Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İşten çıkarılmada yasal haklarınızı biliyor musunuz?

Çalışanların bir çoğu işten çıkma/çıkarılma gibi durumlarda yasal haklarının tam olarak ne olduğunu bilmediği için ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabiliyorlar. Peki işten çıkarıldığınızda ne gibi yasal haklara sahip olduğunuzu biliyor musunuz? İşte işten çıkarılma ve çıkma gibi konularda çalışanların yasal hakları…

kişisel gelişim
Çalışanların bir çoğu işten çıkma/çıkarılma gibi durumlarda yasal haklarının tam olarak ne olduğunu bilmediği için ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabiliyorlar. Peki işten çıkarıldığınızda ne gibi yasal haklara sahip olduğunuzu biliyor musunuz? İşte işten çıkarılma ve çıkma gibi konularda çalışanların yasal hakları… 

İşten Çıkma/Çıkarılma Durumunda Haklarınızı Biliyor Musunuz?

Çalışanların birçoğu işten çıkarıldığında veya çıktığında hangi haklara sahip olduğunu bilmiyor. Bu durum da mağduriyete neden oluyor. Haklarını bilmeyen çalışanlar, işverenden ne talep edebileceklerini veya dava açmak için ne kadar süreleri olduğunu bilmediklerinden var olan haklarından da mahrum kalabiliyor.

Kıdem tazminatı alınabilir mi, işe iade davasını kim, ne zamana kadar açabilir, işten çıkarken ibraname imzalanmalı mı imzalanmamalı mı, çalışan ücretlerinin ödenmemesi durumunda ne gibi haklar doğar gibi konular bu süreçte önemli ve çalışanların takip etmesi gereken başlıklar.

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Doç. Dr. Erdem Özdemir ve İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Uzmanı ve Bilirkişisi Av. Cüneyt Alihan Danar, işten çıkma ve çıkarılma konusunda her çalışanın sorması gereken temel sorulara cevap veriyor.

– Kıdem tazminatıyla ilgili nasıl sorunlar yaşanıyor?

Kıdem tazminatıyla ilgili ilk soru, bu tazminatı hak edip etmeme konusu. İşverenin ahlak ve iyi niyet kuralları dışında bir nedenle çalışanı işten çıkarması durumunda kıdem tazminatı ödemesi gerekiyor, 1 yıllık kıdem süresinin doldurulması koşuluyla tabii ki. Bunun dışında çalışanın istifa etmesi kıdem tazminatı almasına engel. Ancak bunun da istisnaları var. Emeklilik, evlilik ve askerlik kıdem tazminatına hak kazandıran nedenler olarak söz konusu olabiliyor.

– Emeklilik konusunda 15 yıl ve 3.600 gün koşulunu doldurarak işten ayrılanların yeniden çalışması mümkün mü?

İşçinin emeklilik konusunda yaş hariç diğer kriterleri yerine getirmesi halinde kendi isteği ile işten ayrılması imkânı tanındı. Buna göre, sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayan işçi, yaş koşulu sebebiyle emeklilik hakkını kazanamamış olsa da, anılan bent gerekçe gösterilmek suretiyle işyerinden ayrılabilecek ve kıdem tazminatına hak kazanabilecek.

– Ücretlerin ödenmemesi durumunda çalışanın hakları neler?

İş sözleşmesinin işçi tarafından haklı nedenle feshedilmesi de kıdem tazminatına hak kazandıran bir neden. Bu konuda en çok işçilik haklarının ödenmemesi ve çalışma koşullarının esaslı şekilde değiştirilmesi sorunları ile karşılaşılıyor. Öncelikle, ücretlerin ödenmemesi, işçi bakımından haklı bir fesih sebebi. Yüksek Mahkemeye göre, işçinin ücretinin kanun veya sözleşme hükümlerine göre ödenmemesi işçiye bu imkânı veriyor ve ücretin hiç ya da bir kısmının ödenmemiş olması bu konuda önem taşımıyor. Yargıtaya göre, ücretin ödenmediğinden söz edebilmek için işçinin yasa ya da sözleşme ile belirlenen ücret ödenme döneminin gelmiş olması ve işçinin bu ücrete hak kazanmış olması gerekiyor.

– Sigorta primleri yatırılmamış ya da gerçek ücreti üzerinden gösterilmemişse, çalışan kıdem tazminatı hakkı kazanabilir mi?

Sigorta primlerinin hiç yatırılmaması, eksik yatırılması veya düşük ücretten yatırılması hallerinde de işçinin haklı fesih olanağına sahip olduğu kabul ediliyor.

– Kıdem tazminatının ödenmediğini, geç ya da taksitler halinde ödendiği durumda çalışanın hakları neler?

Kıdem tazminatının ödenmemesi durumunda, ödenmeyen tutarın işverenden fesih tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faizi ile birlikte tahsili mümkün. Kıdem tazminatının taksitlerle ödenmesini  çalışanın kabul etme zorunluluğu yok. Ancak, böyle bir durumunda son taksit ödeninceye kadar çalışan bu duruma itiraz ederse geç ödenen tazminatının faizini işverenden talep etmesi mümkün.

– Çalışanların işten ayrıldıktan sonra başka bir işyerinde, rakip işyerinde çalışması mümkün mü?

Çalışanın böyle bir yükümlülük altına sokulması ancak yazılı bir sözleşme ile mümkün. Biz buna rekabet yasağı sözleşmesi ya da iş sözleşmesinin içinde ise, rekabet yasağı kaydı diyoruz. İşçiye rekabet yasağı getirebilmek için işçinin bildiği şeyler önem taşıyor. Yoksa işçinin çalışma hakkını kısıtlar biçimde işverenlerin diledikleri gibi sözleşme imzalatmaları hukuken geçerli değil. Rekabet yasağı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin zararına sebep olacak nitelikteyse geçerli. Rekabet yasağı en fazla iki yıl ile sınırlandırıldı. Rekabet yasağının, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içermemesi de gerekiyor.

– İşverenlerin işten ayrılırken çalışana anlaşma önerdiğini görüyoruz. Bunun hukuki altyapısı var mı?

İş güvencesi kurumunun iş hukukuna girişi ile birlikte işverenler bu konuda açılacak davaları önlemek için çözüm arayışına girdi. İşçi ile anlaşarak bu davaların önüne geçilmek istendi ve ikale kavramı canlandırılarak uygulamaya sokuldu. İkale sözleşmenin karşılıklı anlaşma ile sona erdirilmesi anlamına geliyor. Burada işçinin veya işverenin tek taraflı olarak sözleşmeyi feshi söz konusu değil. Sözleşme “karşılıklı anlaşma ile” sona erdiriliyor.

Yargı kararlarında makul yarar ölçütünün belirleyici bir nitelik kazandığını, bir hukuki işlem “ikale” olarak vasıflandırıldığında, bunun geçerliliğinin makul yararın varlığına bağlandığını görüyoruz. Örneğin 05.05.2008 tarihli kararda aynen; “…irade fesadı denetimi dışında tarafların bozma sözleşmesi yapması konusunda makul yararının olup olmadığının da irdelenmesi gerekir” denildi. Bu noktada ise, makul yararın kapsamını saptamak sorunun kilit noktası. Yargı kararlarında iki aşamalı bir inceleme gerçekleştiriliyor:

İlk olarak hukuki işlem, tüm geri planıyla, sadece kullanılan ifadelere bağlı kalınmaksızın denetleniyor ve gerçekte ikale iradesinin hangi taraftan geldiği ve bunun ortaya çıkış süreci ve şartları ortaya konuluyor. Burada işçinin mi yoksa işverenin mi böyle bir anlaşma yapmak isteği inceleniyor. İkinci olarak ise, makul yarar denetimi, ilk inceleme sürecinde ortaya çıkan tabloya göre şekilleniyor. Eğer işten ayrılma iradesi işçiden gelmiş ise, makul yararın içi daha dar olmakta, buna karşılık işten çıkarma iradesi işverenden gelmiş ise, kapsam genişlemekte. Ancak işçiden gelen (veya gelmiş gibi görünen) ikale taleplerine Yüksek Mahkeme duyarlı biçimde yaklaşıyor.

– Ücret alacaklar ne kadar öncesinin ücretini alabilir?

İş Kanunu’nun 32. maddesine göre ücret alacaklarında zamanaşımı 5 yıl. Yani, ücretin ödenmediği tarihten itibaren 5 yıl içinde dava açabilirler. İşten çıkartıldıkları tarih itibariyle dava açarlarsa, davanın başladığı tarihten geriye doğru 5 yıl içinde ödenmeyen ücretleri talep edebilirler. Aynı husus fazla çalışma alacakları için de geçerli. Çalışanlar genelde işten ayrıldıktan sonra fazla çalışma alacağı davası açıyor ve tüm çalışma sürelerinde fazla çalışma ücretleri ödenmemişse bile, sadece dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık süredeki fazla çalışmalara hak kazanabiliyor. Bu yüzden, ücretleri ya da fazla çalışma alacakları ödenmeyen çalışanlar, işten ayrılmayı beklemeden dava ya da icra yoluyla bu alacaklarını 5 yıl geçmeden talep etmeli. Diğer taraftan, çalışırken yapacakları talep sebebiyle işsiz kalmaktan kokuyorlar ancak, İş Kanunu’nun 18. maddesine göre, işverene çalışırken dahi dava açmaları işten çıkarma sebebi değil, bu sebeple işsiz kalırlarsa açacakları işe iade davasını kesin olarak kazanırlar.

– SGK’ya hizmet süresi veya ücreti eksik bildirilmişse

İşçiler, bu sebeplerden birine dayanarak iş sözleşmelerini isterlerse kendileri haklı sebeple feshedebilirler ve işverene ihbar süresi de vermek zorunda değiller. Yani işverene noterden gönderecekleri fesih bildirimiyle bu sebeple işten ayrıldıklarını bildirmeleri yeterli. Uygulamada genelde bu gibi durumlarda işveren işçiye en az 2 hafta daha çalışmak zorundasın şeklinde baskı uyguluyor ama bu doğru değil. Ancak bilmeliler ki, bu durumda sadece kıdem tazminatına hak kazanabilirler, ihbar tazminatı talep edemezler. Buna ilişkin açılacak davanın adı hizmet tespit davası olup, işten ayrıldıkları yılın sonundan başlamak üzere 5 yıl içinde bu davayı açıp tüm çalışma sürelerinin SGK’ya tespitini isteyebilirler.

– Nakilde çalışan değişikliği kabul etmek zorunda mı?

Eğer çalışanın görevinde ya da çalıştığı adreste bir değişiklik yapılmak istenirse, bu değişiklik çalışanın mali durumunda ya da çalışma şartlarında çalışanın aleyhine değişiklikler içeriyorsa, çalışan bunu kabul etmek zorunda değil. Mesela yeni görev yeri evine çok uzaktaysa ve işveren çalışana ulaşım aracı sağlamıyorsa ya da çalışanın unvanı düşürülmek isteniyorsa veya yeni görevi iş sağlığı ve güvenliği açısından daha tehlikeli ise, bu durumda çalışanın iki tercihi var: Birincisi, bu değişikliği kabul etmediğini söyleyerek iş sözleşmesini haklı nedenle derhal kendisi fesheder ancak bu durumda sadece kıdem tazminatına hak kazanır. İkincisi: Çalışan, bu görevi kabul etmediğini işverene bildirmeli ve eski işinde çalışmaya devam etmelidir. İşverenin eski işinde çalıştırmaması, işveren tarafından yapılan bir fesih anlamına gelir. İşveren bu şekilde iş sözleşmesini feshettiğinde çalışan hem kıdem ve ihbar tazminatını alır hem de işe iade davası açma hakkı kazanır.

– Günde 2 saat iş arama izni var

İş Kanunu’nun 27. maddesine göre bildirimli fesihlerde, her gün işçinin 2 saat iş arama izni hakkı vardır. Burada 2 husus var: Birincisi, çalışan isterse, günde 2 saat iş arama izinlerini toplayıp bunu bildirim süresinden düşebilir. Mesela 8 hafta yani 56 günlük bildirim süresinde işçi 56 gün daha çalışmak zorundayken, günlük 2 saatleri topladığında yaklaşık 15 gün eder ve işçi isterse her gün 2 saat izin kullanmak yerine 56 günden 15 günü toplu olarak düşer ve 41 gün çalışarak 56 günlük ücret alarak iş sözleşmesi sona erebilir. İkinci konu, günlük 2 saatlik iş arama izninin sadece işveren feshinde değil, işçinin istifasında işverene verdiği bildirim süresinde de geçerli olduğudur. İşçi istifa ettiğinde işverene tıpkı işveren feshinde olduğu gibi bildirim süresi tanımalıdır ve bu durumda da günde 2 saat iş arama hakkı vardır. İşçinin başka yerde iş bulması sonuca etkili değildir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND