Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İnsan kaynaklarında hayal ve gerçek

İNSAN KAYNAKLARINDA HAYAL VE GERÇEK

İNSAN KAYNAKLARINDA HAYAL VE GERÇEK

Faruk Türkoğlu

Son iki kriz, insan kaynakları konusunda sorunları ve eksiklikleri net bir şekilde ortaya çıkardı. Benzer sorunlar farklı düzeylerde diğer ülkelerde de yaşanıyor, daha da yaşanacak. Çünkü bu sorunların bir bölümü, insanın çalışma hayatı kadar eski. İnsan ve iş ilişkisi ile iş ve insan yönetimi, geçen yüzyılda da köklü değişiklikler geçirdi. Yeni yüzyılda ise daha insancıl bir çalışma ortamının kurulması yönündeki umutları giderek güçleniyor.

Sorunların çözülmesi ancak bilimsel çalışmalar ile işyerinde yapılan somut araştırma ve uygulamalarla imkan dahiline girecek.

Sorunları kısaca incelemeden önce, insanın iş hayatındaki yüzyıllık öyküsünü şöyle bir hatırlayalım:

ONUN HİKAYESİ

O, çok zor günler geçirdi.

Geçen yüzyılın başındaki işlevi Modern Zamanlar makinesinin bir dişlisi olmaktı.

Onu daha sonra elinde tornavidası ile görüyoruz. Yürüyen şeritte önüne hep aynı iş geliyordu. O hep aynı vidayı, aynı şekilde sıkıştırıyordu. Tüketim pazarındaki görevi ise teknolojinin harikalarına hayran olmak, sunulan malı fazla soru sormadan satın almaktı.

Daha sonra bu zor zamanları da aradığı günler oldu. Zaman ve hareket etüdleri ile elinin her hareketi büyüteç altına alınıyor, iş temposu sürekli hızlandırılıyordu. Onun kolu, artık makinenin bir manivelası gibiydi.

İş bununla da bitmedi: Bilim adamları Onun için Alacakaranlık Kuşağı türü X-dosyaları tutmaya başladı: Motivasyonun X teorisine göre O, esasında haylaz ve aylaktı. Ancak sert bakışlı bir yöneticinin nezaretinde verimli çalışabilirdi. Onu bazen havuç bazen de sopa ile iş gördürülecek o güzel gözlü, uzun kulaklı hayvan dostumuza benzetenler bile oldu.

Küreselleşmenin El Nino fırtınası hepsinin üstüne tüy dikti. Rekabet alanı birden genişledi. Gümrük duvarları birbiri ardına yıkılmaya başladı. Sırtını duvara veremeyen yönetici, dört koldan saldıran rakiplerine karşı kendini yine sert önlemler almaya zorunlu hissetti. Etrafta baltalar uçuştu, genç filizler budandı. Maliyetleri ve fiyatı düşürmek için başlatılan küresel savaştaki kurban ise tahmin edebileceğiniz gibi yine Oydu.

HAYAL…

Son yıllarda ise garip şeyler olmaya başladı. Tüm gözler Ona çevrildi. Hızla serpilip büyüyen yeni ekonominin odak noktasında O vardı, insan vardı.

Pazar paylarını, getirileri artık O belirliyordu. Onun beğenmediği ürünler stok dağları oluşturuyordu.

Yeni ekonominin başlıca sermayesi bilgi, Onun kafasındaydı. Ekonominin ve toplumun eski ve yeni sorunlarına yeni çözümler bulacak olan yaratıcılık yeteneği de yine onun beyninin kıvrımlarında gizliydi.

Bir zamanlar tornavida ve kaynak makinesi tutan parmakların enter tuşunu her tıklatışı yeni değerler yaratıyor, ekonominin çehresini değiştiriyordu.

O, 6 milyardı ama yine de tek ve özeldi. Her insan, yetkinlikleri, erdemleri, zaafları, özlemleri umutları ve acıları ile ayrı bir dünyaydı. Hiçbiri birbirinin aynı değildi ama eğitim ve çevre koşulları benzer tutum ve davranışlar ortaya çıkarabiliyordu.

İş dünyasının prensleri, Onu keşfedince Külkedisinin aslında bir prenses kadar güzel, yetenekli ve değerli olduğunu gördüler. Tüketici olarak kıymete binen insanın çalışan olarak da odak noktasına konması gerekiyordu.

Çünkü tüketici ile doğrudan ilişkide bulunan oydu. Tüketicinin odak noktasına konması ve bu odağın hiç değişmeden aynı kalması, ancak çalışanların gönüllü çabaları ile mümkün olabilecekti.

Çalışanlara insanca davranılmasını sağlamakta en önemli görev, insan kaynakları departmanlarına düşüyordu. Bu departman firmanın vicdanı olacak, en değerli kaynağın üzerinde titreyecek, çalışanların yaratıcılıkları üzerindeki tüm engelleri kaldıracaktı. Hiyerarşik kademeler azaltılacak, çalışanlar üst yönetime daha kolay ulaşabilecekti.

Panellerde, seminerlerde üst düzey yöneticiler, insan kaynakları müdürleri, güzel sözler söylüyor, insanın en değerli kaynak olduğunu vurguluyorlardı.

VE GERÇEK

Günlük iş hayatında ise uygulamalar daha farklı oldu. İnsan kaynakları ile ilgili iyileştirmeler, bazı işyerlerinde IS0 9000 belgesi almak için bazı göstermelik önlemlerin yürürlüğe sokulması ile sınırlı kaldı. Çalışanların memnuniyeti hedefi çoğu kez kalite çalışmalarında gündemin en arka sırasına itildi. Olumlu projelerin büyük bölümü kağıt üstünde kaldı. Son iki kriz ise insan kaynaklarında amaç ve uygulama arasındaki uçurumu belirgin hale getirdi.

Çalışanlar, mevcut performanslarına bakılmadan, bir son görüşme yapılmadan işten atıldı. Bu kişilere alınan kararların zorunlu olup olmadığı anlatılmadı. Krizin gerçek hasarı ortaya çıkmadan yaygın tensikat planları uygulandı.

İnsan kaynakları (İK) departmanları, üst yönetimin aldığı kararlarda etkili olamadı. İşyerinde yıllar boyunca edinilmiş bilgi birikimi ve deneyim işten ayrılanlarla uçup gitti. Ekonomi canlandığında tekrar işe alınacak elemanların eğitim maliyetleri ve bu nedenle ortaya çıkacak zaman kaybı, küçülme uygulamalarında dikkate alınmadı.

Zorunlu olarak işten çıkarılanlara yöneltilen sert davranışlar, kalanları da endişe ve korku içinde bıraktı. İK departmanlarının büyük bölümü bu endişeyi gidermek için yeterli çalışma yapamadı.

AKSAKLIKLARIN NEDENİ

İnsan kaynaklarında hedefler ve uygulama arasındaki uçurumun şu nedenlerden kaynaklandığını düşünüyorum:

*Bazı şirketlerde yönetim, insan kaynakları departmanının görevi ile ilgili yeni yaklaşımların farkında değil. Adı değişse de insan kaynakları yöneticileri, hala bir personel müdürü olarak görülüyor.

*Firmaların bir bölümünde kağıda dökülmüş bir vizyon, misyon ve strateji bulunmadığı için, İK departmanları bir düşünsel altyapıdan yoksun kalıyor.

*Müşteriye odaklanma (costumer focusing) ile insan kaynakları yönetimi arasındaki bağlantı henüz yeterince anlaşılmış ve benimsenmiş değil.

*Demokrasinin derinleştirilmesinde ve insan haklarının yaygınlaştırılmasında belirli sorunlar yaşanan bir ülkede, tek bir işyerinde adil ve verimli bir insan kaynakları uygulamalarını gerçekleştirmek doğal olarak kolay olmuyor.

*Siyasetteki gelişmenin, ekonomideki gelişmeye göre çok daha yavaş tempoda olması ekonominin kırılganlığını artırıyor. Bu kırılganlık ve belirsizlik ortamında, iyi niyetli yöneticiler bile düşündüklerini uygulamakta zorlanıyor.

*İnsan kaynakları departmanları, yöneticilerin üretim ve verim konusundaki talepleri ile çalışanların istekleri arasında bir denge kurmakta zorlanıyor.

*Fakültelerde insan kaynakları konusunda yapılan değerli bilimsel çalışmalar, İK departmanlarına, orta kademe yöneticilere ve sendikacılara ulaşamıyor. Bu konuda, popülarize edilmiş teorik çalışmaların sayısı yeterli değil.

*İnsan kaynakları konusunu ciddiye alan kuruluşlarda ise ABDden ve Avrupa ülkelerinden ithal edilen kavram ve sistemlerin, Türkiyeye uyarlanması konusunda sorunlar yaşanabiliyor. Kurulan ve başlangıçta iyi işleyen bir sistemin zaman içinde değiştirilmesi de ihmal edilebiliyor.

*Firmalarda bir genel yeniden yapılanma programı uygulanmadan, yalnız insan kaynakları departmanının modernleştirilmesi istenen verimi sağlayamıyor.

*Tüketici talebindeki değişim, segmentasyon ve hedef kitle analizi konularındaki birikim henüz kritik kütleye ulaşmadığı için, insan kaynakları departmanının yeniden yapılanması ihtiyacı çok belirgin bir şekilde ortaya çıkmıyor. Ekonominin canlanması ve yeni ekonominin gelişmesi, önümüzdeki yıllarda insan kaynaklarının stratejik önemini iyice ortaya çıkaracak. Gelecekte hem tüketici hem de çalışan olarak insanı gerçekten odak noktasına koyabilen firmalar, pazar paylarını koruyabilecek ve geliştirebilecek…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND