Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İstanbul’a insan çağlayanı aktı!

İstanbuldaki dev Cumhuriyet mitinginde bir milyondan fazla insan Çağlayanda toplandı. Mitingde yaşananların özeti ve mitinge katılımın kişisel nedenlerini anlatan bir makale Kigem’de…

Ankara’da büyük yankı uyandıran Cumhuriyet Mitingi’nin bir benzeri bugün İstanbul Çağlayan Meydanı’nda düzenlendi. Miting nedeniyle yüzbinlerce kişi Çağlayan Meydanı’nda buluştu.

Mitingde ülkenin laikliğine vurgu yapılırken, muhalefete de ’’birleşin’’ çağrısı yapıldı. Çağlayan Meydanı hınca hınç doldu, özellikle genç katılımcıların fazlalığı dikkat çekti.

Şenol Demirci, Şakir Aydın, Tahsin Aksu, Haluk Atalay, Osman Kara’dan oluşan Milliyet Ekibi, İstanbul Çağlayan Mitingi’ni Milliyet.com.tr için adım adım izledi…

Meydana 19 ayrı güvenlik kapısından giriş yapıldı. Alanda 7 bin polis görev yaptı. Çağlayan Meydanı’na açılan bütün yollar trafiğe kapatıldı.

Saat 09.30 sıralarında yaklaşık 200-250 kişilik Ankara Atatürkçü Düşünce Derneği’nin üyeleri PERPA’nın bulunduğu alana geldi. Halk otobüsü ve belediye otobükleri ile halk alana gelerek küçük küçük gruplar oluşturarak meydana inmeye başladı. Halk özellikle PERPA’dan inip Piyade Paşa Bulvarı üzerinden Çağlayan Meydanı’na giriş yaptı.

Saat 09:45… Mitinge katılmak için çok sayıda vatandaş başta Ankara olmak üzere diğer illerden İstanbul’a geldi. Mitinge, CHP, DSP, SHP, İP gibi çeşitli siyasi partiler ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu destek verdi. Miting için geniş güvenlik önlemleri alınırken, vatandaşlar, kontrol noktalarından geçerek Çağlayan Meydanı’na geldi.

Saat 10:15… Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı AKP İl Başkanlığı’nın önünde toplanan insanlar, ellerinde Türk bayrakları, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül posterleriyle birlikte binanın önünden geçerken yuhalayarak protesto etti. ’Çankaya yolu şeriata kapalı’, ’Çankaya’da imam istemiyoruz’ sloganları atıldı.

Saat 11:20… Çağlayan Mitingi’ne birçok ilden katılım var ancak Ege çıkartması hakim denebilir. Çankaya Belediyesi çalışanları meydana geldi. Alana kırmızı-beyaz renkler damgasını vurdu. ’Hepimiz Biriz, Hepimiz Mustafa Kemal’iz’ şeklinde slogan atıldı. Siyasi partilerin de destek verdiği mitingde katılımcılar hep bir ağızdan 10. Yıl Marşı’nı söyledi. Mitingte çok sayıda genç yaştan katılımcının olması dikkat çekti.

Saat 11:45… Çeşitli güzergahlarda toplanan gruplar, ellerindeki Türk bayrakları ve Atatürk posterleriyle polislerin oluşturduğu kontrol noktalarına gelmeyi sürdürdü. Buralarda üst aramalarından geçirilen gruplar, alana giriş yaptı. Çeşitli illerden otobüslerle gelen gruplar da, PERPA civarında park edilen araçlardan inerek Piyalepaşa Bulvarı’ndan miting alanına ulaştı. Bu arada polisin, panzerlerin de desteğiyle çevrede çok yoğun güvenlik önlemleri aldığı görüldü.

Saat 12:05… Mitinge 1 saatten az bir süre kaldı şu anda meydan tıka basa dolu. Ankara’da açılan 2 km uzunluğundaki Türk Bayrağı buraya da getirildi. Katılımcılar hep bir ağızdan şarkılar, marşlar söyleyip, sloganlar attı. Şehir dışından meydana gelen katılımcılar izdiham nedeniyle E-5 karayolunda kaldı. Otobüsler yolda hareket edemeyecek şekilde kaldı ve katılımcılar alana ulaşmakta güçlük çekti. Halk açılan pankartlarla hükümeti hedef aldı, cumhurbaşkanlığı seçimine göndermede bulundu. Etraf Türk bayraklarıyla kıpkırmızı oldu. ’Türkiye Laiktir Laik Kalacak’ sloganı atıldı.

Saat: 12:45… PERPA civarında yoğunluk da iyice arttı. Katılımcılar park edilen araçlardan inerek Piyalepaşa Bulvarı’ndan hınca hınç dolu olan miting alanına ulaştı. Vatandaşların mitinge yoğun ilgisi, Çağlayan Meydanı’nın vaktinden önce dolup taşmasına neden oldu. Miting alanından taşarak, Kağıthane ve Şişli yönüne doğru kuyruklar oluşturan kalabalık, şarkılar ve sloganlar eşliğinde mitingin başlama saatini bekledi. Hoparlörlerden devamlı olarak başta “10. Yıl Marşı” olmak üzere çeşitli marşlar çalındı. Yüzlerce Türk bayrağı ve Atatürk posterinin açıldığı meydanda, sık sık “Hepimiz Kemalist, Hepimiz Türk’üz” sloganı atıldı.

Saat 13:10… Ve Miting büyük bir katılımla başladı. Burada kadın, erkek, genç, yaşlı, çoluk çocuk demeden her yaş grubundan insan yer aldı. Bulutsuz Özlemi konser verdi. Meydanda adım atmak mümkün değil inanılmaz bir kalabalık var. Ayrıca izdiham nedeniyle telefonlar da kilitlendi.

Saat 13:25… Bulutsuzluk Özlemi’nin konsenin sona ermesinin ardından, halk 10. Yıl Marşı’nı hep bir ağızdan söyledi. Giriş noktaları özellikle Beşiktaş iskelesi, PERPA ve Şişli yönünden tamamen tıkanmış durumda. Sivil toplum örgütleri, sanatçılar da katılımcılar arasında. Çoğunlukta ’Çankaya Yolları Şeriata Kapalı’ pankartı açılmış durumda.

Saat 13:30… Sanatçı Sadık Gürbüz, miting alanını dolduran kalabalığı ’çatlamaya hazır sabır taşları’ diye selamlayıp Çanakkale Türküsü’nü yüzbinlerle birlikte söyledi…

Saat 13:35… Mitingteki izdiham nedeniyle bazı vatandaşlar baygınlık geçirdi, ambulanslar hazır bekletildi…

Saat 13:55… Mitingden “Türkiye laiktir laik kalacak”, “Parola vatan işaret namus”, “Hükümet istifa” sesleri yükseldi.

Saat 14:00… Saat 14:00’te miting katılımcıların hep bir ağızdan söylediği İstiklal Marşı’yla resmi olarak başladı.

Saat 14:05… Miting kalabalığı “Çankaya’ya şeriat çıkmayacak” sloganları atarken metrelerce uzunluktaki Türk bayrakları yolları süslüyor. Tolga Çandar’ın söylediği Ege türkülerine kalabalık eşlik etti.

Saat 14:08… Güvenlik görevlileri mitinge katılanların sayısını yüzbinler olarak ifade ederken kalabalığın ucu Ali Sami Yen Stadyumu’na dayandı.

Saat 14:10… Oyuncu Halit Ergenç mikrofondan Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni okudu, mitinge katılanlar hep bir ağızdan tekrarladı.

Saat 14:20… Mitinge katılan yüzbinlerce insanın sorunsuz dağılabilmesi için İETT ücretsiz 100 ek sefer koyduğunu açıkladı.

Saat 14:40… Miting alanını incelemek için gelen İstanbul Valisi Muammer Güler, hiçbir sıkıntı yaşanmadığını söyledi.

Saat 16:00… Sabahın erken saatlerinden itibaren Çağlayan Meydanı’na ulaşan tüm yollar da araç trafiğine kapatıldı. Miting, Rutkay Aziz’in okuduğu Nazım Hikmet’in “Memleketim” şiiri ile sona erdi.

BÜYÜK MEDYANIN AKP KORKUSUNDAN MİTİNGİ YAYINLAMAMASI TEPKİ ÇEKTİ!

Çağlayan’da düzenlenen “Cumhuriyet Mitingi”, KanalTürk, Kanal B, Sky Turk ve Avrasya TV’den canlı olarak yayınlanırken, NTV, CNN Turk ve 24 kanallarında ise zaman zaman gerçekleştirilen canlı yayınlar ve mitinge ilişkin tartışma programları ile ekrana geldi.

ÇAĞLAYANDAKİ O KIZ!

HÜRRİYET YAYIN YÖNETMENİ ERTUĞRUL ÖZKÖK ÇAĞLAYAN MİTİNGİNİ BİR KADININ GÖZÜNDEN YAZDI…

O kızı çok küçük yaşında tanıdım. Bebekliğinde.Orta halli bir ailenin çocuğuydu.

Altın rengi saçları, cıvıl cıvıl gözleri vardı.

İlkokulu Ankara’da bir devlet okulunda okudu.

Ortaokulda yabancı bir büyükelçiliğin okuluna yazıldı.

Arkadaşlarının çoğu yabancıydı.

* * *

Orta ve lise yıllarında sakin bir çocuktu.

Pop müziği çok severdi.

Depeche Mode ve Inxs hayranıydı.

Akşamları küçük odasındaki yatağına girince hep dua ederdi.

Oysa annesinden ve babasından hiçbir dini telkin almamıştı.

Çevresinde namaz kılan yoktu. Babası merak edip sorduğunda şu cevabı vermişti:

“Okuldaki Hıristiyan arkadaşlarımın hepsi dua ediyor. Ben de kendi dinimi çok seviyorum ve dua ediyorum.”

Babası bu cevabı dinledi ve hiçbir şey demedi.

Gündüz mini etek giyiyordu, gece yatağa girdiğinde dua ediyordu.

* * *

Üniversiteye girdiğinde başına çok ilginç bir olay geldi.

Ankara’nın büyük bir üniversitesinde, seçmeli olarak aldığı bir dersin ilk günüydü.

Sınıfa türbanlı bir kız girmişti.

Hocası çok sert tepki gösterdi ve azarlayıcı bir tonla “Dışarı çık” dedi.

Genç kız bu sahneyi sessizce izledi.

Ders bittiğinde hocasının odasına gitti ve ona şunu söyledi:

“Bu kıza sınıfta böyle bir muamele yapmaya hakkınız yok. Ben bu dersi severek, isteyerek almıştım. Ama sırf bu davranışınız yüzünden dersi değiştiriyorum.”

Dersini değiştirdi.

Atatürkçüydü, moderndi, laikti, ama kendi yaşında bir kıza bu muamelenin yapılmasına çok içerlemişti.

* * *

O kız şimdi 34 yaşında.

İki çocuğu var.

Dünyaya hoşgörülü bir biçimde bakıyor.

AKP’ye oy vermemişti, ama iktidara geldiğinde, “Önyargılı davranmamak lazım” demişti.

Ekonomi politikalarını beğeniyordu.

Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerinin başladığı gece çok mutluydu.

Çocuklarının güzel ve modern bir Türkiye’de yaşayacağına olan inancı nedeniyle sevincinden ağlamıştı.

“Bunu başarabilirlerse, bu partiye oy verebilirim” demeye başlamıştı.

Çevresinde birçok arkadaşının da böyle düşündüğünü söylüyordu.

Dün, işte o kız Çağlayan mitingindeydi.

Üstelik ne hoşgörüsünde, ne öteki insanlara bakışında değişen bir şey yoktu.

Ama değişen şeyler vardı.

Mesela korkuları.

Hayat tarzının zorla değiştirileceği, Türkiye’nin Atatürk’le kurulan imajının bozulacağı, “devletin baştan sona zapt edileceği” korkusu.

Mesela kendisi gibi kadınlar başlarını örtmediği takdirde, eşlerinin devlette yüksek makamlara çıkamayacağı duygusu.

Başlarını örtmedikleri takdirde, ne kendilerinin, ne eşlerinin ihaleleri kazanamayacağı, en hak ettikleri işleri bile alamayacakları duygusu.

Bu gerçek bir korku mudur?

Yoksa hayali mi?

Hiç fark etmez.

Geçen 4 yıl içinde bu iktidar onlarda işte bu duyguyu yaratmıştı.

* * *

Türkiye’de çok önemli bir şeyler oluyor.

Bu ülkenin kadınları iktidarı ele geçiriyor.

Evet iki hafta önce Ankara’da, dün İstanbul’da başlayan, yarın ülkenin başka şehirlerine de yayılacak olan bu hareketin motoru kadınlardır.

Bu bir kadın ihtilalidir ve bir Müslüman ülkede ilk defa böyle bir ihtilal gerçekleşmektedir.

Kimsenin kuşkusu olmasın ki, bu ihtilal yakında İran’a da sıçrayacaktır.

28 Şubat’ı büyük bir cesaretle destekleyen ben, işte bu nedenle artık askeri müdahalelere, bildirilere karşı çıkıyorum.

Çünkü Türkiye’nin “Sivil 28 Şubat” süreci başlamıştır.

Dün yazdığım gibi, ilk defa siviller “durumdan vazife çıkarmaktadır”.

Bunu hepimizin çok, ama çok iyi okuması gerekiyor…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Tarla kuşu musunuz yoksa baykuş mu?

vücut saati, tarla kuşu, sabah erken kalkmak, Manşet, erken kalkmak, baykuş

İnsanın uyku düzenini belirleyen vücut saatidir. Bu vücut saatine dayanarak bazı araştırmacılar insanları iki ana gruba ayırıyor: Erkenciler ve akşamcılar. Genellikle de erkenciler çalışkan, akşamcılar tembel sayılıyor. Peki, sabah güne çok erken başlamak herkesin yapısına uygun mudur? Bilim bu konuda ne diyor? İşte yanıtı…

Erkenci misiniz yoksa akşamcı mı?

İnsanların sabah erkenden kalkıp güne rahat başlamasını ya da yataktan sürüne sürüne çıkmasını belirleyen şey ne?

Hayatım boyunca sabahları erken kalkmaktan nefret etmişimdir. Okula zamanında gideyim diye babam bacağımdan çekip çıkarırdı beni yatağımdan. Sabah zil sesini duyar duymaz midem bulanmaya başlar, ancak öğlene doğru bir şeyler yiyebilirdim.

Geceleri ise durum farklı. Geç saatlere kadar kalıp çalışabilirim. Yeter ki güne erken başlamayayım.

Tarlakuşu mu, baykuş mu?

Bazıları ise günün en iyi zamanının sabah saatleri olduğunda ısrar eder. Ben mahmur gözlerle işe giderken onlar saatlerdir uyanık olmanın verdiği neşeyle hareket ederler. Fakat akşamları roller değişir. O tarlakuşlarını yemek masasında uyku bastırırken benim gibi baykuşlar mutlu ve sohbeti uzatmaya hazırdır. Kendimizi bulduğumuz saatlerdir bunlar.

Ama insanların sadece bu iki gruba ayrıldığı düşüncesi doğru değil.

Herhangi bir etkinlik için en fazla tercih edilen saatleri belirlemek için yapılan anketler yetişkinlerin sadece yüzde 20’sinin tarlakuşu ya da baykuş kategorisinde olduğunu gösteriyor. Geriye kalan yüzde 80’in ise yarısı bir ya da diğer yöne eğilimli, diğer yarısı ise iki tarafa da dahil olmayanlardan oluşuyor.

Ama bu, düzenin tarlakuşları etrafında kurulu olduğu bir toplumda yaşamaya çalışan baykuşlar için teselli değil. Okul da iş de erken başlıyor. Ayrıca erken kalkmak bir erdem sayılıyor, baykuşlar ise tembel. Oysa onların gece boyunca çalışırken diğerlerinin erkenden yatmaya gitmesi göze batmıyor.

Genetik faktör

Ama neyse ki bilim baykuşların tarafında. Onlar günlerini yatarak tüketmiyor, sadece genlerine göre davranıyor. İngiltere’nin Surrey Üniversitesi’nden araştırmacılar, hangi zaman tipine (kronotip) girdiğimizi büyük ölçüde genlerimizin belirlediğini söylüyor. 24 saatlik ritmimizi belirleyen bu genlerin farklı varyantları var ve bunlar fizyolojimizi birçok bakımdan etkiliyor.

Erkencilerin vücut ısısı öğleden sonra doruğa ulaşırken, akşamcılarda bu daha geç oluyor. Sabah kalktığında erkencilerin stres hormonu (kortizol) hemen zirve yapıyor ve sanki ilaç almışcasına vücudun uykudan uyanıklık haline geçmesinin şokunu atlatmasını sağlıyor. Akşamcıların ise aynı etkiyi görmesi için birkaç saat daha geçmesi gerekiyor.

Yani şöyle de denebilir: Ben aslında erken kalkmaya çalışırken kendi genetiğimle boğuşuyorum.

Vücudu eğitmek mümkün mü?

O halde erken kalkması için vücudu eğitmek diye bir şey de söz konusu değil. Çalar saati kurarak kendimizi erken kalkmaya zorlayabiliriz tabii. Tıpkı gece vardiyasında çalışanların bütün gece uyanık kalmak için kendilerini zorlaması gibi. Ama saat ortadan kalkınca genler yine eski düzenine dönecektir.

Küçük çocuk sahibi akşamcılar, vücut saatleriyle savaşa savaşa sabah erken kalkar; ama vücutları ilk fırsatta eski alışkanlıklarına dönecektir. Genlerin çekim kuvveti oldukça güçlüdür çünkü.

Teorik olarak ilaç yoluyla duruma müdahale etmek mümkün. Ama normal kronotipe geri dönmemek için bu ilaçları sürekli almak gerekir.

Akşamcılar için tek umut ışığı yaşlanmaktan geçiyor. O da zaten kaçınılmaz. İnsanlar yaşlandıkça sabah daha erken kalkmaya yöneliyor. Bense o gün gelinceye kadar gece hayatının tadını çıkarmaya bakayım.

Yazar:  Claudia Hammond 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Prokrustes’in Yatağı

yunan mitolojisi, toplum, temel aksoy, öykü, Manşet, makale, dogmatizm

“Prokrustes’in Yatağı” tarih boyunca tek tip insan toplumu üretme projelerinin ve dogmatizmin simgesi olmuştur. Bu terimin tarihte çok acımasız bir öyküsü de bulunmaktadır. Temel Aksoy bu makalesinde Prokrustes’in öyküsünü bizlerle paylaşıyor ve toplum üzerindeki etkilerini yorumluyor.

Prokrustes’in Yatağı

Yunan mitolojisine göre “Prokrustes, Atik Yarımadası’nda Eleuis’ten Atina’ya giden yol üzerinde yaşarmış. Yoldan geçen yolcuları evinde ağırlamaya davet edermiş. Yolcularla hoş bir muhabbetten sonra çok rahat bir yatağı olduğunu söyleyip yolcuları demirden yapılmış bir yatağa yatırırmış. Bu aşamadan sonra içindeki zorbalık hissi dışa vururmuş. Yolcuların boyu yatağa uzun gelirse, ayaklarının dışarı taşan kısmını kesermiş, eğer misafirin boyu kısa gelirse bu sefer de yatağa bağladığı misafiri mengene ile gererek uzatırmış.” (Metin Akgün)

Nassim Nicholas Taleb’in dediği gibi insan bir şeyi, bir fikri anlamak için zihnindeki mevcut kalıpları kullanır. Bunu yaparken de tıpkı Prokrustes’in kurbanlarını yatağın boyuna uydurması gibi gerçeği eğip büker, uzatıp kısaltır. 

İnsan fikirleri, olayları, neden sonuç ilişkilerini kendi zihnindeki hazır kalıplara dökerken aslında çok boyutlu karmaşık gerçekleri daha az boyuta indirgeyerek sadeleştir. Ama bu indirgeme işlemi sonucunda çoğu kez zihninde gerçekle alakası kalmamış bir suret oluşur.

Dağları üçgene, bulutları daireye benzetir. Gelir dağılımını çan eğrisiyle açıklar. İnsan ihtiyaçlarını Maslow piramitine indirger. Psikolojik bütün sorunlarının kökeninde Freud’un ödip kompleksi olduğunu zanneder.  

Bundan yıllar önce danışmanlık yaptığım bir şirketin genel müdürü kendisine anlattığım “marka arketipleri” yaklaşımından o kadar etkilenmişti ki izleyen yıllarda hangi konudan bahsetsek lafı dönüp dolaştırıp arketiplere getiriyordu.  

Prokrustes’in misafirlerini yatağın boyuna uydurmak için uzatıp kısaltması gibi insan da karmaşık fikirleri, anlamakta zorlandığı neden sonuç ilişkilerini zihnindeki mevcut kalıplara döker.  

Bir fikri, bir olayı anlamak için karmaşık olanı basite indirgemek büyük bir kolaylık sağlar ama bu yol çoğu zaman insanın gerçeği anlamamasına ya da yanlış anlamasına yol açar. Nassim Nicholas Taleb’in dediği gibi, bu zafiyet her faninin ortak özelliğidir.

Bu zafiyetin üstesinden gelmek her zaman mümkün olmasa da insanın böyle bir tehlikenin farkında olması bile çok değerlidir. Çünkü yanlış bir haritayla insanın kendi yolunu kaybetmesi kendine zarar verir ama yanlış haritayla bir toplumu ya da bir şirketi yönetmek çok sayıda insanın zarar görmesine neden olur.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dr. Bahar Eriş: Karakter, kabiliyet, kariyer üçlüsünün uyumu çok önemli

YETENEK GELİŞİMİ, ÜSTÜN YETENEK, röportaj, Manşet, dr.bahar eriş, çocuklar nasıl başarır, çocuk, başarı

Aileler çocuklarına karşı nasıl bir yaklaşımda bulunmalı? Nelere itiraz etmeli, nelere etmemeli? Çocuklar nasıl eleştirilmeli? İşte çocuklarda yetenek gelişimi ve üstün yetenek eğitimi üzerine odaklanan yazar Dr.Bahar Eriş’in tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikteki röportajının tamamı…

Yaratıcılık için sıkılmak da gerekli

Üstün zeka ve yetenek eğitiminde uzman olan Dr. Bahar Eriş ‘Kaliteli, çocuğun gelişim aşamasına uygun planlanmış aktiviteler çocukları geliştirir. Ancak özkeşif ve yaratıcı düşünceye yer açmak için boş kalmak ve sıkılmak da gerekir’ dedi.

Üstün zeka ve yetenek üzerine çalışmaları olan Dr. Bahar Eriş, Mümin Sekman’la birlikte iki kitaplık “Çocuklar Nasıl Başarır” serisinin yazarı. İkili seri için, dünya çapında binlerce araştırmayı tarayıp yaklaşık bin 500 araştırmanın sonucunu okura sundu. Araştırmalarda, “Ödevini yap”, “Ders çalış”, “Kitap oku” komutunu vermekten yorulan anne babalara iyi haberler var. Yeni eğitim öğretim yılı başlarken Dr. Eriş’le konuştuk. Bahar Eriş, başarının formülünü bir cümlede özetledi: Karakter ve kabiliyet doğrultusunda bir hedef belirleyip, o hedef için bilinçli, disiplinli, sistematik bir biçimde çalışmak.

-Bütün incelediğiniz araştırmaları düşündüğünüzde başarının önde gelen sırrı ne?

Karakter, kabiliyet, kariyer üçlüsünün uyumu çok önemli. Karakter ve kabiliyet doğrultusunda bir hedef belirleyip, o hedef için bilinçli, disiplinli, sistematik bir biçimde çalışmak gerekiyor. Belirlenen hedef henüz karşılanmamış gerçek bir ihtiyacı da karşılıyorsa sonucunda başarı muhakkak gelecektir. Dünyada çözülmeyi bekleyen binlerce sorun var. Kendi hayallerine ve gerçeklerine en uygun olanı seçip o yolda azimle ilerlemek asıl mesele.

Bunu yapmak için irade de önemli bir bileşen. Araştırmalar çocukken sağlam iradeli olanların uzun vadede daha başarılı olduğunu ortaya koyuyor. İyi haber şu ki irade kasları geliştirilebilir. Bunu mümkünse hayatın ilk beş yılında oturtmak en iyisi. Her ne kadar beyin hayat boyu değişen bir organ olsa da, temel yapımız bu dönemde şekilleniyor. Ağaç yaşken eğiliyor.

Sebat ve esneklik de başarıda kilit rol oynuyor. Bu çağda daha da önemli hatta: Hayat uzadıkça insanlar daha fazla kariyer geçişi yapıyor. Defalarca iş değiştiriyor, bazen defalarca şehir değiştiriyor, daha fazla zorlukla daha uzun süreyle mücadele etmek gerekiyor. Bu geçişleri yaparken kırılmamak, muson yağmurlarında yerlere kadar eğilip fırtınadan sonra tekrar dimdik duran bir bambu gibi esnek olabilmek çok büyük bir güç.

ERGEN BEYNİ HİZMET DIŞI

-Aileler, çocuklarına “ders çalış” demekle, “çok zorlamamak” arasında ikilemde kalıyor. Denge nasıl bulunacak? Örneğin ergenlik çağı, sınavların bol olduğu hassas bir dönem…

Ailelerin çocuklarının gelişim aşamaları hakkında bilgi sahibi olması gerekiyor. Böylelikle beklentilerini buna göre şekillendirebilirler. Ergenlik insan hayatında çok önemli, bazen çok zorlu bir geçiş dönemi. Hani bazı web sitelerini açınca, karşınıza “bu sitenin inşaatı devam ediyor” diye bir uyarı yazısı çıkar ya, ergen beyni de inşaat halindedir ve geçici olarak hizmet dışıdır!

Bu dönemde cinsiyet hormonları şahlanıyor ama tüm suç hormonlarda değil. Hormonların en büyük suç ortağı, gelişimi halen devam eden beyin. Beynin ön tarafında frontal korteks dediğimiz bir bölüm var. Bu ön lob, planlama, mantık yürütme, karar verme, görevleri organize etme, şuur gibi işlevlerden sorumlu. Yani beynimizin patronu gibi. İşte beynin bu yönetici bölümü, ergenlikte müthiş bir değişimden geçiyor. İnşaat devam ederken patron ortada yok gibi düşünebilirsiniz.

Ergenlik dönemi bir “rafine etme” ya da “hassas ayar” süreci. Bu süreçte beyin kullan ya da kaybet ilkesini izliyor. Kullanılan bağlantılar kalıyor, kullanılmayanlar çöpe gidiyor. Yani çocuk sürekli bilgisayarla oynuyorsa, sürekli TV izliyorsa, bunların oluşturduğu sinaptik bağlantılar beyninde yerleşiyor. Kitap okuyorsa, enstrüman çalıyorsa, spor yapıyorsa bunların getirdiği beceriler güçleniyor. Çocuk ne ekerse, beyin onu biçiyor. Bu budama ve ince ayar süreci ancak 20’li yaşlarda tamamlanıyor. O döneme kadar ailelerin çocuğun prefrontal korteksi işlevini üstlenmesi gerek. Aklı henüz başında olmayan bir çocuktan beklentiyi yüksek tutmak da akılsızca olur!

KURALLAR GEREKLİ

Şimdi bütün bu bilginin üzerine düşünelim; ergen kişiye “ders çalış”, “ödev yap” gibi komutlar vermek ne kadar etkili olur? Yapılabilecekleri birkaç maddede özetleyeyim:

1. Bir kere çocukla sevgi ve güven ilişkisi kurmak için ergenliği beklememek gerek. Özellikle ergenliğe kadar olan dönem, beyindeki kalıcı bağlantıların yoğun olarak kurulduğu zamandır. Çocukken kurulan güçlü bağlar, ergenliğin fırtınalı günlerini daha az hasarla atlatmayı da sağlar. Çocuk ve ebeveyn arasında zaten sağlam bir ilişki varsa, o zaman ödev yapmak ve ders çalışmak konusundaki telkinleri çocuk daha fazla dikkate alır.

2. Ders çalış demektense onun çalışmasını motive edecek bir ortam hazırlamak daha etkili olur. Gürültüden uzak bir çalışma alanı, düzenli bir masa, TV ve bilgisayarın çocuğun odasında değil de evin ortak kullanım alanlarında olması, çocuğun beslenme ve uykusuna dikkat etmek, kural ve sınırların belli olduğu düzenli bir ev ortamı oluşturmak ailelerin yapabilecekleri arasında. Birkaç öneri daha:

Her şeyi üstünüze alınmayın. Ergenliğin birincil hedefi bağımsızlıktır. Bunun için anne babadan uzaklaşmaları, eskisi gibi davranmamaları normaldir. Bu uzak ve soğuk davranışlar sizi hedeflemiyor; biyolojik kökenli.

Bu dönemdeki aşırı heyecan ve tutku halini müzik, tiyatro, dans, spor gibi yararlı faaliyetlere kanalize etmekte fayda var. Daha çok yapılan faaliyetler daha kalıcı olduğu için, bu zamanı verimli değerlendirmek iyi fikir.

ELDE TELEFONLA TABLETLE ÇOCUK DİNLENMEZ

Davranışı kimlik haline getirmeyin. Onları eleştirirken “sen böylesin işte”, “senden adam olmaz” tarzı cümleler yerine, davranışın kendisini eleştirin. “Aptal mısın, bu havada böyle mi çıkılır” demek yerine “Bu havada bu kadar ince giyinmek akıllıca bir davranış değil” gibi bir uyarı, hedefi çocuğa değil davranışa yöneltir.

Kendi gençliğinizi hatırlayın. Çok mu akıllı usluydunuz? Cevabınız evet bile olsa, çocuğunuz ergenliğini sizden daha farklı yaşıyor olabilir. Ne olursa olsun onu anlamaya çalışın. Dinlerken göz teması kurun. Tüm dikkatinizi verin. Bir elinizde telefon, bir elinizde tablet varken dinler gibi yaparsanız, samimi olmaz. Fırsatı kaçırırsınız. Gerçekten ilgilendiğinizi belli edin.

Öfkeli anlarında onlarla laf yarıştırmayın. Onun yerine, “eminim kendini kötü hissetmişsindir”, “bu durumda ne yapacaksın?”, “bilmiyorum, sen ne düşünüyorsun?” gibi sorular sorun. Onları sevdiğinizi, ufak şeylerden tartışmak istemediğinizi söyleyerek durumu kontrol altına alın.

Ergenlik dönemiyle ilgili kitaplar okuyun. Kitaplar sistemli ve kapsamlı bilgi kaynaklarıdır. Bu dönemi kitaplarla daha iyi anlamaya çalışın.

İTİRAZ KREDİSİ TÜKENMESİN

Önemli şeylere itiraz edin. Her şeye itiraz ederseniz, itiraz kredinizi çabuk tüketirsiniz. Siyah oje sürmenin, tuhaf giysiler giymenin, saç uzatmanın, küpe takmanın kimseye zararı yok. Çoğunlukla da geçici hevesler. Bunlara toptan itiraz ederseniz, sıra daha ciddi ve zararlı alışkanlıklara geldiğinde, çocuğunuz sizi dinlemeyi çoktan bırakmış olabilir.

AKTİVİTENİN DE BİR SINIRI VAR

-Doğru olan hangisi, bol aktivite mi yoksa bol boş zaman mı?

Hayatta en hakiki mürşit, dozdur! Bir şeyi ilaç ya da zehir yapan dozudur. Kurslardan başını kaldıramamakla sürekli boş kalmak arasında sağlıklı bir aktivite dozu var. Kaliteli, çocuğun gelişim aşamasına uygun biçimde planlanmış aktiviteler elbette ki çocukları geliştirir. Bunu bir iki aktiviteyle sınırlamak iyi olur. Öbür türlü çocuk bir alanda sebat etmeyi öğrenemez.

Öte yandan özkeşif ve yaratıcı düşünceye yer açmak için boş kalmak ve sıkılmak da gerekir. Her anı bir aktiviteyle dolu olan çocuk, hayal gücünü devreye sokamaz. Kendini oyalamanın yolunu öğrenemeyince, iyi vakit geçirmek için hep dışarıya bağımlı kalır. Özgün bir şey yaratmak için zamanı da kalmaz.

Ünlü film yönetmeni Tarkovsky, gençlere şu öğütte bulunuyor: “…Herkesin çocukluktan itibaren kendi kendine vakit geçirebilmeyi öğrenmesi gerekir. Bu yapayalnız olmak anlamında değil, ama insan kendinden sıkılmamalı… Bana göre kendi kendileriyle olmaktan sıkılan insanlar, öz saygı açısından tehlikede demektir.”

Sıkıntı denen ve genelde istenmeyen o ruh hali içinden çocuğun gerçek arzularının, kişiliğinin, yaratıcılığının tüm berraklığıyla su yüzüne çıkışını izlemek, anne babaların çocuklarına yapabileceği en büyük iyiliklerdendir.

Ayrıca hayatta bazı başarılara ulaşmak için sıkıntılı dönemlerden geçmek gerekir. Örneğin dahi olarak bilinen insanların çoğunun olağanüstü başarıları, eğlenceden uzak, yoğun, monoton bir çalışmanın eseridir. Herkes dahi olmak zorunda değil elbette, ama şu bir gerçek ki, belli düzeyde bir başarıyı yakalamak için disiplinli bir çaba ortaya koymak gerekiyor. Bu da eğlenceli bir süreç değil. Bünyesi aktiviteye alışmış bir çocuk için bu zorlayıcı olacaktır.

-Mutluluk ve başarı tezat mıdır?

“Çocuk mutlu mu olsun, başarılı mı” soru kalıbının dayatma olduğunu düşünüyorum. Benim kafamda böyle bir ikilik yok. Hayallerine ulaşmak için azimle çalışmak, mutlu ve başarılı bir hayatın anahtarı.

Tabii burada bir miktar gerçekçi olmak da önemli. 3K’nın uyumundan söz ediyoruz: Karakter, kabiliyet, kariyer. Kişi kendi karakterinin, kapasitesinin, doğal yapısının bilincinde olup buna göre bir kariyer seçerse, sonuçlar başarı getirir. Aynı şekilde bir çocuğun mizacına ve kapasitesine saygı duyulur, eğilimleri yönünde desteklenirse, hem başarılı hem mutlu olacaktır.

ÜSTÜN ZEKALILIK EĞİTİMİ DE PİYASALAŞTIRDI

Milli Eğitim Bakanlığı, her yıl 1, 2 ve 3’ncü sınıflarda çeşitli ölçekler kullanarak üstün zekalı ve özel yetenekli öğrencileri tespit ediyor. Bu öğrenciler, lise son sınıfa kadar okullarının dışında ayrıca bilim ve sanat merkezlerinde özel eğitim alıyorlar. Eğitimin amacı yetenek keşfi ve ardından da yeteneklerin geliştirilmesi. Ancak son birkaç yıldır, BİLSEM “sınavı” da piyasalaşmaya başladı. Zeka testinde sorulan soruları önceden öğrenmeye çalışan veliler ve bu sorulara çalıştırılan çocuklar var! Üstelik sırf bu alanda kuslar da açıldı. Piyasada bolca kitap da var! Üstün zekalılar üzerine Boğaziçi ve Bahçeşehir üniversitesilerinde dersler veren Eriş, “Bu bir hazır bulunuşluk sınavıdır. Dolayısıyla çocuğu sınava hazırlamak, özel ders aldırmak, kursa göndermek gereksizdir. Bu yeteneklere sahip olan çocuk zaten sınavda aranan özellikleri sergiler. Ayrıca sınavda başarısız olan çocuk da her zaman yeteneksiz addedilmemelidir, çeşitli nedenlerden dolayı başarısız olmuş olabilir” dedi.

SİSTEM DEĞİŞECEK

Bu konunun ticarete dökülmesinin yanlış olduğunu belirten Eriş sözlerine şöyle devam etti: “Bu çocuklar sınava çalışarak belli bir başarı elde etseler de, oraya girdikten sonra zorlanırlar. Zamanla gerçekten yetenekli olan akranlarının yanında geri kalmaya başlayabilirler. Bu da psikolojik bir çöküntüye, motivasyon kaybına, başarısızlığa yol açabilir. Yetkililer de (sınavla ilgili) bu sorunun farkındalar. Bu konuda çalıştaylar yapılıyor. Kısa süre içerisinde BİLSEM sınavlarının içeriğinde değişiklikler yapılması planlanıyor. Bu sayede gerçekten orada olması gereken çocuklar orada olabilecekler.”

İKİ KİTAP 1500 ARAŞTIRMA

YETENEK GELİŞİMİ, ÜSTÜN YETENEK, röportaj, Manşet, dr.bahar eriş, çocuklar nasıl başarır, çocuk, başarı
YETENEK GELİŞİMİ, ÜSTÜN YETENEK, röportaj, Manşet, dr.bahar eriş, çocuklar nasıl başarır, çocuk, başarı

Bahar Eriş ve Mümin Sekman, iki kitap için binlerce araştırma taradı. Eriş, “Ben işin çocuk kısmını biliyorum, o da başarı kısmını biliyor; ortadaki ‘nasıl’ sorusunda buluştuk. Metaanalize dayalı, boylamsal, kaliteli ve kapsamlı araştırmaları dahil etmeye çalıştık. Çocukların başarısını etkileyen toplam 75 farklı faktörü inceledik. Her bölüm bir büyük araştırmayla başlıyor. O araştırmanın verileri, analizi, yorumu. Ardından farklı kaynaklardan başka araştırmalar geliyor, her bir bölümde en az 20 araştırma var” dedi. Kitapta her bölümün sonunda araştırmalara ilişkin yorumlama ve ailelere öneriler yer alıyor.

Kaynak: www.aydinlik.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER2 hafta önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND