Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İnnovasyonda nerede yanlış yapıyoruz?

İnnovasyon iş yapma biçimlerini değiştirdi. Yükselen değer haline gelen innovasyon konusunda Türk şirketleri zorluklarla karşılaşıyor. Prof. Dr. Arman Kırım, innovasyon karnemizi yazdı…

İnnovasyon iş yapma biçimlerini değiştirdi. Yükselen değer haline gelen innovasyon konusunda Türk şirketleri zorluklarla karşılaşıyor. Prof. Dr. Arman Kırım, innovasyon karnemizi yazdı…

Operasyon makineleriyiz

İnnovasyonsuz iş hayatı mı?

“İçeride bir şeyler üret, sonra git bunu dışarıda pazarla” döneminin sonuna geldik. İnnovasyon yapmazsan istediğin kadar kendini parala, netice alamazsın. İnnovasyon yapacaksın, sonra bir daha, bir daha ve iş hayatın bundan böyle hep bu şekilde geçecek. 

Performansla yatıp kalkıyoruz

Bugün innovasyon sayesinde dijital müzik ticaretinin yüzde 75’ini tek başına iTunes yönetiyor. Ancak bizim şirketlerimiz büyüdükçe ve ortak sayısı artıp sabırsızlık işin içine girdikçe tümü birer performans makinesi haline dönüşmüş. 

Sevgili okurlarım, farkındasınız zaman zaman yazılarımı gönderemiyorum. Sizler de Sağolun, sebebini merak ediyorsunuz. Hemen söyleyeyim, bir süredir bir sağlık sorunuyla uğraşıyorum, o da beni Mehter takımına soktu. İki ileri bir geri. O nedenle bundan böyle sağlığımın elverdiği ölçüde yazabileceğim. Ama işin hoş tarafı, hasta yatağımda yatarken yüce Allah’ım nasıl bir güç verdiyse, bugüne kadar gazetede yayınlamış olduğum sevdiğiniz yazıları derledim ve kitap haline getirdim. Sanırım 15 güne kalmaz kitapçılarda olur. Kitabın adı: “Bulut Gelir Söke’ye, Çek Eşşeği Köşeye: Girişimciler, Küçük ve Büyükçe Şirketler İçin Daha Kazançlı İşYapma Rehberi.” Bence münferit olarak bütün girişimciler, esnaflar alıp mutlaka okumalı, hatta sanayi ve ticaret odaları toplu satın alıp üyelerine dağıtmalı. Hatta KOBİ bankacılığı yapan bankaların da toplu alım yapıp müşterilerine hediye etmeleri gerekiyor? Neden mi? Çünkü yazıları sizler okuyor ve kendinize olan yararlarını biliyorsunuz. 

Geçtiğimiz hafta yazdığım son yazının başlığı “Sen Pekmezi Farklı Yap, Sinek Bağdat’tan Gelir” idi. Yazının diğer başlığı ise bundan böyle pazarlamanın ürünün ve iş modelinin kendi içinde olması zorunluluğuydu. Yani eski model içeride bir şeyler üret, sonra git bunu dışarıda pazarla döneminin sonuna gelmiş olduğumuzu kuvvetli bir dille vurguluyordu. Sonunda söylediği şey, eğer innovasyon yapmazsan istediğin kadar kendini ‘pazarlama’ diye parala, pek bir netice alamazsın. İnnovasyon yapacaksın, sonra bir daha, sonra bir daha ve iş hayatın bundan böyle hep bu şekilde geçecek. O zaman başarılı iş adamı olma için tek bir çare kalıyor: İnnovasyonu, yani yenilikçililiği öğrenmek. 
Ama işte kazın ayağı tam burada kopuyor. Sizin karşınıza çıkan ulu başkanlar “yenileşin, innovasyon yapın, markalaşın” davetlerinde bulunuyorlar ama işin gerçeği kendileri de bunun nasıl yapılacağını bilmiyorlar. İnnovason şart. İnnovasyon hayati. İnnovasyonsuz artık iş yapmak ve para kazanmak imkânsız. Peki, bu durumda ne yapacağız? 

İnnovasyonda neden istediğimiz yolu alamıyoruz?

Geçen yıl ABD’de öğretim üyesi olan iki önemli innovasyon araştırmacısı, V. Avindarajan ile C. Thrimble bu konuda çok önemli bir araştırmanın sonuçlarını yayınladı. Araştırma 10 yıl sürmüş ve sonuçları bize de aynen uyuyor. O nedenle araştırmanın bulgularını iyi izlemekte tarifsiz yarar var. Bir kere adamlar şunu söylüyor: Büyük (yani borsaya kote) şirketlerin DNA’sı innovasyon için uygun değildir! Büyük şirketlerin DNA’sı “verimlilik ve etkinlik” üzerine örgülenmiştir ve bu örgü innovasyon DNA’sını hakimiyeti altına alır. Bunun sebebi, yatırımına hızlı geri dönüş isteyen ABD’deki yeni yatırımcı türüdür. Buna karşılık 50 yıl önceki yatırımcı türü, büyük sonuçlar getireceği öngörülen innovasyon yatırımlarını beklemeye razıydı. Şimdiki durum ise tamamen Wall Street etkisi altında, bir an önce masrafları kısalım, süreçleri iyileştirelim, birim başı maliyetleri düşürüp birim başı satış marjlarını artıralım, bunun için uzun vadeli innovasyon yatırımı yapmak yerine pazarı geliştirelim, yakın komşu alanlara girelim gibi stratejik seçimleri destekler oldular. Bunun karşısında da bir taraftan Wall Street’in bu denli verimlilik baskısına rağmen, diğer taraftan General Electric, Siemens, Apple gibi firmalar son 10 yıl içinde çok ciddi innovasyon atakları yapmaya başladılar. Şimdi bu firmaları aynanın karşısına geçip “biz neyi doğru yaptık da innovasyon konusunda bu denli başarılı olduk” sorusunu ciddi ciddi soruyorlar. Çünkü eğer bu soruların tam ve doğru yanıtını bulabilirsek, işimiz bundan sonra kısmen çok daha kolay. Ben yazılarımın bundan sonraki bölümlerinde bu soruların yanıtlarını açıklamaya çalışacağım. Ama siz bu esnada şunları unutmayın: İnnovasyon girişimci ve küçük firmalarda daha kolaydır ve innovasyon yapmadan başarılı olamazsınız. 

Bizim büyük şirketlerimizde innovasyon

Maalesef çok az veya hiç yok. Çünkü hatırlayın, sizlere bu sayfada “iyi fikir yetmez, aslolan icraattır diye sık sık yazıyorum”. Yeni fikirler bulmak kısmen kolay, ama bu yeni fikirleri hayata geçirmek çok zor. Memlekette çok firmanın içinde gezdim, ama innovasyon konusunun yaygın bir kültür olduğu bir yere pek rastlamadım. Bizim şirketlerimiz de büyüdükçe ve ortak sayısı artıp sabırsızlık işin içine girdikçe tümü birer performans makinesi haline dönmüş. Bütçelerin zamanında hazırlanması, bütçelerin tutturulması, geçen yıl ile bu yıl arasındaki kâr ve büyüme beklentilerinin baş finansörler tarafından açıklanması gibi. Yani ülkemizdeki büyük ve özellikle borsaya kote edilmiş şirketler birer innovasyon motorundan çıkıp (acaba hiç olmuşlar mıydı) birer performans motoruna dönüşmüşler. Performans, performans, performans. Ama şirketlerin refahı, büyümesi ve istihdam imkânları innovasyonda? Olsun, performans, performans, performans. Bakın bu büyük şirketlerde performans makinesine dönüşme nasıl tezahür ediyor. Şirketin CEO’su artık her yerden duyduğu bu innovasyon kavramıyla ciddi olarak ilgilenmeye karar veriyor. Öyle ya, bir-iki pazar payı kazanmanın dışındaki en çarpıcı yol innovasyon. Baksanıza 2002 senesinde hiç olmayan dijital müzik ticaretinin bugün yüzde 75’ini tek başına iTunes yönetiyor. İşte innovasyonun gücü, işte performans makinesinin gidebileceği en uzak mesafe. Şirkette tartışıyorlar ve harika bir innovasyon fikrinde karar veriyorlar. İkinci soru artık bu işin liderliğini kim yapacak sorusu. Zaten şirketin elindeki en iyi liderler performans anlamında en iyi yerlere konmuşlar ve yoğunlar, innovasyon projesinin başına yeni ve çok yetenekli bir lider getiriyorlar. İşte çocuk o gün şirkette bir kahramana dönüşeceğinin günlerini hayal etmeye başlarken, aslında ayaklarının altında çalılar tutuşmaya başlıyor. İK ek eleman vermiyor. İlk getiriler muhtemelen çok cüzi olacağından, finans ek bütçe vermiyor. Pazarlama, halen yürüyen işlerine bir de bu icatla çomak sokacağını düşündüğünden sırt çeviriyor. Genel müdür de bu durumda bakıyor ki, mazlumu kurtarmak için projeyi şimdilik askıya alıyor ve bizim gül gibi innovasyon projesi yatıyor. Gitti mi koskoca güzelim innovasyon projesi güme? Kazandı mı yeniden performans makinesi? 

Cevabı bulursanız tamam

Başarılı firmalar “biz neyi doğru yaptık da başarılı oldu” sorusunu soruyorlar. Eğer bu sorunun doğru yanıtını bulabilirsek, işimiz daha kolay 

Peki ya bizde? 

Bizde, büyük ölçüde de şahsi girişimlerim ve çabalarım sonucunda 7-8 senedir popüler hale gelmiş olan innovasyon konusu ne yazık ki tabana inemedi. Bunun sebepleri de çok farklı değil: 

1. Öncelikle insanlar bu yabancı kelimeyi tam kavrayamadılar. 
2. İkincisi, son 10 yılda TKY yaklaşımı özellikle şirketleri içe-bakan bir yönetim anlayışına sevketti. 
3. Sonuçta innovasyon, yeni mezun gençlerin oynaması için bir işe alıştırma aracına dönüştü. 
4. Bornoz örüp dikerek güzel paralar kazanılıyordu. Şimdi bu imkânları kenara it ve ne idüğü belirsiz innovasyona zaman ve kaynak ayır. Denizli’li sanayicim bunu sevmedi ve eski alışkanlıklarından, yani statükodan yana tercih yaptı. 
5. Devlet de innovasyon konusunu tam bilmiyordu ve hâlâ bilmiyor. Bunun bir AR-GE konusu olduğunu sanıp durdular. 
6. Oysa bu esasen bir YÖNETİM konusuydu. Bu konuda esas ne yapılmalıydı? Bunların yanıtları her ne kadar bugünkü kadar ortada olmasalar da, ipuçları oluşmaya başlamıştı. Ben bunları sizlerle paylaşacağım. 
7. Ülkede daha henüz geçekleştirilemeyen sosyal uzmanlaşmadan dolayı, innovasyon konusuna yeterli gündem ayrılmadı. 
8. Oysa ülkenin geleceği ulusal refahtadır, istihdam imkânları innovasyondadır, gerçek anlamda büyüme MİKRO iktisat alanlarındadır. 
9. Tüm bu nedenlerle de çok ciddi bir stratejik değişim hamlesi başlatılmalıdır ve bu hamlenin başrolünü innovasyon çekmelidir. 
10. Ben bu konuların çoğunu kitaplar halinde yazdım, halen yazıyorum. Üstelik dünyadaki en yeni araştırma bulgularına dayandırarak. Yapılacak olan iş, hazır. Hatta öyle ki şu sıralar ABD’deki lise ve kolejlerde innovasyon eğitimi konusuna nasıl yaklaşıldığını çalışıyorum. 

Çözüm var girişim yok 

Barrack Obama, 26 Ocak 2011’de şu çok önemli açıklamayı yaptı. Eğer insanlarımıza yeni işler yaratmak istiyorsak, ihracat performansımızı ve haliyle rekabet üstünlüğümüzü çok iyi arttırmalıyız. Bunun için de yapmamız gereken 3 şey var: 
1. Şimdi artık insanlarımızın zenginleşme zamanı geldi. Artık dünyadaki işler ve sektörler için yeniden rekabet savaşına girmemiz lazım. 
2. Bizler artık tüm ulusları innovasyon konusunda geride bırakmalıyız. 
3. Bizler artık dünyanın gerisini eğitim alanında geride bırakmalıyız. 
4. Bizler artık dünyanın gerisinden daha fazla üretmeliyiz. 
5. Bizler artık Amerika’yı dünyada en kolay ve güzel iş yapılacak bir yer haline getirmeliyiz. 
6. İşte insanların zenginliği ancak böyle yükselir. 

Bizim işimiz daha zor 

ABD zaten şu anda dünyanın innovasyon lideri. Ama başkanın kaygılarının derinliğini hissediyorsunuz. Biz de ülke olarak kendimiz çetin hedefler koyduk. Dünyanın en büyük ilk 15 (belki de 10) ekonomisinden biri olacağız, 2023 yılında ihracat hedefimiz 500 milyar dolar olacak. İyi de nasıl? Bakın Katar, 2022 Futbol Şampiyonasını düzenleme hakkı kazandı. Ama bunun için uluslararası futbol komitesini, tam 14 yıldır bu işi yapabileceklerine dair ikna etmekle uğraştılar. Onlara bir strateji ve eylem planı sundular, para kaynaklarını ve mühendislik becerilerini açıkladılar. Bizim de ekonomik hedeflerde benzer bir yol izlememiz lazım. 

Yüksek Tempolu Ulusal Kalkınma Stratejisi ve Eylem Planı 

Hedef: 2023 
Kişi başı milli gelir: 15.000 USD 
Ne yapılmalı: İnnovasyon konusu ülkenin baş tacı edilmeli ve hızlıca bir strateji-eylem planı hazırlanmalı. Bu da esrarengiz bir şey olmaktan çıktı. Mesela ben çok yazdım. 
İstihdam artışı hedefi, innovasyon yoluyla eşleşmeli. 
Ödül-teşvik sistemleri şimdiden belirlenmeli. 
Zaten iyi giden bir ‘Girişim Sermayesi Odaklı’ Yeni Girişimcilik çalışması var, buna hız verilmeli. 
Gerek meslek içi, gerekse örgün eğitim programları için de yeterli evrensel doneler oluştu, kullanılmalı. 
Marka desteği amaçlı verilen teşviklerin yönü artık innovasyona çevrilmeli. 
Ülke çok daha hızla dijital hale gelmeli. 
Aciliyet hissi öncelikli olmalı; hiçbir şey sürüncemeye bırakılmamalı. İşe DÜN başlanmalı. 
Bir de tüm bu çalışmalar tek merkezden idare edilmeli, ama çalışmalar farklı alt çalışma komisyonlarında yürütülmeli. 
Eğer dilerseniz tüm bu saydıklarımı bir günde gelip anlatabilirim. 
Haydi Türkiye İleriye. 

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND