Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İlişki durumu başarı unsuru mudur?

İlişki durumunun başarı ya da başarısızlık olarak görülmesi aslında pek çok ilişkinin can düşmanı… Psikoterapist Alper Hasanoğlu, ilişkisel gelişim konusunda modern insanın açmazlarına dair çarpıcı tespitlerde bulundu. Ortaya çok bilinmeyenli aşk, tutku ve sevgi denkleminin çözüm kümesi çıktı…

kişisel gelişim

İlişki durumunun başarı ya da başarısızlık olarak görülmesi aslında pek çok ilişkinin can düşmanı… Psikoterapist Alper Hasanoğlu, ilişkisel gelişim konusunda modern insanın açmazlarına dair çarpıcı tespitlerde bulundu. Ortaya çok bilinmeyenli aşk, tutku ve sevgi denkleminin çözüm kümesi çıktı…

“BİR ERKEĞE TECAVÜZ EDİLEMEZ”

Işıl Cinmen’le Boş Ders’in sekssiz evlilik dizisinde sıra Dr. Alper Hasanoğlu’nda…

Artık “Sekssiz evlilik” dersinde epey ilerlediğimize göre lafı uzatmaya gerek yok.
Uzmanlar şu tespitte birleşiyor gibi: Kadın ilişkide “sevilmekten bile çok arzulanmayı ister.”
Psikoterapist Alper Hasanoğlu da bu görüşe katılıyor.

Röportajdan önce The School of Life (Hayat Okulu) kapsamındaki “Aşkın halleri” atölyesine katıldım.

The School of Life, Alain de Botton’un liderliğinde “hayat için iyi fikirler” sunmak amacıyla kurulan ve İstanbul’da Bilgi Üniversitesi’nin hayata geçirdiği kültürel bir girişim.

Derslerde çeşitli sorulara akademik kadro eşliğinde cevaplar aranıyor.

Mesela kendine güven nasıl sağlanır?

Potansiyelimizi nasıl gerçekleştirebiliriz?

Nasıl iyi yaşlanırız?

Sevgili nasıl seçilir?

Sakin kalmayı nasıl başarırız? gibi sorulara…Hasanoğlu’nun rehberliğindeki Aşkın Halleri’nde de yaklaşık 70 kişi, üç saat boyunca aşktan, aşksızlıktan, ilişkilerden ve zorluklarından konuştu.
Anlamaya çalıştı, çözümler aradı.

Hasanoğlu, konuşması sırasında “Sekssiz evlilik ve aseksüel seks” röportajından bahsederek, “Bu sorunla gelen kadın danışan sayısı hayli fazla. Benim şahit olduğum rekor 17 yıldır kocasıyla birlikte olmayan bir kadın” dedi.

17 yıl!

17 yıl mı?

Evet, 17 yıl.

Periyodik olarak cinsel reddedilmeye maruz kalmak kişiyi nasıl etkiler?

Günlük hayatta kişi birçok konuda reddedilebilir, “hayır” cevabıyla karşılaşabilir. Bunlar kişiyi etkiler ama sağlıklı bir şekilde hayatına devam etmesini engellemez. Ama cinsel olarak düzenli reddedilmek kimlik algısında ciddi sorunlara sebep olur. Savunma mekanizması harekete geçer; reddedilmeyi yaşamamak için istememe ortaya çıkar. Yani, “istemezsem reddedilmem o yüzden istemiyorum.”

Bir insan neye çözüm arayabilir 17 yıl sonra?

Niçin 17 senedir cinsel ilişki yok? Olmadığı halde neden ilişkide kalıyor? Bu dinamikleri bulmaya çalışıyoruz önce.

Bu tür durumlarda nasıl dinamikler söz konusu oluyor?

Belli kalıp cümleler ve inançlar var: “Elalem ne der? Boşanmış bir kadın olarak hayatımı nasıl idame ettireceğim? Boşanma kararını alamıyorum çünkü destekleyecek kimse yok” gibi… Ailelere danışılıyor ve “gül gibi adam, dövüyor mu sövüyor mu, kır dizini otur” benzeri cevaplarla karşılaşılıyor.

Kendi başına karar alamaz mı insan?

Çoğunluk için zor. Bu tip bir karar için insanın desteğe ihtiyacı vardır. Hiç destek olmadığında kadının boşanabilmesi çok zor oluyor. Ancak açık bir aldatma, şiddet ya da alkol problemi varsa, yani annesini babasını ikna edebileceği, çevresi tarafından “Evet ya, böyle bir adamla yaşanır mı?” onayını alabileceği durumlarda daha kolay oluyor.

Neden kendi hakkındaki bir kararı kendi başına alamıyor?

Türkiye’deki gibi toplumlarda kadının en çok yaşadığı sorun, iç içe geçmişlik ve bağımlılıktır. Kadın, çocuğunun ve kocasının mutluluğu için kendi isteklerini sürekli erteler. Çocuklukta, anne baba ilişkileri fazla iç içe geçiyorsa çocuğun benliği gelişmez; kendisi hakkında tek başına karar alamaz. Bu yüzden ilişki bitse de kabullenemez, kabullense de onay almadan ayrılamaz.

“Her sabah kalkıp işe gitmek durumunda olduğunuzda, “hadi çık artık tuvaletten” diye bağırdığınız bir erkekle/kadınla 853’üncü kez şehvetle sevişemezsiniz.”

“HADİ ÇIK TUVALETTEN DEDİĞİN BİRİYLE ŞEHVETLE SEVİŞEMEZSİN”

Peki, 25 yılın sonunda hala birbirlerini tutkuyla isteyen bir çifti düşünürsek…

Bu mümkün değil.

Nasıl değil? Uzun yıllar sonra bile ilişkilerinin aynı tutkuyla devam ettiğini söyleyen çiftler yok mu?

Bu olası değil; tutkuyu devam ettirmek mümkün değil. Ama bu her zaman bir sorun mu? Hayır. Hayattan ne beklediğinizle alakalı… Çok tutkulu bir ilişki mi istiyorum yoksa iyi hissettiğim bir ilişkide belli ölçülerde tatminkar bir cinsel hayat bana yeter mi? Cevaplanması gereken soru bu. Çünkü eninde sonunda cinsel ilişkinin rutinleşmesi kaçınılmazdır.

Neden?

Günlük hayat şehveti yok eder. Her sabah kalkıp işe gitmek durumunda olduğunuzda, “hadi çık artık tuvaletten” diye bağırdığınız bir erkekle/kadınla 853’üncü kez şehvetle sevişemezsiniz.

EVLİLİK VE AŞK BERABERLİĞİ BİR MİT Mİ?

O zaman ne diye aşkı, tutkuyu “evlilik müessesesi”nin önemli bir parçası olarak kabul ediyoruz?

Bu bir mit. Fiziksel haz ve duygusal yakınlık beraber olmak zorunda değil. Endüstri Devrimi’nden önce, “çiftler tutkuyla sevişir” gibi bir kabul yoktu, bu beklenmezdi. Ama Endüstri Devrimi’nden sonra günde 12 saat çalışan ve eve gidip uyuyan insana ihtiyaç duyuldu. Bu kişi dışarıda aşk ararsa ne zaman uyuyacak, sabah nasıl kalkacak, nasıl çalışacak? O yüzden “aşk evdedir, yuvandaki kadını sev, tutku onda” miti işlendi, ki yarın sabah uyanıp işe gidebilesin. Böylece aşk, evliliğin içine dahil edildi ve artık bunun tarih boyunca böyle olduğu yanılgısı içindeyiz. Oysa aşk devrimci ve düzene itiraz eden bir duygu.

“Evlenilecek kadın eğlenilecek kadındır. Sağlıklı olan budur.”

Yani iki temel ihtiyaç: evi simgeleyen güvenlik ve dışarıyı simgeleyen macera ihtiyacı aynı kişiyle doyurulamaz mı?

Hep bir şeylerden feragat ederek mümkün… İlişkide zaman geçtikçe güven oluşur. Güven arttıkça tutku azalır. Ama bu ilişkinin sonunu getirmez. Bu bir bakış açısıdır. “Tutku azaldı o zaman başkasıyla sevişeyim” diye düşünmek yerine, “sevişmeler belli bir haz düzeyinde kalabilir”in kabulü oluşabilir. Biriyle 853’üncü kez sevişirken “nasıl orgazm olacağını biliyorum off” derseniz bu sıkılmanıza sebep olur; “ne kadar güzel orgazm oldun” dediğinizde daha iyi olur.

İlişkinin yokuşa girmesini geciktirmek için dikkat edilmesi gereken en önemli şey ne?

Yeniden sevgili olduğunu anımsamak, anımsatmak. Hatırlamak için çaba göstermek. Çocukları büyükanneye dedeye bırakarak bir otele gitmek, ağacın altında şarap içip öpüşmek. İlişkinin ilk başlangıcı gibi olmaz ama olması da gerekmiyor zaten.

“EVLENİLECEK KADIN EĞLENİLECEK KADINDIR”

Kafalardaki evlenilecek kadın/eğlenilecek kadın ayrımı yüzünden erkek, kutsal olarak kodladığı karısını arzulamayı da ona saygısızlık gibi görüyor olabilir mi?

Türk erkeği bu konuda korkunç durumda… Hayatındaki kadına bakışı o kadar hatalı ki tahmin bile edemezsiniz. Oysa aslında “evlenilecek kadın eğlenilecek kadındır.” Sağlıklı olan budur.

Tutku duyduğu kadını kafasında “kötü kadın” olarak mı kodluyor?

Şehvet duyduğu kadını kafasında kötülüyor. Yalnız o da değil, kadın da ona şehvet duyuyorsa ona da kötü gözle bakıyor. Bir belgesel var; kadın bir yönetmen sokakta kadınlara orgazm ile ilgili sorular soruyor. Bir kadın diyor ki: “Kocamın üzerine çıktım sevişirken, ‘nereden öğrendin bu o… numaralarını’ diye bağırdı bana.” Kadının davranışı, erkek tarafından böyle karşılanırsa buradan sağlıklı bir ilişki çıkabilir mi? Sorun erkeğin zihniyetinde.

“KÖYDE YAŞAYAN İNSANLARIN CİNSEL HAYATLARI DAHA İYİ”

Atölyedeki konuşmanızda “Eğitim düzeyi düşük, köyde yaşayan insanların cinsel hayatları daha iyi” dediniz. Bu bana çok tuhaf geldi yani cinsel şiddete maruz kalan, istemediği evliliklere zorlanan birçok kadın var. Bu tezinizin alt yapısı nedir?

Köy yaşantısında, eğitim düzeyi daha düşük olan insanlar kariyerle uğraşmadıkları için cinsel ihtiyaçların ortaya çıktığı 13-16 yaş arasında evleniyorlar. Birbirleriyle büyüyorlar ve her ikisi de, hormonların da üst düzeyde olması nedeniyle coşkulular. Birlikte harika bir cinsellik keşfedebiliyorlar. Eğitim ve iş yaşamı cinselliği geciktiriyor. Erkek de o zaman bunu para karşılığında tatmin ediyor ve karşı taraf erkeğin parayı verip gitmesini istediği için erkek de aşağılanmış oluyor.

“Başarı ya da başarısızlık işin konusudur, ilişkinin değil.”

Çocuk yaşta evlendirilen kız çocukları için durumun böyle olmadığını düşünüyorum.

Elbette baskı ya da şiddet içeren ilişkilerden bahsetmiyorum.

“BAŞARI İŞİN KONUSUDUR, İLİŞKİNİN DEĞİL”

Büyük annelerimizin cinsel hayatı bizden daha iyiydi yani! Öyle olsun. “Başarı ya da başarısızlık” ilişkinin konusu olabilir mi?

Başarı ya da başarısızlık işin konusudur, ilişkinin değil. Evlenmek kendimizi iyi hissetmemiz için aldığımız bir kararsa, boşanmak da kötü hissetmemek için aldığımız bir karardır. Başarı ya da başarısızlık değil; hayatımızın akışında bir şeyleri değiştirmek için seçtiğimiz bir yol.

Evlilik zamanın ruhuna uygun olmamaya mı başladı acaba? Boşanma oranlarına baktığımızda…

Günümüzde çocuk doğurmak istemiyorsak evlenmemenin daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’de bu hala zor değil mi?

Evet, Türkiye’de zor. 12 yıl İsviçre’de yaşadım. O kültürde kadınlar evlenmemeyi, boşanmayı, çocuk sahibi olmamayı bir başarısızlık olarak değerlendirmiyorlar.

“Erkek tek katmanlıdır. Fiziksel olarak penisi uyarıldığında, zihinsel olarak haz alabilir duruma gelir. ”Ancak kadın çift katmanlıdır. O yüzden Freud, “kadınları anlamıyorum” diyor.

Peki Batı kültürünün ilişkiler için sunduğu çözüm ne?

Batılı aile sosyologları, sonsuza kadar romantik aşkın mümkün olmadığını söylüyor. Birine olan aşk bitiyor, bunu kabul ediyoruz ve başkasıyla aşk yaşamaya başlıyoruz. “Seri monogami” diyorlar buna. Tek eşli bir ilişkiyi yaşamak, bitince bittiğini kabul etmek ve başka bir tek eşli ilişkiye başlamak.

FREUD “KADINLARI ANLAMIYORUM” DİYORDU

Kadın ve erkek cinselliği arasındaki en mühim fark ne?

Klişe halini söyleyeyim; kadının cinsel organı beyindir, erkeğinki ise cinsel organdır.

Klişe olmayan haliyle?

Erkek tek katmanlıdır. Fiziksel olarak penisi uyarıldığında, zihinsel olarak haz alabilir duruma gelir. Ancak kadın çift katmanlıdır. Vajinası cinsel olarak uyarıldığında ve vajinal ıslanma gerçekleştiğinde bu beyinsel olarak da haz alabilir durumda olduğu anlamına gelmez. Yani kadında fiziksel tahrik, zihinsel tahriği tetiklemeyebilir. Bu çift katmanlılık sebebiyle Freud, “kadınları anlamıyorum” diyor.

“ERKEĞE TECAVÜZ EDİLEMEZ”

Keşke erkekler de çift katmanlı olsaydı! Erkek tek katmanlı olduğuna göre teknik olarak bir erkeğe tecavüz edilemez mi?

Tıbbi olarak bir erkeğe tecavüz edilemez çünkü erkek fizyolojik olarak uyarılırsa haz alabilen duruma geçer, uyarılmadan da cinsel ilişki gerçekleşemez. Ancak kriminal açıdan durum farklı… Kadının tecavüz sırasında fizyolojik tepki olarak vajinal ıslanma yaşamasının sebebi ise vücudun kendini koruma sistemi… Çünkü tecavüz gibi durumlarda kupkuru olursa vajina parçalanır. Bu fizyolojik tepkinin, psikolojik hazla yakından uzaktan ilgisi yok.

Cinsellik gerçekten konuştuğumuz kadar önemli mi?

Atölye arasında bir kadın geldi ve dedi ki: “Cinsellik neden bu kadar önemli olsun? Ben cinselliği hayatımda bu kadar istemiyorum. Başka şeylerle de yetinebiliyorum.” Bunu birçok kadın söylüyor ve bu benim canımı acıtıyor. Genç, sağlıklı bir kadının cinselliği istememesi mümkün olabilir mi?

Boş Ders bitti, ciddi konulara dönüyoruz!

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND