Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

‘iş’te kıskançlık dosyası…

Profesyonel yaşam mantık merkezli kabul edilir. Ancak profesyonel dünyada da duyguların gücü yadsınamaz. Özellikle de kıskançlık gibi duyguların. Kimi çalışma arkadaşının başarısını, kimi maaşını, kimi ayrıcalıklarını kıskanır. İş yerindeki kıskançlık halleri ve bu hallerle baş etme tüyoları bu yazıda…

Kıskançlık da aslında sevgi, özlem, üzüntü gibi herkesin içinde var olan hislerden biri. İş hayatında çok yaygın. Kimi zaman çevremizdekilerin maaşını, kimi zaman yaptığı işi kıskanırız. Sadece iş arkadaşları değil eşler bile birbirlerinin işlerini kıskanabiliyor zaman zaman. Daha yüksek maaş, daha iyi statü, çiftler arasında problemlerin çıkmasına neden olabiliyor.

45 yaşında kurumsal bir firmada yıllardır üst düzey yönetici olan bir iş adamı bunalımda olduğu düşüncesi ile terapiye başlıyor. İçinde bulunduğu negatif durumun nedenleri irdelendiğinde anlaşılıyor ki, bunalımın asıl kaynağı 12 senedir evli olduğu eşinin durumu; iyi bir eğitime sahip olmasına rağmen 1 sene öncesine kadar hiç çalışmayan eşinin birden çalışmaya karar verip kendi danışmanlık işini kurması, çok da başarılı olup iyi paralar kazanması… Bu durumdan her ne kadar mutlu olduğunu ve eşi ile gurur duyduğunu belirtse bile zaman içinde aslında kendisinin eşi ile ilgili daha farklı negatif düşünceler içinde olduğu ortaya çıkıyor. Danışan zamanla aslında kendisini çok yetersiz hissettiğini, eşinin artık ona muhtaç olmamasından dolayı endişeli olduğunu kabul ediyor. Aynı zamanda en başlarda eşini küçümseyip içten içe başarısız olacağını düşünmesine rağmen, kısa sürede bu kadar başarılı olduğu gerçeğinin de onu çok etkilediğini vurguluyor. Eşi ile de ayrı ve ortak terapilere başlanıyor. Ve görülüyor ki kadının da aslında işe başlama nedeni, içten içe kocasının ona maddi konularda baskı yaptığına ve hatta bazen ev kadını olduğundan dolayı onu aşağıladığına inanması ve kendini ispat etme ihtiyacı duymasıdır.

Bu sadece bir örnek, kıskançlığın pek çok farklı türü var. Bir arkadaşım ve eşi aynı şirkette fakat farklı şubelerde çalışıyorlardı. Eşi birkaç ay önce rakip firmalardan birine transfer oldu. Arkadaşım şimdi sürekli olarak, “Hiçbir iş yapmıyor, benden çok daha fazla para kazanıyor” diye içten içe eşini kıskanmaya ve sürekli şikayet etmeye başladığını itiraf ediyor.

Kariyer yapmış çiftlerde sık görülüyor
Kıskançlık, çoğumuzun yaşamını etkileyen rahatsız edici duygulardan biri. İş dünyasında kıskançlığa çok sık rastlıyoruz. Bir de eşlerin birbirini kıskanma durumu var. Eşlerin birbirlerini duygusal olarak kıskanmasından değil, birbirlerinin mesleklerini, işlerini kıskanmalarından bahsediyoruz. Kariyer yapmış çiftlerde sıklıkla kıskançlığa rastlanabiliyor. Günümüzde, erkekler kadar kadınların da iş hayatında önemli pozisyonlarda, prestijli işlerde çalışması nedeniyle çiftlerde, karı- koca arasında kıskançlıkların yaşandığı görülüyor. Özellikle, kadın eşinden daha çok kazanıyorsa veya daha yüksek bir statüdeyse zaman içinde bu durum ilişkilerinde sorun oluşturabiliyor.

Uzman Psikolog Selin Uçal, böyle durumlarda erkeğin özgüven ve değer algısı ile kadının eşine yaklaşımının çok büyük önem taşıdığını düşünüyor: “Eğer kadın da eşinin işini maddi açıdan daha az kazandığı için küçümsüyorsa erkeğin de bu konuya negatif tutum içerisinde olması çok normal. Önemli olan ilişkilerde iş hayatının getirisi olan maddi konuların çiftler tarafından iyi belirlenmesi. Birbirlerine iş hayatında destek olmaları, takdir etmeleri, gerektiğinde yardım edip yönlendirmeleri önemli. Şayet bir taraf maddi konuları karşı tarafı kontrol etme amaçlı kullanıyor ise bu ilişkilerde çok büyük sorunlara temel oluşturabilir.”

Hayatın müşterek olduğunu, kadının da erkek kadar artık iş hayatında aynı konumlarda olup başarıları elde edebileceği, iyi para kazanabileceği gerçeğini kabullenmek gerekir diyor Uçal: “Her şeyde olduğu gibi kişi iş hayatında karşılaştırmaları, rekabeti ne başka kişilerle ne de eşi ile yapmalı. Sadece kendisi ile bunu gerçekleştirirse iş hayatında, arkadaşlıklarında ve özel hayatında kıskançlık duygusuna çok fazla kapılmaz ve kendisini daha mutlu, huzurlu ve iyi hisseder.”

Kadınlar daha kıskanç
İşyerinde de sürekli olarak birilerinin maaşını, işini, pozisyonunu kıskanıyoruz. İlk bakışta kötü bir özellik gibi görünse de kıskançlık hem işte hem evde fırsata çevrilebilir. Kıskançlık kararında olduğunda çalışanın motivasyonunu ve performansını artırırken fazlası hem şirkete hem çalışana hem de çalışanın arkadaşlarına olumsuz yansıyor. Uçal, bu durumun iletişim bozukluklarına, gerginliğe ve uzun vadede çalışma ortamında kaosa neden olabileceğini belirtiyor: “Kıskançlık çoğu zaman rekabetin olduğu ortamlarda görülüyor. Kişi, başka bir iş arkadaşıyla girdiği mücadeleyi kaybettiği anda kıskançlık duygusunu hissedebiliyor. Yapılan araştırmalar, rekabet duygusundan kaynaklanan kıskançlığın kadınlarda, erkek çalışanlardan daha fazla olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni, erkeklerin rekabetçi ortama daha alışkın olup bu duygu ile nasıl baş edebileceklerini bilmeleri. Oysa kadınlar iş hayatındaki rekabetçi ortamdan çok, sosyal hayatlarında yaşayacakları tehditlere daha açıklar ve farkındalıkları var.”

Buna ek olarak, işyerinde yapılan taraf tutmalar da çalışanların kıskançlığa kapılmasına neden olabiliyor. Örneğin, patronun özellikle çalışanlardan birisine yönelik aşırı ilgisi, özel görevlerde onu tercih etmesi, önemli ve kritik işleri sürekli aynı kişiye vermesi, zaman geçirmesi, danışması diğer çalışanların kıskançlık duygusuna kapılmalarına neden oluyor.

Uçal, çok sık rastlanan bir örneği anlatıyor: “Başka bir kıskançlık nedeni ise terfi beklentisindeki çalışanlarda görülüyor. Bu terfi potansiyel adaylar dışında yeni işe alınan bir kişiye verilirse kıskançlık olabiliyor. Özellikle de bu yeni gelen kişi gerek yetkinlikleri gerek yaşı gerekse dış görünüşü açısından kendilerinden üstün ise.”

Aşırı hırslılar kıskançlığa daha açık
İş yerlerinin hassas dengelerin olduğu yerler olduğunu belirten Uzman Psikolog İlknur Yılmaz, herhangi bir pozisyonda çalışan bir kişinin hem iyi performans göstermek, enerjik olmak, hem de bunları bir dengede tutmak zorunda olduğunu belirtiyor: “Zira aşırı hırslı görünen ve başarıya endekslenmiş kişiler kıskançlığa daha açık. Bu durum, özellikle, alt-üst ilişkilerinde görülüyor. Herkesin öncelikli ve temel ihtiyacı kendi yerini korumak ve savunmak olduğundan, altındaki kişinin başarıları, kazançları, üst pozisyonda çalışan birisinde bir tehdit algısı yaratabilir.”

Kıskançlığın, hiyerarşik yapılanmanın ve görev derecelendirmelerinin bulunduğu kurumsal şirketler-de daha sık görüldüğünü ifade eden Yılmaz, bu tür şirketlerde çalışanların başarı ve performansının sık sık ölçümlendiğini, değerlendirildiğini ve bu durumun da çalışanların kendilerini çalışma arkadaşlarıyla kıyaslamasına neden olduğunu söylüyor. Böylelikle, çalışanlar arasında rekabet de kaçınılmaz oluyor.

Çalışan kişilerin, genellikle kıskançlık duygularını ifade etmediğini, bunun ayıplanacağını düşündüklerini belirten Yılmaz, bu duyguların herkesin içinde olduğunu söylüyor: “Kişiler, böyle hissettiklerini kendilerine bile itiraf edemezler bazen. Bu kişiler kıskançlık duygularını yok saymak yerine kendi içinde kabullenirse, bundan sonraki adımlarını daha iyi yönetebilirler. Örneğin, kendisiyle aynı düzeydeki bir iş arkadaşının terfi aldığını öğrenen bir kişi, o kişiye karşı kıskançlık hissedebilir, ancak bu duygunun kendi içinde büyümesine izin vermek yerine, kabullenip, bunun normal bir reaksiyon olduğunu kendi kendine telkin edebilir. Sonrasında yöneticisine gidip, kendi performansıyla ilgili geribildirimler isteyebilir, başarısını artırmak için somut olarak neler yapabileceğini sorabilir. Böylelikle, hem duygusunun ona zarar vermesini önlemiş olur hem de işi üzerinde daha kontrollü hisseder ve genel anlamda kaygısını azaltmış da olur.” Yılmaz, işyerinde kıskançlığın zararlı boyutlara ulaşmasını engellemek için, yöneticilerin, çalışanlarının her birine eşit mesafede olması ve herkesin ihtiyaçlarının, taleplerinin dikkate alındığı bir zemin hazırlaması gerektiğini söylüyor.

Eğitim düzeyi yüksek kişilerde daha sık görülüyor
Selin Uçal, işyeri kıskançlığı konusunda literatür incelemesi yapıldığında Notre Dame Univeristesi profesörlerinden R. Vecchio’nun çalışmalarına göre çalışanların yüzde 77’sinin işyerinde kıskançlık çektiğini söylüyor: “Bu araştırmaya göre, iş yeri kıskançlıklarının en önemli nedenlerinden biri, çalışanlar arasında ayrımcılık olarak saptanmış. Buna ek olarak, kadınlar özellikle kendilerinden daha alımlı bir kadın işe alındığında kıskançlık hissediyor. Aynı zamanda, kıskançlık olgusu küçük ölçekli şirketlerde, 30’lu yaş grubunda, eğitim düzeyi yüksek kişilerde daha
çok rastlanmış.”

Kıskandığınız kişiyi tanımaya çalışın
Kıskançlık neden kaynaklanıyor dendiğinde ortaya çıkan en önemli nedenler kişinin özgüven eksikliği, özdeğer algısının zayıflığı, sürekli olarak kendisini başkaları ile karşılaştırması, kaybetme korkusu sıralanıyor. Peki kıskançlığı nasıl önleyebiliriz? Uçal, şunları tavsiye ediyor:
– İlk kural, her sorunu çözmenin de altın kuralı olan kabul etmektir. Kıskançlık hissettiğini kabullenmek ve farkına varmak.
– Neden bu duygunun yaşanıldığını analiz etmek ve daha sonrasında bu nedenleri irdelemek ve nasıl çözebileceğini düşünmek gerekiyor. Bu noktada kişi kendisine ve çevresindekilere dürüst olmalı.
– Özgüven artırıcı şeyler yapmalı. Özellikle kişi kendisinin iyi, kuvvetli olduğu özelliklerini düşünüp bunlara odaklanmalı ve kıskançlığa sebep olan kişi veya olaydan ilgisini başka şeylere kanalize etmeli. Örneğin, hobilerine zaman ayırabilir, spor ve sanatla uğraşabilir. Daha doğrusu, kendisini iyi hissettiren şeyleri yapmalı.
– Olanak varsa yöneticilerine durumu aktarmalı; hatta kıskançlık duyduğu kişiyi daha yakından tanımak için zaman harcamalı. Böylelikle kişinin aklında oluşan soru işaretleri cevap bulabilir.
İşle ilgili kıskançlıkla nasıl baş edebilirsiniz?
– İşyerindeki ilişkilerinizi profesyonel seviyede tutun. Hakaretler savurmak ve insanlara isim takmak çok ilgi çekici olsa da, bu davranışlar profesyonelliğinize leke sürmekten başka bir işe yaramaz. Ayrıca bu davranışlar diğer insanların kıskançlıklarını da perçinler. Davranışlarınızı ve vücut dilinizi hep kontrol altında tutun ve çocukça davranışlardan uzak durun. Kıskanç meslektaşlarınızı muhattap almaktan kaçınmak düşmanlıklarınızı da azaltır.
– Motivasyonunuzu kaybetmemek için, etrafınızı pozitif çalışma arkadaşlarınızla çevirin. Güçlü bir destek sistemi yaratmak, izole edilmişlik ve dışlanmışlık hislerini azaltır. Ayrıca iş arkadaşlarınızı açıkça düşmanca davranmaktan da caydırır. Mesela bir anda çok fazla görev binmesi ya da küçümseyici imalar gibi. Düzgün iş arkadaşları bulmanız için işyerindeki başka departmanlara da uğramanız gerekebilir. Dolaylı ya da doğrudan olarak kıskançlıktan kaynaklanan dedikodu yapmaktan uzak durun, çünkü bu sizi profesyonel göstermeyecektir.
– Sinir eden davranışlarınızı belirlemek için kendinizi gözden geçirin. Size yönelik tüm kıskanç davranışları önlemeniz mümkün olmayabilir ama tahmin edilebilecek tuzakları da ekarte etmenizi sağlar. Örneğin yeni terfinizle ilgili, bu terfiyi alamamış bir meslektaşınıza övünmek, gerginliği daha da artırır. Ya da gayri ihtiyari olarak eşinizin ve ev hayatınızın ne kadar mükemmel olduğunu anlatmak da bastırılmış kıskançlıkları perçinleyebilir.
– İşyerindeki performans hedeflerinize odaklanın. Enerjinizi yapıcı aktivitelere yöneltmek, dikkatinizin dağılmamasını sağlar. İşlerinizi düzgün şekilde yapmak, yeteneksiz olduğunuza ya da patronla fazla yakın olduğunuza dair dedikoduların da azalmasını sağlar. Eğer üstleriniz size karşı kıskançlık ediyorsa, işle ilgili sorumluluklarınızı örnek şekilde bitirmek özellikle önemlidir.
– Kıskanç iş arkadaşlarınızla açık bir dille yüzleşin. Bu tip yüzleşmelerden hoşlanmasanız bile, açık bir iletişim bazen negatif hislerin azalmasını sağlar. Bir iş arkadaşınıza sıkıntılarını anlatma fırsatı vermek, her ikinizin de geçmişte yaşanan şeyleri geride bırakmanızı sağlayacaktır. Yaklaşımınızı karşıdakinin kişiliğine ve işyerindeki ilişkinize göre belirleyin. Arkadaşınızın kişiliğine göre farklı yaklaşın. Bir meslektaşınıza durduk yerde öğle yemeği teklifinde bulunmak, daha iyi bir iş ilişkisi yaratabilir.
Öneri: İş dışındaki bir arkadaşınızla iş sorunlarınızdan bahsetmek stresinizi azaltabilir. İş yerinde verilen rehbere danışarak, uygun stratejileri belirleyebilirsiniz. İnsan kaynakları departmanından iş yerindeki sorununuza aracılık etmesini isteyebilirsiniz.
Uyarı: Karşınızdakini kıskançlıkla suçlamaktan uzak durun. Böyle bir davranış sizi paranoyak gösterebilir.
(Kaynak: http://www.ehow.com)

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND