Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İş görüşmenizi sabote etmeyin!

İş görüşmesini parçalara ayıracak olsak belki de en önemli kısmı nihai kararın verileceği o son birkaç dakika olacaktır. Uzun uzun sorulara uzun uzun cevaplar verdikten sonra lehinize oluşan havanın havasına girip sakın rahatlamayın! Çünkü pek çok aday hayalindeki pozisyonu son dakika hataları yüzünden kaçırıyor…

iş görüşmesinde söylenmemesi gerekenler, iş görüşmesinde son aşama, iş görüşmesi teknikleri

İş görüşmesini parçalara ayıracak olsak belki de en önemli kısmı nihai kararın verileceği o son birkaç dakika olacaktır. Uzun uzun sorulara uzun uzun cevaplar verdikten sonra lehinize oluşan havanın havasına girip sakın rahatlamayın! Çünkü pek çok aday hayalindeki pozisyonu son dakika hataları yüzünden kaçırıyor…

İş görüşmelerinin sonunda rahatlayıp bu sözleri söylemeyin

Uzun birkaç görüşmenin ardından kendinizde rahatlama hakkını bulduğunuz an, henüz teklif almadan ağzınızdan boş bulunarak çıkan birkaç söz size işi kaybettirebilir… Aman bu zararsız görünen sözlere dikkat!

Fast Company’de geçtiğimiz günlerde yayınlanan yazısında John Rampton, kendine en güvenen, sonuna kadar görüşme sürecini en iyi şekilde götüren adayların bile görüşmelerde boş bulunabileceklerini ve ağızlarından gereksiz ya da yanlış anlaşılabilecek sözleri farkında olmadan kaçırabileceklerini yazmış. Belki işe alım sürecinin sonuna gelindiğinden, belki çok zorlu geçen görüşmelerin sonunda işe alımcıların ‘sen bizim tercihimizsin’ hissini verdiğinden, adaylar yorgunluk, rahatlık, oldu bu iş hissi içerisinde kolaylıkla boş bulunurlar. Henüz her şey sonuçlanmadan, sürece zarar verebilecek, bu adam da hemen rahatladı dedirtecek izlenimler vermeye gerek yoktur. Bitiş noktasına ulaşmadan söylenen bu sözlerden altısını Rampton, Fast Company için yazdığı yazısında şöyle sıralamış:

1. “Hayır”

Bir soruya sırf bir kelimeyle cevap vermek, hele de bu kelime “hayır” ise, bir şeyleri kesip attığınız izlenimini verebilir. Bazen bir soruya negatif cevap vermek tek dürüst cevap seçeneği olabilir ancak böyle durumlarda sadece hayır deyip durmak yerine, daha detaylı bir cevap vermeyi deneyin. Kapıları kapamadığınızı, hangi konu olursa olsun, pozitife çevirmek istediğinizi net bir şekilde gösterin.

Örneğin, işinizde belli bir yazılım sistemini kullanıp kullanmadığınız sorulabilir. Siz, eğer, sırf hayır diyerek o sistemi kullanmadığınızı söylerseniz; neden kullanmadığınızı, işini yaparken başka hangi sistemleri kullandığınızı, bu sistemi ise ancak belli durumlarda kullanma gereği duyduğunuzu dile getirebilirsiniz. Ayrıca, sistemle ilgili daha çok şey öğrenmeyi ve ilerde daha etkin bir şekilde kullanmayı istediğinizi ifade etmelisiniz. Bu sayede, yeni şeyler öğrenmeye istekli, ilerlemeye açık biri olduğunuzu gösterirsiniz.

2. “Hemen başlayabilirim!”

Ödenmemiş aidatlar birikince ve aylardır yeni işe girmeye can atarken, görüştüğünüz potansiyel işvereninize, şirkette ne görev olursa yapacağınızı veya hemen yarın başlayabileceğinizi söyleme isteği duyabilirsiniz. Bu isteğiniz, işle ve şirketle ilgili ne kadar istekli olduğunuzu, farklı rollerde bulunmaya hazır olduğunuzu ve her türlü esneklik sağlamaya açık olduğunuzu göstermekle beraber, bu gibi söylemlerin dezavantajı sizi sabırsız veya çaresiz göstermeleridir.

Görüşme süreçlerinin bazen sonsuza kadar süreceğini hissetmeniz normaldir, gerçekten kimi zaman ilk görüşmeye çağrılmanızdan işe alınmanız 4 ila 6 ay gibi çılgın bir zaman alabilir. Ancak bu süreci kısaltmanın yolu “hemen başlarım” demek değil, işvereninize daha ince baskılarda bulunarak istekli olduğunuzu göstermek olacaktır. Hiçbir zaman amacınız işvereninize ne iş olsa yaparım hissini verip, deneyim ve yetenek seviyenizin altında bir işe girmek olmamalıdır. Kendi kendinizi böyle bir duruma düşürdüğünüz zaman, maaş pazarlığı yaptığınızda şansınız sıfırlanacaktır. Kendinize verdiğiniz değeri, konuşma tarzınız, seçtiğiniz kelimeler ve duruşunuzlar hissettirin ki, müstakbel işvereniniz de size gerekli değeri versin.

3. “Benim için ne yapabilirsiniz?”

Birçok iş görüşmesinde bulunanlar bilirler ki, işin kendilerine ne getireceğine dair doğrudan soru sormak pek de akıllıca değildir. Ancak eğer işe alım sürecinde hızlı ve emin adımlarla ilerlediyseniz, kendinizi biraz daha agresif davranmaya eğilimli bulabilirsiniz, ne de olsa işveren, sizi bu pozisyon için biçilmiş kaftan olarak görmemiş midir? Çok da emin olmayın. Teklif seviyesine gelene kadar, söylediğiniz her söz, yaptığınız her hareket dikkatle incelenecektir.

Bu işten bana ne çıkar, ne kadar para kazanırım, yan haklarım ne olur gibi konular aday değil, işveren tarafından dile getirilmelidir. Konu açıldığında, pek tabii ki, işverenin sorularına cevap vermeniz gerekir, parasal beklentilerinizi açık bir şekilde dile getirmeli ve gerektiğinde pazarlık yapmalısınız. Ancak sırf, görüşmelerin sayısı ve süresi uzadı diye, sazı elinize alıp, maaş konusunu sizin açmanıza gerek yoktur. Ne kadar maaş alacağınız, tatil süreniz, bonuslarınız, esnek çalışma şartları, zaman zaman evden çalışma imkânı, hep görüşmenin veya görüşmelerin en sonunda konuşulması gereken konulardır. Kısacası, bu konulara gelene kadar hemen her şeyin konuşulmuş olması gerekir.  

Görüşmelerde, her zaman ve her zaman, amacınız işi en iyi şekilde yapabileceğinizi göstermek olmalıdır. Nasıl işleri daha etkili yapabilirsiniz, neden departman ve şirket için değerli olursunuz? İşe alım kararı veren kişinin cevaplamak istediği sorular bunlardır. Ne zamanki bu soruların cevabından emin olur, ondan sonra maaş gibi detaylara inilir. Siz işe odaklanın, gerisini işe alım görüşmesini yapan yöneticilere bırakın.

4. “İyi”

Ne zaman size “nasılsınız” diye sorulsa, tek kelimeyle “iyi” diye cevap vermeyin. Well Said! Presentations and Conversations That Get Results kitabının yazarı Darlene Price’ya göre, duygularınızı tarif etmeniz istendiğinde sadece tek kelimelik “iyi” cevabı yetersiz, muğlak, belirsiz bir tanım olarak algılanacaktır. Hatta kimilerine göre basmakalıp veya samimiyetsiz bile görülebilir. Daha detaylı cevaplar vermekten çekinmeyin, cevaplarınızda kendi kişiliğinizi ve duygu durumunuzu yansıtın.

Görüşmelerin ve görüştüğünüz kişilerin sayısı arttıkça, sabırsızlaşmanız, kişisel konuşmaları kısa kesip, işe odaklanmak istemeniz ve de bir aşamayı daha geçmek istemeniz çok normaldir. Ancak her yeni görüşmede tanıştığınız kişiye benzer bir heyecan ve özenle yaklaşmanız görüşmenin başarısı açısından çok önemlidir. Heyecan ve endişeyi bir kenara bırakmaya çalışın ve her aşamada tanıştığınız yeni insanlara şans verin. Masanın etrafında oturan herkesin, işe alınmanıza katkısı veya zararı olabilir, unutmayın.

5. “Biz”

Birinci çoğul şahıs birçok sebepten görüşmelerde yaptığınız işleri anlatırken tercih sebebidir. Doğruluk payı büyüktür, tüm yaratıcı fikirler sizden gelmiş olamaz, olsa bile uygulamada mutlaka takımınızdan destek almışsınızdır. Biz diyerek mütevazı ancak etkileyici bir hikâye içinde başarılarınızı anlatmanız takdir görecektir. Ancak, yaptığınız tüm görevleri anlatırken, biz derseniz, karşınızdakiler işin ne kadarını sizin, ne kadarını meslektaşınızın yaptığını sorgulamaya başlayabilir. Herhangi kuşku uyandıracak bir anlatımda bulunmayın. Takım çalışmasını dahi anlatırken, takımın neler başardığını ve bireysel olarak sizin ne gibi katkılarda bulunduğunuzu net bir şekilde birbirinden ayırın.

6. “Hemen her şeyi sordum, başka sorum yok”

Özellikle bitmek bilmeyen uzun görüşme süreçlerinin sonunda, gerçekten işverenle veya iş fırsatıyla ilgili soracak sorunuz kalmamış olabilir. Durum böyle de olsa, benim bu noktada sorum yok demeyin, daha önce başkalarına sorduğunuz soruları çevirip yeni insanlara sorun. “Geçen görüşmemizde Ahmet Bey’e bu soruyu sormuştum ancak kendisi IK departmanından sizin, üretim departmanının şefi olarak bu konudaki görüşlerinizi çok merak ediyorum… “ gibi bir değiştirmeyle aynı soruyu görüştüğünüz farklı kişilere sorabilirsiniz. 

Diğer yandan da, araştırmanızı yaptığınızı göstereceğiniz, takip sorularını sormayı ihmal etmeyin. Dikkatle dinlediğinizi ve kritik düşünebildiğinizi göstereceğiniz fırsatlar yaratın. Eğer aynı soruyu birçok insana sormanın sıkıntısını çekiyorsanız, boşa sıkılmayın, bu, farklı pozisyon ve departmanlardaki kişilerin görüşlerine değer verdiğinizi gösterecektir.

Kaynak: www.dunya.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Anlatacak çok hikâyemiz var!

romanlar, modern romanlar, Manşet, homeros, hikayeler, destanlar

İnsanların düşüncelerini şekillendirdiği ve tarihi etkilediği düşünülen eserler www.bbc.com tarafından derlendi. İşte binlerce yıl öncesine dayanan destanlardan modern romanlara kadar kuşakların düşünce tarzını etkileyen muhteşem eserler… 

Dünyayı şekillendiren hikâyeler

Binlerce yıl öncesine dayanan destanlardan modern romanlara kadar dünyanın değişmesine vesile olan ve kuşakların düşünce tarzını etkileyen eserler…

Büyük İskender genç yaştan itibaren Makedonya’nın kralı olmak üzere yetiştirilmişti. Yunanistan’ın kuzeyindeki bu küçük krallık başta Pers İmparatorluğu olmak üzere, komşularıyla sürekli savaş halindeydi. Bu nedenle savaşta ordusuna önderlik etmeyi erkenden öğrenmesi gerekiyordu.

Babası öldürüldüğünde İskender tahta geçti. Krallığın güvenliğini sağlamanın yanı sıra Pers İmparatorluğu’nu yenilgiye uğrattı, Mısır’dan Hindistan’a kadar yayılan toprakları ele geçirdi.

İskender’in elinde başka bir silahı daha vardı: Homeros’un İlyada’sı. Öğretmeni Aristoteles’in yardımıyla bu destanı ayrıntılı bir şekilde incelemişti. Seferlerine başladığında, hiçbir askeri önemi olmasa da destanda adı geçen Truva’da durmuş, oradaki sahneleri gözünde canlandırmıştı. Seferleri boyunca İlyada kitabıyla uyumuştu.

Homeros’un destanı, edebi öneminin yanı sıra, etkisi antik Yunanistan’ın kütüphanelerini ve kamp ateşlerinin çok ötesine geçen bir eser oldu. Bu eserde Yunan kültürünün düşünme ve yaşam biçimi resmediliyordu.

İlyada destanı ile İskender arasında karşılıklı bir etkileşim olmuştu. Bu destandan ilham alan İskender, Yunancanın geniş bir alanda konuşulan bir dil olmasını sağlayarak İlyada’yı dünya edebiyatının bir parçası haline getirmiş oldu. İskender’den sonraki hükümdarlar, İskenderiye ve Bergama’da kurdukları büyük kütüphanelerle Homer’in eserinin geleceğe aktarılmasını sağladı.

Hikayelerin öneminin ve etkisinin bir kitabın sayfalarının dışına taşmasına iyi bir örnektir bu. Yunan filozofu Eflatun (Plato)’ya göre, sanat insana sadece zevk vermemeli, aynı zamanda yasalara ve insan hayatına faydalı olmalı.

İlyada benzeri diğer eserlere Mezopotamya bölgesinden Gılgamış Destanı, Amerika’dan ise Mayaların Popol Vuh hikayesi gösterilebilir. Bu destanlar, nereden geliyoruz ve biz kimiz gibi sorular açısından tüm kültürlere referans oldu.

Çin edebiyatı ise Şarkılar Kitabı adıyla bilinen şiirlere dayanıyordu. Şiir yazmak ve okumak sadece şairlerin işi değildi. İmparatorluk idaresinde önemli bir mevkiye gelmek için sınava tabi tutulan insanlara şiir alanından ayrıntılı sorular soruluyordu.

Şarkılar Kitabı, şiiri Doğu Asya’da en önemli edebiyat tarzı haline getirdi. Dünya edebiyatının ilk önemli romanları şiirin etkisi altındaydı. 11. yüzyılın başlarında yazar Murasaki Şikibu Japon edebiyatının başyapıtlarından biri olacak olan ve dünyanın ilk romanı kabul edilen Genji’nin Hikayesi’ni yazmadan önce Çince öğrenmiş ve 1000 sayfayı aşkın kitabında 800 şiire yer vermişti.

Dünyada okur-yazar insan sayısının artması, kağıt ve matbaa gibi yeni buluşlar, yazılı hikayenin etkisinin artmasına neden oldu.

Araplar Çinlilerden kağıt yapımını öğrenmiş, daha önce sözlü olarak aktarılan hikayeler yazılı hale getirilerek Bin Bir Gece Masalları gibi eserler ortaya çıkmıştı.

Eski destansı hikayeler ve şiirlerden daha çeşitli olan bu masallar hem eğitim hem de eğlence işlevi görüyordu. Bin Bir Gece Masalları’nda, anlatıcı Şehrazat’ın, her kadınla bir gece yattıktan sonra kafasını uçuran Pers şahlar şahı Şehriyar’ı bu masallarla erdemli ve iyi kalpli bir insan haline getirmesinin hikayesi anlatılıyordu.

Şiir, masal ve destanlar daha sonraki edebiyat tarihine de damgasını vurdu. 13. yüzyıl İtalyan şairi Dante Alighieri, İlahi Komedya adlı eserinde Hristiyan inanca göre Cehennem, Araf ve Cenneti tarif ederken epik şiir formunu kullandı.

Üstelik Latince değil, Toskana bölgesinde konuşulan bir lehçede yazmıştı eseri. Böylece bugün İtalyanca olarak bildiğimiz dil yaygınlaştı. Edebiyatın dil üzerindeki etkisine iyi bir örnektir bu.

Bu alandaki en büyük değişim, Johannes Gutenberg’in Çin’deki teknikleri geliştirerek kuzey Avrupa’da matbaayı kurması sonucu oldu. Bu sayede kitaplar kitlelere ulaştı. Edebiyat açısından bu döneme roman damga vurdu ve kadınlar yeni bir okuyucu kitlesi olarak ortaya çıktı, modern toplumun sorunlarıyla ilgilenmeye başladı.

Mary Shelley’nin Frankenstein’ı ile bilim-kurguya adım atılarak bilimin ütopik vaatleri ile yıkıcı potansiyeli arasındaki çelişkilere yer verilmeye başlandı. George Orwell’in 1984’ü ile Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü adlı eserleri bu geleneği sürdüren modern örneklerdir.

Roman ayrıca yeni bağımsızlığını kazanan ülkeler açısından da bu mücadelelerinde etkili oldu. 1960’ların Latin Amerika’sında Gabriel Garcia Marquez Yüzyıllık Yalnızlık ile kıtasının birkaç kuşağına hitap ediyordu. Siyasi bağımsızlık kültürel bağımsızlığı gerektiriyordu ve romanlar bunun için iyi bir araçtı.

Geniş kitlelerin okur-yazar olması bu ve diğer yazarların işine yarasa da, matbaa edebiyatın kontrol ve sansürünü de kolaylaştırdı. Totaliter rejime sahip ülkelerde sansürden kaçınmak için yeraltı matbaaları geliştirildi.

Bugün yazı teknolojisinde yeni bir devrim döneminden geçiyoruz. İnternet okuma ve yazma biçimimizi, edebiyatın yayılmasını ve kimlerin buna erişimi olacağını belirliyor. Yazı dünyasının yeniden büyük bir dönüşüm geçireceği bir dönemin başındayız.

Kaynak:  www.bbc.com
Yazar:  Martin Puchner 

Okumaya devam et

MAKALE

Kitap önerisi: Stresli bir dünyada mutlu çocuk yetiştirmek

Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek / Ahmet Yıldız / ALFA Yayınları

Güçlü Hafıza kitabı ile tanınan Ahmet Yıldız‘ın yeni kitabı günümüz çocuklarının mutluluğu üzerine odaklanıyor. Mutlu olmaya olan ihtiyacın arttığı günümüzde mutluluğa bilimsel çerçeveden bakan yazar kitabın son bölümünde 52 etkinlik önerisi sunuyor.

KİTABIN ARKA KAPAK YAZISI

mutluluk, mutlu çocuk, Manşet, kitap, ahmet yıldız
Kitap içerisinde yer alan 52 Hafta 52 Etkinlik bölümü ile ebeveynler çocuklarıyla mutluluğu güçlendirici aktiviteler yapabilecektir.

Sorular çocuklardan önce doğar, onlardan daha hızlı büyürler.

Doğmadan önce:
“Bu dünyaya çocuk getirilir mi?”

Doğduktan sonra,
“ İyi bir anne/baba olabilecek miyim?”

Büyüyünce:
“Ben nerede yanlış yaptım?”

Anne babalık istifa edilemeyen bir görev; iyi yapmak yetmiyor, her gün daha iyi yapmak gerekiyor! Neyse ki, çocuğunuz dünyadaki ilk çocuk değil ve son çocuk da olmayacak. Bilim dünyası hızla kritik sorunlara uygulanabilir çözümler üretiyor.

Mutlu bir çocukluk herkesin hakkı ve isteği. Büyük soru şu? Peki, ama nasıl?

Türkiye çapında etkinlik uygulamalarıyla tanınan Ahmet Yıldız bu kitabında iki büyük sorunun peşinde:

“Çocuğuma mutlu bir çocukluk yaşatabilecek miyim?”
“Çocuğuma mutlu, başarılı ve güvenli bir gelecek inşa edebilecek miyim?”

Mutlu çocuklar üzerine odaklanmak çok önemli, çünkü çocuklar hızla mutsuzlaşıyor. Araştırmalara göre, çocukların üçte biri mutsuz.

İradeleri, istekleri ve dikkatleri görülmedik derecede kırılgan, zayıf ve dağınık.

Güzel haber şu ki, mutlu çocuk olmak öğrenilebiliyor.

Kitabı nasıl inceleyip temin edebilirim?

mutluluk, mutlu çocuk, Manşet, kitap, ahmet yıldız
Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek Ahmet Yıldız

Kitap Türkiye’deki tüm orta ve büyük ölçekli kitapçılara dağıtılmaktadır. D&R gibi büyük zincir mağazalarda daima bulabilirsiniz. Küçük kitapçılarda ise az sayıda stok tutulduğundan dolayı bazı kitaplar bulunamayabilmektedir. Bu tür durumlarda okurun yapması gereken iki yol vardır;
1. Size en yakın kitapçıya giderek kitabı sorabilirsiniz. Eğer kitap sorduğunuz kitapçıda yoksa hafif fırça atarak :)) getirmesini isteyip sipariş verebilirsiniz. Bu durumda kitapçı 1-2 gün içerisinde kitabınızı size ulaştıracaktır.
2. İnternet üzerinden kitap satan yerlerden kitabı (üstelik %20 – %30 daha ucuza) alabilirsiniz.

İşte bazı internet kitapçıları:

Okumaya devam et

MAKALE

Mükemmel strateji: Kullanışlı, sade ve zamana dayanıklı olmalıdır

strateji, Manşet, küçük siyah elbise, coco chanel

Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.”  Temel Aksoy, Coco Chanel’in “küçük siyah elbise’’ tasarımından ilham alınarak nasıl strateji oluşturulması gerektiğini paylaşıyor. Şirketlerin tasarladıkları stratejilerin kullanışlı, yalın ve zamana dayanıklı olması gerektiğini anlatıyor.

Strateji Küçük Siyah Elbise Gibi Olmalıdır

Coco Chanel, 1926 yılında Paris’te ev temizliği yapan kadınların giysilerinden esinlenerek siyah bir elbise tasarladı.  Bu “küçük siyah elbise” 20.Yüzyılın moda ikonu oldu.

Chanel’in kullandığı jarse kumaş ne penye gibi yumuşak ve vücudu sarıp giyen kadını ucuz gösteren ne o dönemde yaygın olarak kullanılan sert kumaşlar gibi kaskatıydı. Kadınlar yüksek topuklu ayakkabı ve inci kolyelerle “küçük siyah elbiseyi” davetlerde giydikleri gibi düz ayakkabılar ve bir eşarpla gündüz de giyebiliyorlardı. Siyah rengin ve jarse kumaşın modası geçmiyor, kadınlar bir kere satın aldıktan sonra elbiseyi uzun yıllar kullanıyorlardı. 

Virginia Üniversitesi Darden School profesörü Jeanne Liedtka, strateji yapanların Coco Chanel’in bu ikonik elbise tasarımından ilham almaları gerektiğini söyler.  

Strateji insanlar ve şirketlerin hedeflerine ulaşmak için seçtikleri yöntemdir. Her yöntem gibi strateji de kullanışlı olduğu ölçüde değerlidir. “Küçük siyah elbisenin” bir gece davetinde abiye, bir akşamüstü gezmesinde kadını rahat ettirmesi gibi şirketlerin sahiplendikleri stratejiler de değişen koşullarda amaca hizmet edebilmelidir. 

Ayrıca stratejinin sade ve yalın olması gerekir. Bugün çoğu şirketin web sitelerine ve toplantı odalarının duvarlarına yazdığı stratejileri anlamak mümkün değildir. Hatta bunları tasarlayıp yazanlar bile ne demek istediklerini günlük dilde anlatamazlar. Çünkü kullandıkları stratejiler çok karışık, çok karmaşık, çok dolaylıdır. Oysa mükemmel olan her strateji sade ve yalındır. Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.” Coco Chanel’in “küçük siyah elbisesinden” çıkartılacak hiçbir parça hiçbir ayrıntı hiçbir dantel yoktur. Zarafeti saf, sade ve yalın olmasından gelir.    

Son olarak stratejinin zamana dayanıklı olması gerekir. Strateji değiştirilmez diye bir kural yoktur elbette ama iyi strateji zamana dayanıklı olandır. Eğer bir şirketin benimsediği strateji moda olan bir akımdan etkilenirse kısa zamanda demode olur. Amazon’un kurucusu Jeff Bezos “Başarılı ve sürdürülebilir bir iş kurmak istiyorsanız kendinize sormanız gereken soru gelecek yıllarda nelerin değişeceği değil, nelerin değişmeyeceği sorusudur. Değişmeyecek olanları tespit edin ve bütün enerjinizi ve çabanızı bunlara yoğunlaştırın.” der. Coco Chanel’in “küçük siyah elbisesi” zamana dayanıklı olduğu için ikonik bir tasarım olmuştur.

Coco Chanel’in 1926’da tasarladığı “küçük siyah elbise” bugün hala kadınların girdikleri farklı ortamda insanları etkilemek, kendi kimliklerini yansıtmak ama aynı zamanda rahat etmek için kullandıkları; kolay yıpranmayan, modası hiç geçmeyen bir elbise. Üstelik çok zarif.

Şirketlerin tasarladıkları stratejilerin de “küçük siyah elbise” gibi kullanışlı, yalın ve zamana dayanıklı olması gerekir.

Kaynak: www.temelaksoy.com
Yazar: Temel Aksoy

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND