Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İşsizlik psikolojisi : işin gücün yok dediler, kız vermedilerse!

İşsiz insanların psikolojik halleri ve yapılması gerekenler üzerine bir araştırma…ne yapmalı? nasıl yapmalı?

Çiğdem Kocatepe , Ebru Özlem Çelik, Aslı Savaş, Tuğba Kalyoncu, Ufuk Yıldız;
Uludağ Üniversitesi, İ.İ.B.F., Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü 4 sınıf öğrencileri

GİRİŞ

Günümüzde, istihdam sorunu ülkelerin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeylerine bağlı olarak kimi nitelik farklılıkları gösterse de, hala tüm ülkelerin gündeminde bir numaralı sorun olarak varlığını sürdürmektedir.

Bir ulusal ekonomi içinde çalışmak isteyen herkesin iş bulamadığı, insanların üretici güçlerinin üretim süreci içinde değerlendirilemediği, böylelikle potansiyel üretim gücünün tüketici duruma geçmesiyle insan gücü kaynaklarının israf edildiği bir durumda işsizliğin ortaya çıkaracağı üretim ve refah yitirimleri sorunun salt bir yönünü oluşturmaktadır.(1)

Sorunun çok daha önemli bir boyutunu ise, işsiz kalan kişilerde yarattığı korku, fiziksel ve ruhsal sağlığın bozulması, toplumun değer yargılarının yitirilerek ortaya çıkardığı ümitsizlik, yoksulluk ve toplumsal dayanışmanın bozulması oluşturmaktadır.

İşsizlik salt ekonomik bir sorun olmanın ötesinde, toplumsal ve kişisel içerimleri de olan çok yönlü bir olgudur. Emeğin öteki üretim etmenlerinden farklı özellikler taşıması, insanın üretici gücünü simgelemesi, sermaye karşısındaki zayıf yönleri ve onun işsiz kalmasının beraberinde getireceği toplumsal sonuçlar işsizliğin önemli bir toplumsal sorun oluşturmasına yol açmaktadır.(2) Bu toplumsal sorunun tek tek işsiz kalan bireyler üzerindeki yansımaları da, olgunun kişisel boyutlarını içermektedir.

Türkiye’de ise, hızlı nüfus artışına ve kitleler halinde kırdan büyük kentlere göç olgusuna bağlı olarak ve sanayileşme yönündeki yapısal değişmenin hızlı ve dengeli bir biçimde gerçekleştirilememesinin sonucunda temelde yapısal bir işsizlik sorunu vardır. Bu tam süreli açık işsizlerin yanı sıra, daha önemlisi, “istihdam içinde işsizler” diyebileceğimiz kısa süreli ya da eksik istihdam kipleri ülkemizdeki işsizlik sorunun asıl ağırlığını belirlemektedir.(3)

İstihdamda işsizlik, ya da bir işte çalışır görünürken işsiz olanların sorunu, kendisini düşük gelir, yoksulluk ve çalışmasına rağmen asgari bir gelir sağlayamama şeklinde göstermektedir.

1. İŞSİZLİĞİN TANIMI VE UNSURLARI

ILO’nun onadığı ve önerdiği işsizlik tanımı ise;(4)

“Belirli bir gün ya da hafta zarfında, belirli bir yaş kümesinin üzerinde bulunan aşağıdaki kategorilere giren kişiler işsiz kabul edilirler :

1. İş akdi sona erdiğinden, ya da geçici olarak tatil edildiğinden dolayı istihdama elverişli konuma giren, herhangi bir işe sahip olmayan ve ücretli bir iş arayanlar,

2. Daha önce hiçbir zaman istihdam edilmemiş olan ya da önceki statü durumu itibariyle bağımlı olmayan, veya emekli edilmiş ancak belirli bir dönem için çalışmaya elverişli olan kişiler,

3. Belirli bir döneme nazaran gelecek bir tarihte yeni bir işe başlama konusunda anlaşma yapmış olup da, halen bir işe sahip olamayan ve çalışmaya elverişli olan kişiler,

4. Geçici ve belirsiz bir süreyle ve kendilerine herhangi bir ödeme yapılmadan tensikata tabi olan kişilerdir.

Bir diğer ifade ile işsizlik :

İşsizlik ile ilgili bilginin toplandığı hafta işi olmayan, işe başlamaya hazır; ve iş arayıp bulamayan kişiler olarak tanımlanmaktadır.

Bunun dışında DİE’nin istatistiklere konu olduğu için esas aldığı, işsiz tanımı içine istihdam halinde olmamak, ücretli veya ücretsiz bir saat bile çalışmamak, iş arama kanallarını kullanmış olmak, 15 gün içinde iş başı yapmaya hazır olmak girmektedir. Bu çerçevede 4 temel unsur önem taşımaktadır.(5)

1. DURUM : İstihdam dışı bulunmaktır.

2. GEREKSİNİM : İşsizin mevcut ücret oranında çalışma gereksinimi içinde olmasıdır.

3. DAVRANIŞ : Kişinin işe hazır ve çalışmak arzusu içinde bulunmasıdır.

4. EYLEM : Aktif olarak iş arama çabası göstermesidir.

1. İŞSİZLİĞİN NEDENLERİ

Çalışma gücü ve isteğine sahip olup iş bulamayanların yada sahip oldukları işten kendi iradesi dışında ayrılanların işsiz kalma nedenleri çeşitlilik göstermektedir.

Teknolojide yaşanan hızlı değişimin yanı sıra çalışma hayatının eskiye oranla daha sık ve büyük değişimler göstermesi özellikle bazı çalışan gruplarının işsiz kalma riskini arttırmıştır. Bu “yapısal boşluğun” giderek daha ön plana çıkan yönü, yeterli kalifikasyona sahip olup olmama sorunudur.(6)

Meslek eğitimi almamış kişilerin iş bulamama ve işsiz kalma oranları artmaktadır. Eğitim düzeyi düşük olanların yanı sıra kadın iş gücünün çok düşük nitelikteki işlerde çalışmaları, daha az mobilite gösterebilmeleri gibi nedenlerle iş piyasasında dezavantajlı bir konumda yer aldıkları görülmektedir.

Bu yapısal işsizlik nedenleri yanında, işe karşı değişen tutum, işe güdülenmede yaşanan sorunlar ve bireysel nitelikli nedenlerinde işsizliğe yol açtığı görülmektedir. Günümüzde gelişmiş ülkelerde yer alan işsizlik sigortasının işsiz kalmayı cazip hale getirip getirmediği zaman zaman tartışmalara yol açmaktadır. Ancak araştırmalar isteğe bağlı işsizliğin çok az görüldüğünü ortaya koymaktadır. (7)

2. İŞSİZLİĞİN İŞÇİDE ANLAMI

İşsizliğin çalışan üzerinde yarattığı psikolojik ve ekonomik etkileri sadece bireyin kendisini değil çevresini de etkilemektedir. Bu sorunlar değişik şekillerde ortaya çıkmaktadır. İşsizliğin işçide anlamı önemli ve hazin sonuçlar yaratmaktadır.

3.1. Hayat Standartlarının Düşmesi

İşletmelerin kapanması ekonomik hayatta fazlaca kıymetlendirilmektedir. Çünkü bu durumda işsiz kesimin hayat standartları süratle aşağıya düşürülmüş olur. İşçinin geçim kaynağı olan ücretin işveren tarafından ödenmemesi işçinin harcamalarını kısıtlar.

3.2. Çalışmadan Vazgeçme

İşçilerin iş piyasası içinde uzun süre faaliyetsiz kalmaları bir takım sorunları beraberinde getirir. Öncelikle işçide çalışma alışkanlığı kaybolur, iş zor gelmeye başlar, tembellik alışkanlık haline gelir. İş hayatının sıkıcılığına ve iş şartlarındaki disipline geri dönmek zor gelir.

3.3. Psikolojik Durum

İşçilerin hayat standardının düşmesi bütün aile fertlerinin etkilenmesine sebep olur. Bu durum diğer fertlerini yasal olmayan yollarla para kazanmaya sürükleyebilir.

İşsizlerde meydana gelen korku ve kin onların psikolojik durumlarına etki eder. İşçilerin psikolojik durumları öncelikle kendilerine ait olmakla birlikte daha sonra cemiyete etki etmektedir. Bu durum düzensiz yaşanılan hayat tarzı ve tehlikeli bir gelecek hazırlar.

3. İŞSİZLİĞİN CİNSİYET VE YAŞ AÇISINDAN DURUMU

İşsizlik sadece erkeklerin değil çalışan kadınlarında en önemli sorunudur. Kadın işgücü erkek işgücüne oranla daha az arz edilse de maddi ve manevi etkileri her iki cins içinde aynıdır.

Öte yandan yaş açısından bakıldığında işsizlik farklı sorunlar yaratır. Genç işsizler (13-19) orta yaşa oranla işsizlik problemlerinden daha az etkileneceklerdir. Çünkü orta yaş çalışanlarının yüklendiği sorumluluk daha fazladır.

4.1. Kadın işgücü

İşsizlik üzerine yapılan araştırmalarda erkek işgücü kadın işgücüne oranla daha ön plandadır. Bununla birlikte işsizliğin rahat yaşamaya etkisi, negatif tesirleri erkek ve kadın için aynıdır.

Yapılan araştırmalara göre kadınların işlerini kaybettiklerinde yaşadıkları stres erkeklere oranla daha azdır. Kadın ve erkeklerin psikolojik ve dışsal semptomlarını belirleyen durum ve yerine koydukları değerler arasında çok fazla fark yoktur. Bulunan farklılıklar, her bir gurubun kaybedilen işe karşı gösterdikleri tutumdur. Erkekler, sorunun odak noktasını bulacakları ortaklarla yeni iş aramaya bağlarken, kadınlar üstlendikleri sosyal sorumluluğun getirdiği yükü odak noktası olarak görmektedir.

4.2. Genç İşgücü (13-19 Yaş Arası)

İşsiz gençler orta yaşlılarla karşılaştırıldıklarında problemlerinin daha az olduğu görülür. Gençlerin insan ilişkilerinde yaşadıkları olumlu fırsatlar, yeni arkadaşlıklara ve boş zaman aktivitelerinin şekillenmesini sağlar. Finansal ihtiyaçları yaşlı gruba göre daha azdır. Bununla birlikte geçlerin istedikleri deneyim ve sosyal pozisyonlarında değişme ve gelişme, diğer işsiz kişilerde gördükleri kötü ekonomik koşullar sonucu kötü yönde etkilenir. Çünkü geniş çapta işsizliğin oluşumu gençlerin, kişisel sorumluluk ve sosyal statü gibi güçlü konumların oluşumunu azaltmaktadır.

4.3. Orta Yaşlı Işgücü

Orta yaş işgücü işsizliğe karşı negatif bir etkiye sahiptir. Devamlı olarak ailelerinin ihtiyacı olduğu finansal kaynakları sağlaması gereklidir. Finansal ihtiyaçlar orta yaştan istenen kadar büyük ve aile bireylerinin ihtiyaçlarını karşılayacak kadar olmalıdır. Ancak, gelecekle ilgili belirsizlik bu grubun işsizliğe karşı olan belirsizliği bilememesi durumunda ailedeki bireyleri kötü yönde etkileyebilecektir.

4.4. Uzun Dönem İşsizlik

Kaybedilen iş yaşamı etkilemektedir. Işi kaybetmeyle kötüleşen şartlar sonucu zihin sağlığı da bozulmaktadır. Bu durum orta yaş işgücünü etkilemektedir. Genç işgücünün uzun dönemde etkileri daha farklıdır. Gençlerin zihinsel sağlığı orta yaşa göre daha kuvvetlidir.

Genç işgücünde daha çok çevreye karşı itaatsizlik ve davranış bozuklukları görülmektedir.

4. İŞSİZLİĞİN PSİKOLOJİK SONUÇLARI VE TOPLUMSAL MALİYETİ

İş kaybının yaratacağı kaygı çalışma olanağından yoksun, bağımlı çalışan kesimde ve işsizlik sigortası bulunmayan ülkelerde insan hayatı üzerinde derin izler bırakmaktadır. Tehlike teşkil eden bu durumun sonuçları ülkesel ve küresel bir genişliğe sahiptir. İşten yoksunluk şu durumları da beraberinde getirmektedir.(8)

· Ekonomik güvencenin ve ihtiyaçların giderilmesini sağlayan gelir kaynağının kaybı,

· “Ailenin rızkını sağlayan kişi” rolünün sona ermesi,

· zaman duygusunu ve buna bağlı olarak düzen algısını kaybetmek,

· Bireysel ve sosyal mesleki perspektifin yok olması; bunun yerine sosyal açıdan itilmişlikle karşı karşıya kalma,

· İş arkadaşlarıyla olan sosyal ilişkilerden yoksunluk,

· İş yerindeki sosyal yaşamın uyarılarından yoksunluk ve sosyal çevreyle olan bağların kopması,

· Bir yaşam ifadesi ve bir şeyler yapma ihtiyacının ve tatmin yeri olarak işteki meşguliyetin yitirilmesi,

· Topluma yararlı olma ve işe yarama duygusunun kaybı.

Bu yoksunlukların neden olduğu sorunlar bireylere ve toplumlara göre büyük farklılıklar göstermektedir.

Bireyler işsiz kaldıklarında ve maddi yoksunlukla karşı karşıya geldikleri zaman bu duruma tahammül edemezler. İşsizlerin çalışanlara karşı kompleksleri artmaktadır. İşsiz birey yeniden çalışmaya başladığında daha zayıf ve işine karşı daha güvensiz olmaktadır. Daha önce çalıştığı işteki gibi bir psikolojiye sahip olamazlar. Yeni işlerinde iş yerinde çalışan diğer işçilerin güvenilir ve etkili konumlarıyla çatışma içine girerler. İşte taktirsizlik, işini kaybetme ve paraya muhtaç olma durumu işsizlerin insanlarla ilişkilerine de yansımakta ve onları yıkıcı işsizlik psikolojisine sokmaktadır.

Genç ve orta yaştaki işsizlerde işlerini kaybettikten sonra kişisel temaslarında önemli ölçüde değişiklik gözlenmektedir. Sosyal ilişkileri azalır, sosyal saygınlığını yitirir, değerlerini kaybeder ve günlerini evde geçirmeye başlarlar. Bu durum zaten sağlanamayan sosyal iletişim üzerinde düşen prestij ve tercihlerin değişmesi nedeniyle geniş etki yaratır.

İşsizliğin getirdiği yoksunluklar genel olarak üç başlık altında toplanabilir: Somatik Sorunlar, Psişik Sorunlar ve Toplumsal Maliyet Yaratıcı Etkiler.

1. Somatik Sorunlar

1929 Dünya Ekonomik Buhranı sonrasındaki deneyimlere ve daha sonra 70’li yıllarda gerçekleştirilen bazı araştırmaların ortaya koyduğu verilere göre, işsizlik ve buna bağlı olarak artan yoksulluk şu sağlık sorunlarına neden olabilmektedir;

· Beslenme bozuklukları,

· Kas yapısının zayıflaması,

· Vücut direncinin zayıflaması, bulaşıcı hastalıkların artışı, salgın hastalık tehlikesinin artması,

· Mide-bağırsak rahatsızlıkları, kalp ve dolaşım hastalıkları gibi psikosomatik şikayetlerde artış,

· Tansiyon, kolesterol vb. sağlık göstergelerinde değişmeler,

· Raşitizm hastalığında artış,

· Direncin azalması ve kötü bakım nedeniyle deri hastalıklarında artış,

· Bebek ve çocuk ölümlerinde artış,

· İş yapma gücünün azalması,

İşsizliğe neden olan genel ekonomik koşullar, sağlık sektöründeki tasarruf önlemlerinin de etkisiyle, çeşitli sorunlara yol açtığından, yoğun işsizlik dönemlerinde, mevcut sağlık sorunlarının tam tedavi edilemeyip gelecek dönemlere sarkması olasılığı da bulunmaktadır.

2. Psişik Sorunlar

İşsizliğin en dramatik etkileri insanın psişik yapısı ve kişiliği üzerinde etki yoğunlaşmaktadır. Bilimsel araştırma sonuçları da bunu desteklemektedir. İşsizliğin başlıca psişik sorunları şu maddeler altında toplanabilir:

– Stres :

İşini kaybedenler üzerinde yapılan çeşitli araştırmalar, işsizlikle beraber stres hormonlarının faaliyetlerinde artma olduğunu, gerilim, uykusuzluk ve sinirlilik durumları görüldüğünü, psikosomatik hastalıklarda artış olduğunu ortaya koymaktadır.

Öte yandan, ekonomik sıkıntı zamanlarında, stres ve psişik rahatsızlıkların erkeklerde daha çok 35-54 yaş, kadınlarda ise 25-44 yaş arasında görülmesi, RICE’ a göre, bu kişilerin söz konusu yaşlarda mesleki yaşamlarının en yüksek noktalarında bulunduklarını ve çoğu kez ailenin varlığını sürdürebilmesi için “temel direk” rolünü taşıdıklarını göstermektedir. Buna karşılık işsizliğin yarattığı stresten az etkilenen gruplarda vardır. Önceden işsiz kalma tecrübesi olanlar, içinde bulunduğu durumun ciddiyetini kabul etmeyenler, ( savunma mekanizması ) sosyal çevresinden destek görmeyenler ve olaylar karşısında esnek davranabilenler strese daha az girmektedirler.

– Depresyon Eğilimleri, Umutsuzluk, İçine Kapanma :

İşsizliğin büyük bir umutsuzluğa,çaresizliğe, yalnızlık duygusuna ve depresyon eğilimlerine yol açtığı görülmektedir. İşsizler duygu ve düşüncelerini açıkladıklarında hayatın “ boş ve karanlık” olduğunu, “yaşamanın anlamı olmadığını” söylemektedirler.

Depresyon nedeniyle kliniklere başvuran işsizler arasında sosyo ekonomik düzeyi yüksek kesimlerden olanların diğerlerine göre daha çok oldukları görülmektedir. Mesleki pozisyon ne kadar yüksek ise, işsiz kalmanın psişik yükü de o oranda yüksek olmaktadır. İşsizliğin psişik sonuçları ve işten hoşnutluk arasında bir bağlantı bulunmaktadır. İşsizlik, işe güdülenmesi yüksek ve ancak yeniden işe girme konusundaki şansını az olarak karşılayan kişilerde daha yüksek psişik hasara yol açmaktadır.

– Özsaygının Zedelenmesi :

İşsiz kalan birey, kendi kimliğini, sosyal konumunun ve kişiliğin gelişmesinde çok önemli rol oynayan bir faktörden yoksun kalmanın boşluğunu yaşayarak kendisine olan saygısını yitirebilir.

Özsaygıyı ayakta tutan unsurlardan biri olan topluma yararlı olma duygusu, özellikle erkekler için büyük ölçüde bir meslek ve iş sahibi olmaya bağlıdır. Mesleğe işe verilen değerlerin çokluğu ölçüsünde, işi kaybetmek yaşamda üstlenilen rolün birdenbire daralmasına yol açarak kimlik krizine yol açabilmektedir. Bu noktada toplumda işsizlere nasıl bakıldığının da büyük etkileri vardır. İşsizlik sigortasının bulunduğu ülkelerde, işsizlerin “ çalışmak istemeyip başkalarının sırtından geçinenler” ya da “işe yaramayanlar” şeklinde damgalanmaları ve bu durumun kendi suçları olduğu şeklindeki ön yargıların yaygınlığı özsaygıyı zedelemekte ve işsizleri suç duygusuna itmektedir.

– Toplumsal ve Ailevi Rolü Kaybetmenin Etkileri :

İşsiz kalma, hem işyerindeki arkadaşlardan ayrılma, hem de ailede sahip olunan belirleyici rolün dayanaklarından yoksun olma anlamına gelmektedir.

İş arkadaşlarından kopuş toplumsal bağlardan uzaklaşmanın başlangıcı olabilmekte, işsiz kalma süresi uzadıkça aileyi de içine alan bir dizi soruna neden olabilmektedir. Mali sıkıntıların ve işsiz olmanın verdiği ezikliğin etkisiyle sosyal ilişkilerden kaçınmakta, bu kaçınma sosyal izolasyonu daha ad güçlendirmektedir. İşsizlik, ailedeki dengeleri bozan en önemli unsurdur.

– Belirsizliğin Neden Olduğu Psişik Baskı :

İşsizlerin bir kısmı belirsizlik duygusu içinde yaşamakta ve bundan rahatsız olmaktadırlar. Yeni bir iş bulunup bulunamayacağı konusundaki belirsizliğin ve üzerlerinde hissettikleri toplumsal baskının da etkisiyle, işsizler kendi yaşamları üzerindeki denetimlerini kaybetmekte ve geleceği planlama güçlüğü çeken bir karaktere bürünebilmektedirler.

3. Toplumsal Maliyet Yaratıcı Etkiler

İşsizlik, bireye ve bireyin yakın çevresine verdiği zararlar kadar sonuçta herkes tarafından yüklenilen sosyal maliyetleri de olan bir konudur. İşsizliğin özellikle geçlerde başıboşluk, alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar ile suç işleme eğilimlerini arttırdığı sıkça görülmektedir.

İşsizler topluma ve mevcut sosyo-ekonomik düzeye olan güvenlerini kolayca kaybedebilmektedirler. İşsizlik sorunu sosyal çatışmalarda artışa ve ahlaki çöküntüye neden olarak toplumsal dengeleri derinden sarstığı için toplumdaki herkes tarafından büyük bir ciddiyetle ele alınmalıdır.

SONUÇ

İşsizlik psikolojisi başlıklı çalışmamızda genel bir değerlendirmeyle şu sonuçlara ulaşılmıştır.

İşsizlik, az gelişmiş ülkelerin yanı sıra, gelişmiş ve sanayileşmiş ülkelerin de en önemli sorununu oluşturmaktadır. Ancak aralarında bazı farklılıklar gözlenmektedir. Bu farklılıklar, işsizliğin ya da çalışanın istem yetersizliğinden olabileceği gibi kentleşme sürecinin niteliğini ve sanayileşme hızına bağlı olabilmektedir.

İşsizlik, sadece ekonomik bir sorun değil toplumsal ve kişisel konuları da kapsayan çok yönlü bir olgudur. Aşırı işsizlik gelir akışını engellemekte, günlük aktivitelerin akışını bozarak, aile ve toplumu etkileyerek ekonomik ve sosyal yaşamı olumsuz yönde etkilemektedir.

Çalışma istek ve gücünde olan insanların işsiz kalmaları onların değil yerleşik ekonominin kusurunu oluşturmaktadır. İşsizliğin yaygın ve kronik nitelik taşıdığı toplumlarda işsizlikle birlikte yoksullukta büyümektedir.

Gelişmiş ülkelerde esas olarak tam süreli işsizlik sorunları önem taşırken, gelişmekte olan ülkelerde işsizlik kendisini daha çok kısa süreli istihdam ya da eksik süreli istihdam şeklinde göstermektedir; gelişmekte olan ülkelerde yaşanan “istihdamda işsizlik” olgusu, çözümü çok daha güç sorunları beraberinde getirmektedir.

İşsizlikle savaşımda ülkeler, ekonomik ve toplumsal yapıları, politik yapı ve felsefeleri, kültürleri değişiklik gösterdiği için farklı yol ve stratejiler izlemelidir. Gelişmiş ve az gelişmiş ülkeleri karşılaştıkları işsizlik sorunun çözümleri bu açıdan farklıklar gösterecektir.

Kadın işsizlik oranı bir çok ülkede kadınların bazı nedenlerden dolayı çalışma yaşamından uzak durmalarına rağmen çok yüksektir. Gençlerde ise, özellikle ilk işlerini arayan bireyler düşük maliyetle istihdam edildikleri için daha çabuk iş bulabildikleri gözlenmektedir.

Türkiye’ de, hızlı nüfus artışına ve kitleler halinde kırdan büyük kentlere göç olgusuna bağlı olarak ve sanayileşme yönündeki yapısal değişmenin hızlı ve dengeli bir biçimde gerçekleştirilememesinin sonucu olarak temelde yapısal bir işsizlik sorunu vardır.

Türkiye’de işsizlik sigortası 1960’lı yıllardan itibaren en çok tartışılan sigorta dallarının başında gelmektedir. Ülkemizde işsizlerin, bir işsizler ordusu oluşturacak kadar çok olması işsizlik sorununun gündemdeki yerini korumasına yol açmaktadır. Ancak işsizlik sigortasının ülkemize uygunluğu, alt yapı yetersizliği, İş ve İşçi Bulma Kurumunun bu sigorta dalını yürütebilmesi tartışılmaktadır.

İşsizlik sigortasının Türkiye’de kurulması ekonomik ve sosyal demokrasinin gelişmesine olanak tanıyacak, Türkiye ve Avrupa Topluluğu arasındaki ilişkileri sağlamlaştıracak, işsizliğin toplumda ve aileler üzerinde yarattığı olumsuz etkileri onaracaktır.

Böylelikle Türkiye, OECD ülkesi arasında işsizlik sigortasını kuramamış tek ülke olma niteliğinden kurtulacaktır.

1Birsen ERSEL, Türkiye’de işsizlik ve işsizlik sigortası s:3

2 a.g.e., s.9

3 a.g.e., s.3

4 a.g.e., ss.11-12

5 Kuvvet LORDOĞLU, Nurcan ÖZKAPLAN ve Mete TÖRÜNER, Çalışma İktisadı, 1999, Beta Yayınları, s. 275

6 Mustafa Yaşar TINAR, Çalışma Psikolojisi, İzmir, 1996 s. 104

7 Tınar, a.g.e, s.105

8 Tınar, a.g.e., ss.106-110

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND