olan ve bu çalışmada yer almayan Michael McConnell şöyle söylüyor: “Bu yeni makalede insanı düpedüz şok eden ve kafa karıştıran şey … sizi algısal yönden normal halde tutan şeyin, beyin faaliyeti olduğunu düşünmeniz. Hayatınızın sonraki dönemlerinde beyninizi faal tutmak istediğinize yönelik böyle bir görüş mevcut”

“En beklenmedik şey ise … sinirsel faaliyeti sınırlandırmanın, sağlıklı yaşlanma bakımından iyi bir şey oluşu. Bu çok mantıksız.”

Harvard Tıp Fakültesi’ndeki araştırmacılar, yaşları 60 ve 70’lerden başlayıp 100 veya daha ötesine uzanan asırlık insanlara kadar, değişik yaş gruplarındaki kişilerin, insan beyin bankalarına bağışladığı beyin dokularını analiz etmiş.

80’li yaşların ortalarından önce ölen insanların beyinlerinde, REST adı verilen ve beyin faaliyetini ateşlemekle ilişkili genleri bastıran bir proteninin; en yaşlı insanlarla kıyaslandığında, daha düşük seviyelerde bulunduğunu keşfetmişler. Daha önce ise REST’in, Alzheimer hastalığına karşı koruyucu olduğu gösterilmiş.

Fakat araştırmacılar, REST’in insanları bir şekilde ölümden koruduğunu mu yoksa bunun sadece, ileri yaşlanmanın bir işareti mi olduğunu kesin olarak bilmiyorlarmış.

Yaşayan insanların beyinlerindeki REST’i ölçmek şu an mümkün olmadığından; bilim insanları, bunun yaşam süresinde bir rol oynayıp oynamadığını görmek amacıyla yuvarlak kurtlar ve fareler üzerinde deney yapmaya başlamışlar.

Araştırmacılar, REST’in kurtlarda bulunan versiyonundaki faaliyeti artırdıklarında, kurtların beyin faaliyeti azalmış ve daha uzun süre yaşamışlar. REST benzeri gen, çok uzun yaşam sürelerine sahip “ihtiyar” yuvarlak kurtlarda devre dışı bırakıldığı zaman ise bunun tersi meydana gelmiş; kurtların sinirsel faaliyeti artmış ve ömürleri önemli miktarda kısalmış.

Ayrıca, REST’ten yoksun olan farelerin, daha meşgul beyinlere sahip olması (nöbet benzeri faaliyet patlamaları da dahil) daha muhtemelmiş.

Calico Laboratuvarları’nda yaşlanma araştırması bölümünün başkan yardımcısı olan Cynthia Kenyon şöyle söylüyor: “Bence bu bir aşırı çalışma, kontrolden çıkmış uyarım durumu; beyin için iyi bir şey değil. Nöronların aktif olmasını, nerede ve ne zaman aktif olmalarını istersiniz; sadece genel yönden ateşleniyor olmalarını değil.” Kenyon, çalışmanın tasarımını beğeniyor fakat sinir sisteminin, ömür miktarı üzerinde etkisi olan pek çok dokudan sadece biri olduğunu düşünüyor.

Hücre seviyesindeki beyin faaliyetinde görülen bu farklılıkların, insanlardaki algı veya davranış farklılıklarına nasıl tercüme edilebileceği henüz belli değil.

Harvard Tıp Fakültesi’nde genetik ve sinirbilim profesörü olan ve çalışmaya liderlik eden Bruce Yankner, kendi laboratuvarının hali hazırda yeni bir çalışma hazırladığını ve bu çalışmada; ilaçlar ile REST’i hedef almanın, nörodejeneratif hastalıkları veya yaşlanmanın kendisini tedavi etmede yeni yollar sunup sunmayacağının araştırılacağını söylüyor.

Yankner’in söylediğine göre bu araştırma hattı, sinirsel ritimleri etkileyen meditasyon gibi alternatif müdahalelerin, erken bellek kaybı konusunda nasıl işe yarayacağını anlamaya çalışmak bakımından da ilginç olabilir.

“Bence bizim çalışmamızın anlattığı şey şu: Yaşlanmayla birlikte, bazı anormal ve zararlı sinirsel faaliyetler de oluyor ve bunlar hem beynin verimini azaltıyor, hem de kişinin veya hayvanın fizyolojisine zarar vererek; bunun sonucunda ömür süresini kısaltıyor.”

Bağış yapılan ve araştırmacıların üzerinde çalıştığı beyinler, çeşitli sebeplerle ölen insanlardan gelmiş. Bu durum, REST’teki farklılığın, ölüm olasılığıyla ilişkili olup olmadığını bilmeyi imkansız hale getiriyor.

Brandeis Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Angela Gutchess, insanlar yaşlandığında ve beyin tarayıcılarında test edildiklerinde; prefrontal kortekste (Harvard araştırmacılarının REST üzerinde çalışma yaptığı beyin bölgesi) pek çok değişim olduğunu söylüyor.

Kendisinin söylediğine göre bazı durumlarda, yapılan çalışmalar; genç insanlara kıyasla yaşlı yetişkinlerin, bir işi yaparken daha fazla beyin devresini faaliyete geçirdiklerini göstermiş. Fakat bu değişikliğin ne anlama geldiği belli değil: Bu faaliyete geçirme kalıpları, yaşlı insanlarda daha verimsiz olan bir beynin veya telafi girişimlerinin bir işareti olabilir.

‘CRUNCH’ adı verilen bir model, beyinde faaliyete geçirilen yer kalıplarında yaşlanmayla birlikte görülen değişimleri açıklamaya çalışıyor. Bu modele göre, insanlar gitgide daha zor işler yapmaya çalıştıklarında, beyinlerinde daha fazla bölge faaliyete geçiyor; ta ki, zihinsel kaynakların tükendiği bir çıkmaza ulaşana kadar. Yaşlı insanlardaki çıkmaz noktası daha yakın ve bu kişiler, gençlerde olduğu kadar fazla bölgeyi faaliyete geçiremiyorlar.

‘STAC’ adı verilen bir diğer model ise; yaşlı insanlarda, doğal bilişsel kaynaklardan oluşan temel iskelede doğal bir değişim gerçekleştiğini ve bu değişimlerin, insanlar zor işlerle karşılaştıklarında daha fazla sinirsel bölgeyi çalıştırıp çalıştıramayacaklarını ve bunları nasıl çalıştıracaklarını etkilediğini söylüyor.

Gutchess, bu yeni çalışmanın ilgi çekici olduğunu ve yaşlanan beyni gerçekten anlamak için; insan davranışından beyin görüntülemeye, bireysel hücrelerin çalışmasına kadar çok farklı ölçeklere odaklanan bilimsel laboratuvarların sunduğu gözlemler ile modeller arasındaki noktaları birleştirmenin gerekeceğini söylüyor.

“Farklı seviyelerdeki uzmanlık alanları arasında köprü kurmamız gerekiyor” diyor Gutchess.

Yazar: Carolyn Y. Johnson
Kaynak: www.popsci.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Bu davranışlar kişiliğimizi ele veriyor!

psikoloji, Manşet, kişilik özellikleri, kişilik, davranış

Günlük hayatta fark etmeden yaptığımız birçok şey kişiliğimiz hakkında ipucu veriyor. İşte günlük davranışlarımızın farklı kişilik özellikleri ile bağlantısını anlamamıza yardımcı olabilecek bir makale…

Kişiliğimizi açığa vuran gündelik davranışlar

Yapılan araştırmalar, baharatlı yemek sevmek, banyo yaparken şarkı söylemek gibi önemsiz görünen davranışların, insanın kişilik özelliği hakkında önemli verileri içerdiğini gösteriyor.

Psikolojide kişilik, nasıl bir hayat süreceğimize dair ipuçları sunduğu için önemli bir konudur. Örneğin özenli bir insansanız, fiziksel sağlığınızın iyi olması ve daha uyumlu ilişkiler içinde olma olasılığınız daha yüksektir; dışadönük insanlar daha mutludur; fazla sinirli insanlarda daha fazla ruh sağlığı sorunları ortaya çıkabilir; açık fikirli insanlar daha çok para kazanabilir; daha ‘uyumlu’ insanların daha çok arkadaşı olur.

Ancak kişilik özelliklerimiz sadece uzun vadeli başarılarımızda değil, gündelik küçük alışkanlık ve davranışlarımızda da kendisini gösterebilir. Personality and Individual Differences (Kişilik ve Bireysel Farklıklar) adlı dergide yayımlanan yeni bir araştırma, beş temel kişilik özelliğine özgü davranışları ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Ve sonuçlar oldukça şaşırtıcı.

Örneğin, dışadönük insanlar daha çok partilere giderken, sorumluluk özelliği ağır basan insanlarda işlerini geciktirme ihtimali daha azdır. Ama dışadönüklerin aynı zamanda sıcak su dolu küvette keyif yapmayı sevdiğini, ya da sorumlu insanların daha az kitap okuduğunu tahmin edemezdiniz herhalde.

Araştırmacılar, ABD’nin Oregon bölgesinden çoğunluğu beyaz ve yaş ortalaması 51 olan 800 kişiyle görüştü. Yapılan kişilik testinde, kişilik özellikleri ile ilgili 100 farklı sıfatın (çekingen, nazik, düzenli, rahat, zeki, sanatçı ruhlu vb.) kendilerini ne ölçüde doğru tanımladığı soruluyordu.

Daha sonra bu testin sonuçları, aynı kişilerle dört yıl önce yapılan ve son bir yılda 400 farklı aktiviteyi (kitap okumaktan banyoda şarkı söylemeye kadar) ne kadar yaptıklarına ilişkin yanıtlarıyla karşılaştırıldı.

Dışadönüklerin sıcak su dolu küvette yatmaktan tutun da, partiler planlama, barlarda içki içme, para kazanma yollarına dair tartışmalar yürütme, araba kullanırken telefonda konuşma, dekorasyon, bronzlaşmaya çalışma gibi etkinlikler için daha fazla zaman harcadığı görüldü.

Daha fazla sorumluluk duygusu olan insanların ise tersine, kitap okuma, küfretme ve kalem ucu çiğneme gibi kendi halinde yapılan bazı aktivitelerden kaçınmaları dikkat çekiyordu.

Yumuşak başlı ve uyumlu insanlar ise ütü yapma, çocuklarla oynama, bulaşık yıkama gibi işlerle daha fazla meşgul oluyor ve bunu muhtemelen başkalarını mutlu etme güdüsüyle yapıyor, evde sorun çıkmasındansa iş yapmayı tercih ediyorlardı. Daha şaşırtıcı olanı ise arabada ya da banyo yaparken daha fazla şarkı söylemeleriydi.

Psikolojide beş kişilik özelliği kategorisi:

dışadönüklük – içedönüklük

yumuşak başlılık/ uyumluluk – uyumsuzluk/ antagonizm

güvenilirlik/ sorumluluk – sorumsuzluk

duygusal dengelilik – nevrotiklik

deneyime açıklık – tutuculuk

Çabuk sinirlenen nörotik insanlar ise sakinleştirici ya da anti-depresan alma gibi ruh sağlığını iyileştirecek türden aktivitelere daha çok zaman ayırmıştı. Fakat aynı zamanda çabuk parlama, başkalarıyla alay etme gibi anti-sosyal davranışlarda bulunduklarını da (muhtemelen kendi duygularını kontrol edemedikleri için) kabul ediyorlardı.

Açık fikirli ve yeniye açık insanlar şiir okuma, operaya gitme, esrar içme, sanat eserleri üretme, kahvaltıda baharatlı yiyecekler yeme, ev içinde çıplak dolaşma gibi etkinliklerde bulunuyordu. Bunların bir spor takımını tutma ihtimali de azdı.

Araştırdığı çok sayıda ki aktiviteden dolayı bu araştırma oldukça etkileyici. Fakat aynı kişilik-davranış bağlantısının farklı kültürlerde de görülüp görülmeyeceği önemli. Aynı zamanda, bir kısmına önceki araştırmalarda yer verilmiş olsa da, hala bakılması gereken binlerce farklı gündelik davranış bulunuyor. Bunların da kişilik özelliklerine göre dağılımı incelenebilir.

Daha önceki bazı araştırmalarda, ‘Karanlık Üçlü’ olarak bilinen kişilik özellikleri Narsistlik, Makyavelcilik (amacına ulaşmak için her şeyi yapmaya hazır) ve Psikopatlık üzerinde durulmuştu. Örneğin, psikopat özellikleri ağır basanlar yalnızca şiddet ve saldırganlık içeren davranışlara daha açık olmakla kalmadığı, aynı zamanda normalden çok daha uzun süreli göz temasında bulundukları, internette daha fazla troll faaliyetlerinde bulundukları görüldü.

Karanlık Üçlü kategorisinden herhangi birine giren insanların çoğu, sabah erken kalkmayı değil, gece geç yatmayı tercih ediyordu. Narsistler daha fazla ‘selfie’ çekip paylaşıyor, Makyavelci özellikleri ağır basan heteroseksüel kadınlar eşleriyle ilişkilerinde orgazm taklidine daha çok başvuruyordu.

Bu tür araştırmalarda, zararlı ve sağlıksız günlük davranışların farklı kişilik özellikleri ile bağlantısının kurulması, daha spesifik sağlık kampanyaları ve müdahaleleri olanaklı kılabilir.

Bu araştırmalar, kişilerin kendileri hakkında açık ve dürüst cevap vermelerine bağlıdır. Bu yolla insanlara gündelik davranışlarıyla ilgili sorular sorarak onlar fark etmeden kişiliklerini açığa vuracak sonuçlar çıkarılabilir.

Yazar:  Christian Jarrett 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND