Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İşyeri efsanelerini unutun gitsin!

İşyerlerinde tanık olduğumuz aksaklıklar konusunda neredeyse hepimizin aklında, “efsane” çözümler vardır. Oysa, insanların efsaneleştirdiği birçok çözüm sanıldığı kadar yararlı değil… İşyerleri için ortaya atılan pek çok öneri, aslında gerçekliği olmayan efsanelerden ibaret…

kişisel gelişim

İşyerlerinde tanık olduğumuz aksaklıklar konusunda neredeyse hepimizin aklında, “efsane” çözümler vardır. Oysa, insanların efsaneleştirdiği birçok çözüm sanıldığı kadar yararlı değil… İşyerleri için ortaya atılan pek çok öneri, aslında gerçekliği olmayan efsanelerden ibaret…

İş yeri Efsaneleri

Bir iş yerinde,  en yüksek verimi almak için ne yapılması gerektiği sorulsa pek çoğumuz,  çalışanların mutlu olduğu, birbirleriyle uyum içinde çalıştıkları, huzur dolu; çatışmaların olmadığı bir ortam yaratılması gerektiğini söyleriz.

İş yerlerinde tanık olduğumuz aksaklıklar konusunda neredeyse hepimizin aklında, “efsane” çözümler vardır. Bu çözümlerin çoğu da, başarılı global şirketlerden öğrendiğimiz çözümlerdir. Bu çözümlerin kendi çalıştığımız şirketlerde de hayata geçmesini isteriz.

Oysa psikolog Ron Friedman,  insanların efsaneleştirdiği birçok çözümün, pek de yararlı olmadığını ileri sürer. İşyerleri için ortaya atılan pek çok önerinin, gerçekliği olmayan efsanelerden ibaret olduğunu iddia eder:

1.Rahat bir iş ortamının başarı getireceği, bir efsanedir.

Son yıllarda pozitif psikoloji akımı, mutluluğun bir seçim olduğunu ve hangi koşullarda yaşarsa yaşasın, mutlu olmayı seçen insanların çok daha başarılı olduklarını bilimsel olarak kanıtladı. 

Şirket yönetimleri de bu düşünceden hareketle, işyerlerindeki mutluluğu artırmanın yollarını aramaya başladılar. Çalışanlar ne kadar mutlu olurlarsa, yapılan işin de o kadar verimli olacağını ve başarılı sonuçlar alınacağını varsaydılar.

İş yerlerindeki iklimin elbette olumlu olması gerekir ama bir iş yerinde olumlu havanın hakim olmasıyla, sürekli bir mutluluk havasının esmesi arasında fark vardır. İş yeri gibi, disiplinli çalışma isteyen, hedeflere ulaşmak için herkesin kendisinden bekleneni hatta fazlasını yapması gereken ortamlarda, insanların mutluluk içinde kendilerini rahat bırakmaları, faydadan çok zarar getirir.

İnsanların çok rahat olmalarını sağlayacak ortamlar, onların aynı zamanda dikkatlerinin de azalmasına, yaptıkları işe yoğunlaşma güçlüğü çekmelerine  neden olur. İş ortamında sürekli bir mutluluk hali yerine, insanların üzerlerine düşeni yapmadıkları zaman mahcubiyet duyacakları bir ortam, iş yerinin başarılı sonuçlar alması bakımından daha doğrudur. Makul ölçüde bir gerginliğin olması, verimliliği artırır. Kimi zaman kızgınlık, öfke gibi olumsuz duyguların yaşanması da sağlıklıdır. Hiçbir gerginliğin olmadığı, sürekli bir rahatlık halinin hakim olduğu iş yerleri, başarılı sonuçlar alamaz.

Nasıl sürekli olumsuzluğun ve kızgınlığın hâkim olduğu ortamlar insanın çalışma isteğini ve verimini azaltırsa, bunun tam tersi fazla rahat ortamlar da dikkati toplamayı güçleştirir ve verimsizlik yaratır.

Hayatın her alanında olduğu gibi iş yerlerinde de bir dengenin olması gerekir. İdeal bir iş yerinde genel havanın olumlu olması gerekir ama yüksek standartlara ulaşma gayretinin -makul ölçüdeki- gerginliğini de her çalışanın yaşaması gerekir.

2.Çatışmaların organizasyonlara zarar verdiği, bir efsanedir.

Çatışmalar her zaman olumsuz değildir. Aksine bir işyerinde, insanların farklı görüşlerde olmaları çok yararlıdır. Bir karar alırken, farklı bakış açılarını, farklı düşünce tarzlarını, farklı görüşleri özellikle aramak gerekir. Arzu edilen, herkesin hemfikir olması değil,  birbirleriyle yarışan fikir ve önerilerden bir tanesini seçmektir.

Fikir ayrılıkları olduğunda, insanlar kendi fikirleri ve karşı tarafın önerileri üzerinde daha dikkatli oldukları için, bir konu hakkında ne kadar değişik görüş rekabet ederse, şirket o kadar isabetli karar alır.

Bir konuda herkes aynı görüşteyse, hiç farklı düşüncede olan insanlar yoksa, muhtemelen o konuda zihinler engellenmiş ve “grup düşüncesi” hakim olmuş demektir. “Grup düşüncesi”,  kurumlarda ve şirketlerdeki birçok yanlış kararın altında yatan tehlikeli bir oluşumdur. Büyük şirketlerin, aldıkları yanlış kararların ve uğradıkları büyük zararların kökeninde çoğu zaman “grup düşüncesi” vardır.

Şirketlerde sağlıksız olan, farklı görüşlerin çatışması değil, kişilik çatışmasıdır. Kişilik çatışmaları, insanların ruh hallerini son derece olumsuz etkiler, çalışma isteklerini azaltır ve verimlerini düşürür. Kişilik çatışmaları, şirketlerin iklimini zehirler. Bu nedenle şirket yönetiminin, her ne pahasına olursa olsun, kişilik çatışmalarını engellemesi gerekir.

3.Hatasız olmanın başarı getirdiği, bir efsanedir.

Hatasız olmak başarı ve mutluluğun yolunu açmaz. Hatasız olmak mümkün olmadığı gibi gerekli de değildir. Aksine hata yapmak, hatalarını kabul edip, paylaşmak ve bu hatalardan başkalarının da ders almalarını sağlamak, çok sağlıklıdır. Çocuklar da, yetişkinler de, şirketler de hata yaparak öğrenirler. Hiç hata yapmayanlar, hiç risk almamış olanlardır. Hiç risk almayan, hiç ilerleme kaydetmez.

Yaratıcı düşünce ve inovasyon, hata yapma cesareti olan ve yaptığı hatalardan öğrenen organizasyonlarda hayat bulur. Bugün pek çok organizasyon, insanların üzerine öyle korku salar ki bu korku, insanların yaratıcılıklarını köreltip, yenilik yapma iştahlarını tamamen ortadan kaldırır. Korkunun hakim olduğu ortamlarda hata yapanlar, ceza görmemek için, hatalarını bir sır gibi saklarlar. Hatalar saklandıkça da başkaları aynı hataları yapmaya ve saklamaya devam eder. Oysa doğrusu, bir organizasyonun hatalardan ders alarak ilerlemesini sağlayacak bir iklim yaratmaktır. Çalışanların hatalarını gizleyeceği “mükemmelliyetçi” ortamlar yerine, her tür hatanın tartışıldığı ve herkesin yapılan hatalardan ders aldığı ortamlar çok daha sağlıklı, verimli ve başarılı olur.

4.Çalışanların birbirlerine benzediği şirketlerin daha başarılı olacakları, bir efsanedir.

Şirketler insanları sadece bilgileri, deneyimleri ve yeteneklerine göre işe almazlar. Yeni katılacak insanların, şirketin kültürüne de uyumlu olmalarını isterler. İş dünyasında yaygın olan bu uygulama, çalışma ortamlarının ahenkli olmasını sağlar. Aynı kültüre, aynı değerlere sahip insanlar, bir araya gelince çok huzurlu bir çalışma ortamı yaratırlar.

Eğer yapılan iş, kendini tekrar eden ve yaratıcılık istemeyen bir iş ise, bu çok yararlı bir uygulamadır; ama eğer iş yaratıcılık isteyen bir iş ise, bu uygulama hiç de arzu edilen sonuçlar doğurmaz. Hiç kimsenin diğerinden farklı düşünmediği organizasyonlar, sanal bir rahatlık ve güven hissi yaratırlar. Böyle ortamlarda yaratıcı ve yenilikçi düşünceler gelişmez. Aynı kültürden gelen insanlar, aynı önyargılara, aynı düşünce kalıplarına sahip olurlar; bir süre sonra kendileri gibi olmayanları dışlarlar, bu durum organizasyonunu içine kapatır; dünyadan soyutlar.

Pek çok araştırma, farklı kökenlerden gelen, birbirlerinden farklı düşünen insanların birlikte çalıştığı şirketlerin daha yaratıcı olduklarını kanıtlar. İnovasyon, aynı görüşteki insanların uyumu sonucu değil, farklı görüşteki insanların bir arada çalışması sayesinde gerçekleşir.

5. Çalışma ortamların eğlenceli olması gerektiği, bir efsanedir.

Çalışanlarına eğlenceli imkanlar sunan yeni nesil şirketler, başka sektörlerde iş yapan şirketlerin aklını karıştırıyor. Twitter ve Google’ın yaptıklarını örnek alıp, bazı şirketlerin kendi iş ortamlarını, onlarınkine benzetmeye çalışmaları yersiz bir girişimdir. Bazı yeni nesil şirketler, çalışanlarını mümkün olduğu kadar iş yerlerinde tutmak amacıyla, şirketlerini eğlenceli bir yer haline getiriyorlar. Günler hatta aylar boyunca, neredeyse hiç iş yerlerinden çıkmadan çalışan insanlar için tasarlanmış iş ortamlarını örnek alıp, bunların benzerlerini kendi ortamlarına uygulamak isteyen şirketlerin, bu niyetlerini bir kere daha sorgulamaları gerekir.

Bir avuç şirketin özel durumu için geçerli olan bu tür uygulamalar, bütün şirketler için geçerli olamaz. Zaten normal koşullar altında bir çalışan, eğlenmek için iş yerini değil, gerçekten eğleneceği ortamları tercih eder. Olağanüstü bir durum yokken, çalışanlara eğlence parkı gibi bir iş ortamı sunmaya çalışmak yersiz ve gereksizdir.

Çalışanların ihtiyaç duydukları, öncelikle insani koşullar altında çalışmak ve kendilerine değer verildiğini hissetmektir. İş yerinde , bazı küçük “lüksler”, işe keyif katar ve motive edici olur ama bu durumu abartmaya gerek yoktur.

Çalışanların başarılı sonuçlar elde etmelerini sağlamak için iyi insani ilişkilere ihtiyaçları vardır. Çalışanlar, işe yaradıklarını hissettikleri, yaptıkları işin sonuçlarını gördükleri ve işlerinde anlam buldukları zaman başarılı olurlar. 

Hiç kuşkusuz,  hayat daha hızlı akıyor ve rekabet her geçen gün daha da  sertleşiyor. Bunun sonucu olarak herkesin hem daha çok hem de daha verimli çalışması gerekiyor. Bu nedenle hayatımızın çok önemli bir bölümünü geçirdiğimiz işyerlerini iyileştirmek istemekte son derece haklıyız.

Ama son yıllarda bu konuda ortaya atılan öneriler, çoğu insanın aklını karıştırmış durumda. Birkaç teknoloji şirketinin yaptıklarını, hiç sorgulamadan alıp kendi şirketlerimizde uygulamak, arzu edilen sonuçları doğurmaz.

Yeni nesil şirketlerin hayata geçirdiği uygulamalardan ilham almalıyız ama işyerlerinde iyileştirme yaparken, kendi sektörümüzün ve insan kaynaklarımızın da gerçeklerini dikkate almalıyız.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

İyi bir yönetici misiniz?

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

Sizce bir yöneticinin sahip olması gereken özellikler nelerdir? Herkes yönetici olabilir mi? İyi bir yönetici olmak için nelere dikkat etmek gerekir? İşte yanıtı…

Tüm yöneticilerin sahip olması gereken altı özellik

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

Bir kişinin ya da bin kişilik bir ekibin yöneticisi olabilirsiniz. Toastmasters International’dan Christina Hession’a göre yönetici olarak kaç kişiyle birlikte çalıştığınızın pek önemi yok. Ne kadar büyük ya da ne kadar küçük bir kitlenin yöneticisi olursanız olun, her yöneticide olması gereken altı ortak özelliği barındırmanız gerekiyor.

Çalışma ortamında huzuru sağlayıp, mutluluğu ve verimliliği artırmak iyi bir yöneticinin görevleri arasında bulunuyor. İyi bir yönetici olabilmek için ise bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. Yöneticilerin sahip olması gereken altı beceri ile çalışanların gözünde iyi bir izlenim bırakabilirsiniz.

Eleştirel düşünce yapısına sahip misiniz?

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

Eleştirel düşünceye sahip olan biri karar vermeden önce bilgiden emin olur, bu süreçte analiz yapar ve doğru sonuca ulaşmak için mantığını kullanır. İyi bir yönetici de bu düşünce yapısına sahip olmalı ve iş yerinde yaşanan her türlü şeyden haberdar olup erken karar vermek yerine soru sorarak, farklı fikirleri değerlendirip tüm seçenekleri önüne koyarak konu hakkında değerlendirme yapmalı.

Çalışanlarınızı dinliyor musunuz?

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

Yöneticilerin çalışanları tarafından ulaşılabilir olması ve onların sorunlarını, projelerini birebir dinlemeleri, daha fazla bilgiye ulaşmak açısından faydalı bir durum. Çalışanlarını dinleyen bir yönetici, aynı zamanda çalışanlarına fikir vererek onları yaratıcılığa yönlendirir ve sorunları çözümlemek adına yardımcı olur.

Zamanınızı doğru şekilde yönetebiliyor musunuz?

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

Zamanı planlı bir şekilde parçalara bölmek, görev ve projeleri verimli bir şekilde ortaya koymak demek. Bu sebepten dolayı yöneticiler, uzun ve kısa vadeli hedeflerini belirlemeli, günlük iş listeleri oluşturmalı ve bu listede önceliği olan konulara ağırlık vermeli. Tüm bunların yanı sıra, beklenmedik bir anda ortaya çıkabilecek işler için bu zaman planlaması için de boş zaman bırakmalı.

Yeterli geri bildirim veriyor musunuz?

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

Ekip üyeleri kendilerini geliştirebilmek için yaptıkları işlerde ne derece iyi olduklarını ya da olmadıklarını öğrenmek ister. İş hayatındaki en önemli unsurlardan bir tanesi de yöneticilerin kendi ekiplerine bu konu hakkında bilgi aktarması. Yöneticiler ekiplerin motivasyonlarını ve performansını artırmak için kesinlikle geri bildirim vermeli.

Hedefleri önceden planlıyor musunuz?

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

Yöneticiler planlı olmalı. Bu kısımda öncelikli olarak hedefleri belirlemek, hedefe ulaşma yolunda yaşanabilecek engelleri öngörmek ve bunları aşmak için gereken planlamaları yapmak bir yöneticinin yapması gereken en önemli görevlerden biri.

Çalışanların motivasyonuna katkıda bulunuyor musunuz?

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

İyi bir yönetici, ekip üyelerine yakın olmalı ve onların kendilerini iyi hissettiği ortamlara dahil olarak onları motive etmeli.

İyi bir mentor musunuz?

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

Her yönetici, çalışanı için bir mentor olabilmeli. Bir mentor kimin ne kadar tecrübeli olduğunu anlar ve ona göre kişiye rehberlik eder. Yöneticiler de kişilerin sahip olduğu potansiyelleri fark edip onları başarılı bir şekilde yönlendirmeli ve bir rol model olarak akıl hocalığı yapmalı.

Yazar: İrem Ceylan
Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Ebeveynlerin çocukların ekran süresi konusunda çelişkileri

uzaktan eğitim, Manşet, ekran süresi, çocuk ve ekran

Ebeveynler düne kadar çocuklarının ekran süresi sınırlamalar koyarken pandemi dönemiyle birlikte ekranın karşısına oturmak için stratejiler geliştiriyor. Ekran çocuk ilişkisinde denge nasıl olmalıdır?

Tüm kurallar yalan oldu! Anne babaların pandemide ekranla imtihanı…

Çocukların ekran başında geçirdikleri süre, ebeveynler için endişe verici bir konu. Evde krize mahal vermeden sağlıklı süreleri yakalamak isteyen ebeveynler, pandemi sürecinde online dersler nedeniyle çocuklarını kendi rızalarıyla ekran başına oturtuyor. Peki ebeveynler ortaya çıkan bu çelişki içinde sağlıklı çözümü nasıl bulacak? İşte detaylar…

Modern ebeveynlerin en önemli problemlerinin başında, muazzam bir teknolojik patlamanın yaşandığı ve sokak kültürünün giderek azaldığı dijital çağda, çocuklarını sağlıklı ve aktif bireyler olarak yetiştirmek geliyor. Bu problemi körükleyen pandemi süreci, ebeveynlerin stresini de ikiye katlamış durumda.

Bu stresin ve psikolojik mücadelenin önemli konu başlıklarından birisi de çocukların ekran başında geçirdikleri süre! “Vaktin doldu çocuğum bırakır mısın tabletini… Melisa bırak lütfen annecim… MELİSA DEDİM” sürecini yaşayan her ebeveyn bir paradoksun içinden geçiyor. Pandemi nedeniyle okullar eve taşındı, geri dönüşün hesapları yapılıyor ancak geride kalan dönemde yeni bir sorun ortaya çıktı ve bu ülkemize has bir olay da değil.

OKUL DA EKRANIN İÇİNE GİRDİ

‘Çocuğuma tabii ki tablet vermeyeceğim’ ile ‘Al şu telefonu, tableti al da azıcık nefes alayım’ iç sesleri arasında sürüklenen modern ailelerin; genelde biraz ekran, biraz oyun hamuru, biraz Youtube, biraz boyama gibi bir denge sağladığını görüyorduk. Ebeveynler, söz konusu dengeyi aslında çocuklarının okulda geçirdiği çevrimdışı saatlere güvenerek kurmuştu. Ancak pandemide okul da ekranın içine giriverdi!

Ekranla -aslında açmak gerekirse- televizyon, bilgisayar ve tablet ve telefonla iç içe bu kadar vakit geçirmenin zararını çocuklarına anlatmaya ve kurallar koymaya çalışan aileler şimdi bile isteye çocuklarını ekran başına oturtuyor.

MİYOP BİR NESİL Mİ GELİYOR?

Ailelerin kaygısının da bilimsel bir karşılığı mevcut. The Guardian’da Ağustos 2020’de çıkan bir makaleye göre dijital alet kullanıcılarının yüzde 90’ı dijital göz yorgunluğu yaşıyor. Görüşüne başvurulan OPSM (Optik Reçeteli Gözlük Üreticileri) Profesyonel Hizmetler Müdürü Elizabeth Kodari, “Bilgisayar başında gözümüzü daha az kırpıyoruz ve bu göz kuruluğuna yol açıyor” ifadelerini kullanırken ekrana yakın bakmanın da miyopluk oluşumundaki etkenlerden biri olabileceğini söylüyor.

Makaleye başlık olan “Miyop çocuklardan oluşan bir nesil mi yetiştiriyoruz” sorusu elbette başlık için seçilmiş çarpıcı bir ifade ancak Avustralya’da 2000 ile 2020 arasında miyop sayısının yaklaşık iki katına çıktığı da bir gerçek.

AİLELER KAYGILI

ADHD (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) üzerine içerikler üreten ADDitude adlı internet portalı göz bozukluğu tehlikesinin yanı sıra girizgahta bahsettiğimiz çelişkiye de vurgu yapıyor. Toplam 3 bin 500 ADDitude okuyucusunun katıldığı ankete göre ebeveynlerin yüzde 47.93’ü ekran sürelerinin inanılmaz boyutları ulaşmış olmasından ötürü yoğun bir biçimde endişe duyuyor. Ebeveynlerin başka büyük bir kısmı ise eğitim dışı ekran sürelerinin de online dersler nedeniyle çocukların günlük yaşamına daha fazla girmiş olmasından endişe duyuyor.

Ortadaki durumun bıçak sırtı olduğu aşikar. En az ilgi duyan çocuk bile bilgisayar başında veya televizyon karşısında derslerini takip ederek bu duruma maruz kaldı. Ancak bu süreçte oluşabilecek ve karşılaşılan sorunlar ile ebeveynlerin bunları önlemek, azaltmak ve çözmek için yapabilecekleri de belli.

Olası sağlık sorunları:

  • Göz yorgunluğu: Konsantrasyon içinde ekrana uzun süre bakmak ve ekran ışığının doğru ayarlanmaması göz yorgunluğuna sebep olabiliyor.
  • Bulanık görme: Aynı uzaklığa uzun süre bakmak gözün odaklanma merkezinin kısa süreli bir spazmla kilitlenmesine neden olabiliyor. Bu da ekrandan başın kaldırılmasıyla uzak nesnelerin bulanık görünmesine neden oluyor. Bu durumun ileride miyopa neden olabileceği de öne sürülmekte.
  • Göz kuruluğu: Çalışmalar, insanların dijital bir ekrana uzun süre odaklandıklarında daha az göz kırptıklarını ortaya koyuyor. Bu da göz kuruluğuna sebep olmakta.

Ebeveynler ne yapmalı:

  • Ekran süresini kontrol altında tutmak: Amerikan Pediatri Akademisi, pandemide ekran sürelerinin artacağını kabul ederek yine de gerçek dünya ve dijital dünya arasında bir denge bulunmasını tavsiye ediyor.
  • Düzenli uyku
  • Egzersiz
  • Sık molalar: Her saat başı en az 10 dakika ekrandan uzak kalınması gerektiği tavsiye ediliyor.
  • Göz kırpmayı hatırlatmak
  • Ekranın konumu
  • Işığın önemi: Monitöre veya ekrana direkt ışık vurmamasını sağlayarak ve bununla ekran aydınlığını düşürerek yorgunluğu azaltmak mümkün.

‘YAKLAŞIMIMIZDA HER ŞEY DEĞİŞTİ’

Konuyla ilgili annelerin görüşüne de başvurduk. Deniz Aktaşoğlu Kutlar’a ilkokul 4. sınıfa giden oğlu Yağız ile evde yaşadıkları durumu sorduğumuzda “Pandemi süreciyle, yaklaşımımızda her şey değişti” yanıtını aldık.

“Daha önce ‘Süren bitti oğlum’ diyor bir şekilde ekran başında geçirdiği süreyi kontrol altında tutuyorduk ama şimdi öğretmenleriyle yüz yüze de olsa ekran karşısına oturtuyoruz” diyen Kutlar, ekran süresini sağlıklı bir seviyede tutmak için çabaladıklarını da aktardı: “Ders saatleri belli zaten. Belirli saatlerde ders alıyorlar. Derslerinin ardından bir veya iki saat ekrandan uzak tutarak ara verdiriyoruz, sonra EBA üzerindeki ödevlerini yapıyor. Elbette oyun oynamak da istiyor tekrar dinlendikten sonra artık oyun oynamasına izin veriyoruz.”

İlkokul çağındaki çocuklar ve ebeveynleriyle çalışan bir Psikolojik Danışman olan Zeren Çağla Şara, akranlarıyla teması azalan çocuklarla baş başa kalma sürecinin ebeveynler için efor gerektiren bir süreç doğurduğunu ve ortada iyi bir plan yoksa anne-babaların işlerinin çok güçleşeceğini vurguladı.

‘ESNEKLİK ŞART ANCAK…’

“Çocukların ekrana fazlaca maruz kaldıkları bir gerçek ancak çocukların arkadaşlarına ulaşmaları için de bu dönemde ekrana ihtiyaçları var” diyen Şara, plan gereksiniminin altını çiziyor:

“Biz her ailenin normalden biraz daha esnek olmasını bekliyoruz. Bu, elbette çocuğu tamamen özgür bırakmak anlamına gelmeyecek. Lakin velilere ‘Yeni bir planlama yapılabilir’ diyoruz, normalden biraz daha fazla süre tanımak gerekiyor.

Planlamanın önemli noktalarından olan ekran kullanımında örneğin izin bir saat ise bunu tek seferde kullanmak yerine 4 kez 15’er dakika veya 3 kez 20’şer dakika gibi bölerek kullanması daha doğru bir uygulama. Bu çocuğun fiziksel sağlığının yanı sıra duygu durumu için de önemli. Duygu durumu demişken velinin de duygu durumu önemli. Çalışma saati kavramının ekseriyetle özel sektörde kalmadığı ve evden çalışmanın arttığı bir ortamda ebeveynin de iş yükü arttı.”ʻʻPlanlama çocuğun fiziksel sağlığının yanı sıra duygu durumu için de önemli. Duygu durumu demişken velinin de duygu durumu önemli.Psikolojik Danışman Zeren Çağla Şara

Şara, “Çocuğun gündüz saatlerinde anne ve babayı sürekli evde görmesi ancak tatil günlerindeki gibi bir iletişim kuramaması durumunu çocuğa açıklamak gerekiyor. ‘Annem yanımda ama benimle ilgilenmiyor” düşüncesinin oluşmaması için çocuğun ‘Annem kapının ardında ama toplantıda’ bilgisini ve anne-babanın oyun oynamak için değil iş için ekran başında olduğu bilgisini çocuğa aktarmak gerekiyor” diye konuştu.

EBEVEYN EKRAN KULLANIRKEN MODEL OLMALI

“Ebeveynin de kendine ait zamana ihtiyacı var. Herkesin dinlenmeye ihtiyacı var ancak ne koşulda olursa olsun yaş grubuna göre çocuğunu duygusal ihtiyaçlarına da cevap bulmak ebeveynin görevi. ‘Kaliteli zaman’ deriz ya sıklıkla; burada da kaliteli zaman önemli. Nicelik değil nitelik önemli. Toplantı arasında, molada, öğle yemeği arasında 15 dakika aktif oyun oynamak veya konuşmak yani zaman ayırmak oldukça önemli” diyen Şara ekran kullanımı konusunda ebeveynin model olması gerektiğini de vurguluyor.

Burada ciddi bir ‘plan’ vurgusu var. Çocuk için doğru ortam, doğru aktivite sağlandıktan sonra ‘çocuğumu ekrandan nasıl kopartacağım’ sorusu korkutucu olmaktan çıkıyor.

‘KURALLAR ÇOCUKLA BİRLİKTE KOYULMALI’

Konunun paydaşlarından biri olan öğretmenlere de söz vermek lazım. Sınıf Öğretmeni Kardelen Özdemir, verimlilik noktasında tespitlerini sunarken “Çalışan ailelerde çocukların odaklanma süreleri, ekran başında odaklandıkları farklı araç gereçlerle maalesef azaldı” dedi.

“Kuralları çocuklarla birlikte koymak gerekir. Birlikte konulan kurallara çocuk çok daha fazla uyum sağlıyor.” Fotoğraf: Shutterstock

“Her çocuk kendi öğrenme hızında olduğu için ailesi ile olan ve konfor alanında olan bazı çocuklarda performans artışı gözlemledim” diyen Özdemir, destekçi ebeveynlerin etkisinin de altını çizdi. Ebeveynlerin evde doğru şartları oluşturmasıyla ekran sürelerinin de kontrol altına alınabilecek bir durum olduğunu vurgulayan Özdemir, “Ekran kullanımı için bir çember çizerken ve kurallar koyarken, bu kuralları çocuklarla birlikte koymak gerekir. Birlikte konulan kurallara çocuk çok daha fazla uyum sağlıyor. Ekran kullanımını azaltmak adına kutu oyunları, aile ve arkadaş sohbetlerini önerebiliriz” diye konuştu.

‘ANNE BABA ZOOM’DAN ÇIKIP DİZİYE GEÇMEMELİ’

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi’nde görev yapan Klinik Psikolog Cansu İvecen, “Öncelikle çocuklar yaş grubu itibarıyla rutine ihtiyaç duymaktadırlar” diyor ve ekliyor: “Pandemi ile beraber çocuklarımızın bozulan rutinlerinde tatil döneminde telefon kullanımının sıklığının artması, tablet ile geçirilen zamanın fazlalaşması gibi bilişsel gelişimini olumsuz yönde etkileyecek yeni ve bir takım farklı alışkanlıklar oluşturmuş olabilirler. Bu sebeple kimi çocuk online eğitim sürecine adapte olmakta zorlanabilir ve odaklanmakta güçlük yaşayabilir.”ʻʻOkul süreci ile beraber yüz yüze eğitim sürecinde olduğu gibi ev içerisinde bu kullanımların süresi ve sınırlandırmanın devamlılığının sağlanması gerekmektedirKlinik Psikolog Cansu İvecen

Evde ailece yapılacak olan aktiviteler ile zaman doldurulabilir, aileler, çocuklarıyla birlikte ekrandan uzak kalabilir. Özellikle beyaz yakalı ve mesaisini evde yapan genç anne-babalar, Meet veya Zoom’dan çıkıp dizi-film platformlarına geçiş yapmak yerine ekrandan bir süre uzak kalabilirler.

Kaynak: Sözcü Gazetesi
Yazar: Metin AKTAŞOĞLU

Okumaya devam et

MAKALE

Geleceğin dünyası bilgi üretme kapasitesi olanların olacak

steve jobs, Manşet, geleceğin dünyası, edison, bilgi üretmek

Zeka ve yetenek yetmez, yenilik ve değişim yaratabilecek fikirlerimiz olmalı!

Bilgi üretme kapasiteniz neyse geleceğin dünyasında da “o” sunuz, tartışmasız!

İnsanın yaratıcılığının sınırları yok. Hangi yaşta olursanız olun. Ancak işin özü MERAK, bilinmeyeni merak etme ve araştırma duygusu!

Beraberinde inovatif düşünce yapısı da olmalı: Bunun için araştırma ve merak duygusu yetmez, ciddi bir bilgi birikimi gerekiyor.

İnovatif düşünce, beklenmedik bağlantıları görebilme ve bu bağlantıları geliştirerek bir soruna çözüm bulmaya dönük zihinsel süreçleri kapsar.

Beklenmedik bağlantılar görünür olanlardan çok daha güçlüdür.

“İşte, bu!” dediğimiz türden.

Dr. Govindappa Venkataswamy, hekim

Dr. Govindappa Venkataswamy, milyonlarca gözü kurtaran adam olarak biliniyor. Yaşamını katarakt olarak bildiğimiz göz körlüğünü ortadan kaldırmaya adamış Hintli bir göz hekimi.

O dönemlerde Hindistan’da katarakt inanılmaz boyutlarda bir sorun. Hastaların sağlığına kavuşmaları için ameliyat olmak durumundalar, ancak sağlık sistemi yetersiz; durmaksızın ameliyat yapılsa bile mevcutları halletmek için 100 yıldan fazla zaman gerekiyor.

Dr. Venkataswamy, bir santranç turnuvasını izlerken katarakt sorunu ile sorunun çözümü arasında güçlü bir bağlantı kuruyor. Turnuvada çok sayıda oyuncu, bir santranç ustasına karşı oynuyorlar. Usta, sırayla masaları dolaşıyor, hamlesini yaptıktan sonra hızla bir sonrakine gidiyor.

“İşte, bu!”

Ve Hindistan, katarakt sorunuyla başeder hale geliyor.

Dr. Venkataswamy’ın kurucusu olduğu Aravind Eye Hastanesinde her yıl 200.000’den fazla ameliyat gerçekleştiriliyor. Milyonlarca insana yüksek kaliteli, yüksek hacimli, düşük maliyetli bir hizmet sunum modeli geliştirilmiş. Ve hastaların yüzde 70’i ya çok az ödeme yapıyor ya da hiç ödemiyor.

2006 yılında hayata veda eden Dr. Venkataswamy’nin 100 bin hastayı ameliyat ettiği söyleniyor.

Bu, yüzbinlere birer göz armağan edildiği anlamına gelmiyor mu?

Dr. Govindappa Venkataswamy diyor ki: Zeka ve yetenek yetmez, güzel ve iyi bir şey yapmanın sevinci de olmalı.

Steve Jobs, girişimci

Güzel ve iyi bir şey yapmanın sevincini en çok yaşayanlardan birisi şüphesiz Steve Jobs!

Apple Computer ve Pixar Animation Stüdyolarının CEO’su olarak, Stanford Üniversitesi’nin 2005 yılı mezuniyet töreninde yaptığı olağanüstü çarpıcı konuşmasında diyor ki: “Merakım ve sezgilerimle elde ettiklerimin çoğu paha biçilmez türdendi!”

Biliyorsunuz, Steve Jobs evlat edinilen bir çocuk. Biyolojik anne, üniversite eğitimi sağlanması koşuluyla evlat edinilmesine izin veriyor.

Jobs, 17 yaşına geldiğinde Reed College’da eğitimine başlıyor, ancak okula ödenen ücretin ailesine maliyetinin çok fazla olduğu, bu eğitimin ona değmeyeceği gerekçesi ile ilk 6 ayın sonunda okulu bırakma kararı alıyor.

O sırada Reed College, belki de ülkedeki en iyi “kaligrafi” eğitimi sunmakta. Kampüs boyunca her afiş, her dolap ve çekmecedeki her etiket güzel ve farklı bir tarzla yazılıdır. Jobs bu yazım stillerinden çok etkilenir. Diğer derslerini bırakır ve yalnızca kaligrafi dersi almaya karar verir.

Serif ve sans serif yazı tiplerini, farklı harf kombinasyonları arasındaki boşluğu değiştirmeyi, harika tipografiyi ve onları harika yapan her detayı öğrenir. Öğrendikleri bilimin yakalayamayacağı türden güzel, tarihi ve sanatsal olarak incelikli ve büyüleyicidir.

Sezgileri ve merakı bu kararında tek etken güç, bunların hiçbiri için yaşamında geleceğe dönük herhangi bir pratik uygulama planı yoktur. Ancak 10 yıl sonra, ilk Macintosh bilgisayarı tasarlarken, bu dersteki edinimleri güçlü bağlantılarla geri döner.

“İşte, tam da bu!” dedirten türden.

İşte o kaligrafi dersi Steve Jobs yaratıcılığıyla bugün bizim hayatımızda ve vazgeçilmez: San scrif, Roman Times, Arial, latin vs. Aslında hepsi birer grafik tasarım harikası, grafik tasarım ve yazılı basının da en önemli araçlarının en başında.  

Steve Jobs, yıllar sonra geriye baktığında, merakı ve sezgilerini takip ederek öğrendiklerinin paha biçilmez değerde olduğunu söyler. 

Gerçekten de öyledir!

Edison, mucit

Edison, gelmiş geçmiş en büyük mucit olarak liste başıdır, tartışmasız.

Onu bu denli üretken yapan zekası mı, bilgisi mi ya da yeteneği mi?

Yanıt elbette hepsi, ama bir eksikle: Olağanüstü inovatif düşünce gücünü de katmak gerek.

Edison, laboratuvarının önündeki gölün kıyısında bir taşın oluşturduğu su dalgalarını izlerken ses dalgalarının da aynı şekilde yayıldığını düşünüyor. Çünkü her ikisi de dalga ve maddesel ortamda yayılmaktadır.

Edison, su dalgaları ile ses dalgarı arasında o beklenmedik bağlantıyı kurar: Su dalgalarında olduğu gibi ses dalgaları da dondurabilirse, sabitlenebilirse, onları da kopyalamak, tekrarlamak ve hatta geriye hareketini sağlamak neden mümkün olmasın?

İşte bu beklenmedik bağlantı önce taş plaklarla başlayan ve sonrasında radyo istasyonları, televizyolar, film stüdyoları ve cep telefonlarına kadar birbirini innovatif anlamda tetikleyen buluşlar dizisine dönüşür.

Edison bir mucit, Jobs bir girişimci ve Dr. Venkataswamy bir hekim; ancak her üçü de bilgi ile donatılmış inovatif yönü çok güçlü tarihi kişilikler.

Onlar bilim insanı değildiler ama kritik bilgiye sahiptiler; merak duygularını ve sezgilerini izleyerek değişim yarattılar ve diğer insanların yaşamlarına dokundular.

Bilgi olmadan olur muydu?

Olmazdı, bilgi temel güç: Merak ve yaratıcılık, bilgi ile sentezlenirse ancak yeni fikirler ve yeni buluşlar ortaya çıkar.

Günümüzde en büyük sermaye bilgiye ve bilgiden bilgi üretebilme yetisine sahip olmak; hem sizin hem de içinde yaşadığınız toplum için. Bilgi üretme kapasiteniz neyse geleceğin dünyasında da “o” sunuz, tartışmasız!


Kaynakça

Yazar: Güneç Kıyak
Kaynak: T24 Haftalık

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND