Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İnsanlığı bekleyen asıl tehlike işsizlik

Yapay zeka konusu gündemden düşmüyor. Kimi canavar robotların insanlığı ele geçireceğini söylüyor. Kimi hayatımızı kolaylaştıracaklarını… Uzmanlar ise konunun abartıldığı konusunda hemfikir. Ortak söylemleri şu: Bir tehlike varsa bu, akıllı robotların dünyayı ele geçirmesi değil. Kalifiye olmayan kişileri işsiz bırakabilmesi olur.

yapay zeka, Levent Akın, Ethem Alpaydın, Cem Say, akıllı robotlar ve işsizlik

Yapay zeka konusu gündemden düşmüyor. Kimi canavar robotların insanlığı ele geçireceğini söylüyor. Kimi hayatımızı kolaylaştıracaklarını… Uzmanlar ise konunun abartıldığı konusunda hemfikir. Ortak söylemleri şu: Bir tehlike varsa bu, akıllı robotların dünyayı ele geçirmesi değil. Kalifiye olmayan kişileri işsiz bırakabilmesi olur.

Canavar robotlar gelmeyecek, insanlığı bekleyen asıl tehlike işsizlik

Yapay Zekâ üzerine çalışmalarıyla tanınan Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. Levent Akın, Prof. Dr. Ethem Alpaydın ve Prof. Dr. Cem Say, robotlar ve gelecek üzerine gündeme gelen son tartışmalar ışığında sorularımızı yanıtladılar.

Günümüzün en önemli tartışma konularından biri de Yapay Zekâ. Gün geçmiyor ki bu konu üzerine yeni bir tartışma başlatılmasın… Yapay Zekâ konusunda insanların hayatlarını kolaylaştırmasından tutun, robotların insan eliyle oluşturulmuş her şeyi ele geçirmesine kadar birbirine tamamen zıt senaryolar üretiliyor. Robotlar sayesinde geleceğin daha rahat ve kolay olacağına inananlarla felaket senaryoları yazanlar Yapay Zekâ konusunda sık sık karşı karşıya geliyor. 

Biz de bu tartışmalar üzerine Boğaziçi Üniversitesi’nde Yapay Zekâ üzerine çalışan bilim insanlarına hem son tartışmaları hem de Yapay Zekâ ile ilgili genel görüşlerini sorduk. Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. Levent Akın, Prof. Dr. Ethem Alpaydın ve Prof. Dr. Cem Say son tartışmalar ışığında sorularımızı yanıtladılar.

Son günlerde yerli-yabancı basında izlediğimiz tartışmalar genellikle yapay zekânın insanlık için tehlike arz edebileceğine dikkat çekiyor ve hayli spekülatif yorumlar içeriyor. Son olarak Facebook’un geliştirdiği iki Yapay Zekâ’nın kendi aralarında özel bir dil geliştirmesi sonucunda Facebook’un bu projenin fişini çekmesiyle konu yeniden gündeme geldi. Öncelikle ‘’Yapay Zekâ tehlikeli mi tehlikesiz mi’’ tartışmasında sizin görüşleriniz nelerdir?
Levent Akın 

Öncelikle bu öykünün uydurulmuş olduğunun bilinmesi gerekiyor. Olayın aslı şöyle: Araştırmacılar insanlarla pazarlık yapabilecek bir Yapay Zekâ programı geliştirmek amacıyla yaptıkları bu çalışmada öğrenme sürecini hızlandırmak için aynı amaçla tasarlanmış iki yapay zekâ programını birbirleriyle İngilizce kullanarak pazarlık yaptırmışlar ve başarımlarını ödüllendirerek giderek daha iyi bir program elde etmeye çalışmışlardır. Çalışmada programların kullandıkları dilin İngilizce gramer kurallarına uymasını ödüllendirecek bir kural olmadığı için zamanla programlar kelimeleri insanların kullanmadığı şekilde kullanmaya başlamışlar. Bu durumda, çalışmada geliştirilecek sistemin insanlarla pazarlık edeceği için İngilizce kullanmayı zorunlu hale getirecek bir kural konarak çalışmaya devam edilmiş ve proje başarıyla sonuçlanmıştır. Yani fiş çekilmesi gibi bir durum olmamıştır. Yapay Zekânın kendi başına tehlikesi yoktur. Tehlike bence her araçta olduğu gibi kötü amaçla kullanılmasında olur. Bunu denetlemenin bir yolu Yapay Zekâ sistemlerine bir etik üst sistem yerleştirilerek, Yapay Zekâ sistemlerinin kendi kararlarını değerlendirmeden geçirerek uygulayıp, uygulamamaya karar vermesidir.

Ethem Alpaydın 

Bu konu bence çok abartıldı. Üyesi olduğum Yapay Zekâ üstüne bilimsel tartışma listelerinde bu haberi görmedim. Sansasyon olsun diye abarttı genel medya konuyu ve sanki Yapay Zekâ kontrolden çıkmış gibi lanse edildi. Benim anladığıma göre programlar hata vermeye başladığı için kapatılmış. 

Cem Say 

Facebook o projenin fişini filan çekmedi. Pazarlık yapma konusunda kendi kopyalarıyla antrenman yaparken İngilizce kurallarını gözetmesi şartını koymayı unuttukları program kendince gramerden sapınca hatalarını fark edip antrenmanı durdurdular ve yeniden, bu kez düzgün İngilizce için de puan vererek baştan eğittiler. Tehlike söz konusu bile olmadı. İnsanların işlerini ellerinden alma gibi ekonomik sonuçlarla karşılaştırıldığında Yapay Zekânın yakın zamanda varoluşsal bir tehdit oluşturma riskini ihmal edilebilir derecede küçük görüyorum. 

Çeşitli yorumlara göre bilim insanları, araştırmacılar bugünkü dünyamızda örneğin iklim değişikliğine bağlı yaşanan felaketleri öngörebilselerdi Endüstri Devrimi’nin hiç yaşanmaması gerekirdi. Nitekim Elon Musk (Tesla Motors CEO’su) Yapay Zekânın insanlığın bugüne dek kurup geliştirdiği medeniyet için varoluşsal bir risk olduğunu ve günün birinde robotlar tarafından yok edilene kadar bu konuda nasıl bir önlem alacağımızı bilmediğimizi söyledi. Facebook’un CEO’su Mark Zuckenberg ise Musk’a karşı çıktı. Durum hakkında felaket senaryolarının vahametine kapılmadan ve aşırı iyimser olmadan bu tartışmadan nasıl bir çıkarım yapmak mümkün sizce?
Levent Akın 

Geliştirilen her teknolojinin getirdikleri yanında her zaman az ya da çok zararlı olabilecek yan etkileri de olabilir. Burada önemli olan bunların tartılıp bu teknolojiyi kullanmaya değip değmeyeceğine karar verilmesidir. Bu tartışmada tarafların Yapay Zekâ deyince aynı şeyi kastedip kastetmedikleri de belli değil. Elon Musk, yapay genel zekâ olarak adlandırılan, insan eşdeğeri sistemleri kastediyor olmalı. Bugün kullanılan tekniklerden yola çıkarak böyle bir sistem geliştirmek mümkün değil. Günümüzde Yapay Zekâ bir araç olarak kullanılmaktadır. Her uygulamanın da amacı bellidir. Geliştirilen Yapay Zekâ ürünü amacının dışında bir şey yapamaz yani satranç oynayan bir program tıpta tanı koymada kullanılamaz. Ancak tasarım ve programlama hataları durumunda iyi satranç oynayamayabilir. Bugünkü teknolojide olacak en kötü durum bence geliştirilen Yapay Zekâ araçlarının yaygın şekilde işsizliğe yol açmasıdır. Ancak düzgün bir planlama ile bunun önüne geçmek mümkündür. Filmlerde gördüğümüz canavarlaşan robot, program vb.nin bugünkü teknolojiyle yapılması mümkün değildir. Önemli olan bilgili bir şekilde toplumun yararına doğru kararların verilmesidir.

Ethem Alpaydın 

Her biri milyarlarca dolar eden ve borsada sürekli işlem gören şirketlerin yöneticilerinin tartışmaları bilimsel olarak her zaman çok değerli olmayabilir; bence ikisi de konuyu kendi şirketinin bakış açısına göre değerlendiriyor. Robotların bizi yok edebileceği bir dünyaya çok uzağız, bundan bence şimdilik korkmaya gerek yok. Ama görülüyor ki teknolojik gelişmeler sonucunda (ki bu yalnız Yapay Zekâ yüzünden değil) bildiğimiz mesleklerin çoğu yakın zamanda ortadan kalkacak; bu da şimdiye dek görülenden çok daha yüksek oranlarda işsizliğe neden olabilir ve bu durum sonucunda yaygın kıtlıklar, kitlesel göçlerin çoğalması  gibi çok kötü sonuçlar ortaya çıkabilir. Bundan gerçekten korkmamız ve önlem almaya çalışmamız gerekiyor. Örneğin; yaşam boyu eğitim programlarını artırmak bunun için bir çözüm olabilir. Yani önümüzde zeki robotların dünyayı ele geçirmesinden çok daha önemli riskler var ve bilim-kurgu senaryolarına kendimizi kaptırmak yerine böyle gerçek sorunlara odaklanırsak daha iyi yaparız.

Cem Say 

Bu tartışmadan yapılacak çıkarım, Yapay Zekâ’ya yön veren iki dev şirketin sahiplerinden en az birinin onun potansiyeli hakkında çok yanılmakta olduğudur. Sanayi Devrimi’nin sonuçlarını öngörebilseydik bile ondan vazgeçebileceğimizi çok sanmıyorum, çünkü Sanayi Devrimi’nin parlak avantajları da var.

Google, Facebook, Amazon, IBM ve Microsoft gibi şirketler Yapay Zekânın toplum yararına olması yönünde aralarında işbirliği anlaşması kaleme aldılar. Amerikan Hükümeti de 2016’da sürücüsüz arabalar için kurallar standardı  yayınladı. Şirketler ve hükümetler arasında Yapay Zekânın denetim altına alınması konusunda böyle bir konsensüs ortamı mevcut ancak temel eleştiriler ve sorular tüm bu düzenlemelerin nasıl uygulamaya konulacağında yoğunlaşıyor. Bir robotun bir insana zarar vermesi halinde suçlu kim olacak? Robotu üreten şirket mi, yazılımcı mı, tasarımcı mı? Yakın bir tarihte Yapay Zekâ polisi, Yapay Zekâ yargıcı gibi yeni tanımlarla, mesleklerle mi tanışacağız?
Levent Akın 

Yapay Zekâ hukuku konusunda dünyada çok sayıda çalışma yapılıyor. Bu konudaki en önemli çalışmalardan birisi AB’de birkaç yıl önce yapılan RoboLaw adlı bir araştırma projesidir. Bu projenin önerileri AB Parlamentosuna Yapay Zekâ ile ilgili yasa yaparken başvuru kaynağı olması amacıyla sunuldu. Bugünkü kapasiteleriyle robotlar tam özerk kişiler sayılmadıklarından sorumlu tutulmuyorlar. Olayın oluşumuna göre yapılacak incelemede kimin kusuru olduğu belirlenecek. Duruma göre geliştiren, ya da kullanan kişi sorumlu olacak. Bu nedenle Yapay Zekâ konusunda uzman yargıçlar ve avukatlar olması yakın gelecekte mümkün ama Yapay Zekâ polisi bence hala bilimkurgu alanına giriyor. Ancak geliştirilen Yapay Zekâ sistemleri için bir takım denetim mekanizmaları oluşturulursa yapay zekâ denetçiliği diye yeni bir meslek olabilir.

Ethem Alpaydın 

Bir Yapay Zekâ sisteminin kendi hukuki ya da etik sorumluluğu olacak bir benlik olması olasılığı bana çok uzak görünüyor. O zamana dek YZ sistemi de, ister yazılım, ister donanım olsun, bir şirket tarafından üretiliyor olacak ve tüm sorumluluklar da o şirketin olacak. Şu anda da otomatik karar veren sistemler hayatımızda var, uçaklardaki otomatik pilotlar örneğin; onlarda bir sorun çıkarsa üreten şirket sorumlu oluyor. Yine de örneğin sürücüsüz bir arabanın piyasaya çıkmadan önce insanların şu anda geçtiği ehliyet sınavından çok daha ciddi olarak sınanacağına, tek tük sorunlar olsa da sonuçta trafik kazalarının azalacağına ve ulaşımın onlar sayesinde çok daha kolay, hızlı ve ucuz olacağına eminim.

Cem Say 

Bir asansörün bir insana zarar vermesi halinde sorumluluk nasıl paylaştırılıyorsa öyle olacak. Yapay Zekâ polis veya yargıç olup suçlu insanlarla mücadele edebilir, ama kendisinin işlediği hatalardan “suçlu” olduğu söylenebilir mi? Kısa vadede buna hazır olduğumuzu düşünmüyorum. 

Özellikle tehlike boyutu düşünüldüğünde teknoloji açısından akla ilk gelen sürücüsüz arabalar oluyor. Nitekim bu tür arabaların çok basit yollarla ‘hack’lenmesi artık önemli bir güvenlik meselesi halini aldı. Hatta iş öyle bir boyuta ulaşmış durumda ki, Youtube’da sürücüsüz arabaları hackleme yolları üzerine videolar yayınlanabiliyor. Bu boyutuyla Yapay Zekânın sınırları ne olmalı sizce, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Levent Akın 

Günümüzde ağa bağlı her türlü aracın hack’lenmesi mümkün. Yakınlarda milyonlarca kamera, fırın, buzdolabı gibi nesnelerin interneti aracı hack’lenerek çeşitli sitelere saldırı amacıyla kullanıldı. Bu nedenle bu Yapay Zekâ ürünlerinin tasarımında hack edilmesini imkânsız hale getirecek önlemler alınması ya da en azından hack edildiğinde tehlikeli bir sonucun ortaya çıkmasının engellenmesi gerekiyor. Bunun Yapay Zekâyı sınırlanmasını gerektirecek bir yönü yok. Sonuçta Yapay Zekâ ürünleri, program olsun, robot olsun insanlar tarafından kullanılacak, sınırlama olacaksa belki kullanım alanlarında olabilir.

Ethem Alpaydın 

Arabanın hack’lenebilmesi Yapay Zekâ ile ilgili bir sorun değil, güvenlik sorunu. Şu anda da sürücüsüz arabalardan çok daha kritik iş yapan birçok bilgisayar sistemi “hack’lenebiliyor ama onları kullanmaktan vazgeçmiyoruz, daha güvenli yapmaya çalışıyoruz. Şu anda kullandığımız arabalar da çalınabiliyor örneğin, ama bu olasılık arabaların kullanılmasını engellemiyor.

Cem Say 

Daha da akıllı olmalı ki kolayca hack’lenemesin. Araba gibi yaşamsal sistemlerin yazılımlarını şimdikinden çok daha sıkı denetimlere tabi tutmakla görevli resmi bir organ gerekebilir.

Eklemek istedikleriniz…

Levent Akın: Benim eklemek istediğim başka bir konu yok.

Cem Say: Korkunun ecele faydası yok!

Ethem Alpaydın: Yapay Zekâ tartışmasına nereden baktığınız da önemli. Belki bizim Türkiye’de yurt dışında yapılan tartışmanın aynısını yapmak yerine Yapay Zekâ’nın olası fayda ve risklerini de kendi özel koşullarımıza bağlı değerlendirmemiz gerekiyor. Japonya gibi doğum oranının görece düşük olduğu bir ülkede kollu ve bacaklı, insanın yerini doldurabilecek robotlar yapmak iyi bir fikir olabilir, ama Türkiye gibi işsizliğin zaten yüksek olduğu ve nüfusun hep arttığı bir ülkede Yapay Zekâyı insanın yerini almak için değil iş gücünün kalifikasyonunu artırmak için kullanmaya çalışmak bence daha iyi bir fikir olacaktır. Örneğin, gerçek zamanda konuşmayı bir dilden ötekine çeviren bir yazılım, yabancı dil bilmeyen insanlarımızı turizm sektöründe çalışmaya daha uygun hale getirebilir ve Türkiye için böyle bir yaklaşım örneğin rehber robotlar yapmaya çalışmaktan daha iyi bir çözüm olabilir.

Yazar: Özgür Duygu

Kaynak: www.medium.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Paranın ne kadarından sonrası mutluluk getirmiyor?

para mutluluk getirir mi, para ile mutluluk arasındaki bağ, istanbul'da yaşam

Para ile mutluluğun pozitif bir ilişkisi var. Fakat mutluluğun ilişkide olduğu toplumsal değerler de var. Sizce uzun vadede hangisi daha çok mutluluk getiriyor?

Prof. Murat Şeker: İstanbul’da mutluluk sınırı 8 bin lira

“Ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor”

İstanbul Üniversitesi (İÜ) İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Şeker, ‘Mutluluk Ekonomisi’ üzerine yaptığı son araştırmasında, İstanbul’da 7 bin 500 kişiyle yüz yüze görüşüldüğünü, mutluluk ile gelir arasındaki ilişkinin araştırıldığını açıkladı. Şeker, “İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandına kadar artan gelir mutluluğu artırıyor. Ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor. Hatta daha yüksek gelire sahip olanlarda gelir artmasına karşılık mutluluk düzeyi değişmezken, stres faktörünün de yükseldiği gözleniyor” ifadesini kullandı.

Araştırmaya katılanlara genel olarak mutluluk düzeylerini belirtmeleri istendiğinde yüzde 15’inin mutsuz olduğunu, yüzde 48’inin ne mutlu ne mutsuz olduğunu, kendini mutlu hissedenlerin oranının ise yüzde 37 olduğunu aktaran Şeker, “İstanbul’da mutluluk düzeyi 10 üzerinden yapılan değerlendirmede ortalama değer 5.8 olarak saptandı” diye konuştu.

Prof. Dr. Şeker, uluslararası çalışmalarda sorgulanan günlük deneyimlerin, bu çalışmada da sorgulanarak analiz edildiğini ifade ederek şunları aktardı:

“Buna göre İstanbullular arasında ‘dün kahkaha attım’ diyenler yüzde 43, eğlenenler yüzde 48, kendini mutlu hissedenler ise yüzde 52 oranında temsil edildi. Buna karşılık üzgün olanlar yüzde 41, endişeliler yüzde 40, stresli olanlar ise yüzde 44’te kaldı. Mutluluk ile yaş arasındaki ilişkiye bakıldığında ise yaş azaldıkça mutluluk düzeyinin yükseldiği ortaya çıktı. Özellikle 15-24 yaş arası gençler, 40’lı yaşlardakilerle kıyaslandığında göreceli olarak kendini daha mutlu hissediyor.”

Evli – bekar farkı var

Kadınlarla erkekler arasında mutluluk düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olmadığına dikkati çeken Prof. Dr. Şeker, ancak evli olanların bekarlara göre kendilerini daha mutlu algıladığını söyledi.

Prof. Dr. Şeker, araştırmaya katılanların gelirleri ile mutluluk algısına ve günlük deneyimine ilişkin sorulara verilen yanıtlar birlikte incelendiğinde, gelir artışının bir noktaya kadar mutluluğu artırmada etkili olduğu, ancak devamında gelen gelir artışının mutluluğu artırmakta yeterli olmadığının görüldüğünü söyledi.

Uluslararası literatüre uygun bir şekilde sonuç aldıklarını belirten Prof. Şeker, sözlerine şöyle devam etti:

“İstanbul’da yaşamanın maliyetinden kaynaklanıyor”

“İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandına kadar artan gelir mutluluğu artırıyor, ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor. Hatta daha yüksek gelire sahip olanlarda gelir artmasına karşılık mutluluk düzeyi değişmezken, stres faktörünün de yükseldiği gözlendi. Bu durum İstanbul’da yaşamanın maliyetinden kaynaklanıyor.

İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandı, yaşanabilirlik düzeyini gösteriyor.

Başka bir deyişle aylık gelir 2 bin TL’den 3 bin TL, oradan 5 bin TL’ye ve devamında 7 bin 500-8 bin TL’ye yükseldiğinde bireyin yaşam standardı belli bir seviyeye ulaşıyor. Bu seviyeye ulaşana kadar artan gelir, mutluluğunun da artmasını sağlıyor. Ancak kabul gören belli bir yaşam standardına ulaşıldığında, artan gelir mutluluğu artırmakta yeterli olmuyor. Aile, sağlık gibi diğer faktörlerin önemi daha fazla artıyor. İstanbul’da bu sınır 7 bin 500-8 bin TL bandında gerçekleşiyor.”

Prof. Dr. Şeker, araştırmada bir senaryo sorusu ile göreli zenginlik ile mutlak zenginlik arasındaki ilişkiyi de incelediklerini belirterek, göreli zenginliğin toplum tarafından daha fazla önemsendiğini söyledi.

Bu bağlamda deneklere, iki iş teklifi aldıklarında hangisini seçeceklerinin sorulduğunu belirten Şeker, şunları aktardı: “Bu tekliflerden ilkinde iş yerinde ortalama maaş 10 bin TL iken 8 bin TL teklif ediliyorken, ikinci teklifte ise iş yerinde ortalama maaş 5 bin TL iken 7 bin TL teklifi sunuluyor. Deneklerin yüzde 73’ünün ikinci teklifi, yani mutlak olarak daha az ama göreli olarak yüksek olan teklifi tercih ettiği görülüyor. Dolayısıyla toplumda bireylerin böyle bir iktisadi kararda rasyonel davranmadığı, etrafındaki ortalama gelire göre kendini konumlandırmak istediği ortaya çıkıyor.”

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

yapay zeka ve insan kaynakları, yapay zeka, işe alımda yapay zeka, aı

Yapay zeka artık şirketlerin işe alım süreçlerinde de rol almaya başladı. İnsan kaynakları departmanının yeni çalışanı yapay zeka başvurularınızı değerlendirmek üzere sizleri bekliyor. Peki ya siz robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

Yapay zeka işe alımı nasıl etkileyecek?

Her alanda yapay zeka kavramı tartışılırken elbette işe alım süreçleri içinde en çok konuşulan konuların arasında bu kavramın etkileri var. Peki yapay zeka işe alım için neden önemli? Gelecekte neleri değiştirecek?

Yapay zeka kavramı artık her yerde ve neredeyse her alanda karşımıza çıkıyor. Yapay zeka teknolojisi her geçen gün gelişiyor ve yeni kullanım alanları buluyor. Bilim insanları ve mühendisler insanların hastalıklarına tanı koyabilen yapay zeka doktorlar geliştiriyor. Facebook terörle ilgili olabileceğini düşündüğü içerikleri yapay zeka sayesinde tespit ediyor. Yapay zeka en karmaşık zeka oyunlarını mükemmel şekilde oynayabilmeyi kendi kendine öğrenebiliyor. Hatta resim ve müzik bile yapabiliyor.

İşe alımda yapay zeka çok uzak değil

Yapay zekanın işe alımlarda aktif olarak kullanılmaya başlanması da artık çok uzakta değil. Yapay zeka tabanlı pek çok yazılım bugün bile dev firmalarda işe yapılırken kullanılıyor. Örneğin Avrupa’da büyük bir iletişim merkezi, yedi farklı dilin akıcılığının test edilmesi gereken bir işe alım sürecinde dil uzmanları kullanmak yerine yapay zeka algoritmalarını kullandı. Her aday ile AI uygulaması kullanılarak bir telefon görüşmesi yapıldı. Konuşma sırasında adayların dil akıcılığı ve iletişim becerileri yapay zeka tarafından değerlendirildi. Sonuçlar son derece verimliydi

Hızlı ve isabetli

Firmaların işe alım yaparken beklentileri hemen hemen aynı. Bütün firmalar uzmanları sayesinde açık olan pozisyonlara yetenek, tecrübe ve karakter özellikleri bakımından en uygun adayları yerleştirmek istiyor. Ancak sorun şu ki uzmanlar ne kadar tecrübeli ve yetenekli olurlarsa olsunlar hiçbir zaman mükemmel değiller. Çok fazla veriyi akıllarında tutmak ve bunları kısa sürede işleyerek adayın uygunluğunu değerlendirmek insan işe alımcılar için gerçekten çok zor. Bu da verimsiz sonuçlara neden olabiliyor.

Önyargısı yok

Öte yandan yapay zeka insanların sahip olduğu dezavantajlara sahip değil. Milyonlarca kişilik bir veri bankasına erişimleri olabilir. Bu veriyi kullanarak gelecek vadetmeyen adayları anında eleyebilir ve milyonlarca kişi içinden işe en uygun adayı saniyeler içinde belirleyebilir.

Üstelik hepsi bu da değil. Doğru kriterlerle programlanmış bir yapay zeka insan işe alım uzmanının sahip olduğu önyargılara da sahip olmayacağından birini işe alırken ona sıfır önyargı ile yaklaşabilir. Elbette bu durum suistimale de açık. Eğer yapay zeka belirli bir gruba karşı negatif yaklaşacak şekilde programlanırsa işler değişir. Söz konusu gruptan kimseler daha eleme sürecinin en başında değerlendirme dışı tutulabilir ve yeni tür bir ayrımcılığa maruz kalabilir. Bu nedenle işe alım yazılımlarının suistimal edilmeyecek şekilde kullanılmamalarına ilişkin etik kurallar koyulması da gerekebilir.

Dil ve kültür bariyerlerinden etkilenmiyor

Günümüzde global şirketler pek çok farklı ülke ve kültürden çalışanı bünyesinde barındırıyor. Global şirketlerde işe alım süreçleri bu yüzden çok daha karmaşık hale gelebiliyor. İnsan kaynakları uzmanları da bu karmaşadan ciddi şekilde etkilenebiliyor. Diller farklı kültürler farklı algılar farklı olunca hangi insanın doğru aday olduğunu bulabilecek gerçek bir çıkmaza dönüşüyor. Yapay zeka ise dil, kültür ve algı açmazlarından muaf. Üstelik yeni geliştirilen işe alım yazılımları yani yapay zekalar pek çok farklı dilde üstelik telefonda bile iş görüşmesi yapabiliyor ve son derece isabetli yerleştirmeler yapabiliyor.

Peki AI insan işe alım uzmanlarını tamamen devre dışı mı bırakacak?

Bu sorunun yanıtı elbette hayır. İşe alım kriterleri belirleyecek olanlar, insanlarda neler aradıklarını bildirenler yine insan uzmanlar olacak.

Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Tarihin ilk hackerıyla tanışmak ister misiniz?

mıt, bilgisayar şifresi kıran ilk hacker, allan scherr

Bilgisayar çağı boyunca birçok şifreleme yöntemi geliştirildi ve kırıldı. Peki bu şifreler hayatımıza ne zaman girdi? İşte bir bilgisayarın şifresini kıran ilk insan Allan Scherr ve hikayesi…

Allan Scherr: Bilgisayar şifresi kıran ilk hacker

1962 yılında ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilim insanları bilgisayarların güvenliği için yeni bir sistem geliştirdi: Şifre.

Zaman paylaşımlı işletim sistemini (CTSS) kullanan MIT’li araştırmacılar, o dönem bilgisayarları paylaşmak zorundaydı ve kullanım süreleri kısıtlıydı.

Farklı kullanıcıların dünyanın farklı yerlerinden ve bir telefon ağı aracılığıyla girdiği sistemi sömürenler de yok değildi.

Nihayetinde her çalışana sisteme erişmesi için kişisel bir şifre verilmesine karar verildi.

Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojileri için güvenlik olmazsa olmaz. 1960’lı yıllarda ise şifre kavramı bilgisayar dünyası için çok yeniydi.

Tüm şifrelere giden dosya

Bilgisayar bilimci Fernando Corbató’nun geliştirdiği bu sistemle bilgisayara girenler, kendilerine ayrılan süre bittiğinde sisteme yeniden giriş yapamıyordu.

Ancak her güvenlik sistemi gibi bunu da istismar edecek biri çıktı: MIT’de yüksek lisans eğitimini sürdüren genç bilgisayar bilimci Allan Scherr.

Scherr, yüksek lisans tezi için bu sistemin performansını ölçmeliydi. Ancak toplamda sadece 10 saati vardı:

“Bu sistemdeki farklı değişkenleri ölçebilmem için özel erişim iznim vardı. Yaklaşık 30 simulasyon hazırlamalıydım ama bana ayrılan süre çok azdı. Daha çok süre istedim ve reddettiler. Ben de bana ayrılan süreyi sıfıra indirmenin yolunu buldum.”

Scherr önce tüm şifrelerin toplandığı ‘Gizli kullanıcı şifreleri’ isimli dosyayı buldu. Dosya isminde ‘gizli’ kelimesi özellikle tersten yazılmıştı.

Kimsenin haberi bile olmadan bu dosyayı yazdırmanın bir yolunu bulan Scherr, sistemde kullanılan tüm kişisel şifrelerin bir kopyasına sahip oldu.

“Artık sisteme istediğim zaman ve sürede girebiliyordum” diyen Scherr, arkasını kollaması için bir de suç arkadaşı buldu.

Programın finansal yöneticisine sus payı olarak şifrelerin listesini el altından vermeyi teklif etti, o da kabul etti.

Scherr patronlarından bazılarının sistemlerini hacklemekle kalmayıp, arkasında onlarla dalga geçen mesajlar bırakıyordu.

‘Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum’

1960’lu yıllardan sonra şifre kullanımı günlük hayatın bir parçası olmaya başladı.

Hava limanlarında da yolcu bilgilerine erişim için şifreler kullanılmaya başlandı. 1970’li yıllarda artık banka müşterileri hesap bilgilerine bu sistemle ulaşıyordu.

1980’lere gelindiğinde şifre gerektiren paylaşımlı bilgisayarların kullanımı yaygınlaştı.

Şifre, ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçlarımızdan biri haline geldi.

Scherr’e göre, bir gün uyanıp da kendi yaşamımıza erişimimizin engellendiğini öğreneceğimiz yakın:

“Bence şimdiden bunu yaşıyoruz. Telefona pin kodunu birkaç kez yanlış giriyoruz, telefon devre dışı kalıyor.”

MIT’yi bitirdikten sonra 30 yıla yakın IBM teknoloji şirketinde çalışan Scherr, IBM’in yazılım sistemi ve uygulama ve mini bilgisayarlarla iletişim ağını geliştiren kişiydi.

Peki bilgisayar endüstrisinin ilk hackerlarından Scherr, başkalarının onun şifresini kırmasını nasıl engelliyor?

‘Kırılamaz şifre’nin formülü ne olabilir?

Sherr’in yanıtı şaşırtıcı:

“Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum.

“Ezberlediğim uzun ve karmaşık tek bir şifre var, tüm şifrelerimi yöneten bir uygulamaya girmemi sağlıyor.”

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND