Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İşyerinde ilk gün stresi

Üniversiteden mezun oldunuz, pek çok iş başvurusu ve mülakattandan sonra nihayet işi aldınız. İşe başlamanıza bir kaç gün kala başlar ‘işte ilk gün’ stresi. Hiç bilmediğiniz bir ortama girecek, yeni insanlarla tanışıp beraber çalışacaksınız… Peki sizi neler bekliyor…

kişisel gelişim, adaptasyon sorunu

İlk gün korkusu

Üniversiteden mezun oldunuz, pek çok iş başvurusu ve mülakattandan sonra nihayet işi aldınız. İşe başlamanıza bir kaç gün kala başlar ‘işte ilk gün’ stresi. Hiç bilmediğiniz bir ortama girecek, yeni insanlarla tanışıp beraber çalışacaksınız… Peki sizi neler bekliyor… 

Üniversiteden mezun oldunuz, pek çok iş başvurusu ve mülakattandan sonra nihayet işi aldınız. İşe başlamanıza bir kaç gün kala başlar ‘işte ilk gün’ stresi. Hiç bilmediğiniz bir ortama girecek, yeni insanlarla tanışıp beraber çalışacaksınız. Bazı şirketlerde oturmuş sistemler vardır, herşey önceden düşünülmüştür, bazılarında ise daha ilk adımda, güvenlikte sorun yaşamaya başladsınız. Kurumsal olarak bir karşılama programı olsun olmasın, sizin de bu süreçte dikkat etmeniz gereken şeyler var. 

Yeni bir işyerindeki ilk gün, hepimiz için son derece stresli. Hele hele iş hayatına ilk defa adım atacak yeni mezunlar için. İşe başlamaya bir kaç gün kala stres başlar, bir gün öncesinde en üst düzeye çıkar, gece uyuyamazsınız, ‘acaba nasıl bir şirket, çalışma arkadaşlarım kimler olacak, nasıl insanlar” gibi sorular kafanızı meşgul eder. Bugün hala bir çok şirkette işe yeni başlayanlar için oturmuş sistemler yok. İşe gittiğinde güvenliğe bilgi verilmediği için daha kapıda takılanlar, kimse karşılamadığı için ofislerinin yerini zar zor bulanlar, gittiğinde çalışmak için bir bilgisayarı olmayanlar, yemekhanenin, tuvaletin yerini bilmediği için sıkıntı çekenler, işyerinde ilk günlerinde tam bir kabus yaşıyorlar.

Tabii yeni çalışanın bu en zor gününü kolaylaştımak, en başta şirketlerin sorumluluğunda. İşte Mülakat kitabının yazarlarından, aynı zamanda DeFacto İK Direktörü Oğuz Erdoğan, işte ilk günü şöyle anlatıyor: “Bütün başlangıçlar heyecanlı, heyecanlı olduğu kadar da streslidir. Bu stresi azaltmak aslında kurumun sorumluluğundadır. Ama maalesef bu farkındalıkta olan kurum sayısı çok az. Deneyimli veya yeni mezun işe yeni başlayan bir çok aday ilk gün kapıda güvenliği geçemez. Ne öncesinde giriş kartı verilmiştir ne de güvenliğin işe başlayacağınızdan haberi vardır. Bir de şansınıza inatçı bir güvenlik görevlisi ile karşılaşırsanız işiniz epeyce zor demektir. İçeri alındıktan sonra muhtemelen sizin için hazırlanmış bir masa yoktur. Masanın olmamasını makul karşılayan ve ‘Ben de başladığımda altı ay oturacak bir masam olmadı’ diyen mutlaka bir üst yöneticiniz vardır. Moralinizi hemen bozmayın, bu durum sizin yeni mezun olmanızla ilgili değildir. Bir haftada masasına bilgisayar kurduramayan genel müdürler bile gördüm.”

Şöyle devam ediyor Erdoğan: “İlk gün her türlü sürprize hazır bir ruh haliyle gitmekte yarar var. Başladığınız bölümde size “hoş geldin” bile demeyen çalışma arkadaşlarınız olursa şaşırmayın. Siz geldiğiniz için terfi edemeyeceğini düşünen, size yer açılması için oturduğu yer değiştiğinden daha tanımadan size diş bileyen, yapmaktan hoşlandığı iş elinden gittiği için sinir olan, sizi tehdit olarak gören müstakbel çalışma arkadaşlarınız olabilir, siz farkında bile olmayabilirsiniz. Bütün bunlara hazırlıklı, top mermisinin yıkamayacağı bir ruh hali ile başlamakta yarar var.”

Oğuz Erdoğan’ın yeni başlayanlara tavsiyeleri ile şöyle:

* İlk günün en büyük sıkıntısı; tuvalet nerede, yemekhane nerede, nasıl ve nereden çay içebilirim, hangi servise bineceğim vb gibi hayati soruların cevaplarını bulmaktır. Bu basit sorular eğer başladığınız kurum bunların farkında değilse sizin için kabus olabilir. Bu sorunun üstesinden gelmek için, sizden bir süre önce başlamış, sizin yaşadığınız sıkıntıları yaşamış birini gözünüze kestirip peşinden ayrılmamanızı tavsiye ederim.

* Bütün bunların yanında yeni başlayanlara en önemli tavsiyem, bütün duyu organlarını devreye sokmalarıdır. Her kurumun bir kültürü vardır. İşe yeni başlayan çalışanların kurumun kültürünü öğrenmek için özel çaba göstermesi gerekir. Kurum kültürünü öğrenirken duyu organlarını maksimum kullanmakta yarar var. Sadece gözünüzün gördüğüne ya da sadece kulağınızın duyduğuna inanmayın. Hem görün hem duyun hem de hissedin. Aklınıza yatmayan konular olduğunda mutlaka çapraz sorularla konuyu tam olarak anlamaya çalışın.

* Bir diğer önemli ve kritik konu ise size görüş sorulduğunda veya başladığınız kurum ile ilgili algınız sorulduğunda yeteri kadar öğrenmeden tez canlı davranıp hata yapmayın. 

BNP Paribas Cardif İK ve Organizasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ebru Taşçı Firuzbay, yeni başlayanlara ilk günlerinde ön yargılardan uzak olarak bulundukları ortamı iyi gözlemlemelerini, aceleci olmadan işi, şirketi ve departman arkadaşlarını tanımaya çalışmalarını tavsiye ediyor: “Bu noktada açık iletişim kurabilmeleri de çok önemli, akıllarındaki tüm soruları tanıma döneminde net olarak sormalı ve destek almaktan çekinmemeliler. Yine alışma dönemi, işe yeni başlayan çalışanlar için bir parçası olduğu şirketin işleyişlerini öğrenebilmesi için iyi bir fırsat olup bu dönemde faaliyet raporları, prosedür ve yönetmelikler gibi kaynakları incelemelerinin yanı sıra olabildiğince çok departman ve çalışanla tanışmaları onlar için faydalı olacaktır.”

İlk gün dinleyin

Businessinsider’da yer alan bir makalede yönetici koçları çalışanların işte ilk gün yapabileceklerini şöyle sıralanıyor: 

• Dinleyin ve soru sorun: Yönetici koçu Mark Strong, “Daha çok dinleme günüdür, gerektiğinde soru sormalısınız, genel olarak meraklı ve öğrenmeye açık olduğunuzu gösteriyorsunuz. İşyerinde yapılabilecek en iyi şey, dinlemek. Koyu fikirlerin zamanı değil, arkadaşça olun, insanlarla tanışın, gülümseyin ve dinleyin.”
• Asansör konuşması hazırlayın: 30 saniyede kendinizi tanıtmaya, daha önce nerede çalıştığınızı, yeni görevinizde nelerden sorumlu olduğunuzu anlatmaya hazır olun. 
• Rahat olun: Bir yandan stratejik olurken bir yandan da rahat olmaya bakın, böylece verimliliğinizi artırırsınız. 
• Gülümseyin: Bu aşamaya gelmek için çok uğraştınız, iş arama, mülakat derken nihayet işi aldınız. Öyleyse mutlu olmayı ve anın tadını çıkarmayı unutmayın. 
• Cep telefonunuzu sessize alın: Cep telefonunuzu sessize alın. İlk gün kendinizi yüzde 100 işe verin. 
• İlgi gösterin: Pek çok kişi ile tanıştırılacaksınız, onlar sizin hakkında bilgi edinmek isteyecekler, siz de onlar hakkında bilgi edinmeye bakının. 
• Vücut dilinize dikkat edin: Vücut diliniz sizin iletişiminizin çoğu eder. 
• Ve kendiniz olun! 

Esas iş kurumlara düşüyor

İşyerlerinde ilk günler, tecrübeli çalışanlar için bile heyecanın yanında belirsizlik, tedirginlik ve çekinceleri barındırır. Yeni mezunlar için ise çok daha fazlasını. Çünkü işyerine ve yapılacak işe alışmadan öte, çalışma hayatına alışma süreci de gerekir. Towers Watson Türkiye İK Danışmanlığı Direktörü Murat Karakaş, çalışma saati disiplininden masanda oturma sürelerine, kesintisiz iş yapma zorunluluğundan kıyafete, hafta içi kaçamak yapamamaktan iki haftaya sıkışmış tatil imkanlarına kadar herşey bu alışma döneminin etkenleri olduğunu söylüyor. Karakaş, bu alışma sürecini kısaltmak ve başarılı şekilde geçmesini sağlamak için çalışanlara staj veya part-time çalışmayı tavsiye ediyor. Kurum tarafında ise yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor:

• İş ilanından başlayacak şekilde işe alım sürecinde açık ve net olunması, adayın beklentilerinin de dikkate alınması.
• Pozisyon ve kurum için uygun profilin güncel şekilde tanımlanmış olması.
• İş tecrübesi ve dolayısıyla yaşanmışlığı olmayan adaylar söz konusu olduğundan, etkinliği kanıtlanmış seçme araçlarının kullanılması ve olabildiğince çoklu araçtan yararlanılması.
• Oryantasyonun “şirket ve bölümlerin anlatıldığı sunum”dan öteye geçerek bir on-boarding şekline dönüşmesi, iş hayatına alıştırmayı da kapsamasının sağlanması.
• Yakın zamanda benzer aşamalardan geçmiş ve kuruma bağlığında sorun olmayan çalışanların “buddy” (rehber) olarak belirlenmesi.
• Kurum içerisinde uygulanması gereken kuralları, yapılması beklenenleri net ve açık şekilde anlatan basılı ve elektronik materyallerin hazırlanmış olması.
• İş hayatına geçişi kolaylaştıracak şekilde sosyal kulüplerin oluşturulmasının teşvik edilmesi.

BNP Paribas Cardif’te ‘on-boarding’ 3 ay sürüyor

BNP Paribas Cardif, işe yeni başlayacaklar için oluşturdukları adaptasyon sürecini on-boarding olarak adlandırıyorlar. İlk iş gününden önce başlayan bu süreç 3 ay devam ediyor. Yeni başlayacak çalışan gelmeden önce kendisine ona bir ay boyunca rehberlik edecek bir kişi belirleniyor. Rehber belirlendikten sonra yeni katılacak arkadaşa ilk iş gününden önceki gün hoşgeldin mail’i iletiliyor. 

Bu mail’de genel ofis uygulamaları, iç iletişim portalı gibi pratik bilgilerin yanı sıra rehberi ile de e-mail ortamında buluşması sağlanıyor. 

Yeni çalışanı ilk iş gününde masasında bir hoşgeldin kutusu karşılıyor. Bu kutuda, hoş geldin kitapçığı ile birlikte şirketi tanıtan ve gerekli olan tüm bilgileri ekip arkadaşlarıyla paylaşabileceği küçük sürprizler ve ofis malzemeleri oluyor. İlk ofis günü için bağlı olduğu departmanın tüm üyeleri ile birlikte bir sabah kahvaltısı organize ediliyor. Ardından IK ekibi ve rehberi birlikte şirket içinde mini bir oryantasyon düzenleniyor ve eş zamanlı olarak genel bir duyuru ile tüm şirkete yeni katılan kişi tanıtılıyor.

İlk karşılamanın ardından İK, 1. ve 3. aylarda yaptığı geri bildirim görüşmeleri ile ilk izlenimleri ile sonrasındaki görüşlerini alıyor, gerekli ise destek olunabilecek noktalarda aksiyonlar alıyor.

DeFacto’da hoş geldin maili, badi ve pusula 

DeFacto, aday ile çalışma kararı alır almaz “Hoş Geldin Mail’i” ile birlikte kurum kültürünün tanıtıldığı video tabanlı bir oryantasyon eğitimi ataması yapıyor. Seçme yerleştirme departmanı yeni çalışanın işe başlangıcından önce masası, bilgisayarı, kırtasiye malzemeleri, telefonu gibi ihtiyacı olan tüm malzemeleri hazırlıyor ve kendisine bir rehber atıyor. Rehberlik sistemi ile çalışan ihtiyaç duyacağı bilgileri ve sistemleri deneyimli bir çalışandan öğreniyor ve bu sayede şirkete hızlıca adapte oluyor. İlk gün geldiğinde ise mutluluk departmanı tarafından karşılanıyor ve kendisine bir “Hoş Geldin Paketi” sunuluyor. Kendisine DeFacto’da yaşamı anlatan “Pusula” veriliyor, masasına kadar eşlik ediliyor ve rehberi ile tanıştırılarak süreci başlatılıyor. Eğitim bölümü ise oryantasyon sürecini organize ediyor. İşe alım bölümü de şirkete yeni başlayan çalışanın duyurusunu mailing ile yapıyor. 

Genellikle yeni mezun çalışan ile ilk temas  “Empower” staj programı ile oluyor. Empower programı başlamadan önce İK ekibi, görev alacakları departman yöneticileri ve ekibi ile tanıştırmak için “Hoş Geldin Partisi”ne davet ediyor. Staj döneminde gelişiminden sorumlu olacak ve birebir çalışacağı “Eğitim Koçu” ile staj programının tanıtımı yapılıyor. Aynı gün şirket gezisi organize ediliyor. Yönetici adayı programlarında ise “Hoş Geldin Kahvaltısı” ile karşılama yapılıyor. 

Yıldız Holding’te hoşgeldin yemekleri var

İşe yeni başlayan çalışanlara farklı iş birimleri ve fonksiyonlar tanıtılıyor, üretimden satışa tüm süreçleri yakından deneyimleyebilecekleri bir oryantasyon programı sunuluyor. Programda, fabrika ziyaretleri de oluyor. Çalışanların işe kolaylıkla adapte olmalarını sağlayacak rehberlik sistemi var. Oryantasyon sürecinde rehberler, yeni çalışanlara ilk öğle yemeğinin birlikte yenilmesi, yaşam alanlarının kullanımı, servis kullanımı gibi temel konularda da destek veriyor. Ülker ürünlerinden oluşan hediye paketleri, çalışanları yeni masalarında bekliyor. Bunun yanı sıra, ekip içi hoş geldin yemekleri düzenleniyor. 

Yıldız Holding İK Strateji ve Sistem Geliştirme Grup Direktörü İdil Şeker işe yeni başlayacaklara şu tavsiyelerde bulunuyor: “İlk iş günü farklı bir deneyim. Yeni ortam, ilişkiler… öncelikle kendilerini bu farklı deneyime zihinlerinde hazırlamalılar. Şirketi daha iyi tanımak ve anlamak için kendileri için yeni olan her konuda soru sormaktan çekinmemeliler. Görevlerinin içeriğini, anlamını ve kapsamını doğru analiz etmeleri, atacakları adımların daha sağlam ve sürekli olmasına yardımcı olur.”

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Paranın ne kadarından sonrası mutluluk getirmiyor?

para mutluluk getirir mi, para ile mutluluk arasındaki bağ, istanbul'da yaşam

Para ile mutluluğun pozitif bir ilişkisi var. Fakat mutluluğun ilişkide olduğu toplumsal değerler de var. Sizce uzun vadede hangisi daha çok mutluluk getiriyor?

Prof. Murat Şeker: İstanbul’da mutluluk sınırı 8 bin lira

“Ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor”

İstanbul Üniversitesi (İÜ) İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Şeker, ‘Mutluluk Ekonomisi’ üzerine yaptığı son araştırmasında, İstanbul’da 7 bin 500 kişiyle yüz yüze görüşüldüğünü, mutluluk ile gelir arasındaki ilişkinin araştırıldığını açıkladı. Şeker, “İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandına kadar artan gelir mutluluğu artırıyor. Ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor. Hatta daha yüksek gelire sahip olanlarda gelir artmasına karşılık mutluluk düzeyi değişmezken, stres faktörünün de yükseldiği gözleniyor” ifadesini kullandı.

Araştırmaya katılanlara genel olarak mutluluk düzeylerini belirtmeleri istendiğinde yüzde 15’inin mutsuz olduğunu, yüzde 48’inin ne mutlu ne mutsuz olduğunu, kendini mutlu hissedenlerin oranının ise yüzde 37 olduğunu aktaran Şeker, “İstanbul’da mutluluk düzeyi 10 üzerinden yapılan değerlendirmede ortalama değer 5.8 olarak saptandı” diye konuştu.

Prof. Dr. Şeker, uluslararası çalışmalarda sorgulanan günlük deneyimlerin, bu çalışmada da sorgulanarak analiz edildiğini ifade ederek şunları aktardı:

“Buna göre İstanbullular arasında ‘dün kahkaha attım’ diyenler yüzde 43, eğlenenler yüzde 48, kendini mutlu hissedenler ise yüzde 52 oranında temsil edildi. Buna karşılık üzgün olanlar yüzde 41, endişeliler yüzde 40, stresli olanlar ise yüzde 44’te kaldı. Mutluluk ile yaş arasındaki ilişkiye bakıldığında ise yaş azaldıkça mutluluk düzeyinin yükseldiği ortaya çıktı. Özellikle 15-24 yaş arası gençler, 40’lı yaşlardakilerle kıyaslandığında göreceli olarak kendini daha mutlu hissediyor.”

Evli – bekar farkı var

Kadınlarla erkekler arasında mutluluk düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olmadığına dikkati çeken Prof. Dr. Şeker, ancak evli olanların bekarlara göre kendilerini daha mutlu algıladığını söyledi.

Prof. Dr. Şeker, araştırmaya katılanların gelirleri ile mutluluk algısına ve günlük deneyimine ilişkin sorulara verilen yanıtlar birlikte incelendiğinde, gelir artışının bir noktaya kadar mutluluğu artırmada etkili olduğu, ancak devamında gelen gelir artışının mutluluğu artırmakta yeterli olmadığının görüldüğünü söyledi.

Uluslararası literatüre uygun bir şekilde sonuç aldıklarını belirten Prof. Şeker, sözlerine şöyle devam etti:

“İstanbul’da yaşamanın maliyetinden kaynaklanıyor”

“İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandına kadar artan gelir mutluluğu artırıyor, ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor. Hatta daha yüksek gelire sahip olanlarda gelir artmasına karşılık mutluluk düzeyi değişmezken, stres faktörünün de yükseldiği gözlendi. Bu durum İstanbul’da yaşamanın maliyetinden kaynaklanıyor.

İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandı, yaşanabilirlik düzeyini gösteriyor.

Başka bir deyişle aylık gelir 2 bin TL’den 3 bin TL, oradan 5 bin TL’ye ve devamında 7 bin 500-8 bin TL’ye yükseldiğinde bireyin yaşam standardı belli bir seviyeye ulaşıyor. Bu seviyeye ulaşana kadar artan gelir, mutluluğunun da artmasını sağlıyor. Ancak kabul gören belli bir yaşam standardına ulaşıldığında, artan gelir mutluluğu artırmakta yeterli olmuyor. Aile, sağlık gibi diğer faktörlerin önemi daha fazla artıyor. İstanbul’da bu sınır 7 bin 500-8 bin TL bandında gerçekleşiyor.”

Prof. Dr. Şeker, araştırmada bir senaryo sorusu ile göreli zenginlik ile mutlak zenginlik arasındaki ilişkiyi de incelediklerini belirterek, göreli zenginliğin toplum tarafından daha fazla önemsendiğini söyledi.

Bu bağlamda deneklere, iki iş teklifi aldıklarında hangisini seçeceklerinin sorulduğunu belirten Şeker, şunları aktardı: “Bu tekliflerden ilkinde iş yerinde ortalama maaş 10 bin TL iken 8 bin TL teklif ediliyorken, ikinci teklifte ise iş yerinde ortalama maaş 5 bin TL iken 7 bin TL teklifi sunuluyor. Deneklerin yüzde 73’ünün ikinci teklifi, yani mutlak olarak daha az ama göreli olarak yüksek olan teklifi tercih ettiği görülüyor. Dolayısıyla toplumda bireylerin böyle bir iktisadi kararda rasyonel davranmadığı, etrafındaki ortalama gelire göre kendini konumlandırmak istediği ortaya çıkıyor.”

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

yapay zeka ve insan kaynakları, yapay zeka, işe alımda yapay zeka, aı

Yapay zeka artık şirketlerin işe alım süreçlerinde de rol almaya başladı. İnsan kaynakları departmanının yeni çalışanı yapay zeka başvurularınızı değerlendirmek üzere sizleri bekliyor. Peki ya siz robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

Yapay zeka işe alımı nasıl etkileyecek?

Her alanda yapay zeka kavramı tartışılırken elbette işe alım süreçleri içinde en çok konuşulan konuların arasında bu kavramın etkileri var. Peki yapay zeka işe alım için neden önemli? Gelecekte neleri değiştirecek?

Yapay zeka kavramı artık her yerde ve neredeyse her alanda karşımıza çıkıyor. Yapay zeka teknolojisi her geçen gün gelişiyor ve yeni kullanım alanları buluyor. Bilim insanları ve mühendisler insanların hastalıklarına tanı koyabilen yapay zeka doktorlar geliştiriyor. Facebook terörle ilgili olabileceğini düşündüğü içerikleri yapay zeka sayesinde tespit ediyor. Yapay zeka en karmaşık zeka oyunlarını mükemmel şekilde oynayabilmeyi kendi kendine öğrenebiliyor. Hatta resim ve müzik bile yapabiliyor.

İşe alımda yapay zeka çok uzak değil

Yapay zekanın işe alımlarda aktif olarak kullanılmaya başlanması da artık çok uzakta değil. Yapay zeka tabanlı pek çok yazılım bugün bile dev firmalarda işe yapılırken kullanılıyor. Örneğin Avrupa’da büyük bir iletişim merkezi, yedi farklı dilin akıcılığının test edilmesi gereken bir işe alım sürecinde dil uzmanları kullanmak yerine yapay zeka algoritmalarını kullandı. Her aday ile AI uygulaması kullanılarak bir telefon görüşmesi yapıldı. Konuşma sırasında adayların dil akıcılığı ve iletişim becerileri yapay zeka tarafından değerlendirildi. Sonuçlar son derece verimliydi

Hızlı ve isabetli

Firmaların işe alım yaparken beklentileri hemen hemen aynı. Bütün firmalar uzmanları sayesinde açık olan pozisyonlara yetenek, tecrübe ve karakter özellikleri bakımından en uygun adayları yerleştirmek istiyor. Ancak sorun şu ki uzmanlar ne kadar tecrübeli ve yetenekli olurlarsa olsunlar hiçbir zaman mükemmel değiller. Çok fazla veriyi akıllarında tutmak ve bunları kısa sürede işleyerek adayın uygunluğunu değerlendirmek insan işe alımcılar için gerçekten çok zor. Bu da verimsiz sonuçlara neden olabiliyor.

Önyargısı yok

Öte yandan yapay zeka insanların sahip olduğu dezavantajlara sahip değil. Milyonlarca kişilik bir veri bankasına erişimleri olabilir. Bu veriyi kullanarak gelecek vadetmeyen adayları anında eleyebilir ve milyonlarca kişi içinden işe en uygun adayı saniyeler içinde belirleyebilir.

Üstelik hepsi bu da değil. Doğru kriterlerle programlanmış bir yapay zeka insan işe alım uzmanının sahip olduğu önyargılara da sahip olmayacağından birini işe alırken ona sıfır önyargı ile yaklaşabilir. Elbette bu durum suistimale de açık. Eğer yapay zeka belirli bir gruba karşı negatif yaklaşacak şekilde programlanırsa işler değişir. Söz konusu gruptan kimseler daha eleme sürecinin en başında değerlendirme dışı tutulabilir ve yeni tür bir ayrımcılığa maruz kalabilir. Bu nedenle işe alım yazılımlarının suistimal edilmeyecek şekilde kullanılmamalarına ilişkin etik kurallar koyulması da gerekebilir.

Dil ve kültür bariyerlerinden etkilenmiyor

Günümüzde global şirketler pek çok farklı ülke ve kültürden çalışanı bünyesinde barındırıyor. Global şirketlerde işe alım süreçleri bu yüzden çok daha karmaşık hale gelebiliyor. İnsan kaynakları uzmanları da bu karmaşadan ciddi şekilde etkilenebiliyor. Diller farklı kültürler farklı algılar farklı olunca hangi insanın doğru aday olduğunu bulabilecek gerçek bir çıkmaza dönüşüyor. Yapay zeka ise dil, kültür ve algı açmazlarından muaf. Üstelik yeni geliştirilen işe alım yazılımları yani yapay zekalar pek çok farklı dilde üstelik telefonda bile iş görüşmesi yapabiliyor ve son derece isabetli yerleştirmeler yapabiliyor.

Peki AI insan işe alım uzmanlarını tamamen devre dışı mı bırakacak?

Bu sorunun yanıtı elbette hayır. İşe alım kriterleri belirleyecek olanlar, insanlarda neler aradıklarını bildirenler yine insan uzmanlar olacak.

Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Tarihin ilk hackerıyla tanışmak ister misiniz?

mıt, bilgisayar şifresi kıran ilk hacker, allan scherr

Bilgisayar çağı boyunca birçok şifreleme yöntemi geliştirildi ve kırıldı. Peki bu şifreler hayatımıza ne zaman girdi? İşte bir bilgisayarın şifresini kıran ilk insan Allan Scherr ve hikayesi…

Allan Scherr: Bilgisayar şifresi kıran ilk hacker

1962 yılında ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilim insanları bilgisayarların güvenliği için yeni bir sistem geliştirdi: Şifre.

Zaman paylaşımlı işletim sistemini (CTSS) kullanan MIT’li araştırmacılar, o dönem bilgisayarları paylaşmak zorundaydı ve kullanım süreleri kısıtlıydı.

Farklı kullanıcıların dünyanın farklı yerlerinden ve bir telefon ağı aracılığıyla girdiği sistemi sömürenler de yok değildi.

Nihayetinde her çalışana sisteme erişmesi için kişisel bir şifre verilmesine karar verildi.

Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojileri için güvenlik olmazsa olmaz. 1960’lı yıllarda ise şifre kavramı bilgisayar dünyası için çok yeniydi.

Tüm şifrelere giden dosya

Bilgisayar bilimci Fernando Corbató’nun geliştirdiği bu sistemle bilgisayara girenler, kendilerine ayrılan süre bittiğinde sisteme yeniden giriş yapamıyordu.

Ancak her güvenlik sistemi gibi bunu da istismar edecek biri çıktı: MIT’de yüksek lisans eğitimini sürdüren genç bilgisayar bilimci Allan Scherr.

Scherr, yüksek lisans tezi için bu sistemin performansını ölçmeliydi. Ancak toplamda sadece 10 saati vardı:

“Bu sistemdeki farklı değişkenleri ölçebilmem için özel erişim iznim vardı. Yaklaşık 30 simulasyon hazırlamalıydım ama bana ayrılan süre çok azdı. Daha çok süre istedim ve reddettiler. Ben de bana ayrılan süreyi sıfıra indirmenin yolunu buldum.”

Scherr önce tüm şifrelerin toplandığı ‘Gizli kullanıcı şifreleri’ isimli dosyayı buldu. Dosya isminde ‘gizli’ kelimesi özellikle tersten yazılmıştı.

Kimsenin haberi bile olmadan bu dosyayı yazdırmanın bir yolunu bulan Scherr, sistemde kullanılan tüm kişisel şifrelerin bir kopyasına sahip oldu.

“Artık sisteme istediğim zaman ve sürede girebiliyordum” diyen Scherr, arkasını kollaması için bir de suç arkadaşı buldu.

Programın finansal yöneticisine sus payı olarak şifrelerin listesini el altından vermeyi teklif etti, o da kabul etti.

Scherr patronlarından bazılarının sistemlerini hacklemekle kalmayıp, arkasında onlarla dalga geçen mesajlar bırakıyordu.

‘Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum’

1960’lu yıllardan sonra şifre kullanımı günlük hayatın bir parçası olmaya başladı.

Hava limanlarında da yolcu bilgilerine erişim için şifreler kullanılmaya başlandı. 1970’li yıllarda artık banka müşterileri hesap bilgilerine bu sistemle ulaşıyordu.

1980’lere gelindiğinde şifre gerektiren paylaşımlı bilgisayarların kullanımı yaygınlaştı.

Şifre, ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçlarımızdan biri haline geldi.

Scherr’e göre, bir gün uyanıp da kendi yaşamımıza erişimimizin engellendiğini öğreneceğimiz yakın:

“Bence şimdiden bunu yaşıyoruz. Telefona pin kodunu birkaç kez yanlış giriyoruz, telefon devre dışı kalıyor.”

MIT’yi bitirdikten sonra 30 yıla yakın IBM teknoloji şirketinde çalışan Scherr, IBM’in yazılım sistemi ve uygulama ve mini bilgisayarlarla iletişim ağını geliştiren kişiydi.

Peki bilgisayar endüstrisinin ilk hackerlarından Scherr, başkalarının onun şifresini kırmasını nasıl engelliyor?

‘Kırılamaz şifre’nin formülü ne olabilir?

Sherr’in yanıtı şaşırtıcı:

“Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum.

“Ezberlediğim uzun ve karmaşık tek bir şifre var, tüm şifrelerimi yöneten bir uygulamaya girmemi sağlıyor.”

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND