Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İş birliği yapmak zorunda mıyız?

Hayatta bazı durumlar kazanan ve kaybeden ikilemi üzerinden ilerler. Bazı olaylarda kazanan taraf yoktur, bazen de kaybeden. Peki herkesin kazanacağı ilişkiler kurmak kişinin elinde mi?

Hayatta bazı durumlar kazanan ve kaybeden ikilemi üzerinden ilerler. Bazı olaylarda kazanan taraf yoktur, bazen de kaybeden. Peki herkesin kazanacağı ilişkiler kurmak kişinin elinde mi?

İŞ BİRLİĞİ YAPMAK ŞART MI?

Spor karşılaşmalarında kazanan bir takım olması için mutlaka kaybedenin de olması gerekir. Şans oyunlarında da kazananlar ve kaybedenler var.

Bazı ilişkilerde ise her iki taraf da kaybediyor, savaşlarda olduğu gibi. Savaş o kadar şiddet dolu ki kazananın bile kayıpları neredeyse kaybeden kadar büyük oluyor.

Bir de hiç kaybedenin olmadığı ilişkiler var. Mutlu bir evlilik, iyi bir işte çalışmak, iyi dostlarla birlikte olmak, güven veren bir markanın ürünlerini kullanmak gibi. Bu ilişkilerde tüm taraflar kazançlıdır.

Peki herkesin kazanacağı ilişkiler kurmak bizim elimizde midir? İlişkinin kurallarını etkileme gücüne sahipsek iki tarafın da kazançlı çıkmasını sağlamak mümkündür. Alışverişin kurallarını koyan bir işadamı pekala her iki tarafın da mutlu olmasını sağlayabilir. Bir işveren sahibi olduğu iş yerini hem kendisi hem çalışanları için “çalışmaktan mutluluk duyulan” bir yere dönüştürebilir.

Her ne pahasına olursa olsun kazanma üzerine kurulu vahşi bir rekabet anlayışı her geçen gün daha fazla sorgulanıyor. İnsanların kendi kişisel çıkarları peşinde koşması ekonomik gelişme kadar büyük ekonomik krizleri de getiriyor beraberinde.

İnsanın kendi kişisel çıkarını gözetmesinde hiçbir yanlış yok elbette. Yanlış olan insanın kendi çıkarını düşünürken diğerini yok saymasıdır. Bugün nerede bir mutsuzluk, hangi ilişkide sorun varsa bir tarafın sadece kendini düşünmesindendir.

Bir tarafın sadece kendi çıkarının peşinde koştuğu bütün ilişkiler çatırdamaya ve sona ermeye mahkumdur. Sürdürülebilir olan karşısındakini anlamak ve iş birliğidir.

İş birliğine dayanan, her iki tarafında kendi çıkarının yanı sıra diğerinin çıkarını düşünen ilişkilerde, sistem kendi kendini besler ve herkes kazanır. Hangi bağlamda ele alırsak alalım, iş birliği ne kadar sağlamsa tarafların elde ettikleri kazanç da o kadar sürdürülebilir olur.

Sadece doğayla ilişkilerimizde değil toplumsal ilişkilerimizde de “sürdürülebilir” ortamlar yaratmanın yolu insanın kendi çıkarı kadar başkasının çıkarını da gözetmesinden geçiyor.

Ben iş birliği anlayışının bu zamanın ruhu olduğuna inanıyorum. İş birliği hayatımızda giderek daha büyük bir yer kaplıyor.

Bir doktor hakkında bilgi aldığımız internet forumları, bir fotoğraf makinasının kullanımıyla ilgili bilgi aldığımız kullanıcı grupları hiçbir çıkarı olmayan insanların emek ve zaman harcayarak sağladıkları bilgiler sayesinde yaşıyor. Bu insanlar sessiz bir şekilde iş birliğine giderek ürünleri geliştiriyor, şirketlerin kendilerine çekidüzen vermeleri için baskı oluşturuyorlar.

Wikipedia, Google, Amazon, Flickr, Youtube gibi iş modellerinin hepsinin temelinde katılımcıların iş birliği var. Yeni dünya düzeni bu iş birliği üzerine inşa ediliyor. Bizlerin gönüllü katılımıyla hayat bulan sosyal ağlar, bize bugüne kadar öğretilen ekonomi disiplininin temel varsayımlarıyla taban tabana zıt bir dünya yaratıyor. İnsanlar bu ağlarda hiçbir çıkar beklemeden zamanlarını, emeklerini, inandıkları bir amaç uğruna harcayabiliyorlar. Bu gelişmeler, “insanın akılcı olduğu, parasal bir karşılık olmadan hiç emek harcamayacağı” varsayımını dışlayan ekonomi öğretisine karşı yeni bir dünya düzeni oluşturuyor. (Sosyal Paylaşım Siteleri Gelip Geçici Bir Moda Mıdır?)

Yolsuzluktan çevre kirliliğine, trafik keşmekeşinden sağlık sorunlarına, aile içi şiddetten ekonomik krize kadar birçok sorunun çözümü insanın kendini karşısındakinin yerine koyabilmesi (empati) ve bu anlayışla işbirliğine gitmesine bağlıdır.

Bugün birçok şirket inovasyonu açık kaynaklardan beslenerek yapıyor. Eğer Procter & Gamble’ın ürettiği çocuk bezi, şampuan ya da deterjanlarla ilgili yenilikçi bir fikriniz varsa internet sitelerine girip önerinizi sunabilirsiniz. Eğer projeniz hayata geçerse P&G sizi bu projenin ortağı yapmayı vaat ediyor. Şirket önümüzdeki yıllarda hayata geçireceği inovasyonların en az yarısını “açık inovasyonla” yapmayı yani hiç tanımadığı insanlarla iş birliği yapmayı planlıyor. (P&G Connect and Develop Model)

Barry Libert ve Jon Spector “Biz benden akıllıyız.” diyerek şirketlerin kendi sınırlarını küresel yetenek havuzuna açmalarını tavsiye eder. Çünkü müşterilerin ve üçüncü kişilerin şirketle doğrudan etkileşime girecekleri kanalları açmak, yıllar sürecek AR&GE çalışmalarından çok daha kısa sürede ve daha verimli sonuçlar elde edilmesini sağlar. (Biz benden akıllıyız)

Tüketiciler, açık yüreklilikle işbirliği çağrısı yapan markalara daha çok bağlanıyorlar. Değerler üzerine kurulu, işbirliği kültürünün hâkim olduğu şirketlerde çalışanların şirkete olan bağlılığı çok artıyor.

Clayton Christensen insanların “ne istedikleri” ve bunu “nasıl elde edecekleri” konusunda anlaşmaları halinde gerçek bir “iş birliği kültürü” oluşturabileceklerini öne sürer. Eğer taraflar bu konuda anlaşma sağlayamazlarsa ortaya iş birliği yerine saldırganlık üzerine kurulu bir “güç savaşı” çıkar.

Şirketlerin içindeki güç savaşlarını önlemenin yolu da iş birliği ruhunu yeşertmektir; liderlerin görevi buna uygun iklimi ve zemini oluşturmaktır.

İnsanları, bir şirketin bölümlerini ya da toplumdaki farklı grupları “dayatma” yoluyla yönetmek ancak geçici bir süreyle mümkündür. Başarılı bir iş birliği ortamı yaratmak ise “dayatma” yerine değerlere ve ilkelere dayalı bir anlayışla mümkün olabilir.

Bu sebeple bugünün şirketleri bir “orkestra şefinin” eline aldığı batonla yönettiği senfoni orkestrası gibi yerler olmaktan uzaklaşıyor. Yenilikçiliğin, yaratıcılığın gerekli olduğu bütün ortamlar gibi şirketler de, herkesin “kendi borusunu öttürmek istediği”, çok sesli ve çok renkli caz orkestraları gibi yerlere dönüşüyor. Bugünün liderlerinden beklenen bir senfoni orkestrası şefi gibi değil, caz orkestrası üyesi gibi davranmalarıdır; çünkü iş birliği ve aidiyet ruhunu yaratmak ancak böyle bir anlayışla mümkündür.

Amerika’nın en tanınmış caz eleştirmenlerinden Marshall W. Stearns “Caz, Avrupa çalgılarıyla Avrupa armonisini, Avrupa-Afrika melodilerini ve Afrika ritimlerini birbirine bağlayan, doğaçlama çalınan bir Amerikan müziğidir.” der. İşte caz müziği bu kadar farklı kültürel unsuru içinde barındırmasıyla meşhur, doğaçlamaya dayalı bir müzik türüdür.

Cazı sevip sevmiyor olmanız önemli değil. Ben de caz müziğini bilmediğim için cazdan yeterince zevk almıyorum; ama benzetme şahane! Gerçekten de caz müziği hem her orkestra üyesinin diğerleriyle aynı anlayışla müzik yaptığı hem de kendi istediği gibi öne çıktığı ve bütün bunların büyük bir ahenk (uyum) içinde geliştiği bir iş birliğidir.

Caz orkestralarında doğaçlama kolektif olarak yapılır. Dışarıdan bakanları şaşırtan bu inanılmaz iş birliği aslında bir şefin herkese ne yapacağını dikte etmesiyle değil, ortak temaları herkesin içselleştirmesiyle gerçekleşir. Ortada sadece melodiye eşlik etmek üzere çalınan belirli akortlar vardır. Cazcılar doğaçlama sırasında çaldıklarının bu akortlara uygun olmasına bakarlar. Herkesin kendi stilini ortaya koyduğu doğaçlama müzik böyle gerçekleşir.

Bu benzetmeyle şirketlerde herkes her istediğini yapsın demek istemiyorum elbette; ama şirketlerin caz müziğinden ilham alarak yönetim biçimlerini geliştirmelerini arzu ediyorum.

Liderlerin işi, hedefe ulaşmak, sonuç almak için farklı yetenek ve özelikteki bireyleri gönüllü bir iş birliğine sevk etmektir. Bu da aslında temel ilkeler üzerine inşa edilen bir kültür yaratmakla mümkün olur, tıpkı caz orkestralarında olduğu gibi. (Pazarlama Odaklı Olmak Caz Yapmak Gibidir)

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND