Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

‘iş’te kıskançlık dosyası…

Profesyonel yaşam mantık merkezli kabul edilir. Ancak profesyonel dünyada da duyguların gücü yadsınamaz. Özellikle de kıskançlık gibi duyguların. Kimi çalışma arkadaşının başarısını, kimi maaşını, kimi ayrıcalıklarını kıskanır. İş yerindeki kıskançlık halleri ve bu hallerle baş etme tüyoları bu yazıda…

Kıskançlık da aslında sevgi, özlem, üzüntü gibi herkesin içinde var olan hislerden biri. İş hayatında çok yaygın. Kimi zaman çevremizdekilerin maaşını, kimi zaman yaptığı işi kıskanırız. Sadece iş arkadaşları değil eşler bile birbirlerinin işlerini kıskanabiliyor zaman zaman. Daha yüksek maaş, daha iyi statü, çiftler arasında problemlerin çıkmasına neden olabiliyor.

45 yaşında kurumsal bir firmada yıllardır üst düzey yönetici olan bir iş adamı bunalımda olduğu düşüncesi ile terapiye başlıyor. İçinde bulunduğu negatif durumun nedenleri irdelendiğinde anlaşılıyor ki, bunalımın asıl kaynağı 12 senedir evli olduğu eşinin durumu; iyi bir eğitime sahip olmasına rağmen 1 sene öncesine kadar hiç çalışmayan eşinin birden çalışmaya karar verip kendi danışmanlık işini kurması, çok da başarılı olup iyi paralar kazanması… Bu durumdan her ne kadar mutlu olduğunu ve eşi ile gurur duyduğunu belirtse bile zaman içinde aslında kendisinin eşi ile ilgili daha farklı negatif düşünceler içinde olduğu ortaya çıkıyor. Danışan zamanla aslında kendisini çok yetersiz hissettiğini, eşinin artık ona muhtaç olmamasından dolayı endişeli olduğunu kabul ediyor. Aynı zamanda en başlarda eşini küçümseyip içten içe başarısız olacağını düşünmesine rağmen, kısa sürede bu kadar başarılı olduğu gerçeğinin de onu çok etkilediğini vurguluyor. Eşi ile de ayrı ve ortak terapilere başlanıyor. Ve görülüyor ki kadının da aslında işe başlama nedeni, içten içe kocasının ona maddi konularda baskı yaptığına ve hatta bazen ev kadını olduğundan dolayı onu aşağıladığına inanması ve kendini ispat etme ihtiyacı duymasıdır.

Bu sadece bir örnek, kıskançlığın pek çok farklı türü var. Bir arkadaşım ve eşi aynı şirkette fakat farklı şubelerde çalışıyorlardı. Eşi birkaç ay önce rakip firmalardan birine transfer oldu. Arkadaşım şimdi sürekli olarak, “Hiçbir iş yapmıyor, benden çok daha fazla para kazanıyor” diye içten içe eşini kıskanmaya ve sürekli şikayet etmeye başladığını itiraf ediyor.

Kariyer yapmış çiftlerde sık görülüyor
Kıskançlık, çoğumuzun yaşamını etkileyen rahatsız edici duygulardan biri. İş dünyasında kıskançlığa çok sık rastlıyoruz. Bir de eşlerin birbirini kıskanma durumu var. Eşlerin birbirlerini duygusal olarak kıskanmasından değil, birbirlerinin mesleklerini, işlerini kıskanmalarından bahsediyoruz. Kariyer yapmış çiftlerde sıklıkla kıskançlığa rastlanabiliyor. Günümüzde, erkekler kadar kadınların da iş hayatında önemli pozisyonlarda, prestijli işlerde çalışması nedeniyle çiftlerde, karı- koca arasında kıskançlıkların yaşandığı görülüyor. Özellikle, kadın eşinden daha çok kazanıyorsa veya daha yüksek bir statüdeyse zaman içinde bu durum ilişkilerinde sorun oluşturabiliyor.

Uzman Psikolog Selin Uçal, böyle durumlarda erkeğin özgüven ve değer algısı ile kadının eşine yaklaşımının çok büyük önem taşıdığını düşünüyor: “Eğer kadın da eşinin işini maddi açıdan daha az kazandığı için küçümsüyorsa erkeğin de bu konuya negatif tutum içerisinde olması çok normal. Önemli olan ilişkilerde iş hayatının getirisi olan maddi konuların çiftler tarafından iyi belirlenmesi. Birbirlerine iş hayatında destek olmaları, takdir etmeleri, gerektiğinde yardım edip yönlendirmeleri önemli. Şayet bir taraf maddi konuları karşı tarafı kontrol etme amaçlı kullanıyor ise bu ilişkilerde çok büyük sorunlara temel oluşturabilir.”

Hayatın müşterek olduğunu, kadının da erkek kadar artık iş hayatında aynı konumlarda olup başarıları elde edebileceği, iyi para kazanabileceği gerçeğini kabullenmek gerekir diyor Uçal: “Her şeyde olduğu gibi kişi iş hayatında karşılaştırmaları, rekabeti ne başka kişilerle ne de eşi ile yapmalı. Sadece kendisi ile bunu gerçekleştirirse iş hayatında, arkadaşlıklarında ve özel hayatında kıskançlık duygusuna çok fazla kapılmaz ve kendisini daha mutlu, huzurlu ve iyi hisseder.”

Kadınlar daha kıskanç
İşyerinde de sürekli olarak birilerinin maaşını, işini, pozisyonunu kıskanıyoruz. İlk bakışta kötü bir özellik gibi görünse de kıskançlık hem işte hem evde fırsata çevrilebilir. Kıskançlık kararında olduğunda çalışanın motivasyonunu ve performansını artırırken fazlası hem şirkete hem çalışana hem de çalışanın arkadaşlarına olumsuz yansıyor. Uçal, bu durumun iletişim bozukluklarına, gerginliğe ve uzun vadede çalışma ortamında kaosa neden olabileceğini belirtiyor: “Kıskançlık çoğu zaman rekabetin olduğu ortamlarda görülüyor. Kişi, başka bir iş arkadaşıyla girdiği mücadeleyi kaybettiği anda kıskançlık duygusunu hissedebiliyor. Yapılan araştırmalar, rekabet duygusundan kaynaklanan kıskançlığın kadınlarda, erkek çalışanlardan daha fazla olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni, erkeklerin rekabetçi ortama daha alışkın olup bu duygu ile nasıl baş edebileceklerini bilmeleri. Oysa kadınlar iş hayatındaki rekabetçi ortamdan çok, sosyal hayatlarında yaşayacakları tehditlere daha açıklar ve farkındalıkları var.”

Buna ek olarak, işyerinde yapılan taraf tutmalar da çalışanların kıskançlığa kapılmasına neden olabiliyor. Örneğin, patronun özellikle çalışanlardan birisine yönelik aşırı ilgisi, özel görevlerde onu tercih etmesi, önemli ve kritik işleri sürekli aynı kişiye vermesi, zaman geçirmesi, danışması diğer çalışanların kıskançlık duygusuna kapılmalarına neden oluyor.

Uçal, çok sık rastlanan bir örneği anlatıyor: “Başka bir kıskançlık nedeni ise terfi beklentisindeki çalışanlarda görülüyor. Bu terfi potansiyel adaylar dışında yeni işe alınan bir kişiye verilirse kıskançlık olabiliyor. Özellikle de bu yeni gelen kişi gerek yetkinlikleri gerek yaşı gerekse dış görünüşü açısından kendilerinden üstün ise.”

Aşırı hırslılar kıskançlığa daha açık
İş yerlerinin hassas dengelerin olduğu yerler olduğunu belirten Uzman Psikolog İlknur Yılmaz, herhangi bir pozisyonda çalışan bir kişinin hem iyi performans göstermek, enerjik olmak, hem de bunları bir dengede tutmak zorunda olduğunu belirtiyor: “Zira aşırı hırslı görünen ve başarıya endekslenmiş kişiler kıskançlığa daha açık. Bu durum, özellikle, alt-üst ilişkilerinde görülüyor. Herkesin öncelikli ve temel ihtiyacı kendi yerini korumak ve savunmak olduğundan, altındaki kişinin başarıları, kazançları, üst pozisyonda çalışan birisinde bir tehdit algısı yaratabilir.”

Kıskançlığın, hiyerarşik yapılanmanın ve görev derecelendirmelerinin bulunduğu kurumsal şirketler-de daha sık görüldüğünü ifade eden Yılmaz, bu tür şirketlerde çalışanların başarı ve performansının sık sık ölçümlendiğini, değerlendirildiğini ve bu durumun da çalışanların kendilerini çalışma arkadaşlarıyla kıyaslamasına neden olduğunu söylüyor. Böylelikle, çalışanlar arasında rekabet de kaçınılmaz oluyor.

Çalışan kişilerin, genellikle kıskançlık duygularını ifade etmediğini, bunun ayıplanacağını düşündüklerini belirten Yılmaz, bu duyguların herkesin içinde olduğunu söylüyor: “Kişiler, böyle hissettiklerini kendilerine bile itiraf edemezler bazen. Bu kişiler kıskançlık duygularını yok saymak yerine kendi içinde kabullenirse, bundan sonraki adımlarını daha iyi yönetebilirler. Örneğin, kendisiyle aynı düzeydeki bir iş arkadaşının terfi aldığını öğrenen bir kişi, o kişiye karşı kıskançlık hissedebilir, ancak bu duygunun kendi içinde büyümesine izin vermek yerine, kabullenip, bunun normal bir reaksiyon olduğunu kendi kendine telkin edebilir. Sonrasında yöneticisine gidip, kendi performansıyla ilgili geribildirimler isteyebilir, başarısını artırmak için somut olarak neler yapabileceğini sorabilir. Böylelikle, hem duygusunun ona zarar vermesini önlemiş olur hem de işi üzerinde daha kontrollü hisseder ve genel anlamda kaygısını azaltmış da olur.” Yılmaz, işyerinde kıskançlığın zararlı boyutlara ulaşmasını engellemek için, yöneticilerin, çalışanlarının her birine eşit mesafede olması ve herkesin ihtiyaçlarının, taleplerinin dikkate alındığı bir zemin hazırlaması gerektiğini söylüyor.

Eğitim düzeyi yüksek kişilerde daha sık görülüyor
Selin Uçal, işyeri kıskançlığı konusunda literatür incelemesi yapıldığında Notre Dame Univeristesi profesörlerinden R. Vecchio’nun çalışmalarına göre çalışanların yüzde 77’sinin işyerinde kıskançlık çektiğini söylüyor: “Bu araştırmaya göre, iş yeri kıskançlıklarının en önemli nedenlerinden biri, çalışanlar arasında ayrımcılık olarak saptanmış. Buna ek olarak, kadınlar özellikle kendilerinden daha alımlı bir kadın işe alındığında kıskançlık hissediyor. Aynı zamanda, kıskançlık olgusu küçük ölçekli şirketlerde, 30’lu yaş grubunda, eğitim düzeyi yüksek kişilerde daha
çok rastlanmış.”

Kıskandığınız kişiyi tanımaya çalışın
Kıskançlık neden kaynaklanıyor dendiğinde ortaya çıkan en önemli nedenler kişinin özgüven eksikliği, özdeğer algısının zayıflığı, sürekli olarak kendisini başkaları ile karşılaştırması, kaybetme korkusu sıralanıyor. Peki kıskançlığı nasıl önleyebiliriz? Uçal, şunları tavsiye ediyor:
– İlk kural, her sorunu çözmenin de altın kuralı olan kabul etmektir. Kıskançlık hissettiğini kabullenmek ve farkına varmak.
– Neden bu duygunun yaşanıldığını analiz etmek ve daha sonrasında bu nedenleri irdelemek ve nasıl çözebileceğini düşünmek gerekiyor. Bu noktada kişi kendisine ve çevresindekilere dürüst olmalı.
– Özgüven artırıcı şeyler yapmalı. Özellikle kişi kendisinin iyi, kuvvetli olduğu özelliklerini düşünüp bunlara odaklanmalı ve kıskançlığa sebep olan kişi veya olaydan ilgisini başka şeylere kanalize etmeli. Örneğin, hobilerine zaman ayırabilir, spor ve sanatla uğraşabilir. Daha doğrusu, kendisini iyi hissettiren şeyleri yapmalı.
– Olanak varsa yöneticilerine durumu aktarmalı; hatta kıskançlık duyduğu kişiyi daha yakından tanımak için zaman harcamalı. Böylelikle kişinin aklında oluşan soru işaretleri cevap bulabilir.
İşle ilgili kıskançlıkla nasıl baş edebilirsiniz?
– İşyerindeki ilişkilerinizi profesyonel seviyede tutun. Hakaretler savurmak ve insanlara isim takmak çok ilgi çekici olsa da, bu davranışlar profesyonelliğinize leke sürmekten başka bir işe yaramaz. Ayrıca bu davranışlar diğer insanların kıskançlıklarını da perçinler. Davranışlarınızı ve vücut dilinizi hep kontrol altında tutun ve çocukça davranışlardan uzak durun. Kıskanç meslektaşlarınızı muhattap almaktan kaçınmak düşmanlıklarınızı da azaltır.
– Motivasyonunuzu kaybetmemek için, etrafınızı pozitif çalışma arkadaşlarınızla çevirin. Güçlü bir destek sistemi yaratmak, izole edilmişlik ve dışlanmışlık hislerini azaltır. Ayrıca iş arkadaşlarınızı açıkça düşmanca davranmaktan da caydırır. Mesela bir anda çok fazla görev binmesi ya da küçümseyici imalar gibi. Düzgün iş arkadaşları bulmanız için işyerindeki başka departmanlara da uğramanız gerekebilir. Dolaylı ya da doğrudan olarak kıskançlıktan kaynaklanan dedikodu yapmaktan uzak durun, çünkü bu sizi profesyonel göstermeyecektir.
– Sinir eden davranışlarınızı belirlemek için kendinizi gözden geçirin. Size yönelik tüm kıskanç davranışları önlemeniz mümkün olmayabilir ama tahmin edilebilecek tuzakları da ekarte etmenizi sağlar. Örneğin yeni terfinizle ilgili, bu terfiyi alamamış bir meslektaşınıza övünmek, gerginliği daha da artırır. Ya da gayri ihtiyari olarak eşinizin ve ev hayatınızın ne kadar mükemmel olduğunu anlatmak da bastırılmış kıskançlıkları perçinleyebilir.
– İşyerindeki performans hedeflerinize odaklanın. Enerjinizi yapıcı aktivitelere yöneltmek, dikkatinizin dağılmamasını sağlar. İşlerinizi düzgün şekilde yapmak, yeteneksiz olduğunuza ya da patronla fazla yakın olduğunuza dair dedikoduların da azalmasını sağlar. Eğer üstleriniz size karşı kıskançlık ediyorsa, işle ilgili sorumluluklarınızı örnek şekilde bitirmek özellikle önemlidir.
– Kıskanç iş arkadaşlarınızla açık bir dille yüzleşin. Bu tip yüzleşmelerden hoşlanmasanız bile, açık bir iletişim bazen negatif hislerin azalmasını sağlar. Bir iş arkadaşınıza sıkıntılarını anlatma fırsatı vermek, her ikinizin de geçmişte yaşanan şeyleri geride bırakmanızı sağlayacaktır. Yaklaşımınızı karşıdakinin kişiliğine ve işyerindeki ilişkinize göre belirleyin. Arkadaşınızın kişiliğine göre farklı yaklaşın. Bir meslektaşınıza durduk yerde öğle yemeği teklifinde bulunmak, daha iyi bir iş ilişkisi yaratabilir.
Öneri: İş dışındaki bir arkadaşınızla iş sorunlarınızdan bahsetmek stresinizi azaltabilir. İş yerinde verilen rehbere danışarak, uygun stratejileri belirleyebilirsiniz. İnsan kaynakları departmanından iş yerindeki sorununuza aracılık etmesini isteyebilirsiniz.
Uyarı: Karşınızdakini kıskançlıkla suçlamaktan uzak durun. Böyle bir davranış sizi paranoyak gösterebilir.
(Kaynak: http://www.ehow.com)

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND