Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İpek ongun: gençler için yazmak bir sorumluluktur!

GENÇLERE YAŞAMA SANATI VE BAŞARI MÜCADELESİ üzerine yazdığı kitaplarla tanınan,İPEK ONGUN ile bir söyleşi.

İPEK ONGUN: GENÇLER İÇİN YAZMAK BİR SORUMLULUKTUR!

ŞEBNEM ATILGAN
NTV.COM.TR

Üniversitenin son yılında Serra ve arkadaşları günümüzün zor koşullarıyla baş etmeye çalışırken, onlara yine Doğanay Hoca sohbetleri yardımcı oluyor.

Soru soran kişinin, düşünen insan; düşünen kişininse gerçek anlamda özgür insan olduğunu; hayatını ve kişiliğini sorgulayarak amacını ve kendine özgü yaşam çizgisini oluşturup, bir iç güç geliştirerek yaşamını anlamlı kılmanın önemini; gelir geçer değerlerdense evrensel değerlere sımsıkı sarılmanın tek çıkış yolu olduğunu tartışıyorlar.

İpek Ongun, gençlik edebiyatının önde gelen isimlerinden biri… İlk çalışmalarınız arasında çocuk kitapları var. Sanırım gençlik edebiyatına yönelmek bilinçli bir tercihti. Bu geçiş nasıl oldu? Çocuk edebiyatı ile gençlik edebiyatı arasında büyük bir sınır var mı?
Çocuk edebiyatından gençlik edebiyatına geçişim bilinçli bir tercihti. Çünkü, özellikle de ‘ilk gençlik’ yazınının biraz ihmal edildiğini düşünüyordum. Gençleri düşünerek, gençler için, gençler hakkında yazılmış doyurucu kitaplar bulamıyordu gençler. Ya da çeviri eserler okuyorlardı. Çeviri okumak elbette güzel ama gencin özdeşleşebileceği, kendi kültürüne özgü sorunların işlenmemiş olması, okuru pasif bir izleyici konumunda bırakıyordu. Oysa doğrudan onu ve sorunlarını anlatan kitaplarla bütünleşebiliyordu.

İşte bunları düşünerek ilk gençlik kitapları yazmaya başladım.

Bence çocuk ve gençlik edebiyatı arasında epeyce bir fark var. Çocuk için yazarken başka bir üslup ve konuları ele alış biçimi gerekiyor. Gençlere seslenirken ise bambaşka bir üslup kullanmak ve onları ilgilendirecek konuları gözetmek gerek. Özetle, bence çok farklı iki alan.

‘Yaş On Yedi’ ve ‘Bir Genç Kızın Gizli Defteri’nin ardından çocuk edebiyatına geri dönmediniz değil mi? Daha sonraki çalışmalar arasında yer alan ‘Bir Pırıltıdır Yaşamak’, ‘Bu Hayat Sizin’ ve ‘Lütfen Beni Anla’ gençlere yaşama kültürü ve kişisel gelişim konularında yardımcı olmak amacını taşıyordu. Bu kitaplarla gençlere ciddi anlamda yol gösteren bir yazarsınız. Nereden ve nasıl besleniyor, konularınızı nasıl yaratıyorsunuz?

Tüm kitaplarım ve yazılarım gözleme dayanıyor. Onların sorunları ne, nelere üzülürler, neler onları sevindiriyor. Neleri bilmek isterler, eksikleri hangi konularda… İşte sürekli bu sorularla baktığınızda, gençlerin işine yarayacak sözleri bulabiliyorsunuz.

Yaşama sanatı konusunda pek bir şey bilmiyorlar, doğal olarak. Ama – öğrenmek istiyorlar! Hem de şiddetle…

İşte bunu yakalayınca, sözünü ettiğiniz kişisel gelişim kitaplarını yazdım. Ve öyle bir okuyorlar ki, insan onlarla gurur duyuyor. Düşünün ki, bunlar pembe roman değil, hepsi eğitici kitaplar ve gençler bunları yıllar boyu ala geldiler.

‘Bir Pırıltıdır Yaşamak’ 1991 yılında yazıldı, hâlâ aynı tempoda alınıp okunuyor. Özetle, onların istekleri ve gereksinimlerinden çıkarak yazıyorum.

Roman konularınız başta psikoloji olmak üzere sosyolojik çözümlemeler de taşıyor. Bu bilimlerle ilgileniyor musunuz? İyi bir gözlemci olduğunuz açık; tabii dilinizin sadeliği de genç okuru bir çırpıda kitabın içine çekiyor…

Bu sorunuz bana çok büyük bir iltifat! Şöyle açıklayayım; Tüm kitaplarımı, ister kişisel gelişim, ister roman olsun, yazmadan önce sıkı bir çalışma dönemi yaşarım. Hangi sorunu işleyeceksem, o konuyla ilgili önce bizim bilim insanlarımızın, sonra da dış ülkelerde o konuda yazılmış kitapları toplar, tez hazırlarcasına öğrenmeye çalışır, notlar alırım.

Böylece sırtımı bilimsel gerçeklere dayayıp kitabımı yazarım. Gençler için yazmanın bir sorumluluk getirdiğine inanıyor o nedenle elimden geldiğince önce kendim bir şeyler öğrenip, ancak ondan sonra o bilgilere dayanarak yazmayı yeğliyorum.

‘İşte Hayat’ çok samimi, içten bir roman. Sanırım ‘Bir Genç Kızın Gizli Defteri’ dizisinin tümü de böyleydi. Yumuşacık, içinden sevgi dolup taşan bir kitap. Serra, üniversiteyi bitirip, hayatın gerçekleri ile karşılaşmaya hazır artık. Çünkü siz onu öyle güzel donattınız ki… Neden bir genç kız kahraman olarak seçtiniz?

Kahramanımın genç kız olmasının pratik nedeni, benim kızlarımın oluşu. Böyle olunca genç kızların iç dünyasını daha iyi bilebiliyorum. Onları tanıyorum.

Diğer bir nedense, toplumda kadının daha önemli olduğuna inanıyorum. En azından çocuğu annenin yetiştirdiği, bire bir o çocukla annenin ilgilendiği düşünülürse, toplumu şekillendirenlerin büyük ölçüde kadınlar olduğu ortaya çıkıyor kanısındayım.

‘İşte Hayat’ aile ilişkilerini de öne çıkartan bir roman. Anne ve babası ayrılmış olan Serra, bu sorunu yaşayan tüm gençlere olduğu kadar anne-babalara da iyi bir örnek. Örneğin kurgunun bu bölümlerinde bir psikologdan yardım aldınız mı? Bu arada annenin davranışları ve büyükbabanın öğütleri de öne çıkan bölümler arasında. Serra’nın babası biraz daha kötümser çizilmiş. Sanki babaya bir yüklenme var gibi… Ne dersiniz?

Kitaplarımın tümünde çeşitli sorunları işlerken, bilimsel çalışmaları okuyarak, o bilgilerden destek aldım. Ayrılmış aile çocuğu, tek ebeveynli çocuk da bu sorunlardan sadece biriydi; bu durumda olan gençler düşünülerek yazıldı. Ve çeşitli mesajlar gönderildi, kimi zaman bir karakterin, kimi zaman öbür karakterin ağzından.

Serra’nın babasına gelince, ne yazık ki hiçbirimiz mükemmel değiliz. Serra’nın babası da aslında iyi niyetli ama kusurları olan bir insan. Bazen bir insan iyi olduğu halde bazı kusurları nedeniyle pek çok şey yitirebiliyor.

Serra ve arkadaşları… Özellikle de ev arkadaşı ve sevgilisinin etrafındakilerle yaşadığı çelişkili duygusal durumlar. Hepsi tamamen hayata eş, tıpa tıp aynı. Ama Serra vazgeçmeyen, yılmayan bir genç kız. Kendi doğrularını bulma yolunda da hızla ilerliyor. Yine de velilik konusunda biraz aceleci değil miydi?

Aslında Serra bana sorsaydı, evlilik kararı almakta acele ettiğini, hem de çok acele ettiğini söylerdim. Günümüz gençlerinin evliliğe hazır olduğu yıllar otuzlu yaşları buldu. Çok da haklılar. Okuyup, didinip diploma alınıyor. İş hayatına atılıyorlar ve ancak bu yaşlarda insan ne istediğini tam olarak bilebiliyor.

Ama neylersiniz ki, Serra bana sormadan gitti, bu teklife evet, dedi. Umarım mutlu olur.

Sanırım bu dizi boyunca okurlarınızın en sevdiği karakterlerden biri de Doğanay Hoca’ydı. Gençlerle genç olmayı başaran, entelektüel bir insan. Romanın ana mesaj kısımlarından biri de Doğanay Hoca’nın anlattıkları değil mi? Doğanay Hoca’yı romanda kurgularken düşünceniz neydi?

Gençlerin hayat hakkında pek çok soruları var. Kafaları karışık. Ve hiç kimse de çıkıp gençlerle sakin sakin bu konuları tartışmıyor. O nedenle Doğanay Hoca benim hayalimdi oldum olası.

Tıpkı Sokrat gibi gençlerle rahat ve hoş ortamlarda, devamlılık ya da not kaygısı olmadan, hayat ve çeşitli kavramlar hakkında birileri gençlerle konuşabilseydi ne hoş olurdu, diye hayal ederdim. Ve – “Adım Adım Hayata”yı yazarken, neden bu hayalimi hiç olmazsa kitapta gerçekleştirmeyeyim diye düşünüp, o kişiyi gençlerimize sundum.

Onlar da Doğanay Hoca’yı sizin ve benim kadar sevdiler ve Doğanay Hoca sohbetlerinin devamını bekliyoruz, ondan çok şeyler öğrendik diye mektuplar aldım. Demek ki bu da bir ihtiyaçmış.

Şimdi en çok merak ettiğim soru: Böylesine başarılı bir kaleme sahipken neden roman alanınızı genişletmiyorsunuz? Gençlik edebiyatı üzerine ürünler vermeye mi devam edecek misiniz yoksa kafanızda başka projeler de var mı?

Rahmetli editörüm de hep aynı soruyu soruyordu. Ama gençlere yazarken değişik duygular içindeyim.

Her yazar gibi güzel bir kitap yazabilmek en büyük isteğim ama onun yanı sıra bana en az onun kadar büyük doyum sağlayan, “gence hizmet” verebildiğim duygusu…

Düşünün ki, yazılarınızla birilerine, özellikle de buna ihtiyacı olan gençlere dokunuyor, onların hayatında izler bırakıyorsunuz. Bir işe yarıyorsunuz! “gence hizmet” sunuyorsunuz! Tıpkı akan bir nehir gibi bir şeyleri alıp bir yerlere taşınmasına destek oluyorsunuz.

Ama bilemiyorum, bakarsınız bir gün başka bir şey de deneyebilirim.

Romanda diyorsunuz ki: “Hayatla ilgili bilgiler tersinden öğreniliyor. Okulda önce çalışıp, sınanıp sonra öğreniyor insan. Hayattaysa önce sınanıp sonra bundan bir şeyler öğreniyor.” Bugünün gençlerini nasıl görüyorsunuz?

Bugünün gençlerini en azından çok daha bilinçli buluyorum.

Bizlerin onlara hiç de güzel bir miras bırakmadığımız ortada. Ülkenin ekonomik durumundan tutun, eğitim sistemine kadar uzanan bir yanlışlıklar zinciri, bir savurganlık ve mirasyedilik ortamı içindeler.

Çağdaş ülkelerde, bundan elli yıl sonra doğacak çocukların geleceği düşünülür ve ona göre önlemler alınırken, bizim gençlerimize reva gördüğümüz değerler ortada. Oysa onlar da çok daha iyi şeylere layıklar.

Ama bütün bu olumsuzluklara karşın, gençlerimiz yine de güçlüler. Bu koşullarda savaşarak yaşamaya çalışıyorlar. Yaşlarının üstünde de bir olgunlukları var. O nedenle, ben gençlerimizi beğeniyor, bu olumsuz koşullarda yaratabildikleri başarılar nedeniyle onlarla gerçekten gurur duyuyorum.

Kaleminizi çalışan gençliğe doğru kaydırmayı düşünüyor musunuz? Sanırım ‘çalışamayan’ gençlik de buna dahil… Belki sokak çocukları ve diğerleri… Ne dersiniz?

Sözünü ettiğiniz gençlik kesimleri hakkında da yazmayı çok isterdim. Ama gözlemlemem gerek. Başka türlü yazamıyorum. Nitekim hep orta sınıfı yazmamın nedeni, benim tanıdığım, bildiğim kişilerin hep orta sınıf çocukları olmalarından kaynaklanıyor. Umarım bir gün bunu da başarabilirim.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND