Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İlk önce kigemciler duyar!

En Son Babalar Duyar dizisinin senaristi Murat Aras, nasıl senarist olduğunu, hayallerini nasıl gerçekleştirdiğiniz, başarılı olmak isteyen gençlere önerilerini kigem.com”a anlattı. En son babalar duyar, ilk önce kigemciler okur!

Soru: Merhaba Murat Bey, sizi “En Son Babalar Duyar” dizisinin ‘başarılı senaristi’ olarak tanıyoruz. Ama bundan önce de başka yapımlarda imzanız var. Bunları “kigem.com” üyelerine, bizlere anımsatır mısınız?

En Son Babalar Duyar’dan önce Ayrılsak da Beraberiz’i yazıyordum. O dizi iki ayrı kanalda 600 küsür bölüm sürdü. Bunların yarısına yakınını yazmışımdır. Bu diziyi yazarken dünya senaryo yazma hız rekorunu kırmış olabileceğimi düşünüyorum. Çünkü bir ara haftada beş bölüm yayınlanıyordu ve dördünü ben yazıyordum. Saçların bir kısmı o zamanlar döküldü. Ayrılsak da Beraberiz’in yaz tatillerinde de skeçler yazıyorduk. En Son Babalar Duyar devam ederken KARIM ve ANNEM diye bir dizi yazdım. Bir de İKİ ARADA AŞK var. Çocuklar Duymasın ve Kadın İsterse’de de parmağım vardır. Ama onları yazışım birkaç bölümden ibaret.

Soru: Sizinle en az iki serüvenden söz edebiliriz sanıyorum. Birincisi ‘yazma’ serüveni ikincisi de film sektörüne girişiniz. Bütün bunlar hayatınızda nasıl gerçekleşti? Yani her ikisi de çocukluğunuzdan beri düşleriniz miydi, yoksa biraz da kendiliğinden mi gelişti?

Liseyi askeri okulda okudum. Etrafta bin tane kadar erkek ve sadece haftasonu terkedebildiğin taş duvarlar olunca teselliyi kalem kağıtta buldum. Liseden ayrılıp üniversiteye başladığımda sıkı bir günlük yazarı olmuştum. Tabi bunlar “sevgili günlük sabah kalktım kahvaltı ettim” tarzı yazılar değildi. Yaşadıklarımı hikayeleştiriyordum. Böyle böyle dört beş ajanda doldurmuşum. Ajandaları okuyanlar “yaa bu ajanda hafta sonu bende kalsın çok komikmiş” falan demeye başlayınca gaza geldim İstanbul’daki dergilere yazmaya başladım. O zamanlar Ankara’da yaşıyorum. Birkaç dergide birkaç yazı yayınlandı tabi ben iyice havaya girdim. Üniversitedeyken otellerde resepsiyonistlik yapıyordum. İşe gidip gelmeyi pek sevmiyordum. Hayatımı evde yazarak kazanmaya kafaya takmıştım. Tabi konu yazarak para kazanmak olunca dergiler bir amatör için çok da anlamlı bir hedef olmuyor. Bir gün TATLI KAÇIKLARI’ı seyrederken “ulan bunları da birileri yazıyor” aydınlanması oldu bende. Oturup bir hikaye uydurdum ve iki bölüm senaryo yazdım. Sonra bunları okutacak adam aramaya başladım. Üç beş farklı kişiden sonra CAN BARSLAN’la tanıştım. Bayağı bir umut verdi bana. Sonra bir gün Birol Güven Can Barslan’dan Ayrılsak da Beraberiz’i yazmasını rica etmiş. O da benim işim var ama Ankara’daki bir arkadaşı önerebilirim deyince benim şansım dönmüş oldu.

Soru: Bu başarı yolculuğunuzda zaman zaman aksiliklerle, zorluklarla karşılaşmış olmalısınız. Neydi bunlar ve nasıl üstesinden geldiniz?
En zoru o şansı yakalama süreci. İnsan yel değirmenleriyle savaştığı hissine kapılıyor. Üniversitede iktisat okudum. Senarist olmaya çalışırken adam gibi banka sınavlarına mı girsem diye düşünmedim değil . Hatta Ayrılsak da Beraberiz’i yazmaya başladığımda Şekerbank’ı kazandığımı öğrendim. Babamın “oğlum para kazanabilecek misin o işten gel gir şu bankaya” dediğini hatırlıyorum. Hayat beni sık sık böyle köşeye sıkıştırıp seçim yapmak zorunda bırakmıştır. Doğruyu seçimi yapmak için insanın biraz gözünüzü karartması gerekiyor. Bu durumlarda hep şunu hatırlarım. “Ayaklarından birini güvenli bir yerde tutma ihtiyacını duyan insanlar hiçbir zaman zıplayamazlar”. Askeri okuldan bu düşünceyle ayrılmıştım. Sanırım fena bir zıplama olmadı.
Haa tabi bir de işin kendi zorlukları var. Senaryo yazarlığı işe başladıktan sonra sık sık pes etme duygusuyla karşı karşıya kaldığınız bir meslek. Bir odada yalnızsınız ve boş sayfaları doldurmak zorundasınız. O boş sayfa ile başbaşa olmak dünyanın en berbat duygularından biri. Benim de çok bunaldığım zamanlar oldu. Ama zorluklarla inatlaşmak lazım. Yoksa napıcaksın ki. Pes etmek de ayrı bir zorluk.

Soru: Sinan Çetin yakın zamanda yayınlamış bir röportajında “Acı çekmeyen adamdan hiçbir şey olmaz.” diyor. Acıların duyguları derinleştirdiğine, bir şey yapma isteği uyandırdığına katılıyor musunuz?

Ona tam olarak acı mı demek lazım bilmiyorum ama zor durumlar insanı daha fazla düşünmek zorunda bırakıyor. Zor durumlarda kafanız daha hızlı ve işlek çalışmak zorunda kalıyor. Bu yüzden zorluklar içinde yaşayanlar bence hayatı daha iyi kavrıyorlar. Hayatı daha iyi kavramak da “adam olmak” için önemli bir gereklilik. Benim acılı bir hayatım olmadı ama genelde raptiye üstünde oturur gibi bir rahatsızlık vardı bende. Kalkmalıyım bu koltuktan diye düşünüyordum. Ailem varlıklı değildi, ben varlıklı değildim, önümdeki kariyer ihtimalleri beni fazla heyecanlandırmıyordu. Bir nevi çaresizlik içindeydim. Sinan Çetin neyi kastediyor bilmiyorum ama sıradan bir hayat benim için yeterince “acı”ydı.

Soru: Murat Aras’ın sadık kaldığı bir başarı formülü var mı? Yani şu temalara dikkat etmeliyim, karakterleri şöyle konuşturmalıyım diyor musunuz? Çünkü işiniz sadece yazmakla bitmiyor, bunu izleyiciyle buluşturuyorsunuz ve sonra sürekli denetleniyor, izleniyorsunuz.
Yoksa her şeyi gönlünüzden, aklınızdan geçtiği gibi mi koyuyorsunuz ortaya.

Televizyonda pek öyle gönlünüzden geçirdiğiniz gibi olmuyor işler. Biraz otokontrol gerektiren bir iş çünkü otokontrol yoksa başka kontrollere takılırsınız zaten. Karakterleri konuştururken tek kılavuzum gündelik hayat. Tabi hepimizin kullandığı ve anafikrimizi çok iyi ifade eden küfürler hariç. Konuşma dilimiz günlük hayattan. Yazdığımız konular da günlük hayattan.

Soru: Başarılı bir senaryo için kıstasınız var mı.? Kendinizde ya da bir başkasının çalışmasında özellikle şunlara şunlara dikkat ederim diyebilir misiniz?

Bu işlerde başarı daha çok kişi tarafından beğenilmekle aynı şey. Aslında bütün sanatların derdi bu. Ben de buna uğraşıyorum. Daha çok kişinin anlayacağı ve paylaşacağı şeyleri yazmak. Seyirciye ne yapması gerektiğini anlatmaya çalışmıyorum. Yani pek didaktik değilim. Ama insanın düştüğü zaafları, yaşadığı korkuları, gündelik kaygıları, hüzünleri, kazanma hırsını, beğenilme isteğini yani insana ait ne varsa bunları yazmaya çalışırım. Bence bütün başarılı filmler insanların içindeki bir iki duyguyu çok iyi titretir. StarWars gibi bilimkurgular bile böyle. İyi bir senaryoda öyle bir kahraman olmalı ki insanlar özdeşleşsin.

Soru: Kendinizi mesleğinizde geliştirirken bir ‘ustanız’, ya da ‘ustalarınız’ oldu mu? Yaşayan ya da yaşamayan, Türkiye’den ya da Dünya’dan yolunda ilerlemeye çalıştığınız kişiler var mı?
Tabi benim bir ustam oldu. Birol Güven. Elimde senaryoyla İstanbul’a gelmiştim ama film dünyasıyla ilgili pek de bir şey bilmiyordum. Bana televizyonun kurallarını öğreten o olmuştur. Motivasyonu yüksek bir adamdır. Kolay pes etmez, şikayet etmez, inatçıdır. Hala da birşeyler öğrenirim ondan. Dünyada yolundan ilerlemeye çalışdığım birilerini sayamam ama iş konusunda bir iki diziye gıpta ediyorum. Seinfeld gibi Everybody Loves Raymond gibi. Bunların arkasındaki beyinlerle tanışmak isterdim. Çünkü bakıyorum da benim yapmaya çalıştığım şeyi onlar çok çok iyi yapıyorlar.

Soru: Siz tek başınıza oturup bir roman yazmıyor ya da resim yapmıyorsunuz. Siz eserinizi, öykünüzü ortaya koyuyor ve yönetmenin, oyuncuların kucağına bırakıyorsunuz. Bu durumda sizin başarınız takımın diğer oyuncularına yansıyor, tabii tersi de geçerli. Bu birbirinizi denetlemek, yöneltmek ya da ‘bu çok iyi oldu’ deyip cesaretlendirmek gibi bir sorumluluk doğuruyor mu?

Tabi tabi… Bu iş tamamen bir takım işi. Ben sadece başlangıcım. Bazen senaryonun iyi olmadığı bölümler olur. Ya da iyi bir senaryonun pek de iyi çekilmediği bölümler. İki durumda da karşılıklı uyarılar ve tavsiyeler hemen gelir. Motivasyon her işte olduğu gibi bu işte de çok önemli. Sanatla uğraşanlar için takdir edilmek çok daha büyük bir ihtiyaç. Takdir ettiğin zaman hemen verim olarak karşılığını alırsın. İyi dizilerin setlerine bir bakın, hepsi müthiş motivedir. İyi ekiplerin ortak özelliği bu galiba.

Soru: Peki, Murat Aras’ın en keyif aldığı an, işin hangi kısmı diye sorsam ne dersiniz? Tasarlama anı mı, yazma süreci mi, yoksa çekim sonrasında filminizi izlerken mi?

Valla en acı kısmı tasarlamak. Bütün hikayeyi kafanızda görene kadar acı çekersiniz. Yazma kısmı da pek iç açıcı değildir. Her hafta yazmak zorunda olduğunuz için iç açıcı değildir. Ama senaryo bittiği anda, onu bir maile iliştirip yolladığınız anda bu işin en güzel anını yaşarsınız. Filmi seyretmekten bile keyiflidir o an. Çünkü kafa boşalır ve o boşluğa “bir işi daha halletmenin” keyfi dolar. Artık gidip hiç bir şey düşünmeden soğuk bir bira içebilirsiniz.

Soru: Çok eleştirir misiniz kendinizi? Ya da güvendiğiniz kişilere eleştirtir misiniz?

Eleştiririm elbet. Ama kendime karşı kibarımdır. Baktım kendime fazla yükleniyorum dururum. Çünkü özeleştiri dozu fazla ve olumsuzsa insan kendini düzeltme enerjisinden yemeye başlar. Buna da depresyon deniyor galiba. Eleştiriye açığımdır, mesela eşimin eleştirilerinden bayağı faydalandım bugüne kadar. Ama dışardan gelen eleştirilere de kurban gitmemek lazım. Fazla eleştiriye maruz kaldığınız zaman özgüven donananımlarınız zarar görmeye başlayabilir. Ne derler “herşey kararında olmalı”

Soru: Murat Aras’ın bundan sonrası için düşünceleri neler? Kendi yaşamınızla ilgili düşleriniz, hedefleriniz neler?

Beş altı yıldır televizyon dizileri yazıyorum. E bu da bir noktadan sonra sıkıyor tabi. Çünkü televizyon yazara her zaman hayatta söylemek istediği şeyleri söyleme fırsatı vermiyor. O yüzden nispeten daha özgür olan sinema alanında birşeyler yapmak istiyorum. Söyleyeceğim çok önemli şeyler olduğundan değil. Ama sinema yazmak istiyorum. Hatta yönetmek. Sinema ligi güzel bir lig. Beş altı sene içinde Türkiye’de şampiyonluğa oynayacağımı biliyorum. Sonra da sırada şampiyonlar ligi var.. Herkes gibi başarılı olmayı ben de seviyorum. Hayatta başarıları birbirinin ardına taka taka ilerlemek istiyorum. Tabi en önemli başarı mutlu ve keyifli olma başarısı.

Soru: Son olarak sizin gibi senaristliğe gönül verenlere neler önerirsiniz? Neler yapmalılar, ama özellikle de nelerden kaçınmalılar?

Senaristlik her gün giyinip süslenip kız istemeye gitmek gibidir. Kızı verirler sevinirsiniz ama yarın bir daha gidip istemek zorundasınızdır. Her senaryo yeni bir kendini ispatlama çabasıdır. Bu da gerçekten insanı yorar. Senarist olmak için ya iyi bir hayalgücüne ya da iyi bir hayat bilgisine ihtiyaç var. Bu işe hevesli arkadaşlarda bunlardan biri mutlaka vardır zaten. Gerisi boş sayfalarla başbaşa kalma becerisi. Yani sabır. Senaristliğe gönül verenler önce şunu düşünsünler. Ben uzun süre konsantre kalabilir miyim? Saatlerce konuşmadan oturabilir miyim? Bir hikayeyle günlerce hatta aylarca uğraşabilir miyim? Yani biraz kişilik meselesi. Mesela ben çok konuşan bir senarist görmedim. Belki bu bir tesadüftür. Derdini konuşarak anlatmayı tercih eden biri senaristliğe heves edebilir ama aslında o yazılarla fazla vakit kaybetmek isteyen biri değildir… Senaristlik kesinlikle bir özdisiplin işi. Her gün bir saat koşacağım diyen ama iki gün sonra üşendiği için koşmayı bırakan biri senarist olamaz. Ya da bir aylık diyetinin daha ilk akşamında kendini baklavayla ödüllendiren biri de senarist olamaz. Senaryo yazmak diyet yapmak gibidir. Belli bir süre sıkıcı da olsa bir işi yapmaya devam etme iradesi gerektirir. Dünyanın en iyi senaristleri, en yaşlı senaristleri, en çok senaryo yazanları bile her yeni senaryoda bu iradeye ihtiyaç duyarlar. Senarist olmak isteyen arkadaşlar her olaya her nesneye iki kere baksınlar… Çünkü hikaye ilk gördüğünüz şeyde değil ikinci gördüğünüzdedir. Sevgiler!

Bu keyifli sohbet için teşekkürler Murat bey.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND