Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İş dünyasının üç “diva”sının başarı sırları…

Sırma Umur Procter&Gamble‘a, Canan Ediboğlu Shell Türkiye’ye ve Funda Mumcuoğlu da kendini modaya adamış üç isim. Ortak özellikleri, sektörlerinde sıkı birer iş kadını olmaları. Karşınızda perakende, akaryakıt vemoda sektörünün leydilerinden kariyer sırları…

Kaynak : Elele / Nurgül Mumcuoğlu

Funda Mumcuoğlu

“Müşterilerim Marc Jacobs, Donna Karan, Catherine Malandrino”

New York’ta moda sektöründe tanıtım tasarımcılığı yapan Funda Mumcuoğlu heyecan verici bir işe sahip olmanın tadını çıkarıyor. Marc Jacobs, Donna Karan, Catherine Malandrino gibi ünlü markalar için özel etkinlik ve tanıtım projeleri
gerçekleştirirken, bir etkinliğin marka stratejisinden, grafik tasarımlarına, tema ve konsept geliştirmekten, servis elemanlarının kıyafetlerine kadar konseptler hazırlıyor.

Tanıtım tasarımcılığı nedir?

Fiyat ve ürün kalitesi bakımından rekabet etmenin çok güç olduğu lüks ürünler sektöründe farklılık yaratmak büyük bir ihtiyaç. Tıpkı kendilerini rakiplerinden ayrıştırmak için ürün tasarımını öne almaları gibi, marka değerini hedef kitleye etkili bir şekilde ulaştırmak isteyen şirketler, marka tanıtımında da tasarımı ön plana çekmeyi hedefliyorlar. Bu anlayışla orjinal adıyla event marketing designer yani ‘tanıtım tasarımcıları” ortaya çıktı. Son zamanlarda Amerika’da yeni akım olarak kabul edilen bu meslek, Avrupa kapitallerinde de hızla gelişiyor.

Nasıl gelişti bu meslek?

Rekabetin artmasıyla farklılaşma ve tasarım olguları etki gücünü arttırırken, şirketler sektörde öncü olmak için standart dışı, çarpıcı ve etkili fikirlerle marka iletişiminde farlılık yaratmaya önem vermeye başladılar. Bu doğrultuda katma değer sağlayacak, hedef kitlelerini kategorize ederek niş pazarlama yapabilecek proje ve etkinliklere konstanstre olmaya başladılar.

Peki, bir tanıtım tasarımcısı ne yapar, nasıl çalışır?

Kendi adıma kurduğum şirket ve ekibimle beraber, öncelikle firmanın sektörüne yönelik pazar araştırmalarını değerlendiriyoruz. Çalıştığımız markanın misyon ve vizyonu ışığında bir konsept geliştirip, marka iletişimine yönelik tanıtım tasarlıyoruz ve strateji belirliyoruz.

Çalışmalarımızdaki en can alıcı nokta kime neyi satıyor olduğumuzu iyi bilmek, günün trend ve ihtiyaçlarını bu doğrultuda projeye entegre etmek ve hepsinden daha önemlisi yenilikçi bir anlayışla şaşırtmak ve kitlesel heyecan yaratabilmek.

Müşterileriniz kimler? Çalıştığınız projelerden bir örnek verebilir misiniz?

Müşterilerim genellikle lüks sektöründen. Aralarından en bilinenleri Marc Jacobs, Donna Karan, Catherine Malandrino, Leigh Bantivoglio. Projelerimiz genelde müşterinin amacına ve markasının ihtiyacına uygun olması açısından çok çeşitli. Sözgelimi bir parfüm markasının özel tanıtımı, bir giyim markasının özel müşterilerine hazırladığı alışveriş ve gezi programı ya da aynı sektörde marka kirliğinden boğulan ürünlerin rakiplerinden farklılaşması gibi çeşitli çalışmalarımız oluyor. Tüm bunları çalıştığımız firmanın ajans ve medya şirketleri ile birlikte gerçekleştirerek tanıtım kampanyasını pekiştiriyoruz.

Siz bu işe nasıl başladınız?

Medya eğitimi almak üzere Amerika’ya geldiğim günden bu yana karşıma çıkan her fırsatı değerlendirmek için çok çaba harcadım. Çok staj yaptım, çok müşterisi olan firmalarla çalıştım. Profesyonel geçmişimdeki reklam, pazarlama ve marka danışmanlığı alanlarındaki iş deneyimlerim de çok etkili oldu. Konsept geliştirme, yönetim, strateji belirleme ve uygulama, pazarlama deneyimlerimin yanı sıra müşterilerle bire bir çalışma fırsatı bulduğumdan alt yapı hazırlanmış oldu. Tanıtım tasarımcılığı da tüm bu birikimlerin sinerjisinden oluşuyor.

BAŞARI SIRLARI

Araştırmacı, yeniliklere açık, aktif hayatı ve sıra dışı yaşamayı seven kişiliklere çok uygun bir iş dalı. Kariyer gelişimi için ise, çok yeni bir meslek olduğu için sistemleşmiş gelişim yolu yok henüz, ancak halkla ilişkiler, medya veya marka danışmanlığı eğitimi alan kişilerin tanıtım tasarımcılığına geçişi daha kolay olabilir.

Canan Ediboğlu

“Kendimi dar bir alana hapsetmedim”

Shell Türkiye Genel Müdürü Canan Ediboğlu, akaryakıt gibi erkek egemen bir sektörde ilk kadın Genel Müdür olarak dikkati çekti. Göreve geldiğinden beri önemli başarılara imza atarak hep gündemde kalan Ediboğlu, bugün Türk iş dünyasının en güçlü kadınları arasında en üst sıralarda yer alıyor.

Bir kadın yönetici şirkete erkeklerden farklı ne katabilir?

Kadın ve erkek arasında iş dünyasında bir fark yok. Ancak kadın yöneticilerin insanlar arası ilişkilere daha esnek, çatışmadan çok uzlaşmaya yatkın bir boyut getirebileceğini düşünüyorum.

Akaryakıt gibi özellikle erkek egemen bir
sektörde kadın patron olmanın zorluklarını yaşadınız mı?

Gerçekten de hem Shell Türkiye’nin, hem de Türk petrol sektöründe de ilk kadın genel müdür olmak gibi ilginç bir deneyim yaşadım ve yaşamaya devam ediyorum. Basından da, sektörden de, sürekli ilişki içinde olduğum kamu yöneticilerinden de büyük destek ve beni çok motive eden bir ilgi gördüm. Toplumumuz, kadını yönetim pozisyonlarında görmek istiyor. Söylediğiniz bir bakıma doğru. Akaryakıt sektörü maskülen bir sektör olagelmiş.

Kabul görmek için bir erkekten daha çok çaba sarf etmeniz gerektiğini hissetmediniz mi?

Bu konuda Shell ailesinin bir üyesi olarak kendimi çok şanslı görüyorum. Dünyanın her köşesinde Shell şirketleri kadına karşı ayrımcılık konusunda en uzlaşmaz tavrı alan şirketlerden biridir ve bu konuya büyük önem verir. Ben Shell’in modern ortamında kariyer yapmak gibi bir ayrıcalığa sahip oldum. Bu yüzden cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadele etmekle zaman kaybetmedim, profesyonel olarak kendimi geliştirmeye ve sürekli öğrenmeye odaklandım.
AB ile birlikte iş dünyasında neler değişecek?
AB, ülkemizin sosyal konulardaki çıtasını yükseltecek, uluslararası normların hayata geçirilmesini sağlayacaktır. Bu, kadınların çalışma ve toplumsal yaşama katılımı için de geçerli.

Aile yaşamınız, yoğun iş temponuzdan etkileniyor mu?

Tabii ilk başta ailem geliyor. Bunun yanı sıra sosyal yaşamım da benim için önemli; çünkü kendimi dar bir alana hapsetmekten hep kaçınmışımdır. Spor aktivitelerine, özellikle de tenise hayatımda her zaman yer var.

BAŞARI SIRLARI

Kendini sürekli geliştirmek, sorumluluk ve inisiyatif almak, iyi bir takım oyuncusu olmak, takım çalışması ve liderlik becerilerini sürekli geliştirmek başarı sırlarımın başında geliyor. Ancak kadınların üstlendikleri ailevi sorumluluklar, kimi zaman onların kendi zihinlerindeki koşullandırmalar ya da önyargılar, gelişmeleri önünde önemli bir engel oluşturabiliyor. Bu yüzden kadınların kendilerine güvenmelerini, özgüvenlerini sürekli geliştirmelerini, çalışma hayatında kadın kimliklerinin ön plana çıkartılmasını reddetmelerini öneririm. Kadınlar, tüm yönetim kadrolarından, kadın ya da erkek olarak değerlendirilmelerini değil, başarı açısından değerlendirilmelerini yüksek sesle dile getirmeliler.

Sırma Umur

“Patron ve eleman idare etmesi önemli”

168 yıllık 300 markalı bir dünya devi, dünyanın en büyük şirketlerinden biri olan Procter&Gamble’ın ilk kadın genel müdürü o.

Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi’nde okumuşsunuz. Başarılı bir öğrenci miydiniz?

Okul bizi çok değişik yönlerde geliştirdi. Kendime güvenmeyi, çekinmeden konuşmayı, kendimi doğru ifade edebilmeyi, fikirlerimi savunmayı orada öğrendim. Notlarım iyi değildi. Ama kendimi kötü bir öğrenci gibi hissetmedim hiç. Değişik kulüp üyelikleri, voleybol takımı, edebiyattan zevk alma ve hala çok sıkı devam eden arkadaşlıklar arasında mükemmel bir 7 sene geçirdim lisede. Bu gün başarılı bir iş kadını olarak addediliyorsam lise hayatımın bunda rolü çok büyük.

P&G’yi seçmenizin sebebi neydi?

Benim için Procter&Gamble pazarlama kitaplarında örnek verilen başarılı bir şirketti. Pazarlama, reklam alanında çalışmak istiyordum. Orada çalışan bir arkadaşımın sayesinde başvurdum. Beni iyi tanıyan arkadaşlarımın olması ne iyi. Daha görüşmeye gittiğim günden şirketi sevdim. O zaman öyle şık ofisleri filan da yoktu. Ama çalışanlar sıcakkanlıydılar, herkes çok dostça davranıyordu, bana sorulan sorular çok akıllıcaydı. O sıralarda Procter Türkiye’de çok yeniydi. Rejoice piyasaya yeni sürülmüştü, reklamları yeni yeni başlamıştı ve stratejilerine hayran kalmıştım. Anlayacağınız her şey güven uyandırıyordu. İlk tanışmada sevdim yani, sonra da yıllar geçtikçe daha çok bağlandım.

P&G Türkiye’de neler öğrendiniz?

Çok şey. İş dünyasını, pazarlamanın ne olduğunu, iş ilişkilerini, patron ve eleman idare etmesini öğrendim. İş dünyasının dedikleri gibi acımasız olmak zorunda olmadığını gördüm. Procter için okul gibi diyorlar Amerika’da; doğru hakikaten. Şirket, Türkiye’de yeni olduğu için müdürler hep yabancıydı o zaman. Bir grup yabancı yöneticinin dilini bile bilmedikleri bir ülkede rekabet etmelerini ve başarılı olmalarını takip ettim. Benim için en önemlisi bu oldu herhalde. Bu sayede ben de daha sonra dilini bile bilmediğim ülkelerde başarılı olabildim. Aynı zamanda eleman yetiştirmesini öğrendim. Bu P&G’nin en önem verdiği konulardan biri. Bu sayede 15 senede hiç Türk olmayan bir şirketin şimdi bütün kademelerini Türkler oluşturuyor, yurt dışına yönetici gönderebiliyor ve başarılı oluyor.

Amerika’ya gelinceye kadar hangi görevlerde bulundunuz P&G’de?

Belçika’da, çok kısa bir süre Almanya’da ve İsviçre’de çalıştım. Bu görevlerin hepsi Batı Avrupa pazarlarını içeriyordu. Belçika’dayken ev temizlik ürünleri, Almanya ve İsviçre’deyken kadın bakım ürünleri pazarlama direktörlüğü yaptım.

Kendinizi 168 yıllık, 300 markalı bir dünya devinin tepelerinde gibi hissediyor musunuz?

Genellikle hayır. Hala annemin küçük kızıyım ben. Ama bazen sorumluluk duygusunu yüklü bir şekilde hissediyorum. Özellikle de önemli bir karar almam gerekirken.

Hangi özelliklerinizle P&G Kişisel Temizlik ve Bakım Ürünleri ABD ve Kanada Genel Müdürü oldunuz sizce?

Öncelikle bir önceki görevlerimdeki sonuçlar tabii. Onlar iyi olmasa mümkün olmazdı. Birlikte çalıştığım ekip açısından her zaman çok şanslı oldum, birbirine güvenen, akıllı, atak insanlardan oluşan ekiplerim oldu hep. Böylece iyi sonuçlar elde ettik. En önemli özelliğimin fırsatları yakalayabilmek olduğunu düşünüyorum. Fırsatları ya da iyi fikirleri kendim yaratmasam bile gördüğüm zaman yakalayabiliyorum.

Bir gününüz nasıl geçiyor?

Toplantılarla geçiyor genellikle. Reklam ajanslarıyla, toptancılarla, üretimle ilgili, bazen de yeni ürün geliştirme projeleri… Her sabah, günlük ajandama ve kimlerin ne konuda görüşmek istediğine bakıp, hangi konuda zaman harcayıp hangisinde harcamayacağıma karar veririm. Buna karar verince günün geri kalan kısmı ne yaptığımı fark etmeden geçip gider. Akşamları arkadaşlarla yemeğe gitmeyi filan isterim, ama yorgunluktan eve gelip kendimi elimde bir dergi kitapla televizyon önünde bulurum.

Kadın yönetici olmakla erkek yönetici olmak arasında fark var mı sizce?

Benim gözlemlediğim en büyük fark şu; büyük çoğunlukta erkekler için iş, hayatın merkezi. Çoğu erkek için iş hayatında başarı en önemli şey. İş, zor bir karar almaya geldiğinde kadınlar çok daha sağduyu sahibi oluyorlar, erkekler çok daha duygusal, çünkü kadınların daha dengeli bir bakış açıları oluyor. Yine aynı sebepten erkekler daha fazla sadece sonuç alma düşüncesiyle hareket ediyorlar. Kadınlar için ise bazen işlerin ‘nasıl’ yapıldığı sonuçlar kadar önemli oluyor.

Bundan sonra ne yapmak istiyorsunuz?

Geçtiğimiz 10 sene içinde bayağı değişik yer ve çalışma çevresi gördüm. Bundan sonra en sevdiğim yerlerde çalışmayı istiyorum. Dolayısıyla Amerika’da 2- 3 sene çalıştıktan sonra, Türkiye’ye ya da Avrupa’ya dönmek istiyorum.

BAŞARI SIRLARI

Mümkün olduğu kadar hiyerarşiden uzak olmaya çalışıyorum. Zaten, P&G de genel olarak seviyeler daraltıcı şekilde değil. Bay, bayan, Mr. ya da Mrs. yok. Herkes birbirine ilk adıyla hitap ediyor. Buraya geldiğimde ilk yaptığım iş, ofisimin duvarlarını kaldırtmak oldu. Açıkta orta yerde büyük bir masam var, böylece kalın duvar ve kapıların arkasında değilim. Mümkün olduğu kadar gelip geçenle konuşuyorum, böylece “patron” imajı da azalıyor tabii. Mümkün olduğu kadar herkesin benimle rahat olmasına çalışıyorum. Böylece her şeye daha yakın oluyorum, haberler iyisiyle kötüsüyle bana ulaşıyor. Kimse sır saklamaya çalışmıyor. Ya da ben öyle olduğunu düşünüyorum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND