Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İşe dört elle sarılma zamanı!

İş dünyasında dengeler eskisine oranla çok daha hızlı değişiyor. Artık büyük balık küçük balığı değil, hızlı balık yavaş balığı yutuyor. Sadece vazgeçilmezlerin ayakta kalabildiği bir dönemdeyiz. Peki vazgeçilmez olmanın sırrı ne…

Sadece vazgeçilmezlerin ayakta kalacağı zor zamanlardan geçiyoruz. İşimizi, süreçlerimizi, maliyetlerimizi gözden geçirmemiz gerekiyor. Peki vazgeçilmez olmanın sırrı ne?

Kendisi gibi diğerlerinin de yönetim toplantısından çıkan müdürlerinin yüzünü incelediğini, durumun vehametini tahmin etmeye çalıştıklarını farketti. Canı acıdı birden… Yıllardır bu şirkette çalışıyordu; tıpkı diğer arkadaşları gibi… Ekonomik krizin tüm dünyayı etkilediği gibi Türkiye’yi de etkilemeye başladığının, şirketin daralan talep karşısında zorlandığının ve alınan önlemlerin yetersiz kaldığının farkındaydı.

Son başvurulacak adımlardan birinin işten çıkartmalar olacağını biliyordu, tıpkı diğerleri gibi. Sadece an meselesi demişti biri o sabah. Şimdi müdürlerinin yüzü o anın geldiğini gösteriyordu. Acaba kim gidiyordu? Ya kendisi olursa? Ailesine ne diyecekti? Nasıl geçineceklerdi? Çocuklarının eğitim masraflarını düşündü…kirayı, telefonu, doğalgazı, elektriği ve diğer zorunlu giderleri…

Peki ya siz? Hiç düşünmek zorunda kaldınız mı bu konuda? Geçmişte? Ya da belki bugün, şimdi, şu anda aklınızda tam olarak bu vardı… Ya şirket küçülürse? Ya kapanırsa? Ya işten çıkartılırsam?

İşimizi kaybetmemek için…
İşinizi kaybettikten sonra neler yapmanız gerekiyor, bu travmanın üstesinden nasıl geleceksiniz? İşinizi kaybettikten sonrası önemli bir konudur ama ondan önce, daha da önemli bir konu var üzerinde düşünülmesi gereken ve sorulması gereken bir soru: Acaba işten çıkartılmamak için yapabileceğim bir şey var mı? Bu soruya ancak şu şekilde cevap verebilirim: Hiçbir şirket tamamen kapanmadığı ya da bir iş ünitesini komple kapatmadığı sürece bütün çalışanlarını işten çıkarmaz. Yönetim bu süreçte bir seçim yapar. Eğer bu seçimin hangi kriterlere dayandığını biliyor ve bu konuda önlem alabiliyorsanız, işten çıkarılanlar listesinde adınız yer almaz. Bu konuda aslında tek kriter şirket için hangi çalışanın daha faydalı olduğu ve şirkete daha fazla değer kattığıdır.

Peki ama biz bu kriteri karşılıyor muyuz? Ya da daha doğru bir soru: Yönetim bizim bu kriteri karşıladığımız düşünüyor mu? Peki biz onların buna inanması, yaptıklarımızı, tüm o çalışmalarımızın farkına varması için neler yapmalıyız?

Size ilk tavsiyem olabileceğinizin en iyisi olmanızdır. İşinizi gerçekten yanlışsız ve iyi yapmanız, hızlı olmanız inanılmaz önemlidir. Üzerinize düşen sorumlulukları, iş tanımızın gereğini mutlaka yerine getirdiğinizden emin olun. Hatta işinizi daha da zorlaştırın. Kimse kolay kolay fazladan sorumluluk almak için istekli olmaz. O kişi siz olun. Ancak talip olduğunuz işlere dikkat edin. Mümkün olduğunca önemli, mali tabloları etkileyebilecek projelere dahil olmaya çalışın. Sorumluluklarınız arttıkça, o kadar daha az vazgeçilebilir olursunuz. Diğer taraftan bir başka yöntem de kendinizi sürekli olarak geliştirmeye devam etmektir.

İş saatleri dışında, işinizi geliştirmenize yardımcı olacak bir kurs sizin gelişime açık olduğunuzu ve ileride daha fazla sorumluluk alabileceğinizin bir göstergesidir. Bu arada çözüm odaklı olmak, sorunları büyütmemek, zor da olsa pozitif olmaya çalışmak, şirketin atmosferine olumlu bir katkıda bulunmak ve dedikodulardan uzak durmakta en az yukarıda yazılanlar kadar önemlidir. Kim yanında sürekli şikayet eden, negatif bir insan ister ki?

Bir başka önemli konu da başarınızı ya da yaptıklarınızı sayılara dökebilmektir. Satış ya da üretim gibi disiplinlerde çalışıyorsanız bu gerçekten kolaydır. Ne sattığınız ya da ne kadar ürettiğiniz, başka bir deyişle şirkete ne kadar para kazandırdığınız net bir şekilde görünür. Ancak İnsan Kaynakları ya da Mali İşler gibi bölümlerde çalışanlar da en azından işlerini ne kadar verimli bir şekilde yaptıklarını ortaya koyabilirler. Örneğin İnsan Kaynaklarında çalışıyorsanız, bu durumda aslında o işi yaparken gösterdiğiniz özen sayesinde daha az maliyetle organizasyonlar düzenlemiş olduğunuzu, verdiğiniz eğitimlerle verimliliğin ne kadar arttığını kesin olmasa da sayılarla ifade edebilme şansınız var. Bu tür zamanlarda insanları ikna edebilmek için rakamlar en etkili araçtır.

Bu arada, yıllardır aynı iş yerinde çalışıyor, aynı işi yapıyorsanız, süreçleri ve sistemi sorgulamak aklınıza gelmez. Oysa belki de bu sorgulama bugün size işinizi kazandıracaktır. Yönetim için önemli olan giderlerin azalmasıdır, sizin ya da arkadaşlarınızın işten çıkartılmanız değil. Dolayısıyla işvereninize farklı bir formül sunabilirseniz, bazı şeyler değişebilir, ne dersiniz? Eğer başkaları düşünemeden siz gelirleri arttırmak ya da maliyetleri düşürmek için, bu size fazladan bir avantaj kazandıracaktır. Bazen sadece bu yolla size ödenen maaşı çıkarabilirsiniz. Sorular sorun: bazen size ilk anda aptalca gelseler bile mutlaka sorular sorun. Belki daha önce o soru hiç sorulmamıştır, bunu bilemezsiniz. Sorgulayın: Unutmayın fark yaratabilmek için olaylara farklı bir bakış açısıyla bakmak ve analiz edebilebilmek gerekir.

Ya işini kaybedenler?
Elinizden gelen harşeyi yaptınız ama diyelim ki şartlar değişti ve hiç temenni etmememize rağmen, siz de işinizi kaybedenler arasında yerinizi aldınız. Peki şimdi ne yapmanız gerekiyor? Bu durumda size imkansız gibi görünebilir ama ilk tavsiye başınızı dik tutmanız, moralinizi bozmamanız olacaktır. Eşiniz, aileniz sizin kadar hatta sizden daha endişeli olabilir. Arkadaşlarınız ise kendi işlerini kaybetmemekle meşgul olacaklardır. Diğer taraftan hepsi kendilerini size destek olmak zorunda hissedeceğinden, ihtiyacınız olandan daha fazla öneri ve tavsiye alıyor olacaksınız. Rahatlamak için ilk yapmanız gereken, onlara teşekkür edip, kendinizi iyi hissettiğinizi söyleyerek, daha fazla üzerinize gelmelerini engellemektir. Asıl olan, kendinize bu konuda paylaşımlarda bulunabileceğiniz bir grup oluşturun. Sizin gibi iş aramakta olan arkadaşlarınızla bilgi alışverişinde bulunun. Sizi en iyi onlar anlayacaktır.

Bu arada pek çok kişinin yaptığı bir hata var ki onu yapmamak çok önemli. Geceleri sabaha kadar oturup ondan sonra da geç saatlerde kalkmak sizin disiplinli bir şekilde iş aramanıza ve iş bulmak için yapmanız gereken en önemli aktiviteye yani sosyalleşmeye engel olacaktır. Sanki işe gidiyormuş gibi erken bir saatte kalkıp, sanki dışarıya çıkacak gibi giyinip gününüzü planlayın.

Hareketsizlik tembellik ve güvensizliği beraberinde getirir. Sabah trafikte saatler harcamayacağınızı düşünerek bunu belki biraz spor yaparak, kendinize bakarak da değerlendirebilirsiniz. Dinç ve sağlıklı olmak bu durumda sizin için bir avantaj olacaktır. Bu konunun içinde şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Bütün gününüzü televizyon başında geçirmeyin. Bu durum evinden dışarıya hiç çıkmadan kapısının çalınıp beyaz atlı prensin gelmesini bekleyen hayalperest bir kızın yaklaşımından farklı olmayacaktır. Israrla ve disiplinli bir şekilde iş aramaya devam etmelisiniz. Bunun için internet iyi bir araç. Diğer taraftan sosyal çevrenizi de arayarak onlara iş aradığınızı söyleyin, onları ziyaret edin. İşinizden ayrıldığınız anda insanların size ulaşabileceği iletişim detaylarınızı onlarla paylaşmayı unutmayın.

Sosyal iletişim ağlarına üye olun. Unutmayın tanıdığınız her insan bir kazançtır. Bizler sosyal varlıklarız. Birbirimiz destek olarak hayatlarımızı sürdürürüz. O yüzden çevrenizi genişletmeniz, ‘networking’ yapmanız sizin için hayati derecede önemlidir. Bunları yaparken, bir yandan da kendinizi geliştirmeye devam etmeniz gerekiyor. Özgeçmişinizi gözden geçirin. Oraya ekleyebileceğiniz herşey sizin için bir artıdır. Bilgisayar bilginizi, İngilizcenizi geliştirin. Bunun için mutlaka ücretli bir kursa gitmenize gerek yok. İnternetten bu konuda pek çok bilgi edinebilirsiniz. Tabii ki aynı zamanda harcamalarınız da gözden geçirip, mutlaka gelir/gider düzenlemesi de yapmanız gerekiyor.

Herşey insan için…
İşinizi kaybetmek kolay değildir. Ama hayatın sonu da değildir. Geçmişinize dönüp bir bakın, kimbilir ne sorunların üstesinden geldiniz… Bunu da aşacaksınız Önemli olan olumlu bakış açısını hep koruyabilmek… Israrla, vazgeçmeden devam etmek… Önceliğimizi en iyi şekilde belirleyebilmek. Unutmayalım ki herşey insan için. Çevremizde sevdiklerimiz oldukça, sağlığımız yerinde oldukça çözülemeyecek hiç bir sorun yoktur…

Vazgeçilmez olmak için ne yapmak gerek?
* Olabileceğinizin en iyisi olun. İşinizi gerçekten yanlışsız ve iyi yapın, hızlı olun.
* Üzerinize düşen sorumlulukları, iş tanımızın gereğini mutlaka yerine getirdiğinizden emin olun.
* İşinizi daha da zorlaştırın. Fazladan sorumluluk alın.
* Talip olduğunuz işlere dikkat edin. Mümkün olduğunca önemli, mali tabloları etkileyebilecek projelere dahil olmaya çalışın.
* Kendinizi sürekli olarak geliştirmeye devam edin. İş saatleri dışında, işinizi geliştirmenize yardımcı olacak bir kurs, sizin gelişime açık olduğunuzu ve ileride daha fazla sorumluluk alabileceğinizin bir göstergesidir.
* Çözüm odaklı olun. Sorunları büyütmeyin, zor da olsa pozitif olmaya çalışın. Şikayet etmeyin.
* Şirketin atmosferine olumlu katkıda bulunun, dedikodulardan uzak durun.
* Süreçleri ve sistemi sorgulayın, maliyeti azaltacak bir uygulama bulmaya çalışın.
* Başarınızı, katkılarınızı rakamlara dökün.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND