Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

IQ testi nedir, ne değildir?

“Zeka ölçümü” denilince genellikle akla hala en başta IQ testleri geliyor. Ancak IQ testleri “zeka testi” değil! Zeka, tek bir test ile ölçülemeyecek kadar karmaşık, çok boyutlu ve dinamik bir kavram. IQ testleri hakkında bilinenlerin çoğu da kulaktan dolma, yanlış bilgiler…

zeka ölçümü, iq testi zeka testi midir, iq testi nedir

“Zeka ölçümü” denilince genellikle akla hala en başta IQ testleri geliyor. Ancak IQ testleri “zeka testi” değil! Zeka, tek bir test ile ölçülemeyecek kadar karmaşık, çok boyutlu ve dinamik bir kavram. IQ testleri hakkında bilinenlerin çoğu da kulaktan dolma, yanlış bilgiler…

14 Maddede IQ Testleri İle İlgili Temel Bilgiler 

KİM KORKAR HAİN IQ’DAN!:  14 MADDEDE IQ TESTLERİ İLE İLGİLİ TEMEL BİLGİLER

Bugün, “zeka ölçümü” denilince genellikle akla hala en başta IQ testleri geliyor.
Ancak IQ testleri “zeka testi” değil! Zeka, tek bir test ile ölçülemeyecek kadar karmaşık, çok boyutlu ve dinamik bir kavram. IQ testleri hakkında bilinenlerin çoğu da kulaktan dolma, yanlış bilgiler.

Bu yazıda IQ testi ile ilgili bilmeniz gereken temel noktaları özetledim:  Siz de kendinizi test edin, bakalım ne kadarını doğru biliyormuşsunuz? Merak etmeyin, bu bir zeka testi değil J.

1 – IQ skoru doğuştan ve sabit midir? Hayır. Ne doğuştandır ne de sabittir. Prof. Cathy Price ve meslektaşları, Nature dergisinde 2011’de ses getiren bir araştırma yayınladı. Araştırmadaki çocukların IQ skoru, 4 yıl içinde beyinde meydana gelen yapısal değişiklikler sonucunda, ortalama 21 puan artmış. Bir kısmının skoru da  ortalama 18 puan düşmüş.

Diğer bir deyişle, IQ skoru doğuştan ya da sabit değil. Çalışarsan yükseliyor, çalışmazsan düşüyor! Örneğin üstün yetenek programlarına girişte, genellikle en az 130 IQ puanı isteniyor. Test sonucunda 110 puan alan ve bu puanla “ortalama zihinsel yetenek” kategorisine sokulan bir çocuk, çalışarak IQ puanını 20 puan arttırabilir ve 130 puanla üstün yetenek programlarına girebilir. Diğer taraftan programa giren bir çocuk, zaman içinde çalışmazsa IQ skoru düşebilir!

2- IQ testleri, farklı zekâ türlerinden sadece sözel ve matematiksel zekâyı kapsar. IQ testinin ölçtüğünün ötesinde farklı zeka türleri var. Örneğin Howard Gardner’in Çoklu Zekâ Kuramı, insan zekasını sözel zeka, mantıksal-matematiksel zeka, görsel-uzaysal zeka, içsel zeka, sosyal zeka, doğacı zeka, müzik zeka, bedensel-kinestetik zeka olarak farklı türlere ayırıyor. IQ testleri bunlardan sadece sözel ve mantıksal-matematiksel zekayı ölçmeye çalışıyor. Diğer alanlarda potansiyel sahibi olan bir çocuğu, IQ testiyle değerlendirmek, o alandaki potansiyelinin göz ardı edilmesine neden oluyor.

3- IQ testlerinde başarı, test kültürünü ve dilini bilmekle ilgilidir. Orta-yüksek sosyoekonomik sınıftan ailelerin çocukları, IQ testine benzer testlere  daha önceden girmiş olabiliyor. Hatta bazıları anne babalarıyla test çalışıyorlar. Bu durumda, testin kendine özgü dilini biliyor ve daha başarılı olabiliyorlar.

Düşük sosyoekonomik gruptan çocuklar genellikle böyle bir avantaja sahip olmuyor: Daha önce test yüzü görmemiş bir çocuk sudan çıkmış balığa dönüyor. Sonuçta düşük puan alıyor.

Örneğin Brezilya’da çok düşük eğitim düzeyinde, sokakta mendil satan çocuklar var. Bu çocuklar para üstünü sokakta kafadan rahatlıkla hesaplayabiliyor. Aynı çocukları test ortamına alıp aynı işlemleri toplama ve çıkarma işlemi formatında, kâğıt kalemle sorduklarında başarısız oluyorlar, çünkü test ortamı çocukların aşina olmadıkları bir ortam.

ABD’nin Virginia eyaletinde yapılan başka bir araştırmada da evde yetişkinlerin okuma yazma bilmediği; gazete, radyo gibi kaynaklara erişimi olmayan, okuldaki olanakları kısıtlı olan çocukların IQ skorları ulusal ortalamaya göre daha düşük çıkmış ve yıllar içinde giderek bu skor daha da düşmüş.

4- Yetenek gelişimi, IQ skorundan başka şeylere bağlı: Eğitimci Benjamin Bloom’un uluslararası düzeyde başarı sağlamış 120 üstün yetenekli  bireyle yaptığı çok önemli bir araştırma var. Buna göre, uzun vadede yetenek gelişimi üç temel faktöre bağlı: 1) Yetenek alanına yoğun bir ilgi ve duygusal bağlılık, 2) Yetenek alanında çok başarılı olma arzusu 3)Yetenek alanında çok yüksek başarı düzeylerine ulaşmak için gerekli zaman ve çabayı harcamaya isteklilik. IQ testi bunların hiç birini ölçemiyor!

5- Aile içindeki diyalog, IQ skorunu arttırıyor. IQ testi, sözel yetenek potansiyelinin de ağırlıklı olarak ölçüldüğü bir test. Araştırmalar, erken dönemde aile içindeki konuşmanın miktarı ve kalitesi ile, sonraki dönemdeki başarı arasında bir ilişki olduğunu gösteriyor.

Çocuklarla erken dönemde sık ve zengin bir sözcük dağarcığıyla konuşmanın yanı sıra, yetenek potansiyelini tetikleyen diğer önemli unsurlar şöyle: Çocuğa erken dönemde ve sık kitap okuma, onu destekleme ve teşvik etme, yüksek beklentiler oluşturma, hataları bir öğrenme aracı olarak görme, kendisine ve potansiyeline inanmasını sağlama. Dolayısıyla bu tür ailelerde yetişen çocuklar 2-3 yaşında bile daha farklı koşullardan gelen çocuklara göre çok ileride oluyor.

6- 11 yaştan önce elde edilen sonuçlar anlamlı değil.  3-10 yaş arası çocukların üçte ikisinin IQ skorları büyük bir değişkenlik gösteriyor. Hatta son dönemde yapılan araştırmalar 11 yaşına kadar yapılan testlerin akademik başarıyı öngörmekte son derece yetersiz olduğunu gösteriyor. Ortaokulda yapılan testler lisedeki başarıyı öngörmede çok daha başarılı, ancak 11 yaşına kadar yapılan test uzun vadede akademik başarı konusunda fazla bir şey söylemiyor. Sadece IQ testleri değil, yapılan diğer her türlü test erken yaşta yetersiz ve sürdürülemez sonuçlar veriyor. Bunun bir nedeni çocukların henüz beyin gelişimlerini tamamlamamış olmaları.

7- Her çocuğun gelişim süreci farklıdır. Her çocuğun gelişimi farklı bir çizgide ilerler. Bazı çocuklar daha geç gelişim gösterebilir. Ancak erken yaşlarda yapılan testler, daha geç gelişim gösteren çocukların potansiyelinin ortaya çıkmasına bir engel teşkil ediyor. Ayrıca bu çocuklar nasılsa potansiyeli yüksek değil diyerek daha az ilgi görüyor. Daha az ilgi gören çocuk da daha az başarılı oluyor. Aynı şekilde, daha çok ilgi gören çocuk daha başarılı oluyor!

8- Bir çocuğu bir kez test ederek hakkında karar vermek yanlıştır. Çocuk, o gün kendini iyi hissetmediği için, testi yapan kişiyle iletişim kuramadığı için ya da geçici başka bir sorundan dolayı testten düşük puan alabilir. Bu durumda mutlaka çocuğa en az ikinci bir şans tanımak gerekir. Önerilen, en az altı ay sonra tekrar test yapılmasıdır. En az üç testin sonucunda daha sağlıklı bir tablo çıkar. Değerlendirmede en yüksek puan dikkate alınmalıdır.

9- Her yerde yapılan test, sağlıklı ve geçerli değildir. Türkiye’de her ilçeye bağlı Rehberlik Araştırma Merkezleri’nde test ücretsiz yapılıyor. Tek resmi skor da bu merkezlerden alınıyor. Testi üniversitelerde de yaptırmak mümkün. Özel psikologlar da test uyguluyor, ancak bu testler ücretli ve sonuçları da resmi geçerlilik taşımıyor. Test sonucu, uygulayanın yetkinliğine göre farklılaşabiliyor. Test uygulama sertifikası olmayan biri testi uygulayamaz.

10- IQ testleri yaratıcılığı ölçmez. Tersine, yaratıcı düşüneni cezalandırır. IQ testi soruları genellikle gerçeği tek bir cevaba indirgedikleri için yaratıcılığı, kültürel farklılıkları, çocukların hayata bakış açılarını, çok yönlü ve demokratik düşünceyi yansıtamıyor. Çocuk farklı bir düşünce yolu izleyerek yaratıcı ve farklı bir cevaba ulaşsa bile, cevabı teste göre yanlış sayılabiliyor.

11- Duygusal zeka (EQ) hayatta başarı için IQ’dan daha önemli. IQ testlerinin okuldaki başarıyı tahmin etme konusunda iyi bir ölçüt olabilir. Ancak iş yaşamında ve hayatta başarı için duygusal zekâ daha önemli. Duygusal zekanın kapsamında; sosyal ilişkilerde başarı, empati, takım çalışması, farkındalık, sabır gibi beceriler yer alıyor. IQ’su çok yüksek bir çok kişi, bu becerilere sahip olmadığından hayatta ciddi sorunlar yaşayabiliyor.

12- Test, gerçekten bir ihtiyaç varsa yapılmalı. IQ skorunun amacı çocuğa “üstün”, “parlak” ya da “ümitsiz” etiketini yapıştırabilmek değil. Amaç, var olan bir sıkıntı ya da potansiyeli tespit etmek ve diğer araçlar ve bilgi kaynaklarından yola çıkarak çocuğa göre bir eğitim programı tasarlamak olmalı. Çocuk akademik, duygusal ve sosyal bir sorun yaşamıyorsa, uyum problemi yoksa, bir programa girişte test sonucu zorunlu değilse, testin yapılmasının da bir gereği yok.

13- IQ testinin hiç mi faydası yok? Test, belli bir yaştan sonra yapıldığında okul başarısını tahmin etmede uygun bir araç, çünkü okul sistemi sözel ve matematiksel yeteneğe değer veren ve bu alandaki başarıyı ödüllendiren bir sistem. Testin bir diğer güçlü tarafı da, aynı derecede maliyet-etkin ve zaman kazandıran bir alternatifinin henüz olmaması.

14- Çocuk bir skordan ibaret değildir! Çocuk; testin ardından ailede, okulda ve çevrede, “yürüyen bir IQ skoru” muamelesi görebiliyor. IQ skoru, çocuğun değerini ölçme aracı değildir. IQ skoru sadece IQ skorudur!

Yazar: Dr. Bahar Eriş
Kaynak: www.bahareris.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kahvaltılı sabahlar, başarılı yarınlar!

sağlıklı çocuk kahvaltıları, okula giden çocuğun kahvaltısı, okul başarısı, Manşet, kahvaltı tabağı

Çocukların okul başarısını önemli ölçüde etkileyen kahvaltı nasıl olmalı? Hangi besinleri kahvaltıda mutlaka tüketmeliyiz? İşte Diyetisyen İzan Işık’tan dengeli ve sağlıklı kahvaltı önerileri…

Kahvaltı, okul başarısını olumlu etkiliyor

Diyetisyen İzan Işık, sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı söyledi.

Diyetisyen İzan Işık, kahvaltının gece boyu süren açlığın sonunda vücut için gerekli ilk enerji kaynağı olduğunu belirterek, “Gece açlığında düşen kan glikozunun dengelenmesini sağlayan kahvaltı, bilişsel ve fiziksel performansın devamı için son derece önemli. Kahvaltı, glikojen (enerji) depolarını doldurur ve metabolizmayı çalışmaya başlatır” dedi. İzan Işık, MAT-FEN Eğitim Kurumu lise seviyesindeki öğrencilerine yönelik kahvaltı konulu beslenme eğitiminde konuştu. Eğitimde, gençlere örnek kahvaltı da sunuldu.

Kahvaltı okul başarısını etkiler

Sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı sağladığını, hafızayı geliştirdiğini, derslerde konsantrasyonu sağladığını vurgulayan İzan Işık, bunun yanında derslere geç kalmayı önleme ve devamsızlığı azaltmaya da yaradığını anlattı. İzan Işık kahvaltının duygu durumuna etkisinin de bilindiğini belirterek, “Kahvaltı ile duygu durumları arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Düzenli kahvaltı yapan çocuk ve adölesanlar yaşama daha pozitif bakmakta, daha az negatif duyguya sahip olmaktadırlar” diye konuştu.

6-12 ve 12-18 yaş dönemi bireylerin kahvaltı ve genel olarak sağlıklı beslenme konusunda alışkanlığı kazanmasının, gelecekte hastalıklardan korunmasına katkı verdiğine işaret eden İzan Işık, “Bu dönemler fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları ve yetişkinlik hastalıklarının gelişimi açısından ise en riskli dönemlerdir. Çocuklarda ve adölesanlarda (12-18 yaş) kahvaltı öğününün atlanması oldukça yaygın görülüyor. Kahvaltı öğününü atlayan adölesanlar arasında, bu oranın kızlarda erkeklere göre daha fazla olduğu biliniyor. Kahvaltı öğününün atlanmasının temel nedenleri zaman yetersizliği, sabah iştahın olmaması ve adölesanların vücut ağırlıkları hakkında duydukları endişe nedeniyle besin alımını sınırlamak istemeleridir” bilgisini verdi.

Kahvaltı yapmak yetişkinlikte obezite riskini azaltıyor

Diyetisyen İzan Işık, bazı gençlerin kahvaltıyı kilo alma endişesiyle atlamasına karşılık, kahvaltı yapmanın yetişkinlikteki obezite riskini azalttığını da vurgulayarak, “Kahvaltıyı atlayan veya yeterli ve dengeli bir kahvaltı öğünü tüketmeyen çocuk ve 12-18 yaş arasındaki bireylerde ilerleyen yıllarda obezite görülme oranın daha fazla. Total kolesterol, LDL kolesterol ve insülin düzeylerinin yüksekliği ile ilişkili olduğunu, bireylerin yetişkinlik döneminde tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, metabolik sendrom ve osteoporoz risklerinin daha yüksek” bilgisini verdi.

Ailelere uyarı

Ailelerin kahvaltıya yönelik tutumlarının çocukların ve adölesan çağdaki (12-18 yaş) gençlerin davranışlarını etkilediğine işaret eden İzan Işık, evde kahvaltı hazırlanmaması ve kahvaltıda gerekli olan besinlere yer verilmemesinin çocuk ve gençleri kahvaltıdan uzaklaştırabildiğini anlattı. İzan Işık, “Adölesan bireylere aileleri tarafından sağlıklı beslenme konusunda yol gösterilmeli, kendi besin alımlarını düzenleyerek yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının gelişimi desteklenmelidir”  diye konuştu.

İyi bir kahvaltı nasıl olmalı?

Öğrencilere kahvaltı tavsiyelerinde de bulunan Diyetisyen İzan Işık, iyi bir kahvaltının günlük enerji ihtiyacının yüzde 20-25’ini karşılaması gerektiğini belirtti. Dört temel besin grubu olan süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, tahıl grubu ve sebze meyve grubunu içermesi gerektiğini belirten Diyetisyen Işık, mevsiminde taze meyve ve sebzeleri de önerdi. İzan Işık, örnek bir kahvaltıyı şöyle sıraladı:

“1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 2 ceviz veya 5 adet zeytin, 1 avuç yeşillik, söğüş doğranmış mevsim sebzeleri, 1 tatlı kaşığı ölçü ile bal veya ev yapımı reçel, 2-3 dilim tam tahıllı ekmek şeklinde hazırlanmış bir kahvaltı yaklaşık 500 kilokalori (kcal) enerji içerir ve aynı zamanda bireye tüm besin gruplarını sağlamış olur”

Öğrencilerin kahvaltıya bakışında olumlu değişiklik oldu

Bilgilendirme öncesi ve sonrasında tutum ve düşünceye yönelik yapılan kısa ankette de, MAT-FEN öğrencilerinin kahvaltıya yönelik tutumlarında olumlu değişiklik gözlendi.  Kahvaltısını artık atlamayacağını söyleyenler yüzde 43,4’ten yüzde 60,8’e yükseldi.

Kaynak: www.dunya.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dikkatimizi artırmak için neler yapmalıyız?

psikoloji, odaklanma, dikkati artırma yöntemleri, dikkat problemi, dikkat

Etkili ve verimli çalışabilmek için iyi odaklanmamız gerekir. Fakat zor ve sıkıcı işlerle uğraşırken bu pek kolay olmuyor. Neyse ki bilim dikkati geliştiren kolay ve etkili yollar keşfetti. İşte o 5 bilimsel çözüm…

Dikkati geliştirecek 5 yöntem

Zor veya sıkıcı bir işe yoğunlaşmaya çalışanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Ama dikkati artırmayı sağlayan bazı bilimsel çözümler de var.

Yaptığımız işe daha iyi konsantre olmak için yapmamız gerektiğini sandığımız şeylerin çoğu beynimizin doğal işleyişine aykırıdır. Peki, daha fazla verim almak için, dikkat konusundaki araştırmalardan neler öğrenebiliriz?

1. Zihni dağıtmak

Yaptığınız iş üzerinde yoğunlaşmakta güçlük çekiyorsanız kısa süreliğine zihninizi dağıtacak başka bir şeye yönelmek en iyi yöntemlerden biridir.

Psikologlar zamanımızın yaklaşık yüzde 50’sini uğraştığımız işten farklı şeyler düşünerek geçirdiğimizi söylüyor. O halde zihni dağıtmak beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olabilir.

Beyne baktığımızda, konsantrasyonun neden bozulduğunu anlayabiliriz. Konsantre olmak için beynin bazı bölgeleri arasında iyi bağlantılar kurulması gerekir.

Zamanımızın yarısını hayal kurarak geçiriyorsak bunun vaktini kendimizin belirlemesi daha yararlı olabilir.

Beynin ön kısmındaki kıvrımlardan oluşan frontal korteks, dikkat dağıtan şeylere karşı direnmeyi ve daha eğlenceli şeylerle uğraşmaya yönelten doğal içgüdümüzü kontrol etmeyi sağlar.

Bu bağlantıları çalışır halde tutmak için, özel bir şeyle uğraşmadığımızda beynin aktif olan kısımlarından daha fazla enerji gerekir. Ama kaçınılmaz olarak gün içinde bu enerji tükenip yorulduğumuzda, dikkatimiz dağılır, aklımız başka şeylere kaymaya başlar.

Eğer bu durum zaten yaşanacaksa bunun vaktini en uygun ana ayarlamak neden mümkün olmasın?

Harvard Üniversitesi’nde psikolog Paul Seli, zihnin dağılması konusunda kasıtlı ve kazara dağılma ayrımı yapıyor. Yapılan işi olumsuz etkileyen işte bu kazara zihin dağılmasıdır.

Oysa bu zamanı kendisi belirleyenler daha az zarar görür. Bilerek ve planlayarak zihni dağıtacak bir şeylere yönelmenin yararı olabilir.

“Uğraştığınız işle ilgisi olmayan başka bir konuyu düşünün, örneğin kafanıza takılan başka bir sorunu çözmeye çalışın, sonra da asıl işinize dönün” tavsiyesinde bulunuyor Seli.

İş dışındaki başka bir konuyu düşünmesi için zihninize izin vermek, hem aklın başka şeylere kayması sırasındaki suçluluk duygusunu hem de bu kaymaya neden olan ve zihni meşgul eden konuları gidermiş olacaktır.

İşyerinde şaka ortamına izin vermek verimliliği artırabilir. Bunun bir yolu da kedi videoları izlemek olabilir mi?

2. Boş boş dolanmak

Komik kedi videolarının dikkat dağıttığı düşünülür, ama bazı psikologlar bunların bizi işimize devam etmemizi sağlayacak kıvama getirebileceğine inanıyor.

İşinizi ne kadar seviyor olsanız da zor bir işe yoğunlaşmak irade ister. İrade gücünü artırmanın bir yolu da gülmekten geçer. Yapılan araştırmalar, zor bir bilmece üzerinde kafa yorma konusunda, komik bir video izleyen kişilerin, rahatlatıcı ama komik olmayan video izleyenlerden daha uzun süre çaba gösterdiklerini ortaya koydu. Bu nedenle işyerlerinde daha şakacı bir ortamın teşvik edilmesini savunanlar var.

Avustralya Üniversitesi’nde liderlik araştırmaları uzmanı David Cheng’e göre, “Ekibiniz için eğlenme kültürü yaratmak, onları güldürecek komik bir video bulup izletmek iş verimliliğini artırır. Bu elbette gün boyunca kedi videoları izlemek anlamına gelmiyor, ama özellikle yorgun hissedilen anlarda, arada bir fırsat yaratarak şakalaşıp gülmek gerekir.”

3. Düzen değil karmaşa mı?

Daha iyi konsantre olmak için, dikkat dağıtacak tüm dış etkenlerden arınmak gerektiği düşünülür. Oysa başka bir teoriye göre tersini yapmak gerekir.

Belli düzeyde karmaşanın yoğunlaşmaya yararı olabileceği söyleniyor.

Londra’daki UCL Üniversitesi’nden psikolog Nilli Lavie 1995’te ‘Yükleme Teorisi’ni gündeme getirdi. Buna göre, beynimizin dış dünyadan alıp işleme koyabileceği bilgi sınırlıdır. Bu kapasite dolduğunda, beynin dikkat sistemi devreye girerek neye konsantre olacağına karar verir.

Lavie’nin deneyleri, temiz, düzenli ve sessiz ortamlardan ziyade dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmak daha verimli olabilir. Algı bölgeleri tümüyle dolduğunda beynimiz tüm enerjisini en önemli işe yoğunlaştırır. Dikkat dağıtıcı etkenleri devre dışı bırakır.

Ancak bunu uygularken dikkat dağıtıcı doğru faktörleri bulmak ve enerjimizi tüketecek seviyeye çıkmasına izin vermemek önemlidir. Düzenli görsel ve müzikli araçları devreye sokup bu işi kolaylaştırmak için ommwriter veya focus@will gibi bazı uygulama programları geliştirilmiş olsa da bunlar bilimsel araştırmalarda sınanmış olmadığından bir radyo da aynı işi görebilir.

Burada önemli olan, beynin başka yerde stimülasyon aramasına fırsat vermeyecek doğru dengeyi bulmaktır. Çoğu insan neyin daha iyi işe yarayacağını deneme yanılma yoluyla bulabilir. Ama dikkat dağıtıcı etkenleri ortadan kaldırmak yorucu olabileceğinden, hafiften başlayarak bu yönteme başvurulabilir.

Öğle arasında dışarı çıkıp parkta egzersiz yapmak dikkati yenilemeyi sağlar.

4. İşe ara vermek

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda işe ara vermek aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat bu şekilde daha fazla iş yapmanın mümkün olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunuyor.

Önemli olan, ne zaman, ne kadar süreyle işe ara verileceği ve bu sırada ne yapılacağıdır.

Araştırmalar, konsantrasyon sınırının 90 dakika olduğunu gösteriyor. Bundan sonra 15 dakikalık ara almak gerekiyor.

Birkaç saniyelik mini araların bile işe yaradığını gösteren çalışmalar var. Ama bu sırada pencereden dışarı bakmak yerine, zihin aritmetiği gibi daha yoğun bir egzersize başvurmak yararlı olacaktır.

İşe ara verdiğinizde fiziksel egzersiz yapmanın, ardından kafein içeren kahve gibi bir içecek içmenin de beyni güçlendirdiği görülmüştür. Bunları dışarıda bir parkta yapmak daha etkili olacaktır.

Başka bir seçenek de meditasyon olabilir. Meditasyon konusunda tecrübeli olanlar dikkatleri üzerinde daha iyi kontrol sahibi olduğu gibi, ne zaman ara vermeleri gerektiğini de daha iyi bilir.

Bütün bunları zaman kaybı olarak görüyorsanız bir fincan kahve ile kafein yüklemesi yapmak da kısa vadeli olarak hafızayı, reaksiyon ve dikkat süresini artırır.

Egzersiz yapamayanlar için kafein de kısa süreli bir çözüm olarak dikkati yenileyebilir.

5. Fazla zorlamayın

Uzun süreli konsantre olmak gerektiğinde, kısa süreli bir yoğunlaşma dönemlerinin ardından kısa araların alınmasının daha verimli olduğu gözlendi.

Boston Dikkat ve Öğrenim Laboratuvarı’nda yapılan beyin taramalarında, uzun süre konsantre olmaya çalışanların, kısa süreli yoğunlaşma ve kısa ara, ardından yeniden yoğunlaşma şeklinde bir yöntem izleyenlerden daha fazla hata yaptığı görüldü.

Aynı şekilde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, sürekli konsantre olmaktansa kısa süreli ara verip başka bir konuda düşünmenin dikkati daha artırdığı görüldü.

Beyin hakkındaki bilgimiz arttıkça stresin konsantrasyona zarar verdiğini daha net görüyoruz. Bu nedenle sakinleşmek için ara almak, kontrolü yeniden ele geçirmek ve daha verimli çalışmak için de önemlidir.

Yazar:  Caroline Williams 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

İyi yaşamak için iyi uyuyun!

yetersiz uykunun zararları, yetersiz uyku, uykunun önemi, uyku düzensizliği, bağışıklık sistemi

Sağlıklı bir yaşam için uyku düzenine ihtiyacımız var. Eğer yeterince uyuyamazsak vücudumuz bu duruma tepki gösterir. Buna bağlı olarak da hem fiziksel hem psikolojik hastalıklar meydana gelir. İşte yetersiz uykunun vücuda olumsuz etkileri…

Az uyku kısa ömür demektir

Rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır

Kalkınmış ülkelerdeki yetişkinlerin üçte ikisi, sağlıklı yaşam için şart olan sekiz saatlik gece uykusunu alamamaktadır.

Üçte biri ise kronik uykusuzluk çekmektedir.

Yetersiz uyku, kişinin Alzheimer hastalığına yakalanmasına en fazla etki yapan unsurdur.

İnsan beyninde harikulade bir temizlik sistemi bulunmaktadır. Bu sistem insan derin uykuda iken yüksek viteste çalışmaya geçer. Alzheimer’le ilişkisi olan beta amyloid adlı yapışkan, zehirli proteini, beyinden temizler.

Yeterli uyku uyuyamayanlar bu temizlik faaliyetinden mahrum kalırlar.

Yetersiz uyku ile geçen her gece, mürekkep faizle alınan kredi gibi, Alzheimer riskini artırır.

Rutin olarak gecede altı saatten az uyumak, bağışıklık sistemini olumsuz etkiler ve kanser riskini önemli ölçüde artırır.

Yetersiz uyku, bu sadece bir haftada iki üç saat daha az uyumak bile olsa, kan şekeri düzeyini o kadar çok olumsuz etkiler ki, şeker hastalığının eşiğindeki değerlere sahip olur insan.

Kısa uyku, kalp damarlarının tıkanma ve kırılganlaşma olasılığını çoğaltır ve bu da damar hastalıklarına, beyin kanamasına ve kalp krizine giden yoldur.

Uyku bozukluğunun depresyon, anksiyete ve intihar eğilimi gibi ruh durumları ile de sıkı bir bağlantısı vardır.

O kadar ki, son 20 yılda yapılan araştırmalarda, uykunun normal seyrinde olduğu bir psikolojik bozukluk bulunamamıştır.

Özetlemek gerekirse, ne kadar az uyursanız o kadar az yaşarsınız:

Yakın bir zaman önce yapılan araştırmalara göre, rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır.

Uyku sağlıklı yaşam için o kadar önemlidir ki bazı bilim insanları, doktorların hastalarına (uyku hapı olmaksızın) iyi bir gece uykusu “reçete” etmeleri için kampanya başlattı.

Yukarıdaki bilgileri Matthew P. Walker adlı İngiliz bilim insanının, neredeyse kelimesi kelimesine, bir yazısından aldım.

Walker, Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde, nöroloji ve psikoloji profesörüdür. Araştırmalarının odağı, uykunun insan sağlığı ve hastalıklar üzerindeki etkileridir.

Neden Uyuyoruz* adlı kitabı dünyanın birçok ülkesinde best-seller oldu.

Walker’in dolu dolu uyumak ile spor arasındaki ilişki konusunda da ilginç tespitleri var.

“Yasal en etkin performans artırıcı doping, uykudur ama bundan çok az insan faydalanır” diyor.

Sekiz saatten -özellikle altı saatten- az uyuyanlarda, şu meydana gelir:

Fiziki bitmişlik hâline yüzde 10 ile 30 arasında daha hızlı ulaşılır, aerobik performans da aynı oranda düşer.

Adale gücü azalır.

Gecede dokuz saat yerine, beş ila altı saat uyumak, bir sezon boyunca sakatlanma ihtimalini yüzde 200 artırabilir.

*

İyi uykular!

Yazar: Metin Münir
Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND