Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Issız adam olmak kişilik bozukluğu

Issız adam, sadece var olmanın kendisinin değerli bir şey olduğunu hissedemedikçe bu aynalara bağımlılıktan kurtulamıyor.Ama bu onun var oluşuna bir katkı sağlamıyor.

mustafa ulusoy, KİŞİLİK BOZUKLUĞU, ıssız adam psikolojisi

’Issız adam’ psikolojisini Dr. Mustafa Ulusoy’a sorduk. TVNET kanalında yaptığı ’Film Şeridi’ programında filmlerin psikolojik yönlerini tartışan Ulusoy, filmdeki ’ıssız adam’ın ve geçek hayattaki binlerce benzerinin ruh halini bizim analiz etti.

MUSTAFA Ulusoy hem 16 yıllık bir psikiyatr hem de bir yazar. Bu iki konuyu buluşturmayı da iyi biliyor. Zira şu ana kadar yazdığı kitaplarında çoğunlukla terapi odasında olup bitenlerden beslendiğini söylüyor. Nitekim Ulusoy’un son çalışması olan ’İnsanın Temel Acıları Üçlemesi’nin 2004 tarihli ilk kitabı ’Aynalar Koridorunda Aşk’ ve geçen ay piyasaya çıkan ikinci kitabı ’Giderken Bana Bir Şeyler Söyle’de de anlattığı kahramanlar psikiyatr olarak bugüne kadar tanıdığı, dinlediği, tedavisini üstlendiği hastalarının öykülerinden ve psikolojik özelliklerinden izler taşıyor.

Ancak bu kahramanlardan biri özellikle dikkat çekici. Çünkü bu iki romanın ana kahramanlarından olan ’Gri’, psikolojik ve karakteristik yapısıyla son günlerin en çok konuşulan filmi ’Issız Adam’ın sevemeyen, bağlanamayan, sorunlu başkahramanıyla aynı özelliklere sahip.

Bir psikiyatr ve yazar olarak hastalarınızın hikayelerini kitaplarınıza yansıtıyorsunuz değil mi?
Yazdığım kitaplarda psikiyatri odasında olup bitenlerden izler çok var. Meslekte tecrübe kazandıkça belli kişilik özellikleri ve sorunları olan belli karakterler de zihninizde oluşmaya başlıyor. Bu karakter tiplerini de romanlarımda kullanıyorum.

’Aynalar Koridorunda Aşk’ ve ’Giderken Bana Bir Şeyler Söyle’ romanlarınızda temel kişilik özellikleri taşıyan kahramanlar var. Kimler bunlar?
Örneğin ’Kırmızı’ temelde var oluşsal olarak kendi değerini hissedemeyen ve o değeri başkaları üzerinden almaya çalışan bir kişilik. Onun için seçilmek çok önemli. Sevilmemekse ölüme eşdeğer. ’Sarı’, babası öldükten sonra kendi hayatını da yok gibi hisseden ve bu sebeple terapiye başlayan bir karakter. ’Beyaz’ bilge kişi; geçmişinde çok acılar ve zorluklar yaşamış, ama sonuçta aşkın bir boyutuna ulaşmayı becerebilmiş biri. ’Mavi’ ise terapistimiz; el yordamıyla hastalarına yardım etmeye çalışan, iyi niyetli ama hayatla ilgili açmazları olan biri.

ISSIZ DEĞİL NARSİST ADAM

Bir de ’Gri’ karakteri var. O da ’Issız Adam’ filminde izlediğimiz ana karakterin bir örneği. ’Gri’ ve Issız Adam gibi sevemeyen, bağlanamayan bu karakterlerin ruhsal yapısı, kişilik özellikleri nedir?
’Issız Adam’ filmindeki karakter ıssız değil aslında narsist adam. Oradaki karakterin temel özelliği narsistik öğeleri barındırması. Peki, nedir narsist karakter? Hepimizin bir varlığı vardır. Bütün her şeyden, insanlardan, nesnelerden bağımsız olarak yine varız. Ama çocukluktan itibaren ebeveyn etkileşimleri, travmalar, hayal kırıklıkları gibi şeyler sebebiyle var oluşumuzun değersiz olduğu hissine kapılmışsak, bu bize müthiş bir acı verir.

İşte temelde böyle hisseden ve bu acıyı gidermek, kendi var oluşunu hissedebilmek için etrafında birçok aynaya ihtiyaç duyan kişiler narsist kişilerdir. O aynalar da çevrelerindeki diğer insanlar… Narsist kişiler dışarıdan çok kibirli gibi görünseler de kişisel dünyalarına girdiğimizde ötekine bağımlılığın daha çok olduğunu, onlara ihtiyaçlarının daha büyük olduğunu görürüz. Aynada görüntüleri yoksa kendilerini de yok gibi algılıyorlar. O yüzden ötekiler için değerli olma arayışına giriyorlar. Onlar için çok değerli olmak, böylece kendilerini dev aynasında görebilmek istiyorlar. Ötekinin dünyasında değerli olabilmenin 3-5 yolu var: Şan, şöhret, zenginlik… Bir de aşk. Zira aşk bir öteki varlığın dünyasında değer bulma çabasından başka bir şey değildir. Ve insanlar kendilerini ne kadar çok değersiz hissediyorlarsa o kadar daha sık aşık olma ihtiyacı hissediyorlar.

Filmdeki karakterin hangi davranışlarında görebiliyoruz narsist kişilik özelliklerini?
Mesela lokantasına giriyor el çırpıyor, çalışanları etrafına hemen toplanıyor. Onun çevresine topladığı çalışanlarının hepsi onun için birer ayna hükmüne geçiyor. Çünkü yok gibi hissediyorsan sana hayranlık duyan insanlar topluluğunun çevrende olmasına ihtiyaç duyuyorsun. Zaten narsistler tüm ilişkilerini son derece iyi organize ederler ki çevrelerinde bir hayranlık oluşturup kendilerini dev aynalarında görebilsinler. Mesela filmde merdivende bir çalışanıyla şarap içtiği bir sahne var; ona ’niye lüks marka olan şarabı açmadın’ diyor. O da bir narsistik yatırım işte. ’Bak ben ne kadar cömert bir patronum gör’ mesajı veriyor ve bunu kendine yönelik bir yatırıma dönüştürüyor. Narsist kişiler çevrelerindeki tüm insanları, ilişkileri, aşkları kendi varlıklarını hissedebilmek için birer araç olarak görüyor.

YALNIZLIĞA MAHKUMLAR

Kadınlara neden çekici geliyor bu adamlar?
Çünkü narsist kişiler karşısındakilerin gözünde değer kazanmak için ilişkinin başında inanılmaz ayartıcı davranışlar yapıyorlar. Esprili, neşeli davranışlar, karşısındakini özel hissettiren jestler narsist kişilikte çok fazla görülüyor. Filmde de bunu görüyoruz. Kızın en sevdiği kitabı buluyor, ona yemek pişiriyor, beklenmedik anlarda sürprizler yapıyor, ’evimde uyuyan ilk kadın sensin’ diyerek bir çok ayartmayla kıza kendini özel hissettiriyor. Yani kızı kendisine aşık edecek şekilde davranıyor. Niye? Onun dünyasında önemli olduğunu, dolayısıyla kendi varlığını hissedebilmek için. Ama kız ona aşık olduğunda, narsist kişilik için o ilişkinin bütün cazibesi bitiyor. Çünkü burada bir kere daha kendi dev yansımasını görüyor. Ama bu onun var oluşuna bir katkı sağlamıyor. Issız adam, sadece var olmanın kendisinin değerli bir şey olduğunu hissedemedikçe bu aynalara bağımlılıktan kurtulamıyor.

İlişki bir tehdit midir bu insanlar için?
İlişki uzun vadeli bir yere doğru gitmeye başladığı zaman evet. Çünkü bu ’artık tek bir aynan olacak’ demektir. Başka kızlar, kadınlar yok. Karşısındaki kız ’ben seni istediğin gibi gösterebilirim, seninle ilgilenir, seni önemser, sana değer verir, var oluşuna katkıda bulunabilirim’ dese de, narsist bir kişilik açısından tek ayna asla yetmiyor. O, bir değil binlerce kadının ilgisini istiyor. Dünyanın kendisi ayna olacak, muhteşem bir şekilde onu yansıtacak. Filmde de ilişki bu noktaya geldiğinde adam her şeyi bitiriyor. Parayla bu işi yapan kadınlarla birlikte olması da bu yüzden; her şey kendi kontrolünde.

Peki, bu ıssız adamların sonu ne oluyor?
40-50 yaş onlar için kritik. Yavaş yavaş cazibelerini kaybediyorlar. O ana kadar kalıcı ve sağlıklı ilişkiler kuramadıkları için yalnız olduklarını acı bir şekilde fark ediyorlar. Depresyona giriyorlar. Çoğunlukla hayatları yalnız geçmeye mahkum oluyor. Onları iyileştirebilecek şeyse sevginin ötesinde karşılıklı özen, ilgi, merhamet ve şefkatin olduğu sağlıklı, samimi ve sahici bir ilişki. Çünkü ilişkiler insanı dönüştürüyor.

20. YÜZYIL HAZ ÇAĞI

Issız adamlar bu kadar çok mu? Onları böyle ıssız yapan nedir?
20. yüzyıl narsizm çağı. Bunu sosyologlar da söylüyor. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra tüm dünyada kişilik bozukluklarında ciddi bir artış oldu. Borderline, narsist kişilik bozukluklarına doğru bir kayma oluştu. Çünkü savaşta onca insanın ölmesinin yarattığı travma insanları var oluşu sorgulamaya itti. Hayatı en iyi şekilde değerlendirmek arzusuyla kendi hayatlarına odaklanıp kendilerini mutlu etmeye ve haz duymaya yöneltti.

Bizde de 12 Eylül döneminden sonra narsist kültürün daha egemen olduğunu, narsist kişilik bozukluğuna eğilimin arttığını gözlemliyoruz. Haliye ıssız adam karakteri bugün artık çok görülen bir kişilik tipi olmaya başladı. Modern kültür de bize her şeyde her an arzularımızı tatmin edip haz içerisinde yaşamamızı söylüyor. Ama bir şeyle yetinmemek, çok şeyin peşinde koşarken her şeyi kaybetmek modern insanın en büyük handikaplarından biri. Çünkü modern kültür her şeyi bize vermeyi vaat ederken aslında hiçbir şeyi vermiyor, her şeyi elimizden alıyor.

Yazar: Mine Akverdi
Kaynak: www.yoneticilikokulu.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Uzaktan eğitim deneyimi

uzaktan eğitim, okul hayatı, öğrenme becerisi, Manşet

Uzaktan eğitimin faydaları nelerdir? Uzaktan eğitimden neler öğrenebiliriz ve okullar açıldığında sınıflarımıza neleri taşıyabiliriz? Daha fazla ve daha kolay öğrenim sağlıyor olabilir miyiz? İşte bir öğrencinin gözünden uzaktan eğitim deneyimi…

Bir Öğrenci Anlatıyor: Neden Uzaktan Eğitimde Daha İyi Öğreniyorum?

Sıra beklemeden konuşmak. Sınıf malzemelerine zarar vermek. Öğretmenlere saygısızlık yapmak. Sınav esnasında cevapları ağzından kaçırmak. Birbirini iten, tekmelemeyen, vuran ve hatta yerlerde yuvarlayan çocuklar. Bunlar okulumda her gün olan şeyler. 

Şaka yaptığımı düşünebilirsiniz, ama gerçekten şaka yapmıyorum. 

Akranlarımın davranışlarına göre ikinci ya da dördüncü sınıfta olduğumu düşünebilirsiniz. Ama aslında New York’ta liseye geçmek üzereyim ve ortaokul hayatım boyunca bu tür sorunlar hemen her derste defalarca yaşandı.

Bu yüzden, koronavirüs pandemisi sebebiyle New York eyaletinde başlatılan uzaktan eğitimi kesinlikle destekliyorum. Okullarımız bu deneyimi sınıftaki öğretmenleri daha iyi nasıl destekleyeceğini anlamak için kullanırsa, geri döndüğümüzde öğrenciler daha etkili bir şekilde öğrenme şansına sahip olurlar.

Nedenini açıklayayım.

23 Mart’tan bu yana uzaktan eğitim alıyorum ve normal sınıf derslerinden daha fazla ve daha kolay öğrendiğimi fark ediyorum. Dikkatimi dağıtan öğrenciler ve bu öğrencileri idare etmekte zorlanan öğretmenler olmadan kesintisiz bir şekilde kendi hızımda çalışabiliyorum. 

Kendilerini kontrol edemeyen veya kontrol etmek istemeyen öğrenciler nitelikli sınıf zamanından çalarlar ve genellikle sınıf arkadaşlarının testlere ve değerlendirmelere hazırlanmasını engellerler. Üzerinden geçemediğimiz ya da yeterince odaklanamadığımız için, hiç hakim olmadığımız konuları içeren testlere girdiğim zamanlar oldu.

Bir ortaokul öğretmeninin işi hiç kolay değil. 26 ergeni gözetmenin çok daha ötesinde bir iş bu. Ortaokul hayatımda, sınıflarına hakimiyeti güçlü olan, kuralları tutarlı bir şekilde uygulayan, öğrencilere adil davranan ve saygılarını kazanan sadece birkaç öğretmenle karşılaştım.

İşbirliğine dayalı öğrenmeye büyük önem veren bir okula gidiyorum. Yaptığımız çalışmaların yaklaşık yüzde 80’i, öğretmen tarafından belirlenmiş 3 ila 5 öğrenciden oluşan gruplar halinde yapılıyor. Bu durum, çalışmalarını tamamlamak isteyen öğrencileri, olumsuz davranışlar sergileyen akranlarını disipline etmek ve isteksiz öğrencileri katkıda bulunmaya ikna etmek zorunda bırakıyor.

Uzaktan eğitim, çalışmalarım üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmamı sağlıyor. Daha fazla çaba ve çalışma gerektiren konulara daha fazla zaman ayırabiliyorum. Yanıtları zaten bilinen soruların üzerinden geçildiği bir dersi sonuna kadar oturup izlemem gerekmiyor. Hala diğer öğrencilerle işbirliği yapabiliyorum ama çok daha etkili bir şekilde. Çalışmaya farklı bakış açıları getiren ve daha güçlü olmasını sağlayan arkadaşlarla online görüşmeler yapmaktan gerçekten keyif alıyorum; birbirimize meydan okuyoruz ve bu daha zengin bir öğrenme deneyimi sağlıyor. 

Ayrıca, öğretmenlerimin şahsen verdikleri dersler yerine Google Classroom’da yayınladığı kayıtlı dersleri tercih ettiğimi de fark ettim. Bu yıl matematikle ilgili sorunlar yaşadım. Öğretmen, dersin en az üçte birini düzeni sağlamak için harcadığı için soruları cevaplamaya sabrı kalmıyordu. Çoğu zaman, okuldan önce onunla görüşmek için randevu aldığımda, kapısında soruları için sıraya girmiş olan bir yığın öğrenci olurdu. 20 dakika süremiz olduğu için hepimize yardımcı olamazdı. Diğer zamanlarda ise onu göremezdik.

Uzaktan eğitim ile boşa harcanan zamanın tamamı ortadan kalkıyor. Gerektiğinde öğretmenin kaydını durduruyorum, başlatıyorum, hatta ihtiyacım olursa geri alıyorum. Bu sayede dersi derste anlayabiliyorum. Kafam karışırsa, öğretmenimin haftalık çevrimiçi görüşme saatlerine (60-90 dakika uzunluğunda) katılıyorum; hiçbir zaman iki ya da üçten fazla öğrenci olmuyor. 

Uzaktan eğitimde, sınıfta olduğundan çok daha iyi öğrenmem eğitim sistemimizde bir sorun olduğunu gösteriyor. İki hafta önce okulum, Google Meet’te canlı video dersi denemeye başladı. Sınıfta öğrencileri idare etmekte zorlanan aynı öğretmenler, ne yazık ki çevrimiçi derslerde de idare etmek zorlanıyorlar. 

Uzaktan eğitimden neler öğrenebiliriz ve okullar açıldığında sınıflarımıza neleri taşıyabiliriz? Birkaç önerim var. Birincisi, öğretmenler dersten sonra tüm öğrencilere kaydedilmiş dersleri video olarak göndermeliler (e-posta veya Google Classroom gibi çevrimiçi platformlar aracılığıyla). İkincisi, öğretmenler öğrencilere birebir veya küçük grup görüşmeleri için online haftalık çalışma saatleri sunmalılar. Üçüncü olarak, sınıf yönetimi konusunda son derece yetenekli olan öğretmenler, diğer öğretmenlere bu konuda ücret karşılığı eğitim vermeliler.

İlk iki öneri uzaktan eğitim döneminde zaten başladı ve şimdiden büyük bir başarı elde etti. Umarım okula döndüğümüzde de devam ederler ve okullar bu fırsatı tüm öğrencilerinin öğrenme deneyimlerini geliştirmek için kullanır.

Çeviri: Özlem Öztürk
Kaynak: www.egitimpedia.com

Okumaya devam et

MAKALE

Bebeklerin göz renkleri neden değişir?

Manşet, göz rengi, genetik, bilim, bebeklerin göz rengi neden değişir

Bebeklerin göz renginin doğumdan sonraki ilk 6-9 ay içinde değiştiğini ve 9-12. ayda tamamen sabitlendiğini biliyor muydunuz? Peki, bunun nedeni ne olabilir? İşte yanıtı…

Bebeklerin Gözlerinin Rengi Neden Zamanla Değişir?

Bebeklerin gözleri yeni doğduklarında genellikle gri-mavi renktedir. Ancak zamanla -genellikle bir yaşına kadar- göz renkleri değişir. Saç rengi de genellikle bebekler büyüdükçe koyulaşır.

Bir insanın gözünün rengi derken aslında gözbebeği etrafındaki iris yapısının renginden bahsederiz. İris, göz bebeğinin büyüklüğünü ve göze giren ışık miktarını kontrol eden yapıdır. Birçok farklı göz rengi olmasına rağmen irisin renginden sorumlu tek bir pigment türü vardır ve iris yapısının rengi saça ve deriye de rengini veren melanin pigmentinden kaynaklanır. Melanin, melanosit adı verilen hücreler tarafından üretilir. Bir insanın gözünün ne renk olduğu melanin pigmentinin miktarına ve niteliğine bağlıdır.

Göz rengi genetik bir özelliktir. Göze rengini veren pigmentlerin miktarı ve niteliği genlerdeki bilgilere göre sentezlenir. Genetik bir özellik olmasına rağmen göz renginin çocukluğun ilk dönemlerinde nasıl değişebildiği sorusu akla gelebilir. Bebekler doğduklarında sahip oldukları melanin miktarı çok az olduğu için gözleri genellikle gri-mavi renktedir. Bebekler doğduktan sonra ışık, melanosit hücrelerindeki melanin üretimini tetikler. Ancak melanin üretimi deri ve saçlarda olduğu gibi sürekli değildir. Genel olarak bir yıl içinde genetik olarak belirlenen melanin miktarına ulaşılır.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak: www.evrimagaci.org

Okumaya devam et

MAKALE

Evrensel gelir modeli işe yarıyor mu?

sosyoloji, Manşet, finlandiya, finans, evrensel gelir modeli, evrensel gelir deneyi

Finlandiya‘nın evrensel gelir deneyi 2017 yılında yapıldı. Deneyin temel amacı, temel gelirin hedef nüfusun istihdam, gelir ve sosyal güvenlik kullanımı üzerindeki etkileri hakkında bilgi sağlamaktı. Peki, işe yaradı mı dersiniz? İşte yanıtı…

Finlandiya’nın Evrensel Gelir Deneyi, İnsanları Daha Mutlu Yaptı

Finlandiya’nın binlerce insana koşulsuz şartsız para verdiği 2017 Temel Gelir deneyi, sonraki yıllarda sosyologların, psikologların, politikacıların ve iktisatçıların üzerinde çalışacağı önemli konulardan biri olacak.

Deneyin 2018 yılında sonlandırılmasının ardından yapılan birçok çalışmada, hemen hemen tutarlı sonuçlara varıldı. İnsanlar daha mutlu olmaya ve kendilerine daha çok güvenmeye eğilim gösteriyordu fakat iş arama konusunda her zaman istekli olmayabiliyorlardı.

Finlandiya Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı’nın yayınlandığı bu son rapor, pek farklı iddialar sunmuyor. Fakat raporda varılan kanılar, dünyanın istihdam yoksulluğu çektiği bu zamanda, ekonomik güvenlik ağlarının faydalarını yeniden düşünmek gerektiğini hatırlatıyor.

Kısaca tekrarlamak gerekirse Finlandiya hükümeti, 2017 yılının başında rastgele seçilen 2.000 vatandaşa aylık 560 Euro vergisiz gelir garantisi sunan bir deneye başlamıştı. Eğer bu vatandaşlar iş bulursa, fazladan sağlanan bu gelir yine devam edecekti. Bu yüzden her şey kötüye gitse bile, en azından zorunlu faturaların ve masrafların bir kısmı hâlâ karşılanacaktı.

Garantili evrensel temel gelir kavramı (UBI), yeni bir şey değil. Fakat insanların servet ve mutluluğunda meydana gelen büyük sosyal bölünmelerin yıl sonunda kötü izlenimler sunması, son yıllarda dikkatleri bu kavramın üzerine çekti.

Uygulamayı savunanlar, taban seviyesinde yoksulluk korkusu olmadığında; insanların iş konusunda daha büyük riskler alacağını, daha düşük maaşlı işleri kabul edeceğini ve hatta daha girişimci olacaklarını öne sürüyor. Diğer taraftan ise muhalifler, uygulamanın iş bulmaya yönelik isteği hepten kaybettireceğini düşünüyor.

Finlandiya’nın deneyi, başladıktan sonra iki yıldan kısa bir süre içerisinde sona erdi. Deneyin etkilerine yönelik yapılan değerlendirmeler ise yavaş yavaş gelmeye devam ediyor.

Helsinki Üniversitesi’ndeki araştırmacıların yürüttüğü bu son araştırma, deneyde çeşitli açılardan toplanan bilgi birikiminin incelendiği birkaç alt projeyi kapsıyor; bunlar arasında refah, istihdam ve medyadaki haberlere yönelik etkiler de bulunuyor.

Genel mutluluk bağlamında, projede bireysel bildirime dayalı incelemelerden birinin sonuçları; eğer hepimizin ihtiyaç zamanlarında bel bağlayabileceği bir çeşit evrensel temel geliri olsaydı, ortalama refah algımızın iyileşeceğini söyleyen genel görüşü pekiştiriyor.

Geçirdiğimiz bunalımlar azalırdı ve algısal işlevlerimiz iyileştiğinden, muhtemelen daha berrak şekilde bile düşünebilirdik. Topluma ve sosyal düzenlere olan güven artardı ve geleceğimizi daha parlak görürdük.

Uygulamanın, çalışma isteğimizi baltalayıp baltalamayacağı veya sıradaki büyük mucit olma konusunda bize ilham verip vermeyeceği bakımından ise; sonuçlar her zamanki gibi karmaşık. Uygulamada olanlar, kontrol grubundakilere kıyasla; iki yılda ortalama altı gün fazla çalışmış. Söz konusu etki, deneyin ikinci yılında en belirgin şekilde görülmüş.

İş bulma konusunda risk almaya teşvik açısından dev bir etki görülmemiş. Fakat bu tür çalışmalarda her zaman olduğu gibi manşet istatistikleri, bir takım çetrefilli şeyleri gizleyebilir. Bu şeyler ise, sönük bir sonucun nasıl başarıya dönüştürüleceğini; ya da en azından başarısızlıktan nasıl kaçınılacağını gösterebilir.

Helsinki Üniversitesi’nde çalışan sosyal bilimci Helena Blomberg-Kroll, The Guardian gazetesine şöyle konuşuyor: “Bazı insanlar, eğitim gördükleri alanda halen hiçbir iş olmadığından; temel gelirin kendi üretkenlikleri üzerinde hiçbir etkisinin olmadığını söyledi”

“Fakat diğerleri, temel gelir sayesinde; normalde kaçınacakları düşük maaşlı işlere girmeye hazır olduklarını söyledi.”

Pek çok insan, bu gelirin kendilerine bir tür özerklik düşüncesi sağladığını; saat dokuz-beş arası işe gömülmeleri gerekmeden önce, keyfini çıkarabilecekleri anlamlı faaliyetlere dönmelerine olanak sağladığını aktardı.

Sonuçta toplum için yapılan bütün ‘işler’, istihdam istatistiklerine kaydedilmiyor. Gelecekte yapılacak çalışmalarda bu ölçümün analiz edilmesi daha da önem taşıyabilir.

Evrensel gelirin bu detaylarının daha iyi incelenmesi için daha fazla araştırma gerekiyor; özellikle de dünya, yıkıcı bir salgının ortasında yeni sosyal yapılar ve istihdam yapıları bulmakta zorlanırken.

Bazıları, Finlandiya deneyinin başından beri kusurlu olduğunu; çünkü çok düşük ücretle çok az kişiye dayalı olduğunu söylemişti. Bu son araştırma bile, 2018’de meydana gelen işsizlik avantajlarının koşullarında potansiyel yönden şaşırtıcı bir değişim olduğunu saptıyor.

“Bu sebeple, deneyin ikinci yılında görülen olumlu istihdam etkisi; temel gelir deneyi ile işsizlik avantajı yasasında yapılan iyileştirmelerin ortak bir etkisi niteliği taşıyordu” diye yazıyor araştırmacılar.

Uygulamanın destekçileri, uygulama lehine desteğin yönünü değiştirecek güzel bir rapor bekliyorsa; bu rapor o değil.

Bununla beraber, elde edilen bulgularda hafif umut ışıkları mevcut; Finlerin uygulamaya yönelik tutumlarını ölçen bir ankette, katılımcıların hemen hemen yarısı uygulamayı desteklemiş. Kişisel hikayenin basında daha çok yer bulması, bu görüşlerin zamanla değişmesini teşvik edebilir.

Evrensel temel gelir uygulaması, muhtemelen önümüzdeki karanlık zamanlarda aradığımız kurtarıcı olmayacak. Fakat araştırmaların şimdiye kadarki toplamına bakılırsa; uygulamayı benimseyen ülkeler pişman olmayacaklar.

Rapor, Finlandiya Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı tarafından yayınlandı.

Kaynak: www.popsci.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND