Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İşsiz kalma korkusu tatilden vazgeçiriyor

Bedenen ve ruhen rahatlamanın en kestirme yolu tatil yapmak. Ancak küresel krizin devam etmesi çalışanları tatil planlarını gözden geçirmeye itiyor. İşsiz kalma korkusu nedeniyle tatil planlarından vazgeçenlerin sayısı günden güne artıyor.

Yaşanan ekonomik kriz tatil planlarını sekteye uğratıyor. ABD ve Avrupa’da pek çok çalışan işsiz kalırım korkusuyla tatil haklarını kullanmak istemiyor. Türkler de ilk tasarruf tedbiri olarak tatil bütçelerini kesiyorlar. Oysaki tatil yapmak ruh sağlığı için temel bir ihtiyaç olduğu kadar işyerinde de motivasyonu artıran çok önemli bir araç. Bedenen ve ruhen rahatlamış bir kişi, tekrar işe döndüğünde kendini yenilenmiş hissedip enerjik, motivasyonu artmış bir şekilde çalışıyor. Uzmanlar en az 10-15 gün tatile çıkılmasını öneriyorlar.

Yaşanan ekonomik kriz nedeniyle pek çok kişi işini kaybetti, pek çok kişi de zorunlu izne çıkarıldı. Rekabet ve işsiz kalma korkusunun bu kadar arttığı şu dönemde hálá bir işi olanlar da tatile gitmeye cesaret edemiyor. Aşırı iş yükü nedeniyle hiç olmadığı kadar strese giren çalışanlar, “şu krizde bir izin yapıp, işimi mi kaybedeyim” düşüncesiyle izinlerini iptal ediyorlar. Çalışanlarda “patron işlerin bensiz yürüyeceğini görünce bana ihtiyacı kalmayacak” korkusu var. Cnn.com’da yer alan bir habere göre, seyahat firması Expedia, krizin tatil alışkanlıklarını nasıl etkilediğini araştırdı:

Amerikalılar’ın yüzde 34’ü
Fransızlar’ın yüzde 22’si
Almanlar’ın yüzde 24’ü
Japonlar’ın yüzde 92’si bu yıl izinlerinin tamamını kullanmayacak.

Yahoo!HotJobs’un yaptığı bir başka araştırmada ise site ziyaretçilerine, resesyonun 2009 planlarını nasıl etkilediği soruldu. Mayıs’ın ikinci haftasında yapılan araştırmaya 6 bin kişi yanıt verdi. Yahoo!HotJobs’dan Tom Musbach’ın haberine göre siteyi ziyaret edenlerin:
Yüzde 61’i 2009’da hiç tatil yapmayacaklarını, yüzde 7’si ise bu yıl daha az tatil yapacaklarını söylediler.

Society for Human Resource Management (SHRM), Mart ayında şirketlerin yüzde 17’sinin geçen 6 ayda çalışanlarının haklarını azalttıklarını açıkladı. Bunun yüzde 40’ı da tatil planlarından kesildi. Aynı haberde Work+Life şirketinin kurucusu ve CEO’su Cali Yost, “Hepimizin ara vermeye ihtiyacı var, özellikle de bugünün ekonomik ikliminde” diyor. “Çünkü normalden daha uzun saatler çalışıp, çok daha fazla iş yapıyoruz” diyen Yost, tatile çıkmanın uzağa gitmek olmadığını söylüyor ve bir takım yaratıcı önerilerde bulunuyor:

-Uyuyun
-Kütüphaneden okumayı istediğiniz 2 veya 3 kitap alın
-Aile ve arkadaşlarınızda pikniğe çıkın, yemek pişirin
-Kendi şehrinizde turist olun, müzeleri, tarihi yerleri ziyaret edin

Benzer bir durum Türkiye’de de söz konusu. Yenibiriş.com’un yaptığı “Tatile çıkıyor musunuz?” anketi de gösteriyor ki Türkler de tatil planlarından vazgeçiyor. 19.461 kişinin katıldığı anket sonuçlarına göre çalışanların

-Yüzde 44.6’sı “şimdi tatili düşünecek durumda değilim”
-Yüzde 23’ü “istiyorum ama maddi açıdan zorlanacağım için emin değilim”
-Yüzde 16.7’si “maalesef bu sene tatile para ayıramıyorum”
-Yüzde 15.8’i “tatil yapacağım” dedi.

Tükenmişlik sendromu
Krizde vatandaşın ilk kestiği bütçelerden biri tatil harcamaları. Yapılan bir araştırma, krizde Türk insanının en çok tatil ve eğlenceden tasarrufa gittiğini gösteriyor. Önümüzü göremediğimiz için “şimdi tatilin sırası mı, ne olacağımız belli değil” düşüncesiyle tatil planları erteleniyor. Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurumsal Gelişim Merkezi Müdürü Ayşegül Horozoğlu’na, tatil illa da uzaklaşmak demek mi, insan kendini uzaklaşmadan da dinlendirebilir mi diye sorduk: “Tatil, çok para harcamak anlamına gelmemeli. Tatil, herkes için farklı bir şey ifade eder. Herkes farklı uğraşlar ile rahatlayabilir. Önemli olan içinde bulunulan rutinden uzaklaşabilmek ve sevilen, keyif alınan bir şeyler yapabilmektir. Dolayısıyla herkesin tatile yüklediği anlam kendine özgüdür. Hiç tatilsizlik ise öncelikle çalışma motivasyonunu etkiliyor. Çalışmaya karşı isteksizlik de günlük yaşama yansıyor. Yoğun çalışan, uzun süre tatil yapamayan ve dinlenemeyen kişilerin de ’tükenmişlik sendromu’ dediğimiz problemle karşı karşıya kaldığını görebiliyoruz. Günümüzde tükenmişlik sendromu sık görülen bir vaka haline geldi. Kişi tükenmişlik sendromu içinde sürekli gergin oluyor ve kendisini mutsuz hissediyor. Duygusal açıdan tükendiğini ve kimseye bir şey veremeyeceğini düşünüyor. Bu durum yorgunluktan tamamen farklı; çünkü uyuyarak ya da dinlenerek gerginlik ve mutsuzluktan kurtulunmuyor. En iyi çözüm, tatil dışında yaşamın her evresinde kişinin kendine nitelikli zaman ayırmasıdır. Nitelikli zamanla anlatmak istediğim, stresli iş ve yaşam koşullarının, ağır çalışma temposunun içinde, kişi kendisine her gün en az yarım saat zaman ayırmaya çalışmalıdır.”

Teknoloji tatili de öldürüyor
Diğer taraftan tatile çıksak bile, teknoloji sayesinde (yüzünden!) işimizi de gittiğimiz yere taşıyoruz. Bir yıl boyunca beklediğiniz tatile nihayet çıkmışsınız, plajda dalgaların sesini dinlemek yerine sürekli çalan cep telefonunuzu dinliyorsunuz. İşyerinden, müşterileriniz tarafından sürekli aranıyor, bir türlü işten kopamıyorsunuz. Sürekli aralıklarla e-postalarınızı kontrol etmeye mecbursunuz, ya da kendinizi mecbur hissediyorsunuz. Bu tatilin sizi ne kadar dinlendireceği, motive edeceği şüpheli. Oysaki hiç dinlenmeden çalışmak işyerinde de verimin düşmesine neden oluyor. Ayşegül Horozoğlu, “Tatilde çalan telefonlar ya da laptop ile iş yapıyor olmak, tatilin amacından çok uzak. Tatil işten sadece bedenen uzaklaşmak değil, zihnen ve ruhen de uzaklaşmak demektir. Çok acil durumlar dışında aranmamakta fayda var. Eğer iş tanımı gereği çok iletişimde olunması gerekiyorsa, günün belli saatleri telefon ile konuşmaya ayrılabilir. Bunun yanı sıra tatile çıkmadan önce, işleri yarım bırakmamakta fayda var. Tatil, insanın kendine ayırdığı bir zamandır. Kendine ayrılan bu zamanda kişi, kendini tanıyarak, gerçek ilgilerinin ne olduğunu bulmalıdır. Zamanı yönetebilmek ve kendine özel bir yaşam alanı oluşturabilmek için ’ertelenen işler’den, ’mükemmel yapmalıyım düşüncesi’nden ve ’hayır diyememe alışkanlığı’ndan vazgeçmelidir. Tatilin amacı rahatlamak olduğundan kişi, kendisini strese sokacak her şeyden uzakta durmalı. İşle ilgili telefonların gelmemesini sağlamalı, mümkünse yerine cevap verebilecek birini görevlendirmeli, tatilde olduğu bilgisini herkese iletmeli, sadece çok acil durumlar için belli zamanlarda iletişime geçmelidir” diyor.

Bölmeyin tek seferde kullanın
10 günden az yapılan tatillerde ruhun ve bedenin dinlenmediği, özellikle uzak mesafelere gidildiyse, yol yorgunluğu ve yolda geçen süre ile tam rahatlama olmayacağı söyleniyor. Tatillerde, bedensel yorgunluk hissedenlerin bedensel dinlenmeyi, zihinsel yorgunluk hissedenlerin zihinsel dinlenmeyi tercih etmeleri gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Arif Verimli, “Tatil süreleri en az 15 gün olmalıdır. İzinlerin bölünerek kullanılmasından çok, tek seferde kullanılması işten ve gerginliklerden iyice uzaklaşmayı sağlayacağından daha sağlıklıdır” diyor.

4 çalışandan biri tatilde de ofisiyle iletişimde
CareerBuilder’ın 2007’de yaptığı araştırmaya göre her 4 çalışandan biri tatillerde ofisle irtibat halinde olacaklarını söylemiş. Her 10 kişiden biri ise patronlarının kendilerinden işi bitirmelerini ve tatildeyken de en azından mesajlarını kontrol etmelerini beklediğini söylemiş. Prof. Dr. Arif Verimli, “Eğer gerçekten zihinsel boşalma arzu ediyorsanız, dış dünyadan gelecek uyarıcıları mutlaka kapatınız. Televizyon, gazete, cep telefonu, bilgisayar, mail gibi dış uyaranları en az 5 gün kapatınız. Ve tatilin bitmesine 3 gün kala asla gelecek planlamaları yapmayın ve zihinsel meşguliyetlere sebep olacak zihinsel, bedensel ve duygulanımsal aktivitelerden uzak durmaya çalışın” diyor.

Siz siz olun tatile çıkmadan önce yapmanız gerekenleri yerine getirin, böylece tatiliniz zehir olmasın. Training-time.com, tatile çıkmadan önce yapmanız gereken 6 maddeyi şöyle sıralıyor:

Bir planınız olsun: Ofisteki herkesi tatilde olacağınız tarihler hakkında haberdar edin. Bitirmeniz gereken işleri bitirin ya da bunun için birini görevlendirin. Yokluğunuzda ihtiyaç olursa diye ekibinizden en az birisine kontak isimler ve telefon numaraları gibi önemli olabilecek bilgileri verin.

Müşterilerinizi bilgilendirin: Tüm müşterilerinizi ofis dışında olacağınız tarihler konusunda bilgilendirin. Bir problem dahilinde ofisinizden kiminle konuşması gerektiği konusunda onları bilgilendirin.

Masanızı temizleyin: Ofisinizi terk etmeden önce çalışma alanınızı temizlemek için bir kaç dakikanızı ayırın, masanızı temizlemek hiç bir şey unutmadığınıza emin olmanızı sağlayacaktır. Ayrıca geri döndüğünüzde karman çorman bir masa bulmak size sadece stres verecektir.

Açık bir takvim bırakın: Tatilden döner dönmez kendinizi işlere atılmak zorunda hissedebilirsiniz ama döndüğünüz gün hiç bir randevu ayarlamaya çalışmayın. Eğer gerekirse takviminize kendinizle uzun saatler sürecek bir randevu yazın. Böylece kimse gizlice araya bir şey sokamaz.

Bilgisayarınızı bırakın: Hiç kullanmayacağım zaten demenin bir faydası yok, tatile çıkarken dizüstü bilgisayarınızı geride bırakın. Eğer dizüstü bilgisayarınızın yanınızda olduğunu bilirseniz, e-postalarınızı kontrol etme isteğine karşı koyamazsınız.

Davranışınızla örnek olun: Eğer patronsanız elinizden geldiğince çalışanlarınızla limitli bir şekilde kontakt kurun. Böylece çalışanlar çok daha rahat olacaklar ve tatillerinin tadını çıkarabileceklerdir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND