Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İnsan beyni anlamlı olanı sever

İnsan varlığını devam ettireibilmek için çevresindee olup bitenleri anlamaya çalışır ve ona bir yorum getirir. Beynimiz her zaman bir anlam arayışı içerisindedir. Peki, insanlar bir tüketici olarak markalara da bir “anlam” yükler mi?

İnsan varlığını devam ettireibilmek için çevresindee olup bitenleri anlamaya çalışır ve ona bir yorum getirir. Beynimiz  her zaman bir anlam arayışı içerisindedir. Peki,  insanlar bir tüketici olarak markalara da bir “anlam” yükler mi? 

Beynimiz Anlam Yaratmaya Programlanmış

Frankfurt İleri Beyin Araştırmaları Enstitüsü başkanı Wolf Singer, 1990’ların ortalarında, insanların bir şeyi anlamlı bulduklarında beyinlerinin değişik bölgelerindeki nöronların-eş zamanlı olarak- 40 hertz şiddetinde hareket ettiklerini keşfetti.

Singer’le hemen hemen aynı zamanda, ünlü nörolog V. S. Ramachandran, insanlardan kendileri için anlamlı bir şeyleri düşünmelerini istediğinde, deneklerin beyinlerinde belirli bölgelerinin (temporal lobes) hareketlendiğini buldu. Ayrıca beynin söz konusu bölgeleri dışarıdan uyarıldığında insanların, yaşadıkları dünya ile bütünleştiklerini, hayatı daha anlamlı bulduklarını keşfetti. (Bütün bu deneylere imkân veren teknolojinin adı fMRI, yani functional magnetic resonance imaging. Bu teknoloji sayesinde son on beş yılda Neuroscience olarak adlandırılan bilim dalı, insan beyni ile ilgili neredeyse her gün yeni bir bulgu üretiyor.)

İnsan, karmaşık dünyada varlığını sürdürebilmek ve yaşayabilmek için, olaylar-şeyler arasında ilinti kurmak, bir nedensellik aramak, çıkarımlarda bulunmak, etrafında olup bitenleri yorumlamak yani anlamlandırmak zorundadır. Zorluk ve belirsizlikle baş edebilmenin tek yolu bu belki de. İnsan, yaşamını sürdürme arzusunun doğal bir sonucu olarak çevresinde olup bitenlere anlam kazandırmaya çalışıyor ve kendisine ulaşan tüm verilere bir anlam yüklüyor. Bir bakıma etrafındaki kalıpları (paternleri) ortaya çıkarmaya çalışan bir sanatçı gibi, öğrenebilmek için her şey arasında “anlamlı”, “birbiriyle ilişkili” bir bağ oluşturmaya çalışıyor.

İnsan beyni bir taraftan algıladıklarından ilişkiler kurarak anlam üretmeye, diğer taraftan da kendisi için anlamlı olana olumlu (40 hertz şiddetinde) cevap vermeye programlanmış bir yapıya sahip. (Gurnek Bains)

Tükettiğimiz ürünler ve seçtiğimiz markalar bizim için anlam ifade ederler. Yöneticinin görevi, hem bu anlamı oluşturmak hem de ürünün kullanımı sırasında oluşan yeni anlamları takip edebilmektir. Benim deneyimlerim, pazarlamacının, bu anlamı fark etmekte zorlandığı zamanlarda, tüketiciyle ciddi sorunlar yaşadığını gösterdi. Aslında kalitatif araştırma yaptırmış olanlar, tüketicilerin markalara nasıl anlam yüklediklerini daha iyi bilirler. Bu anlam, kimi zaman tüketicilerin markayı bir insan yerine koyup onu kişileştirerek kendi hayatlarında markaya bir rol biçmeleri şeklinde de olabilir.

1990’ların başında Zafer Mutlu, Sabah gazetesini yönettiği sırada, gazeteye neden zam yapmak zorunda olduğunu anlatan bir yazı yazdı. Yazısında, yapılan zammın aslında çok olmadığını, ekonomik koşulların bunu gerektirdiğini anlattıktan sonra-bir örnek vererek-gazetenin zamlı fiyatının bile İstanbul’da sokak tuvaletinde “küçük su” dökmekten daha ucuz olduğunu okurların bu durumu anlayışla karşılamalarını istedi. Bu “samimi”, fakat okurun gazeteyle ilişkisini hafife alan benzetme, ortalığı birden karıştırdı. Okurlar gazeteye telefon yağdırarak, “güvendikleri bir dost”, “yol arkadaşı” olarak gördükleri gazetelerinin, böyle bir kıyaslamaya konu olmasına epeyce içerlemişler, şiddetli tepki göstermişlerdi.

Anlamın referans noktaları, kaynakları tarih boyunca tüm insanlık için evrim geçirdi. Örneğin tarım toplumunda anlamın kaynağı “kabile”, “gelenekler” ve “tanrılar” iken sanayi toplumunda-modernizmde- “bilim’” ve “akıl” yeni anlam kaynakları haline geldi.Sanayi sonrası toplumda ise insana yön gösterecek, anlam kaynağı olacak kurumlar giderek önemini yitiriyor. İçinde yaşadığımız dönemde birey, giderek daha çok kendi deneyim ve öznel değerleri çerçevesinde bir anlam yaratmak ile baş başa kalıyor. Tarihsel bir perspektiften baktığımızda hemen hemen bütün kurumların, insanın anlam dünyasına etkisi azalıyor. Birey kendi hayatına anlam katmak konusunda eskiye göre her geçen gün daha da yalnızlaşıyor. Bu yalnızlık ortamında, büyük markaların büyük fikirleri, tıpkı çok tanrılı tarım toplumundaki totemler gibi, tüketicilere rehberlik yapıyor. Tüketiciler giderek büyük markalardan daha çok ilham alıp, hayatlarına katacakları anlamı, bu markaların yardımıyla oluşturuyorlar.

Bu konu üzerine yazılacak, söylenecek çok şey var ancak konuyu pazarlamayla ilintilendirirsek sanayi sonrası toplumda markalar söz konusu olduğunda, artık pazarlama disiplininin insanların zihinlerine anlamlı konseptler yerleştirme işine dönüştüğünü, markalaşmanın “anlam yaratmak ve yönetmek” haline geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Eskiden teknolojik özelliklerini görmeye alışık olduğumuz araba markaları bile bu arayış içindeler. Mercedes S kampanyası buna iyi bir örnek.

Geleneksel pazarlama anlayışı, mevcut ürüne iletişim yoluyla “hayali” bir değer katmak üzerine kuruludur. Jacques Segela bunu, çok şık bir anlatımla, “hayali katma değer (valeur ajoutee imaginaire)” şeklinde ifade etmişti. Daha önceki yazılarımda da anlatmaya çalıştığım gibi yaşadığımız bolluk, hiper rekabet ve medya kalabalıklığı döneminde, artık bu yolla marka yaratmak neredeyse mümkün değil. Bunun yerine markaların önce bir anlama sahip olup, sonra bu anlam şemsiyesi altında ürünlerini pazarlaması gerekiyor. Yaşadığımız Sanayi sonrası toplumunda da birey,kaybolan referansları çerçevesinde, markalardan böyle bir yol göstericilik, rehberlik bekliyor. Bireyler markaların kendilerine ilham vermesini talep ediyorlar.

Pazarlamacının anlam yaratabileceği ve tüketicisine ilham vereceği kavramlar neler olabilir? Bu konuya 2006 yılında üç marka danışmanının birlikte yazdığı “Making Meaning” kitabı önemli bir katkıda bulundu. Yazarlar kitaplarında marka sahiplerinin kullanabilecekleri on beş kavramı şöyle sıraladılar :

1.Başarmak

İnsanın zorluklar karşısında kendi gücüyle, kimseye muhtaç olmadan başarılı olabileceği insanın kendinde bu gücün zaten var olduğu fikri.

Bunu farklı söylemlerle aynı sektörde hem Adidas (impossible is nothing) hem de Nike ( just do it) sahipleniyor.

2. Güzellik

Bütün kozmetik endüstrisi, otomotiv endüstrisindeki bazı markalar ve elektronikte Bang & Olufsen bu fikri sahipleniyor. Bang & Olufsen neredeyse bütün pazarlama stratejisini estetik üzerine kuruyor. Hatta bu kavram günümüzde yeniden anlamlandırılarak kullanılıyor “Dove: real beauty”

3. Yaratmak

Kişinin kendinden bir şeyler katarak ortaya bir eser çıkartması fikri.

Ev dekorasyonu, yemek yapmak, hobiler bu fikrin etrafında pazarlanıyor. IKEA ve Martha Steward kişilerin yaratıcılıklarına seslenen oldukça esprili önerilere sahipler.

4. Topluluk

Etrafındakilerle bir bütün olma duygusu.

Bütün spor kulüpleri, dini cemaatler, Harley Davidson kullanıcıları.

5. Görev

Sorumlulukları yerine getirme duygusu. Topluma, çocuklarımıza, ailemize, kendimize karşı hissettiğimiz sorumluluk fikri.

Sağlık sektörü bu fikir etrafında pazarlanıyor. Artık Türk Silahlı Kuvvetleri de, Amerikan Ordusu’nun her sene orduya davet niteliğinde gazetelerde yayınladığı ilanlara benzer ilanlar yayınlıyor.

6. Aydınlanma

Mantık veya ilham yoluyla anlamak, vakıf olmak.

Bütün kitap endüstrisi, gazete, dergi ve haber kanalları.The Economist bu alana yıllardır yatırım yapıyor.

7. Özgürlük

Kısıtlamalardan ve zorunluluklardan kurtulma duygusunu sahiplenmek ve istediğini istediğin zaman yapabilme arzusu.

Turkcell’in Hazır Kart (Özgür kız) marka anlayışı.

8. Uyum

İnsanın kendisiyle, toplumla ,doğayla denge-uyum içinde olma ihtiyacı.

Çalışmak-dinlenmek, harcamak-biriktirmek.

9. Adalet

Bize başkalarının ve toplumun adaletli davranmasını talep etmemiz.

Bütün kalite-fiyat oranını tüketici lehine kurabilen marka teklifleri bu kavramın içinde hayat bulur.

10. Bir’lik

Etrafımızdaki her şeyle tek bir bütün olmak.

Bazılarının maneviyatta, bazıların içkide aradıkları anlam.

11.Kefaret

Özünde olumsuz ve acı veren bir deneyim sonrası, sorumluluk yerine getirildikten sonra insanda yarattığı telafi etme duygusu.

Perhiz sonrası çikolata, şekerleme yemek.

12.Güvenlik

Çevremizi, sevdiklerimizi, kendimizi koruma, güvende hissetme duygusu.

Kredi kartları, sigorta ve finans ürünleri.

13.Gerçeklik

Dürüstlük ve bütünlüğe adanmışlık. Saflığa ve masumiyete duyulan özlem.

Organik ürünler. Volkswagen Beetle.

14. Onaylanma

İnsanın kendisinin değerli olduğunun başkaları tarafından onaylanması.

Bütün statü simgesi olan markalar.

15.Hayret

Hayranlık, şaşkınlık duymak. Hayret etmek.

Las Vegas deneyimi, Disney parkları. Beklenmedik çözümler sunan teknoloji markaları, birçok küçük elektrikli ev aletleri ve yardımcı yemek ürünleri, misal Knorr çorba ve et suları.

 

Bunlar yazarların da söylediği gibi, eksiksiz bir liste değil. Listeye ilave yapılabileceği gibi, her birinin altında çeşitlemeler de yapılabilir.

Ben bu listeye şunları ilave edebilirim :

16. İsyan

Mevcut düzene, aileye, topluma isyan duygusu. Genel kabul görmüş olanı reddetmek.

Harley Davidson, Apple. Birçok alkollü içki markası.

17. Aşk

Yukarıdaki listede güzellik ve bir’lik içinde ele alınabileceği gibi, başlı başına değerlendirilebilecek bir kavram.

18. Yardım

Kendi gücünden ihtiyaç duyanları yararlandırmak.

Büyük finans kuruluşları ve lider hizmet şirketlerinin kullandıkları bir kavram.

19. Neşe

Hayattan keyif almanın, an’ı yaşamanın duygusu. Bir çok bakımdan yukarıdaki listedeki “Hayret” kavramına benzerlik gösteren, eğlence sektörünün doğal olarak kullandığı bir kavram.

20. Hükmetmek

Onaylanmanın daha da ötesinde kendi gücünü etrafına kabul ettirmek.

İş Bankası, Microsoft.

21. Keşfetmek

Gidilmemiş yerlere gitmek, görülmemiş insanları görmek. Kendini yeniliklere açmak. Seyahat şirketleri, Starbucks.

Yukarıda verdiğim marka örnekleri, yazarların değil, benim kavramları açıklamak için verdiğim örneklerdir. Bu örneklerdeki markaların hepsi benim anlatmaya çalıştığımyeni pazarlama anlayışını tabii ki uygulamıyorlar. Ben bu marka örneklerini kavramların anlaşılabilmesi için vermek istedim.

Jan Rijkenberg’in dediği gibi bu yöntemi uygulayan firma sayısı henüz çok az. Yeni uygulamanın öncüleri ise Nike, Apple, Virgin gibi büyük markalar. Bu firmalar bir büyük fikri sahiplenip, bu fikri bir şemsiye olarak kullanıp, bu şemsiyenin altında ürün, pazar ve tüketici yaratıyor. Sahiplendikleri fikri ise markalarının vizyonu, tutumu, kanaati, felsefesi, zihniyeti, dünya görüşü, ilgi alanı olarak kullanıyor. Kurdukları bütün ilişkilerde yani tüketicileriyle, çalışanlarıyla, toplumla, tedarikçileriyle, bayileriyle kurdukları ilişkilerinde bu büyük fikri içselleştirip hayata geçiriyor.

Bu markalar, deneyimsel pazarlama uygulamalarını da yapacakları inovasyonlarıda bu fikrin rehberliğinde gerçekleştiriyor. Herhalde marka sadakati yaratmanın daha güvenilir başka bir yolu da yok.

Son olarak şunu söylemek istiyorum : Anlam konusu bence, yaşadığımız hiper rekabet döneminde, pazarlama disiplininin merkezinde yer alıyor. Yazmak istediklerimin önemli bir bölümü anlam yaratmakla ilgili. Mesela pazarlamadaArketiplerin kullanımı ile yazmak istediğim konular doğrudan anlam ile ilgili. Yine bir başka yazıda ele almak istediğim, çalıştığımız şirketlere bağlılığımızın nedeni, o ortamda bulduğumuz anlam. Ayrıca zamana dayanıklı bir kurum oluşturmak da anlam konusuyla ilgili;çünkü marka vaadindeki anlam ile şirket yönetiminin kendi çalışanlarına yaşattığı anlam örtüştüğü sürece, bir yönetim ve pazarlama bütünlüğü yaratılabiliyor.

Yine bir başka yazıda değinmek istediğim Motivasyonlar anlam konusunun temelini oluşturuyor. Pazarlamada son yıllarda üzerinde sıkça durulan ve çok önemli bir konu olan Kültürel Markalar konusu da tamamen anlam yaratmanın bir şekli. Anlam yaratmak bir taraftan da öykü anlatmaya-storytelling kadar uzanıyor. İleride bu konular üzerinde duracağız.  Anlam konusu etrafında pazarlamanın neredeyse tamamını ele almak mümkün.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND