Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İş yeri arkadaşlıklarında mesafe ayarı

İş yeri arkadaşlıklarında mesafeyi doğru ayarlamak giderek daha büyük önem kazanıyor. İş dünyasında rekabet dozunun giderek şiddetlenmesi iş yeri arkadaşlıklarını da yeni bir boyuta taşıyor. Her gün görüşülen iş arkadaşlarıyla araya keskin bir çizgi çekmek mümkün değil. Bu tür konularda yegane kontrol mekanizması ’sağ duyulu, akıllı, iyi’ olmaktan geçiyor. Çalışanların duyguları ne olursa olsun orada olma amaçlarına uygun davranabilme, arkadaşlık ilişkisini olumlu ortam yaratacak şekilde yaşama becerilerini arttırmaları gerekiyor.

Zamanımızın büyük bir bölümü işyerinde, iş arkadaşlarımızla geçiyor. Bazen sabahlara kadar birlikte çalışıyoruz, bazen farklı görüşleri savunuyoruz, ama yine aynı ofisi paylaşıyor, her gün görüşüyoruz. Bu kadar çok vakit geçirdiğimiz kişilerle olan ilişkilerimiz de haliyle önemli. Sağlam arkadaşlıklar bireye, işe ve kuruma katkı sağlarken çürük ilişkiler hem çalışana hem de şirkete büyük zararlar veriyor.

İşyerindeki arkadaşlarımızı ailemizden, eşimizden dostumuzdan daha fazla görüyoruz. Günde 8-9 saatimizi birlikte geçirdiğimiz bu kişilerle olan ilişkilerimiz bu yüzden çok önemli. Bir yandan duygusallık diğer yandan profesyonellik… İş arkadaşlarıyla hangi konu ne kadar detaylı paylaşılır önemli bir konu. Siz karşınızdakine ne kadar güvenirseniz güvenin iş arkadaşınızla paylaştığınız özel bir konuyu yarın sağdan soldan duyma ihtimalini unutmayın! Tabii bunu sadece olumsuz yönden düşünmemek gerek. Sağlam ve güvenilir arkadaşlık ilişkileri hem bireye hem yapılan işe hem de şirkete büyük katkılar sağlıyor. İş arkadaşlarıyla olan ilişkilerde mesafeyi korumak gerekiyor. Ne çok soğuk, uzak ne de çok iç içe samimi ilişkiler kurmak gerekiyor.

Yapılan araştırmalar, iş yerindeki arkadaşlıkla iş doyumu arasında yakın bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor. İş yerinde çok yakın bir arkadaşım var diyenlerin, iş doyumunu ölçen birçok parametrede daha yüksek değerlendirmeler yaptığı görülmüş. Yine bu araştırmalarda, işine odaklı, zevkle ve istekle çalışanların oranı “işyerinde yakın arkadaşı olanlar” arasında yüzde 56’yken, “işyerinde yakın arkadaşı olmayanlar” arasında sadece yüzde 8 olarak belirtilmiş. Sosyal hayatımızda görüşmek isteyip istemediğimiz insanları seçebilirken iş hayatında böyle bir lüksümüz yok.

Beraberliklerimizi sürdürmemiz gerekiyor

İş hayatındaki arkadaşlıkların en önemli özelliği, duygusal yakınlığın ve paylaşımların yardımlaşmayı ve dayanışmayı kolaylaştırması. Danışman Prof. Dr. Acar Baltaş bunun da ekip çalışmasında yüksek performansın ortaya çıkmasını sağladığını söylüyor. “Birçok iş yerinde kaçınılmaz olarak rekabet vardır. İşte, kişilerin olgunluk düzeyleri böyle zamanlarda ortaya çıkar. İş ortamında arkadaş gruplaşmaları belirli kişileri dışarıda bıraktığı için tehlikeli olabilir. Çatışmaya gruplar arası rekabete giderek, çeteleşmeye ve altını oymaya dönüşme potansiyeli vardır. Bu konuda yöneticilere önemli görevler düşüyor. Kendisinden daha genç olan çalışanlarına rehberlik ve koçluk yapması ve bu tür olumsuz durumların ortaya çıkmasını önleyici şekilde davranması bekleniyor.” Yapılan araştırmalara göre, yönetici ile arkadaşlık, iş performansını olumlu olarak etkiliyor. Bu araştırmalara göre, yöneticisiyle arkadaşlık ilişkisi içinde olan çalışan sayısı çok az ancak bu çalışanların işten aldıkları doyum, diğerlerinin 2,5 katı kadar yüksek. Ayrıca karşı cinsle girilen duygusal ilişkilerde kişilerin olgunluk düzeyi büyük önem taşıyor. Bu ilişkiler bozulduğu zaman, iş ilişkilerini normalmiş veya hiçbir şey olmamış gibi yürütmek çok zor. Bu nedenle iş ortamındaki duygusal ilişkiler başlangıçta insanlara olumlu enerji verse de, büyük çoğunlukla ilerleyen zamanlarda taraflara maliyeti daha yüksek oluyor. İş ortamındaki arkadaşlıklarda en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biri, ortamda bulunmayan üçüncü şahıslarla ilgili yapılan sohbetler. Bu sohbetler, büyük çoğunlukla dışarıya taşıyor, kırgınlık, küskünlük, kızgınlık ve hatta nefret yaratarak düşmanca tutumların doğmasına neden olabiliyor. Özetle, sosyal hayatta olduğu gibi iş ortamında da ilişkilerin kalitesini belirleyen, kişilerin olgunluk düzeyi.

Ne fazla mıç mıç ne uzak ve soğuk

Danışman Ufuk Tarhan ise işyerinde arkadaşlık ilişkilerinin ’cool’, ve oldukça kontrollü olması gerektiğini söylüyor: “Aşırı, gereksiz, yararsız, duygusallıktan uzak; ölçülü, akıllı ilişkiler geliştirilmeli. Ne fazla mıç mıç, iç içe geçmeli, ne de uzak, soğuk, gergin olunmalı. İçten, nazik, saygılı, yardımcı, kolaylayıcı, motive edici, destekleyen, teşvik eden, tutarlı tavırlar sergilenmeli. Kışkırtmayan, neşeli, olumlu, fazla meraklı olmayan, tüketmeyen, enerjiyi aşağı çeken değil, yükselten iletişim benimsenmeli. Vıcık vıcık bir samimiyet ya da husumet, kutuplaşma değil, içten bir paydaşlık, ortak menfaatler için yandaşlık, yoldaşlık geliştirilmeli. Burada kastedilen ortak menfaat; kurumsal olan menfaat.” Tarhan iş arkadaşlarının, adı üstünde iş için bir araya geldikleri için genellikle işleri ile ilgili konuşmayı tercih etmeleri gerektiğini söylüyor. İşyerinde arkadaşlık üzerine önerileri ise şöyle:

İşe yararı olacak gözlem, fikir, toplantılar, kitap, ortam, buluş, tanışma, müşteri, pazar bilgisi gibi aktarımlarını paylaşmalı, işte iken konsantrasyon işe dönük iletişime ve iş için yaratıcı fikirler doğuracak sohbetlere kanalize edilmeli. Böylece hem iş gelişimlerine katkı sağlamış olur hem de gereksiz komplikasyonlara yol açılmaz.

Özel yetenekler, ilgi alanları varsa bunlardan bahsedilebilir. Bu tip paylaşımlar iş için yararı olacak bir projede fayda sağlayabilir, tanışıklık geliştirebilir.

Daha yakın çalışılan iş arkadaşlarına, çok derinlemesine olmamak kaydıyla özel hayata dair ufak tefek şeyler anlatılabilir. Özel hayat detaylarına asla fazla girilmemeli, bu konularda gevezelik edilmemeli. Özel hayatı çok fazla konuşmanın, özel hayatla ilgili fazlaca detay vermenin taraftarı olmayan Tarhan, bu alanlarda sonrası öngörülemeyen, iş için hiç de yararı olmayacak, aksine zarar verecek sıkıntılı durumlar olabileceğini söylüyor.

Kadınlar kontrolü çabuk kaçırıyor

Her gün görüşülen iş arkadaşlarıyla araya keskin bir çizgi çekmek mümkün değil. Bu tür konularda yegane kontrol mekanizması ’sağ duyulu, akıllı, iyi’ olmaktan geçiyor. Arkadaşlık ilişkisinin sınırlarını kişilerin nerede ne yapılacağını bilerek davranma kapasiteleri, yetkinlikleri çiziyor. Çalışanların duyguları ne olursa olsun orada olma amaçlarına uygun davranabilme, arkadaşlık ilişkisini olumlu ortam yaratacak şekilde yaşama becerilerini arttırmaları gerekiyor. İşin içine ’duygusallık’ ve o duyguları kontrol edip, takım oyuncusu olma gereği girince, ağırlıklı olarak kadınlar ’kontrolü daha çok ve çabuk’ elden kaçırıyor. Tarhan, bu durumun kadınların üst düzey yönetici seviyelerine çıkmalarını zorlaştırdığını söylüyor. Bu çizgi çekilmezse verim düşüyor, çatışma, güvensizlik ortaya çıkıyor, kısacası bir iş ortamında olmaması gereken her şey olabiliyor. Kontrolden çıkan durumlarda şirketin batışına kadar gidilebiliyor. Hedefli ve amaçlı davranamayan çalışanlar, bu sınırı genellikle kontrol edemeyip, hem kendilerine hem arkadaşlarına hem de kurumlarına çok zarar veriyorlar. Tarhan iş arkadaşlığını kontrol edemeyen insanların, gerçek iş başarısı ve etkin performans göstermesinin uzun vadede mümkün olmadığını söylüyor. Kontrollü, akıl-duygu ölçüsü iyi kurulmuş bir arkadaşlık ilişkisi hem kişisel hem kurumsal gelişimi, toplamda da işi olumlu etkiliyor, çünkü insanlar huzurlu, uyumlu oluyorlar. Bunun tersi de şirketi batıracak derecede olumsuz sonuçlar yaratabiliyor. Tarhan, batan, zorlanan ortamlara bakıldığında altında mutlaka, kontrolden çıkmış iş arkadaşlıklarının izlerinin olduğunu söylüyor. “Çoğunda bir zamanlar çok iyi dost, arkadaş olan insanların, daha sonra düşmana dönüşmesi hesaplaşma, çarpışma hikayelerini ortaya çıkarıyor. Bu özellikle biz Türkler’de çok yaygındır. İnsani özelliklerin olumlu ve akıllı şekilde, iş ilişkisine yardımcı olacak biçimde yaşanması, işe çok katkı sağlar, iş memnuniyetini de iş ve genel hayat başarısını da çok olumlu etkiler. Tersi de hem iş hayatını, hem özel hayatı zindan eder. İş yerindeki kişisel ve kurumsal başarısızlıkların, verimsizliklerin, kötü iletişimin altında yatan en önemli olumsuz faktörler; kontrolsüz, aptalca, duygusal, ölçüsüz ’arkadaşlık ilişkileri’ ve arkadaş gurupları arasındaki kutuplaşmalardır.” Yakın arkadaşlık bağı olanlar işyerlerine de daha bağımlı oluyorlar. Çünkü onlar iş dışındaki ortamlarda da birbirlerini tanıma fırsatı elde ettikleri için zaman kazanıyorlar. Kuvvetli, zayıf yönlerini daha iyi bildikleri için bu bilgilerini işlerindeki etkinliklerini arttıracak şekilde, akıllıca, iyi niyetle, dostça kullanabiliyorlar. Tüm bunlar da iş huzurlarını, kurumsal ve bireysel kazançlarını artıracağı için işyerlerine daha bağımlı oluyorlar.

Ast-üst ilişkilerine dikkat

İşyerindeki arkadaşlıkların belki de en hassası ve en zoru, alt-üst ilişkilerindeki arkadaşlıklar. Aynı seviyede çalışırken iş arkadaşının birden terfi alması iki taraf için de sıkıntılı bir süreç doğurabiliyor. Bu ilişkinin salt birbirini kollamak adına değil, kurumun çıkarları için kullanılması gerekiyor. Her iki alanda da arkadaş olan ast-üst ilişkisi içindeki kişiler, kurum için değil de birbirlerine dönük fayda sağlamak üzere bunu kullanırlarsa genelde aksi sonuçlar doğuyor. Ofis içi dengelerin bozulmasına sebep olabiliyor. ’Neden patronla bu kadar yakın?’ sorusu çalışma arkadaşları tarafından düşünülebiliyor. Patron veya yönetici ’taraf tutmak’ ile suçlanabiliyor. Aynı zamanda çok iyi olan iş arkadaşlılarının, kişi bölüm veya pozisyon değiştirdiğinde de bittiği olasılığının çok yüksek olduğunu gösteriyor. Psikolog Selin Uçal bunu engellemek adına, yöneticilerin çalışanlarına gerekli açıklamaları detaylı ve net olarak yapmaları, terfi nedenlerini örnekler ile açıklamaları faydalı olacağını söylüyor.

Bir çalışan terfi aldığında önceleri aynı pozisyonda çalıştığı arkadaşına taviz verebiliyor. Ya da tam tersi çalışan terfi alan arkadaşından uzaklaşabiliyor. Hatta çoğunlukla olumsuz davranışlar gelişiyor. Terfi eden, herkese eşit mesafede durma kaygısı ile farklı davranıyor. Hatta dozunu kaçırıp, kırıcı olabiliyor. Alt kademede kalan da hem kıskançlık hem de öyle olmasa bile ’terfi etti değişti’ hassasiyetiyle tavır alabiliyor, daha kırılgan olabiliyor. Doğal olarak, terfi edenin temposu, odağa alması gereken konular, kişiler, sorumluluklar değişiyor. Kötü niyeti olmasa dahi, artık arkadaşı ile daha az zaman geçiriyor, daha farklı ortamlarda bulunmak durumunda kalıyor, bazı bilgileri paylaşamıyor. Bu da alt kademedeki arkadaşı tarafından rahatlıkla olumsuz algılanabiliyor. Terfi eden; ’aman bana değişti demesin, kırılmasın’ diye hassas davranırsa da diğer çalışanlar, ’bak arkadaşını kayırıyor’ diyorlar.

İşyerindeki arkadaşlık, işe odaklanma konusunda bir engel de olabiliyor. Kaygı, gevşeklik veya ciddiyetsizlik yaratabiliyor. Aşırı samimiyet yaşanmış ise ona güvenilerek, işe yakışmayacak tavırlar sergilenebiliyor. Bu da odaklanmayı zorlaştırıyor. Önce arkadaş olup aynı yerde çalışmaya başlamak, o yere daha kolay adapte olunmasına, bağlanılmasına ve güvende hissetmeye yardımcı oluyor. Çalışılan yerde arkadaşlık edinmek ise iş ve özel hayat dengesini daha rahat kurmayı sağlıyor. Uçal, güven oluşumu daha geç olabileceğini ama sınırların korunması adına bir avantaj oluşacağını belirtiyor.

’İş başka arkadaşlık başka’ bitti

Tarhan, son yirmi yılda internet ve GSM’in dönüştürüp iyice hızlandırdığı dünyada, Yaşamak=Para=İş üçlemesinin hayatın en önemli gerçeği haline geldiğini söylüyor: “Kimse kimsenin gözünün yaşına bakmaz oldu. Bir yandan kıtlaşan kaynaklar, iş olanakları, artan nüfus, öte yandan performans değerlendirmeleri, daima daha fazlasını gerçekleştirme mecburiyeti, artan satış, kár, üretim, tüketim hedefleri… Tüm bunlar tam bir ’güçlü olan kazansın’ ortamı yarattı. Bu da doğal olarak ’iş başka, arkadaşlık başka’ söylemini anlamsız kılıp, ’rekabet her yerde rekabettir, rakip de her yerde rakiptir’ durumlarını tek gerçek haline getirdi. Bırakın arkadaşı, insanlar artık ’anasını, babasını, çocuğunu tanımaz’ hale geldi. Rekabette öne çıkmak dışında korunan başka bir değer kalmadı. Kanaatimce, söylemler böyle olmasa da, içsel davranış motifleri tamamen bu zorlayıcı faktöre, rekabetten paçayı kurtarmaya dayanıyor. Aksi davranışlara en kibar ifadeyle ’saf’ deniyor.”

İşyeri arkadaşlığı sosyal hayata taşınmalı

Tarhan, işyerinde kurulan arkadaşlıkların kontrollü ve olumlu yönetilebildiğinde, ölçü kaçırılmıyorsa sosyal hayata taşınabileceğini hatta taşınması gerektiğini söylüyor: “İş yerinin stresli ortamlarının, tekdüzeliğinin dışında, değişik, keyifli, motive eden ortamlarda, ortak ilgi alanlarına yönelmişken, iş için çok yaratıcı sohbetler, paylaşımlar, projeler, fikirler, tanışıklıklar geliştirilebilir. Birbirini daha iyi tanıma, keşfetme fırsatı bulunur. Daha iyi tanımak, daha iyi anlamayı bu da daha uyumlu, verimli, etkin çalışmayı getirir. Zaten tıpkı kötü arkadaşlık ilişkileri nedeniyle zorluklar yaşayan şirketler gibi hep büyüyen, sağlıklı şirketlerde de iş ve sosyal ortamlardaki arkadaşlıklarını dengeleyebilmiş, birbirini besleyebilmiş kişiler vardır. İshak Alaton-Üzeyir Garih, Sezai Türkeş-Fevzi Akkaya gibi…”

Arkadaşlık sayesinde sosyal ihtiyaçlar karşılanıyor

Uçal, iş yeri arkadaşlıklarının özellikle İK sektöründe her zaman tartışıldığını ama uzlaşılamayan bir konu olduğunu vurguluyor. Bu konuda yapılan araştırmaların bazıları işten ayrılma nedenlerinin başında ofis ortamında yaşanan anlaşmazlıkların ilk sırlarda yer alığını gösteriyor. Bazı araştırmalar ise iş yeri arkadaşlıklarının kariyere olumlu yönde etki yaptığını belirtiyor.

İş yeri arkadaşlıklarının, çalışma ortamının daha keyifli ve eğlenceli bir hale getirdiği, çalışanların performansını, motivasyonunu ve üretkenliğini artırdığı yapılan araştırmalarla kanıtlanmış. Uçal, insanları motive eden ve bu motivasyonun sürekliliğini sağlayan faktörlerin başında ’arkadaşlık’ konusu geldiğini söylüyor: “Kişiler, iş yerinde iyi arkadaşlık ilişkileri sayesinde sosyal ihtiyaçlarını karşılayabiliyor ve böylelikle de motivasyon ve performanslarında artış sağlanabiliyor. Hepimiz ’toplumsal’ niteliklere sahip olduğumuz için ilişki kurma ve bağlılık ihtiyaçlarına gereksinim duyuyoruz. İnsanlar iş ortamında, tıpkı özel hayatlarında olduğu gibi başkaları ile birlikte olma, sosyal ilişkiler kurma ve paylaşım ihtiyaçlarını duyuyorlar.” Fakat işle ilgili gizli bilgileri ya da iş yeri ile ilgili fikirleri iş arkadaşlarıyla paylaşmadan önce iyice düşünmek gerekiyor. Çünkü iş arkadaşlıkları, diğer arkadaşlardan farklı olarak, bu bilgileri kariyeri ya da işteki güvenirliliği yaralayabilecek birikimler içerebilir. Ayrıca duyguların ve derin sevginin iş ortamında ayrımına da dikkat edilmesi gerekiyor. Çalışma saatlerinde profesyonel davranış biçimini korumak gerekiyor. Arkadaşlık kurulan kişilerde ’güven’ duygusunun iyi tartılması da uzun vadede iş arkadaşlıklarının sürekliliğini sağlamaya yardım edebilir. İş arkadaşlıklarının özel hayattaki arkadaşlıklardan en büyük farkı ise işin kişiye ’finansal korunma’ sağlaması. Uçal, şirketlerde bir anket yapılıp ’arkadaşınız ve işinizden birini seçmenizi istesek, hangisini koruma altına alırsınız?’ diye sorulduğunda, çoğunluğun işini tercih edeceğini, çünkü ekonomik yönden işe bağımlı olduklarını gösterdiğini (Yager) söylüyor.

Yazar: Nilgün Yalım Eren
Kaynak: www.sektorel.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND