Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İpek ongun: gençler için yazmak bir sorumluluktur!

GENÇLERE YAŞAMA SANATI VE BAŞARI MÜCADELESİ üzerine yazdığı kitaplarla tanınan,İPEK ONGUN ile bir söyleşi.

İPEK ONGUN: GENÇLER İÇİN YAZMAK BİR SORUMLULUKTUR!

ŞEBNEM ATILGAN
NTV.COM.TR

Üniversitenin son yılında Serra ve arkadaşları günümüzün zor koşullarıyla baş etmeye çalışırken, onlara yine Doğanay Hoca sohbetleri yardımcı oluyor.

Soru soran kişinin, düşünen insan; düşünen kişininse gerçek anlamda özgür insan olduğunu; hayatını ve kişiliğini sorgulayarak amacını ve kendine özgü yaşam çizgisini oluşturup, bir iç güç geliştirerek yaşamını anlamlı kılmanın önemini; gelir geçer değerlerdense evrensel değerlere sımsıkı sarılmanın tek çıkış yolu olduğunu tartışıyorlar.

İpek Ongun, gençlik edebiyatının önde gelen isimlerinden biri… İlk çalışmalarınız arasında çocuk kitapları var. Sanırım gençlik edebiyatına yönelmek bilinçli bir tercihti. Bu geçiş nasıl oldu? Çocuk edebiyatı ile gençlik edebiyatı arasında büyük bir sınır var mı?
Çocuk edebiyatından gençlik edebiyatına geçişim bilinçli bir tercihti. Çünkü, özellikle de ‘ilk gençlik’ yazınının biraz ihmal edildiğini düşünüyordum. Gençleri düşünerek, gençler için, gençler hakkında yazılmış doyurucu kitaplar bulamıyordu gençler. Ya da çeviri eserler okuyorlardı. Çeviri okumak elbette güzel ama gencin özdeşleşebileceği, kendi kültürüne özgü sorunların işlenmemiş olması, okuru pasif bir izleyici konumunda bırakıyordu. Oysa doğrudan onu ve sorunlarını anlatan kitaplarla bütünleşebiliyordu.

İşte bunları düşünerek ilk gençlik kitapları yazmaya başladım.

Bence çocuk ve gençlik edebiyatı arasında epeyce bir fark var. Çocuk için yazarken başka bir üslup ve konuları ele alış biçimi gerekiyor. Gençlere seslenirken ise bambaşka bir üslup kullanmak ve onları ilgilendirecek konuları gözetmek gerek. Özetle, bence çok farklı iki alan.

‘Yaş On Yedi’ ve ‘Bir Genç Kızın Gizli Defteri’nin ardından çocuk edebiyatına geri dönmediniz değil mi? Daha sonraki çalışmalar arasında yer alan ‘Bir Pırıltıdır Yaşamak’, ‘Bu Hayat Sizin’ ve ‘Lütfen Beni Anla’ gençlere yaşama kültürü ve kişisel gelişim konularında yardımcı olmak amacını taşıyordu. Bu kitaplarla gençlere ciddi anlamda yol gösteren bir yazarsınız. Nereden ve nasıl besleniyor, konularınızı nasıl yaratıyorsunuz?

Tüm kitaplarım ve yazılarım gözleme dayanıyor. Onların sorunları ne, nelere üzülürler, neler onları sevindiriyor. Neleri bilmek isterler, eksikleri hangi konularda… İşte sürekli bu sorularla baktığınızda, gençlerin işine yarayacak sözleri bulabiliyorsunuz.

Yaşama sanatı konusunda pek bir şey bilmiyorlar, doğal olarak. Ama – öğrenmek istiyorlar! Hem de şiddetle…

İşte bunu yakalayınca, sözünü ettiğiniz kişisel gelişim kitaplarını yazdım. Ve öyle bir okuyorlar ki, insan onlarla gurur duyuyor. Düşünün ki, bunlar pembe roman değil, hepsi eğitici kitaplar ve gençler bunları yıllar boyu ala geldiler.

‘Bir Pırıltıdır Yaşamak’ 1991 yılında yazıldı, hâlâ aynı tempoda alınıp okunuyor. Özetle, onların istekleri ve gereksinimlerinden çıkarak yazıyorum.

Roman konularınız başta psikoloji olmak üzere sosyolojik çözümlemeler de taşıyor. Bu bilimlerle ilgileniyor musunuz? İyi bir gözlemci olduğunuz açık; tabii dilinizin sadeliği de genç okuru bir çırpıda kitabın içine çekiyor…

Bu sorunuz bana çok büyük bir iltifat! Şöyle açıklayayım; Tüm kitaplarımı, ister kişisel gelişim, ister roman olsun, yazmadan önce sıkı bir çalışma dönemi yaşarım. Hangi sorunu işleyeceksem, o konuyla ilgili önce bizim bilim insanlarımızın, sonra da dış ülkelerde o konuda yazılmış kitapları toplar, tez hazırlarcasına öğrenmeye çalışır, notlar alırım.

Böylece sırtımı bilimsel gerçeklere dayayıp kitabımı yazarım. Gençler için yazmanın bir sorumluluk getirdiğine inanıyor o nedenle elimden geldiğince önce kendim bir şeyler öğrenip, ancak ondan sonra o bilgilere dayanarak yazmayı yeğliyorum.

‘İşte Hayat’ çok samimi, içten bir roman. Sanırım ‘Bir Genç Kızın Gizli Defteri’ dizisinin tümü de böyleydi. Yumuşacık, içinden sevgi dolup taşan bir kitap. Serra, üniversiteyi bitirip, hayatın gerçekleri ile karşılaşmaya hazır artık. Çünkü siz onu öyle güzel donattınız ki… Neden bir genç kız kahraman olarak seçtiniz?

Kahramanımın genç kız olmasının pratik nedeni, benim kızlarımın oluşu. Böyle olunca genç kızların iç dünyasını daha iyi bilebiliyorum. Onları tanıyorum.

Diğer bir nedense, toplumda kadının daha önemli olduğuna inanıyorum. En azından çocuğu annenin yetiştirdiği, bire bir o çocukla annenin ilgilendiği düşünülürse, toplumu şekillendirenlerin büyük ölçüde kadınlar olduğu ortaya çıkıyor kanısındayım.

‘İşte Hayat’ aile ilişkilerini de öne çıkartan bir roman. Anne ve babası ayrılmış olan Serra, bu sorunu yaşayan tüm gençlere olduğu kadar anne-babalara da iyi bir örnek. Örneğin kurgunun bu bölümlerinde bir psikologdan yardım aldınız mı? Bu arada annenin davranışları ve büyükbabanın öğütleri de öne çıkan bölümler arasında. Serra’nın babası biraz daha kötümser çizilmiş. Sanki babaya bir yüklenme var gibi… Ne dersiniz?

Kitaplarımın tümünde çeşitli sorunları işlerken, bilimsel çalışmaları okuyarak, o bilgilerden destek aldım. Ayrılmış aile çocuğu, tek ebeveynli çocuk da bu sorunlardan sadece biriydi; bu durumda olan gençler düşünülerek yazıldı. Ve çeşitli mesajlar gönderildi, kimi zaman bir karakterin, kimi zaman öbür karakterin ağzından.

Serra’nın babasına gelince, ne yazık ki hiçbirimiz mükemmel değiliz. Serra’nın babası da aslında iyi niyetli ama kusurları olan bir insan. Bazen bir insan iyi olduğu halde bazı kusurları nedeniyle pek çok şey yitirebiliyor.

Serra ve arkadaşları… Özellikle de ev arkadaşı ve sevgilisinin etrafındakilerle yaşadığı çelişkili duygusal durumlar. Hepsi tamamen hayata eş, tıpa tıp aynı. Ama Serra vazgeçmeyen, yılmayan bir genç kız. Kendi doğrularını bulma yolunda da hızla ilerliyor. Yine de velilik konusunda biraz aceleci değil miydi?

Aslında Serra bana sorsaydı, evlilik kararı almakta acele ettiğini, hem de çok acele ettiğini söylerdim. Günümüz gençlerinin evliliğe hazır olduğu yıllar otuzlu yaşları buldu. Çok da haklılar. Okuyup, didinip diploma alınıyor. İş hayatına atılıyorlar ve ancak bu yaşlarda insan ne istediğini tam olarak bilebiliyor.

Ama neylersiniz ki, Serra bana sormadan gitti, bu teklife evet, dedi. Umarım mutlu olur.

Sanırım bu dizi boyunca okurlarınızın en sevdiği karakterlerden biri de Doğanay Hoca’ydı. Gençlerle genç olmayı başaran, entelektüel bir insan. Romanın ana mesaj kısımlarından biri de Doğanay Hoca’nın anlattıkları değil mi? Doğanay Hoca’yı romanda kurgularken düşünceniz neydi?

Gençlerin hayat hakkında pek çok soruları var. Kafaları karışık. Ve hiç kimse de çıkıp gençlerle sakin sakin bu konuları tartışmıyor. O nedenle Doğanay Hoca benim hayalimdi oldum olası.

Tıpkı Sokrat gibi gençlerle rahat ve hoş ortamlarda, devamlılık ya da not kaygısı olmadan, hayat ve çeşitli kavramlar hakkında birileri gençlerle konuşabilseydi ne hoş olurdu, diye hayal ederdim. Ve – “Adım Adım Hayata”yı yazarken, neden bu hayalimi hiç olmazsa kitapta gerçekleştirmeyeyim diye düşünüp, o kişiyi gençlerimize sundum.

Onlar da Doğanay Hoca’yı sizin ve benim kadar sevdiler ve Doğanay Hoca sohbetlerinin devamını bekliyoruz, ondan çok şeyler öğrendik diye mektuplar aldım. Demek ki bu da bir ihtiyaçmış.

Şimdi en çok merak ettiğim soru: Böylesine başarılı bir kaleme sahipken neden roman alanınızı genişletmiyorsunuz? Gençlik edebiyatı üzerine ürünler vermeye mi devam edecek misiniz yoksa kafanızda başka projeler de var mı?

Rahmetli editörüm de hep aynı soruyu soruyordu. Ama gençlere yazarken değişik duygular içindeyim.

Her yazar gibi güzel bir kitap yazabilmek en büyük isteğim ama onun yanı sıra bana en az onun kadar büyük doyum sağlayan, “gence hizmet” verebildiğim duygusu…

Düşünün ki, yazılarınızla birilerine, özellikle de buna ihtiyacı olan gençlere dokunuyor, onların hayatında izler bırakıyorsunuz. Bir işe yarıyorsunuz! “gence hizmet” sunuyorsunuz! Tıpkı akan bir nehir gibi bir şeyleri alıp bir yerlere taşınmasına destek oluyorsunuz.

Ama bilemiyorum, bakarsınız bir gün başka bir şey de deneyebilirim.

Romanda diyorsunuz ki: “Hayatla ilgili bilgiler tersinden öğreniliyor. Okulda önce çalışıp, sınanıp sonra öğreniyor insan. Hayattaysa önce sınanıp sonra bundan bir şeyler öğreniyor.” Bugünün gençlerini nasıl görüyorsunuz?

Bugünün gençlerini en azından çok daha bilinçli buluyorum.

Bizlerin onlara hiç de güzel bir miras bırakmadığımız ortada. Ülkenin ekonomik durumundan tutun, eğitim sistemine kadar uzanan bir yanlışlıklar zinciri, bir savurganlık ve mirasyedilik ortamı içindeler.

Çağdaş ülkelerde, bundan elli yıl sonra doğacak çocukların geleceği düşünülür ve ona göre önlemler alınırken, bizim gençlerimize reva gördüğümüz değerler ortada. Oysa onlar da çok daha iyi şeylere layıklar.

Ama bütün bu olumsuzluklara karşın, gençlerimiz yine de güçlüler. Bu koşullarda savaşarak yaşamaya çalışıyorlar. Yaşlarının üstünde de bir olgunlukları var. O nedenle, ben gençlerimizi beğeniyor, bu olumsuz koşullarda yaratabildikleri başarılar nedeniyle onlarla gerçekten gurur duyuyorum.

Kaleminizi çalışan gençliğe doğru kaydırmayı düşünüyor musunuz? Sanırım ‘çalışamayan’ gençlik de buna dahil… Belki sokak çocukları ve diğerleri… Ne dersiniz?

Sözünü ettiğiniz gençlik kesimleri hakkında da yazmayı çok isterdim. Ama gözlemlemem gerek. Başka türlü yazamıyorum. Nitekim hep orta sınıfı yazmamın nedeni, benim tanıdığım, bildiğim kişilerin hep orta sınıf çocukları olmalarından kaynaklanıyor. Umarım bir gün bunu da başarabilirim.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Her organik ürün doğal, her doğal ürün organik midir?

sağlıklı beslenme, sağlık, organik ürün ve doğal ürün farkları, organik ürün, organik beslenme, doğal ürün, doğal beslenme, besinler

Bir ürünün üzerinde organik, diğerinde doğal yazıyor. Hangisini seçerdiniz? İkisinin de aynı olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Her doğal ürün organik değildir! İşte organik ürün ve doğal ürün arasındaki farklar…

Organik ürün başka, doğal ürün başka!

Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (ORGÜDER) Başkanı Şerif Ayhan Sürmeli “Pazarlarda önüne gelen organik olmadığı halde ürünlerini organikmiş gibi piyasaya sürüyor. Köy ürünü ve köyden getirilen doğal ürün diye piyasada satılan ürünlerin organiklikle ilgisi yok” dedi

Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (ORGÜDER) Başkanı Şerif Ayhan Sürmeli, Türkiye’deki semt pazarlarında ’köy ürünü’, ’doğal ürün’ şeklinde adlandırılarak satışa sunulan ürünlerin, vatandaşlar tarafından organik ürünlerle karıştırıldığını söyledi.

Organik ürünün hiçbir aşamasında kimyasal ve sentetik madde kullanılmadan üretildiğini, her aşamasının kontrol edildiğini ve üzerinde iki logo bulunduğunu anlatan Sürmeli, bunların doğal ürünlerle karıştırılmaması gerektiğini vurguladı.

Türkiye’nin ihracatta organik üzüm, kayısı, kuru incir ve fındık gibi ürünlerde dünya birincisi olduğuna dikkati çeken Sürmeli, şöyle konuştu: “Pazarlarda önüne gelen organik olmadığı halde ürünlerini organikmiş gibi piyasaya sürüyor. Bu da haksız rekabete neden oluyor. Organik ürün dediğimiz, üzerinde logosu bulunan, ambalajlı satılan ve 5262 sayılı tarım yasasına uygun üretilen ürünleri kapsar. Dolayısıyla buna riayet edilmiyor, tüketicinin kafası karıştırılıyor ve haksız rekabet oluşturuluyor. Yok ’köy ürünü’, yok ’köyden getirilen doğal ürün’ diye piyasada satılan ürünlerin organiklikle ilgisi yok. Bu manada bilincin artırılması lazım. Türkiye’de organik ürünle doğal ürün birbiriyle karıştırılıyor.”

Organik ürün almak isteyen vatandaşlara bazı tavsiyelerde bulunan Sürmeli, “Organik ürünlerin üzerindeki logonun bir tanesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının, diğeri yetkili sertifika kuruluşunun logosudur. Zaten bu kuruluşlar da bakanlık tarafından denetleniyor. Organik ürüne talep göstererek madem bir fiyat farkı veriyor vatandaşlarımız, organik ürün almak için bilinçlerini arttırarak bu alışverişi yapsınlar” ifadelerini kullandı.

Kaynak: www.posta.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kahvaltılı sabahlar, başarılı yarınlar!

sağlıklı çocuk kahvaltıları, okula giden çocuğun kahvaltısı, okul başarısı, Manşet, kahvaltı tabağı

Çocukların okul başarısını önemli ölçüde etkileyen kahvaltı nasıl olmalı? Hangi besinleri kahvaltıda mutlaka tüketmeliyiz? İşte Diyetisyen İzan Işık’tan dengeli ve sağlıklı kahvaltı önerileri…

Kahvaltı, okul başarısını olumlu etkiliyor

Diyetisyen İzan Işık, sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı söyledi.

Diyetisyen İzan Işık, kahvaltının gece boyu süren açlığın sonunda vücut için gerekli ilk enerji kaynağı olduğunu belirterek, “Gece açlığında düşen kan glikozunun dengelenmesini sağlayan kahvaltı, bilişsel ve fiziksel performansın devamı için son derece önemli. Kahvaltı, glikojen (enerji) depolarını doldurur ve metabolizmayı çalışmaya başlatır” dedi. İzan Işık, MAT-FEN Eğitim Kurumu lise seviyesindeki öğrencilerine yönelik kahvaltı konulu beslenme eğitiminde konuştu. Eğitimde, gençlere örnek kahvaltı da sunuldu.

Kahvaltı okul başarısını etkiler

Sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı sağladığını, hafızayı geliştirdiğini, derslerde konsantrasyonu sağladığını vurgulayan İzan Işık, bunun yanında derslere geç kalmayı önleme ve devamsızlığı azaltmaya da yaradığını anlattı. İzan Işık kahvaltının duygu durumuna etkisinin de bilindiğini belirterek, “Kahvaltı ile duygu durumları arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Düzenli kahvaltı yapan çocuk ve adölesanlar yaşama daha pozitif bakmakta, daha az negatif duyguya sahip olmaktadırlar” diye konuştu.

6-12 ve 12-18 yaş dönemi bireylerin kahvaltı ve genel olarak sağlıklı beslenme konusunda alışkanlığı kazanmasının, gelecekte hastalıklardan korunmasına katkı verdiğine işaret eden İzan Işık, “Bu dönemler fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları ve yetişkinlik hastalıklarının gelişimi açısından ise en riskli dönemlerdir. Çocuklarda ve adölesanlarda (12-18 yaş) kahvaltı öğününün atlanması oldukça yaygın görülüyor. Kahvaltı öğününü atlayan adölesanlar arasında, bu oranın kızlarda erkeklere göre daha fazla olduğu biliniyor. Kahvaltı öğününün atlanmasının temel nedenleri zaman yetersizliği, sabah iştahın olmaması ve adölesanların vücut ağırlıkları hakkında duydukları endişe nedeniyle besin alımını sınırlamak istemeleridir” bilgisini verdi.

Kahvaltı yapmak yetişkinlikte obezite riskini azaltıyor

Diyetisyen İzan Işık, bazı gençlerin kahvaltıyı kilo alma endişesiyle atlamasına karşılık, kahvaltı yapmanın yetişkinlikteki obezite riskini azalttığını da vurgulayarak, “Kahvaltıyı atlayan veya yeterli ve dengeli bir kahvaltı öğünü tüketmeyen çocuk ve 12-18 yaş arasındaki bireylerde ilerleyen yıllarda obezite görülme oranın daha fazla. Total kolesterol, LDL kolesterol ve insülin düzeylerinin yüksekliği ile ilişkili olduğunu, bireylerin yetişkinlik döneminde tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, metabolik sendrom ve osteoporoz risklerinin daha yüksek” bilgisini verdi.

Ailelere uyarı

Ailelerin kahvaltıya yönelik tutumlarının çocukların ve adölesan çağdaki (12-18 yaş) gençlerin davranışlarını etkilediğine işaret eden İzan Işık, evde kahvaltı hazırlanmaması ve kahvaltıda gerekli olan besinlere yer verilmemesinin çocuk ve gençleri kahvaltıdan uzaklaştırabildiğini anlattı. İzan Işık, “Adölesan bireylere aileleri tarafından sağlıklı beslenme konusunda yol gösterilmeli, kendi besin alımlarını düzenleyerek yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının gelişimi desteklenmelidir”  diye konuştu.

İyi bir kahvaltı nasıl olmalı?

Öğrencilere kahvaltı tavsiyelerinde de bulunan Diyetisyen İzan Işık, iyi bir kahvaltının günlük enerji ihtiyacının yüzde 20-25’ini karşılaması gerektiğini belirtti. Dört temel besin grubu olan süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, tahıl grubu ve sebze meyve grubunu içermesi gerektiğini belirten Diyetisyen Işık, mevsiminde taze meyve ve sebzeleri de önerdi. İzan Işık, örnek bir kahvaltıyı şöyle sıraladı:

“1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 2 ceviz veya 5 adet zeytin, 1 avuç yeşillik, söğüş doğranmış mevsim sebzeleri, 1 tatlı kaşığı ölçü ile bal veya ev yapımı reçel, 2-3 dilim tam tahıllı ekmek şeklinde hazırlanmış bir kahvaltı yaklaşık 500 kilokalori (kcal) enerji içerir ve aynı zamanda bireye tüm besin gruplarını sağlamış olur”

Öğrencilerin kahvaltıya bakışında olumlu değişiklik oldu

Bilgilendirme öncesi ve sonrasında tutum ve düşünceye yönelik yapılan kısa ankette de, MAT-FEN öğrencilerinin kahvaltıya yönelik tutumlarında olumlu değişiklik gözlendi.  Kahvaltısını artık atlamayacağını söyleyenler yüzde 43,4’ten yüzde 60,8’e yükseldi.

Kaynak: www.dunya.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dikkatimizi artırmak için neler yapmalıyız?

psikoloji, odaklanma, dikkati artırma yöntemleri, dikkat problemi, dikkat

Etkili ve verimli çalışabilmek için iyi odaklanmamız gerekir. Fakat zor ve sıkıcı işlerle uğraşırken bu pek kolay olmuyor. Neyse ki bilim dikkati geliştiren kolay ve etkili yollar keşfetti. İşte o 5 bilimsel çözüm…

Dikkati geliştirecek 5 yöntem

Zor veya sıkıcı bir işe yoğunlaşmaya çalışanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Ama dikkati artırmayı sağlayan bazı bilimsel çözümler de var.

Yaptığımız işe daha iyi konsantre olmak için yapmamız gerektiğini sandığımız şeylerin çoğu beynimizin doğal işleyişine aykırıdır. Peki, daha fazla verim almak için, dikkat konusundaki araştırmalardan neler öğrenebiliriz?

1. Zihni dağıtmak

Yaptığınız iş üzerinde yoğunlaşmakta güçlük çekiyorsanız kısa süreliğine zihninizi dağıtacak başka bir şeye yönelmek en iyi yöntemlerden biridir.

Psikologlar zamanımızın yaklaşık yüzde 50’sini uğraştığımız işten farklı şeyler düşünerek geçirdiğimizi söylüyor. O halde zihni dağıtmak beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olabilir.

Beyne baktığımızda, konsantrasyonun neden bozulduğunu anlayabiliriz. Konsantre olmak için beynin bazı bölgeleri arasında iyi bağlantılar kurulması gerekir.

Zamanımızın yarısını hayal kurarak geçiriyorsak bunun vaktini kendimizin belirlemesi daha yararlı olabilir.

Beynin ön kısmındaki kıvrımlardan oluşan frontal korteks, dikkat dağıtan şeylere karşı direnmeyi ve daha eğlenceli şeylerle uğraşmaya yönelten doğal içgüdümüzü kontrol etmeyi sağlar.

Bu bağlantıları çalışır halde tutmak için, özel bir şeyle uğraşmadığımızda beynin aktif olan kısımlarından daha fazla enerji gerekir. Ama kaçınılmaz olarak gün içinde bu enerji tükenip yorulduğumuzda, dikkatimiz dağılır, aklımız başka şeylere kaymaya başlar.

Eğer bu durum zaten yaşanacaksa bunun vaktini en uygun ana ayarlamak neden mümkün olmasın?

Harvard Üniversitesi’nde psikolog Paul Seli, zihnin dağılması konusunda kasıtlı ve kazara dağılma ayrımı yapıyor. Yapılan işi olumsuz etkileyen işte bu kazara zihin dağılmasıdır.

Oysa bu zamanı kendisi belirleyenler daha az zarar görür. Bilerek ve planlayarak zihni dağıtacak bir şeylere yönelmenin yararı olabilir.

“Uğraştığınız işle ilgisi olmayan başka bir konuyu düşünün, örneğin kafanıza takılan başka bir sorunu çözmeye çalışın, sonra da asıl işinize dönün” tavsiyesinde bulunuyor Seli.

İş dışındaki başka bir konuyu düşünmesi için zihninize izin vermek, hem aklın başka şeylere kayması sırasındaki suçluluk duygusunu hem de bu kaymaya neden olan ve zihni meşgul eden konuları gidermiş olacaktır.

İşyerinde şaka ortamına izin vermek verimliliği artırabilir. Bunun bir yolu da kedi videoları izlemek olabilir mi?

2. Boş boş dolanmak

Komik kedi videolarının dikkat dağıttığı düşünülür, ama bazı psikologlar bunların bizi işimize devam etmemizi sağlayacak kıvama getirebileceğine inanıyor.

İşinizi ne kadar seviyor olsanız da zor bir işe yoğunlaşmak irade ister. İrade gücünü artırmanın bir yolu da gülmekten geçer. Yapılan araştırmalar, zor bir bilmece üzerinde kafa yorma konusunda, komik bir video izleyen kişilerin, rahatlatıcı ama komik olmayan video izleyenlerden daha uzun süre çaba gösterdiklerini ortaya koydu. Bu nedenle işyerlerinde daha şakacı bir ortamın teşvik edilmesini savunanlar var.

Avustralya Üniversitesi’nde liderlik araştırmaları uzmanı David Cheng’e göre, “Ekibiniz için eğlenme kültürü yaratmak, onları güldürecek komik bir video bulup izletmek iş verimliliğini artırır. Bu elbette gün boyunca kedi videoları izlemek anlamına gelmiyor, ama özellikle yorgun hissedilen anlarda, arada bir fırsat yaratarak şakalaşıp gülmek gerekir.”

3. Düzen değil karmaşa mı?

Daha iyi konsantre olmak için, dikkat dağıtacak tüm dış etkenlerden arınmak gerektiği düşünülür. Oysa başka bir teoriye göre tersini yapmak gerekir.

Belli düzeyde karmaşanın yoğunlaşmaya yararı olabileceği söyleniyor.

Londra’daki UCL Üniversitesi’nden psikolog Nilli Lavie 1995’te ‘Yükleme Teorisi’ni gündeme getirdi. Buna göre, beynimizin dış dünyadan alıp işleme koyabileceği bilgi sınırlıdır. Bu kapasite dolduğunda, beynin dikkat sistemi devreye girerek neye konsantre olacağına karar verir.

Lavie’nin deneyleri, temiz, düzenli ve sessiz ortamlardan ziyade dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmak daha verimli olabilir. Algı bölgeleri tümüyle dolduğunda beynimiz tüm enerjisini en önemli işe yoğunlaştırır. Dikkat dağıtıcı etkenleri devre dışı bırakır.

Ancak bunu uygularken dikkat dağıtıcı doğru faktörleri bulmak ve enerjimizi tüketecek seviyeye çıkmasına izin vermemek önemlidir. Düzenli görsel ve müzikli araçları devreye sokup bu işi kolaylaştırmak için ommwriter veya focus@will gibi bazı uygulama programları geliştirilmiş olsa da bunlar bilimsel araştırmalarda sınanmış olmadığından bir radyo da aynı işi görebilir.

Burada önemli olan, beynin başka yerde stimülasyon aramasına fırsat vermeyecek doğru dengeyi bulmaktır. Çoğu insan neyin daha iyi işe yarayacağını deneme yanılma yoluyla bulabilir. Ama dikkat dağıtıcı etkenleri ortadan kaldırmak yorucu olabileceğinden, hafiften başlayarak bu yönteme başvurulabilir.

Öğle arasında dışarı çıkıp parkta egzersiz yapmak dikkati yenilemeyi sağlar.

4. İşe ara vermek

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda işe ara vermek aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat bu şekilde daha fazla iş yapmanın mümkün olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunuyor.

Önemli olan, ne zaman, ne kadar süreyle işe ara verileceği ve bu sırada ne yapılacağıdır.

Araştırmalar, konsantrasyon sınırının 90 dakika olduğunu gösteriyor. Bundan sonra 15 dakikalık ara almak gerekiyor.

Birkaç saniyelik mini araların bile işe yaradığını gösteren çalışmalar var. Ama bu sırada pencereden dışarı bakmak yerine, zihin aritmetiği gibi daha yoğun bir egzersize başvurmak yararlı olacaktır.

İşe ara verdiğinizde fiziksel egzersiz yapmanın, ardından kafein içeren kahve gibi bir içecek içmenin de beyni güçlendirdiği görülmüştür. Bunları dışarıda bir parkta yapmak daha etkili olacaktır.

Başka bir seçenek de meditasyon olabilir. Meditasyon konusunda tecrübeli olanlar dikkatleri üzerinde daha iyi kontrol sahibi olduğu gibi, ne zaman ara vermeleri gerektiğini de daha iyi bilir.

Bütün bunları zaman kaybı olarak görüyorsanız bir fincan kahve ile kafein yüklemesi yapmak da kısa vadeli olarak hafızayı, reaksiyon ve dikkat süresini artırır.

Egzersiz yapamayanlar için kafein de kısa süreli bir çözüm olarak dikkati yenileyebilir.

5. Fazla zorlamayın

Uzun süreli konsantre olmak gerektiğinde, kısa süreli bir yoğunlaşma dönemlerinin ardından kısa araların alınmasının daha verimli olduğu gözlendi.

Boston Dikkat ve Öğrenim Laboratuvarı’nda yapılan beyin taramalarında, uzun süre konsantre olmaya çalışanların, kısa süreli yoğunlaşma ve kısa ara, ardından yeniden yoğunlaşma şeklinde bir yöntem izleyenlerden daha fazla hata yaptığı görüldü.

Aynı şekilde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, sürekli konsantre olmaktansa kısa süreli ara verip başka bir konuda düşünmenin dikkati daha artırdığı görüldü.

Beyin hakkındaki bilgimiz arttıkça stresin konsantrasyona zarar verdiğini daha net görüyoruz. Bu nedenle sakinleşmek için ara almak, kontrolü yeniden ele geçirmek ve daha verimli çalışmak için de önemlidir.

Yazar:  Caroline Williams 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND