Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İşsizlik arttı kahvehaneler doldu taştı

Türkiye’de resmi işsiz sayısı 3 milyon 650 bine ulaştı ama gerçek rakamın 6 milyonun üzerinde olduğu tahmin ediliyor. İşsizlerin yüzde 61.5’ini lise ve daha düşük eğitimliler oluşturuyor. İş bulamayan, borç-harçla ayakta durmaya çalışan işsizler artık umudu kesip kahvehanelere akın ediyor. Kahvehaneleri ziyaret edip, onlara işsizliği sorduk.

Görüştüğümüz kişilerin neredeyse tamamı ilkokul mezunuydu. Onlar devletin ilkokul mezunlarına bir kerelik bir hak tanımasını istiyorlar. Kimisi hükümetten, göz boyamadan, belediyenin yaptığı gereksiz harcamalardan, kimisi Güneydoğu’ya aktarılan paralardan şikayetçi, kimisi de köyüne dönmeyi düşünüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye’de resmi işsiz sayısı geçen senenin aynı ayına göre 1 milyon 59 bin kişi artışla 3 milyon 650 bine yükseldi. Ama esas rakamın 6 milyonun üzeridne olduğu tahmin ediliyor. Bu dönemdeki işsizlerin; yüzde 74.4’ü erkek nüfus, yüzde 61.5’i lise altı eğitimli. Yüzde 22.1’i bir yıl ve daha uzun süredir iş arıyor. “Umutsuzlar” olarak bilinen, iş aramayıp, çalışmaya hazır olanların sayısı ise 497 bin kişi artarak 2 milyon 394 bine çıktı. Bu grup içinde yer alan, iş bulma ümidi olmayanların sayısı ise 199 bin kişi artarak 873 bine yükseldi.

İşsizliğin ne kadar arttığının en önemli göstergesi kahvehaneler. Haftaiçi işsizlerle dolup taşan kahvehaneler, ülkede işsizliğin ne boyutlara geldiğinin ispatı. Evde iyice bunalıma girmemek için kahvehanelere koşanlar, vakitlerinin tamamını buralarda geçiriyorlar. Kimisi eş dost vasıtasıyla “uzaktan” iş arıyor, kimisi de “iş yok ki, nerede aracağız, bütün kapılar yüzümüze kapanıyor” diyor. Kahvehanelerdeki hakim hava ise umutsuzluk.

Aralarında dalga geçenler de yok değil tabii. Ama şu bir gerçek ki, işsizlik kahvehanelere gidenlerin sayısını patlatmış. Önceden haftaiçi sadece bir iki masanın dolu olduğunu kahvehanelerde şimdi yer bulmak çok zor. Ama kahvehaneciler de veresiyeden ve para alamamaktan şikayetçi. Görüştüğümüz kahvehane sahiplerinden biri “Ben buraya elimden geldiğince işsizleri almamaya çalışıyorum, çünkü hep veresiye istiyorlar” diyor.

Tek umutları altılı ganyan

Koray Özdoğan (34), Bülent Topçu (33) ve Hüseyin Güler (35) 6 aydır işsiz. Zeytinburnu’nda yaşayan ve daha önce tekstil sektöründe çalışan üç arkadaşı Zeytinburnu’nda tıklım tıklım dolu kahvehanelerden birinde bulduk ve onlara işsizliği sorduk. Onlar vaktinin büyük çoğunluğunu sigara dumanı altında, çay içip, okey ve altılı oynarak geçiren işsizlerden yalnızca üçü. Hepsi ilkokul mezunu, hepsi ailesinin yardımıyla ayakta durmaya çalışıyor. İşsizlikten ve parasızlıktan dert yanıyorlar ve cinnet getirip birilerine zarar vermekten ya da kötü yollara sapmaktan korkuyorlar. İş bulma umutları artık tükenmiş. Ne olacağımız meçhul, diyorlar. Devleten beklentileri, ilkokul mezunlarına bir defaya mahsus hak tanınması. “Eğer lise diplomamız olsa iş bulurduk” diyen (yahutta zanneden) gençler, “bu kadar ilkokul mezunu var, tıpkı engellilere tanınan hak gibi ilkokul mezunlarına da bir defalık hak tanınsın” diyorlar. “Çünkü artık her yerde lise diploması isteniyor…”

Koray Özdoğan’a “İş arıyor musunuz, umudunuz var mı?” diye soruyoruz ki tam o sırada, bizimle sohbet ederken göz ucuyla izlemeye devam ettiği, tepemizdeki TV ekranından oynadığı altılı ganyan kuponunun “yattığını” görüyor. “Tüh bee! 4 numara çıktı, yine hayallerimiz suya düştü” diye cevap veriyor. Şans topu, sayısal gibi oyunlarda kazanma ihtimali milyonda bir diyen işsizler, “Paramız yok ama en azından altılıda cebindeki para kadar oynabiliyorsun, biz de o nedenle ganyan’a sardık” diyorlar. Kahvehaneler kadar ganyan bayileri de işsizliği anlatıyor. İşsizliği en iyi onlar bilir dedik ve bu hafta sözü onlara bıraktık.

Bülent Topçu: Aslen Giresunluyum ama doğma büyüme Zeytinburnu’nda yaşıyorum. Tekstil sektöründe çalışıyordum, 6 aydır işsizim. Tekstil piyasası için sürekli 10-15 günde açılacak diyorlar ama açılsa bile eskisi gibi iş imkanı yok. Ben tekstilde A’dan Z’ye herşeyi yapıyordum. 13-14 yıldır bu sektördeyim, ilk kez bu kadar işsizlik görüyorum. Sürekli sezon sonları bir işsizlik olurdu ama 15 gün bilemedin bir ay boşluk oluyordu, patronlar da paraları verirdi şimdi onu da vermiyorlar. 6 aydır kahve, altılı ganyan, park, sahil dolaşıyorum. İş aramak için bir şey yapmıyorum çünkü iş yok. Şu anda ilkokul mezunu kimseyi işe almıyorlar.

Devlet sektörü olsun, özel olsun bugün güvenliğe bile gitsen lise diploması istiyor, ben de lise diploması olsa ben her yere girerim. Ben araştırdım bu sene bu yaştan sonra ortaokul diploması almaya çalışacağım. Mecbur, nereye gitsen kapı üstüne kapatılıyor.

Koray Özdoğan: İş aramıyorum, yok çünkü, bulsak da paramızı alamıyoruz. Arkadaşlarımın çoğunun işi yok, işten çıkarmalar hala devam ediyor. Herkes okumuş insanları istiyor, ben istiyorum ki devlet ilkokul mezunlarına bir hak tanısın. Nasıl özürlü insanlar çalışıyorsa biz de çalışalım. Bu işsizliğin çözümü belki ilkokul mezunlarına bir öncelik tanınmasındadır.

2 bine TL’ye lise diploması

Koray Özdoğan: Yeni kanun çıkana kadar güvenlikteydim, sonra lise mecburiyeti aramaya başladılar. Lise diplomasını değişik yollarla alma ihtimali var ama ben yollara girmedim.

Bülent Topçu: Evet, 2 bine lise diploması verenler var, biz yapmıyoruz onu. Yarın öbür gün olur da devlet işine girersek bizim için zor olur. Ama yapan çok. Geçen bir firmanın müdürü “gidin kaçak yoldan lise diploması alın ben sizi işe alayım” dedi.

Koray Doğan: İnsanlar mecbur kaldı mı herşeyi yapabilir, biz iyi olanlardanız. Çok zor durumda olan hırsızlık da yapıyor, başka yollara da sapabiliyor. Para kazanıyor, alacağı ceza umurunda olmuyor, ben ailemi geçindiriyorum diye düşünüyor. Biz bu yollara girmedik, ama böyle giderse ne olacak bilmiyorum.

Bülent Topçu: 3-5 ay içinde iş bulamazsak ne yapacağımız meçhul. Eve haciz gelirse ya avukatı vuracağım ya da gidip banka soyacağım. Benim bu yaştan sonra evime haciz gelirse yapacak bir şeyim yok. Ben ailemle yaşıyorum. Yine de kredi borcum var. Bankalar insanları sömürüyor. Evime haciz gelecek diye korkuyla yaşıyorum. Biz de hazıra alıştık, para olmayınca kredi kartına sarılıyoruz. İnsan öderken çok zor geliyor. Geçen ay bu yaşta babamdan borç alıp öyle ödedim. Umutlarımız artık şans oyunları oldu. Elimizde bir tane bülten kahvede 6’lıyı bulma umudundayız. Sabahtan akşama oynuyoruz.

Hüseyin Güler: Ben bazı günler gidip bir kahvede 20 liraya çalışıyorum.

Bülent Topçu: Allah’tan anne babamız var, onlar da olmasa…

Son çare… köyümüze geri dönmek

İşsizlik nedeniyle geçim sıkıntısına düşenler köylerine geri dönme planları yapıyor. Beşyüzevler’de ziyaret ettiğimiz kahvehanelerden birinde konuştuğumuz Ahmet Yiğit (45) 1990 yılında ailesini daha iyi imkanlara kavuşturmak umuduyla Samsun’dan İstanbul’a gelmiş. 13 yıl trikoda çalışan Yiğit, krizden dolayı işyeri kapanınca bir daha iş bulamamış. Yaşından dolayı tüm kapılar yüzüne kapanan Yiğit, 1 senedir işsiz: “Nereye gitsem önce bir bakıp, bize dinamik adam lazım diyorlar. Geçinemiyoruz, 7 yaşında bir kızım var, okul aile birliği için para istiyorlar, ben zaten yardıma muhtacım, 3-4 gündür çocuğu da gönderemiyorum okula. Aslında ben Samsun’a memlekete geri dönmeyi düşünüyordum ama evdekiler karşı çıktı. Köye gitseydim hiç olmazsa aç kalmazdık, bu kadar kötü olmazdı. Psikolojim de bozuldu, bunalıma girdim, artık evde de duramıyorum, o nedenle hep buraya geliyorum.” Yiğit’in büyük çocukları istememişler İstanbul’u bırakıp köye gitmeyi.

Beşyüzevler’de ziyaret ettiğimiz başka bir kahvehanede, başka bir grup “knonik” işsizle söyleşiyoruz, ortalama 2 yıldır işsiz olanlar, iş çıktıkça dönem dönem çalışıyorlar. Onlar sabah 10’da kahveye girip, gece 12’de çıkıyorlar. İçlerinden biri son çare köye geri dönmekten bahsediyor: “2 yıldır işsizim, daha önce Zeytinburnu’ndan işletmeciydim, iflas ettik, kapattık, sonrası boş geziyoruz. İş arıyoruz da yok, daha önceki birikimlerimizi tükettik hep. O da bitince köyümüze geri döneceğiz.”

Aralarında işi gücü umursamayanlar da var tabii. 10 yıldır işsiz olduğunu söyleyen biri, iş arıyor musunuz sorumuza “valla olsa iyi olur tabii” diyor. İçlerinden biri “Bunlara 5 milyar verseniz yine çalışmazlar, alışmışlar burada oturmaya” diyor. Bir diğeri “pazar günü bile çalışırım”, öteki “iş bulsak hemen çalışırız” diye tepki gösteriyor. Kahvede herkes borç harçla ayakta duruyor, içlerinden biri “fotoğrafımızı çekmeyin, alacaklılar görecek” diye itiraz ediyor.

Hükümete ve belediyeye tepki

Zeytinburnu’nda başka bir kahvehanedeyiz. Kahvedeki herkes Mardin Midyat’tan gelme. Hemen hemen hepsi işsiz. Normal zamanda haftaiçi bomboş olan kahvede şimdilerde boş masa bulmak mümkün değil. Müşterilerinin çoğunu genç işsizler oluşturuyor. Kahvehanenin sahibi bol müşteriden mutlu mu derseniz, hayır o da çay paralarını toplayamamaktan şikayetçi. Tamamen gençlerden oluşan masalardan birinin yanın yanaşıp onlara işsizlikle ilgili haber yaptığımızı söylüyoruz. Aldığımız cevap:

-Şu anda olmaz işimiz var.

-Ne işiniz var?

-Okey oynuyoruz.

Daha sonra kendi söylediklerine kendileri de gülüyorlar.

Bir başka masaya doğru ilerliyoruz. Bu sefer konuşmaya yanaşıyorlar. Masada 8-9 kişi var, hepsi dericilik sektöründe ve hepsi şu anda işsiz. Onlar da diğerleri gibi ailelerinden ve arkadaşlarından destek alarak ayakta durmaya çalışıyorlar. Kimi evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış olmasına rağmen halen ailesiyle birlikte yaşıyor. Onlar da iş bulmaktan umudu kesmiş, iş yok ki ne arayacağız diyorlar. İşsizliğin göz boyamayla, gıda yardımı yapmakla, inşaat işiyle olmayacağını söylüyorlar; hükümete ve belediyeye karşı tepkililer. Sadaka dağıtıp, emekliden kesip millete veriyor, kendi etrafındakileri kayırıyorlar diyorlar. Milletvekillerinin kemerlerinin sıkılması, belediyenin aşırı harcamalarının kesilmesini istiyorlar. İçlerinden bir tanesi “Her tarafa lale koymuşlar, burada bir sürü lale var” diye tepkisini ortaya koyuyor.

15 yıldır İstanbul’dayım böyle işsizlik görmedim

Mehmet Sait Baran (30) görüştüğümüz işsizlerden biri. O da masadaki (bir lise mezunu hariç) herkes gibi ilkokul mezunu. 7-8 yıldır çalıştığı deri firması kapasite indirimine gidince, aylık alamaz olmuş ve tazminatı verilmeden kibarca kapının önüne konmuş. O da dava açmış. Şu anda başka mesleği olmadığı için, sektörün de durumu belli olduğundan boşta geziyor. Zamanının büyük kısmını evde veya kahvehanede geçiriyor. O şimdilik arkadaşlarından borç alarak geçiniyor, ama nereye kadar dayanır bilmiyor: “Ben 15 senedir İstanbul’dayım böyle bir işsizlik görmedim. Ne olacağımız belli değil, ev sahibi ne zamana kadar bizi idare edecek bilmiyorum. Şu anda kirayı ödeyemiyoruz.” Baran, eğer Güneydoğu sorunu çözülürse işsizliğin de bir nebze olsun ortadan kalkacağına inanıyor: “30 senedir Güneydoğu’ya harcanan paralar Türkiye’de işsizliği giderirdi. Orada binlerce köy korucusu var, onlara verilen para, devletin harcadığı paralar, her gün yapılan operasyonlar Türkiye’deki işsizliğe harcansa Türkiye’de hiç bir problem kalmaz.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND