Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İş değiştirme sıklığı nasıl olmalı?

En önemli kariyer denklerimden biri de iş değiştirme sıklığı. İş değiştirme sıklığı nasıl olmalı? İş değiştirmenin artıları ve eksileri nelerdir? İş değiştirme kararı nasıl alınmalıdır? İşte iş değiştirmenin anatomisi…

En önemli kariyer denklerimden biri de iş değiştirme sıklığı. İş değiştirme sıklığı nasıl olmalı? İş değiştirmenin artıları ve eksileri nelerdir? İş değiştirme kararı nasıl alınmalıdır? İşte iş değiştirmenin anatomisi…

Çok iş değiştirmenin artıları eksileri

Yeni mezun olup iş aramaya başlayanların, büyüklerinden en çok duydukları tavsiyelerden biri ‘Çok iş değiştirme, düzgün bir yer bul, orada kal’ cümlesidir. Ancak, iş dünyasındaki etkinliği giderek artan Y kuşağı ile daha önceki jenerasyonların birbirlerine zıt oldukları konulardan biri de bu iş değiştirme meselesi. Araştırmalar, gençlerin, büyüklerinin aksine iş değiştirme fikrine daha sıcak baktığını gösteriyor.

Y kuşağının iş dünyasına henüz adım atmadığı yıllarda, sık iş değiştirmenin kariyer açısından çok da iyi olmadığı görüşü hâkimdi. Ancak, yeni jenerasyonun iş dünyasından beklentileri çok farklı. Özgür bir çalışma ortamı istiyorlar, kendilerine net bir hedef verilmesini istiyorlar, iş hayatı-özel hayat dengesine daha çok önem veriyorlar. Bu da, Y kuşağının iş değiştirme konusuna da farklı bakmasına sebep oluyor.

Pek çok faktör etkiliyor
Uzmanlar, ‘Bir iş yerinde ne kadar süreyle çalışmak doğrudur?’ sorusunun net bir cevabı olmadığı görüşündeler. My Executive Kurucu Ortağı Müge Yalçın, pek çok faktörün etkili olduğunu söylüyor. Bu, sektöre ve şirketin yapısına, çalışanın bakış açısına göre değişiyor. 

Yalçın, ideal süreyi, “Üstlenilen görevin tamamlanmasına ve o konuda gerekli beceri ve deneyimi kazanmaya yetecek süredir ve şirketin durumu ya da ihtiyaçlarına göre farklı olabilir” diye tanımlıyor. Buna göre, ortalama 3-4 yıldan daha az görev yapan bir CEO veya yöneticinin şirketi tanıyıp, faaliyetlerden tam olarak sonuç alabilmesi zor. Kariyerinin başlarında olanlar için de aynı durum söz konusu. 1-2 yılda tecrübe kazanmak, şirketi, sektörün dinamiklerini anlamak kolay değil.

Yalçın, çalışan istediğini bulamamışsa farklı alternatiflere de bakabilir, diyor. Ancak, bu noktada sık yapılan bir hatayı işaret ediyor. Memnun olunmayan iş yerinden kurtulmak için acele karar verilmesi, bir sonraki işte de tatminsizliğe yol açabiliyor. Bu sefer, iş arama süreci yeniden başlıyor.

Şirketler olumsuz bakıyor

Sık iş değiştirmenin çalışanlar açısından en büyük risklerinden biri, şirketler tarafından etiketlenmeleri. Çok sık iş değiştiren çalışanlara; eğitim verdikleri ve yatırım yaptıkları kişilerin işi bırakıp gitmesine sıcak bakılmıyor. En küçük bir zorlukta yahut ilk iyi teklifte şirketi bırakıp gitmesi olasılığı varsa, geçmişte bunu sık sık yapmışsa, o çalışana güven duyulmuyor. 

Buna karşılık, İnsparkus Koç Operasyonu Direktörü Özlem Sarıoğlu, çalışanların ‘çok iş değiştirirsem kötü algılanır’ düşüncesiyle, mutsuz oldukları, istemedikleri bir işte ısrar etmelerinin de yanlış olduğunu belirtiyor.

Yeni mezunların sırf iş deneyimi olsun diye her yere başvurması ve ‘Bir girer bakarım, olmadı çıkarım’ mantığı da doğru değil. Bu, kariyerlerinin ilk yıllarında mutlu olamamalarına ve hedef koymadan sık iş değiştirmelerine sebep oluyor. Yeni mezunların, birkaç ay çalışıp ayrılması, kurumları da zor durumda bırakıyor ve gençlere şüpheyle bakılıyor. Bu nedenle, henüz öğrenciyken staj yapmakta ve ‘ben neyi seviyor, neyi sevmiyorum’u düşünmekte fayda var.

Sarıoğlu’na göre sırf maaş arttırmak için sık iş değiştirmenin de riskleri var. Daha yüksek maaş veriyorlar diye farklı bir şirkete geçip burada başka sorunlar yaşanabilir. Bu, mutsuzluk ve yine işten ayrılma getirir. Böylece, maaşı yükselteceğim derken daha kötü bir duruma düşülebilir.

Özetle, iş değiştireceklerin bunu çok iyi analiz etmeleri, fırsatları değerlerlendirmeleri, ancak kendilerini zora düşürecek bir karardan da uzak durmaları gerekiyor.  

Uzun süre aynı şirkette kalmanın çalışanlar açısından en büyük dezavantajı ise rutine girme, iş hayatına dair körelme riski, geriye dönüp bakıldığında fırsatları kaçırma (eğer böyle bir fırsat geldiyse) düşüncesi.

Öte yandan, uzun süre şirkette kalmak çalışanları adeta yürüyen bir tarihçeye dönüştürüyor. O güne kadar şirkette yaşanan değişiklikleri en iyi onlar biliyor. Bir sorun çıktığında ‘O’na sor, o bilir’ denilerek ilk danışılan kişi oluyorlar. Şirketin sevilen abisi/ablası konumunda olmak bir çalışan için gurur verici oluyor.

Kurumları da etkiliyor

Çok sık iş değiştirmenin veya uzun süre aynı şirkette kalmanın, çalışanlara olduğu kadar kurumlara da farklı etkileri oluyor. Bir şirkette tepe yöneticilerin çok kısa süre bu görevi üstlenmesi hem şirketin operasyonlarına hem de iş piyasasındaki ismine zarar veriyor. Öte yandan, bir şirketi uzun süre aynı yöneticinin idare etmesi, üst ve orta yönetici pozisyonlarında değişiklik olmaması, aşağıdan gelenlerin kariyer hedefi kurmalarına engel oluyor. Bu da, şirketin gelecek vaat eden çalışanlarını kaptırmasına neden oluyor.

Müge Yalçın, şirketlerde pozisyonların yedeklenmesine dönük bir kariyer sistemi olması gerektiğini savunuyor. 

Özlem Sarıoğlu da artık şirketlerin bir kişiyi aynı pozisyonda yıllandırma mantığında çalışmadığını söylüyor. Çalışanlar isterse aynı şirket içindeki farklı bölümlere transfer olabiliyor, farklı bölümleri öğrenebiliyor.

Yöneticiden ayrılıyorlar

Kariyerlerinin başında veya ortalarında olanlar, iş değiştirme kararı alırken en çok şirket kültürü, takdir görme, terfi, eğitim ve gelişim imkânları ve tabii ücret artışına bakıyorlar. İşten ayrılma nedenleri arasında sıklıkla duyulan bir başka konu da bağlı olunan yönetici ile anlaşamamak. Yapılan araştırmalara göre çalışanların önemli bir kısmı aslında şirketten değil yöneticilerinden ayrılmak istiyorlar.
Çalışanların kariyerlerinde ilerleyemeyeceklerini düşünmeleri ise bir başka neden. Belli yönetici pozisyonlarında hiç değişiklik olmuyorsa, veya atamalar ve terfiler keyfi yapılıyorsa, aşağıdan gelen çalışanlara kariyer hedefi vermek de mümkün olmuyor. Bu durumda, çalışanlar da farklı şirketlere transfer oluyor.
Üst düzey yöneticilerin ve CEO’ların ayrılma nedenleri arasında ise şirketlerin ya da grupların strateji değiştirmesi, yeni faaliyet alanlarına girme kararı ya da büyüme/küçülme, yeni ortaklık kararları bulunuyor.

Ayrıca iş piyasasındaki hareketlilik, şirketlerin el değiştirmesi şirket birleşmeleri, satın almalar da yine CEO ve üst düzey yönetici değişikliğine yol açıyor.

İş Hukuku açısından ‘eskimek’ avantajlı

Türk İş Hukuku’nda kıdem tazminatı çalışanın aynı işverene ait bir veya değişik işyerinde çalıştığı süre dikkate alınarak hesaplanıyor. İhbar tazminatı ve yıllık izin ücreti açısından çalışanların yine aynı işverene ait  işyerlerinde geçirdikleri süre baz alınarak uygulanan kademeli bir düzenleme bulunuyor. İlhan & Duman Avukatlık Bürosu ortaklarından Av. Ercan Duman, bu nedenle sık sık iş değiştiren çalışanların kıdemlerinin tabiri caizse ‘sıfırlandığını’ ve uzun süre çalışanlar karşısında dezavantajlı duruma geldiğini belirtiyor. Örneğin, kanuna göre bir işyerinde 1-5 yıl arası kıdeme sahip olan çalışana 14 gün yıllık ücretli izin hakkı veriliyor. Sık sık iş değiştiren bir çalışan iş hayatında 5 yılın üzerinde bir tecrübesi bulunsa dahi yeni girdiği işyerinde 1 yıl çalışmak koşulu ile 14 gün yıllık ücretli izin kullanabiliyor. Aynı işyerinde 5 yıl ve daha fazla çalışan bir kişi ise 20 gün yıllık ücretli izne hak kazanıyor.

40 yılda 1 şirket

Çalışma ortamı ve şirket kültürü beni firmada tuttu.

Eşper G.: “Yabancı bir havayolu şirketinde 40 yıl çalıştıktan sonra emekliye ayrıldım. İşe operasyon memuru olarak 1975’te başladım. Yolcu servisinde bir müddet çalıştıktan sonra operasyon şefliği ve aynı zamanda eğitmenlik yaptım. 2000’den itibaren de nöbetçi müdürlük (duty manager) görevini yürüttüm. Çalışma ortamının düzgünlüğü, ücretlerin sektöre göre daha tatminkar olması ve de şirket  kültürü ile de uyum sağlamam benim bu kadar uzun süre aynı şirkette kalmama sebep oldu. Geçmişteki şirket bilgilerini, uygulamalarını bilmenin, değişikliklerin niçin ve neden yapıldığını bilmenin bana daha donanımlı çalışma imkanı sağladığına inandım hep.

Eğer çalıştığınız şirkette pozisyonlar kısıtlı ise yükselme şansınız daha az ve de geç olabilir. Bu da uzun süre çalışmanın dezavantajı.

Sık sık iş değiştirmek bana göre yaptığı işten memnun olmamak demek yani mutlu olabileceği bir iş/işyeri arayışı içinde olmak demektir. Yeni mezunlara tavsiyem global şirketlerde iş bulma yönünde çaba göstermeleri, olmuyorsa birden fazla değişik iş kolunda faaliyet gösteren şirketlerde iş bulup, belirli bir süre bir bölümde çalıştıktan sonra şirket içi farklı bölümlerde görev almaya çalışmalarıdır. Yönetici pozisyonu açıldığında aynı şirkette değişik bölümlerde görev yapmış kişilerin tercih edilme şanslarının daha fazla olacağına inanıyorum. 2-3 senede iş değiştirmenin yönetici olma şansını arttıracağına kesinlikle inanmıyorum. Unutmamak lazım maddiyat her zaman kişiye mutlu bir çalışma ortamı sağlamaz.”

37 yılda 13 şirket

Tek kurumla hayat çekilmez
İlker P.:  “Kariyerime 1978’de başladım. Şu anda 13. işimdeyim. Çok değişik sektörlerde çalıştım. Son 10 yıldır eğitim sektöründeyim. Bundan önceki işlerimden daha çok yönetimsel çelişkiler nedeniyle ayrıldım. Bir durumda ise yeniden yapılanma nedeniyle iş akdime son verildi.

İş değişiklikleri büyük olmayan finansal kazanç artışları sağladı. Ama benim iş değiştirme amacım neredeyse hiç bir zaman bu olmadı. İş değiştirmenin en değer verdiğim katkısı özellikle yabancı şirketlerin sağladığı dünyayı tanıma ve eğitim fırsatları oldu. Neredeyse hep, mali ve idari işlerden sorumlu olarak çalıştım. Şu anda sadece IK’dan sorumluyum. Tek bir alana odaklanma fırsatı hoşuma gitti. Sadece bir kez, üzerinden yıllar geçtikten sonra, keşke ayrılmasaydım dediğim bir şirket oldu. Hem çalışanlarına değer katan bir kurumdu hem de sonradan Türkiye’de çok büyüdü. 

Aynı kurumda uzun yıllar çalışmanın size terfi şansı getirdiğini ve bir nevi dahili danışman konumu sağladığını düşünüyorum. Ama ufkunuz o kurumla kısıtlı kalabiliyor. Ben her şeye rağmen tek kurumla bu hayat çekilmez diye düşünüyorum.

Yeni mezunlara sabırlı olmalarını ve uzun vadeli bir oyun planı ile hareket etmelerini öneririm. Her iki ekstrem de iyi fikir değil. Karşılarına ender bir fırsat çıktığında onu tanıma konusunda çevrelerindeki deneyimli kişilerden yardım almalılar.” 

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND