Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İş yerindeki gerginliğiniz kavgaya dönüşmesin!

Bir takım dedikodular, yoğun iş stresi, alay etme ya da rahatsız edici gürültüler… Bu gibi nedenlerden dolayı işyerlerinde zaman zaman sözlü atışmalar ve dolayısıyla kavgalar yaşanılabiliyor. Peki iş yerinde kavga etmenin hukuki açıdan ne gibi sonuçları olabilir?

işyerinde yaşanan problemler, işyerinde kavga ve tartışma, iş hayatı

Bir takım dedikodular, yoğun iş stresi, alay etme ya da rahatsız edici gürültüler… Bu gibi nedenlerden dolayı işyerlerinde zaman zaman sözlü atışmalar ve dolayısıyla kavgalar yaşanılabiliyor. Peki iş yerinde kavga etmenin hukuki açıdan ne gibi sonuçları olabilir?

İşyerinde kavga

Tıpkı normal hayatmızda olduğu gibi iş hayatımızda da kimi zaman diğer çalışanlarla çatışmaya girebiliyoruz. Çatışma aslında son derece normal bir süreç. Önemli olan bu sürecin bizi nasıl etkilediği ve bu süreci nasıl yönettiğimiz. Kimi zaman ne yazık ki bu çatışmalar sözlü sataşmalar, hakaretler, tartışmalar, hatta kavgalar şeklinde görülebiliyor.  

Bir işyerinde en çok görülen tartışma ya da kavga sebepleri, adaletsiz iş dağılımı, rekabet, aşırı stres, dedikodu, mobbing, mesai arkadaşını yöneticiye şikayet etme, arkasından konuşmak, bütün başarıyı ekibe değil kendine mal etmek, riyakarlık, alınan kararlara katılmamak olarak sıralanıyor. 

Eğitim seviyesi ve dolayısıyla pozisyon düştükçe tartışmalar daha çok fiziksel kavgaya dönebiliyor.

Hüriyet İK olarak Yenibiris.com üzerinden 5.491 katılımcı ile yaptığımız ankete göre, katılımcıların yüzde 91’i işyerinde bir kavgaya karıştıklarını veya tanık olduklarını söylüyorlar. Bu kavgaların da;

– yüzde 33’ü yönetici ile çalışan arasında,
– yüzde 25’i aynı pozisyonda çalışanlar arasında,
– yüzde 22’si farklı departmanlarda çalışan kişiler arasında,
– yüzde 20’si de aynı departmanlarda çalışanlar arasında yaşanmış.

‘Dahil olduğunuz veya tanık olduğunuz kavgalar hangi sebeplerden çıktı?’ sorusuna ise katılımcıların

– yüzde 33’ü sözlü sataşma, hakaret etme
– yüzde 28’i adaletsiz iş dağılımı
– yüzde 9’u dedikodu
– yüzde 5’i alay etme
– yüzde 2’si gürültü
– yüzde 1’i klima cevabını vermiş. 

İletişimsizlikten kaynaklanıyor
Uzmanlar işyerlerinde çıkan çatışma ve kavgaların pek çoğunun iletişimsizlikten kaynaklandığını söylüyorlar. DBE Kurumsal Gelişim Merkezi Yöneticisi ve profesyonel koç Ayşegül Horozoğlu Enkavi, “İnsanlar, genelde birbirlerini iyi tanımadığı zaman kavga eder. Bu kavgalar bazen sözlü sataşma şeklinde, bazen de hiç arzu edilmeyen fiziksel kavga şekline dönüşebilir. Ancak taraflar birbirlerini tanıyıp, aralarında bir bağ oluşturduklarında bir daha münakaşa ve kavga etmekten kaçınıyor” diyor. 

Avita Çalışan Destek’ten endüstri ve örgüt psikoloğu Sibel Karamaraş ise kavga ve tartışma şekillerinin de oldukça farklılık gösterebileceğine dikkat çekiyor: “Kavga her zaman gürültülü ve/veya dışarıdan görünür olmak zorunda değil. Mesela, bir çalışan hak ettiğini düşünmesine rağmen terfi almadığından dolayı yöneticisiyle yoğun çatışma yaşadığını belirtmişti. Bu durum görünürde kavga edilmesine sebep olmamasına rağmen çalışanın gereken işler konusunda erteleyici ve özensiz olmasına, iletişimin aksamasına sebep olup, dolayısıyla ilerleyen zamanlarda oluşabilecek başka kavga/tartışma olasılıklarına kapı açabiliyor. Bu durum yöneticiyle yaşanan gerginliğin aslında sözel olmayan yollarla ifadesi olarak görülebilir. Aynı pozisyonda olan çalışanlar ise kendi aralarında daha görünür kavga edebiliyorlar. Karşılıklı sözlü saldırılar bunun bir örneğidir.”

Kavgadan sonra ne oluyor?

Yenibiriş üzerinden yaptığımız ankette katılımcılara ‘kavga sonrası ne olduğunu’ da sorduk. Katılımcıların,

– yüzde 55’i hiçbir şey olmadığını,
– yüzde 17’si yöneticiden uyarı geldiğini,
– yüzde 16’sı işten atıldığını,
– yüzde 13’ü yöneticinin sorunu çözdüğünü söylemiş. 

İşyerinde çıkan anlaşmazlıklarda çalışanlar, sorunu kendi aralarında çözemiyorsa bu durumu öncelikle yöneticisine aktarmalı. Yönetici veya işverenin de bu konuda duyarlı olması ve çalışanlar arasında uyumu sağlamak için soruna çözüm getirmesi gerekiyor. 

Tazminatsız işten çıkarma sebebi

İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Uzmanı ve Bilirkişisi Av. Cüneyt Alihan Danar’ın verdiği bilgiye göre işyerinde sataşma ve kavga tazminatsız işten çıkarma sebebi. İşyerinde kavga yumruk yumruğa olmayabilir, sadece sözlü sataşma da (genelde hakaret şeklinde oluyor) kavga ile aynı sonucu doğuruyor, yani işverene kıdemsiz ve ihbarsız iş sözleşmesini fesih hakkı tanıyor. 

‘İşçinin yakınının işyerine gelip de başka bir işçiye sataşması ya da fiili kavga etmesi’ ve ‘sataşmanın işyeri dışında olması’ halinde de Yargıtay’a göre kıdemsiz ve ihbarsız fesih yapılabiliyor. Peki kavga/sataşma eylemlerinde mağdur olan işçinin aslında diğer tarafı tahrik etmesi halinde ne oluyor? Danar bu soruya şöyle cevap veriyor: “Bu durumda somut olaya göre her iki işçinin de iş sözleşmesinin feshi söz konusu olabilecektir. Yargıtay önceki kararlarında kavga/sataşma olayına kimin sebep verdiğine göre karar vermekteydi ve mağdur olsa bile kavgaya sebep vermişse o işçinin iş sözleşmesinin feshedilmesini haklı bulmaktaydı. Ancak sonraki kararlarında bu görüşünden farklı olarak, kimin olaya sebep verdiğine bakmaksızın kavga ya da sataşmayı işverenin güven duygusunu sarstığı ve iş ilişkisini olumsuz etkilediği gerekçesiyle fesih sebebi olarak saydığını ve her iki işçinin de iş sözleşmesinin feshedilmesini haklı bulduğunu görüyoruz.”

Kavgaya karışırsak veya tanık olursak ne yapmalıyız?
Ayşegül Horozoğlu Enkavi

– Herhangi bir kavgaya tanık olursak öncelikle tarafsız kalmaya çalışıp mümkünse kavga eden tarafları sakinleştirerek ortamdan uzaklaştırmaya çalışmamız yerinde olur. 

– Biz sakinleştirip uzaklaştıramadıysak kavga daha da büyüyorsa mutlaka üst yöneticimize ya da işyeri sahibine bilgi vermemiz gerekir. 

– Tartışmaya girmeyin, dahil olmayın. Sinirlendiğinizde sert çıkışlar yapmak yerine sakinleşmeye çalışın, biraz kendinize zaman tanıyın, nefes alın. 

– Sesinizi yükseltmek, bağırmak yanlış anlaşılmanıza da sebep olur. Sinirlendiğinizde durumunuzu değiştirebilirsiniz, ayaktaysanız oturabilirsiniz ya da yürüyebilirsiniz, oturuyorsanız ayağa kalkıp o ortamdan uzaklaşabilirsiniz. Durum değişikliği düşünce değişikliğine de sebep olur. Düşünce değişikliği duygularınızı etkiler. 

– İşyerinde gün içinde pek çok olay yaşanır. Farklı birçok karar alınır. Biz alınan bazı kararlarda hem fikir olmayabiliriz ya da bu kararlar bizim dışımızda alınabilir. Bu durumda fikrimizi uygun şekilde başkalarının da fikrine saygı göstererek söylememiz ve tartışmaya girmememiz gerekir. Bunu bir çekişmeye ve çatışmaya götürmememiz gerekir. Fikir ayrılıklarında karşı taraf ile inatlaşıp çatışmaya ve kavgaya girmek işyerinde daha büyük zorluklar yaşamamıza yol açar. Özellikle yöneticinizle bir tartışmaya girerseniz kazanma şansınız olmaz. 

– Bir kişiye sinirlendiğimizde, bir anlaşmazlık yaşadığımızda sorunu o kişi ile aramızda hatta o konu ile sınırlı bırakmak işlerimize odaklanmak gerekir. 

– Özellikle kendimize taraf oluşturmak için başkalarına konuyu anlatmamak gerekir. Herkese anlatıldığında çözümlenecek sorun çözümlenemez hale gelebilir.

– Hata yapmışsak da özür dilemeyi bilmek gerekir. 

Kavga sırasında yöneticiye ve İK’ya düşen görevler
Sibel Karamaraş

Yöneticiler her durumda çalışanlar arasındaki kavgaları çözümleyici bir konumda olmamalıdır. Görev ve grup dinamiklerine bağlı olarak bu durum değişir. Çalışanların kendi aralarındaki kişisel sorunları kişisel boyutlarda çözmeleri desteklenmeli, yöneticiler hakem rolüne girmemelilerdir. Ancak kurumla ilgili olarak çıkan tartışmalarda destek istenildiği noktada her iki taraf da anlayış ve empatiyle dinlenmeli, birbirlerini anlamaları için destek olunmalıdır. 

– Kazan-kaybet durumu oluşturulmamalı, tersine yapıcı ve destekleyici bir ortam yaratarak kazan-kazan durumu oluşturulmalıdır. Direkt bir çözüm üretmek kimi zaman kısa sürede faydalı ve etkili gibi görünse de uzun vadede altta yatan asıl sorunları ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla herkesin fikrini almak ve mümkünse ortak bir yoldan ilerlemek daha yapıcı bir süreç getirecektir. 

– Kimi zaman çalışanlar her ne olursa olsun ve yapılırsa yapılsın direnmeye devam edebilirler ve çözüm odaklı yaklaşmak istemeyebilirler. Bu gibi durumlarda yöneticiler emin oldukları takdirde doğru olduğunu düşündükleri yoldan gidebilir ve bunu sebebiyle beraber her iki tarafa da anlatabilirler. 

– Hem İK hem yönetim, öncelikle tüm çalışanların duygu yönetimi konusunda bilinçlendirilmesi için gerekli eğitimlerin ve çalışmaların yapılmasını sağlamalıdır. Duygu yönetimi ve bu tarz yoğun çatışmalı süreçlerde nasıl hareket edileceği konusu aslında daha çok olaya, kişiye ve şirket kültürüne göre değişkenlik gösterebilir. Şirketin kendi kültürüyle beraber çatışmayla baş etme mekanizmalarının çalışana doğru aktarabilmesi için alanında uzman kişilerle gerçekleştirilecek bilgi paylaşım grupları, sağlıklı bir temel oluşması konusunda yardımcı rol üstlenebilirler.

Yazar: Burcu Özçelik
Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

İnsanı utangaç yapan nedir?

utangaçlıktan nasıl kurtulurum, utangaçlık, utangaçlar için tavsiyeler, utangaç, psikoloji, Manşet

Bir yere gittiğinizde diğer insanlarla tanışıp konuşma fikri sizi korkutuyor mu? Ya da topluluk önünde konuşma yapacağınızı düşünmek bile sizi terletiyor mu? Öyle ise yalnız değilsiniz. İşte utangaçlık ile ilgili merak ettiklerinize yanıt olabilecek nitelikte bir makale…

Utangaçlık Hayatınızı Ele Mi Geçirdi?

Utangaçlık, birçoğumuzun yaşadığı veya yaşamaya devam ettiği bir durum. Bazılarımız için bu durum ara ara baş gösteren ve pek problem oluşturmayan bir derecede yaşanıyor olabilir. Fakat bazılarımız için sürekli sorun yaratan bir hale dönüşmüş ve hayatımızı ele geçirmiş olabilir. Utangaçlık kimi insanlar için öyle bir boyuta çıkar ki kendisini toplumdan izole etmesine neden olabilir.

Psikoloji literatüründe utangaçlık, çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır. Utangaçlığın tanımını duygusal açıdan ve toplumsal açıdan ele alabiliriz. Duygusal açıdan utangaçlık; bireyin toplumsal hayatında sıkıntı oluşturan heyecansal durum sonucu kendisini rahat hissedememesi, insanlardan korkması ya da çekinmesidir. Toplumsal açıdan utangaçlık; bireyin toplumsal etkileşimlere karşı hissettiği huzursuzluk ve engellenmişlik hissi sonucu etkileşimlerde başarısızlık yaşamasıdır. Bu başarısızlık sonucunda kişilerde toplumsal etkileşimlerden kaçınma davranışları görülür.

Utangaçlık, sosyal kaygıyla yakından ilişkilidir. Peki, sosyal kaygı nedir? Sosyal kaygı, başkalarının olası değerlendirmelerine karşı verdiğimiz duygusal ve davranışsal tepkilerdir. Başkalarının bizim hakkımızda yapacağı değerlendirmeler derin kaygı duymamıza neden olur. Sosyal kaygıya olumsuz fizyolojik uyarılmalar da eşlik eder.

Utangaçlık/çekingenlik sandığımızdan çok daha yaygındır. Zimbardo’nun yaptığı araştırmada anketlerden çıkan sonuca göre insanların %40’ı kendisini çekingen olarak tanımladığını belirtir. %40–50’lik bir kesim de daha önceden çekingen bir insan olduğunu ya da bazı durumlarda çekingen davrandıklarını söylemiştir. Bu araştırmaya baktığımızda hayatında utangaçlık/çekingenlik yaşamamış insan oranının çok düşük olduğunu görebiliriz.

Utangaçlık/Çekingenliğin Nedenleri

Kişisel Nedenler: Utangaç bireylerin özellikleri incelendiğinde ilk karşımıza çıkan, bireylerin kendilerine yönelik algılarının olumsuz olduğudur. Bir başka ifadeyle öz yeterlilik düzeyleri düşüktür diyebiliriz. İkinci olarak bu kişilerin geçmişlerinde başarısızlıkla sonuçlanan deneyimleri vardır. Giriştikleri bazı işlerde ya da sosyal ilişkilerde başarısızlık yaşamış ve bunun tekrarlanacağından korkuyor olmaları muhtemeldir. Üçüncü olarak ise, utangaçlıklarını pekiştirecek travmatik deneyimler yaşamış olma ihtimalleridir. Örnek olarak cinsel istismara maruz kalmak ya da bireyin toplum önünde öz saygısını zedeleyecek bir duruma maruz kalması verilebilir.

Toplumsal Nedenler: Utangaçlığın ortaya çıkmasında bireyin içinde yaşadığı toplum ve kültür de son derece önemlidir. Örneğin; kadınların özgürleşmesinin engellendiği, öz güvenlerinin kırıldığı ve kadın oldukları için bir adım geride olmak zorunda bırakıldıkları toplumlarda kadınların utangaçlık sorunları yaşaması sık gözlemlenen bir durumdur. Ayrıca anne baba tutumları da utangaçlık için çok önemlidir. Aşırı koruyucu ya da otoriter anne baba tutumları da utangaçlığın gelişmesine neden olabilir. Bunların dışında akranları ya da ailesi tarafından dışlanan kişilerin utangaçlık geliştirmesi çok muhtemeldir. Ayrıca insanlar birçok davranışı gözlemleyerek öğrenebilirler, utangaçlık da bunlardan biridir. Kişi ailesinden, kardeşlerinden, arkadaşlarından yani yakın çevresinden bir ya da birden çok kişiden utangaçlığı gözlemleyerek öğrenebilir.

Peki, Neler Yapabiliriz?

Utangaçlık/çekingenliğe müdahale konusunda birçok yöntem bulunmaktadır. Kişi bu konuda araştırmalar yaparak kendine uygun olan yöntemleri belirleyerek uygulamaya çalışabilir. Aşağıda da bazı temel yol ve yöntemlere değinilmiştir.

*Utangaç bireylerin kendileri hakkında bazı yanlış düşünceleri ve inançları vardır. İlk olarak bunları fark edip belirlemeli daha sonra ise bu işlevsel olmayan düşünce ve inançların yerine işlevsel olanları koymaya çalışmalıdır. Örneğin “Duygu ve düşüncelerimi ifade edersem insanlar önce saçma fikirlerimi daha sonra ise beni kabul etmezler” şeklinde bir inanca sahip olabiliriz. Bunun yerine “Herkes gibi ben de duygularımı ve düşüncelerimi ifade etme hakkına sahibim. Herkesin beni kabul etmesi ya da onaylamasına gerek yok.” gibi bir inanç geliştirilebilir. Bunu uygulamaya koymak için şöyle bir şey yapılabilir; önümüze bir kağıt alıp bizi olumsuzluğa sürüklediğini düşündüğümüz işlevsel olmayan düşüncelerimizi kağıdın bir tarafına yazabiliriz. Daha sonra ise bu düşüncelerin yerine koyabileceğimiz daha işlevsel ve daha sağlıklı cümleler belirleyerek karşılarına yazabiliriz. Günlük hayatımızda utangaçlığımızla ilgili bir durum yaşadığımızda bu cümleleri hatırlayıp işlevsel olanı kullanmak ve uygulamak için çabalayabiliriz.

*Utangaç bireylerin bir başka özelliği de yaşanan olumsuzlukları kendilerine yükleme durumlarıdır. Olumsuz bir şeyle karşılaştıklarında bunun sorumlusunun kendileri olduğunu düşünürler. Örneğin “bütün bunlar benim aptallığım yüzünden başıma geliyor” gibi fikirlere sahip olabilirler. Bu fikirleri de az önceki gibi işlevsel olanlarla değiştirmeli, olayların sebebini sadece içsel sebeplere değil dışsal sebeplere de bağlayabilmeliyiz.

* Utangaç bireylerin, utangaçlığı yenebilmek için kişilerarası ilişkilerde kendilerini ifade edebilmeleri gerekir. Bunu sağlayabilmek için de sosyal becerileri geliştirmek gerekir. Bunu başarabilmek hemen olabilecek bir şey değildir, bunun için belli bir süreç ve çaba gereklidir. Bu becerilerden bazılarına örnek verecek olursak; göz teması kurmak, selamlaşmak, kendini açmak, duygularını ifade etmek, güven oluşturmak, eleştiri ile başa çıkma, sohbete başlayabilme vb. Ulaşmayı hedeflediğimiz sosyal becerileri kolaydan zora doğru sıralamalı ve aşamalı olarak uygulamaya koymalıyız. Uygulama aşamalarında ailemizden ve yakın arkadaşlarımızdan destek almak hatta zaman zaman ilerlememiz hakkında geri dönüt almak faydalı olacaktır.

*Utangaç bireyler, kendilerinde kabul etmedikleri bazı fiziksel ya da kişilik özelliklerini diğer insanlarında kabul etmeyeceğini düşünürler. Kendimizde kabul etmediğimiz özellikleri fark edip bunlarla barışmak ve kabullenmek utangaçlık için büyük bir adım olacaktır.

*Utangaçlık problemi yaşayan bazı insanlar utangaç olduklarını kabullenmez ve bu konu hakkında konuşmak istemezler. Fakat bu, problemin bastırılmasına ve daha çok büyümesine neden olabilir. Böyle bir tutum sergilemekten vazgeçip, yakın çevremizle problemimiz hakkında konuşmalı, neler yapılabileceğini gözden geçirmeliyiz. Problem hakkında konuşabilmek bize bunun aşılabilecek bir problem olduğu mesajını verecektir.

Kısacası utangaçlık; dünya üzerindeki birçok insanın daha önceden yaşadığı ya da yaşamaya devam ettiği bir durum. Diğer problemlerimizi çözerken olduğu gibi utangaçlık durumunda da ilk olarak problemin temeline inmeli ve sebepleri ortaya çıkarmalıyız. Daha sonra burada yazan ve yazmayan müdahale yöntemlerini araştırmalı, kendimize uygun olanları belirlemeli ve harekete geçmeliyiz.

Hayatımız boyunca kendimizde değiştirmek istediğimiz birçok şey keşfedebilir, bir çok problem yaşayabiliriz. Kimi zaman bunları tek başımıza aşabiliriz, kimi zaman da kendi çabamızın dışında ailemizin, arkadaşlarımızın ya da profesyonel insanların desteğine ihtiyaç duyabiliriz. Tek ya da destek alarak olması fark etmez değişim her zaman kendimizle başlar. Unutmamalıyız ki biz istediğimiz sürece kendimizdeki her şeyi değiştirebilir ve problemlerimizin üstesinden gelebiliriz. Kendinize güvenin!

Yazar: Kübra Şahin
Kaynak: www.medium.com 

Okumaya devam et

MAKALE

Japon sanatı: Kintsugi

Manşet, kintsugi sanatı, kintsugi felsefesi, kintsugi, japon sanatı

Kintsugi , kırılan nesneyi eskisinden daha güzel ve değerli hale getirmek amacı taşıyan japon sanatıdır. Kırılmanın aslında bir bozulma veya yok olma değil, yeni bir varoluş biçimi olduğuna işaret eder. Peki, sizce kırılan her şeyi eskisinden daha iyi duruma getirmek mümkün müdür?

Kusurların Mükemmelliğini Ortaya Çıkarma Sanatı: Kintsugi ve Kintsukuroi

Porselen bir kase kırıldığında, tekrar yapıştırılırsa eskisi gibi olmaz.

Peki ya eskisinden daha güzel olabilir mi?

Japonlar, 600 yıl önce bu durumu sanata dönüştürmüş: Kintsugi(Altınla birleştirme) ve Kintsukuroi(Altınla tamir etme).

Japonca’da Kin: Altın, Tsugi: Birleştirmek, Tsukuroi ise tamir etmek anlamına geliyor. Japonlar, kırılmış eşyaların parçalarını altın, gümüş ve platin boyalar kullanarak birleştiriyor ve o eşya eskisinden daha çekici ve daha değerli bir hale geliyor. Japonlar, bu sanata çok değer veriyor. Özel kintsukuroi setleri satıyorlar ve bu onarılan eşyalar, genelde kırılan eşyalardan daha pahalı oluyor. Bu sanatla, kırık ya da kusurlu eşyaların da güzel olabileceği gösteriliyor ve bunları satın alan insanlar, diğerlerinde olmayan özel bir şeye sahip olmuş oluyor.

Bunun temelinde, “wabi-sabi” felsefesi yatar. Kırılan ya da eskiyen eşyalardaki güzelliği görmek anlamına gelen bu felsefeye göre, Kintsugi tekniğiyle, kırılan ya da hasar gören eşyalar yeniden onarılarak onlara yeni bir yaşam ve amaç kazandırılıyor.

Bir kupanız kırıldığında onu çöpe atar, ondan vazgeçersiniz. Kalbiniz kırıldığında, bir kusurunuzu fark ettiğinizde, bir yanlış yaptığınızda kendi kabuğunuza çekilmek, kendinizi o olumsuzluğa hapsetmek sizce ne kadar doğru olur? Bunun yerine, başınıza gelen olumsuzlukları, güzel düşüncelerle onarabilirseniz, daha olgun, eskisinden daha değerli hissedersiniz. Böylece çöpe atmak istediğiniz 10 TL’lik kupanız-kusurlarınız, 100 TL ederinde sizde kalabilir-artık daha değerlisiniz.

Mükemmel olmak zorunda değiliz. Kendimizi böyle kabul etmeliyiz. Sıfırdan kırıksız, çatlaksız, hasarsız bir ruha sahip olmak zorunda değiliz. Doğru yöntemle kendimizle ilgilenirsek kusurluluğun mükemmelliğine sahip olabiliriz. Bu felsefeye göre, önemli olan kırığı onarmak değil, nesnenin gerçek değerini ortaya çıkarmaktır. Bizi biz yapan yaşadıklarımızdır. Olumlu ya da olumsuz her şey karakterimize, hayata bakış açımıza katkıda bulunur, ancak burada önemli olan bunları doğru analiz edebilmek, kırıkları doğru tamir edebilmektir.

Başarılı insanların birçoğu zorluklar içerisinden çıkıp büyük başarılara imza atmıştır ve bu kişiler, genellikle başarısız oldukları anlara, kalplerini kıran insanlara teşekkür ederler. Onlar sayesinde, kendilerini doğru tamir etmeyi öğrenebilmiş, gerçek değerlerini benliklerinde hissedebilmişlerdir. Bunun anlamı, “Başarılı olmak için mutlaka başımıza kötü bir şey gelmeli” demek değildir, ancak başımıza gelen kötü şeylerle de, kırık parçalarımızla da mükemmel olabilir, yola devam edebiliriz.

Bunun için seçim sizin; kırık parçalarınızla, kendinizden biraz daha kaybetmeye devam mı edeceksiniz yoksa onlarla yaşamayı öğrenip kendinize altın değerler katarak mı yola devam edeceksiniz?

Yazar: Elif Özçakmak
Kaynak: www.ceotudent.com

Okumaya devam et

MAKALE

Kahveyi ne kadar tanıyorsunuz?

Manşet, kahvenin faydaları, kahve içmek, kahve çeşitleri, kahve

Günde kaç bardak kahve içmek idealdir? Aç karnına tüketmenin zararı var mıdır? Kahvenin faydaları nelerdir? İşte tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikteki makalenin tamamı…

Kahve içerken dikkat edilmesi gerekenler ve püf noktalar

Sohbetlerin vazgeçilmezi kahve; gün içinde enerji veriyor, uykuyu açıyor ve kişiyi zinde tutuyor. Tüm bunların yanında birçok hastalıktan korunmada da yardımcı oluyor. Ancak kahvenin kaliteli malzeme ile uygun koşullarda hazırlanıp, belirli miktarlarda tüketilmesi gerekiyor.

Kahve hakkında en çok merak edilenler… Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aslıhan Altuntaş, kahvenin doğru tüketimi için önemli önerilerde bulundu.

Hazır kahvelerden uzak durun

Sağlıklı bir kahveden bahsetmek için öncelikle kahvenin çeşitlerine değinmek gerekmektedir. İlk olarak marketlerde satılan granül kahve adı verilen işlenmiş hazır ürünlerin tercih edilmesi önerilmemektedir.

Kahvesel özelliğini yitirmiş, işlenmiş, endüstriyel granül kahvelerin dışında, öğütülmüş kahve olarak adlandırılan diğer tüm kahve türleri damak zevkine göre seçilebilir.

Türk kahvesi, espresso, americano, filtre kahve gibi daha birçok çeşidi bulunan öğütülmüş kahvelerin aromaları geldikleri bölgeye göre değişirken, sertlik dereceleri kavurma ve pişirme yöntemlerine göre değişmektedir.

Örneğin Asya bölgesinden gelen kahveler daha acımsı bir tat vermektedir. Orta ve Güney Amerika kahveleri en çok bilinen ve bizim aslında en çok tükettiğimiz türlerdir. Afrika bölgesinden gelenler ise daha vanilyalı, meyveli tatlarda hafif kahvelerdir.

Aromalı kahveler alınan kalori miktarını artırıyor

Kahvenin sağlıklı tüketilmesinin temel noktası, kahveyi sade bir şekilde tüketmektir. Eğer sütlü tercih edilecekse bu oran kişinin günlük tüketmesi gereken süt miktarına göre belirlenmelidir. Ancak çok az tatlandıracak kadar eklenen sütler hesaba katılmayabilir.

Bunun yanında karamel, fındık, çikolata gibi aromaların tümü kahvenin kalorisini artırmaktadır. Sürekli olmamak şartıyla aromalı kahveler tüketilebilir ancak yüksek kalori oranlarıyla günlük tüketim hakkından kaybedilerek öğünlerde kısıtlamaya gidilmesi gerekliliği unutulmalıdır.

Çok kavrulan kahve besin değerini yitiriyor

Meyve ve sebzelerde bulunan flavonoidler yararlı biyokimyasal ve antioksidan etkiye sahip aromatik pigment bileşikleridir. Isı işlemiyle bütün besin maddelerindeki flavonoidler belli bir miktar değişime uğramaktadır. Kahveler ısı işlemiyle bu değişime uğradığı için lezzetinde bazı değişiklikler yaşanır. Bu nedenle çok koyu kavrulmuş kahveler yerine daha az kavrulmuş ve orta kavrulmuş kahveler tercih edilmelidir.

Böylece hem flavonoidlerden daha çok yararlanılır hem de lezzet kaybı yaşanmaz. Az kavrulmuş kahveler biraz daha ekşimsi tada sahiptir. Orta kavrulmuş kahveler ise biraz daha yumuşak içime sahiptir. Lezzeti hangi kahvenin çeşidinin tüketildiğine göre de değişmektedir. Ancak hangi kahve türü olursa olsun hem sağlık hem de lezzet açısından çok kavrulmuş kahvelerden ziyade az ya da orta kavrulmuş kahveleri tercih etmek daha faydalı olacaktır.

Günde 2 bardak ideal

Her şeyde olduğu gibi kahvede de bir dengeye göre gitmek gerekir. Ancak günlük kahve tüketim miktarı içilen kahvenin sertlik derecesine göre değişmektedir. Örneğin espressonun kafein miktarı filtre kahveye göre daha fazladır. Kahve türünün sertliği kavurma şekline göre de değişir. Bu nedenle daha orta sertlikte 3. ve 4. seviye kahveler önerilmektedir.

İçerisine koyulan kahve miktarı da önemlidir. Ortalama 2 tatlı kaşığı kadar kahve ile yapılan 300-400 ml’lik bir kupadan günde 2 tane içmek tavsiye edilen tüketim miktarıdır.

Aç karnına kahve tüketmeyin!

Ev için satın alınan kahveler tüketim miktarına göre en fazla 1-2 ay içerisine bitirilecek şekilde satın alınmalıdır. Kahveyi uzun süreler bekletmek hem lezzet açısından hem de içeriğindeki flavonoidler açısından uygun değildir.

1-2 ayda bitecek kadar kahveyi evlerde stoklamak en doğrusudur. Bunun yanında aç karınla, öğün yerine kahve tüketimi kesinlikle önerilmemektedir. Kahve mide asidinin yükselmesine sebep olarak gastrit ve reflü riskini artırmaktadır.

Doğru tüketildiğinde diyabetten kansere kadar birçok hastalığa kalkan oluyor

Tüm bu koşullara uygun tüketilen sağlıklı bir kahve alışkanlığının vücuda birçok faydası bulunmaktadır.

En önemli ve en çok konuşulan özelliği metabolizmayı hızlandırmasıdır.

Spor öncelerinde tüketimi önerilmektedir. Antrenmandan ve yoğun bir egzersizden sonra tüketilen kahve kaslardaki ağrıların ve yorgunluğun atılmasında yardımcı olur.

Gün içerisinde zinde kalmayı sağlar.

Günde ortalama 2 fincan tüketildiğinde tip 2 diyabetten korunma sağlamaktadır.

İçeriğindeki kafeinden dolayı bilişsel performansı artırmaktadır.

Özellikle erkeklerde daha sık görülen safra kesesi taşı oluşumlarını azalttığı bilinmektedir.

Oksidatif strese bağlı ritim hasarının oluşumunu önlemekte ve koruyuculuk sağlamaktadır.

Erkeklerde gut oluşumu riskini azalttığı bilinir.

Depresyonu ve depresyon riskini azalttığı da çalışmalarla ortaya konmuştur.

Bilişsel performansı artırmasıyla Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının riskini azaltmaktadır.

İçeriğindeki kafeik asit ve klorojenik asit gibi bazı antioksidan maddeler sayesinde vücudu tüm hastalıklara karşı savunduğu gibi DNA bütünlüğünü koruduğu için bazı kanser türlerinin tedavisinde de tüketimi önerilmektedir.

Kaynak: www.indigodergisi.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND