Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İlişki durumu başarı unsuru mudur?

İlişki durumunun başarı ya da başarısızlık olarak görülmesi aslında pek çok ilişkinin can düşmanı… Psikoterapist Alper Hasanoğlu, ilişkisel gelişim konusunda modern insanın açmazlarına dair çarpıcı tespitlerde bulundu. Ortaya çok bilinmeyenli aşk, tutku ve sevgi denkleminin çözüm kümesi çıktı…

İlişki durumunun başarı ya da başarısızlık olarak görülmesi aslında pek çok ilişkinin can düşmanı… Psikoterapist Alper Hasanoğlu, ilişkisel gelişim konusunda modern insanın açmazlarına dair çarpıcı tespitlerde bulundu. Ortaya çok bilinmeyenli aşk, tutku ve sevgi denkleminin çözüm kümesi çıktı…

“BİR ERKEĞE TECAVÜZ EDİLEMEZ”

Işıl Cinmen’le Boş Ders’in sekssiz evlilik dizisinde sıra Dr. Alper Hasanoğlu’nda…

Artık “Sekssiz evlilik” dersinde epey ilerlediğimize göre lafı uzatmaya gerek yok.
Uzmanlar şu tespitte birleşiyor gibi: Kadın ilişkide “sevilmekten bile çok arzulanmayı ister.”
Psikoterapist Alper Hasanoğlu da bu görüşe katılıyor.

Röportajdan önce The School of Life (Hayat Okulu) kapsamındaki “Aşkın halleri” atölyesine katıldım.

The School of Life, Alain de Botton’un liderliğinde “hayat için iyi fikirler” sunmak amacıyla kurulan ve İstanbul’da Bilgi Üniversitesi’nin hayata geçirdiği kültürel bir girişim.

Derslerde çeşitli sorulara akademik kadro eşliğinde cevaplar aranıyor.

Mesela kendine güven nasıl sağlanır?

Potansiyelimizi nasıl gerçekleştirebiliriz?

Nasıl iyi yaşlanırız?

Sevgili nasıl seçilir?

Sakin kalmayı nasıl başarırız? gibi sorulara…Hasanoğlu’nun rehberliğindeki Aşkın Halleri’nde de yaklaşık 70 kişi, üç saat boyunca aşktan, aşksızlıktan, ilişkilerden ve zorluklarından konuştu.
Anlamaya çalıştı, çözümler aradı.

Hasanoğlu, konuşması sırasında “Sekssiz evlilik ve aseksüel seks” röportajından bahsederek, “Bu sorunla gelen kadın danışan sayısı hayli fazla. Benim şahit olduğum rekor 17 yıldır kocasıyla birlikte olmayan bir kadın” dedi.

17 yıl!

17 yıl mı?

Evet, 17 yıl.

Periyodik olarak cinsel reddedilmeye maruz kalmak kişiyi nasıl etkiler?

Günlük hayatta kişi birçok konuda reddedilebilir, “hayır” cevabıyla karşılaşabilir. Bunlar kişiyi etkiler ama sağlıklı bir şekilde hayatına devam etmesini engellemez. Ama cinsel olarak düzenli reddedilmek kimlik algısında ciddi sorunlara sebep olur. Savunma mekanizması harekete geçer; reddedilmeyi yaşamamak için istememe ortaya çıkar. Yani, “istemezsem reddedilmem o yüzden istemiyorum.”

Bir insan neye çözüm arayabilir 17 yıl sonra?

Niçin 17 senedir cinsel ilişki yok? Olmadığı halde neden ilişkide kalıyor? Bu dinamikleri bulmaya çalışıyoruz önce.

Bu tür durumlarda nasıl dinamikler söz konusu oluyor?

Belli kalıp cümleler ve inançlar var: “Elalem ne der? Boşanmış bir kadın olarak hayatımı nasıl idame ettireceğim? Boşanma kararını alamıyorum çünkü destekleyecek kimse yok” gibi… Ailelere danışılıyor ve “gül gibi adam, dövüyor mu sövüyor mu, kır dizini otur” benzeri cevaplarla karşılaşılıyor.

Kendi başına karar alamaz mı insan?

Çoğunluk için zor. Bu tip bir karar için insanın desteğe ihtiyacı vardır. Hiç destek olmadığında kadının boşanabilmesi çok zor oluyor. Ancak açık bir aldatma, şiddet ya da alkol problemi varsa, yani annesini babasını ikna edebileceği, çevresi tarafından “Evet ya, böyle bir adamla yaşanır mı?” onayını alabileceği durumlarda daha kolay oluyor.

Neden kendi hakkındaki bir kararı kendi başına alamıyor?

Türkiye’deki gibi toplumlarda kadının en çok yaşadığı sorun, iç içe geçmişlik ve bağımlılıktır. Kadın, çocuğunun ve kocasının mutluluğu için kendi isteklerini sürekli erteler. Çocuklukta, anne baba ilişkileri fazla iç içe geçiyorsa çocuğun benliği gelişmez; kendisi hakkında tek başına karar alamaz. Bu yüzden ilişki bitse de kabullenemez, kabullense de onay almadan ayrılamaz.

“Her sabah kalkıp işe gitmek durumunda olduğunuzda, “hadi çık artık tuvaletten” diye bağırdığınız bir erkekle/kadınla 853’üncü kez şehvetle sevişemezsiniz.”

“HADİ ÇIK TUVALETTEN DEDİĞİN BİRİYLE ŞEHVETLE SEVİŞEMEZSİN”

Peki, 25 yılın sonunda hala birbirlerini tutkuyla isteyen bir çifti düşünürsek…

Bu mümkün değil.

Nasıl değil? Uzun yıllar sonra bile ilişkilerinin aynı tutkuyla devam ettiğini söyleyen çiftler yok mu?

Bu olası değil; tutkuyu devam ettirmek mümkün değil. Ama bu her zaman bir sorun mu? Hayır. Hayattan ne beklediğinizle alakalı… Çok tutkulu bir ilişki mi istiyorum yoksa iyi hissettiğim bir ilişkide belli ölçülerde tatminkar bir cinsel hayat bana yeter mi? Cevaplanması gereken soru bu. Çünkü eninde sonunda cinsel ilişkinin rutinleşmesi kaçınılmazdır.

Neden?

Günlük hayat şehveti yok eder. Her sabah kalkıp işe gitmek durumunda olduğunuzda, “hadi çık artık tuvaletten” diye bağırdığınız bir erkekle/kadınla 853’üncü kez şehvetle sevişemezsiniz.

EVLİLİK VE AŞK BERABERLİĞİ BİR MİT Mİ?

O zaman ne diye aşkı, tutkuyu “evlilik müessesesi”nin önemli bir parçası olarak kabul ediyoruz?

Bu bir mit. Fiziksel haz ve duygusal yakınlık beraber olmak zorunda değil. Endüstri Devrimi’nden önce, “çiftler tutkuyla sevişir” gibi bir kabul yoktu, bu beklenmezdi. Ama Endüstri Devrimi’nden sonra günde 12 saat çalışan ve eve gidip uyuyan insana ihtiyaç duyuldu. Bu kişi dışarıda aşk ararsa ne zaman uyuyacak, sabah nasıl kalkacak, nasıl çalışacak? O yüzden “aşk evdedir, yuvandaki kadını sev, tutku onda” miti işlendi, ki yarın sabah uyanıp işe gidebilesin. Böylece aşk, evliliğin içine dahil edildi ve artık bunun tarih boyunca böyle olduğu yanılgısı içindeyiz. Oysa aşk devrimci ve düzene itiraz eden bir duygu.

“Evlenilecek kadın eğlenilecek kadındır. Sağlıklı olan budur.”

Yani iki temel ihtiyaç: evi simgeleyen güvenlik ve dışarıyı simgeleyen macera ihtiyacı aynı kişiyle doyurulamaz mı?

Hep bir şeylerden feragat ederek mümkün… İlişkide zaman geçtikçe güven oluşur. Güven arttıkça tutku azalır. Ama bu ilişkinin sonunu getirmez. Bu bir bakış açısıdır. “Tutku azaldı o zaman başkasıyla sevişeyim” diye düşünmek yerine, “sevişmeler belli bir haz düzeyinde kalabilir”in kabulü oluşabilir. Biriyle 853’üncü kez sevişirken “nasıl orgazm olacağını biliyorum off” derseniz bu sıkılmanıza sebep olur; “ne kadar güzel orgazm oldun” dediğinizde daha iyi olur.

İlişkinin yokuşa girmesini geciktirmek için dikkat edilmesi gereken en önemli şey ne?

Yeniden sevgili olduğunu anımsamak, anımsatmak. Hatırlamak için çaba göstermek. Çocukları büyükanneye dedeye bırakarak bir otele gitmek, ağacın altında şarap içip öpüşmek. İlişkinin ilk başlangıcı gibi olmaz ama olması da gerekmiyor zaten.

“EVLENİLECEK KADIN EĞLENİLECEK KADINDIR”

Kafalardaki evlenilecek kadın/eğlenilecek kadın ayrımı yüzünden erkek, kutsal olarak kodladığı karısını arzulamayı da ona saygısızlık gibi görüyor olabilir mi?

Türk erkeği bu konuda korkunç durumda… Hayatındaki kadına bakışı o kadar hatalı ki tahmin bile edemezsiniz. Oysa aslında “evlenilecek kadın eğlenilecek kadındır.” Sağlıklı olan budur.

Tutku duyduğu kadını kafasında “kötü kadın” olarak mı kodluyor?

Şehvet duyduğu kadını kafasında kötülüyor. Yalnız o da değil, kadın da ona şehvet duyuyorsa ona da kötü gözle bakıyor. Bir belgesel var; kadın bir yönetmen sokakta kadınlara orgazm ile ilgili sorular soruyor. Bir kadın diyor ki: “Kocamın üzerine çıktım sevişirken, ‘nereden öğrendin bu o… numaralarını’ diye bağırdı bana.” Kadının davranışı, erkek tarafından böyle karşılanırsa buradan sağlıklı bir ilişki çıkabilir mi? Sorun erkeğin zihniyetinde.

“KÖYDE YAŞAYAN İNSANLARIN CİNSEL HAYATLARI DAHA İYİ”

Atölyedeki konuşmanızda “Eğitim düzeyi düşük, köyde yaşayan insanların cinsel hayatları daha iyi” dediniz. Bu bana çok tuhaf geldi yani cinsel şiddete maruz kalan, istemediği evliliklere zorlanan birçok kadın var. Bu tezinizin alt yapısı nedir?

Köy yaşantısında, eğitim düzeyi daha düşük olan insanlar kariyerle uğraşmadıkları için cinsel ihtiyaçların ortaya çıktığı 13-16 yaş arasında evleniyorlar. Birbirleriyle büyüyorlar ve her ikisi de, hormonların da üst düzeyde olması nedeniyle coşkulular. Birlikte harika bir cinsellik keşfedebiliyorlar. Eğitim ve iş yaşamı cinselliği geciktiriyor. Erkek de o zaman bunu para karşılığında tatmin ediyor ve karşı taraf erkeğin parayı verip gitmesini istediği için erkek de aşağılanmış oluyor.

“Başarı ya da başarısızlık işin konusudur, ilişkinin değil.”

Çocuk yaşta evlendirilen kız çocukları için durumun böyle olmadığını düşünüyorum.

Elbette baskı ya da şiddet içeren ilişkilerden bahsetmiyorum.

“BAŞARI İŞİN KONUSUDUR, İLİŞKİNİN DEĞİL”

Büyük annelerimizin cinsel hayatı bizden daha iyiydi yani! Öyle olsun. “Başarı ya da başarısızlık” ilişkinin konusu olabilir mi?

Başarı ya da başarısızlık işin konusudur, ilişkinin değil. Evlenmek kendimizi iyi hissetmemiz için aldığımız bir kararsa, boşanmak da kötü hissetmemek için aldığımız bir karardır. Başarı ya da başarısızlık değil; hayatımızın akışında bir şeyleri değiştirmek için seçtiğimiz bir yol.

Evlilik zamanın ruhuna uygun olmamaya mı başladı acaba? Boşanma oranlarına baktığımızda…

Günümüzde çocuk doğurmak istemiyorsak evlenmemenin daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’de bu hala zor değil mi?

Evet, Türkiye’de zor. 12 yıl İsviçre’de yaşadım. O kültürde kadınlar evlenmemeyi, boşanmayı, çocuk sahibi olmamayı bir başarısızlık olarak değerlendirmiyorlar.

“Erkek tek katmanlıdır. Fiziksel olarak penisi uyarıldığında, zihinsel olarak haz alabilir duruma gelir. ”Ancak kadın çift katmanlıdır. O yüzden Freud, “kadınları anlamıyorum” diyor.

Peki Batı kültürünün ilişkiler için sunduğu çözüm ne?

Batılı aile sosyologları, sonsuza kadar romantik aşkın mümkün olmadığını söylüyor. Birine olan aşk bitiyor, bunu kabul ediyoruz ve başkasıyla aşk yaşamaya başlıyoruz. “Seri monogami” diyorlar buna. Tek eşli bir ilişkiyi yaşamak, bitince bittiğini kabul etmek ve başka bir tek eşli ilişkiye başlamak.

FREUD “KADINLARI ANLAMIYORUM” DİYORDU

Kadın ve erkek cinselliği arasındaki en mühim fark ne?

Klişe halini söyleyeyim; kadının cinsel organı beyindir, erkeğinki ise cinsel organdır.

Klişe olmayan haliyle?

Erkek tek katmanlıdır. Fiziksel olarak penisi uyarıldığında, zihinsel olarak haz alabilir duruma gelir. Ancak kadın çift katmanlıdır. Vajinası cinsel olarak uyarıldığında ve vajinal ıslanma gerçekleştiğinde bu beyinsel olarak da haz alabilir durumda olduğu anlamına gelmez. Yani kadında fiziksel tahrik, zihinsel tahriği tetiklemeyebilir. Bu çift katmanlılık sebebiyle Freud, “kadınları anlamıyorum” diyor.

“ERKEĞE TECAVÜZ EDİLEMEZ”

Keşke erkekler de çift katmanlı olsaydı! Erkek tek katmanlı olduğuna göre teknik olarak bir erkeğe tecavüz edilemez mi?

Tıbbi olarak bir erkeğe tecavüz edilemez çünkü erkek fizyolojik olarak uyarılırsa haz alabilen duruma geçer, uyarılmadan da cinsel ilişki gerçekleşemez. Ancak kriminal açıdan durum farklı… Kadının tecavüz sırasında fizyolojik tepki olarak vajinal ıslanma yaşamasının sebebi ise vücudun kendini koruma sistemi… Çünkü tecavüz gibi durumlarda kupkuru olursa vajina parçalanır. Bu fizyolojik tepkinin, psikolojik hazla yakından uzaktan ilgisi yok.

Cinsellik gerçekten konuştuğumuz kadar önemli mi?

Atölye arasında bir kadın geldi ve dedi ki: “Cinsellik neden bu kadar önemli olsun? Ben cinselliği hayatımda bu kadar istemiyorum. Başka şeylerle de yetinebiliyorum.” Bunu birçok kadın söylüyor ve bu benim canımı acıtıyor. Genç, sağlıklı bir kadının cinselliği istememesi mümkün olabilir mi?

Boş Ders bitti, ciddi konulara dönüyoruz!

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND