Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İş haklarınıza kim sahip çıkacak ?

İstanbul Bilgi Üniversitesi, Milliyet İK ve İnsankaynaklari.com’un son araştırmasına katılan 15 bini aşkın kişinin sadece yüzde 19’u iş haklarının hepsini bildiğini belirtti.

Hep söylüyorum, iş hayatının kuralları bireysel ve toplumsal hayatın kurallarıyla etkileşim içinde şekilleniyor. İşte bu haftaki araştırmamızın sorusuna aldığımız cevaplar da iş hayatının, toplumsal ve kültürel yaşantımızla ne kadar iç içe olduğunun güzel bir kanıtı. İnsankaynaklari.com sitesinde ‘Hukuksal anlamda iş haklarınızın farkında mısınız?’ şeklinde sorduğumuz soruya aldığımız yanıtlar önemli tespitler yapmak açısından çok etkili. Cevap verenlerin yüzde 37’si ‘bu hakları hiç bilmediklerini’, yüzde 36’sı da ‘galiba bir kısmını bildiklerini’ söylemiş. Sadece yüzde 20’ye yakın bir kesim ise ‘hepsini bildiğini’ ifade etmiş.

Bir sürü hakkımız var. En başta insanca yaşama hakkı, sonra hürriyet hakkı, özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı, bilgi edinme, avukat isteme, düşünce ve ifade özgürlüğü, susma bunlardan sadece birkaçı. Ama çoğunu hiçbir zaman kullanmayız. Eyleme dönüşmemiş bir hak da ne kadar ‘hak’ kelimesini hak eder, şüpheli. Peki, bu haklar bizim ise ve bizi korumak için bize bahşedilmiş ise niye bunları sahiplenmiyoruz?

‘Bilmemek’ sanırım ilk akla gelen sebep ama galiba sorun, toplumsal, kültürel kodlarımızda ve bunların sonucu olan eğitim sistemimizde. Daha aile içindeki eğitimimizden itibaren, okuduğumuz son sınıfa kadar ‘sürüden ayrılmamayı’, ‘fazla soru sorup dikkat çekmemeyi’ ve ‘büyüklere saygılı olmayı’ ilke edinmeye zorlanıyoruz. Özel okullarda son yıllarda farklılaşmış demokratik/alternatif eğitim modellerini bir kenara bırakırsak, okullarımızda genellikle, öğretmen merkezli ve tek yönlü akan bir ‘anlatma’ yöntemi kullanılıyor. Bu yöntem, herhangi bir konuda ‘temel bilgilerin’ edinilmesi için belki etkili olabilir. Ancak edinilen bilgiyi yaşamın dikenli yollarında kullanabilmek ve bunu bir ‘tutuma‘ ve hatta ‘davranışa’ dönüştürebilmek açısından hiçbir etkinliği yok.

Alın size ilköğretimin son senelerinde okutulan ‘vatandaşlık bilgisi’ dersi. İçeriğine baktığında acayip seviniyorsun, neler yok neler; demokrasi, devlet, vatandaşlık hakları, insan haklarının korunması. Fakat geriye ne mi kalıyor? Pek de bir şey değil. Çünkü birçok konunun eğitiminde içerikten çok ‘süreç’ önemli. Keşke ülkemizde de ‘vatandaşlık bilgisi’ adı altında verilen ders, daha fazla ‘insan hakları, demokrasi’ ve bu iki kavramın nasıl hayata geçirileceği üzerine odaklansa.

BİLMEDİĞİNDEN KAÇMAK

Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi’nden Rüştü Yeşil’in 2003 tarihli makalesinde detaylandırdığı gibi, Almanya’da demokrasi eğitimi alanında önemli bir kişi olan Profesör Wolfgang Hilligen, bu tip bir eğitimin başarılı olabilmesi için dört ilke öneriyor. (1) Sınıfta açık toplum yapısı oluşturma. (2) Öğrencilere grup çalışmalarının yaptırılması. (3) Öğrencilere araştırma veya çözümleyici yaklaşımı kullandırtma. Sorunların çözümü için bireysel çalışmaların yaptırılması ve (4) öğrencilerin kendi ilgi ve sorunlarını başlangıç noktası olarak almalarının sağlanması.

İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından 2000 yılından beri yürütülen ‘Adalet Gözet’ Projesi, temelinde, ‘ kişilerin hakları ve hak arama yolları konusunda bilinçlenmesinin, hayatlarını şekillendiren kuralların demokratikleştirilmesi kadar önemli olduğu’ düşüncesi yatan bir proje. Projenin asıl amacı Türkiye’de vatandaş ile hukuk arasındaki ilişkiyi her iki taraftan da sergilemek. Haziran 2007’de, Türkiye genelinde 16 yaş üzeri 1055 kişiyle üçüncü kez yürüttükleri ‘Adalet Barometresi’ adlı çalışmada pek de iç açıcı olmayan sonuçlar buldular. Sonuçlar Türkiye’de bugüne kadar sadece yüzde 29’un en az bir mahkeme deneyimi olduğunu gösteriyor. İlginç olan yüzde 22’nin davalık bir durumda iken dava açmamayı tercih etmiş olması. Buna en sık gösterilen neden ‘davaların uzun sürmesi’ (yüzde 50). Takiben yüzde 32’yle ‘avukat tutmanın maliyeti’ geliyor. Dava açmanın çok zaman alan bir şey olarak algılandığı üçüncü en çok verilen cevaptan da anlaşılıyor: Yüzde 28, ‘işinden gücünden olmamak’ için davayı açmadığını söylüyor.

Evet bütün bunlarda eğitim önemli bir sorun. Ama çoğunlukla sorun daha derinde. İşte size iç parçalayan bir örnek: İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki Hukuk Kliniği, dersi alan öğrenciler eliyle üç yıldır Dolapdere’de dar gelirli insanlara hukuki bilgi sağlayan bir proje dersi. Bu sene Hukuk Kliniği’ne ‘nüfus cüzdanı’ çıkarılması için çok sayıda başvuru olmuş. İşin acı tarafı, fakülte yetkililerinin de dediği gibi, basitçe kimlik diye geçtiğimiz bu hukuki belge aslında var olmanın, vatandaş olmanın ve birçok hakkı kullanabilmenin anahtarı. Okula gitmek, resmi olarak evlenmek, çocukları nüfusa ve sonra okula kaydettirmek, yeşil kart almak, oy kullanmak için çok gerekli. Daha bizler bu noktadayken, iş haklarımızdan bahsetmek neden bu kadar zor ortada.

Hukukun vatandaş tarafından anlaşılması ve sahiplenilmesi demokratik, yani haklarına sahip çıkan bir toplum için şart. Ancak anlayabilen ve sahiplenenler pek bir az. Yaşanan her tecrübe de ‘vatandaş’ı hukuktan biraz daha uzaklaştırıyor maalesef. Hukukçular da bu durumun farkında. Bu yüzden son dönemde ‘hukuk’ ve ‘vatandaş’ arasında köprü gö-revi görebilmek için birçok sanal ve/veya gerçek ‘destek’ grubu oluşturulmuş durumda.
Durum binlerce kâr amaçlı olan veya olmayan oluşumun var olduğu Amerika’daki gibi olmasa da en azından ümit verici. Fakat sendikalı olmayanların da düşünüldüğü daha organize bir çabaya ihtiyaç var. Özellikle iş hukuku alanında çalışanlara özel bir web sitesi neredeyse yok. Halbuki gelişmiş ülkelerde var olan iş haklarınızı, internet sitelerinde, hem de her dilde bulmanız mümkün. Mesela İngiltere ’deki çalışma hayatı haklarını Türkçe bile yayınlayan multikulti.org.uk oldukça yararlı bir kaynak. İş haklarını pek ya da hiç bilmeyen yüzde 81’in sesine cevap veren çıkar umarım.

‘Niteliksiz kesim hakkını daha çok arıyor’

Eras Hukuk Bürosu Sahibi ve İş Hukuku Uzmanı Avukat Ertürk Eras: “İş hukukuna ilişkin eğitimler veriyorum. Bu eğitimlere daha çok üniversitede okumuş, yabancı şirketlerde çalışan, yabancı dil bilen kişiler katılıyor. Hatta yaklaşık yüzde 80’i, İK alanında çalışan kişiler oluyor. Onlara önce şunu soruyorum: Kendi haklarınızın ne olduğunu biliyor musunuz? Büyük bir çoğunluk bilmiyor. “İşe girişte imzaladığınız iş sözleşmesiyle ilgili bilginiz var mı?” diyorum. Hemen hemen hiçbiri bilmiyor; sözleşmelerini okumamış oluyorlar. Okumuş kesim kendi haklarını bilmiyor ve bu haklarını sorup öğrenmenin ayıp olduğunu düşünüyor.

Bir de niteliksiz kesim var. Onlar da haklarının ne olduğunu bilmiyor ama bir problemle karşılaştıklarında hemen bir avukatın kapısını çalabiliyor. Bu kesim hakkını daha çok arıyor. Okumuş kesim ne tür hakları olduğunu bilmeli ve iş sözleşmelerini sonuna kadar okuyup anlamalı. İş değiştirirken de ihbar süreleri konusunda bazı yasal mükellefiyetleri olduğunu kesinlikle bilmeliler; çünkü bu konuda açılan birçok dava var. Sadece İK’da çalışan yöneticilerin değil, her kademedeki çalışanın haklarını öğrenmesini şiddetle tavsiye ederim.”

‘Haklarını sorgulayacak cesaretleri yok’

Türkiye Personel Yönetimi Derneği (PERYÖN) Başkanı, Tellcom İletişim Hiz. Genel Müdür Yardımcısı Yiğit Oğuz Duman: “İnsanların iş hukuku kadar diğer hukuk dalları konusunda da bilgi dağarcığı çok geniş değil. Mavi yakalılar beyaz yakalılara göre haklarını daha iyi biliyor. Bunun nedeni mavi yakalıların daha örgütlü olmaları. Beyaz yakalılar ise ayrıldıkları şirketlerle ilişkilerini iyi sonlandırmak istiyor, çünkü aynı şirkette tekrar çalışabileceklerine inanıyorlar.
Öte yandan çoğu zaman hakların bilinmesi pek bir şey ifade etmiyor. Önemli olan yasaların iş yaşamına uygulanabilirliğini sürekli test etmek. Mesela iş güvenliğiyle ilgili birçok yasa var ama uyulmadığı için çalışanların hayatı tehlikeye giriyor. Türkiye’de yaşanan sosyal sıkıntılar nedeniyle çalışanların haklarını ve iş güvencesini sorgulayacak cesaretleri yok. Çünkü işsizlik bu kadar yüksekken, gelir seviyesinde sıkıntılar varken hakkını savunacak çalışan da olmuyor.”

‘Yasalar topluma anlatılamıyor’

İstanbul Ekonomi Danışmanlık Yönetici Ortağı Sinan Ülgen: “Çalışanların haklarına dair bilgi seviyelerinin düşük olması şaşırtıcı değil. Zira bu konuda bilgilenme ihtiyacı aslında ihtilaf söz konusu olduğunda ortaya çıkıyor. Ama tabiatıyla çalışma hayatına dair İş Kanunu gibi temel yasaların topluma iyi anlatıldığı da söylenemez. Burada da kamunun iletişim stratejisindeki eksiklik göze çarpıyor. AB’de bu tip yasaların hayata geçirilmesinin öncesinde analizler yapılarak yasanın çeşitli paydaşlar üzerindeki etkileri araştırılıyor ve sonuçlar paylaşılıyor; mevzuat değişiklikleri, bunların olası etkileri hakkında kamuoyu aydınlatılıyor. Ülkemizin kamu idaresinde de bu prensip benimsenmiş ancak uygulanmıyor.

Bunun sonucunda da toplumun çıkarılan yasalar hakkında sistematik olarak ve yeterince bilgilendirilmesi mümkün olamıyor. Öte yandan madalyonun bir de diğer yüzü var. İstanbul Ekonomi Danışmanlık olarak Başbakanlık Yatırım Promosyon Ajansı için yürüttüğümüz bir çalışmada, Türkiye ’ye yatırım yapmış yabancı sermayeli şirketlerle görüşerek, Türkiye’deki yatırım iklimine dair bir değerlendirme yaptık. Görüştüğümüz yabancı sermayeli şirketlerin hemen hepsi, Türkiye’deki iş mevzuatının esneklikten yoksun olduğunu dile getirdi ve çalışanların haklarının iyi korunduğuna dikkat çekti.”

Hukuksal anlamda iş haklarınızın farkında mısınız?

Hayır, hiç bilmiyorum

% 37,25

Galiba bir kısmını biliyorum

% 36,35

İşverenimin söylediği kadarını biliyorum

% 6,95

Tabii, hepsini biliyorum

% 19,45

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND