Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İş yerinde aşk…

Günümüzün büyük kısmını ofiste geçiriyoruz. İş yeri arkadaşlarımızı ailemizden, yakın çevremizden çok görüyoruz. Birlikte bu kadar çok vakit geçirince iş arkadaşlıkları zaman zaman duygusal ilişkilere dönüşebiliyor. İşler bu aşamaya geldiğinde akıllara birçok soru takılıyor. Açıklasak mı gizlesek mi, duyulursa ne olur, patronum ne der, işten ayrılmam gerekir mi?.. Bu durum çalışanlar için de sıkıntılı patronlar için de. Ama gönül ferman dinlemiyor.

Günümüzün büyük kısmını ofiste geçiriyoruz. İş yeri arkadaşlarımızı ailemizden, yakın çevremizden çok görüyoruz. Birlikte bu kadar çok vakit geçirince iş arkadaşlıkları zaman zaman duygusal ilişkilere dönüşebiliyor. İşler bu aşamaya geldiğinde akıllara birçok soru takılıyor. Açıklasak mı gizlesek mi, duyulursa ne olur, patronum ne der, işten ayrılmam gerekir mi?.. Bu durum çalışanlar için de sıkıntılı patronlar için de. Ama gönül ferman dinlemiyor. 

İş Arkadaşından Sevgili Olur Mu?

Günün büyük bir kısmını iş yerinde geçiriyoruz. Ofisteki arkadaşlarımızı ailemizden, arkadaşlarımızdan daha çok görüyoruz. Birlikte bu kadar çok vakit geçirdiğimiz için birbirimizi daha iyi tanıyoruz. Bunun sonucunda da arkadaşlık ilişkileri bazen daha ileri gidip duygusal boyuta geçebiliyor. Ofiste duygusal ilişkiyi kabul etmeyenlerin veya onaylamayanların söyleyeceği ilk şeylerden biri koskoca şehir, bulamadın mı başka birini? Çöpçatanlık hizmetleri, evlilik siteleri varken neden ofis arkadaşın? Bunun basit bir açıklaması var aslında. Bütün bu ilişkiye, evliliğe yönelik siteler, etkinlikler belli bir amaç için. Bu gibi araçlarla bir buluşma organize edildiğinde taraflar o kişiyle tanışabilmek umuduyla gidiyor. Bu da üzerlerinde bir baskı yaratıyor. Böyle durumlarda gerilenler, strese girenler kendilerini iyi anlatamıyor veya kendileri gibi olamıyorlar. Birçok kişi de iyi geçmeyen bir ilk buluşmadan sonra ikinci şansı vermek istemiyor. İş yerlerinde ise durum farklı. Kişiyi hiç tanımıyorsanız bile göz aşinalığınız var. Ortak arkadaşlarınız olabilir. Veya bir süredir tanışıyorsunuz. Hiçbir beklenti olmadan, iş gereği birlikte vakit geçirerek karşınızdakini daha iyi tanıyor, alışkanlıklarını, hobilerini, sosyal hayatını öğreniyorsunuz. Ne bir baskı ne de bir beklenti. İş ortamında tanışmak, konuşmak için fırsat ve bahane de bol. Karşı taraf da sizin gibi hissediyorsa ilişki hiçbir zorlama veya dış müdahale olmadan kendiliğinden gelişiyor. Uzmanlara göre de en doğrusu bu.

Büyük şirketler desteklemiyor

Şirket ortamında benzer eğitim düzeyinde, sosyo-ekonomik seviyede, birbiriyle uyumlu çalışan insanlar olduğu için iş arkadaşlarının arasında özel hayatta da duygusal ilişki yaşanacak kişilerin bulunması zor değil.

İnsan kaynakları danışmanlık firması Hugent’ın Satış Direktörü Çağlan Ünal Üzümcü, küçük ve orta ölçekli işletmelerde (KOBİ), özellikle yerli şirketlerde bu konunun problem olmayabildiğini, daha anlayışla yaklaşılabildiklerini söylüyor: “Özellikle evlilikle sonuçlanırsa destek görebiliyor ama büyük şirketlerde, özellikle yabancıysa sonucunda bir aksiyon almayı gerektiriyor. İlişki yaşayanlardan birinin işten ayrılması ya da şirketi değiştirmesi istenebiliyor.” 

Açıklamalı mı, saklamalı mı?

İş yerinde duygusal ilişkiler, genellikle ilişki ciddiye binmediği sürece, şirket içinde bolca dedikodusu yapılan ama resmi olarak kimsenin bilmediği ve konuşmadığı bir konu olarak kalıyor. İşe yansıyan bir sıkıntı da olmadığı sürece “kimsenin özel hayatı kimseyi ilgilendirmez” gibi bir bakış açısıyla yaklaşılıyor. Ama kişi sayısının az olduğu ofislerde ve birbirine bağlı çalışan departmanlarda işe yansımaması da güçleşiyor. Peki böyle durumlarda çalışanlar ilişkilerini açıklamalı mı, yoksa saklamalı mı?

Uzmanların bu konudaki ortak görüşü, ciddiye giden, resmileşecek bir ilişkiyse açıklanması gerekiyor. Yöneticiler açısından ise ofis aşkı pek istenmeyen bir durum. Genelde olabilecek kötü sonuçlar düşünülüyor. Ayrılık durumundaki motivasyon düşüklüğü, iş değişiklikleri, aynı departmandalarsa veya birbirlerini etkileyen bir işte çalışıyorlarsa kayırma ihtimali, torpil dedikoduları, bazı departmanlarda gizli kalması gereken bilgilerin açığa çıkması korkusu… Bu endişeler nedeniyle bazı yöneticiler çalışanların ofiste ilişki yaşamasına sıcak bakmayabiliyor.

İş ve özel hayatı ayırın

İş yerinizden biriyle bir ilişki yaşayacaksanız şirketinizin bu konudaki politikasını ve kurallarını iyi bilmeniz gerekiyor. Şapka Danışmanlık’ın kurucusu Müge Çevik, nelerin riske atılacağını önceden hesaplamak gerektiğinin, kariyerini nasıl etkileyeceğini düşünmenin, bireysel olarak bu durumla baş edilip edilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor: “Profesyonel ilişki ile özel ilişkileri ayırt edebilmek kolay değil. Aynı çalışma ortamında olmak, hem konuları profesyonel değerlendirmeyi sürdürmek hem duyguları yönetmek hem de ilişkinin sağlıklı olması çok zor ve yorucu bir denge, bu da hesaba katılmalı.”

Üzümcü, iş hayatı ve özel hayatı tamamen birbirinden ayırmak mümkün değilse bile, her ikisine harcanan vakit, enerji ve konsantrasyonun birbirinden farklı olması gerektiğini söylüyor. Ancak böyle olursa bir denge sağlanabiliyor. Yani iş, çiftlere düşüyor. İş saatlerindeki görüşme sıklığı, telefon konuşmaları, mesaj trafiği arttığı oranda işteki performans düşüyor. Bunlardan ne kadar uzak durulursa olumsuz etkilenme o kadar az oluyor. Ayrıca çiftler de gün boyu beraber olmanın getirdiği sıkıntıdan kaçınarak günün sonunda birbirlerini özlemiş oluyorlar. İş yerinde yaşanılan ilişkiler veya flörtler her ne kadar keyifli, macera dolu gibi görünse de, duygu seline kapılmamayı, üst düzey yönetime ve özellikle de yakın çevredeki iş yeri arkadaşlarına karşı her zaman dikkatli olmayı gerektirdiğini belirten Psikolog Selin Uçal, iş akışının aksamamasına ve işyeri düzeninin bozulmamasına dikkat etmenin önemine dikkat çekiyor: “Bazı işyerleri, çalışanlarının evliliğine hoşgörülü bakmayabilir ve taraflardan birinin başka bir iş yerine veya bölüme geçmeleri gerekebilir. Çiftlerin sorunlarını, iş saatlerine taşımamaları önemli. Aynı zamanda, kişisel problemleri mesai saatlerinde askıya almak ve tartışmalardan kaçınmaya özen göstermek gerek. Maalesef, iş hayatında rastlanılan bir durum da, işyerindeki rakiplerin ilişkiyi bahane ederek çift üzerinde psikolojik baskı oluşturup mobbing’e sebebiyet verebilmesidir.”

Sözleşme imzalatabiliyorlar

Şirketlerin bu ilişkilere bakış açısı farklı. Kimi ses çıkarmıyor kimi karşı çıkıyor. Bazılarında ise taraflardan birinin iş değiştirmesi istenebiliyor. Sözleşmelerinde bununla ilgili madde olan şirketler olduğunu belirten Üzümcü, birçok şirkette sözleşmede olmasa bile şirket prosedürlerinde duygusal ilişkilerle ilgili kurallar olduğunu söylüyor. Bununla ilgili yaptırım da genellikle evlilik olursa birinin işten ayrılması şeklinde. Bu konuda birçok şirkette birçok farklı uygulama olduğundan bahseden Üzümcü anlatıyor: “Şirketler çalışana standart bir iş sözleşmesi imzalatıyorsa bunun içinde yer almıyor. Ama yabancı şirketlerde sözleşme formatları farklı olabiliyor ya da sözleşmenin eki niteliğinde ek dokümanlar da imzalanabiliyor. Özellikle etik uygulamalara önem veren şirketlerde gizlilik sözleşmesi, etik kodu vb dokümanlar, işe girişte imzalanıyor. Kısaca şirket içinde bir evlilik olması durumunda derhal bilgi verilmesi gerektiği, konunun değerlendirileceği ancak çıkar çatışması doğurması olası olduğundan çalışan bir kişinin ayrılması gerektiği prosedürlere eklenir ve çalışanlar bu konuyla ilgili bilgilendirilir.”
Sevgili olma durumunda veya resmiyete dökülmeyen ilişkilerde ise bir yaptırım söz konusu değil. “Böyle durumların tespit edilmesi ve kanıtlanması güç” diyen Üzümcü, kağıt üzerinde olmasa da her şirketin kendine has bir kültürü ve yapısı olduğunu söylüyor. Çalışan bunu işe girdikten sonra yazılı olamayan birtakım kurallar ve görüşler hissetmeye başlıyor. Bu tip konulara sıcak bakmayan bir şirketse doğrudan bu konuyla ilgili olmasa da çalışana farklı konularla ilgili olumsuzluk yansıtabiliyor.

Ast-üst ilişkileri tehlikeli

Ofisteki aşk, iyi gittiği sürece beraberinde bol enerji, mutluluk hali, konsantrasyon bozukluğu, kötü gittiği zaman düşük enerji, mutsuzluk hali ve yine konsantrasyon bozukluğu getiriyor. Her şey iyi giderken hayat toz pembe görünebilir, ama ilişki biterse durum tam tersine dönüyor. Üzümcü, sorunlu bir ayrılıksa ve sonrasında yine şirket içi farklı başlangıçlar da yapılırsa şirketin bir anda “Yalan rüzgarı” kıvamına gelebileceğini ve çalışanların huzurunun kaçacağını söylüyor.

Ast-üst arasında yaşanan ilişkilerde ciddi sıkıntılar çıkabiliyor. En çok yaşanabilecek yasal sıkıntı, iftira ve dava açma şeklinde oluyor. Bir yönetici ve astının arasında bir ilişki varsa ve bu sorunlu bir şekilde sonlanırsa, çalışan yöneticisinin kendisine tacizde bulunduğunu ya da ilişkiye zorladığını iddia edip şikayet edebilir hatta dava açabilir. Yönetici de bunun karşılıklı bir ilişki olduğunu kanıtlamaya çalışır ama bu süreçte işler istenmeyen noktalara varabilir, yöneticinin itibarı zedelenir, haklı olduğunu kanıtlasa bile aynı firmada çalışmaya devam etmesi zordur. Ya da ilişkiyi bitiren çalışan olursa yönetici, çalışanın hayatını ciddi şekilde zorlaştırabilir, gerçekten her anlamda mobbing uygulayabilir, işten çıkarılmasını sağlayabilir, yine davalık olabilirler. Üzümcü, patron-sekreter aşkının yıllardan beri şirketlerde yaşandığını ve çalışanların hiçbir dönemde sıcak bakmadığı bir konu olduğunu söylüyor: “Çalışanlar otomatik olarak sekreterin patronla olan ilişkisi sayesinde belirli ayrıcalıklara ve haklara sahip olduğunu, sekreterin işinin garanti olduğunu düşünüyor. Patron bir de evliyse sekreter ek olarak yuva yıkıcı da oluyor. Dolayısıyla şirket içerisinde herkesin arkasından konuştuğu, kimse tarafından sevilmeyen ama korkudan yüzüne karşı bir şey söyleyemediği hatta patrona yakınlığı sebebiyle kullanılan biri haline geliyor. Sekreter için de vahim bir durum. İşinde başarılıysa bile kimse bunu görmüyor.”

İş hayatında, erkek yöneticinin kadın çalışan ile bir ilişki yaşamasının daha çok görüldüğünü ve çevre tarafından daha az ‘tepki’ ile karşılandığından bahseden Uçal, bunun aksi söz konusu olduğunda, yani kadın yöneticinin, erkek çalışan ile beraber olduğu anlaşıldığında, çiftin çevredekiler tarafından daha çok kınandığını söylüyor: “Her ne kadar ‘kadın erkek eşitliği’ gibi bir kavram olsa da, pratik hayatta, özellikle ülkemizde, ataerkil bir toplum olmanın getirdiği dezavantajlar yüzünden geçerliliği söz konusu değil.”

Dört şirketten birinde evli çalışanlarla ilgili yazılı prosedür var

Türkiye İnsan Yönetimi Derneği (PERYÖN), geçen sene şirketlerin işyerinde aşk konusuna bakışını gösteren bir anket yapmıştı. 30’a yakın sektörden, orta ve üst düzey yönetici 170 kişinin katıldığı anket sonuçlarına göre Türkiye’de yöneticilerin yüzde 73’ü işyerinde flörtü olağan karşılıyor. Şirketlerin yüzde 74’ünde eşlerin aynı şirkette çalışmasına da izin veriliyor. Her 4 şirketten yalnızca 1’inde evli çalışanların durumunu düzenleyen yazılı bir prosedür bulunuyor. Aynı şirkette çalışırken evlenmeye karar verenlerle ilgili şirketlerin yüzde 36’sında bu konuda bir prosedür yok. Her 10 şirketten 1’inde evlilik halinde eşlerden biri şirketten ayrılmak zorunda. Çalışırken evlenen çiftlerin aynı departmanda çalışmasına izin vermeyen şirketlerin oranı yüzde 35 iken, aynı departmanda çalışmalarına izin verip eşlerin ast-üst olmasını engelleyen şirketlerin oranı yüzde 11.

Eşlerden birinin rakip şirkette çalışması konusunda şirketler çalışanlarına güveniyor. Eşlerden birinin rakip şirkette çalışmasını yasaklamayan şirketlerin oranı yüzde 70. Şirketlerin yüzde 15’i eşlerden birinin rakip şirkette çalışmasını yasaklarken, yüzde 15’i yazılı olarak yasaklamasa da sıcak bakmıyor. Eşlerden birinin rakip şirkette çalışmasını yasaklamayan şirketlerin yüzde 34’ü çalışanlarıyla gizlilik sözleşmesi yaparak şirket bilgilerinin dışarı çıkmasını engellemeye çalışıyor. İşyerindeki kadın – erkek ilişkileri konusunda prosedürü olan firmaların yüzde 20’sinde, flört edenler bu durumu yöneticilerine ya da insan kaynakları birimine bildirmek zorunda. Bu zorunluluğun olmadığı şirket oranı ise yüzde 68. Araştırmaya katılanların yüzde 36’si ise flört edenlerin bunu yöneticilerine ya da insan kaynakları birimine söylemesi gerektiğini düşünüyor.

İş yeri aşkı yaşayanlar açısından durum nasıl?

İşe koşa koşa geliyorum

S.A.G (30): 3 yıldır medya sektöründe çalışıyorum. Erkek arkadaşımla farklı departmanlarda olsak da aynı binada görev yapıyoruz. Şirketteki ortak arkadaşlarımız sayesinde tanıştık. Sonrasında da bina içinde karşılaştığımızda birbirimize selam vermeye başladık. Arkadaşlıkla başlayan ilişkimiz birlikte daha çok zaman geçirdikçe aşka dönüştü. Aslında aynı iş yerinde çalışmak sıkıntı verici. Aman görüdüler, bize bakıyorlar, acaba anladılar mı derken dışarıda olduğumuzdan farklı, bambaşka kişiler oluyoruz. Birbirimize candan gülümseyemediğimiz, güzel sözler kullanamadığımız için kendi adıma çok kere erkek arkadaşım için acaba canı mı sıkkın, bana mı kızdı, bir şey mi yaptım gibi düşüncelere kapıldığım oldu. Bu nedenle şirket içinde sık görüşmemeye çalışıyoruz. Kimse bilsin istemiyoruz. İkimiz de sadece en yakın arkadaşlarımıza söyledik. Ekip arkadaşlarım ya da müdürüm durumdan habersiz. Ama aynı binada çalışmanın getirdiği artılar da yok değil. Mesela işinizden, patronunuzdan ne kadar hoşlanmasanız da, sevdiğinizi görmek için koşa koşa geliyorsunuz. Şirket sizin için daha keyif alabileceğiniz bir yere dönüşüyor. Çünkü biliyorsunuz ki yüzüne bayıldığınız insan ile aynı ortamdasınız, istediğiniz an görebileceğinizi bilmek güzel.

Merdiven boşluğunda kavga ediyoruz

U.A. (32): 6 yıldır insan kaynakları departmanında çalışıyorum. Sevgilim başka bir departmanda. Müdürüm ve birkaç arkadaşım durumdan haberdar. Hatta müdürüm bizi yakıştırdı bile. Uzun süredir arkadaştık ama iş yeri dışında görüştüğümüz pek söylenemezdi. Ancak ortak bir arkadaşımızın evinde karşılaşırsak ya da serviste yan yana gelirsek uzun süreli konuşmalar yapardık. Yine ortak arkadaşımızla yaptığımız bir planda, arkadaşımızın gelmemesi sonucunda baş başa kaldık. Hiç kimseyle gülemediğim kadar güldüğümü farkettim. İş saatleri içinde pek görüşmüyoruz ama kavga etmek için merdiven boşluğunda günde 2 kere buluşuyoruz. Nadir de olsa beraber çaya indiğimiz ya da öğle yemeği yediğimiz oluyor tabii ki. Başlarda fark edilmemek için özel çaba harcıyorduk ama şimdi sadece dikkatli olmakla yetiniyoruz. Aynı ofiste olsaydık bakışmaktan çalışamazdık herhalde. Her istediğin an onu görebileceğini bilmek ya da onun bölümünün yanından geçerken kaçamak bakışlar atmak büyük mutluluk. O da seni görüp bakarsa mest olma duygusunun başka tarifi yok. Kurumsal bir işyerinde olduğumuz için mesafeli duruşumuzu korumamız da gerekiyor. Bu da hapishanenin farklı bir versiyonu oluyor. Ayşen Gruda’nın bir filminde söylediği gibi şirket size sevdiğinizi gösteriyor ama elletmiyor. Motivasyon da sağlıyor. O gün sevgilinizi uzaktan göreceğinizi bilseniz bile işe gelmek bambaşka bir zevke dönüşüyor. İş açısından kötü geçen günlerde telefon açıp sadece sesini duyacağınıza, yanına inip yüzünü görebiliyorsunuz. Emin olun kötü geçen her şeyi unutmanızı sağlıyor.

Tavsiyeler

∆ Unutmayın, işinize ihtiyacınız var. Bunu düşünerek hareket edin.
∆ Çalıştığınız kurumun ilişkilerle ilgili yazılı ve yazısız kurallarını, politikasını, kültürünü iyi bilin.
∆ Evli olan bir çalışanla ilişkiye girmeyin. Her ne kadar birbirinizden hoşlansanız da.
∆ Ofisteyken profesyonelce davranmaya özen gösterin.
∆ İlişkinizi bilen kişi sayısını minimumda tutun.
∆ İş arkadaşlarınıza ilişkide olup bitenleri anlatmayın, malzeme konusu olmayın.
∆ İlişkinizde problemler olursa işinizi değiştirmeniz gerekebileceği aklınızın bir köşesinde olsun.
∆ Giyim kuşam tarzınızı aniden değiştirmeyin. Bu da dedikoduların çıkmasına neden olur.
∆ E-postalarınızın, telefon görüşmelerinizin özel olmadığınızı hatırlayın. Ofisteyken konuşacaksanız cep telefonunuzdan arayın, sessiz sakin bir yerde görüşün.
∆ İşiniz gereği birlikte çalışıyor ve aynı toplantılara katılıyorsanız profesyonel davranmaya daha çok özen gösterin.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND