Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İş yerinde aşk…

Günümüzün büyük kısmını ofiste geçiriyoruz. İş yeri arkadaşlarımızı ailemizden, yakın çevremizden çok görüyoruz. Birlikte bu kadar çok vakit geçirince iş arkadaşlıkları zaman zaman duygusal ilişkilere dönüşebiliyor. İşler bu aşamaya geldiğinde akıllara birçok soru takılıyor. Açıklasak mı gizlesek mi, duyulursa ne olur, patronum ne der, işten ayrılmam gerekir mi?.. Bu durum çalışanlar için de sıkıntılı patronlar için de. Ama gönül ferman dinlemiyor.

kişisel gelişim, aşk ve başarı, aşk bilimi, aşk başarı, aşk acısı nasıl geçer

Günümüzün büyük kısmını ofiste geçiriyoruz. İş yeri arkadaşlarımızı ailemizden, yakın çevremizden çok görüyoruz. Birlikte bu kadar çok vakit geçirince iş arkadaşlıkları zaman zaman duygusal ilişkilere dönüşebiliyor. İşler bu aşamaya geldiğinde akıllara birçok soru takılıyor. Açıklasak mı gizlesek mi, duyulursa ne olur, patronum ne der, işten ayrılmam gerekir mi?.. Bu durum çalışanlar için de sıkıntılı patronlar için de. Ama gönül ferman dinlemiyor. 

İş Arkadaşından Sevgili Olur Mu?

Günün büyük bir kısmını iş yerinde geçiriyoruz. Ofisteki arkadaşlarımızı ailemizden, arkadaşlarımızdan daha çok görüyoruz. Birlikte bu kadar çok vakit geçirdiğimiz için birbirimizi daha iyi tanıyoruz. Bunun sonucunda da arkadaşlık ilişkileri bazen daha ileri gidip duygusal boyuta geçebiliyor. Ofiste duygusal ilişkiyi kabul etmeyenlerin veya onaylamayanların söyleyeceği ilk şeylerden biri koskoca şehir, bulamadın mı başka birini? Çöpçatanlık hizmetleri, evlilik siteleri varken neden ofis arkadaşın? Bunun basit bir açıklaması var aslında. Bütün bu ilişkiye, evliliğe yönelik siteler, etkinlikler belli bir amaç için. Bu gibi araçlarla bir buluşma organize edildiğinde taraflar o kişiyle tanışabilmek umuduyla gidiyor. Bu da üzerlerinde bir baskı yaratıyor. Böyle durumlarda gerilenler, strese girenler kendilerini iyi anlatamıyor veya kendileri gibi olamıyorlar. Birçok kişi de iyi geçmeyen bir ilk buluşmadan sonra ikinci şansı vermek istemiyor. İş yerlerinde ise durum farklı. Kişiyi hiç tanımıyorsanız bile göz aşinalığınız var. Ortak arkadaşlarınız olabilir. Veya bir süredir tanışıyorsunuz. Hiçbir beklenti olmadan, iş gereği birlikte vakit geçirerek karşınızdakini daha iyi tanıyor, alışkanlıklarını, hobilerini, sosyal hayatını öğreniyorsunuz. Ne bir baskı ne de bir beklenti. İş ortamında tanışmak, konuşmak için fırsat ve bahane de bol. Karşı taraf da sizin gibi hissediyorsa ilişki hiçbir zorlama veya dış müdahale olmadan kendiliğinden gelişiyor. Uzmanlara göre de en doğrusu bu.

Büyük şirketler desteklemiyor

Şirket ortamında benzer eğitim düzeyinde, sosyo-ekonomik seviyede, birbiriyle uyumlu çalışan insanlar olduğu için iş arkadaşlarının arasında özel hayatta da duygusal ilişki yaşanacak kişilerin bulunması zor değil.

İnsan kaynakları danışmanlık firması Hugent’ın Satış Direktörü Çağlan Ünal Üzümcü, küçük ve orta ölçekli işletmelerde (KOBİ), özellikle yerli şirketlerde bu konunun problem olmayabildiğini, daha anlayışla yaklaşılabildiklerini söylüyor: “Özellikle evlilikle sonuçlanırsa destek görebiliyor ama büyük şirketlerde, özellikle yabancıysa sonucunda bir aksiyon almayı gerektiriyor. İlişki yaşayanlardan birinin işten ayrılması ya da şirketi değiştirmesi istenebiliyor.” 

Açıklamalı mı, saklamalı mı?

İş yerinde duygusal ilişkiler, genellikle ilişki ciddiye binmediği sürece, şirket içinde bolca dedikodusu yapılan ama resmi olarak kimsenin bilmediği ve konuşmadığı bir konu olarak kalıyor. İşe yansıyan bir sıkıntı da olmadığı sürece “kimsenin özel hayatı kimseyi ilgilendirmez” gibi bir bakış açısıyla yaklaşılıyor. Ama kişi sayısının az olduğu ofislerde ve birbirine bağlı çalışan departmanlarda işe yansımaması da güçleşiyor. Peki böyle durumlarda çalışanlar ilişkilerini açıklamalı mı, yoksa saklamalı mı?

Uzmanların bu konudaki ortak görüşü, ciddiye giden, resmileşecek bir ilişkiyse açıklanması gerekiyor. Yöneticiler açısından ise ofis aşkı pek istenmeyen bir durum. Genelde olabilecek kötü sonuçlar düşünülüyor. Ayrılık durumundaki motivasyon düşüklüğü, iş değişiklikleri, aynı departmandalarsa veya birbirlerini etkileyen bir işte çalışıyorlarsa kayırma ihtimali, torpil dedikoduları, bazı departmanlarda gizli kalması gereken bilgilerin açığa çıkması korkusu… Bu endişeler nedeniyle bazı yöneticiler çalışanların ofiste ilişki yaşamasına sıcak bakmayabiliyor.

İş ve özel hayatı ayırın

İş yerinizden biriyle bir ilişki yaşayacaksanız şirketinizin bu konudaki politikasını ve kurallarını iyi bilmeniz gerekiyor. Şapka Danışmanlık’ın kurucusu Müge Çevik, nelerin riske atılacağını önceden hesaplamak gerektiğinin, kariyerini nasıl etkileyeceğini düşünmenin, bireysel olarak bu durumla baş edilip edilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor: “Profesyonel ilişki ile özel ilişkileri ayırt edebilmek kolay değil. Aynı çalışma ortamında olmak, hem konuları profesyonel değerlendirmeyi sürdürmek hem duyguları yönetmek hem de ilişkinin sağlıklı olması çok zor ve yorucu bir denge, bu da hesaba katılmalı.”

Üzümcü, iş hayatı ve özel hayatı tamamen birbirinden ayırmak mümkün değilse bile, her ikisine harcanan vakit, enerji ve konsantrasyonun birbirinden farklı olması gerektiğini söylüyor. Ancak böyle olursa bir denge sağlanabiliyor. Yani iş, çiftlere düşüyor. İş saatlerindeki görüşme sıklığı, telefon konuşmaları, mesaj trafiği arttığı oranda işteki performans düşüyor. Bunlardan ne kadar uzak durulursa olumsuz etkilenme o kadar az oluyor. Ayrıca çiftler de gün boyu beraber olmanın getirdiği sıkıntıdan kaçınarak günün sonunda birbirlerini özlemiş oluyorlar. İş yerinde yaşanılan ilişkiler veya flörtler her ne kadar keyifli, macera dolu gibi görünse de, duygu seline kapılmamayı, üst düzey yönetime ve özellikle de yakın çevredeki iş yeri arkadaşlarına karşı her zaman dikkatli olmayı gerektirdiğini belirten Psikolog Selin Uçal, iş akışının aksamamasına ve işyeri düzeninin bozulmamasına dikkat etmenin önemine dikkat çekiyor: “Bazı işyerleri, çalışanlarının evliliğine hoşgörülü bakmayabilir ve taraflardan birinin başka bir iş yerine veya bölüme geçmeleri gerekebilir. Çiftlerin sorunlarını, iş saatlerine taşımamaları önemli. Aynı zamanda, kişisel problemleri mesai saatlerinde askıya almak ve tartışmalardan kaçınmaya özen göstermek gerek. Maalesef, iş hayatında rastlanılan bir durum da, işyerindeki rakiplerin ilişkiyi bahane ederek çift üzerinde psikolojik baskı oluşturup mobbing’e sebebiyet verebilmesidir.”

Sözleşme imzalatabiliyorlar

Şirketlerin bu ilişkilere bakış açısı farklı. Kimi ses çıkarmıyor kimi karşı çıkıyor. Bazılarında ise taraflardan birinin iş değiştirmesi istenebiliyor. Sözleşmelerinde bununla ilgili madde olan şirketler olduğunu belirten Üzümcü, birçok şirkette sözleşmede olmasa bile şirket prosedürlerinde duygusal ilişkilerle ilgili kurallar olduğunu söylüyor. Bununla ilgili yaptırım da genellikle evlilik olursa birinin işten ayrılması şeklinde. Bu konuda birçok şirkette birçok farklı uygulama olduğundan bahseden Üzümcü anlatıyor: “Şirketler çalışana standart bir iş sözleşmesi imzalatıyorsa bunun içinde yer almıyor. Ama yabancı şirketlerde sözleşme formatları farklı olabiliyor ya da sözleşmenin eki niteliğinde ek dokümanlar da imzalanabiliyor. Özellikle etik uygulamalara önem veren şirketlerde gizlilik sözleşmesi, etik kodu vb dokümanlar, işe girişte imzalanıyor. Kısaca şirket içinde bir evlilik olması durumunda derhal bilgi verilmesi gerektiği, konunun değerlendirileceği ancak çıkar çatışması doğurması olası olduğundan çalışan bir kişinin ayrılması gerektiği prosedürlere eklenir ve çalışanlar bu konuyla ilgili bilgilendirilir.”
Sevgili olma durumunda veya resmiyete dökülmeyen ilişkilerde ise bir yaptırım söz konusu değil. “Böyle durumların tespit edilmesi ve kanıtlanması güç” diyen Üzümcü, kağıt üzerinde olmasa da her şirketin kendine has bir kültürü ve yapısı olduğunu söylüyor. Çalışan bunu işe girdikten sonra yazılı olamayan birtakım kurallar ve görüşler hissetmeye başlıyor. Bu tip konulara sıcak bakmayan bir şirketse doğrudan bu konuyla ilgili olmasa da çalışana farklı konularla ilgili olumsuzluk yansıtabiliyor.

Ast-üst ilişkileri tehlikeli

Ofisteki aşk, iyi gittiği sürece beraberinde bol enerji, mutluluk hali, konsantrasyon bozukluğu, kötü gittiği zaman düşük enerji, mutsuzluk hali ve yine konsantrasyon bozukluğu getiriyor. Her şey iyi giderken hayat toz pembe görünebilir, ama ilişki biterse durum tam tersine dönüyor. Üzümcü, sorunlu bir ayrılıksa ve sonrasında yine şirket içi farklı başlangıçlar da yapılırsa şirketin bir anda “Yalan rüzgarı” kıvamına gelebileceğini ve çalışanların huzurunun kaçacağını söylüyor.

Ast-üst arasında yaşanan ilişkilerde ciddi sıkıntılar çıkabiliyor. En çok yaşanabilecek yasal sıkıntı, iftira ve dava açma şeklinde oluyor. Bir yönetici ve astının arasında bir ilişki varsa ve bu sorunlu bir şekilde sonlanırsa, çalışan yöneticisinin kendisine tacizde bulunduğunu ya da ilişkiye zorladığını iddia edip şikayet edebilir hatta dava açabilir. Yönetici de bunun karşılıklı bir ilişki olduğunu kanıtlamaya çalışır ama bu süreçte işler istenmeyen noktalara varabilir, yöneticinin itibarı zedelenir, haklı olduğunu kanıtlasa bile aynı firmada çalışmaya devam etmesi zordur. Ya da ilişkiyi bitiren çalışan olursa yönetici, çalışanın hayatını ciddi şekilde zorlaştırabilir, gerçekten her anlamda mobbing uygulayabilir, işten çıkarılmasını sağlayabilir, yine davalık olabilirler. Üzümcü, patron-sekreter aşkının yıllardan beri şirketlerde yaşandığını ve çalışanların hiçbir dönemde sıcak bakmadığı bir konu olduğunu söylüyor: “Çalışanlar otomatik olarak sekreterin patronla olan ilişkisi sayesinde belirli ayrıcalıklara ve haklara sahip olduğunu, sekreterin işinin garanti olduğunu düşünüyor. Patron bir de evliyse sekreter ek olarak yuva yıkıcı da oluyor. Dolayısıyla şirket içerisinde herkesin arkasından konuştuğu, kimse tarafından sevilmeyen ama korkudan yüzüne karşı bir şey söyleyemediği hatta patrona yakınlığı sebebiyle kullanılan biri haline geliyor. Sekreter için de vahim bir durum. İşinde başarılıysa bile kimse bunu görmüyor.”

İş hayatında, erkek yöneticinin kadın çalışan ile bir ilişki yaşamasının daha çok görüldüğünü ve çevre tarafından daha az ‘tepki’ ile karşılandığından bahseden Uçal, bunun aksi söz konusu olduğunda, yani kadın yöneticinin, erkek çalışan ile beraber olduğu anlaşıldığında, çiftin çevredekiler tarafından daha çok kınandığını söylüyor: “Her ne kadar ‘kadın erkek eşitliği’ gibi bir kavram olsa da, pratik hayatta, özellikle ülkemizde, ataerkil bir toplum olmanın getirdiği dezavantajlar yüzünden geçerliliği söz konusu değil.”

Dört şirketten birinde evli çalışanlarla ilgili yazılı prosedür var

Türkiye İnsan Yönetimi Derneği (PERYÖN), geçen sene şirketlerin işyerinde aşk konusuna bakışını gösteren bir anket yapmıştı. 30’a yakın sektörden, orta ve üst düzey yönetici 170 kişinin katıldığı anket sonuçlarına göre Türkiye’de yöneticilerin yüzde 73’ü işyerinde flörtü olağan karşılıyor. Şirketlerin yüzde 74’ünde eşlerin aynı şirkette çalışmasına da izin veriliyor. Her 4 şirketten yalnızca 1’inde evli çalışanların durumunu düzenleyen yazılı bir prosedür bulunuyor. Aynı şirkette çalışırken evlenmeye karar verenlerle ilgili şirketlerin yüzde 36’sında bu konuda bir prosedür yok. Her 10 şirketten 1’inde evlilik halinde eşlerden biri şirketten ayrılmak zorunda. Çalışırken evlenen çiftlerin aynı departmanda çalışmasına izin vermeyen şirketlerin oranı yüzde 35 iken, aynı departmanda çalışmalarına izin verip eşlerin ast-üst olmasını engelleyen şirketlerin oranı yüzde 11.

Eşlerden birinin rakip şirkette çalışması konusunda şirketler çalışanlarına güveniyor. Eşlerden birinin rakip şirkette çalışmasını yasaklamayan şirketlerin oranı yüzde 70. Şirketlerin yüzde 15’i eşlerden birinin rakip şirkette çalışmasını yasaklarken, yüzde 15’i yazılı olarak yasaklamasa da sıcak bakmıyor. Eşlerden birinin rakip şirkette çalışmasını yasaklamayan şirketlerin yüzde 34’ü çalışanlarıyla gizlilik sözleşmesi yaparak şirket bilgilerinin dışarı çıkmasını engellemeye çalışıyor. İşyerindeki kadın – erkek ilişkileri konusunda prosedürü olan firmaların yüzde 20’sinde, flört edenler bu durumu yöneticilerine ya da insan kaynakları birimine bildirmek zorunda. Bu zorunluluğun olmadığı şirket oranı ise yüzde 68. Araştırmaya katılanların yüzde 36’si ise flört edenlerin bunu yöneticilerine ya da insan kaynakları birimine söylemesi gerektiğini düşünüyor.

İş yeri aşkı yaşayanlar açısından durum nasıl?

İşe koşa koşa geliyorum

S.A.G (30): 3 yıldır medya sektöründe çalışıyorum. Erkek arkadaşımla farklı departmanlarda olsak da aynı binada görev yapıyoruz. Şirketteki ortak arkadaşlarımız sayesinde tanıştık. Sonrasında da bina içinde karşılaştığımızda birbirimize selam vermeye başladık. Arkadaşlıkla başlayan ilişkimiz birlikte daha çok zaman geçirdikçe aşka dönüştü. Aslında aynı iş yerinde çalışmak sıkıntı verici. Aman görüdüler, bize bakıyorlar, acaba anladılar mı derken dışarıda olduğumuzdan farklı, bambaşka kişiler oluyoruz. Birbirimize candan gülümseyemediğimiz, güzel sözler kullanamadığımız için kendi adıma çok kere erkek arkadaşım için acaba canı mı sıkkın, bana mı kızdı, bir şey mi yaptım gibi düşüncelere kapıldığım oldu. Bu nedenle şirket içinde sık görüşmemeye çalışıyoruz. Kimse bilsin istemiyoruz. İkimiz de sadece en yakın arkadaşlarımıza söyledik. Ekip arkadaşlarım ya da müdürüm durumdan habersiz. Ama aynı binada çalışmanın getirdiği artılar da yok değil. Mesela işinizden, patronunuzdan ne kadar hoşlanmasanız da, sevdiğinizi görmek için koşa koşa geliyorsunuz. Şirket sizin için daha keyif alabileceğiniz bir yere dönüşüyor. Çünkü biliyorsunuz ki yüzüne bayıldığınız insan ile aynı ortamdasınız, istediğiniz an görebileceğinizi bilmek güzel.

Merdiven boşluğunda kavga ediyoruz

U.A. (32): 6 yıldır insan kaynakları departmanında çalışıyorum. Sevgilim başka bir departmanda. Müdürüm ve birkaç arkadaşım durumdan haberdar. Hatta müdürüm bizi yakıştırdı bile. Uzun süredir arkadaştık ama iş yeri dışında görüştüğümüz pek söylenemezdi. Ancak ortak bir arkadaşımızın evinde karşılaşırsak ya da serviste yan yana gelirsek uzun süreli konuşmalar yapardık. Yine ortak arkadaşımızla yaptığımız bir planda, arkadaşımızın gelmemesi sonucunda baş başa kaldık. Hiç kimseyle gülemediğim kadar güldüğümü farkettim. İş saatleri içinde pek görüşmüyoruz ama kavga etmek için merdiven boşluğunda günde 2 kere buluşuyoruz. Nadir de olsa beraber çaya indiğimiz ya da öğle yemeği yediğimiz oluyor tabii ki. Başlarda fark edilmemek için özel çaba harcıyorduk ama şimdi sadece dikkatli olmakla yetiniyoruz. Aynı ofiste olsaydık bakışmaktan çalışamazdık herhalde. Her istediğin an onu görebileceğini bilmek ya da onun bölümünün yanından geçerken kaçamak bakışlar atmak büyük mutluluk. O da seni görüp bakarsa mest olma duygusunun başka tarifi yok. Kurumsal bir işyerinde olduğumuz için mesafeli duruşumuzu korumamız da gerekiyor. Bu da hapishanenin farklı bir versiyonu oluyor. Ayşen Gruda’nın bir filminde söylediği gibi şirket size sevdiğinizi gösteriyor ama elletmiyor. Motivasyon da sağlıyor. O gün sevgilinizi uzaktan göreceğinizi bilseniz bile işe gelmek bambaşka bir zevke dönüşüyor. İş açısından kötü geçen günlerde telefon açıp sadece sesini duyacağınıza, yanına inip yüzünü görebiliyorsunuz. Emin olun kötü geçen her şeyi unutmanızı sağlıyor.

Tavsiyeler

∆ Unutmayın, işinize ihtiyacınız var. Bunu düşünerek hareket edin.
∆ Çalıştığınız kurumun ilişkilerle ilgili yazılı ve yazısız kurallarını, politikasını, kültürünü iyi bilin.
∆ Evli olan bir çalışanla ilişkiye girmeyin. Her ne kadar birbirinizden hoşlansanız da.
∆ Ofisteyken profesyonelce davranmaya özen gösterin.
∆ İlişkinizi bilen kişi sayısını minimumda tutun.
∆ İş arkadaşlarınıza ilişkide olup bitenleri anlatmayın, malzeme konusu olmayın.
∆ İlişkinizde problemler olursa işinizi değiştirmeniz gerekebileceği aklınızın bir köşesinde olsun.
∆ Giyim kuşam tarzınızı aniden değiştirmeyin. Bu da dedikoduların çıkmasına neden olur.
∆ E-postalarınızın, telefon görüşmelerinizin özel olmadığınızı hatırlayın. Ofisteyken konuşacaksanız cep telefonunuzdan arayın, sessiz sakin bir yerde görüşün.
∆ İşiniz gereği birlikte çalışıyor ve aynı toplantılara katılıyorsanız profesyonel davranmaya daha çok özen gösterin.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Renklerin anlamları ve psikolojik etkileri

renklerin anlamları ve kullanım alanları, renklerin anlamı, renkler, renk

Farklı renklerin insan vücudunu ve zihnini etkilediğine dair iddiaları sıklıkla duyarsınız. Peki, bu iddiaları destekleyen bir bilimsel delil ya da veri var mıdır? İşte yanıtı…

Renklerin İnsan Vücudu ve Zihninde Farklı Etkileri

Renkler bir cisim tarafından yansıtılan, yayılan ya da geçirilen ışığın dalga boyunun, gözdeki ışığı algılayabilen yapılar tarafından algılanmasıyla görülür.

Renklerin insan vücudu ve zihninde farklı etkileri olduğunu çoğu zaman hissedebiliriz.

Peki, bu iddiayı destekleyen veri veya bilimsel bir araştırma var mı?

Leeds Üniversitesindeki bir grup araştırmacı renk deneyimi üzerine olan araştırmalarında, ışığın insan davranışı ve psikolojisi üzerindeki etkilerini anlamak için bir çalışma yaparlar.

Deneyim Tasarımı adını verdikleri bu sistemde bir oda herhangi bir dalga boyunda olan renkli bir ışıkla doldurulur.

Bu grup yaptığı son araştırmalarda renkli ışığın kalp atışı ve tansiyon üzerine küçük bir etkiye sahip olduğunu bulmuştur. Kırmızı ışığın az da olsa kalp atışını hızlandırdığını, mavi ışığın ise kalp hızını yavaşlattığını göstermiştir. 

Aynı üniversiteden Nicholas Ciccone tarafından yürütülen bir araştırma, renkli ışığın kişilerin psikolojisi üzerindeki etkisine dair kesin bir kanıt bulamamış olsa da buna benzer çalışmalar renklerin yaratıcılık, öğrencilerin sınıf içinde anlatılanları daha iyi öğrenebilmesi ve uyku kalitesini artırabilmek üzerine devam etmektedir.

Işık, özellikle renkler, bizleri normal bir görmenin de ötesine taşıyabilir.

Anlamları ve hayatımıza olan etkileri nelerdir?

Beyaz: Saflığı, temizliği ve sürekliliği, yani istikrarı simgeliyor. Kullanıldığı alanda konsantrasyon düzeyini arttırıyor. Aynı zamanda beraber kullanıldığı diğer renklerin etkilerini arttırıyor.

Siyah: Gücü, tutkuyu, esrarengizliği ve birçok ülkede yası simgeliyor. Işığı absorbe etmesinden dolayı dikkati dağıtabilecek etkenleri aza indiriyor.

Mavi: Sonsuzluk ve özgürlük simgesi olarak görülüyor. Konsantrasyon arttırıcı, zihinsel arınmaya ve dinlenmeye yardımcı, huzur verici… Güven ve sadakati de simgeliyor. Yapılan bazı araştırmalarda mavi odada çalışmanın verimi arttırdığı da kanıtlanmış. Ayrıca mavi renk sakinleştirici bir etkiye de sahip.

Yeşil: Doğanın ve huzurun rengidir. Psikolojik ve bedensel olarak kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.

Kırmızı: Canlılığın, hareketin ve fiziksel gücün rengidir. Azim ve kararlılığı simgeliyor. Hareketi ve canlılığı çağrıştırdığı için mutfak, çocuk odaları ve topluma açık alanlarda tercih edilebilir.

Sarı: En parlak ve dikkat çekici renk olmakla birlikte neşeyi, zekâyı, inceliği ve pratikliği simgeliyor. Vurgulanması ve dikkat çekmesi istenen yerlerde kullanılabilir. Ayrıca alçakgönüllülüğü, bilgiyi ve bilgeliği de simgeliyor.

Mor: Asalet, lüks ve itibarın rengidir. Kendine güveni simgeler. Mor renk ayrıca zekâ, bilinç ve içgörü düzeyiyle paralellik taşır.

Pembe: Neşeyi ve rahatlığı simgeliyor.

Turuncu: Heyecan verici bir renktir. Canlılık, yaratıcılık ve iletişimin temsilcisidir. Aynı zamanda mutluluk vericidir. Dışa dönük, cana yakın, mutlu ve çocuksu bir algı yaratır.

Lacivert: Sonsuzluk, otorite ve verimliliği simgeliyor. Ciddi bir renktir ve emin olma hissi verir.

Kahverengi: Toprağın ve doğallığın rengidir. Kişide güvenlik duygusunu pekiştirir. Sosyal dengeyi ve toplum içinde rahatlığı sağlar.

Gri: Alçak gönüllülüğü ve dengeyi ifade eder.

Renklerin Reklamlarda ve Pazarlamada Kullanılması

Renklerin bilinçaltımıza olan etkilerini kullanan firmalar, bizlerin hangi ürünleri almamıza, hangi giysileri giymemize ve hangi yemekleri yediğimize kadar karar vermemizde etkili oluyorlar.

Beyaz: Çocuk ve sağlık ürünlerinde sıkça kullanılır. Gözün algıladığı en parlak renk olduğundan, işaretlerde, paketlerde ve satış noktalarında zıtlık oluşturarak dikkati çekmek için kullanılır.

Siyah: Esrarengiz, güçlü, prestijli, klasik ve şık bir renk olarak algılanır. Bazı markalar ürünlerinde siyahı bilinçli olarak o ürünün elit bir ürün olduğu ve ucuz bir ürün olmadığı algısı yaratmak için kullanırlar.

Mavi: Bilinçaltında sağlam ve kendinden emin bir duygu yarattığı için sosyal medya sitelerinin çoğunlukla bu rengi kullandığını görebiliriz.

Yeşil: Tazeliği ve şifayı çağrıştırdığı için organik ürünlerin pazarlanmasında bu renge rastlayabiliriz. Koyu yeşil ise para ve itibar rengidir. Bu yüzden bazı bankaların renklerinde bu rengi ve tonlarını görebiliriz.

Kırmızı: Kırmızı satışın rengidir. Bilinçaltını en fazla uyaran, seksi, hareketli, tutkulu ve dikkat çekici bir renktir. Özellikle dikkat çekmesi istenilen satış noktalarında ve iştah açtığı için gıda sektöründe çok sık kullanılır.

Sarı: Altının, zenginliğin ve lüksün sembolüdür. Kırmızıyla birlikte gıda sektöründe kullanılabilir.

Mor: Asalet, imparatorluk ve kraliyet rengi olduğu için şıklığı ve zenginliği hatırlatır. Duygulara hitap edici ürünlerde bu renk kullanılabilir.

Turuncu: Mutlu ve çocuksu bir algı yarattığından dolayı hedef kitlesi çocuklar ve gençlerin olduğu iş kollarında tercih edilebilir.

Lacivert: Polis ve pilot üniformalarında güvenilir, sağlam, emin izlenimini verir. Ayrıca banka ve finans sektörlerinde de tercih edilmektedir.

Kahverengi: Toprağın rengi olan kahverengi ev ve yemek sektörü için önemli bir renktir. Sağlıklı, doğal ve organik ürünleri çağrıştırır, bu yüzden bu sektörde tercih edilebilir.

Renklerle ilgili yapılan bir araştırmaya daha değinip yazımızı sonlandıralım.

Kansas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada sanat müzesindeki halının altına donatılan bir sistemle duvarın rengini beyaz ve kahverengi olarak değiştiriyorlar. Beyaz renk duvar arka planda olunca insanlar müzede yavaş hareket ediyorlar ve daha uzun süre kalıyorlar. Kahverengi duvar arka planda iken ise müzede hızlı hareket ediyorlar ve daha az süre kalıp, kısa sürede müzeyi terk ediyorlar.

Bu nedenle fast food restoranlarının hepsinin sandalyeleri ve masa rengi kahverengi iken, duvar boyaları ise kahverengi ile pembe ve şampanya renklerinin karışımından oluşur.

Bu restoranlar, gelen diğer müşterilere daha çabuk yer açılması için bizlerin bir an önce yemelerini ve orayı terk etmemizi isterler.

Aldığımız kararlarda başkalarının bizi istedikleri şekilde yönlendirmelerinden bir nebze de olsa kurtulabilmek için renkleri tanıyalım ve onların farkında olalım.

Unutmayalım ki manipüle edilmekten kurtulmamız, manipüle edildiğimizi anlamamızdan geçer.

Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Zihni çok çalıştırmak ömrü kısaltıyor

zihin, nöron, nöral faaliyetler, Manşet, insan beyni, daha uzun yaşamanın anahtarları, beyin, araştırmalar

Yıllardır yapılan araştırmalar, fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyordu. Peki, ya tam tersi doğruysa? Daha uzun yaşamanın sırrı daha az nöral faaliyetleri olan bir beyin olabilir mi? İşte yanıtı…

‘Aşırı’ Beyin Faaliyeti, Ömrün Daha Kısa Olmasıyla Bağlantılandı

Olağandışı ölçüde uzun yaşayan insanlardan ölüm sonrasında alınan beyin dokularının incelendiği ve bu insanlar ile 60’larında ve 70’lerinde ölen kişilerin arasında ne gibi farklar olduğuna dair ipuçlarının arandığı yeni bir çalışmaya göre; içerisinde çok fazla nöral faaliyet olmayıp daha sessiz olan bir beyin, daha uzun yaşamanın anahtarlarından biri olabilir.

“Kullanmazsan kaybedersin” görüşü, beyni yaşlanmaktan koruma konusunda baskın bir düşünce olmuştu. Yapılan geniş ölçekli araştırmalar da, insanlar yaşlandıkça fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyor.

Ancak Nature bülteninde yayınlanan bu çalışma, daha fazlasının her zaman daha iyi olmadığını öne sürüyor. Haddinden fazla faaliyet (en azından beyin hücreleri seviyesinde), zararlı olabilir.

Lieber Beyin Gelişimi Enstitüsü’nde sinirbilimci olan ve bu çalışmada yer almayan Michael McConnell şöyle söylüyor: “Bu yeni makalede insanı düpedüz şok eden ve kafa karıştıran şey … sizi algısal yönden normal halde tutan şeyin, beyin faaliyeti olduğunu düşünmeniz. Hayatınızın sonraki dönemlerinde beyninizi faal tutmak istediğinize yönelik böyle bir görüş mevcut”

“En beklenmedik şey ise … sinirsel faaliyeti sınırlandırmanın, sağlıklı yaşlanma bakımından iyi bir şey oluşu. Bu çok mantıksız.”

Harvard Tıp Fakültesi’ndeki araştırmacılar, yaşları 60 ve 70’lerden başlayıp 100 veya daha ötesine uzanan asırlık insanlara kadar, değişik yaş gruplarındaki kişilerin, insan beyin bankalarına bağışladığı beyin dokularını analiz etmiş.

80’li yaşların ortalarından önce ölen insanların beyinlerinde, REST adı verilen ve beyin faaliyetini ateşlemekle ilişkili genleri bastıran bir proteninin; en yaşlı insanlarla kıyaslandığında, daha düşük seviyelerde bulunduğunu keşfetmişler. Daha önce ise REST’in, Alzheimer hastalığına karşı koruyucu olduğu gösterilmiş.

Fakat araştırmacılar, REST’in insanları bir şekilde ölümden koruduğunu mu yoksa bunun sadece, ileri yaşlanmanın bir işareti mi olduğunu kesin olarak bilmiyorlarmış.

Yaşayan insanların beyinlerindeki REST’i ölçmek şu an mümkün olmadığından; bilim insanları, bunun yaşam süresinde bir rol oynayıp oynamadığını görmek amacıyla yuvarlak kurtlar ve fareler üzerinde deney yapmaya başlamışlar.

Araştırmacılar, REST’in kurtlarda bulunan versiyonundaki faaliyeti artırdıklarında, kurtların beyin faaliyeti azalmış ve daha uzun süre yaşamışlar. REST benzeri gen, çok uzun yaşam sürelerine sahip “ihtiyar” yuvarlak kurtlarda devre dışı bırakıldığı zaman ise bunun tersi meydana gelmiş; kurtların sinirsel faaliyeti artmış ve ömürleri önemli miktarda kısalmış.

Ayrıca, REST’ten yoksun olan farelerin, daha meşgul beyinlere sahip olması (nöbet benzeri faaliyet patlamaları da dahil) daha muhtemelmiş.

Calico Laboratuvarları’nda yaşlanma araştırması bölümünün başkan yardımcısı olan Cynthia Kenyon şöyle söylüyor: “Bence bu bir aşırı çalışma, kontrolden çıkmış uyarım durumu; beyin için iyi bir şey değil. Nöronların aktif olmasını, nerede ve ne zaman aktif olmalarını istersiniz; sadece genel yönden ateşleniyor olmalarını değil.” Kenyon, çalışmanın tasarımını beğeniyor fakat sinir sisteminin, ömür miktarı üzerinde etkisi olan pek çok dokudan sadece biri olduğunu düşünüyor.

Hücre seviyesindeki beyin faaliyetinde görülen bu farklılıkların, insanlardaki algı veya davranış farklılıklarına nasıl tercüme edilebileceği henüz belli değil.

Harvard Tıp Fakültesi’nde genetik ve sinirbilim profesörü olan ve çalışmaya liderlik eden Bruce Yankner, kendi laboratuvarının hali hazırda yeni bir çalışma hazırladığını ve bu çalışmada; ilaçlar ile REST’i hedef almanın, nörodejeneratif hastalıkları veya yaşlanmanın kendisini tedavi etmede yeni yollar sunup sunmayacağının araştırılacağını söylüyor.

Yankner’in söylediğine göre bu araştırma hattı, sinirsel ritimleri etkileyen meditasyon gibi alternatif müdahalelerin, erken bellek kaybı konusunda nasıl işe yarayacağını anlamaya çalışmak bakımından da ilginç olabilir.

“Bence bizim çalışmamızın anlattığı şey şu: Yaşlanmayla birlikte, bazı anormal ve zararlı sinirsel faaliyetler de oluyor ve bunlar hem beynin verimini azaltıyor, hem de kişinin veya hayvanın fizyolojisine zarar vererek; bunun sonucunda ömür süresini kısaltıyor.”

Bağış yapılan ve araştırmacıların üzerinde çalıştığı beyinler, çeşitli sebeplerle ölen insanlardan gelmiş. Bu durum, REST’teki farklılığın, ölüm olasılığıyla ilişkili olup olmadığını bilmeyi imkansız hale getiriyor.

Brandeis Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Angela Gutchess, insanlar yaşlandığında ve beyin tarayıcılarında test edildiklerinde; prefrontal kortekste (Harvard araştırmacılarının REST üzerinde çalışma yaptığı beyin bölgesi) pek çok değişim olduğunu söylüyor.

Kendisinin söylediğine göre bazı durumlarda, yapılan çalışmalar; genç insanlara kıyasla yaşlı yetişkinlerin, bir işi yaparken daha fazla beyin devresini faaliyete geçirdiklerini göstermiş. Fakat bu değişikliğin ne anlama geldiği belli değil: Bu faaliyete geçirme kalıpları, yaşlı insanlarda daha verimsiz olan bir beynin veya telafi girişimlerinin bir işareti olabilir.

‘CRUNCH’ adı verilen bir model, beyinde faaliyete geçirilen yer kalıplarında yaşlanmayla birlikte görülen değişimleri açıklamaya çalışıyor. Bu modele göre, insanlar gitgide daha zor işler yapmaya çalıştıklarında, beyinlerinde daha fazla bölge faaliyete geçiyor; ta ki, zihinsel kaynakların tükendiği bir çıkmaza ulaşana kadar. Yaşlı insanlardaki çıkmaz noktası daha yakın ve bu kişiler, gençlerde olduğu kadar fazla bölgeyi faaliyete geçiremiyorlar.

‘STAC’ adı verilen bir diğer model ise; yaşlı insanlarda, doğal bilişsel kaynaklardan oluşan temel iskelede doğal bir değişim gerçekleştiğini ve bu değişimlerin, insanlar zor işlerle karşılaştıklarında daha fazla sinirsel bölgeyi çalıştırıp çalıştıramayacaklarını ve bunları nasıl çalıştıracaklarını etkilediğini söylüyor.

Gutchess, bu yeni çalışmanın ilgi çekici olduğunu ve yaşlanan beyni gerçekten anlamak için; insan davranışından beyin görüntülemeye, bireysel hücrelerin çalışmasına kadar çok farklı ölçeklere odaklanan bilimsel laboratuvarların sunduğu gözlemler ile modeller arasındaki noktaları birleştirmenin gerekeceğini söylüyor.

“Farklı seviyelerdeki uzmanlık alanları arasında köprü kurmamız gerekiyor” diyor Gutchess.

Yazar: Carolyn Y. Johnson
Kaynak: www.popsci.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Bu davranışlar kişiliğimizi ele veriyor!

psikoloji, Manşet, kişilik özellikleri, kişilik, davranış

Günlük hayatta fark etmeden yaptığımız birçok şey kişiliğimiz hakkında ipucu veriyor. İşte günlük davranışlarımızın farklı kişilik özellikleri ile bağlantısını anlamamıza yardımcı olabilecek bir makale…

Kişiliğimizi açığa vuran gündelik davranışlar

Yapılan araştırmalar, baharatlı yemek sevmek, banyo yaparken şarkı söylemek gibi önemsiz görünen davranışların, insanın kişilik özelliği hakkında önemli verileri içerdiğini gösteriyor.

Psikolojide kişilik, nasıl bir hayat süreceğimize dair ipuçları sunduğu için önemli bir konudur. Örneğin özenli bir insansanız, fiziksel sağlığınızın iyi olması ve daha uyumlu ilişkiler içinde olma olasılığınız daha yüksektir; dışadönük insanlar daha mutludur; fazla sinirli insanlarda daha fazla ruh sağlığı sorunları ortaya çıkabilir; açık fikirli insanlar daha çok para kazanabilir; daha ‘uyumlu’ insanların daha çok arkadaşı olur.

Ancak kişilik özelliklerimiz sadece uzun vadeli başarılarımızda değil, gündelik küçük alışkanlık ve davranışlarımızda da kendisini gösterebilir. Personality and Individual Differences (Kişilik ve Bireysel Farklıklar) adlı dergide yayımlanan yeni bir araştırma, beş temel kişilik özelliğine özgü davranışları ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Ve sonuçlar oldukça şaşırtıcı.

Örneğin, dışadönük insanlar daha çok partilere giderken, sorumluluk özelliği ağır basan insanlarda işlerini geciktirme ihtimali daha azdır. Ama dışadönüklerin aynı zamanda sıcak su dolu küvette keyif yapmayı sevdiğini, ya da sorumlu insanların daha az kitap okuduğunu tahmin edemezdiniz herhalde.

Araştırmacılar, ABD’nin Oregon bölgesinden çoğunluğu beyaz ve yaş ortalaması 51 olan 800 kişiyle görüştü. Yapılan kişilik testinde, kişilik özellikleri ile ilgili 100 farklı sıfatın (çekingen, nazik, düzenli, rahat, zeki, sanatçı ruhlu vb.) kendilerini ne ölçüde doğru tanımladığı soruluyordu.

Daha sonra bu testin sonuçları, aynı kişilerle dört yıl önce yapılan ve son bir yılda 400 farklı aktiviteyi (kitap okumaktan banyoda şarkı söylemeye kadar) ne kadar yaptıklarına ilişkin yanıtlarıyla karşılaştırıldı.

Dışadönüklerin sıcak su dolu küvette yatmaktan tutun da, partiler planlama, barlarda içki içme, para kazanma yollarına dair tartışmalar yürütme, araba kullanırken telefonda konuşma, dekorasyon, bronzlaşmaya çalışma gibi etkinlikler için daha fazla zaman harcadığı görüldü.

Daha fazla sorumluluk duygusu olan insanların ise tersine, kitap okuma, küfretme ve kalem ucu çiğneme gibi kendi halinde yapılan bazı aktivitelerden kaçınmaları dikkat çekiyordu.

Yumuşak başlı ve uyumlu insanlar ise ütü yapma, çocuklarla oynama, bulaşık yıkama gibi işlerle daha fazla meşgul oluyor ve bunu muhtemelen başkalarını mutlu etme güdüsüyle yapıyor, evde sorun çıkmasındansa iş yapmayı tercih ediyorlardı. Daha şaşırtıcı olanı ise arabada ya da banyo yaparken daha fazla şarkı söylemeleriydi.

Psikolojide beş kişilik özelliği kategorisi:

dışadönüklük – içedönüklük

yumuşak başlılık/ uyumluluk – uyumsuzluk/ antagonizm

güvenilirlik/ sorumluluk – sorumsuzluk

duygusal dengelilik – nevrotiklik

deneyime açıklık – tutuculuk

Çabuk sinirlenen nörotik insanlar ise sakinleştirici ya da anti-depresan alma gibi ruh sağlığını iyileştirecek türden aktivitelere daha çok zaman ayırmıştı. Fakat aynı zamanda çabuk parlama, başkalarıyla alay etme gibi anti-sosyal davranışlarda bulunduklarını da (muhtemelen kendi duygularını kontrol edemedikleri için) kabul ediyorlardı.

Açık fikirli ve yeniye açık insanlar şiir okuma, operaya gitme, esrar içme, sanat eserleri üretme, kahvaltıda baharatlı yiyecekler yeme, ev içinde çıplak dolaşma gibi etkinliklerde bulunuyordu. Bunların bir spor takımını tutma ihtimali de azdı.

Araştırdığı çok sayıda ki aktiviteden dolayı bu araştırma oldukça etkileyici. Fakat aynı kişilik-davranış bağlantısının farklı kültürlerde de görülüp görülmeyeceği önemli. Aynı zamanda, bir kısmına önceki araştırmalarda yer verilmiş olsa da, hala bakılması gereken binlerce farklı gündelik davranış bulunuyor. Bunların da kişilik özelliklerine göre dağılımı incelenebilir.

Daha önceki bazı araştırmalarda, ‘Karanlık Üçlü’ olarak bilinen kişilik özellikleri Narsistlik, Makyavelcilik (amacına ulaşmak için her şeyi yapmaya hazır) ve Psikopatlık üzerinde durulmuştu. Örneğin, psikopat özellikleri ağır basanlar yalnızca şiddet ve saldırganlık içeren davranışlara daha açık olmakla kalmadığı, aynı zamanda normalden çok daha uzun süreli göz temasında bulundukları, internette daha fazla troll faaliyetlerinde bulundukları görüldü.

Karanlık Üçlü kategorisinden herhangi birine giren insanların çoğu, sabah erken kalkmayı değil, gece geç yatmayı tercih ediyordu. Narsistler daha fazla ‘selfie’ çekip paylaşıyor, Makyavelci özellikleri ağır basan heteroseksüel kadınlar eşleriyle ilişkilerinde orgazm taklidine daha çok başvuruyordu.

Bu tür araştırmalarda, zararlı ve sağlıksız günlük davranışların farklı kişilik özellikleri ile bağlantısının kurulması, daha spesifik sağlık kampanyaları ve müdahaleleri olanaklı kılabilir.

Bu araştırmalar, kişilerin kendileri hakkında açık ve dürüst cevap vermelerine bağlıdır. Bu yolla insanlara gündelik davranışlarıyla ilgili sorular sorarak onlar fark etmeden kişiliklerini açığa vuracak sonuçlar çıkarılabilir.

Yazar:  Christian Jarrett 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND