Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İş yerinde aşk…

Günümüzün büyük kısmını ofiste geçiriyoruz. İş yeri arkadaşlarımızı ailemizden, yakın çevremizden çok görüyoruz. Birlikte bu kadar çok vakit geçirince iş arkadaşlıkları zaman zaman duygusal ilişkilere dönüşebiliyor. İşler bu aşamaya geldiğinde akıllara birçok soru takılıyor. Açıklasak mı gizlesek mi, duyulursa ne olur, patronum ne der, işten ayrılmam gerekir mi?.. Bu durum çalışanlar için de sıkıntılı patronlar için de. Ama gönül ferman dinlemiyor.

kişisel gelişim, aşk ve başarı, aşk bilimi, aşk başarı, aşk acısı nasıl geçer

Günümüzün büyük kısmını ofiste geçiriyoruz. İş yeri arkadaşlarımızı ailemizden, yakın çevremizden çok görüyoruz. Birlikte bu kadar çok vakit geçirince iş arkadaşlıkları zaman zaman duygusal ilişkilere dönüşebiliyor. İşler bu aşamaya geldiğinde akıllara birçok soru takılıyor. Açıklasak mı gizlesek mi, duyulursa ne olur, patronum ne der, işten ayrılmam gerekir mi?.. Bu durum çalışanlar için de sıkıntılı patronlar için de. Ama gönül ferman dinlemiyor. 

İş Arkadaşından Sevgili Olur Mu?

Günün büyük bir kısmını iş yerinde geçiriyoruz. Ofisteki arkadaşlarımızı ailemizden, arkadaşlarımızdan daha çok görüyoruz. Birlikte bu kadar çok vakit geçirdiğimiz için birbirimizi daha iyi tanıyoruz. Bunun sonucunda da arkadaşlık ilişkileri bazen daha ileri gidip duygusal boyuta geçebiliyor. Ofiste duygusal ilişkiyi kabul etmeyenlerin veya onaylamayanların söyleyeceği ilk şeylerden biri koskoca şehir, bulamadın mı başka birini? Çöpçatanlık hizmetleri, evlilik siteleri varken neden ofis arkadaşın? Bunun basit bir açıklaması var aslında. Bütün bu ilişkiye, evliliğe yönelik siteler, etkinlikler belli bir amaç için. Bu gibi araçlarla bir buluşma organize edildiğinde taraflar o kişiyle tanışabilmek umuduyla gidiyor. Bu da üzerlerinde bir baskı yaratıyor. Böyle durumlarda gerilenler, strese girenler kendilerini iyi anlatamıyor veya kendileri gibi olamıyorlar. Birçok kişi de iyi geçmeyen bir ilk buluşmadan sonra ikinci şansı vermek istemiyor. İş yerlerinde ise durum farklı. Kişiyi hiç tanımıyorsanız bile göz aşinalığınız var. Ortak arkadaşlarınız olabilir. Veya bir süredir tanışıyorsunuz. Hiçbir beklenti olmadan, iş gereği birlikte vakit geçirerek karşınızdakini daha iyi tanıyor, alışkanlıklarını, hobilerini, sosyal hayatını öğreniyorsunuz. Ne bir baskı ne de bir beklenti. İş ortamında tanışmak, konuşmak için fırsat ve bahane de bol. Karşı taraf da sizin gibi hissediyorsa ilişki hiçbir zorlama veya dış müdahale olmadan kendiliğinden gelişiyor. Uzmanlara göre de en doğrusu bu.

Büyük şirketler desteklemiyor

Şirket ortamında benzer eğitim düzeyinde, sosyo-ekonomik seviyede, birbiriyle uyumlu çalışan insanlar olduğu için iş arkadaşlarının arasında özel hayatta da duygusal ilişki yaşanacak kişilerin bulunması zor değil.

İnsan kaynakları danışmanlık firması Hugent’ın Satış Direktörü Çağlan Ünal Üzümcü, küçük ve orta ölçekli işletmelerde (KOBİ), özellikle yerli şirketlerde bu konunun problem olmayabildiğini, daha anlayışla yaklaşılabildiklerini söylüyor: “Özellikle evlilikle sonuçlanırsa destek görebiliyor ama büyük şirketlerde, özellikle yabancıysa sonucunda bir aksiyon almayı gerektiriyor. İlişki yaşayanlardan birinin işten ayrılması ya da şirketi değiştirmesi istenebiliyor.” 

Açıklamalı mı, saklamalı mı?

İş yerinde duygusal ilişkiler, genellikle ilişki ciddiye binmediği sürece, şirket içinde bolca dedikodusu yapılan ama resmi olarak kimsenin bilmediği ve konuşmadığı bir konu olarak kalıyor. İşe yansıyan bir sıkıntı da olmadığı sürece “kimsenin özel hayatı kimseyi ilgilendirmez” gibi bir bakış açısıyla yaklaşılıyor. Ama kişi sayısının az olduğu ofislerde ve birbirine bağlı çalışan departmanlarda işe yansımaması da güçleşiyor. Peki böyle durumlarda çalışanlar ilişkilerini açıklamalı mı, yoksa saklamalı mı?

Uzmanların bu konudaki ortak görüşü, ciddiye giden, resmileşecek bir ilişkiyse açıklanması gerekiyor. Yöneticiler açısından ise ofis aşkı pek istenmeyen bir durum. Genelde olabilecek kötü sonuçlar düşünülüyor. Ayrılık durumundaki motivasyon düşüklüğü, iş değişiklikleri, aynı departmandalarsa veya birbirlerini etkileyen bir işte çalışıyorlarsa kayırma ihtimali, torpil dedikoduları, bazı departmanlarda gizli kalması gereken bilgilerin açığa çıkması korkusu… Bu endişeler nedeniyle bazı yöneticiler çalışanların ofiste ilişki yaşamasına sıcak bakmayabiliyor.

İş ve özel hayatı ayırın

İş yerinizden biriyle bir ilişki yaşayacaksanız şirketinizin bu konudaki politikasını ve kurallarını iyi bilmeniz gerekiyor. Şapka Danışmanlık’ın kurucusu Müge Çevik, nelerin riske atılacağını önceden hesaplamak gerektiğinin, kariyerini nasıl etkileyeceğini düşünmenin, bireysel olarak bu durumla baş edilip edilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor: “Profesyonel ilişki ile özel ilişkileri ayırt edebilmek kolay değil. Aynı çalışma ortamında olmak, hem konuları profesyonel değerlendirmeyi sürdürmek hem duyguları yönetmek hem de ilişkinin sağlıklı olması çok zor ve yorucu bir denge, bu da hesaba katılmalı.”

Üzümcü, iş hayatı ve özel hayatı tamamen birbirinden ayırmak mümkün değilse bile, her ikisine harcanan vakit, enerji ve konsantrasyonun birbirinden farklı olması gerektiğini söylüyor. Ancak böyle olursa bir denge sağlanabiliyor. Yani iş, çiftlere düşüyor. İş saatlerindeki görüşme sıklığı, telefon konuşmaları, mesaj trafiği arttığı oranda işteki performans düşüyor. Bunlardan ne kadar uzak durulursa olumsuz etkilenme o kadar az oluyor. Ayrıca çiftler de gün boyu beraber olmanın getirdiği sıkıntıdan kaçınarak günün sonunda birbirlerini özlemiş oluyorlar. İş yerinde yaşanılan ilişkiler veya flörtler her ne kadar keyifli, macera dolu gibi görünse de, duygu seline kapılmamayı, üst düzey yönetime ve özellikle de yakın çevredeki iş yeri arkadaşlarına karşı her zaman dikkatli olmayı gerektirdiğini belirten Psikolog Selin Uçal, iş akışının aksamamasına ve işyeri düzeninin bozulmamasına dikkat etmenin önemine dikkat çekiyor: “Bazı işyerleri, çalışanlarının evliliğine hoşgörülü bakmayabilir ve taraflardan birinin başka bir iş yerine veya bölüme geçmeleri gerekebilir. Çiftlerin sorunlarını, iş saatlerine taşımamaları önemli. Aynı zamanda, kişisel problemleri mesai saatlerinde askıya almak ve tartışmalardan kaçınmaya özen göstermek gerek. Maalesef, iş hayatında rastlanılan bir durum da, işyerindeki rakiplerin ilişkiyi bahane ederek çift üzerinde psikolojik baskı oluşturup mobbing’e sebebiyet verebilmesidir.”

Sözleşme imzalatabiliyorlar

Şirketlerin bu ilişkilere bakış açısı farklı. Kimi ses çıkarmıyor kimi karşı çıkıyor. Bazılarında ise taraflardan birinin iş değiştirmesi istenebiliyor. Sözleşmelerinde bununla ilgili madde olan şirketler olduğunu belirten Üzümcü, birçok şirkette sözleşmede olmasa bile şirket prosedürlerinde duygusal ilişkilerle ilgili kurallar olduğunu söylüyor. Bununla ilgili yaptırım da genellikle evlilik olursa birinin işten ayrılması şeklinde. Bu konuda birçok şirkette birçok farklı uygulama olduğundan bahseden Üzümcü anlatıyor: “Şirketler çalışana standart bir iş sözleşmesi imzalatıyorsa bunun içinde yer almıyor. Ama yabancı şirketlerde sözleşme formatları farklı olabiliyor ya da sözleşmenin eki niteliğinde ek dokümanlar da imzalanabiliyor. Özellikle etik uygulamalara önem veren şirketlerde gizlilik sözleşmesi, etik kodu vb dokümanlar, işe girişte imzalanıyor. Kısaca şirket içinde bir evlilik olması durumunda derhal bilgi verilmesi gerektiği, konunun değerlendirileceği ancak çıkar çatışması doğurması olası olduğundan çalışan bir kişinin ayrılması gerektiği prosedürlere eklenir ve çalışanlar bu konuyla ilgili bilgilendirilir.”
Sevgili olma durumunda veya resmiyete dökülmeyen ilişkilerde ise bir yaptırım söz konusu değil. “Böyle durumların tespit edilmesi ve kanıtlanması güç” diyen Üzümcü, kağıt üzerinde olmasa da her şirketin kendine has bir kültürü ve yapısı olduğunu söylüyor. Çalışan bunu işe girdikten sonra yazılı olamayan birtakım kurallar ve görüşler hissetmeye başlıyor. Bu tip konulara sıcak bakmayan bir şirketse doğrudan bu konuyla ilgili olmasa da çalışana farklı konularla ilgili olumsuzluk yansıtabiliyor.

Ast-üst ilişkileri tehlikeli

Ofisteki aşk, iyi gittiği sürece beraberinde bol enerji, mutluluk hali, konsantrasyon bozukluğu, kötü gittiği zaman düşük enerji, mutsuzluk hali ve yine konsantrasyon bozukluğu getiriyor. Her şey iyi giderken hayat toz pembe görünebilir, ama ilişki biterse durum tam tersine dönüyor. Üzümcü, sorunlu bir ayrılıksa ve sonrasında yine şirket içi farklı başlangıçlar da yapılırsa şirketin bir anda “Yalan rüzgarı” kıvamına gelebileceğini ve çalışanların huzurunun kaçacağını söylüyor.

Ast-üst arasında yaşanan ilişkilerde ciddi sıkıntılar çıkabiliyor. En çok yaşanabilecek yasal sıkıntı, iftira ve dava açma şeklinde oluyor. Bir yönetici ve astının arasında bir ilişki varsa ve bu sorunlu bir şekilde sonlanırsa, çalışan yöneticisinin kendisine tacizde bulunduğunu ya da ilişkiye zorladığını iddia edip şikayet edebilir hatta dava açabilir. Yönetici de bunun karşılıklı bir ilişki olduğunu kanıtlamaya çalışır ama bu süreçte işler istenmeyen noktalara varabilir, yöneticinin itibarı zedelenir, haklı olduğunu kanıtlasa bile aynı firmada çalışmaya devam etmesi zordur. Ya da ilişkiyi bitiren çalışan olursa yönetici, çalışanın hayatını ciddi şekilde zorlaştırabilir, gerçekten her anlamda mobbing uygulayabilir, işten çıkarılmasını sağlayabilir, yine davalık olabilirler. Üzümcü, patron-sekreter aşkının yıllardan beri şirketlerde yaşandığını ve çalışanların hiçbir dönemde sıcak bakmadığı bir konu olduğunu söylüyor: “Çalışanlar otomatik olarak sekreterin patronla olan ilişkisi sayesinde belirli ayrıcalıklara ve haklara sahip olduğunu, sekreterin işinin garanti olduğunu düşünüyor. Patron bir de evliyse sekreter ek olarak yuva yıkıcı da oluyor. Dolayısıyla şirket içerisinde herkesin arkasından konuştuğu, kimse tarafından sevilmeyen ama korkudan yüzüne karşı bir şey söyleyemediği hatta patrona yakınlığı sebebiyle kullanılan biri haline geliyor. Sekreter için de vahim bir durum. İşinde başarılıysa bile kimse bunu görmüyor.”

İş hayatında, erkek yöneticinin kadın çalışan ile bir ilişki yaşamasının daha çok görüldüğünü ve çevre tarafından daha az ‘tepki’ ile karşılandığından bahseden Uçal, bunun aksi söz konusu olduğunda, yani kadın yöneticinin, erkek çalışan ile beraber olduğu anlaşıldığında, çiftin çevredekiler tarafından daha çok kınandığını söylüyor: “Her ne kadar ‘kadın erkek eşitliği’ gibi bir kavram olsa da, pratik hayatta, özellikle ülkemizde, ataerkil bir toplum olmanın getirdiği dezavantajlar yüzünden geçerliliği söz konusu değil.”

Dört şirketten birinde evli çalışanlarla ilgili yazılı prosedür var

Türkiye İnsan Yönetimi Derneği (PERYÖN), geçen sene şirketlerin işyerinde aşk konusuna bakışını gösteren bir anket yapmıştı. 30’a yakın sektörden, orta ve üst düzey yönetici 170 kişinin katıldığı anket sonuçlarına göre Türkiye’de yöneticilerin yüzde 73’ü işyerinde flörtü olağan karşılıyor. Şirketlerin yüzde 74’ünde eşlerin aynı şirkette çalışmasına da izin veriliyor. Her 4 şirketten yalnızca 1’inde evli çalışanların durumunu düzenleyen yazılı bir prosedür bulunuyor. Aynı şirkette çalışırken evlenmeye karar verenlerle ilgili şirketlerin yüzde 36’sında bu konuda bir prosedür yok. Her 10 şirketten 1’inde evlilik halinde eşlerden biri şirketten ayrılmak zorunda. Çalışırken evlenen çiftlerin aynı departmanda çalışmasına izin vermeyen şirketlerin oranı yüzde 35 iken, aynı departmanda çalışmalarına izin verip eşlerin ast-üst olmasını engelleyen şirketlerin oranı yüzde 11.

Eşlerden birinin rakip şirkette çalışması konusunda şirketler çalışanlarına güveniyor. Eşlerden birinin rakip şirkette çalışmasını yasaklamayan şirketlerin oranı yüzde 70. Şirketlerin yüzde 15’i eşlerden birinin rakip şirkette çalışmasını yasaklarken, yüzde 15’i yazılı olarak yasaklamasa da sıcak bakmıyor. Eşlerden birinin rakip şirkette çalışmasını yasaklamayan şirketlerin yüzde 34’ü çalışanlarıyla gizlilik sözleşmesi yaparak şirket bilgilerinin dışarı çıkmasını engellemeye çalışıyor. İşyerindeki kadın – erkek ilişkileri konusunda prosedürü olan firmaların yüzde 20’sinde, flört edenler bu durumu yöneticilerine ya da insan kaynakları birimine bildirmek zorunda. Bu zorunluluğun olmadığı şirket oranı ise yüzde 68. Araştırmaya katılanların yüzde 36’si ise flört edenlerin bunu yöneticilerine ya da insan kaynakları birimine söylemesi gerektiğini düşünüyor.

İş yeri aşkı yaşayanlar açısından durum nasıl?

İşe koşa koşa geliyorum

S.A.G (30): 3 yıldır medya sektöründe çalışıyorum. Erkek arkadaşımla farklı departmanlarda olsak da aynı binada görev yapıyoruz. Şirketteki ortak arkadaşlarımız sayesinde tanıştık. Sonrasında da bina içinde karşılaştığımızda birbirimize selam vermeye başladık. Arkadaşlıkla başlayan ilişkimiz birlikte daha çok zaman geçirdikçe aşka dönüştü. Aslında aynı iş yerinde çalışmak sıkıntı verici. Aman görüdüler, bize bakıyorlar, acaba anladılar mı derken dışarıda olduğumuzdan farklı, bambaşka kişiler oluyoruz. Birbirimize candan gülümseyemediğimiz, güzel sözler kullanamadığımız için kendi adıma çok kere erkek arkadaşım için acaba canı mı sıkkın, bana mı kızdı, bir şey mi yaptım gibi düşüncelere kapıldığım oldu. Bu nedenle şirket içinde sık görüşmemeye çalışıyoruz. Kimse bilsin istemiyoruz. İkimiz de sadece en yakın arkadaşlarımıza söyledik. Ekip arkadaşlarım ya da müdürüm durumdan habersiz. Ama aynı binada çalışmanın getirdiği artılar da yok değil. Mesela işinizden, patronunuzdan ne kadar hoşlanmasanız da, sevdiğinizi görmek için koşa koşa geliyorsunuz. Şirket sizin için daha keyif alabileceğiniz bir yere dönüşüyor. Çünkü biliyorsunuz ki yüzüne bayıldığınız insan ile aynı ortamdasınız, istediğiniz an görebileceğinizi bilmek güzel.

Merdiven boşluğunda kavga ediyoruz

U.A. (32): 6 yıldır insan kaynakları departmanında çalışıyorum. Sevgilim başka bir departmanda. Müdürüm ve birkaç arkadaşım durumdan haberdar. Hatta müdürüm bizi yakıştırdı bile. Uzun süredir arkadaştık ama iş yeri dışında görüştüğümüz pek söylenemezdi. Ancak ortak bir arkadaşımızın evinde karşılaşırsak ya da serviste yan yana gelirsek uzun süreli konuşmalar yapardık. Yine ortak arkadaşımızla yaptığımız bir planda, arkadaşımızın gelmemesi sonucunda baş başa kaldık. Hiç kimseyle gülemediğim kadar güldüğümü farkettim. İş saatleri içinde pek görüşmüyoruz ama kavga etmek için merdiven boşluğunda günde 2 kere buluşuyoruz. Nadir de olsa beraber çaya indiğimiz ya da öğle yemeği yediğimiz oluyor tabii ki. Başlarda fark edilmemek için özel çaba harcıyorduk ama şimdi sadece dikkatli olmakla yetiniyoruz. Aynı ofiste olsaydık bakışmaktan çalışamazdık herhalde. Her istediğin an onu görebileceğini bilmek ya da onun bölümünün yanından geçerken kaçamak bakışlar atmak büyük mutluluk. O da seni görüp bakarsa mest olma duygusunun başka tarifi yok. Kurumsal bir işyerinde olduğumuz için mesafeli duruşumuzu korumamız da gerekiyor. Bu da hapishanenin farklı bir versiyonu oluyor. Ayşen Gruda’nın bir filminde söylediği gibi şirket size sevdiğinizi gösteriyor ama elletmiyor. Motivasyon da sağlıyor. O gün sevgilinizi uzaktan göreceğinizi bilseniz bile işe gelmek bambaşka bir zevke dönüşüyor. İş açısından kötü geçen günlerde telefon açıp sadece sesini duyacağınıza, yanına inip yüzünü görebiliyorsunuz. Emin olun kötü geçen her şeyi unutmanızı sağlıyor.

Tavsiyeler

∆ Unutmayın, işinize ihtiyacınız var. Bunu düşünerek hareket edin.
∆ Çalıştığınız kurumun ilişkilerle ilgili yazılı ve yazısız kurallarını, politikasını, kültürünü iyi bilin.
∆ Evli olan bir çalışanla ilişkiye girmeyin. Her ne kadar birbirinizden hoşlansanız da.
∆ Ofisteyken profesyonelce davranmaya özen gösterin.
∆ İlişkinizi bilen kişi sayısını minimumda tutun.
∆ İş arkadaşlarınıza ilişkide olup bitenleri anlatmayın, malzeme konusu olmayın.
∆ İlişkinizde problemler olursa işinizi değiştirmeniz gerekebileceği aklınızın bir köşesinde olsun.
∆ Giyim kuşam tarzınızı aniden değiştirmeyin. Bu da dedikoduların çıkmasına neden olur.
∆ E-postalarınızın, telefon görüşmelerinizin özel olmadığınızı hatırlayın. Ofisteyken konuşacaksanız cep telefonunuzdan arayın, sessiz sakin bir yerde görüşün.
∆ İşiniz gereği birlikte çalışıyor ve aynı toplantılara katılıyorsanız profesyonel davranmaya daha çok özen gösterin.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Paranın ne kadarından sonrası mutluluk getirmiyor?

para mutluluk getirir mi, para ile mutluluk arasındaki bağ, istanbul'da yaşam

Para ile mutluluğun pozitif bir ilişkisi var. Fakat mutluluğun ilişkide olduğu toplumsal değerler de var. Sizce uzun vadede hangisi daha çok mutluluk getiriyor?

Prof. Murat Şeker: İstanbul’da mutluluk sınırı 8 bin lira

“Ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor”

İstanbul Üniversitesi (İÜ) İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Şeker, ‘Mutluluk Ekonomisi’ üzerine yaptığı son araştırmasında, İstanbul’da 7 bin 500 kişiyle yüz yüze görüşüldüğünü, mutluluk ile gelir arasındaki ilişkinin araştırıldığını açıkladı. Şeker, “İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandına kadar artan gelir mutluluğu artırıyor. Ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor. Hatta daha yüksek gelire sahip olanlarda gelir artmasına karşılık mutluluk düzeyi değişmezken, stres faktörünün de yükseldiği gözleniyor” ifadesini kullandı.

Araştırmaya katılanlara genel olarak mutluluk düzeylerini belirtmeleri istendiğinde yüzde 15’inin mutsuz olduğunu, yüzde 48’inin ne mutlu ne mutsuz olduğunu, kendini mutlu hissedenlerin oranının ise yüzde 37 olduğunu aktaran Şeker, “İstanbul’da mutluluk düzeyi 10 üzerinden yapılan değerlendirmede ortalama değer 5.8 olarak saptandı” diye konuştu.

Prof. Dr. Şeker, uluslararası çalışmalarda sorgulanan günlük deneyimlerin, bu çalışmada da sorgulanarak analiz edildiğini ifade ederek şunları aktardı:

“Buna göre İstanbullular arasında ‘dün kahkaha attım’ diyenler yüzde 43, eğlenenler yüzde 48, kendini mutlu hissedenler ise yüzde 52 oranında temsil edildi. Buna karşılık üzgün olanlar yüzde 41, endişeliler yüzde 40, stresli olanlar ise yüzde 44’te kaldı. Mutluluk ile yaş arasındaki ilişkiye bakıldığında ise yaş azaldıkça mutluluk düzeyinin yükseldiği ortaya çıktı. Özellikle 15-24 yaş arası gençler, 40’lı yaşlardakilerle kıyaslandığında göreceli olarak kendini daha mutlu hissediyor.”

Evli – bekar farkı var

Kadınlarla erkekler arasında mutluluk düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olmadığına dikkati çeken Prof. Dr. Şeker, ancak evli olanların bekarlara göre kendilerini daha mutlu algıladığını söyledi.

Prof. Dr. Şeker, araştırmaya katılanların gelirleri ile mutluluk algısına ve günlük deneyimine ilişkin sorulara verilen yanıtlar birlikte incelendiğinde, gelir artışının bir noktaya kadar mutluluğu artırmada etkili olduğu, ancak devamında gelen gelir artışının mutluluğu artırmakta yeterli olmadığının görüldüğünü söyledi.

Uluslararası literatüre uygun bir şekilde sonuç aldıklarını belirten Prof. Şeker, sözlerine şöyle devam etti:

“İstanbul’da yaşamanın maliyetinden kaynaklanıyor”

“İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandına kadar artan gelir mutluluğu artırıyor, ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor. Hatta daha yüksek gelire sahip olanlarda gelir artmasına karşılık mutluluk düzeyi değişmezken, stres faktörünün de yükseldiği gözlendi. Bu durum İstanbul’da yaşamanın maliyetinden kaynaklanıyor.

İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandı, yaşanabilirlik düzeyini gösteriyor.

Başka bir deyişle aylık gelir 2 bin TL’den 3 bin TL, oradan 5 bin TL’ye ve devamında 7 bin 500-8 bin TL’ye yükseldiğinde bireyin yaşam standardı belli bir seviyeye ulaşıyor. Bu seviyeye ulaşana kadar artan gelir, mutluluğunun da artmasını sağlıyor. Ancak kabul gören belli bir yaşam standardına ulaşıldığında, artan gelir mutluluğu artırmakta yeterli olmuyor. Aile, sağlık gibi diğer faktörlerin önemi daha fazla artıyor. İstanbul’da bu sınır 7 bin 500-8 bin TL bandında gerçekleşiyor.”

Prof. Dr. Şeker, araştırmada bir senaryo sorusu ile göreli zenginlik ile mutlak zenginlik arasındaki ilişkiyi de incelediklerini belirterek, göreli zenginliğin toplum tarafından daha fazla önemsendiğini söyledi.

Bu bağlamda deneklere, iki iş teklifi aldıklarında hangisini seçeceklerinin sorulduğunu belirten Şeker, şunları aktardı: “Bu tekliflerden ilkinde iş yerinde ortalama maaş 10 bin TL iken 8 bin TL teklif ediliyorken, ikinci teklifte ise iş yerinde ortalama maaş 5 bin TL iken 7 bin TL teklifi sunuluyor. Deneklerin yüzde 73’ünün ikinci teklifi, yani mutlak olarak daha az ama göreli olarak yüksek olan teklifi tercih ettiği görülüyor. Dolayısıyla toplumda bireylerin böyle bir iktisadi kararda rasyonel davranmadığı, etrafındaki ortalama gelire göre kendini konumlandırmak istediği ortaya çıkıyor.”

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

yapay zeka ve insan kaynakları, yapay zeka, işe alımda yapay zeka, aı

Yapay zeka artık şirketlerin işe alım süreçlerinde de rol almaya başladı. İnsan kaynakları departmanının yeni çalışanı yapay zeka başvurularınızı değerlendirmek üzere sizleri bekliyor. Peki ya siz robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

Yapay zeka işe alımı nasıl etkileyecek?

Her alanda yapay zeka kavramı tartışılırken elbette işe alım süreçleri içinde en çok konuşulan konuların arasında bu kavramın etkileri var. Peki yapay zeka işe alım için neden önemli? Gelecekte neleri değiştirecek?

Yapay zeka kavramı artık her yerde ve neredeyse her alanda karşımıza çıkıyor. Yapay zeka teknolojisi her geçen gün gelişiyor ve yeni kullanım alanları buluyor. Bilim insanları ve mühendisler insanların hastalıklarına tanı koyabilen yapay zeka doktorlar geliştiriyor. Facebook terörle ilgili olabileceğini düşündüğü içerikleri yapay zeka sayesinde tespit ediyor. Yapay zeka en karmaşık zeka oyunlarını mükemmel şekilde oynayabilmeyi kendi kendine öğrenebiliyor. Hatta resim ve müzik bile yapabiliyor.

İşe alımda yapay zeka çok uzak değil

Yapay zekanın işe alımlarda aktif olarak kullanılmaya başlanması da artık çok uzakta değil. Yapay zeka tabanlı pek çok yazılım bugün bile dev firmalarda işe yapılırken kullanılıyor. Örneğin Avrupa’da büyük bir iletişim merkezi, yedi farklı dilin akıcılığının test edilmesi gereken bir işe alım sürecinde dil uzmanları kullanmak yerine yapay zeka algoritmalarını kullandı. Her aday ile AI uygulaması kullanılarak bir telefon görüşmesi yapıldı. Konuşma sırasında adayların dil akıcılığı ve iletişim becerileri yapay zeka tarafından değerlendirildi. Sonuçlar son derece verimliydi

Hızlı ve isabetli

Firmaların işe alım yaparken beklentileri hemen hemen aynı. Bütün firmalar uzmanları sayesinde açık olan pozisyonlara yetenek, tecrübe ve karakter özellikleri bakımından en uygun adayları yerleştirmek istiyor. Ancak sorun şu ki uzmanlar ne kadar tecrübeli ve yetenekli olurlarsa olsunlar hiçbir zaman mükemmel değiller. Çok fazla veriyi akıllarında tutmak ve bunları kısa sürede işleyerek adayın uygunluğunu değerlendirmek insan işe alımcılar için gerçekten çok zor. Bu da verimsiz sonuçlara neden olabiliyor.

Önyargısı yok

Öte yandan yapay zeka insanların sahip olduğu dezavantajlara sahip değil. Milyonlarca kişilik bir veri bankasına erişimleri olabilir. Bu veriyi kullanarak gelecek vadetmeyen adayları anında eleyebilir ve milyonlarca kişi içinden işe en uygun adayı saniyeler içinde belirleyebilir.

Üstelik hepsi bu da değil. Doğru kriterlerle programlanmış bir yapay zeka insan işe alım uzmanının sahip olduğu önyargılara da sahip olmayacağından birini işe alırken ona sıfır önyargı ile yaklaşabilir. Elbette bu durum suistimale de açık. Eğer yapay zeka belirli bir gruba karşı negatif yaklaşacak şekilde programlanırsa işler değişir. Söz konusu gruptan kimseler daha eleme sürecinin en başında değerlendirme dışı tutulabilir ve yeni tür bir ayrımcılığa maruz kalabilir. Bu nedenle işe alım yazılımlarının suistimal edilmeyecek şekilde kullanılmamalarına ilişkin etik kurallar koyulması da gerekebilir.

Dil ve kültür bariyerlerinden etkilenmiyor

Günümüzde global şirketler pek çok farklı ülke ve kültürden çalışanı bünyesinde barındırıyor. Global şirketlerde işe alım süreçleri bu yüzden çok daha karmaşık hale gelebiliyor. İnsan kaynakları uzmanları da bu karmaşadan ciddi şekilde etkilenebiliyor. Diller farklı kültürler farklı algılar farklı olunca hangi insanın doğru aday olduğunu bulabilecek gerçek bir çıkmaza dönüşüyor. Yapay zeka ise dil, kültür ve algı açmazlarından muaf. Üstelik yeni geliştirilen işe alım yazılımları yani yapay zekalar pek çok farklı dilde üstelik telefonda bile iş görüşmesi yapabiliyor ve son derece isabetli yerleştirmeler yapabiliyor.

Peki AI insan işe alım uzmanlarını tamamen devre dışı mı bırakacak?

Bu sorunun yanıtı elbette hayır. İşe alım kriterleri belirleyecek olanlar, insanlarda neler aradıklarını bildirenler yine insan uzmanlar olacak.

Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Tarihin ilk hackerıyla tanışmak ister misiniz?

mıt, bilgisayar şifresi kıran ilk hacker, allan scherr

Bilgisayar çağı boyunca birçok şifreleme yöntemi geliştirildi ve kırıldı. Peki bu şifreler hayatımıza ne zaman girdi? İşte bir bilgisayarın şifresini kıran ilk insan Allan Scherr ve hikayesi…

Allan Scherr: Bilgisayar şifresi kıran ilk hacker

1962 yılında ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilim insanları bilgisayarların güvenliği için yeni bir sistem geliştirdi: Şifre.

Zaman paylaşımlı işletim sistemini (CTSS) kullanan MIT’li araştırmacılar, o dönem bilgisayarları paylaşmak zorundaydı ve kullanım süreleri kısıtlıydı.

Farklı kullanıcıların dünyanın farklı yerlerinden ve bir telefon ağı aracılığıyla girdiği sistemi sömürenler de yok değildi.

Nihayetinde her çalışana sisteme erişmesi için kişisel bir şifre verilmesine karar verildi.

Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojileri için güvenlik olmazsa olmaz. 1960’lı yıllarda ise şifre kavramı bilgisayar dünyası için çok yeniydi.

Tüm şifrelere giden dosya

Bilgisayar bilimci Fernando Corbató’nun geliştirdiği bu sistemle bilgisayara girenler, kendilerine ayrılan süre bittiğinde sisteme yeniden giriş yapamıyordu.

Ancak her güvenlik sistemi gibi bunu da istismar edecek biri çıktı: MIT’de yüksek lisans eğitimini sürdüren genç bilgisayar bilimci Allan Scherr.

Scherr, yüksek lisans tezi için bu sistemin performansını ölçmeliydi. Ancak toplamda sadece 10 saati vardı:

“Bu sistemdeki farklı değişkenleri ölçebilmem için özel erişim iznim vardı. Yaklaşık 30 simulasyon hazırlamalıydım ama bana ayrılan süre çok azdı. Daha çok süre istedim ve reddettiler. Ben de bana ayrılan süreyi sıfıra indirmenin yolunu buldum.”

Scherr önce tüm şifrelerin toplandığı ‘Gizli kullanıcı şifreleri’ isimli dosyayı buldu. Dosya isminde ‘gizli’ kelimesi özellikle tersten yazılmıştı.

Kimsenin haberi bile olmadan bu dosyayı yazdırmanın bir yolunu bulan Scherr, sistemde kullanılan tüm kişisel şifrelerin bir kopyasına sahip oldu.

“Artık sisteme istediğim zaman ve sürede girebiliyordum” diyen Scherr, arkasını kollaması için bir de suç arkadaşı buldu.

Programın finansal yöneticisine sus payı olarak şifrelerin listesini el altından vermeyi teklif etti, o da kabul etti.

Scherr patronlarından bazılarının sistemlerini hacklemekle kalmayıp, arkasında onlarla dalga geçen mesajlar bırakıyordu.

‘Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum’

1960’lu yıllardan sonra şifre kullanımı günlük hayatın bir parçası olmaya başladı.

Hava limanlarında da yolcu bilgilerine erişim için şifreler kullanılmaya başlandı. 1970’li yıllarda artık banka müşterileri hesap bilgilerine bu sistemle ulaşıyordu.

1980’lere gelindiğinde şifre gerektiren paylaşımlı bilgisayarların kullanımı yaygınlaştı.

Şifre, ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçlarımızdan biri haline geldi.

Scherr’e göre, bir gün uyanıp da kendi yaşamımıza erişimimizin engellendiğini öğreneceğimiz yakın:

“Bence şimdiden bunu yaşıyoruz. Telefona pin kodunu birkaç kez yanlış giriyoruz, telefon devre dışı kalıyor.”

MIT’yi bitirdikten sonra 30 yıla yakın IBM teknoloji şirketinde çalışan Scherr, IBM’in yazılım sistemi ve uygulama ve mini bilgisayarlarla iletişim ağını geliştiren kişiydi.

Peki bilgisayar endüstrisinin ilk hackerlarından Scherr, başkalarının onun şifresini kırmasını nasıl engelliyor?

‘Kırılamaz şifre’nin formülü ne olabilir?

Sherr’in yanıtı şaşırtıcı:

“Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum.

“Ezberlediğim uzun ve karmaşık tek bir şifre var, tüm şifrelerimi yöneten bir uygulamaya girmemi sağlıyor.”

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND