Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İş yerinde aşk…

Günümüzün büyük kısmını ofiste geçiriyoruz. İş yeri arkadaşlarımızı ailemizden, yakın çevremizden çok görüyoruz. Birlikte bu kadar çok vakit geçirince iş arkadaşlıkları zaman zaman duygusal ilişkilere dönüşebiliyor. İşler bu aşamaya geldiğinde akıllara birçok soru takılıyor. Açıklasak mı gizlesek mi, duyulursa ne olur, patronum ne der, işten ayrılmam gerekir mi?.. Bu durum çalışanlar için de sıkıntılı patronlar için de. Ama gönül ferman dinlemiyor.

kişisel gelişim, aşk ve başarı, aşk bilimi, aşk başarı, aşk acısı nasıl geçer

Günümüzün büyük kısmını ofiste geçiriyoruz. İş yeri arkadaşlarımızı ailemizden, yakın çevremizden çok görüyoruz. Birlikte bu kadar çok vakit geçirince iş arkadaşlıkları zaman zaman duygusal ilişkilere dönüşebiliyor. İşler bu aşamaya geldiğinde akıllara birçok soru takılıyor. Açıklasak mı gizlesek mi, duyulursa ne olur, patronum ne der, işten ayrılmam gerekir mi?.. Bu durum çalışanlar için de sıkıntılı patronlar için de. Ama gönül ferman dinlemiyor. 

İş Arkadaşından Sevgili Olur Mu?

Günün büyük bir kısmını iş yerinde geçiriyoruz. Ofisteki arkadaşlarımızı ailemizden, arkadaşlarımızdan daha çok görüyoruz. Birlikte bu kadar çok vakit geçirdiğimiz için birbirimizi daha iyi tanıyoruz. Bunun sonucunda da arkadaşlık ilişkileri bazen daha ileri gidip duygusal boyuta geçebiliyor. Ofiste duygusal ilişkiyi kabul etmeyenlerin veya onaylamayanların söyleyeceği ilk şeylerden biri koskoca şehir, bulamadın mı başka birini? Çöpçatanlık hizmetleri, evlilik siteleri varken neden ofis arkadaşın? Bunun basit bir açıklaması var aslında. Bütün bu ilişkiye, evliliğe yönelik siteler, etkinlikler belli bir amaç için. Bu gibi araçlarla bir buluşma organize edildiğinde taraflar o kişiyle tanışabilmek umuduyla gidiyor. Bu da üzerlerinde bir baskı yaratıyor. Böyle durumlarda gerilenler, strese girenler kendilerini iyi anlatamıyor veya kendileri gibi olamıyorlar. Birçok kişi de iyi geçmeyen bir ilk buluşmadan sonra ikinci şansı vermek istemiyor. İş yerlerinde ise durum farklı. Kişiyi hiç tanımıyorsanız bile göz aşinalığınız var. Ortak arkadaşlarınız olabilir. Veya bir süredir tanışıyorsunuz. Hiçbir beklenti olmadan, iş gereği birlikte vakit geçirerek karşınızdakini daha iyi tanıyor, alışkanlıklarını, hobilerini, sosyal hayatını öğreniyorsunuz. Ne bir baskı ne de bir beklenti. İş ortamında tanışmak, konuşmak için fırsat ve bahane de bol. Karşı taraf da sizin gibi hissediyorsa ilişki hiçbir zorlama veya dış müdahale olmadan kendiliğinden gelişiyor. Uzmanlara göre de en doğrusu bu.

Büyük şirketler desteklemiyor

Şirket ortamında benzer eğitim düzeyinde, sosyo-ekonomik seviyede, birbiriyle uyumlu çalışan insanlar olduğu için iş arkadaşlarının arasında özel hayatta da duygusal ilişki yaşanacak kişilerin bulunması zor değil.

İnsan kaynakları danışmanlık firması Hugent’ın Satış Direktörü Çağlan Ünal Üzümcü, küçük ve orta ölçekli işletmelerde (KOBİ), özellikle yerli şirketlerde bu konunun problem olmayabildiğini, daha anlayışla yaklaşılabildiklerini söylüyor: “Özellikle evlilikle sonuçlanırsa destek görebiliyor ama büyük şirketlerde, özellikle yabancıysa sonucunda bir aksiyon almayı gerektiriyor. İlişki yaşayanlardan birinin işten ayrılması ya da şirketi değiştirmesi istenebiliyor.” 

Açıklamalı mı, saklamalı mı?

İş yerinde duygusal ilişkiler, genellikle ilişki ciddiye binmediği sürece, şirket içinde bolca dedikodusu yapılan ama resmi olarak kimsenin bilmediği ve konuşmadığı bir konu olarak kalıyor. İşe yansıyan bir sıkıntı da olmadığı sürece “kimsenin özel hayatı kimseyi ilgilendirmez” gibi bir bakış açısıyla yaklaşılıyor. Ama kişi sayısının az olduğu ofislerde ve birbirine bağlı çalışan departmanlarda işe yansımaması da güçleşiyor. Peki böyle durumlarda çalışanlar ilişkilerini açıklamalı mı, yoksa saklamalı mı?

Uzmanların bu konudaki ortak görüşü, ciddiye giden, resmileşecek bir ilişkiyse açıklanması gerekiyor. Yöneticiler açısından ise ofis aşkı pek istenmeyen bir durum. Genelde olabilecek kötü sonuçlar düşünülüyor. Ayrılık durumundaki motivasyon düşüklüğü, iş değişiklikleri, aynı departmandalarsa veya birbirlerini etkileyen bir işte çalışıyorlarsa kayırma ihtimali, torpil dedikoduları, bazı departmanlarda gizli kalması gereken bilgilerin açığa çıkması korkusu… Bu endişeler nedeniyle bazı yöneticiler çalışanların ofiste ilişki yaşamasına sıcak bakmayabiliyor.

İş ve özel hayatı ayırın

İş yerinizden biriyle bir ilişki yaşayacaksanız şirketinizin bu konudaki politikasını ve kurallarını iyi bilmeniz gerekiyor. Şapka Danışmanlık’ın kurucusu Müge Çevik, nelerin riske atılacağını önceden hesaplamak gerektiğinin, kariyerini nasıl etkileyeceğini düşünmenin, bireysel olarak bu durumla baş edilip edilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor: “Profesyonel ilişki ile özel ilişkileri ayırt edebilmek kolay değil. Aynı çalışma ortamında olmak, hem konuları profesyonel değerlendirmeyi sürdürmek hem duyguları yönetmek hem de ilişkinin sağlıklı olması çok zor ve yorucu bir denge, bu da hesaba katılmalı.”

Üzümcü, iş hayatı ve özel hayatı tamamen birbirinden ayırmak mümkün değilse bile, her ikisine harcanan vakit, enerji ve konsantrasyonun birbirinden farklı olması gerektiğini söylüyor. Ancak böyle olursa bir denge sağlanabiliyor. Yani iş, çiftlere düşüyor. İş saatlerindeki görüşme sıklığı, telefon konuşmaları, mesaj trafiği arttığı oranda işteki performans düşüyor. Bunlardan ne kadar uzak durulursa olumsuz etkilenme o kadar az oluyor. Ayrıca çiftler de gün boyu beraber olmanın getirdiği sıkıntıdan kaçınarak günün sonunda birbirlerini özlemiş oluyorlar. İş yerinde yaşanılan ilişkiler veya flörtler her ne kadar keyifli, macera dolu gibi görünse de, duygu seline kapılmamayı, üst düzey yönetime ve özellikle de yakın çevredeki iş yeri arkadaşlarına karşı her zaman dikkatli olmayı gerektirdiğini belirten Psikolog Selin Uçal, iş akışının aksamamasına ve işyeri düzeninin bozulmamasına dikkat etmenin önemine dikkat çekiyor: “Bazı işyerleri, çalışanlarının evliliğine hoşgörülü bakmayabilir ve taraflardan birinin başka bir iş yerine veya bölüme geçmeleri gerekebilir. Çiftlerin sorunlarını, iş saatlerine taşımamaları önemli. Aynı zamanda, kişisel problemleri mesai saatlerinde askıya almak ve tartışmalardan kaçınmaya özen göstermek gerek. Maalesef, iş hayatında rastlanılan bir durum da, işyerindeki rakiplerin ilişkiyi bahane ederek çift üzerinde psikolojik baskı oluşturup mobbing’e sebebiyet verebilmesidir.”

Sözleşme imzalatabiliyorlar

Şirketlerin bu ilişkilere bakış açısı farklı. Kimi ses çıkarmıyor kimi karşı çıkıyor. Bazılarında ise taraflardan birinin iş değiştirmesi istenebiliyor. Sözleşmelerinde bununla ilgili madde olan şirketler olduğunu belirten Üzümcü, birçok şirkette sözleşmede olmasa bile şirket prosedürlerinde duygusal ilişkilerle ilgili kurallar olduğunu söylüyor. Bununla ilgili yaptırım da genellikle evlilik olursa birinin işten ayrılması şeklinde. Bu konuda birçok şirkette birçok farklı uygulama olduğundan bahseden Üzümcü anlatıyor: “Şirketler çalışana standart bir iş sözleşmesi imzalatıyorsa bunun içinde yer almıyor. Ama yabancı şirketlerde sözleşme formatları farklı olabiliyor ya da sözleşmenin eki niteliğinde ek dokümanlar da imzalanabiliyor. Özellikle etik uygulamalara önem veren şirketlerde gizlilik sözleşmesi, etik kodu vb dokümanlar, işe girişte imzalanıyor. Kısaca şirket içinde bir evlilik olması durumunda derhal bilgi verilmesi gerektiği, konunun değerlendirileceği ancak çıkar çatışması doğurması olası olduğundan çalışan bir kişinin ayrılması gerektiği prosedürlere eklenir ve çalışanlar bu konuyla ilgili bilgilendirilir.”
Sevgili olma durumunda veya resmiyete dökülmeyen ilişkilerde ise bir yaptırım söz konusu değil. “Böyle durumların tespit edilmesi ve kanıtlanması güç” diyen Üzümcü, kağıt üzerinde olmasa da her şirketin kendine has bir kültürü ve yapısı olduğunu söylüyor. Çalışan bunu işe girdikten sonra yazılı olamayan birtakım kurallar ve görüşler hissetmeye başlıyor. Bu tip konulara sıcak bakmayan bir şirketse doğrudan bu konuyla ilgili olmasa da çalışana farklı konularla ilgili olumsuzluk yansıtabiliyor.

Ast-üst ilişkileri tehlikeli

Ofisteki aşk, iyi gittiği sürece beraberinde bol enerji, mutluluk hali, konsantrasyon bozukluğu, kötü gittiği zaman düşük enerji, mutsuzluk hali ve yine konsantrasyon bozukluğu getiriyor. Her şey iyi giderken hayat toz pembe görünebilir, ama ilişki biterse durum tam tersine dönüyor. Üzümcü, sorunlu bir ayrılıksa ve sonrasında yine şirket içi farklı başlangıçlar da yapılırsa şirketin bir anda “Yalan rüzgarı” kıvamına gelebileceğini ve çalışanların huzurunun kaçacağını söylüyor.

Ast-üst arasında yaşanan ilişkilerde ciddi sıkıntılar çıkabiliyor. En çok yaşanabilecek yasal sıkıntı, iftira ve dava açma şeklinde oluyor. Bir yönetici ve astının arasında bir ilişki varsa ve bu sorunlu bir şekilde sonlanırsa, çalışan yöneticisinin kendisine tacizde bulunduğunu ya da ilişkiye zorladığını iddia edip şikayet edebilir hatta dava açabilir. Yönetici de bunun karşılıklı bir ilişki olduğunu kanıtlamaya çalışır ama bu süreçte işler istenmeyen noktalara varabilir, yöneticinin itibarı zedelenir, haklı olduğunu kanıtlasa bile aynı firmada çalışmaya devam etmesi zordur. Ya da ilişkiyi bitiren çalışan olursa yönetici, çalışanın hayatını ciddi şekilde zorlaştırabilir, gerçekten her anlamda mobbing uygulayabilir, işten çıkarılmasını sağlayabilir, yine davalık olabilirler. Üzümcü, patron-sekreter aşkının yıllardan beri şirketlerde yaşandığını ve çalışanların hiçbir dönemde sıcak bakmadığı bir konu olduğunu söylüyor: “Çalışanlar otomatik olarak sekreterin patronla olan ilişkisi sayesinde belirli ayrıcalıklara ve haklara sahip olduğunu, sekreterin işinin garanti olduğunu düşünüyor. Patron bir de evliyse sekreter ek olarak yuva yıkıcı da oluyor. Dolayısıyla şirket içerisinde herkesin arkasından konuştuğu, kimse tarafından sevilmeyen ama korkudan yüzüne karşı bir şey söyleyemediği hatta patrona yakınlığı sebebiyle kullanılan biri haline geliyor. Sekreter için de vahim bir durum. İşinde başarılıysa bile kimse bunu görmüyor.”

İş hayatında, erkek yöneticinin kadın çalışan ile bir ilişki yaşamasının daha çok görüldüğünü ve çevre tarafından daha az ‘tepki’ ile karşılandığından bahseden Uçal, bunun aksi söz konusu olduğunda, yani kadın yöneticinin, erkek çalışan ile beraber olduğu anlaşıldığında, çiftin çevredekiler tarafından daha çok kınandığını söylüyor: “Her ne kadar ‘kadın erkek eşitliği’ gibi bir kavram olsa da, pratik hayatta, özellikle ülkemizde, ataerkil bir toplum olmanın getirdiği dezavantajlar yüzünden geçerliliği söz konusu değil.”

Dört şirketten birinde evli çalışanlarla ilgili yazılı prosedür var

Türkiye İnsan Yönetimi Derneği (PERYÖN), geçen sene şirketlerin işyerinde aşk konusuna bakışını gösteren bir anket yapmıştı. 30’a yakın sektörden, orta ve üst düzey yönetici 170 kişinin katıldığı anket sonuçlarına göre Türkiye’de yöneticilerin yüzde 73’ü işyerinde flörtü olağan karşılıyor. Şirketlerin yüzde 74’ünde eşlerin aynı şirkette çalışmasına da izin veriliyor. Her 4 şirketten yalnızca 1’inde evli çalışanların durumunu düzenleyen yazılı bir prosedür bulunuyor. Aynı şirkette çalışırken evlenmeye karar verenlerle ilgili şirketlerin yüzde 36’sında bu konuda bir prosedür yok. Her 10 şirketten 1’inde evlilik halinde eşlerden biri şirketten ayrılmak zorunda. Çalışırken evlenen çiftlerin aynı departmanda çalışmasına izin vermeyen şirketlerin oranı yüzde 35 iken, aynı departmanda çalışmalarına izin verip eşlerin ast-üst olmasını engelleyen şirketlerin oranı yüzde 11.

Eşlerden birinin rakip şirkette çalışması konusunda şirketler çalışanlarına güveniyor. Eşlerden birinin rakip şirkette çalışmasını yasaklamayan şirketlerin oranı yüzde 70. Şirketlerin yüzde 15’i eşlerden birinin rakip şirkette çalışmasını yasaklarken, yüzde 15’i yazılı olarak yasaklamasa da sıcak bakmıyor. Eşlerden birinin rakip şirkette çalışmasını yasaklamayan şirketlerin yüzde 34’ü çalışanlarıyla gizlilik sözleşmesi yaparak şirket bilgilerinin dışarı çıkmasını engellemeye çalışıyor. İşyerindeki kadın – erkek ilişkileri konusunda prosedürü olan firmaların yüzde 20’sinde, flört edenler bu durumu yöneticilerine ya da insan kaynakları birimine bildirmek zorunda. Bu zorunluluğun olmadığı şirket oranı ise yüzde 68. Araştırmaya katılanların yüzde 36’si ise flört edenlerin bunu yöneticilerine ya da insan kaynakları birimine söylemesi gerektiğini düşünüyor.

İş yeri aşkı yaşayanlar açısından durum nasıl?

İşe koşa koşa geliyorum

S.A.G (30): 3 yıldır medya sektöründe çalışıyorum. Erkek arkadaşımla farklı departmanlarda olsak da aynı binada görev yapıyoruz. Şirketteki ortak arkadaşlarımız sayesinde tanıştık. Sonrasında da bina içinde karşılaştığımızda birbirimize selam vermeye başladık. Arkadaşlıkla başlayan ilişkimiz birlikte daha çok zaman geçirdikçe aşka dönüştü. Aslında aynı iş yerinde çalışmak sıkıntı verici. Aman görüdüler, bize bakıyorlar, acaba anladılar mı derken dışarıda olduğumuzdan farklı, bambaşka kişiler oluyoruz. Birbirimize candan gülümseyemediğimiz, güzel sözler kullanamadığımız için kendi adıma çok kere erkek arkadaşım için acaba canı mı sıkkın, bana mı kızdı, bir şey mi yaptım gibi düşüncelere kapıldığım oldu. Bu nedenle şirket içinde sık görüşmemeye çalışıyoruz. Kimse bilsin istemiyoruz. İkimiz de sadece en yakın arkadaşlarımıza söyledik. Ekip arkadaşlarım ya da müdürüm durumdan habersiz. Ama aynı binada çalışmanın getirdiği artılar da yok değil. Mesela işinizden, patronunuzdan ne kadar hoşlanmasanız da, sevdiğinizi görmek için koşa koşa geliyorsunuz. Şirket sizin için daha keyif alabileceğiniz bir yere dönüşüyor. Çünkü biliyorsunuz ki yüzüne bayıldığınız insan ile aynı ortamdasınız, istediğiniz an görebileceğinizi bilmek güzel.

Merdiven boşluğunda kavga ediyoruz

U.A. (32): 6 yıldır insan kaynakları departmanında çalışıyorum. Sevgilim başka bir departmanda. Müdürüm ve birkaç arkadaşım durumdan haberdar. Hatta müdürüm bizi yakıştırdı bile. Uzun süredir arkadaştık ama iş yeri dışında görüştüğümüz pek söylenemezdi. Ancak ortak bir arkadaşımızın evinde karşılaşırsak ya da serviste yan yana gelirsek uzun süreli konuşmalar yapardık. Yine ortak arkadaşımızla yaptığımız bir planda, arkadaşımızın gelmemesi sonucunda baş başa kaldık. Hiç kimseyle gülemediğim kadar güldüğümü farkettim. İş saatleri içinde pek görüşmüyoruz ama kavga etmek için merdiven boşluğunda günde 2 kere buluşuyoruz. Nadir de olsa beraber çaya indiğimiz ya da öğle yemeği yediğimiz oluyor tabii ki. Başlarda fark edilmemek için özel çaba harcıyorduk ama şimdi sadece dikkatli olmakla yetiniyoruz. Aynı ofiste olsaydık bakışmaktan çalışamazdık herhalde. Her istediğin an onu görebileceğini bilmek ya da onun bölümünün yanından geçerken kaçamak bakışlar atmak büyük mutluluk. O da seni görüp bakarsa mest olma duygusunun başka tarifi yok. Kurumsal bir işyerinde olduğumuz için mesafeli duruşumuzu korumamız da gerekiyor. Bu da hapishanenin farklı bir versiyonu oluyor. Ayşen Gruda’nın bir filminde söylediği gibi şirket size sevdiğinizi gösteriyor ama elletmiyor. Motivasyon da sağlıyor. O gün sevgilinizi uzaktan göreceğinizi bilseniz bile işe gelmek bambaşka bir zevke dönüşüyor. İş açısından kötü geçen günlerde telefon açıp sadece sesini duyacağınıza, yanına inip yüzünü görebiliyorsunuz. Emin olun kötü geçen her şeyi unutmanızı sağlıyor.

Tavsiyeler

∆ Unutmayın, işinize ihtiyacınız var. Bunu düşünerek hareket edin.
∆ Çalıştığınız kurumun ilişkilerle ilgili yazılı ve yazısız kurallarını, politikasını, kültürünü iyi bilin.
∆ Evli olan bir çalışanla ilişkiye girmeyin. Her ne kadar birbirinizden hoşlansanız da.
∆ Ofisteyken profesyonelce davranmaya özen gösterin.
∆ İlişkinizi bilen kişi sayısını minimumda tutun.
∆ İş arkadaşlarınıza ilişkide olup bitenleri anlatmayın, malzeme konusu olmayın.
∆ İlişkinizde problemler olursa işinizi değiştirmeniz gerekebileceği aklınızın bir köşesinde olsun.
∆ Giyim kuşam tarzınızı aniden değiştirmeyin. Bu da dedikoduların çıkmasına neden olur.
∆ E-postalarınızın, telefon görüşmelerinizin özel olmadığınızı hatırlayın. Ofisteyken konuşacaksanız cep telefonunuzdan arayın, sessiz sakin bir yerde görüşün.
∆ İşiniz gereği birlikte çalışıyor ve aynı toplantılara katılıyorsanız profesyonel davranmaya daha çok özen gösterin.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Üniversiteye hoşgeldin!

ÜNİVERSİTE TERCİHLERİ, ÜNİVERSİTE HAYATI, Manşet, DR. UMUT YILDIZ

Dr. Umut Yıldız üniversiteye yeni başlayacaklara tavsiyelerde bulunuyor. ‘’Baştan iyi plan yaparsanız, iyi bir hedef ile hayallerinizdeki neticeye mutlaka ulaşabilirsiniz.’’ diyor. İşte üniversite öğrencilerinin yoluna ışık olabilecek nitelikteki çok değerli yazının tamamı…

Sevgili Üniversiteye Yeni Başlayan Arkadaşım,

Üniversiteye hoşgeldin! Bugün üniversitenin ilk günü, heyecanlısın, artık liseden kurtulduğunu ve büyüdüğünü düşünüyorsun. Son 17 yıldır Türkiye ve başka birkaç ülkede birkaç tane üniversitede okumuş veya çalışmış olan bir abiniz olarak geleceğini şekillendirecek bu eğitim hayatında, plan yapmana yardımcı olmak için birkaç tavsiye vereceğim.

Arkadaşım; öncelikle üniversite kesinlikle lise gibi değildir, yani lisede cool birisi olabilirsin, ama bu üniversitede de böyle olacağın anlamına gelmez, ya da tam tersi lisede içine kapanıksan üniversitede tam tersi aktif birisi olabilirsin. Ben lisede içine kapanık birisiyken, üniversitede birinci yılımda astronomi topluluğu başkanı olmuştum, çünkü astronomiyi çok seviyordum ve birşeyler yapmak istiyordum. Üniversite hayatı çok farklı bir kültürdür, onun için yeni bir hayata başladığını ve artık yepyeni bir hayatı kendinin neredeyse sıfırdan oluşturduğunu unutma.

Arkadaşım; lisede öğretmenlerin vardı, senin öğrenmen için elinden geleni yaparlar, sen bir şeyler öğrenince de mutluluklarını gözlerinden okurdun. Üniversitede birşeyler öğrenmek istiyorsan buna artık sadece sen karar vereceksin. İster sınıfa gider, dersi dinlersin, ister yolun karşısındaki cafeye gider okeye dördüncü olursun. Üniversitedeki hocaların o dersi vermekle yükümlü ama o dersi senin aklına sokmakla yükümlü değil. O nedenle efsane ders anlatan hocaların yanında dersine hiç girmek istemeyeceğin hocalar da olacak. Neticede ikisi de aynı maaşı alıyor ve senin bu konuda yapabileceğin hiçbir şey yok. Öğrenmek artık tamamen senin inisiyatifinde…

Arkadaşım; derse girmek ile dersi gerçekten dinlemek arasında büyük fark var. Derse giriyorsan gerçekten dersi öğrenmek için dinlemeni tavsiye ederim, malum vakit kıymetli. Çünkü zaten sınavdan birkaç gün önce yolun karşısındaki fotokopiciden, geçen seneki çıkmış soruları alıp dersi geçeceğini düşünüyorsun ama sana bir sır vereyim mi, o dersi geçip sınavdan sonra hiçbir şey hatırlamadığın ders var ya, yarın iş mülakatında karşına çıkabilir. Hatta iş hayatında bu dersin etkilerini kullanacaksın, kimbilir…

Arkadaşım; o yolun karşısındaki fotokopiciden cevaplarını bulacağın ödev soruları da var ya, onu aslında senin o konuyu tam olarak kavraman için verilmiş bir nimet olarak düşün. Hollanda’da yüksek lisansa başladığımda verilen ödevlere günler harcardım, yine de bitiremezdim, ama o gün ne yaptığım şu anda yıllar sonra bile hala aklımda, çünkü kendimden birşeyler vererek uğraşmıştım. Keşke Türkiye’deki üniversitemde hocalarım da bana çok ödevler verseymiş diyorum. Ödevlerinizi geçiştirmeyin ve en iyisini yapmaya çalışın. Emin olun ki yıllar sonra bile yaptığınızı unutmayacaksınız.

Arkadaşım; üniversite iş ve işçi bulma kurumu değildir. Üniversiteye gelecekte iyi ve rahat bir hayat yaşamak üzere bana iş sağlasın diye gidiyor olabilirsin ama üniversitenin temel misyonu bu değildir. Göreceksin ki hocaların sana meslek danışmanlığı yapmak zorunda değil. Lisede her konudan bir dal alırdın, ama üniversitede artık genel bir konuda uzmanlaşacak derecede eğitim göreceksin. Yani birşeyler öğreneceksin, kendini geliştireceksin ve yarın iş hayatında bunu tatbik edeceksin. Siz patron olsanız üniversite hayatı kendisine birşey katmamış, kendini hiç geliştirmemiş, hiçbir şey öğrenmeden mezun olmuş birisini işe alır mısınız? Samimi olun!

Arkadaşım; üniversitemin adı çok meşhur, mezun olmadan bile şirketler okulumuza gelip bizi işe almak için sıraya giriyorlarmış gibi efsanelere pek itibar etme. Her şey neticede sana bağlı. Sen kendini göstermedikçe kimse sana gelip lütfen n’olur bizim şirketimizde çalış demez. Öte yandan Türkiye, üniversite mezunu sayısı bakımından hiç de azımsanamayacak bir ülke haline geldi. Üniversite mezununa gerek olmayan yerde bile üniversite mezunu insan aranıyor ilanı var, çünkü her yerde işsiz mezun var. Sen mezun olunca senin diğer üniversite mezunlarından farkın olacak mı?

Arkadaşım; üniversite bitince kapağı yurtdışına atmak istiyorsun ya, işte aslında birçok şey üniversitede neler yaptığına bağlı. Bugüne kadar benimle iletişime geçen onlarca öğrenci oldu. Üniversitede bölüm birincisi olabilirsiniz ama bu tek başına bana hiçbir şey ifade etmiyor. Öncelikle İngilizcen nasıl? Cem Yılmaz’ın dediği gibi herkeste olan orta dereceli bir İngilizcen mi var? Yoksa okul bitince bir kursa gider öğrenirim diye mi düşünüyorsun? Ya da ilk 2 senede bu işi halledeyim diye mi? Peki herhangi bir öğrenci klübüne üye oldun mu ya da başkanlık yaptın mı, ya da aktiviteler organize ettin mi, ya da yurtdışında bir yaz okuluna katıldın mı? Bunlar çok çok daha önemli. Dünyadaki binlerce bölüm birincileri, ikincileri, üçüncüleri Avrupa’daki, Amerika’daki senin başvurduğun aynı üniversiteye başvuruyor. Peki senin onlardan farkın ne olacak? Sadece derslere girip, çok iyi notlar alıp bölüm birincisi mi oldun, yoksa gerçekten bu işi çok seviyorsun ve bu alanda aktiviteler düzenleyip, katılımlar yapıp kendini geliştirdin mi? Karşıma iki özgeçmiş gelse, birisi okul birincisi ama hiçbir aktivitesi yok, diğeri ortalaması fena değil ama birçok aktivite düzenlemiş, ya da aktivitelere katkı yapmış. Ben elbette direk ikincisini tercih ederim!

Arkadaşım; herkes Erasmus diye birşey tutturmuş gidiyor, hatta sen de üniversiteni Erasmus’u var diye seçtin. Sana bir şey söyleyeyim mi, evet Erasmus denen bir şey var ama senin sınıfından sadece birkaç kişi gidecek. Sen gitmek istiyorsan ilk iki senende İngilizce’yi iyi seviyeye getirmiş olmanın yanında notların da gayet iyi olmalı. Kazanırsan üçüncü ya da dördüncü yılında Avrupa Birliği’nin sana vereceği süründürüp ama öldürmeyen bir maaşla 6 ay ya da bir sene Avrupa’nın bir ülkesinde eğitimine devam edebilirsin. Bunun sana kazandıracakları paha biçilmez. Eğer bu şansın yoksa bazı üniversitelerde staj zorunluluğu var, bazılarında yok. Zorunlu değilsin diye kendini geliştirmek adına yaz tatilinde birşeyler yapmak istemeyeceğin anlamına gelmez. Yurtiçinde ya da yurtdışında staj yapmak için yerler arayabilirsin.

Arkadaşım; sosyalleşmek demek bir insan ile bir kez karşılaşıp, Facebook’una ekleyip, bir daha görüşmemek değildir. Bazı sağlam dostlukların temeli üniversitede atılıyor. Tabii bunun yanında belki evleneceğin kişi bile o sınıfta olabiliyor (bir istatistik var mı bilmiyorum ama her sınıftan en az bir evlilik çıkıyordur belki de). O nedenle yüzyüze konuşarak yapacağınız sosyalleşmek her zaman Facebook’ta sosyalleşmekten daha iyidir.

Arkadaşım; Amerika’da networking denen bizde çevre denen bir olgu var. Üniversite sırasındayken sınıfa girip hiç kimseyle konuşmadan dersten çıkan biri olmak yerine çevre yapmaya çalışın, insanlarla tanışın, konuşun. Bütün hocalarınızla tanışmaya çalışın, kimilerinde sizin gelişiminize katkıda bulunacak ne cevherler var göreceksiniz. Diğer insanların sizi hatırlaması için en kolay yöntem, insanlara yardımcı olun, onların problemlerini çözün. Bugün öğrenci de olsa yarın herkes profesyonel hayatta karşınıza çıkacak. Şimdiden bir LinkedIn hesabı açın, profesyonel çevrenizi buraya eklemeye başlayın. Yarın kimin nerede karşımıza çıkacağını tahmin bile edemezsiniz.

Arkadaşım; üniversiteye başladığında sana boş bir çanta verildiğini düşün ve bu çantanın üniversite bittiğinde kapanacağını düşün. Ve yarın bir iş başvurusu yaparken ya da eğitimine master ile devam etmek istiyorsan başvuruyu bu çantayla yapacaksın (tabii biz buna çanta değil, özgeçmiş diyoruz). Peki 4 yıl boyunca içine neler koyacaksın? İlk tavsiyem, güvenli bölge (comfort zone) denen sadece kendi bildiğiniz bölgeden çıkın, kendinizi ve çevrenizi keşfedin, extra birşeyler öğrenmeye, yapmaya çalışın. MeetUp.com gibi sitelerden kendi şehrinizde ilgi alanlarınıza yönelik gruplar bulun, eğer yoksa siz kurun. Baştan söylediğimi yineliyorum, üniversitede öğrenmek ve kendini geliştirmek tamamen sizin sorumluluğunuz. Baştan iyi plan yaparsanız, iyi bir hedef ile hayallerinizdeki neticeye mutlaka ulaşabilirsiniz.

Bu yazıyı her sene yeniden okumanı tavsiye ederim ve gerçekten geçen sene neler yaptığını ve gelecekte neler yapabileceğini yeniden planlaman için kendine bir hedef çizmende belki de yardımcı olacaktır.

Yazan: Dr. Umut Yıldız (NASA/JPL-Caltech)
Kaynak: www.linkedin.com

Okumaya devam et

MAKALE

Olgu mu önemli algı mı?

temel aksoy, takdir edilmek, olgu, Manşet, algı

Takdir edilme isteği insanın başarıya ulaşmasında çok etkili bir motivasyondur. Peki, takdir edilmek her zaman başarılı olduğumuz anlamına mı gelir? Gerçekten ne kadar başarılı olduğumuz mu yoksa ne kadar başarılı göründüğümüz mü önemli? İşte Temel Aksoy’un tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikteki yazısı…

Olmak mı Daha Değerli, Görünmek mi?

Ünlü iş insanı Warren Buffet “Dünyanın en büyük aşığı olup herkesin sizi dünyanın en kötü aşığı zannetmesini mi istersiniz yoksa dünyanın en kötü aşığı olup herkesin sizi dünyanın en büyük aşığı zannetmesini mi istersiniz? diye sormuş. 

Bazıları için kim ne derse desin “olmak” esastır. Bazıları için de ne olursa olsun “görünmek” daha değerlidir bazı insanlar kendilerini sadece kendi gözleriyle değerlendirir bazıları da kendilerine başkalarının gözünden bakarak not verir. 

Sizin için hangisi daha değerli? Olmak mı görünmek mi?

İnsanın takdir görmek istemesi elbette çok doğal. Alain de Botton’un dediği gibi “Hepimiz dünyadaki takdir pastasından kendi payımızı almak isteriz.” Çünkü takdir edilme isteği insanın başarıya ulaşmasında çok etkili bir motivasyondur. Zoru başaran insanları harekete geçiren en önemli dürtü, başta yakınları olmak üzere, insanların takdirini toplamaktır. 

Ama takdir toplamak için yaşamaya başladığında insanın kendi standartlarından, kendi değerlerinden uzaklaşma tehlikesi baş gösterir. Farklı insanların farklı beğenilerine hitap etme arzusu insanı hayatta pusulasız kılar. İnsan kendini başkalarının gözünden değerlendirdiği zaman, birbiriyle çelişen hedeflerinden hangisine yöneleceğini şaşırır. Ne değerleri kalır ne de kırmızı çizgileri.

İnsanın kendini başkalarına beğendirme arzusu her toplumda vardır ama bizim kültürümüzde bu istek çoğu batı toplumlarına kıyasla daha baskındır. Cem Yılmaz bir skecinde “Üstü açık spor arabasını arkadaşlarına gösteremedikten sonra insanın böyle bir araba almasının ne kıymeti var?” diyerek bizim toplumumuzun başkaları için yaşadığını bir cümlede özetlemişti. 

Özellikle sosyal medyanın hayatımıza girmesinden sonra başkaları için yaşama yarışı iyice çığırından çıktı.  Hemen herkes kendi arkadaşlarından daha mutlu, daha paralı, daha eğlenceli, daha rahat, daha keyifli bir hayat yaşadığını ispat etme gayreti içinde. 

Bir yemek masası başında toplanan insanlar yemek yemeye, sohbet etmeye başlamadan önce fotoğraf çekmeye başlıyorlar. İçinde kendilerinin de göründüğü fotoğrafı sosyal medyada paylaşmayı o anı yaşamaktan daha fazla önemsiyorlar. Kendi tadacakları lezzetlere, paylaşacakları sohbetlere değil, arkadaşlarının beğenisine daha fazla değer veriyorlar.

Oysa insanın kendisini sürekli başkasına göre kıyaslaması ruhunu zedeler. Çünkü insanın her zaman kendisinden daha uzun, daha zayıf, daha güzel, daha zeki, daha akıllı, daha başarılı, daha paralı bir arkadaşı mutlaka vardır. 

Instagram bazı ülkelerde “beğeni” özelliğini kaldırmayı test ediyor. Ben bu girişimi destekliyorum. Bu girişimin “sosyal ben” ile “gerçek ben” arasındaki uçurumu bir nebze olsun kapatmasını diliyorum.

Olmakla ve görünmek arasında Mevlana’nın dediği gibi tutarlılık olsa çok iyi olur ama esas sorun insanın kendi değerlerini yaşamak yerine başkalarının ölçüsüne göre yaşamasıdır. İnsanın başkalarının beğenisini alma yarışına girip kendisi olamaması çok acıdır. Çünkü başkaları için yaşamak kesin olarak insanı mutsuz yapar.

İnsanın hayatta kendi etinden ve kemiğinden kendi heykelini yaparken rol modeller seçmesi çok doğrudur ama kendisini sürekli başkalarına göre yontması çok tehlikelidir. Çünkü yontmanın sonu yoktur; sonunda insanın kendisinden eser kalmaz.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak:  www.temelaksoy.com

Okumaya devam et

MAKALE

Terfi etmek ister misiniz?

terfi etmek, Manşet, laszlo bock, iş hayatında kadınlar, iş hayatı

İnsan kaynakları direktörü Laszlo Bock, içeriden liderler yetişmesini sağlamak amacıyla, boşalan pozisyonları paylaşmak ve talep toplamak için bir sistem geliştirmeye karar verdi. Boşalan pozisyonlar paylaşılıyor, kendine terfi arayan yöneticiler ile genç liderlere kariyer merdiveni uzatılıyordu. Peki, sizce bu merdivenin basamaklarını en çok kadınlar mı yoksa erkekler mi dolduruyordu? İşte Bock’un kurduğu sistemin tüm detayları…

Kim terfi istemez?

İK’cılar, işyaşam dengesinin iyileştirildiği, kadınlara esnek çalışma koşullarının tanındığı kurumlarda bu durumun tersine çevrilebildiğini söylüyor…

Zamanın insan kaynakları direktörü Laszlo Bock, Google’da içeriden liderler yetişmesini sağlamak amacıyla, boşalan pozisyonları paylaşmak ve talep toplamak için bir sistem geliştirmeye karar verdi. Boşalan pozisyonlar paylaşılıyor, kendine terfi arayan yöneticiler ile genç liderlere kariyer merdiveni uzatılıyordu. Bock’un tahmin ettiği gibi uygulama başarılı sonuç verdi ve çalışanlardan büyük ilgi gördü. Ancak, Laszlo Bock’un dikkatini önemli bir “ayrıntı” çekti. Google’da kadın çalışanların terfilerde kendilerine aday gösterme oranı çok düşüktü. Erkekler “terfi” için daha istekli davranıyordu. Bock, “Bir başka konu daha dikkatimi çekti. Kendilerini aday gösteren kadınların terfi etme şansları, erkeklere göre daha yüksekti” diyor. Dünyada en çok satanlar arasına giren “Google Sırları” kitabında, Laszlo Bock, kadınların üst pozisyonlara kendini aday göstermesinin erkeklere göre daha düşük olduğuna özel bir bölüm ayırdı. Bu durumun okullarda da gözlemlendiğini anlatan Bock, mevcut ayrımı şöyle anlatıyor: “Sınıflarda sorulara el kaldıranlar genellikle erkek öğrenciler oluyor. Kızlar emin olana kadar bekler, aslında onlar da en az erkekler kadar doğru yanıtı biliyordur, hatta belki de onlardan daha fazla…” Sadece o değil, iş dünyasının ünlü kadın liderleri de iş hayatında erkeklerin kadınlara göre daha atılgan ve cesur davrandıkları görüşünde. Facebook COO’su Sheryl Sandberg iş hayatında kadınların bazı durumlarda erkeklerin esas oyuncu olduklarını önceden kabul ettiğini söylüyor. Sandberg, “Kadınlar erkeklere göre daha pasif davranıyor” diyor. 

DÜNYANIN GERİSİNDE 

Dünya Ekonomik Forumu’nun raporu kadın-erkek eşitsizliğinin kapanması için 108 yıl, ekonomide eşitsizliğin kapanması için 202 yıl beklemek gerektiğini gösteriyor. Üst yönetime doğru yükseldikçe ise kadınların sayısı ve terfi şansı azalıyor. KPMG’nin geçen yıl 4’üncüsünü gerçekleştirdiği Küresel CEO Araştırması büyük şirketlerin CEO’larının büyük bir kısmının erkeklerden oluştuğunu gösteriyor. Araştırmaya göre 1.300 büyük şirketin CEO’sunun yüzde 84’ü erkek. Aynı araştırmaya göre CEO’lara halefleri sorulduğunda neredeyse katılımcıların tümü görevini başka bir erkeğe devredeceğini belirtiyor. Türkiye’de ise birkaç büyük kurum hariç kadınların iş hayatındaki temsili dünyaya göre çok daha düşük. Nüfusun yarısı kadınlardan oluşmasına rağmen çalışan kadın oranı sadece yüzde 32,6.Dünya Ekonomik Forumu’nun cinsiyet eşitsizliği raporuna göre Türkiye 2006’da 105’inci sırada yer alırken 2018’de 149 ülke arasında 130’unculuğa geriledi. Yine SPK’nın uygulamasına rağmen BIST şirketlerinin yönetim kurullarının sadece yüzde 15,2’si kadınlardan oluşuyor. 

TERFİYE KADIN İLGİSİ

Kadınların önemli bir kısmı anne olduğunda bebeğe bakacak kimsesi olmadığından ya da “iyi bir anne” olamayacağı endişesi ile iş hayatından ayrılmak zorunda kalıyor ve bu nedenle kariyerini erkek meslektaşlarına göre daha erken sonlandırıyor. Yaptığımız araştırma da bu ve benzeri nedenlerle erkek egemen sektör ve şirketlerde boş pozisyonlara kadınların ilgisinin erkeklere göre daha düşük olduğunu gösteriyor. Netaş İnsan Kaynaklarından Sorumlu İcra Kurulu Üyesi Yasemin Akad, kadınların hala aile içinde sorumluluğun büyük bir kısmını yüklendiğini belirtiyor. Akad, “Bu durum, kadınların kariyerlerini ikinci plana itmelerine, dolayısıyla şirket içindeki yönetici kadroları da dahil açık pozisyonlara erkeklere göre daha az ilgi göstermelerine neden oluyor” diyor. Akad, kadın mühendis oranının Türkiye’de yüzde 22 oranında olmasının da teknoloji şirketlerinde içeriden terfilerde kadın sayısını azalttığını belirtiyor. Şirket içi açık pozisyonlara içeriden yapılan başvurularda kadınların başvuru oranının yüzde 38 ile erkeklerin gerisinde kaldığını belirten ISS Türkiye Grup İnsan ve Kültür Genel Müdür Yardımcısı Bahar Tura da “Açık pozisyonlarımıza erkek yoğun başvuru almamızın nedeni, daha çok mobil ve il dışı pozisyonlar olmasından kaynaklanıyor” diyor. Tura, C level, direktör, direktör yardımcısı gibi pozisyonlara içeriden yapılan başvurularda da kadınların erkeklerin gerisinde kaldığını belirtiyor. 

SAĞLIKLI İŞ-YAŞAM DENGESİ 

Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü Melsa Ararat da “Türkiye’de toplumun kadınlardan beklentileriyle mevcut iş ortamının gereklerinin uyuşmamasından dolayı şirketlerin tepe yönetiminde kadın ve kadın CEO oranı çok düşük kalıyor” diyor. Rakamlar da bu saptamayı doğruluyor. Türkiye’de aileleri temsil eden kadın CEO’lar hariç tutulursa profesyonel kadın CEO oranı yüzde 2 seviyesinde. Cinsiyet eşitliğini hedefleyen şirketler de bu nedenle çalışma koşulları kadınlara uygun hale getirerek ve onları destekleyerek üst pozisyonları hedeflemeleri konusunda cesaretlendiriyor. ING Bank İK Genel Müdür Yardımcısı Bahar Özen, kadın çalışanların iş hayatlarında yükselmeleri için iş-özel hayat dengesini sağlıklı kurmalarının önemli olduğunu belirtirken bu konuda pek çok çalışma yaptıklarını anlatıyor. Kadınların iş sorumluklarıyla gündelik yaşamları arasında denge kuramamasının iş hayatında erkeklerin gerisinde kalmalarına neden olduğunu belirten P&G Türkiye ve Kafkasya İK Direktörü Berna Yener Aksu, kadın çalışanlar aleyhine olan bu durumu onlara destek olan flex@work çalışma kültürü ile aştıklarını söylüyor. Aksu, “Bu sayede şirket içi boş pozisyonlara kadın çalışan ilgisini artırmayı başardık. Yarattığımız kültür sayesinde kadın çalışanların oranı yüzde 55’e, genişletilmiş icra kurulundaki kadın sayısı ise yüzde 52’ye yükseldi” diyor. 

EN YÜKSEK İLGİ NEREDE? 

Kadın hakları ve toplumsal cinsiyet konularına önem veren, bu konuda çalışmalar yürüten “Kadın dostu” şirketlerde her yıl kadın istihdamını artırmaya yönelik pozitif ayrımcılık yapılıyor. Bu nedenle çoğu zaman kadın oranı erkekleri yakalıyor ve geçiyor. Bu şirketlerde boş pozisyonlara kadın çalışanların ilgisi de erkeklere göre daha yüksek oluyor. LC Waikiki, Yapı Kredi, Garanti Bankası, ING Bank, Bahçeşehir ve Doğa Koleji hem kadın çalışan oranının yüksek olduğu hem de kurum içi boş pozisyonlara kadınların daha fazla ilgi gösterdiği şirketlerin başında yer alıyor. Çalışanların yüzde 87’sinin kadınların oluşturduğu Gratis’te de kurum içi boş pozisyonlara başvurularda kadın oranı yüzde 100 seviyesinde. Şirketin İK Direktörü Özlem Yücel, mağaza çalışanlarının tamamının kadın olması nedeniyle içeriden terfilerde kadınların oranının yüzde 92’ye çıktığını söylüyor. LC Waikiki Merkez İK Direktörü Hande Özdağdeviren de “Rakamsal olarak kadın çalışan sayımız daha fazla olduğu için tüm seviyelerdeki boş pozisyonlara yapılan başvurularda da kadın çalışanlarımızın oranı daha yüksek oluyor” diyor. Kadınlara yeteneklerini ve uzmanlıklarını açığa çıkarma şansı sunan, cinsiyet eşitliği konusunda güçlü bir kurumsal kültüre sahip Danone Türkiye de bu sayede şirket içindeki açık pozisyonlara kadın çalışanlarının daha fazla başvuru yapmasını sağlamış. İki yıldır “İyi ki annem çalışıyor” projesini yürüttüklerini söyleyen şirketin İK direktörü Emine Kurt, kadın çalışanlar tarafından iç ilanlara gelen başvuruların yüzde 38 yükseldiğini belirtiyor. Kurt, “Şirket içi geçişlerde bu oran daha da artış göstererek yüzde 50’ye yükseldi” diyor. 

EĞİTİM VE FİNANSTA YÜKSEK 

Bankacılık ve eğitim gibi kadın çalışan sayısının yüksek olduğu şirketlerde de iç ilanlara yapılan başvurularda kadınların oranı yüzde 50’nin üzerine çıkabiliyor. Hatta AlternatifBank örneğinde yüzde 76’yı geçtiği görülüyor. Bankanın insan kaynakları genel müdür yardımcısı Ebru Taşçı Firubay, “Bu durum, kadın çalışanlarımızın değişime ve farklı rollere daha açık olmasından kaynaklanıyor” diyor. Garanti Bankası’nda da banka içindeki kariyer fırsatlarına gelen başvuruların yüzde 66’sını kadın çalışanlar oluşturuyor. Çalışanlarının yüzde 70’inden fazlasının kadınlardan oluşan Doğa Koleji’nde de hem boş pozisyonlara kadın çalışan ilgisi daha yüksek hem de kurum içi terfilerde yüzde 51 ile kadınlar erkeklere göre önde yer alıyor. Doğa Koleji İK Direktörü Zuhal Şahan, açık pozisyonlara yapılan başvurularda kadın çalışanların öne çıktığını belirterek bunu kadınların meslek ve iş tercihlerinde eğitim alanında çalışmak istemelerine bağlıyor. Bahçeşehir Koleji Genel Müdürü Özlem Dağ da açık pozisyonlara yapılan başvurularda kadın çalışanların erkekleri geçtiğini belirterek bu durumun kadın istihdamına verdikleri öncelik ve sektöre kadın ilgisinden kaynaklandığını söylüyor. 

“KADIN CESARET VERİYOR” 

Şirkette yönetim kademesindeki kadın oranının erkeklere göre eşit ve yüksek olması alt kadrolardaki kadınları üst rollere başvurma konusunda cesaretlendiriyor. Tersinin yaşandığı durumlarda ise kadınların üst pozisyonlara başvuru yapması ve terfi şansı azalabiliyor. “Yöneticilerimiz arasında kadınların oranı yüzde 49” diyen Limak Yatırım İnsan Kaynakları Müdür Yardımcısı Ayça Bilmez, bu oranın şirketteki diğer kadın çalışanları üst pozisyonlara ilerleme konusunda cesaretlendirdiğini belirtiyor. Cinsiyet eşitliğini hedefleyen şirketlerin, kadın çalışanları kurumdaki boş pozisyonlara başvurmak için teşvik etmesi meyvesini veriyor. Bu şirketlerde 2013-2018 yılları arasındaki son 5 yıllık dönemde içeriden yapılan yönetici terfilerinde kadın-erkek oranında kadınların lehine artış gözlemleniyor. Bunların kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık yaparak yönetim kadrolarındaki cinsiyet dengesini sağladıkları görülüyor. Boyner Grup CHRO’su Emek Yurdanur da işe alımdan terfi ve ücretlendirmeye kadar kadınlara fırsat eşitliği sağlamak için her yıl 3 ve 6 aylık periyotlarla kadın çalışan oranını ölçümlediklerini, kadın çalışanların eğitimlere katılımını ve terfilerini takip ettiklerini söylüyor. Yurdanur, bu sayede fırsat eşitliğini sağladıklarını ve kadın yönetici oranını yüzde 44,6 seviyesine yükselttiklerini belirtiyor. 

TERFİLERDE DURUM NE? 

Kadın istihdamının sürdürülebilirliğini ve cinsiyet eşitliğini hedefleyen şirketlerde içerden terfilerde kadın yönetici oranındaki artış rakamlara da yansıyor. Sofra/Compass Group’ta 2013’te şirket içinden yapılan yönetici terfilerinde kadınların oranı yüzde 12 iken 2018’de bu oran yüzde 42’ye yükselmiş durumda. Şirketin Türkiye İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Banu Cengiz, “Kadın istihdamında son yıllarda kazandığımız olumlu ivmeyi ve istikrarlı artışı, işe alım ve terfi süreçlerimizle devam ettirmeyi hedefliyoruz” diyor. Yapı Kredi’de de şirket içindeki pozisyonlara kadın çalışanların yaptığı başvuru oranı, erkeklerin gerisinde kalsa da içeriden yapılan terfilerde kadınların öne geçtiği görülüyor. Kadın çalışan istihdamını gelişmişlik göstergesi olarak gördüklerini belirten Yapı Kredi Genel Müdür Yardımcısı Hakan Alp, 2014’te terfilerin yüzde 64’ünü, 2018 yılında ise terfilerin yüzde 68’ini kadınların oluşturduğunu söylüyor. Alp, “Kadın çalışma arkadaşlarımızın nispeten az olduğu bölümlerde, cinsiyet eşitliğine dair farkındalığı artırmak üzere seminerler düzenlemeye ve kadın mentor ataması çalışmalarına başladık” diyor.

Kaynak:  www.capital.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND