Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İşsiz kalma korkusu tatilden vazgeçiriyor

Bedenen ve ruhen rahatlamanın en kestirme yolu tatil yapmak. Ancak küresel krizin devam etmesi çalışanları tatil planlarını gözden geçirmeye itiyor. İşsiz kalma korkusu nedeniyle tatil planlarından vazgeçenlerin sayısı günden güne artıyor.

Yaşanan ekonomik kriz tatil planlarını sekteye uğratıyor. ABD ve Avrupa’da pek çok çalışan işsiz kalırım korkusuyla tatil haklarını kullanmak istemiyor. Türkler de ilk tasarruf tedbiri olarak tatil bütçelerini kesiyorlar. Oysaki tatil yapmak ruh sağlığı için temel bir ihtiyaç olduğu kadar işyerinde de motivasyonu artıran çok önemli bir araç. Bedenen ve ruhen rahatlamış bir kişi, tekrar işe döndüğünde kendini yenilenmiş hissedip enerjik, motivasyonu artmış bir şekilde çalışıyor. Uzmanlar en az 10-15 gün tatile çıkılmasını öneriyorlar.

Yaşanan ekonomik kriz nedeniyle pek çok kişi işini kaybetti, pek çok kişi de zorunlu izne çıkarıldı. Rekabet ve işsiz kalma korkusunun bu kadar arttığı şu dönemde hálá bir işi olanlar da tatile gitmeye cesaret edemiyor. Aşırı iş yükü nedeniyle hiç olmadığı kadar strese giren çalışanlar, “şu krizde bir izin yapıp, işimi mi kaybedeyim” düşüncesiyle izinlerini iptal ediyorlar. Çalışanlarda “patron işlerin bensiz yürüyeceğini görünce bana ihtiyacı kalmayacak” korkusu var. Cnn.com’da yer alan bir habere göre, seyahat firması Expedia, krizin tatil alışkanlıklarını nasıl etkilediğini araştırdı:

Amerikalılar’ın yüzde 34’ü
Fransızlar’ın yüzde 22’si
Almanlar’ın yüzde 24’ü
Japonlar’ın yüzde 92’si bu yıl izinlerinin tamamını kullanmayacak.

Yahoo!HotJobs’un yaptığı bir başka araştırmada ise site ziyaretçilerine, resesyonun 2009 planlarını nasıl etkilediği soruldu. Mayıs’ın ikinci haftasında yapılan araştırmaya 6 bin kişi yanıt verdi. Yahoo!HotJobs’dan Tom Musbach’ın haberine göre siteyi ziyaret edenlerin:
Yüzde 61’i 2009’da hiç tatil yapmayacaklarını, yüzde 7’si ise bu yıl daha az tatil yapacaklarını söylediler.

Society for Human Resource Management (SHRM), Mart ayında şirketlerin yüzde 17’sinin geçen 6 ayda çalışanlarının haklarını azalttıklarını açıkladı. Bunun yüzde 40’ı da tatil planlarından kesildi. Aynı haberde Work+Life şirketinin kurucusu ve CEO’su Cali Yost, “Hepimizin ara vermeye ihtiyacı var, özellikle de bugünün ekonomik ikliminde” diyor. “Çünkü normalden daha uzun saatler çalışıp, çok daha fazla iş yapıyoruz” diyen Yost, tatile çıkmanın uzağa gitmek olmadığını söylüyor ve bir takım yaratıcı önerilerde bulunuyor:

-Uyuyun
-Kütüphaneden okumayı istediğiniz 2 veya 3 kitap alın
-Aile ve arkadaşlarınızda pikniğe çıkın, yemek pişirin
-Kendi şehrinizde turist olun, müzeleri, tarihi yerleri ziyaret edin

Benzer bir durum Türkiye’de de söz konusu. Yenibiriş.com’un yaptığı “Tatile çıkıyor musunuz?” anketi de gösteriyor ki Türkler de tatil planlarından vazgeçiyor. 19.461 kişinin katıldığı anket sonuçlarına göre çalışanların

-Yüzde 44.6’sı “şimdi tatili düşünecek durumda değilim”
-Yüzde 23’ü “istiyorum ama maddi açıdan zorlanacağım için emin değilim”
-Yüzde 16.7’si “maalesef bu sene tatile para ayıramıyorum”
-Yüzde 15.8’i “tatil yapacağım” dedi.

Tükenmişlik sendromu
Krizde vatandaşın ilk kestiği bütçelerden biri tatil harcamaları. Yapılan bir araştırma, krizde Türk insanının en çok tatil ve eğlenceden tasarrufa gittiğini gösteriyor. Önümüzü göremediğimiz için “şimdi tatilin sırası mı, ne olacağımız belli değil” düşüncesiyle tatil planları erteleniyor. Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurumsal Gelişim Merkezi Müdürü Ayşegül Horozoğlu’na, tatil illa da uzaklaşmak demek mi, insan kendini uzaklaşmadan da dinlendirebilir mi diye sorduk: “Tatil, çok para harcamak anlamına gelmemeli. Tatil, herkes için farklı bir şey ifade eder. Herkes farklı uğraşlar ile rahatlayabilir. Önemli olan içinde bulunulan rutinden uzaklaşabilmek ve sevilen, keyif alınan bir şeyler yapabilmektir. Dolayısıyla herkesin tatile yüklediği anlam kendine özgüdür. Hiç tatilsizlik ise öncelikle çalışma motivasyonunu etkiliyor. Çalışmaya karşı isteksizlik de günlük yaşama yansıyor. Yoğun çalışan, uzun süre tatil yapamayan ve dinlenemeyen kişilerin de ’tükenmişlik sendromu’ dediğimiz problemle karşı karşıya kaldığını görebiliyoruz. Günümüzde tükenmişlik sendromu sık görülen bir vaka haline geldi. Kişi tükenmişlik sendromu içinde sürekli gergin oluyor ve kendisini mutsuz hissediyor. Duygusal açıdan tükendiğini ve kimseye bir şey veremeyeceğini düşünüyor. Bu durum yorgunluktan tamamen farklı; çünkü uyuyarak ya da dinlenerek gerginlik ve mutsuzluktan kurtulunmuyor. En iyi çözüm, tatil dışında yaşamın her evresinde kişinin kendine nitelikli zaman ayırmasıdır. Nitelikli zamanla anlatmak istediğim, stresli iş ve yaşam koşullarının, ağır çalışma temposunun içinde, kişi kendisine her gün en az yarım saat zaman ayırmaya çalışmalıdır.”

Teknoloji tatili de öldürüyor
Diğer taraftan tatile çıksak bile, teknoloji sayesinde (yüzünden!) işimizi de gittiğimiz yere taşıyoruz. Bir yıl boyunca beklediğiniz tatile nihayet çıkmışsınız, plajda dalgaların sesini dinlemek yerine sürekli çalan cep telefonunuzu dinliyorsunuz. İşyerinden, müşterileriniz tarafından sürekli aranıyor, bir türlü işten kopamıyorsunuz. Sürekli aralıklarla e-postalarınızı kontrol etmeye mecbursunuz, ya da kendinizi mecbur hissediyorsunuz. Bu tatilin sizi ne kadar dinlendireceği, motive edeceği şüpheli. Oysaki hiç dinlenmeden çalışmak işyerinde de verimin düşmesine neden oluyor. Ayşegül Horozoğlu, “Tatilde çalan telefonlar ya da laptop ile iş yapıyor olmak, tatilin amacından çok uzak. Tatil işten sadece bedenen uzaklaşmak değil, zihnen ve ruhen de uzaklaşmak demektir. Çok acil durumlar dışında aranmamakta fayda var. Eğer iş tanımı gereği çok iletişimde olunması gerekiyorsa, günün belli saatleri telefon ile konuşmaya ayrılabilir. Bunun yanı sıra tatile çıkmadan önce, işleri yarım bırakmamakta fayda var. Tatil, insanın kendine ayırdığı bir zamandır. Kendine ayrılan bu zamanda kişi, kendini tanıyarak, gerçek ilgilerinin ne olduğunu bulmalıdır. Zamanı yönetebilmek ve kendine özel bir yaşam alanı oluşturabilmek için ’ertelenen işler’den, ’mükemmel yapmalıyım düşüncesi’nden ve ’hayır diyememe alışkanlığı’ndan vazgeçmelidir. Tatilin amacı rahatlamak olduğundan kişi, kendisini strese sokacak her şeyden uzakta durmalı. İşle ilgili telefonların gelmemesini sağlamalı, mümkünse yerine cevap verebilecek birini görevlendirmeli, tatilde olduğu bilgisini herkese iletmeli, sadece çok acil durumlar için belli zamanlarda iletişime geçmelidir” diyor.

Bölmeyin tek seferde kullanın
10 günden az yapılan tatillerde ruhun ve bedenin dinlenmediği, özellikle uzak mesafelere gidildiyse, yol yorgunluğu ve yolda geçen süre ile tam rahatlama olmayacağı söyleniyor. Tatillerde, bedensel yorgunluk hissedenlerin bedensel dinlenmeyi, zihinsel yorgunluk hissedenlerin zihinsel dinlenmeyi tercih etmeleri gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Arif Verimli, “Tatil süreleri en az 15 gün olmalıdır. İzinlerin bölünerek kullanılmasından çok, tek seferde kullanılması işten ve gerginliklerden iyice uzaklaşmayı sağlayacağından daha sağlıklıdır” diyor.

4 çalışandan biri tatilde de ofisiyle iletişimde
CareerBuilder’ın 2007’de yaptığı araştırmaya göre her 4 çalışandan biri tatillerde ofisle irtibat halinde olacaklarını söylemiş. Her 10 kişiden biri ise patronlarının kendilerinden işi bitirmelerini ve tatildeyken de en azından mesajlarını kontrol etmelerini beklediğini söylemiş. Prof. Dr. Arif Verimli, “Eğer gerçekten zihinsel boşalma arzu ediyorsanız, dış dünyadan gelecek uyarıcıları mutlaka kapatınız. Televizyon, gazete, cep telefonu, bilgisayar, mail gibi dış uyaranları en az 5 gün kapatınız. Ve tatilin bitmesine 3 gün kala asla gelecek planlamaları yapmayın ve zihinsel meşguliyetlere sebep olacak zihinsel, bedensel ve duygulanımsal aktivitelerden uzak durmaya çalışın” diyor.

Siz siz olun tatile çıkmadan önce yapmanız gerekenleri yerine getirin, böylece tatiliniz zehir olmasın. Training-time.com, tatile çıkmadan önce yapmanız gereken 6 maddeyi şöyle sıralıyor:

Bir planınız olsun: Ofisteki herkesi tatilde olacağınız tarihler hakkında haberdar edin. Bitirmeniz gereken işleri bitirin ya da bunun için birini görevlendirin. Yokluğunuzda ihtiyaç olursa diye ekibinizden en az birisine kontak isimler ve telefon numaraları gibi önemli olabilecek bilgileri verin.

Müşterilerinizi bilgilendirin: Tüm müşterilerinizi ofis dışında olacağınız tarihler konusunda bilgilendirin. Bir problem dahilinde ofisinizden kiminle konuşması gerektiği konusunda onları bilgilendirin.

Masanızı temizleyin: Ofisinizi terk etmeden önce çalışma alanınızı temizlemek için bir kaç dakikanızı ayırın, masanızı temizlemek hiç bir şey unutmadığınıza emin olmanızı sağlayacaktır. Ayrıca geri döndüğünüzde karman çorman bir masa bulmak size sadece stres verecektir.

Açık bir takvim bırakın: Tatilden döner dönmez kendinizi işlere atılmak zorunda hissedebilirsiniz ama döndüğünüz gün hiç bir randevu ayarlamaya çalışmayın. Eğer gerekirse takviminize kendinizle uzun saatler sürecek bir randevu yazın. Böylece kimse gizlice araya bir şey sokamaz.

Bilgisayarınızı bırakın: Hiç kullanmayacağım zaten demenin bir faydası yok, tatile çıkarken dizüstü bilgisayarınızı geride bırakın. Eğer dizüstü bilgisayarınızın yanınızda olduğunu bilirseniz, e-postalarınızı kontrol etme isteğine karşı koyamazsınız.

Davranışınızla örnek olun: Eğer patronsanız elinizden geldiğince çalışanlarınızla limitli bir şekilde kontakt kurun. Böylece çalışanlar çok daha rahat olacaklar ve tatillerinin tadını çıkarabileceklerdir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND