Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İş kapılarını açan kilit sorular…

Türkiye”nin önde gelen şirketlerinin patronları ve üst düzey yöneticileri, işe alımlarda adaylara sordukları kilit soruları açıkladı. Adaylarda en çok dürüstlük, açıklık, problem çözme yeteneği, takım çalışmasına uyum ve yüksek motivasyon aranıyor.

mülakat soruları, kilit mülakat soruları, iş görüşmesi taktikleri

Türkiye”nin önde gelen şirketlerinin patronları, üst düzey yöneticileri işe alımlarda adaylara sordukları kilit soruları Milliyet kariyerim”e açıkladı.
Onlar adaylarda en çok dürüstlük, açıklık, problem çözme yeteneği, takım çalışmasına uyum ve yüksek motivasyon arıyor. Bu özelliklerin olup olmadığını anlamak için de birbirinden ilginç sorular soruyorlar.

Yanıtları sizin için yaptıkları referans araştırmalarıyla karşılaştırıp doğruluğunuzu ölçüyorlar. onların sınavından geçmenin tek yolu dürüst olmak…

Kimi Türkiye”nin önde gelen şirketlerinin sahibi, kimi genel müdürü veya insan kaynakları alanındaki en üst düzey yöneticisi. İşe alımlarda son söz onlara ait.
Özellikle üst düzey alımlarda adaylar şirketin sahibi veya en üst düzey yöneticisi tarafından süzgeçten geçiriliyor. Adaylar en zor sınavı da burada veriyor. Çünkü bu görüşmeler klasik olan ”o pozisyon için uygun olup olmadığınızı anlamaya” yönelik değil. Tüm kişiliğinizi, düşüncelerinizi, birikiminizi ölçüyorlar.

Patron veya üst düzey yöneticiler, zaten birçok testi geçip karşılarına gelmiş olan adayda en çok dürüstlük, iletişim yeteneği, problem çözme yeteneği, takım çalışmasına uyum, cesaret ve yüksek bir motivasyon bekliyor. Bu özelliklerin olup olmadığını anlamak için de çok değişik sorular soruyorlar.
En çok merak ettikleri şeyler ise; bir önceki işinizden neden ayrıldığınız, güçlü ve zayıf yönlerinizin ne kadar farkında olduğunuz, şirketten beklentileriniz ve katkılarınızın neler olacağı.

”Abartılı ve yanıltıcı bilgi verenden çekinirim”

Süreyya Ciliv
Microsoft Satış, Pazarlama ve Servis Grubu Strateji ve Sistemler Genel Müdürü

1- Mülakâtına katıldığınız adayda en çok hangi sorunun yanıtını ararsınız? Niçin?
Ekibim için doğru kişi mi? Karşımdaki aday, karakter, beceri ve bilgi açısından ekibimize uygun mu? Burada aradığım özellikler: Dürüstlük, iletişim (açık, net, direkt ve saygılı), çoşku, hırs, pozitif enerji, olgunluk, cesaret, iş bitiricilik. Açık pozisyon için doğru ve uygun kişi mi? Burada aradığım özellikler: Direkt açık pozisyondaki iş tecrübesi, başarısı, öğrendikleri, benzeri pozisyonlardaki iş tecrübesi, vizyonu, temel başarı ilkeleri, tavsiyeleri ( bu pozisyona geçecek kişiye).

2- Kilit sorunuz nedir? Bu soruyu nasıl sorarsınız?
Mülakâtlarda uyguladığım ve tercih ettiğim tarz, mülakâtı soru – cevap şeklinde bir sözlü imtihan durumuna sokmadan, karşımdaki kişiyi rahatlatıp onu gerçekten ve çok yönlü şekilde tanıyabileceğim bir sohbet haline dönüştürmektir. Burada amaç, kişi ve şirket/pozisyon arasında uygunluk var mı, yok mu, onu tespit etmektir.

3- Bu sorunun yanıtını nasıl ölçersiniz?
Mülakâtta, dürüstlüğe çok önem veririm. Fazla abartanlar ve bilhassa yanıltıcı bilgi verenlerden çekinirim. Kısaca, dikkat ettiğim özellikler ve davranış şekillerini şu şekilde özetleyebilirim: Dürüstlük, açık, net, direkt, saygılı iletişim, zeka, tutku, hırs, pozitif enerji, olgunluk. Pozisyona uygunluk açısından en önem verdiğim konu, adayın açık pozisyona benzer iş tecrübesinin olup olmadığı ve oradaki başarısıdır. Kişinin geçmişteki davranışlarının ilerisi için de en iyi gösterge olacağına inanırım. Bilhassa, aday kişinin verdiği değil de kendi bulduğum referanslardan aday hakkında detaylı bilgiler almaya çalışırım.

”Referansınız, olumsuz yönlerinizi nasıl sayar?”

Erol Bilecik
Index Grup Yönetim Kurulu Başkanı

1- Mülakâtına katıldığınız adayda en çok hangi sorunun yanıtını ararsınız? Niçin?
Mülakât için görüştüğüm adayların iyi bir takım oyuncusu olmasını ve pozitif iletişim becerisine sahip olmasını ararım. Günümüz iş dünyasında, bireysel başarılardan çok takım başarısı ön planda. Takım çalışmasında başarılı olan kişiler, şirketlerin başarısı için daha fazla katkı sağlıyorlar ve toplam katma değeri yükseltiyorlar.

2- Kilit sorunuz nedir? Bu soruyu nasıl sorarsınız?
Kilit sorum şudur: “Bir referansınıza iş hayatınızdaki olumsuz yönlerinizi sorsak neleri sayar?”

3- Bu sorunun yanıtını nasıl ölçersiniz?
Mülakât sırasında adayın doğallığı ve rahatlığı, sorulara verdiği cevapların doğruluğunun ölçütüdür. Adayın davranışlarını, duruşunu, tarzını ve konuşma biçimini kapsayan doğal bütünlük, karar verme noktasında çok belirleyicidir.

”Hedefi anlatıp yapabilir misin derim”

Orhan Göksal
DOL İcra Kurulu Başkanı

1- Mülakâtına katıldığınız adayda en çok hangi sorunun yanıtını ararsınız? Niçin?
Sonuç odaklı olup olmadığını tespit etmeye çalışırım.

2 – Kilit sorunuz nedir? Bu soruyu nasıl sorarsınız?
Hedefi detaylı şekilde anlattıktan sonra, bu işi yapabilir misin, bunu en iyi sen cevaplayabilirsin dedikten sonra, yapıp yapamayacağını sorarım.

3- Bu sorunun yanıtını nasıl ölçersiniz?
Bu noktada, her şeyiyle emin bir şekilde yaparım demesi önemlidir. Vücut hareketlerinden, bakışlarından ve ses tonundan anlamaya çalışırım. Cevabı güven veriyorsa, nasıl yapacağını anlatmasını isterim. Bu cevabı detaylı analiz ederim. Sonucuna göre karar veririm.

”Yönetsel bilgi ve becerileri ölçeriz”

Fuat Erbil
Garanti Bankası Bireysel Bankacılık ve İnsan Kaynakları”ndan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı

1- Mülakâtına katıldığınız adayda en çok hangi sorunun yanıtını ararsınız? Niçin?
Yönetici olarak kurumumuzda çalışacak adayların mülakâtında, sorumlu olacakları görevin gerektirdiği iş deneyimine sahip olmaları önemlidir. Ancak bundan da önemlisi, adayın sahip olduğu deneyimden bağımsız olarak yönetsel anlamdaki bilgi ve becerileridir.

2- Kilit sorunuz nedir?
Bu anlamda, kritik bir soru sorarak adayı tanımaya çalışmak yerine, görevin gerektirdiği yetkinlikler üzerinden değerlendirme yapmak daha sağlıklıdır. Garanti Bankası işe alım süreçleri görev yetkinlikleri bazında yapılandırılmıştır. Buna bağlı olarak mülakâtlar yetkinlik bazlı gerçekleştirilir.

3- Sorunun yanıtını nasıl ölçersiniz?
Yönetici düzeyinde yetkinlikleri sorgularken; adaydan sektörle ilgili gelişmeleri (rakipler, yenilikler, fırsatlar) takip edip, vizyonel ve stratejik bakış açısına sahip olması ve bunu işine yansıtabilmesi beklenir. Ekibini hedefler doğrultusunda motive ederek yönlendirmesi, onların performansını gözlemleyerek olumlu olumsuz geribildirim vermesi, zamanında ve riski iyi hesaplanmış kararlar alabilmesi ve bunları deneyimlerinden yola çıkarak örnekleyebilmesi istenir.

”Neden iş değiştirdiniz, hayat görüşünüz ne?”

Ayça Dinçkök
Akkök Grubu Yön. Kurulu Üyesi

1- Mülakâtına katıldığınız adayda en çok hangi sorunun yanıtını ararsınız? Niçin?
Karşımdaki insanın motivasyon kaynağını anlamaya çalışırım. İşin ona vereceği ile onun beklentisi uyuşmalı. Motivasyon para mıdır, başarı mıdır, takdir midir, hangisinin daha ağır bastığı önemli benim için.

2- Kilit sorunuz nedir? Bu soruyu nasıl sorarsınız?
Yemek için yaşamak veya yaşamak için yemek diye iki farklı bakış açısı var hayatta. Bunu anlamak için bir kişinin neden iş değiştirdiğini, hayatında hangi etkilerin baskın olduğunu anlamak gerek. Ben açıkca neden iş değiştirdiğini sorarım. Eğer okul sonrası boş vakit geçirmişse, tabii görüştüğüm insanın seviyesi ve yaşına bağlı olarak, boş vakit insanı körelten bir süreç olduğundan, boş vaktin sebebini de mutlaka anlamak isterim.

3- Bu sorunun yanıtını nasıl ölçersiniz?
Vücut dili çok önemli. Karşımdaki insanın samimiyetini hemen hissediyorum. Gözlerinin içine bakmak, rahat oturmak, yüzünü ellememek, sorduğum sorulara kolay cevap verdiğini ve kendine güvendiğini gösterir. Benim için cevaplar tatmin edici olmasa da güvenle verilmiş olması önemlidir. Yine de takdir ederim. Samimi bulmadığım kişilerle mülakâtı çok kısa tutarım, samimi bulduklarımla ise hayat görüşü dahil sohbet etmek isterim. Sonuçta bir aileyiz hepimiz, birbirimizi anlamak, tanımak en önemli kuvvetimiz olur.

”Gelişmesi gereken yönlerin neler?”

Michel Akavi
DHL Genel Müdürü

1- Mülakâtına katıldığınız adayda en çok hangi sorunun yanıtını ararsınız? Niçin?
Mülakât sürecindeki adayların karakter özellikleri ve iş yapış şekilleri ile ilgili maksimum bilgi edinmeye çalışırım. Bunu yaparken özellikle iş değişim süreçleri üzerinde dururum. Adayın iş değişikliği sebepleri nelerdir ya da şirket seçim kriterleri nedir? gibi konular üzerinde konuşurum.

2- Kilit sorunuz nedir? Bu soruyu nasıl sorarsınız?
Benim için en kilit sorulardan biri ”kişilerin gelişime açık” olan yönleri ile ilgili. Mülâkat sürecindeki kişiler doğal olarak her zaman iyi ve güçlü yönlerini ön plana çıkarmak isterler. Ben mutlaka adayın kendine göre gelişmesi gereken yönlerini sorarım. Bunu yaparken kendimden de örnekler vererek herkesin gelişmesi gereken yönleri olduğunu mutlaka söyler ve empati kurarım.

3- Bu sorunun yanıtını nasıl ölçersiniz?
Aldığım cevabın içeriği adayın kendi farkındalığı, gelişime açık olup olmadığı, dürüstlüğü ve pozisyonun gerektirdiği yetkinliklere sahip olup olmadığı ile ilgili bir fikir verir.

”Seni iş ortamında en çok ne demotivize eder?”

Meltem Kurtsan
Otacı Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı

1- Mülakâtına katıldığınız adayda en çok hangi sorunun yanıtını ararsınız? Niçin?
İşe alınacak adayın en çok kariyeriyle ilgili hedefi nedir , bu işle istekleri örtüşüyor mu diye bakarım ve işi ne kadar istediğini öğrenmeye çalışırım. Çünkü her görev, en çok isteyen kişi tarafından, yüksek motivasyonla çalışılarak yerine getirilmelidir. İşe geçici olarak başlanmamalı, şirketimiz o kişinin kariyerinde bir basamak olarak kullanılmamalıdır.

2- Kilit sorunuz nedir? Bu soruyu nasıl sorarsınız?
Onu iş hayatında nelerin mutsuz ettiğini ve kendisinde beğenmediği özellikleri sorarım .Özellikle iş ortamında onu nelerin demotive edebileceğini sorduğumda stresli bir ortamda ne kadar verimli çalışabileceği konusunda bir fikrim oluşur.

3- Bu sorunun yanıtını nasıl ölçersiniz?
Duruş , davranış , konuşma şekli , beden dili hatta el sıkışı aday hakkında bana fikir verir.
Adayın kendisine ne kadar güvendiği, doğru söyleyip söylemediği tüm bunlar birlikte incelenerek anlaşılabilir.

Dört kategori var: Hayalkırıcı, OK, iyi, çok iyi

Serdar Hotiç
Hotiç Yönetim Kurulu Başkanı

1- Mülakâtına katıldığınız adayda en çok hangi sorunun yanıtını ararsınız? Niçin?
”Siz çalışılacak en iyi yeri nasıl tanımlarsınız?”, ”Kendi okuduğunuz okul ya da mesleğiniz hakkında hoşlandığınız veya hoşlanmadığınız şeyler nelerdir?”, ”Kısa ve uzun vadeli hedefleriniz nelerdir?”, ”Tecrübelerinizin size öğrettiği şey nedir?”

2- Kilit sorunuz nedir? Bu soruyu nasıl sorarsınız?
Firmamızın mülakât tekniklerinde önce aday bilgileri ve şirket hakkındaki bilgilerini ölçer, sonra profesyonel görünümü ve giyimi, Türkçe”ye hakimiyeti, hırsı ve motivasyonu, kendini geliştirme, adaptasyon yeteneğini ölçmeye çalışırız. Bu tür sorular sayesinde, adayın kişiliği, zekası, bilgisi, motivasyonu, firmamız kültürüne uygunluğu ve gelecekteki potansiyel performansı konularında bilgi toplanmaya çalışılır.

3- Bu sorunun yanıtını nasıl ölçersiniz?
Tüm sorularla ilgili bir skorlama yapılır.
Bu skorlar 1 ile 4 arasındadır.(Hayalkırıcı, OK, İyi, Çok iyi). Böylece her adayla ilgili toplam bir skor elde edilir.

”Çapraz sorularla, temel değerleri test ederim”

Alper Utku
MCT Genel Müdürü

1- Mülakâtına katıldığınız adayda en çok hangi sorunun yanıtını ararsınız? Niçin?
En çok baktığımız noktalar, adayın bilgisi, becerisi, öncelikli değerleri ve hayata bakış açısı. Elimizde değer çatışmalarını ortaya çıkartan soru setlerimiz var. Buradaki soruları yöneltiyoruz.

2- Kilit sorunuz nedir? Bu soruyu nasıl sorarsınız?
Belli temel değerlere uyumunu çapraz sorularla test ederim. Değer çatışmalarını ortaya çıkartacak sorulardan biri şöyle: ”Elemanlarınızdan biri rakip firmayla ilgili gizli müşteri bilgilerini elde etmiş, size geldi. Nasıl tepkide bulunursunuz?”

3- Bu sorunun yanıtını nasıl ölçersiniz?
Bu soruya vereceği yanıt çok önemli. Doğru yanıt, ”Hiçbir şekilde bu bilgilere bakmam” olmalı. Ben olsam, bu elemanı çok ciddi olarak uyarıp, aynı davranışı bir daha tekrar ederse işini kaybedeceğini söylerim. Aday soruları yanıtlarken nabza göre şerbet veriyorsa, dürüst olduğuna inanmıyorum. Bizim için dürüstlük, adanmışlık çok önemli.

”Verdiği bilgileri kendi araştırmamızla karşılaştırırız”

Süleyman Orakçıoğlu
Orka Group Başkanı

1- Mülakâtına katıldığınız adayda en çok hangi sorunun yanıtını ararsınız? Niçin?
Adayların sürekli geliştirmeye çalıştığımız iş akış süreçlerine katacakları katma değerin ve en az bunun kadar önemli olan sağlıklı iç iletişimin devamı konusunda gösterecekleri hassasiyetin cevaplarını aramak bizler için mülakâtlarda en çok önem taşıyan sorular.

2- Kilit sorunuz nedir? Bu soruyu nasıl sorarsınız?
Bu noktada, adayın kendisinde var olan hangi özellikleri ve yetkinliklerinden dolayı aranan pozisyona başvurduğu, daha önceki iş deneyimleriyle başvuru yaptığı pozisyonun görev tanımındaki hangi kriterlerin örtüştüğü sorusu bizler için son derece önem taşımakta. Pozisyonla ilgili daha öceki iş yaşamından spesifik örneklerle birlikte bunları açıklamasını ve anlatmasını isteriz. Bu örneklemelerde yaşanmış olan problemleri hangi stratejiler doğrultusunda çözdüğünü anlatmasını isteriz.

3- Bu sorunun yanıtını nasıl ölçersiniz?
Adayın mülakât esnasında sorularımıza vermiş olduğu yanıtların ve kendisini prezante edişinden elde ettiğimiz bilgilerin, aday hakkında daha önceki iş deneyimleri için yapmış olduğumuz referans araştırmaları ile örtüşüp örtüşmediği bizler için çok önemli ve karar sürecimizde birebir etkin olan faktörlerdir.

”Kahve şekerli mi şekersiz mi içmeden nasıl anlarsın?”

Meral Ak Egemen
Ak Emeklilik Genel Müdürü

1- Mülakâtına katıldığınız adayda en çok hangi sorunun yanıtını ararsınız? Niçin?
Üst düzey bir pozisyon için başvuran adayda liderlik, yaratıcılık, iletişim becerileri ve tutarlılığın önemli olduğunu düşünüyorum. Bunlar adayın kurum için doğru hedeflerin belirlendiği bir gelecek tasarımını yapabilme, bu hedefe yönlendirilen ekipte iyi bir takım ruhu oluşturma, gerektiğinde risk alabilme, inisiyatif kullanma, sebep ve sonuç ilişkileri analizini doğru yapma yeteneğini değerlendirme olanağı sunmaktadır.

2- Kilit sorunuz nedir? Bu soruyu nasıl sorarsınız?
“İş ya da özel yaşamınızda gurur duyarak andığınız en büyük başarı / başarısızlık deneyiminiz nedir? Neden? Kendiniz için nasıl bir gelecek tasarlıyorsunuz?” Birinci soru adayın iş yapabilme kapasitesini, ikinci soru bu kapasiteyi gelecekte kullanma arzusu ya da iştahını gösterecektir. Bununla birlikte analitik beceri ya da yaratıcılığı ölçümlemeye yönelik cevabı bazen imkânsız sorular sorabilirim. “İstanbul”da sabah trafiğinde fazladan harcanan benzinin ekonomiye yıllık maliyeti nedir? Bir fincan kahvenin şekerli ya da şekersiz olduğunu içmeden nasıl anlarsınız?” vb.

3- Bu sorunun yanıtını nasıl ölçersiniz?
Somut bilgiler verip vermediğine, hikayenin kapsamına, etki alanına, adayda yarattığı heyecanın dışa vurumuna, iletişim yetkinliğine, söz ve beden dili koordinasyonuna bakarım. Burada belirleyici olan zeka, yaptığı işe adanmışlık ve tutkudur.

”Neden bu kurumda çalışmayı tercih ediyorsun?”

Meltem Kalender
Turkcell Çalışan İlişkileri Bölüm Yöneticisi

1. Mülakâtına katıldığınız adayda en çok hangi sorunun yanıtını ararsınız? Niçin?
Üst düzey yöneticilerde aradığımız en önemli özelliklerden biri, yöneticilerin kendi alanlarındaki konuların yanı sıra bütünü kavrayarak çözüm önerileri sunması. Ayrıca, şirket içi ve dışı stratejik iş birliklerini yönetebilme becerisi, liderlik vasfı ve kurumsal kültürümüze uygun iş anlayışı da diğer kriterlerimiz arasında yer alıyor.

2. Kilit sorunuz nedir? Bu soruyu nasıl sorarsınız?
Tek bir kilit sorumuz yok. Ancak, “Neden bu kurumda çalışmayı tercih ediyorsunuz?”, “Kuruma bakış açınız nedir?”, “Bu konudaki sektörel, pozisyonel ilgi ve motivasyonunuz nasıldır?” gibi sorular soruyoruz.
Bu sorularla, adayın sektöre ve çalışacağı pozisyona yönelik ilgisini ve beklentilerini ölçmeye çalışıyoruz.

3. Bu sorunun yanıtını nasıl ölçersiniz?
Turkcell”de özellikle yönetici alımına yönelik iş görüşmelerini daha çok sohbet ortamında ve geniş kapsamlı gerçekleştiriyoruz. Bu mülakât ortamı, adayın genel iletişim sürecindeki yaklaşımını rahatça ortaya koyduğu için bize gözlem yapma olanağı tanıyor.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Çocukların ev ödevlerine yardım etmeli mi?

Manşet, ebeveyn, çocuk yetiştirme, araştırma

Anne babalar çocuklarının eğitimine ne kadar dahil olmalı? Ev ödevlerine yardım etmeli mi? Etmemeli mi? İşte ebeveyn müdahalesinin akademik başarıya etkisi olup olmadığını araştıran, şimdiye dek yapılmış en geniş kapsamlı çalışmanın detayları…

Çocuklarınızın Ödevlerine Yardım Etmeyin!

Günümüzde çocuk yetiştirmenin en temel “zorunluluklarından” biri de, ebeveynlerin çocuklarının eğitimine aktif bir şekilde dahil olması gerekliliği: Öğretmenlerle toplantılar yapmak, okuldaki gönüllü işlere katılmak, ödevlere yardımcı olmak ve çok az sayıda çalışan ebeveynin zaman bulabildiği yüzlerce başka şey yapmak… Bu zorunluluklar içimize öylesine işlemiş ki, çok az ebeveyn bu kadar çabaya değip değmediğini sorgular.

Bu Ocak ayına kadar birçok araştırmacı için de bu böyleydi. Teksas Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Keith Robinson ve Duke Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Angel L. Harris, ebeveyn müdahalesinin akademik başarıya etkisi olup olmadığını araştırdıkları, şimdiye dek yapılmış en geniş kapsamlı çalışmada, durumun pek de öyle olmadığı sonucuna vardılar. Araştırmacılar, Amerikalı ebeveynler üzerine yapılmış yaklaşık 30 yıl değerindeki uzun vadeli bütün araştırmaları taradı. Çocukların ödevlerine yardım etmekten üniversite planları üzerine konuşmaya ve okullarında gönüllü olarak çalışmaya kadar çocukların akademik hayatına müdahil olmanın 63 farklı yolunu araştırdılar. Bu araştırma, ebeveynleri daha çok müdahil olan çocukların zamanla daha fazla gelişme gösterip göstermediklerini bulmayı amaçlıyordu. Araştırmacılar bunu, çocukların okuma ve matematikteki sınav sonuçlarını içeren akademik performanslarına dayanarak ölçtüler.

Buldukları şey şaşırtıcıydı. Ölçülebilen ebeveyn müdahalesinin – ebeveynin ait olduğu etnik köken, kültür, sosyal sınıf ya da eğitim düzeyi ne olursa olsun – çocuklara akademik olarak çok az faydası olduğu hatta onları gerilettiğini gördüler.

Kızınızın ödevini her gece gözden geçiriyor musunuz? Robinson ve Harris’in Bozuk Pusula: Çocukların Eğitiminde Veli Müdahalesi isimli çalışmada yayımlanan verilerine göre bunu yapmanız kızınızın testlerden daha yüksek not almasını sağlamayacak. Üstelik çocuklar ortaokul çağına geldiklerinde, ebeveynlerin ödevlere yardım ediyor olması sınav sonuçlarını aşağıya çekebiliyor. Robinson’a göre bunun nedeni, velilerin, çocukların okulda öğrendikleri şeyleri çoktan unutmuş olmaları ya da aslında bunları asla tam olarak anlayamamış olmaları.

Benzer şekilde velileri sürekli öğretmenlerle ve okul müdürleriyle görüşen çocuklar, velileri okulda pek görünmeyen akranlarından akademik olarak daha hızlı gelişmiyorlardı. Diğer yararsız veli müdahalelerininse şunlar olduğu ortaya çıktı: Bir çocuğun sınıfını gözlemlemek, bir ergenin lisede alacağı dersleri seçmesinde yardımcı olmak, kötü not yüzünden çocuğu cezalandırmak ya da ödevini ne zaman yapacağı konusunda katı kurallar koymak gibi disiplinle ilgili önlemler. Robinson, bu tarz bir müdahalelerin heveslendirmekten çok kaygı yaratacağını düşünüyor. “Onlara, ‘Okulda daha fazla gönüllü olmamı ister misin? Okuldaki sosyal aktivitelere katılayım mı? Ödevlerine yardım etmem sana yardımcı oluyor mu?’ diye sorun” diyor Robinson. “Neler yapmaları gerektiği konusunda velileri ve okulları bilgilendirmeyi akıl ediyoruz ama çocukları genellikle bu konuşmanın dışında bırakıyoruz.”

Okullara velilerin de dahil olmasının bir dogma haline gelmesinin nedenlerinden biri de devletin bunu aktif bir şekilde teşvik etmesidir. Okullarda veli komitelerinin (Okul-Aile Birliği) kurulmasının talep edilmesinin sebebi, daha aktif anne ve babaların orta sınıf ile yoksul öğrenciler arasındaki performans farkının kapatılmasına katkıda bulunmasını sağlamaktır. Ancak bu yeni araştırmaya kadar hiç kimse, veliler ve okullar arasındaki ilişkinin, çocukların başarısını geliştirdiği varsayımını test etmedi. 

Robinson ve Harris bu varsayımı büyük ölçüde çürütürken, küçük çocuklara yüksek sesle kitap okumak (ebeveynlerin yarısından azı bunu günlük olarak yapıyordu) ve ergenlerle üniversite planları hakkında konuşmak gibi küçücük alışkanlıkların fark yaratabileceğini gördüler. Ancak bu müdahaleler, okullarda ya da öğretmenlerin yanında değil, evde hayata geçiriliyordu.

Dahası, ebeveynleri eğitimlerini önemsemediği için yoksul öğrencilerin okulda başarısız olduğuna dair yaygın inanışın da yanlış olduğu ortaya çıktı. Etnik kökeni, sosyal sınıfı ve eğitim seviyesi ne olursa olsun, velilerin büyük bir çoğunluğu çocuklarıyla yüksek notların önemi hakkında konuştuğunu ve onların üniversiteye devam etmelerini dilediklerini bildiriyordu. Örneğin Amerika’daki Asya kökenli çocukların ebeveynleri, okula Latin kökenli ebeveynlerden daha fazla müdahil olmasa da (çünkü her iki grup da dil sorunu yaşıyor), Asya kökenli çocuklar sınavlarda aşırı derecede iyi performans gösterebiliyorlardı. Öyleyse neden bazı ebeveynler, paylaşılan bu değerleri başarıya çevirmelerinde çocuklarına yardımcı olmakta daha etkililer?

Robinson ve Harris, finansal kaynakları ve eğitim durumu daha iyi olan ebeveynlerin, çocuklarını, ilginç mesleklere sahip olan üniversite mezunu yetişkinlerin olduğu bir sosyal çevre içinde büyüttüklerini varsayıyorlar. Üst-orta sınıf çocuklara, iyi bir eğitimin hayatta başarılı olmak için gerekli olduğu sadece söylenmekle kalmıyor. Bu çocukların etrafı zaten yemek sofralarında üniversite yıllarını yad eden doktor, avukat ve mühendis olarak çalışan aile fertleri ve dostlarıyla çevrili oluyor. Asyalı ebeveynlerin durumu ise bir istisna: Çok yoksul olsalar ve çocuklarına bu tür bir sosyal çevre sağlayamasalar bile, eğitimin değeri ve cazibesi hakkında çocuklarıyla benzer bir etki yaratacak şekilde konuşabildikleri görülüyor.

Robinson, araştırma kapsamında Teksas Üniversitesi’ndeki istatistik lisans öğrencilerine ailelerinin başarılarına nasıl bir katkıda bulunduklarını sordu. Öğrencilerin çoğu; ebeveynlerinin onları zorladığına, teşvik ettiğine ya da resmi sebeplerle okulda bulunduklarına dair pek fazla anısı olmadığını bildirdi. Öğrenciler bunun yerine anne ve babalarını, yüksek beklentileri olan ama geride duran ebeveynler olarak tanımladılar. “Bu çocuklar da başardı!” diyor Robinson. “Ebeveynlerinin, çocukların akademik hayatına dahil olan ebeveynler olmasını bekliyorduk. Ama öyle değillerdi. Bu beni gerçekten çok şaşırttı.”

Robinson ve Harris’in bulduklarını, ebeveynler ile çocukları arasındaki evdeki konuşmaları 1990’larda gözlemleyen sosyolog Annette Lareau’nin çalışmalarından öğrendiklerimizle birleştirebiliriz. Lareau, yoksul ve işçi-sınıfından gelenlerin ev ortamlarında, çocukların sessiz olmalarının ve öğretmen gibi yetişkin bir otorite figürüne karşı saygıda kusur etmemelerinin beklendiğini buldu. Orta sınıf ailelerin ev ortamlarında ise çocuklar eleştirel sorular sormayı ve kendilerini savunmayı öğreniyorlardı. Bu davranışlar sınıfta çok işlerine yarıyordu.

Robinson ve Harris, yaptıkları araştırmada bazı veli müdahalesi türlerine yer vermemeyi seçti: Bocalayan çocuklar için özel öğretmen ya da terapist tutmak, üniversite için tasarruf hesapları açmak gibi. Bir de şöyle bir gerçek var: Sosyoekonomik durumu ne olursa olsun,  bazı ebeveynler çocukları için etkili okullar arama konusunda aşırı çabalarken, bazıları köşe başındaki okulu tartışmasız olarak kabul ediyorlardı.

Her ne kadar Robinson ve Harris öğrencilerin okul seçimine bakmasalar da, ebeveynlerin çocuklarının akademik performanslarını – okuma ve matematikte sekiz puana kadar- iyileştirmelerini sağlayacak çok az yoldan biri olarak şunu buldu: Çocuklarını hakkında iyi şeyler söylenen bir öğretmenin sınıfına yerleştirmek. En iyi öğretmeni seçmenin, çocuğun hayat boyu taşıyacağı kazanımları artırdığı ortaya çıktı.

Sonuçta, bu bulgular kermeslerde kek satmak için gönüllü olmaya zaman ayırmak için çabalayan kaygılı ebeveynleri rahatlatabilir. Ancak okullardaki veli müdahalesine sadece sınav sonuçlarıyla değer biçmek, velilerin okullarda ne büyük etkiler yaratabileceklerini görmemizi engellememeli. “Belalı” gibi görünen bu ebeveynler, özellikle devlet okullarında, çok etkilidirler. Daha iyi bir ders kitapları bulma, bahçede yeni oyun alanları kurma ve sanat, müzik, tiyatro ve okul sonrası kulüpler gibi tüm hayati “ekstraları” hayata geçirme konusunda oldukça etkilidirler. Bu tür bir veli katılımı, sınav sonuçlarını doğrudan etkilemese de, okulu tüm öğrenciler için pozitif bir yere dönüştürebilir. Çocuklarınızın okullarına müdahil olmak sadece onlara arka çıkmanın bir yolu değil, aynı zamanda iyi bir vatandaş olmanın da bir yolu olarak görülebilir. 

Kaynak: www.egitimpedia.com
Çeviri: Ayşegül Sarıoğlu

Okumaya devam et

MAKALE

Süt kemik sağlığı bakımından yararlı mı?

sütün faydaları, Manşet, kemik gelişimi

Kemik gelişimi için sütün önemli olduğunu yıllardan beri duyarız. Peki gerçekten süt içmek kemiklerin güçlenmesine düşünüldüğü kadar katkı sağlar mı? İşte www.bbc.com sitesinden hepimizi aydınlatacak nitelikte bir makale…

Süt gerçekten kemikleri güçlendiriyor mu?

Kemiklerimizi güçlendirmek için süt içmek gerektiğine dair sözleri çocukken hepimiz duymuşuzdur.

Süt kalsiyum içerir. Kalsiyum da kemik yoğunluğu için gerekli bir mineral olarak biliniyor.

Ancak süt tüketimi ile kemiklerin güçlenmesi arasında kesin bir bağ olduğunu kanıtlamak o kadar da kolay değil.

Bunu kanıtlamak için iki büyük grupla bir deney yapılması, bunlardan birinin yıllar boyunca bol miktarda süt içerken diğer gruba süt görünümünde plasebo içecek verilmesi gerekiyor. Ama bunu pratikte uygulamak zor.

Onun yerine şu yapılabilir: Binlerce insana geçmiş yıllarda ne kadar süt içtikleri sorulup sonra da en az 10 yıl gözlemlenerek düzenli süt içenlerde daha az sayıda kemik kırılması vakasına rastlanıp rastlanmadığının tespit edilmesi.

ABD’de Harvard Üniversitesi 1997’de böyle bir araştırma yapmıştı. 77 bin kadın hemşire 10 yıl boyunca gözlemlendi. Ancak haftada bir bardak süt içenlerle iki ve daha fazla bardak içenler arasında kol ve kalça kırıkları vaka sayısı bakımından önemli bir fark görülmedi.

Etkisi iki yıl sürüyor

Aynı ekibin 330 bin erkekle yaptığı araştırmada da benzer bir sonuç alındı.

Bu alandaki 15 farklı araştırma 2015’te Yeni Zelandalı bir ekip tarafından incelendiğinde, süt içmek de dahil, kalsiyum bakımından zengin bir diyetin kemikteki kalsiyum yoğunluğunu iki yıl artırdığı, ancak sonra bu artışın durduğu gözlendi.

Diyetle alınan kalsiyuma alternatif olarak haplarla kalsiyum takviyesi de yapılabiliyor. Ancak takviyelerin uzun vadede olumsuz etkide bulunduğuna dair endişeler var.

Yeni Zelandalı ekip 51 araştırmayı inceleyerek kalsiyum takviyesinin uzun vadede avantajları ile olumsuz etkilerini kıyasladığında, onlar da kemiklerdeki güçlenmenin bir-iki yıl sonra durduğunu tespit etti.

Kalsiyum takviyesi, kemik yoğunluğunda yaşlanmaya bağlı kaybı durdurmuyor, sadece geciktiriyordu. Ekip, kemiklerde kırılma oranı bakımından bunun ancak ufak bir azalmaya tekabül ettiği sonucuna vardı.

Aynı veriler farklı ülkelerde incelendiğinde, günlük alınması gereken kalsiyum miktarı bakımından farklı öneriler ortaya çıkmıştı. Örneğin ABD’de önerilen miktar İngiltere ve Hindistan’dakinin iki katına yakındı. ABD’de günde yaklaşık üç su bardağı süt içilmesi salık veriliyor.

2014’te İsveç’te yapılan bir araştırmada ise günde üç bardaktan fazla süt içmenin kemikler için daha fazla yarar getirmediği, hatta zararlı olabileceği sonucuna varılmıştı.

Uppsala Üniversitesi ve Karolinska Enstitüsü’nün yaptığı araştırmada, insanlara önce 1987’de ne kadar süt içtikleri soruldu, daha sonra aynı soru 1997’de tekrarlandı.

2010’da bu insanlar arasında ölüm oranı incelendiğinde günde bir bardak süt içenlerde daha fazla kemik kırılması ve erken ölüm oranına rastlandığı görüldü.

Peynir ve yoğurt daha mı etkili?

Ancak bu araştırmanın da bazı sorunları vardı. İnsanlara daha önceki yıllarda ne kadar süt tükettikleri sorulmuştu, bunu doğru bir şekilde tahmin etmek mümkün olmayabilirdi, zira süt tüketimi farklı şekillerde olabilirdi.

Ayrıca bu tür araştırmalardaki en büyük sorun burada da kendisini gösteriyordu: İki olay birbiriyle gerçekten bağlantılı mı veya neden-sonuç ilişkisi gerçekten var mı?

Aynı araştırmada kafa karıştıran bir diğer sonuç ise peynir ve yoğurt tüketimi ile daha az sayıda kırık oranı arasında bir bağlantı kurulmasıydı.

Araştırmacılar, insanlara beslenme konusunda tavsiyelerde bulunurken bu sonuçların dayanak alınması için erken olduğunu, benzer araştırmaların tekrarlanması gerektiğini söylüyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak beslenme düzenini değiştirme konusunda temkinli davranılması tavsiye ediliyor.

Yani kısaca diyebiliriz ki, mevcut verilere göre, süt içmeye devam etme konusunda bir sorun yok. Süt kemik sağlığı bakımından yararlı olabilir. Ama bu yarar sandığımız kadar uzun süreli olmayabilir.

Ayrıca kemik sağlığı açısından etkili diğer yöntemleri de uygulamak gerekir. Egzersiz yapmak ve beslenme, güneş ışığı ve fazla güneşin olmadığı yerlerde kışın D vitamini takviyesi yoluyla yeterince D vitamini almak gibi.

Uyarı: Bu makale sadece genel bilgi verme amacıyla yazılmıştır ve doktor tavsiyesi olarak ele alınmaması gerekir. Makalenin içeriğinden yola çıkarak okurun kendi başına koyduğu teşhislerden BBC sorumlu değildir. Sağlığınızla ilgili herhangi bir endişeniz varsa doktorunuza danışın.

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Hepimizin biraz sakinleşmeye ihtiyacı var

sinirliyken sakinleşmek için ne yapmalı, sakinleşmek, Manşet

Günlük hayatımızda hemen her yerde can sıkıcı olaylarla karşılaşabiliyoruz. Bu olaylara verdiğimiz tepkiler de o anki ruh halimize göre değişiklik gösterebiliyor. Bu da bizi fazlasıyla yıpratabiliyor. Peki ne yapmalıyız? İşte sakinleşmek için kendimize sormamız gereken sorular…

Endişe duygusuna kapıldığınızda sakinleşmek için kendinize sorabileceğiniz sorular

Bazen insan sebepli veya sebepsiz yere endişeye kapılır. Öyle ki bu duygusunu başkalarına açıklamakta bile zorlanır. Anne babasının hastalanacağından, çok fazla para harcadığından, sevdiklerinin duygularını incitmekten, mesajlara cevap vermeyen bir arkadaş yüzünden bile endişelenir. Bir yakını eve geç geldiğinde, topluluk önünde konuşması gerektiğinde endişelenen sadece siz değilsiniz. Herhangi bir sebepten ötürü endişeye kapıldığınızda, göğsünüze bir ağırlık çöktüğünde şunu hatırlayın; yalnız değilsiniz. Endişe, birden fazla şekilde ortaya çıkabilir. Endişe duygusundan kurtulmanın da birden fazla yöntemi var. Bunlardan biri de sakinleşmek için kendinize soru sormak. İşte endişelendiğiniz zamanlarda bu duygudan uzaklaşmak için kendinize sorabileceğiniz sorular:

1. Bu gerçekten bir tehdit mi?

Hayatta kazalar olur. Ancak çoğu zaman endişe duygusuna kapıldığımızda, işlerin gerçekten de ters gittiğini söylemek biraz zor. Peki o halde sizi bu kadar endişelendiren şey ne? O şeyin gerçekleşme ihtimali ne? Bunu gerçekten bir anlığına da olsa düşünün. Bu sorulara bulacağınız yanıtlar, endişelenmenize sebep olan şeyin gerçek bir tehdit olup olmadığını kavramanızı kolaylaştırır.

2. Hazırlıklı olmak için elinizden gelen her şeyi yaptınız mı?

Hayatta bazı şeyleri kontrol edebilirsiniz, önlem alabilirsiniz. Bisiklete biniyorsanız, kask takmalısınız. Evdeki alarmın çalışıp çalışmadığını kontrol etmeli, sağlık sigortanızı ihmal etmemeli, düzenli aralıklarla doktora görünmelisiniz. Biraz sıkıcı bir çözüm olabilir ancak kendinize kontrol edilecekler listesi hazırlayabilirsiniz. Gözden geçirdiğiniz unsurları tek tek işaretlediğiniz zaman endişelerinizden bir nebze kurtulabilir, daha sakin ve planlı hareket edebilirsiniz.

3. Zihniniz biraz aşırıya kaçıyor olabilir mi?

Gecenin bir yarısı endişeye kapılmış, korkmuş ve yorgun düşmüş bir zihinden daha kötü ne olabilir? Eğer panik duygunuz ve endişeleriniz işle, başka insanlarla veya dikkatinizi dağıtacak herhangi bir şeyle ilgili olmayan saatlerde ortaya çıkıyorsa, bu durumda kontrolü ele almalısınız. Derin nefesler alıp vererek düşüncelerinizi değiştirebilir veya bir uyku meditasyonu videosu açabilirsiniz. Gece gelen kaygılarınızın, güneşin ışığıyla birlikte ortadan kaybolacağını düşünebilirsiniz.

Aslında korkmanız gereken şey, endişelerinize sebep olan şeyler değil, endişenin ta kendisi. Amerikalı ünlü yazar Seth Godin, “Endişe, davranışlarımızı verimli bir şekilde değiştirdiği zaman kullanışlıdır. Bunun dışında kalan endişe duygusu, dikkat dağınıklığının olumsuz hali, bizi çalışmaktan veya hayatımızı yaşamaktan alıkoymak için tasarlanmış bir oyalanma şeklidir” diyor.

Bir sonraki sefer panik duygunuz arttığında, endişelerinize kapıldığınızda kendinize sorular sorarak bu duyguyla baş etmeyi ve ondan kurtulmayı deneyebilirsiniz.

Kaynak: www.uplifers.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND