Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Issız adam olmak kişilik bozukluğu

Issız adam, sadece var olmanın kendisinin değerli bir şey olduğunu hissedemedikçe bu aynalara bağımlılıktan kurtulamıyor.Ama bu onun var oluşuna bir katkı sağlamıyor.

mustafa ulusoy, KİŞİLİK BOZUKLUĞU, ıssız adam psikolojisi

’Issız adam’ psikolojisini Dr. Mustafa Ulusoy’a sorduk. TVNET kanalında yaptığı ’Film Şeridi’ programında filmlerin psikolojik yönlerini tartışan Ulusoy, filmdeki ’ıssız adam’ın ve geçek hayattaki binlerce benzerinin ruh halini bizim analiz etti.

MUSTAFA Ulusoy hem 16 yıllık bir psikiyatr hem de bir yazar. Bu iki konuyu buluşturmayı da iyi biliyor. Zira şu ana kadar yazdığı kitaplarında çoğunlukla terapi odasında olup bitenlerden beslendiğini söylüyor. Nitekim Ulusoy’un son çalışması olan ’İnsanın Temel Acıları Üçlemesi’nin 2004 tarihli ilk kitabı ’Aynalar Koridorunda Aşk’ ve geçen ay piyasaya çıkan ikinci kitabı ’Giderken Bana Bir Şeyler Söyle’de de anlattığı kahramanlar psikiyatr olarak bugüne kadar tanıdığı, dinlediği, tedavisini üstlendiği hastalarının öykülerinden ve psikolojik özelliklerinden izler taşıyor.

Ancak bu kahramanlardan biri özellikle dikkat çekici. Çünkü bu iki romanın ana kahramanlarından olan ’Gri’, psikolojik ve karakteristik yapısıyla son günlerin en çok konuşulan filmi ’Issız Adam’ın sevemeyen, bağlanamayan, sorunlu başkahramanıyla aynı özelliklere sahip.

Bir psikiyatr ve yazar olarak hastalarınızın hikayelerini kitaplarınıza yansıtıyorsunuz değil mi?
Yazdığım kitaplarda psikiyatri odasında olup bitenlerden izler çok var. Meslekte tecrübe kazandıkça belli kişilik özellikleri ve sorunları olan belli karakterler de zihninizde oluşmaya başlıyor. Bu karakter tiplerini de romanlarımda kullanıyorum.

’Aynalar Koridorunda Aşk’ ve ’Giderken Bana Bir Şeyler Söyle’ romanlarınızda temel kişilik özellikleri taşıyan kahramanlar var. Kimler bunlar?
Örneğin ’Kırmızı’ temelde var oluşsal olarak kendi değerini hissedemeyen ve o değeri başkaları üzerinden almaya çalışan bir kişilik. Onun için seçilmek çok önemli. Sevilmemekse ölüme eşdeğer. ’Sarı’, babası öldükten sonra kendi hayatını da yok gibi hisseden ve bu sebeple terapiye başlayan bir karakter. ’Beyaz’ bilge kişi; geçmişinde çok acılar ve zorluklar yaşamış, ama sonuçta aşkın bir boyutuna ulaşmayı becerebilmiş biri. ’Mavi’ ise terapistimiz; el yordamıyla hastalarına yardım etmeye çalışan, iyi niyetli ama hayatla ilgili açmazları olan biri.

ISSIZ DEĞİL NARSİST ADAM

Bir de ’Gri’ karakteri var. O da ’Issız Adam’ filminde izlediğimiz ana karakterin bir örneği. ’Gri’ ve Issız Adam gibi sevemeyen, bağlanamayan bu karakterlerin ruhsal yapısı, kişilik özellikleri nedir?
’Issız Adam’ filmindeki karakter ıssız değil aslında narsist adam. Oradaki karakterin temel özelliği narsistik öğeleri barındırması. Peki, nedir narsist karakter? Hepimizin bir varlığı vardır. Bütün her şeyden, insanlardan, nesnelerden bağımsız olarak yine varız. Ama çocukluktan itibaren ebeveyn etkileşimleri, travmalar, hayal kırıklıkları gibi şeyler sebebiyle var oluşumuzun değersiz olduğu hissine kapılmışsak, bu bize müthiş bir acı verir.

İşte temelde böyle hisseden ve bu acıyı gidermek, kendi var oluşunu hissedebilmek için etrafında birçok aynaya ihtiyaç duyan kişiler narsist kişilerdir. O aynalar da çevrelerindeki diğer insanlar… Narsist kişiler dışarıdan çok kibirli gibi görünseler de kişisel dünyalarına girdiğimizde ötekine bağımlılığın daha çok olduğunu, onlara ihtiyaçlarının daha büyük olduğunu görürüz. Aynada görüntüleri yoksa kendilerini de yok gibi algılıyorlar. O yüzden ötekiler için değerli olma arayışına giriyorlar. Onlar için çok değerli olmak, böylece kendilerini dev aynasında görebilmek istiyorlar. Ötekinin dünyasında değerli olabilmenin 3-5 yolu var: Şan, şöhret, zenginlik… Bir de aşk. Zira aşk bir öteki varlığın dünyasında değer bulma çabasından başka bir şey değildir. Ve insanlar kendilerini ne kadar çok değersiz hissediyorlarsa o kadar daha sık aşık olma ihtiyacı hissediyorlar.

Filmdeki karakterin hangi davranışlarında görebiliyoruz narsist kişilik özelliklerini?
Mesela lokantasına giriyor el çırpıyor, çalışanları etrafına hemen toplanıyor. Onun çevresine topladığı çalışanlarının hepsi onun için birer ayna hükmüne geçiyor. Çünkü yok gibi hissediyorsan sana hayranlık duyan insanlar topluluğunun çevrende olmasına ihtiyaç duyuyorsun. Zaten narsistler tüm ilişkilerini son derece iyi organize ederler ki çevrelerinde bir hayranlık oluşturup kendilerini dev aynalarında görebilsinler. Mesela filmde merdivende bir çalışanıyla şarap içtiği bir sahne var; ona ’niye lüks marka olan şarabı açmadın’ diyor. O da bir narsistik yatırım işte. ’Bak ben ne kadar cömert bir patronum gör’ mesajı veriyor ve bunu kendine yönelik bir yatırıma dönüştürüyor. Narsist kişiler çevrelerindeki tüm insanları, ilişkileri, aşkları kendi varlıklarını hissedebilmek için birer araç olarak görüyor.

YALNIZLIĞA MAHKUMLAR

Kadınlara neden çekici geliyor bu adamlar?
Çünkü narsist kişiler karşısındakilerin gözünde değer kazanmak için ilişkinin başında inanılmaz ayartıcı davranışlar yapıyorlar. Esprili, neşeli davranışlar, karşısındakini özel hissettiren jestler narsist kişilikte çok fazla görülüyor. Filmde de bunu görüyoruz. Kızın en sevdiği kitabı buluyor, ona yemek pişiriyor, beklenmedik anlarda sürprizler yapıyor, ’evimde uyuyan ilk kadın sensin’ diyerek bir çok ayartmayla kıza kendini özel hissettiriyor. Yani kızı kendisine aşık edecek şekilde davranıyor. Niye? Onun dünyasında önemli olduğunu, dolayısıyla kendi varlığını hissedebilmek için. Ama kız ona aşık olduğunda, narsist kişilik için o ilişkinin bütün cazibesi bitiyor. Çünkü burada bir kere daha kendi dev yansımasını görüyor. Ama bu onun var oluşuna bir katkı sağlamıyor. Issız adam, sadece var olmanın kendisinin değerli bir şey olduğunu hissedemedikçe bu aynalara bağımlılıktan kurtulamıyor.

İlişki bir tehdit midir bu insanlar için?
İlişki uzun vadeli bir yere doğru gitmeye başladığı zaman evet. Çünkü bu ’artık tek bir aynan olacak’ demektir. Başka kızlar, kadınlar yok. Karşısındaki kız ’ben seni istediğin gibi gösterebilirim, seninle ilgilenir, seni önemser, sana değer verir, var oluşuna katkıda bulunabilirim’ dese de, narsist bir kişilik açısından tek ayna asla yetmiyor. O, bir değil binlerce kadının ilgisini istiyor. Dünyanın kendisi ayna olacak, muhteşem bir şekilde onu yansıtacak. Filmde de ilişki bu noktaya geldiğinde adam her şeyi bitiriyor. Parayla bu işi yapan kadınlarla birlikte olması da bu yüzden; her şey kendi kontrolünde.

Peki, bu ıssız adamların sonu ne oluyor?
40-50 yaş onlar için kritik. Yavaş yavaş cazibelerini kaybediyorlar. O ana kadar kalıcı ve sağlıklı ilişkiler kuramadıkları için yalnız olduklarını acı bir şekilde fark ediyorlar. Depresyona giriyorlar. Çoğunlukla hayatları yalnız geçmeye mahkum oluyor. Onları iyileştirebilecek şeyse sevginin ötesinde karşılıklı özen, ilgi, merhamet ve şefkatin olduğu sağlıklı, samimi ve sahici bir ilişki. Çünkü ilişkiler insanı dönüştürüyor.

20. YÜZYIL HAZ ÇAĞI

Issız adamlar bu kadar çok mu? Onları böyle ıssız yapan nedir?
20. yüzyıl narsizm çağı. Bunu sosyologlar da söylüyor. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra tüm dünyada kişilik bozukluklarında ciddi bir artış oldu. Borderline, narsist kişilik bozukluklarına doğru bir kayma oluştu. Çünkü savaşta onca insanın ölmesinin yarattığı travma insanları var oluşu sorgulamaya itti. Hayatı en iyi şekilde değerlendirmek arzusuyla kendi hayatlarına odaklanıp kendilerini mutlu etmeye ve haz duymaya yöneltti.

Bizde de 12 Eylül döneminden sonra narsist kültürün daha egemen olduğunu, narsist kişilik bozukluğuna eğilimin arttığını gözlemliyoruz. Haliye ıssız adam karakteri bugün artık çok görülen bir kişilik tipi olmaya başladı. Modern kültür de bize her şeyde her an arzularımızı tatmin edip haz içerisinde yaşamamızı söylüyor. Ama bir şeyle yetinmemek, çok şeyin peşinde koşarken her şeyi kaybetmek modern insanın en büyük handikaplarından biri. Çünkü modern kültür her şeyi bize vermeyi vaat ederken aslında hiçbir şeyi vermiyor, her şeyi elimizden alıyor.

Yazar: Mine Akverdi
Kaynak: www.yoneticilikokulu.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kahvaltılı sabahlar, başarılı yarınlar!

sağlıklı çocuk kahvaltıları, okula giden çocuğun kahvaltısı, okul başarısı, Manşet, kahvaltı tabağı

Çocukların okul başarısını önemli ölçüde etkileyen kahvaltı nasıl olmalı? Hangi besinleri kahvaltıda mutlaka tüketmeliyiz? İşte Diyetisyen İzan Işık’tan dengeli ve sağlıklı kahvaltı önerileri…

Kahvaltı, okul başarısını olumlu etkiliyor

Diyetisyen İzan Işık, sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı söyledi.

Diyetisyen İzan Işık, kahvaltının gece boyu süren açlığın sonunda vücut için gerekli ilk enerji kaynağı olduğunu belirterek, “Gece açlığında düşen kan glikozunun dengelenmesini sağlayan kahvaltı, bilişsel ve fiziksel performansın devamı için son derece önemli. Kahvaltı, glikojen (enerji) depolarını doldurur ve metabolizmayı çalışmaya başlatır” dedi. İzan Işık, MAT-FEN Eğitim Kurumu lise seviyesindeki öğrencilerine yönelik kahvaltı konulu beslenme eğitiminde konuştu. Eğitimde, gençlere örnek kahvaltı da sunuldu.

Kahvaltı okul başarısını etkiler

Sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı sağladığını, hafızayı geliştirdiğini, derslerde konsantrasyonu sağladığını vurgulayan İzan Işık, bunun yanında derslere geç kalmayı önleme ve devamsızlığı azaltmaya da yaradığını anlattı. İzan Işık kahvaltının duygu durumuna etkisinin de bilindiğini belirterek, “Kahvaltı ile duygu durumları arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Düzenli kahvaltı yapan çocuk ve adölesanlar yaşama daha pozitif bakmakta, daha az negatif duyguya sahip olmaktadırlar” diye konuştu.

6-12 ve 12-18 yaş dönemi bireylerin kahvaltı ve genel olarak sağlıklı beslenme konusunda alışkanlığı kazanmasının, gelecekte hastalıklardan korunmasına katkı verdiğine işaret eden İzan Işık, “Bu dönemler fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları ve yetişkinlik hastalıklarının gelişimi açısından ise en riskli dönemlerdir. Çocuklarda ve adölesanlarda (12-18 yaş) kahvaltı öğününün atlanması oldukça yaygın görülüyor. Kahvaltı öğününü atlayan adölesanlar arasında, bu oranın kızlarda erkeklere göre daha fazla olduğu biliniyor. Kahvaltı öğününün atlanmasının temel nedenleri zaman yetersizliği, sabah iştahın olmaması ve adölesanların vücut ağırlıkları hakkında duydukları endişe nedeniyle besin alımını sınırlamak istemeleridir” bilgisini verdi.

Kahvaltı yapmak yetişkinlikte obezite riskini azaltıyor

Diyetisyen İzan Işık, bazı gençlerin kahvaltıyı kilo alma endişesiyle atlamasına karşılık, kahvaltı yapmanın yetişkinlikteki obezite riskini azalttığını da vurgulayarak, “Kahvaltıyı atlayan veya yeterli ve dengeli bir kahvaltı öğünü tüketmeyen çocuk ve 12-18 yaş arasındaki bireylerde ilerleyen yıllarda obezite görülme oranın daha fazla. Total kolesterol, LDL kolesterol ve insülin düzeylerinin yüksekliği ile ilişkili olduğunu, bireylerin yetişkinlik döneminde tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, metabolik sendrom ve osteoporoz risklerinin daha yüksek” bilgisini verdi.

Ailelere uyarı

Ailelerin kahvaltıya yönelik tutumlarının çocukların ve adölesan çağdaki (12-18 yaş) gençlerin davranışlarını etkilediğine işaret eden İzan Işık, evde kahvaltı hazırlanmaması ve kahvaltıda gerekli olan besinlere yer verilmemesinin çocuk ve gençleri kahvaltıdan uzaklaştırabildiğini anlattı. İzan Işık, “Adölesan bireylere aileleri tarafından sağlıklı beslenme konusunda yol gösterilmeli, kendi besin alımlarını düzenleyerek yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının gelişimi desteklenmelidir”  diye konuştu.

İyi bir kahvaltı nasıl olmalı?

Öğrencilere kahvaltı tavsiyelerinde de bulunan Diyetisyen İzan Işık, iyi bir kahvaltının günlük enerji ihtiyacının yüzde 20-25’ini karşılaması gerektiğini belirtti. Dört temel besin grubu olan süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, tahıl grubu ve sebze meyve grubunu içermesi gerektiğini belirten Diyetisyen Işık, mevsiminde taze meyve ve sebzeleri de önerdi. İzan Işık, örnek bir kahvaltıyı şöyle sıraladı:

“1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 2 ceviz veya 5 adet zeytin, 1 avuç yeşillik, söğüş doğranmış mevsim sebzeleri, 1 tatlı kaşığı ölçü ile bal veya ev yapımı reçel, 2-3 dilim tam tahıllı ekmek şeklinde hazırlanmış bir kahvaltı yaklaşık 500 kilokalori (kcal) enerji içerir ve aynı zamanda bireye tüm besin gruplarını sağlamış olur”

Öğrencilerin kahvaltıya bakışında olumlu değişiklik oldu

Bilgilendirme öncesi ve sonrasında tutum ve düşünceye yönelik yapılan kısa ankette de, MAT-FEN öğrencilerinin kahvaltıya yönelik tutumlarında olumlu değişiklik gözlendi.  Kahvaltısını artık atlamayacağını söyleyenler yüzde 43,4’ten yüzde 60,8’e yükseldi.

Kaynak: www.dunya.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dikkatimizi artırmak için neler yapmalıyız?

psikoloji, odaklanma, dikkati artırma yöntemleri, dikkat problemi, dikkat

Etkili ve verimli çalışabilmek için iyi odaklanmamız gerekir. Fakat zor ve sıkıcı işlerle uğraşırken bu pek kolay olmuyor. Neyse ki bilim dikkati geliştiren kolay ve etkili yollar keşfetti. İşte o 5 bilimsel çözüm…

Dikkati geliştirecek 5 yöntem

Zor veya sıkıcı bir işe yoğunlaşmaya çalışanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Ama dikkati artırmayı sağlayan bazı bilimsel çözümler de var.

Yaptığımız işe daha iyi konsantre olmak için yapmamız gerektiğini sandığımız şeylerin çoğu beynimizin doğal işleyişine aykırıdır. Peki, daha fazla verim almak için, dikkat konusundaki araştırmalardan neler öğrenebiliriz?

1. Zihni dağıtmak

Yaptığınız iş üzerinde yoğunlaşmakta güçlük çekiyorsanız kısa süreliğine zihninizi dağıtacak başka bir şeye yönelmek en iyi yöntemlerden biridir.

Psikologlar zamanımızın yaklaşık yüzde 50’sini uğraştığımız işten farklı şeyler düşünerek geçirdiğimizi söylüyor. O halde zihni dağıtmak beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olabilir.

Beyne baktığımızda, konsantrasyonun neden bozulduğunu anlayabiliriz. Konsantre olmak için beynin bazı bölgeleri arasında iyi bağlantılar kurulması gerekir.

Zamanımızın yarısını hayal kurarak geçiriyorsak bunun vaktini kendimizin belirlemesi daha yararlı olabilir.

Beynin ön kısmındaki kıvrımlardan oluşan frontal korteks, dikkat dağıtan şeylere karşı direnmeyi ve daha eğlenceli şeylerle uğraşmaya yönelten doğal içgüdümüzü kontrol etmeyi sağlar.

Bu bağlantıları çalışır halde tutmak için, özel bir şeyle uğraşmadığımızda beynin aktif olan kısımlarından daha fazla enerji gerekir. Ama kaçınılmaz olarak gün içinde bu enerji tükenip yorulduğumuzda, dikkatimiz dağılır, aklımız başka şeylere kaymaya başlar.

Eğer bu durum zaten yaşanacaksa bunun vaktini en uygun ana ayarlamak neden mümkün olmasın?

Harvard Üniversitesi’nde psikolog Paul Seli, zihnin dağılması konusunda kasıtlı ve kazara dağılma ayrımı yapıyor. Yapılan işi olumsuz etkileyen işte bu kazara zihin dağılmasıdır.

Oysa bu zamanı kendisi belirleyenler daha az zarar görür. Bilerek ve planlayarak zihni dağıtacak bir şeylere yönelmenin yararı olabilir.

“Uğraştığınız işle ilgisi olmayan başka bir konuyu düşünün, örneğin kafanıza takılan başka bir sorunu çözmeye çalışın, sonra da asıl işinize dönün” tavsiyesinde bulunuyor Seli.

İş dışındaki başka bir konuyu düşünmesi için zihninize izin vermek, hem aklın başka şeylere kayması sırasındaki suçluluk duygusunu hem de bu kaymaya neden olan ve zihni meşgul eden konuları gidermiş olacaktır.

İşyerinde şaka ortamına izin vermek verimliliği artırabilir. Bunun bir yolu da kedi videoları izlemek olabilir mi?

2. Boş boş dolanmak

Komik kedi videolarının dikkat dağıttığı düşünülür, ama bazı psikologlar bunların bizi işimize devam etmemizi sağlayacak kıvama getirebileceğine inanıyor.

İşinizi ne kadar seviyor olsanız da zor bir işe yoğunlaşmak irade ister. İrade gücünü artırmanın bir yolu da gülmekten geçer. Yapılan araştırmalar, zor bir bilmece üzerinde kafa yorma konusunda, komik bir video izleyen kişilerin, rahatlatıcı ama komik olmayan video izleyenlerden daha uzun süre çaba gösterdiklerini ortaya koydu. Bu nedenle işyerlerinde daha şakacı bir ortamın teşvik edilmesini savunanlar var.

Avustralya Üniversitesi’nde liderlik araştırmaları uzmanı David Cheng’e göre, “Ekibiniz için eğlenme kültürü yaratmak, onları güldürecek komik bir video bulup izletmek iş verimliliğini artırır. Bu elbette gün boyunca kedi videoları izlemek anlamına gelmiyor, ama özellikle yorgun hissedilen anlarda, arada bir fırsat yaratarak şakalaşıp gülmek gerekir.”

3. Düzen değil karmaşa mı?

Daha iyi konsantre olmak için, dikkat dağıtacak tüm dış etkenlerden arınmak gerektiği düşünülür. Oysa başka bir teoriye göre tersini yapmak gerekir.

Belli düzeyde karmaşanın yoğunlaşmaya yararı olabileceği söyleniyor.

Londra’daki UCL Üniversitesi’nden psikolog Nilli Lavie 1995’te ‘Yükleme Teorisi’ni gündeme getirdi. Buna göre, beynimizin dış dünyadan alıp işleme koyabileceği bilgi sınırlıdır. Bu kapasite dolduğunda, beynin dikkat sistemi devreye girerek neye konsantre olacağına karar verir.

Lavie’nin deneyleri, temiz, düzenli ve sessiz ortamlardan ziyade dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmak daha verimli olabilir. Algı bölgeleri tümüyle dolduğunda beynimiz tüm enerjisini en önemli işe yoğunlaştırır. Dikkat dağıtıcı etkenleri devre dışı bırakır.

Ancak bunu uygularken dikkat dağıtıcı doğru faktörleri bulmak ve enerjimizi tüketecek seviyeye çıkmasına izin vermemek önemlidir. Düzenli görsel ve müzikli araçları devreye sokup bu işi kolaylaştırmak için ommwriter veya focus@will gibi bazı uygulama programları geliştirilmiş olsa da bunlar bilimsel araştırmalarda sınanmış olmadığından bir radyo da aynı işi görebilir.

Burada önemli olan, beynin başka yerde stimülasyon aramasına fırsat vermeyecek doğru dengeyi bulmaktır. Çoğu insan neyin daha iyi işe yarayacağını deneme yanılma yoluyla bulabilir. Ama dikkat dağıtıcı etkenleri ortadan kaldırmak yorucu olabileceğinden, hafiften başlayarak bu yönteme başvurulabilir.

Öğle arasında dışarı çıkıp parkta egzersiz yapmak dikkati yenilemeyi sağlar.

4. İşe ara vermek

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda işe ara vermek aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat bu şekilde daha fazla iş yapmanın mümkün olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunuyor.

Önemli olan, ne zaman, ne kadar süreyle işe ara verileceği ve bu sırada ne yapılacağıdır.

Araştırmalar, konsantrasyon sınırının 90 dakika olduğunu gösteriyor. Bundan sonra 15 dakikalık ara almak gerekiyor.

Birkaç saniyelik mini araların bile işe yaradığını gösteren çalışmalar var. Ama bu sırada pencereden dışarı bakmak yerine, zihin aritmetiği gibi daha yoğun bir egzersize başvurmak yararlı olacaktır.

İşe ara verdiğinizde fiziksel egzersiz yapmanın, ardından kafein içeren kahve gibi bir içecek içmenin de beyni güçlendirdiği görülmüştür. Bunları dışarıda bir parkta yapmak daha etkili olacaktır.

Başka bir seçenek de meditasyon olabilir. Meditasyon konusunda tecrübeli olanlar dikkatleri üzerinde daha iyi kontrol sahibi olduğu gibi, ne zaman ara vermeleri gerektiğini de daha iyi bilir.

Bütün bunları zaman kaybı olarak görüyorsanız bir fincan kahve ile kafein yüklemesi yapmak da kısa vadeli olarak hafızayı, reaksiyon ve dikkat süresini artırır.

Egzersiz yapamayanlar için kafein de kısa süreli bir çözüm olarak dikkati yenileyebilir.

5. Fazla zorlamayın

Uzun süreli konsantre olmak gerektiğinde, kısa süreli bir yoğunlaşma dönemlerinin ardından kısa araların alınmasının daha verimli olduğu gözlendi.

Boston Dikkat ve Öğrenim Laboratuvarı’nda yapılan beyin taramalarında, uzun süre konsantre olmaya çalışanların, kısa süreli yoğunlaşma ve kısa ara, ardından yeniden yoğunlaşma şeklinde bir yöntem izleyenlerden daha fazla hata yaptığı görüldü.

Aynı şekilde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, sürekli konsantre olmaktansa kısa süreli ara verip başka bir konuda düşünmenin dikkati daha artırdığı görüldü.

Beyin hakkındaki bilgimiz arttıkça stresin konsantrasyona zarar verdiğini daha net görüyoruz. Bu nedenle sakinleşmek için ara almak, kontrolü yeniden ele geçirmek ve daha verimli çalışmak için de önemlidir.

Yazar:  Caroline Williams 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

İyi yaşamak için iyi uyuyun!

yetersiz uykunun zararları, yetersiz uyku, uykunun önemi, uyku düzensizliği, bağışıklık sistemi

Sağlıklı bir yaşam için uyku düzenine ihtiyacımız var. Eğer yeterince uyuyamazsak vücudumuz bu duruma tepki gösterir. Buna bağlı olarak da hem fiziksel hem psikolojik hastalıklar meydana gelir. İşte yetersiz uykunun vücuda olumsuz etkileri…

Az uyku kısa ömür demektir

Rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır

Kalkınmış ülkelerdeki yetişkinlerin üçte ikisi, sağlıklı yaşam için şart olan sekiz saatlik gece uykusunu alamamaktadır.

Üçte biri ise kronik uykusuzluk çekmektedir.

Yetersiz uyku, kişinin Alzheimer hastalığına yakalanmasına en fazla etki yapan unsurdur.

İnsan beyninde harikulade bir temizlik sistemi bulunmaktadır. Bu sistem insan derin uykuda iken yüksek viteste çalışmaya geçer. Alzheimer’le ilişkisi olan beta amyloid adlı yapışkan, zehirli proteini, beyinden temizler.

Yeterli uyku uyuyamayanlar bu temizlik faaliyetinden mahrum kalırlar.

Yetersiz uyku ile geçen her gece, mürekkep faizle alınan kredi gibi, Alzheimer riskini artırır.

Rutin olarak gecede altı saatten az uyumak, bağışıklık sistemini olumsuz etkiler ve kanser riskini önemli ölçüde artırır.

Yetersiz uyku, bu sadece bir haftada iki üç saat daha az uyumak bile olsa, kan şekeri düzeyini o kadar çok olumsuz etkiler ki, şeker hastalığının eşiğindeki değerlere sahip olur insan.

Kısa uyku, kalp damarlarının tıkanma ve kırılganlaşma olasılığını çoğaltır ve bu da damar hastalıklarına, beyin kanamasına ve kalp krizine giden yoldur.

Uyku bozukluğunun depresyon, anksiyete ve intihar eğilimi gibi ruh durumları ile de sıkı bir bağlantısı vardır.

O kadar ki, son 20 yılda yapılan araştırmalarda, uykunun normal seyrinde olduğu bir psikolojik bozukluk bulunamamıştır.

Özetlemek gerekirse, ne kadar az uyursanız o kadar az yaşarsınız:

Yakın bir zaman önce yapılan araştırmalara göre, rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır.

Uyku sağlıklı yaşam için o kadar önemlidir ki bazı bilim insanları, doktorların hastalarına (uyku hapı olmaksızın) iyi bir gece uykusu “reçete” etmeleri için kampanya başlattı.

Yukarıdaki bilgileri Matthew P. Walker adlı İngiliz bilim insanının, neredeyse kelimesi kelimesine, bir yazısından aldım.

Walker, Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde, nöroloji ve psikoloji profesörüdür. Araştırmalarının odağı, uykunun insan sağlığı ve hastalıklar üzerindeki etkileridir.

Neden Uyuyoruz* adlı kitabı dünyanın birçok ülkesinde best-seller oldu.

Walker’in dolu dolu uyumak ile spor arasındaki ilişki konusunda da ilginç tespitleri var.

“Yasal en etkin performans artırıcı doping, uykudur ama bundan çok az insan faydalanır” diyor.

Sekiz saatten -özellikle altı saatten- az uyuyanlarda, şu meydana gelir:

Fiziki bitmişlik hâline yüzde 10 ile 30 arasında daha hızlı ulaşılır, aerobik performans da aynı oranda düşer.

Adale gücü azalır.

Gecede dokuz saat yerine, beş ila altı saat uyumak, bir sezon boyunca sakatlanma ihtimalini yüzde 200 artırabilir.

*

İyi uykular!

Yazar: Metin Münir
Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND