Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İş arkadaşıma gıcık oluyorum

Sürekli işten kaytarmasına mı, saatlerce telefonda konuşmasına mı, dedikodu yapmasına mı… Siz iş arkadaşınızın hangi huyuna gıcık oluyorsunuz? Uzmanlar yüzlerce çalışanla görüştü. Ortaya iş arkadaşlarıyla en sık yaşanan sorunlar ve çözüm yolları çıktı…

İş arkadaşlarınızın en çok hangi huyuna gıcık oluyorsunuz? Sürekli işten kaytarmalarına, gidip de saatlerce dönmedikleri sigara molalarına, saatler süren öğle yemeği aralarına, dedikodu yapmalarına, etrafı dağıtmalarına, telefonda yüksek sesle konuşmalarına, bargır bangır müzik dinlemelerine, şen kahkahalarına, boş boş konuşmalarına, her fırsatta kutlama yapmalarına, klavyeyi döver gibi yazı yazmalarına, cak cak sakız çiğnemelerine mi yoksa klimayı açtırmamalarına mı?

Aslında önemsiz gibi görünen bu küçük şeyler, her gün, günde 8 saat birlikte çalıştığımız
(-mak zorunda olduğumuz) iş arkadaşlarımızdan gelince rahatsız ediyor, bir müddet sonra yaptıkları her şey size batmaya başlıyor. İnsan işyerinden soğuyor, keyfi kaçıyor.

-İnsan kaynakları danışmanlık firması Randstad’ın Amerika’da 1.000’in üzerinde kişiyle yaptığı araştırma sonuçlarına göre işyerinde bizi en çok “gıcık eden” şeyler, zamanın kötü kullanımı (uzayıp giden yemek araları, sigara molaları vs), dedikodu ve dağınıklık. Çalışanların ciddi bir kısmı bu sorunları paylaşmak yerine görmezden gelmeyi (gelmeye çalışmayı) tercih ediyor, bu da sorunu işin içinden çıkılmaz bir hale getiriyor.

İnsan kaynakları danışmanlık firması Randstad’ın Ipsos Public Affair’e yaptırdığı ankete göre iş arkadaşımızın en sevmediğimiz huyu zamanı kötü yönetmesi. Zamanın boşa harcanması, işyerinde dedikodudan bile daha çok gıcık ediyor çalışanları. Amerika’da 1.000’den fazla kişiye yapılan anket sonuçlarına göre iş ortamında çalışanların en çok sinirlerini bozan hareketler şöyle sıralanıyor:

-Kötü zaman yönetimi: Yüzde 43
-Dedikodu: Yüzde 36
-Ortak alanların dağınık kullanılması: Yüzde 25

2010 listesinde yer alan diğer can sıkıcı davranışlar ise şöyle sıralanıyor:

-Yüksek ses: Yüzde 21
-Ağır, kötü kokular: Yüzde 20
-Toplantılarda sürekli cep telefonuyla oynanması: Yüzde 15
-Hatalı e-posta kullanımı: Yüzde 12
-Politik tartışmalar: Yüzde 12

Uzun yemek ve sigara molaları sinir bozuyor
Zaman yönetimi en fazla rahatsızlık duyulan konu dedik. Peki çalışanlar zaman yönetimi konusunda tam olarak neden rahatsızlık duyuyorlar? Araştırma sonuçlarına göre çalışanların;

-Yüzde 22’si (uzun öğle yemeği araları, sigara molaları, sörf yapma gibi) gereğinden fazla molalara, sinir oluyor.
-Yüzde 11’i istismar edilen hastalık günlerine
-Yüzde 11’i gündemsiz, plansız toplantılara
-Yüzde 10’u geç başlayan, uzayıp giden toplantılara
-Yüzde 10’u toplantı sırasında Blackberry’si ile meşgul olan
-Yüzde 9’u ise son teslim tarihini sürekli kaçıranlara “gıcık oluyor”.

Katılımcıların yüzde 13’ü ise bu can sıkıcı durumların hiçbirine kızmadıklarını söylüyorlar.

Yüzde 12’si sosyal medyadan şikayetçi
Katılımcıların yüzde 12’sinin en çok canını sıkan şey sosyal medya sitelerinin işyerinde kişisel kullanımı. Çalışma saatleri içinde sosyal medyanın kullanımı sizi hangi açıdan rahatsız ediyor sorusuna katılımcıların yüzde 28’i orada kaybedilen zamanın iş için harcanması gerektiğini söylemiş, yüzde 20’si de kullanıcıların işleri ve sorumlulukları için daha sonra diğerlerinden yardım istemesini gerekçe göstermişler.

İş arkadaşımızı nasıl uyarmalıyız?
Çalışanlar bu can sıkıcı durumlar karşısında farklı yöntemlerle sorunlara çare bulmayı deniyorlar. Ankete katılardan,

-Yüzde 29’u canlarını sıkan kişilere şikayetlerini direkt olarak söylüyorlar.
-Yüzde 2’si direkt olarak e-mail gönderiyor.
-Sadece yüzde 9’u patrona veya yöneticisine durumu bildiriyor
-Yüzde 1’i isimsiz bir not bırakıyor veya sosyal medya yoluyla ifade ediyor.

Şaşırtıcı nokta ise, katılımcıların yüzde 27’sinin şikayet konusu durumu görmezden gelmeyi yani ses etmemeyi tercih etmesi.

Uzmanlar, iş arkadaşlarınızın can sıkıcı durumları karşısında onları uyarmanız gerektiğini söylüyor. Onları uyarırken gücendirmeden, kibarca uyarmakta fayda var. Örneğin “Belki çok büyük bir problem değil ama dikkat edersen sevinirim” denilebilir. Çünkü pek çok durumda kişi de yaptığı şeyin farkında olmuyor. Ama eğer durum geçici bir durumsa boş verilebilir.

Gereksiz e-postalar can sıkıyor
Araştırmaya katılanların e-posta konusunda en çok canını sıkan hususlar:

-Yüzde 19’u toplu e-postalardan ve şakalardan
-Yüzde 6’sı gereksiz c/c’lerden
-Yüzde 5’i tek kelimelik (evet, hayır vs) cevaplardan şikayetçi.

Kriz zaman yönetimini öne çıkardı
Aynı araştırma Amerika’da 2007 yılında da yapılmıştı. 2007’deki araştırmada iş yerinde en çok rahatsızlık duyulan davranış dedikoduyken, 2010’da en çok rahatsızlık duyulan davranış kötü zaman kullanımı olmuş. Kötü zaman kullanımından kasıt uzayan molalar, istismar edilen hastalık günleri, plansız toplantılar vs.

Randstad Türkiye Genel Müdürü Altuğ Yaka, kötü zaman yönetiminin birinci sıraya çıkmasını nedenini ekonomik krize bağlıyor:

“Kriz süresinde gerçekleşen işten çıkarmaların ardından daha verimli çalışmak zorunda kalan çalışanlar için zaman yönetiminin öneminin artması beklenen bir sonuç. Öte yandan dedikodunun motivasyon düşüren bu rahatsızlıklar arasında hâlâ en yüksek sıralarda olması da doğal. Çünkü negatif konuşmalar dalga dalga yayılarak kişi psikolojisinden başlayıp topluluk psikolojisini etkileme gücüne sahiptir. Ufak bir rahatsızlık olarak başlayıp büyük bir ofis sorununa yol açabilir.”

Biz hâlâ elektrik kesintisi ile uğraşalım
Yaka, bu araştırmada çıkanlara ek olarak Türkiye’de en çok rahatsızlık duyulan şeyleri şöyle sıralıyor:
-Sosyal medya sitelerinin ve elektronik gereçlerin kullanımı
-Hâlâ birçok işyerinde internet, elektrik, su kesintisi gibi altyapı sıkıntıları yaşanıyor. Bu tip altyapı sıkıntıları da çalışanlar için son derece motivasyon düşürücü.
-Amerika’da pek rastlanmayan ancak Türkiye’de işyerlerinde rahatsızlık yaratan başka bir unsur ise çalışanların iş arkadaşlarının eşyalarını izinsiz kullanmaları. Amerikalılar bireyselliğe ve kişisel alana toplum olarak çok fazla saygı duyarken aynı hassasiyet daha paylaşımcı bir toplum olan Türkler’de maalesef mevcut değil.

İşveren iyi gözlem yapmalı
Çalışan rahatsızlık duyduğu konuyla ilgili ne yapabilir? Altuğ Yaka, ilk etapta rahatsızlığı yaratan kişiyle konuşulması gerektiğini, sorun çözülmediği takdirde işverene haber verilmesinin önemli olduğunu söylüyor: “İşveren ise ofis ortamını her zaman mümkün olduğunca iyi gözlemlemeli. Bu tip motivasyon düşüklüğüne neden yaratabilecek rahatsızlıkların ortadan kalkması için gerekli tedbirleri almalı.”

Motivasyonu düşürüyor
Ipsos KMG İnsan Kaynakları Direktörü ve İcra Kurulu Üyesi Evrim Birol, aslında oldukça basit gibi görünen ama hepimizin gündelik hayatında karşılaştığı bu sorunların çözümlenmediği zaman giderek etkisini arttırdığını ve çalışanların motivasyonunu kötü yönde etkilediğini söylüyor: “Bu araştırmada belirtilen konular üzerinde kısa zaman harcanarak çözümlenebilecek problemler, ama ne yazık ki çoğu kez bu problemleri başında görmezden gelip kronikleşmesine neden olabiliyoruz. İşveren olarak bu basit olarak görülen problemleri en başında iyi iletişim kurarak çözümlüyor olmak çalışan mutluluğu ve bağlılığı için önemli bir nokta. Burada önemli olan iyi iletişim kurarak bu sorunları çözümlüyor ve iş yapış tarzı olarak çalışanlara aktarıyor olmak.”

Birol, zaman planlamasında yaşanan sorunların aslında büyük çoğunluğunun işverenin iş yapış tarzı ve kurum kültürü kapsamında çalışanlarını yönlendirmesi ile çözümlenebileceğini de savunuyor: “İşveren kendi iş yapış tarzı ile ilgili kurallarını belirleyip tüm çalışanlarına oryantasyondan itibaren aktarmaya başlar ve küçük hatırlatmalar ile güncel tutmaya çalışmalıdır. Örneğin şirket içerisindeki tüm toplantıların gündemi toplantı öncesinde belirlenmiş olmalı, toplantı notu tutulmalı, tüm paydaşlara bu not iletilmeli, sonuçları düzenli aralıklar ile takip edilmeli şeklinde genel kural oryantasyondan itibaren çalışanlara aktarılmalı ve hayatı kolaylaştırıcı bu kuralların uygulanabilirliği takip edilmeli.”

Zamanında geri bildirim verin
DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurumsal Gelişim Merkezi Proje Yöneticisi Uzman Endüstri ve Örgüt Psikoloğu Burcu Çanacık, çalışanların, genel olarak bu davranışların ardında yatan sebepleri yeterince kabullenemediklerini ve bu davranışları “düşüncesizlik veya görgüsüzlük” olarak nitelendirdiklerini söylüyor: “Bir davranış, onun altında yatan sebebi anlamaya çalıştığımızda bizim için daha kolay başa çıkılabilir hale geliyor. Yani empati kuruyoruz.”

Çanacık, üç ana konuda net olmamız gerektiğini söylüyor:
1. İnsanlar farklıdır, farklı kişilik özelliklerine ve bunların sonucu olarak da farklı ihtiyaçlara sahiptirler. Bazı insanlar öğle tatilinde biraz daha uzun vakit geçirmek isteyebilir. Bazıları ise gün içerisinde daha çok mola verince daha verimli çalışabilir. Burada önemli olan davranışın iş üzerindeki etkisini ölçebilmektir. Eğer bu davranış çalışanın veya kişinin çalışma arkadaşlarının yaptığı işin kalitesini ve/veya verimini olumsuz etkiliyor ise, sorgulanmalı ve geribildirim verilmelidir. Aksi takdirde, bir çalışana sadece bizden daha sık mola vermeye ihtiyaç duyduğu için tepki gösteremeyiz.

2. İnsanlar genel olarak iyi niyetlidir. Davranışları bize ters gelebilir veya uymayabilir. Ancak herkes bizim istediğimiz, beklediğimiz gibi olamaz, olmak zorunda değildir. Bizler de herkesin istediği gibi olamayız, olmak zorunda değiliz. Anlam veremediğimiz, alışkın olmadığımız davranışları “saygısızlık”, “görgüsüzlük” veya “düşüncesizlik” olarak nitelendirmeden önce davranışın altında yatan ihtiyaca bakmak gerekir.

3. Diğer insanlardan beklentilerimiz, onların bu konularda yapabilecekleri ile sınırlıdır. Biz nasıl kendi alışkanlıklarımızı değiştirmekte zorlanıyorsak, diğer insanlar da kendi ihtiyaçlarından doğan ve alışkanlık haline gelen davranışları (telefonda yüksek sesle konuşmak vb.) değiştirmekte zorlanabilirler. Onlara zaman tanımamız ve sürekli olarak geribildirim vermemiz faydalı olacaktır.

Önce önlem alın
Örneğin, iş arkadaşınız telefonda bağırarak konuşuyorsa, ona şu şekilde geribildirim verebilirsiniz:
“Ayla Hanım, telefonda konuşurken ses tonunuzun yüksek olması yaptığım işe konsantre olmamı engelliyor. Daha yavaş sesle konuşabilir misiniz? Veya uzun konuşmalarınızı başka bir masadan yapmanız mümkün mü? Anlayışınız için teşekkür ederim.”

Geribildirimleriniz alınırsa ne ala, ancak bazı durumlarda iş arkadaşlarınızın, size “Tamam, daha dikkat ederim” deyip aynı davranışları sürdürdüklerini göreceksiniz. Buna pasif-agresif davranış deniyor. Bu durum sizi zaman içerisinde gererek daha agresif geribildirimler vermenize yol açacaktır.
“50 kere uyarmama rağmen hâlâ yüksek sesle konuşuyorsunuz!”

Bu gibi geribildirimler karşınızdaki insanda davranış değişikliğine katkıda bulunmayacağı gibi sizin iç dengenizi de bozabilir. Bu nedenle, geribildirim içeriğinizi ve ses tonunuzu aynı seviyede tutarak tekrarlama yöntemi ile her seferinde geribildirim vermeye devam etmelisiniz.

Geribildirim vermenin yanı sıra sizin alacağınız önlemler de olabilir:

-Yan masada oturan iş arkadaşınız telefonda yüksek sesle konuşuyorsa, ona telefon konuşmasının hemen akabinde, baş başa olduğunuz bir ortamda geribildirim vermeye çalışın. Verdiğiniz geribildirimi o telefondayken yaparsanız, ters tepme olasılığını da artırmış olursunuz. Geribildirimi bir sonraki konuşmaya kadar ertelemeyin.

-İş arkadaşınız yüksek sesle müzik dinliyorsa, onu hemen uyarın. Müzik sesinin sizi çileden çıkarmasını beklemeyin. Sesini kısmış olsa bile yine de rahatsız oluyorsanız, kulaklıkla dinlemesini rica edin.

-Arkadaşlarınız sizin bulunduğunuz ortamlarda başkalarının dedikodusunu yapıyorsa ve siz bu durumdan rahatsız olduğunuzu belirtmenize rağmen devam ediyorsa, dedikodunun yapıldığı ortamdan uzaklaşarak tavrınızı koyun.

-Toplantıda siz konuşurken cep telefonları susmuyorsa, herkes telefonu ile ilgileniyorsa, işler bu duruma gelmeden, toplantının en başında uyarıda bulunun. “Toplantının verimi için cep telefonlarınızı sessizde tutmanız ve dikkatinizi dağıtmasına izin vermemenizi rica ediyorum” gibi bir giriş olabilir. Bunun yanında, toplantıda telefonuna gelen aramaya veya mesaja baktı diye kimseyi de yargılayamayız. Ancak toplantı esnasında telefonunu açan ve kısık sesle dahi olsan konuşan kişiye toplantı sonrasında geribildirim vermeniz faydalı olacaktır.

-İş arkadaşlarınızdan iş haricindeki konularla ilgili gereksiz e-postalar alıyorsanız, bu e-postaların gönderilmemesi yönünde uyarıda bulunarak, eğer bu kişinin hazırda kullandığı e-posta listesi içinde yer alıyorsanız bu listeden sizi çıkarmasını talep edebilirsiniz. Yine de kurtulamadıysanız, e-postaya “Bana bunları gönderip durma” gibi bir cevap göndermek yerine yine yüz yüze veya telefonla size bu tarz e-postalar gönderilmesinden hoşlanmadığınızı ve gün içerisinde bu nedenle veriminizin olumsuz etkilendiğini söyleyebilirsiniz.

Şunu unutmayın: En iyi geribildirim, zamanında verilen geribildirimdir!

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND