Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İlişki durumu başarı unsuru mudur?

İlişki durumunun başarı ya da başarısızlık olarak görülmesi aslında pek çok ilişkinin can düşmanı… Psikoterapist Alper Hasanoğlu, ilişkisel gelişim konusunda modern insanın açmazlarına dair çarpıcı tespitlerde bulundu. Ortaya çok bilinmeyenli aşk, tutku ve sevgi denkleminin çözüm kümesi çıktı…

kişisel gelişim

İlişki durumunun başarı ya da başarısızlık olarak görülmesi aslında pek çok ilişkinin can düşmanı… Psikoterapist Alper Hasanoğlu, ilişkisel gelişim konusunda modern insanın açmazlarına dair çarpıcı tespitlerde bulundu. Ortaya çok bilinmeyenli aşk, tutku ve sevgi denkleminin çözüm kümesi çıktı…

“BİR ERKEĞE TECAVÜZ EDİLEMEZ”

Işıl Cinmen’le Boş Ders’in sekssiz evlilik dizisinde sıra Dr. Alper Hasanoğlu’nda…

Artık “Sekssiz evlilik” dersinde epey ilerlediğimize göre lafı uzatmaya gerek yok.
Uzmanlar şu tespitte birleşiyor gibi: Kadın ilişkide “sevilmekten bile çok arzulanmayı ister.”
Psikoterapist Alper Hasanoğlu da bu görüşe katılıyor.

Röportajdan önce The School of Life (Hayat Okulu) kapsamındaki “Aşkın halleri” atölyesine katıldım.

The School of Life, Alain de Botton’un liderliğinde “hayat için iyi fikirler” sunmak amacıyla kurulan ve İstanbul’da Bilgi Üniversitesi’nin hayata geçirdiği kültürel bir girişim.

Derslerde çeşitli sorulara akademik kadro eşliğinde cevaplar aranıyor.

Mesela kendine güven nasıl sağlanır?

Potansiyelimizi nasıl gerçekleştirebiliriz?

Nasıl iyi yaşlanırız?

Sevgili nasıl seçilir?

Sakin kalmayı nasıl başarırız? gibi sorulara…Hasanoğlu’nun rehberliğindeki Aşkın Halleri’nde de yaklaşık 70 kişi, üç saat boyunca aşktan, aşksızlıktan, ilişkilerden ve zorluklarından konuştu.
Anlamaya çalıştı, çözümler aradı.

Hasanoğlu, konuşması sırasında “Sekssiz evlilik ve aseksüel seks” röportajından bahsederek, “Bu sorunla gelen kadın danışan sayısı hayli fazla. Benim şahit olduğum rekor 17 yıldır kocasıyla birlikte olmayan bir kadın” dedi.

17 yıl!

17 yıl mı?

Evet, 17 yıl.

Periyodik olarak cinsel reddedilmeye maruz kalmak kişiyi nasıl etkiler?

Günlük hayatta kişi birçok konuda reddedilebilir, “hayır” cevabıyla karşılaşabilir. Bunlar kişiyi etkiler ama sağlıklı bir şekilde hayatına devam etmesini engellemez. Ama cinsel olarak düzenli reddedilmek kimlik algısında ciddi sorunlara sebep olur. Savunma mekanizması harekete geçer; reddedilmeyi yaşamamak için istememe ortaya çıkar. Yani, “istemezsem reddedilmem o yüzden istemiyorum.”

Bir insan neye çözüm arayabilir 17 yıl sonra?

Niçin 17 senedir cinsel ilişki yok? Olmadığı halde neden ilişkide kalıyor? Bu dinamikleri bulmaya çalışıyoruz önce.

Bu tür durumlarda nasıl dinamikler söz konusu oluyor?

Belli kalıp cümleler ve inançlar var: “Elalem ne der? Boşanmış bir kadın olarak hayatımı nasıl idame ettireceğim? Boşanma kararını alamıyorum çünkü destekleyecek kimse yok” gibi… Ailelere danışılıyor ve “gül gibi adam, dövüyor mu sövüyor mu, kır dizini otur” benzeri cevaplarla karşılaşılıyor.

Kendi başına karar alamaz mı insan?

Çoğunluk için zor. Bu tip bir karar için insanın desteğe ihtiyacı vardır. Hiç destek olmadığında kadının boşanabilmesi çok zor oluyor. Ancak açık bir aldatma, şiddet ya da alkol problemi varsa, yani annesini babasını ikna edebileceği, çevresi tarafından “Evet ya, böyle bir adamla yaşanır mı?” onayını alabileceği durumlarda daha kolay oluyor.

Neden kendi hakkındaki bir kararı kendi başına alamıyor?

Türkiye’deki gibi toplumlarda kadının en çok yaşadığı sorun, iç içe geçmişlik ve bağımlılıktır. Kadın, çocuğunun ve kocasının mutluluğu için kendi isteklerini sürekli erteler. Çocuklukta, anne baba ilişkileri fazla iç içe geçiyorsa çocuğun benliği gelişmez; kendisi hakkında tek başına karar alamaz. Bu yüzden ilişki bitse de kabullenemez, kabullense de onay almadan ayrılamaz.

“Her sabah kalkıp işe gitmek durumunda olduğunuzda, “hadi çık artık tuvaletten” diye bağırdığınız bir erkekle/kadınla 853’üncü kez şehvetle sevişemezsiniz.”

“HADİ ÇIK TUVALETTEN DEDİĞİN BİRİYLE ŞEHVETLE SEVİŞEMEZSİN”

Peki, 25 yılın sonunda hala birbirlerini tutkuyla isteyen bir çifti düşünürsek…

Bu mümkün değil.

Nasıl değil? Uzun yıllar sonra bile ilişkilerinin aynı tutkuyla devam ettiğini söyleyen çiftler yok mu?

Bu olası değil; tutkuyu devam ettirmek mümkün değil. Ama bu her zaman bir sorun mu? Hayır. Hayattan ne beklediğinizle alakalı… Çok tutkulu bir ilişki mi istiyorum yoksa iyi hissettiğim bir ilişkide belli ölçülerde tatminkar bir cinsel hayat bana yeter mi? Cevaplanması gereken soru bu. Çünkü eninde sonunda cinsel ilişkinin rutinleşmesi kaçınılmazdır.

Neden?

Günlük hayat şehveti yok eder. Her sabah kalkıp işe gitmek durumunda olduğunuzda, “hadi çık artık tuvaletten” diye bağırdığınız bir erkekle/kadınla 853’üncü kez şehvetle sevişemezsiniz.

EVLİLİK VE AŞK BERABERLİĞİ BİR MİT Mİ?

O zaman ne diye aşkı, tutkuyu “evlilik müessesesi”nin önemli bir parçası olarak kabul ediyoruz?

Bu bir mit. Fiziksel haz ve duygusal yakınlık beraber olmak zorunda değil. Endüstri Devrimi’nden önce, “çiftler tutkuyla sevişir” gibi bir kabul yoktu, bu beklenmezdi. Ama Endüstri Devrimi’nden sonra günde 12 saat çalışan ve eve gidip uyuyan insana ihtiyaç duyuldu. Bu kişi dışarıda aşk ararsa ne zaman uyuyacak, sabah nasıl kalkacak, nasıl çalışacak? O yüzden “aşk evdedir, yuvandaki kadını sev, tutku onda” miti işlendi, ki yarın sabah uyanıp işe gidebilesin. Böylece aşk, evliliğin içine dahil edildi ve artık bunun tarih boyunca böyle olduğu yanılgısı içindeyiz. Oysa aşk devrimci ve düzene itiraz eden bir duygu.

“Evlenilecek kadın eğlenilecek kadındır. Sağlıklı olan budur.”

Yani iki temel ihtiyaç: evi simgeleyen güvenlik ve dışarıyı simgeleyen macera ihtiyacı aynı kişiyle doyurulamaz mı?

Hep bir şeylerden feragat ederek mümkün… İlişkide zaman geçtikçe güven oluşur. Güven arttıkça tutku azalır. Ama bu ilişkinin sonunu getirmez. Bu bir bakış açısıdır. “Tutku azaldı o zaman başkasıyla sevişeyim” diye düşünmek yerine, “sevişmeler belli bir haz düzeyinde kalabilir”in kabulü oluşabilir. Biriyle 853’üncü kez sevişirken “nasıl orgazm olacağını biliyorum off” derseniz bu sıkılmanıza sebep olur; “ne kadar güzel orgazm oldun” dediğinizde daha iyi olur.

İlişkinin yokuşa girmesini geciktirmek için dikkat edilmesi gereken en önemli şey ne?

Yeniden sevgili olduğunu anımsamak, anımsatmak. Hatırlamak için çaba göstermek. Çocukları büyükanneye dedeye bırakarak bir otele gitmek, ağacın altında şarap içip öpüşmek. İlişkinin ilk başlangıcı gibi olmaz ama olması da gerekmiyor zaten.

“EVLENİLECEK KADIN EĞLENİLECEK KADINDIR”

Kafalardaki evlenilecek kadın/eğlenilecek kadın ayrımı yüzünden erkek, kutsal olarak kodladığı karısını arzulamayı da ona saygısızlık gibi görüyor olabilir mi?

Türk erkeği bu konuda korkunç durumda… Hayatındaki kadına bakışı o kadar hatalı ki tahmin bile edemezsiniz. Oysa aslında “evlenilecek kadın eğlenilecek kadındır.” Sağlıklı olan budur.

Tutku duyduğu kadını kafasında “kötü kadın” olarak mı kodluyor?

Şehvet duyduğu kadını kafasında kötülüyor. Yalnız o da değil, kadın da ona şehvet duyuyorsa ona da kötü gözle bakıyor. Bir belgesel var; kadın bir yönetmen sokakta kadınlara orgazm ile ilgili sorular soruyor. Bir kadın diyor ki: “Kocamın üzerine çıktım sevişirken, ‘nereden öğrendin bu o… numaralarını’ diye bağırdı bana.” Kadının davranışı, erkek tarafından böyle karşılanırsa buradan sağlıklı bir ilişki çıkabilir mi? Sorun erkeğin zihniyetinde.

“KÖYDE YAŞAYAN İNSANLARIN CİNSEL HAYATLARI DAHA İYİ”

Atölyedeki konuşmanızda “Eğitim düzeyi düşük, köyde yaşayan insanların cinsel hayatları daha iyi” dediniz. Bu bana çok tuhaf geldi yani cinsel şiddete maruz kalan, istemediği evliliklere zorlanan birçok kadın var. Bu tezinizin alt yapısı nedir?

Köy yaşantısında, eğitim düzeyi daha düşük olan insanlar kariyerle uğraşmadıkları için cinsel ihtiyaçların ortaya çıktığı 13-16 yaş arasında evleniyorlar. Birbirleriyle büyüyorlar ve her ikisi de, hormonların da üst düzeyde olması nedeniyle coşkulular. Birlikte harika bir cinsellik keşfedebiliyorlar. Eğitim ve iş yaşamı cinselliği geciktiriyor. Erkek de o zaman bunu para karşılığında tatmin ediyor ve karşı taraf erkeğin parayı verip gitmesini istediği için erkek de aşağılanmış oluyor.

“Başarı ya da başarısızlık işin konusudur, ilişkinin değil.”

Çocuk yaşta evlendirilen kız çocukları için durumun böyle olmadığını düşünüyorum.

Elbette baskı ya da şiddet içeren ilişkilerden bahsetmiyorum.

“BAŞARI İŞİN KONUSUDUR, İLİŞKİNİN DEĞİL”

Büyük annelerimizin cinsel hayatı bizden daha iyiydi yani! Öyle olsun. “Başarı ya da başarısızlık” ilişkinin konusu olabilir mi?

Başarı ya da başarısızlık işin konusudur, ilişkinin değil. Evlenmek kendimizi iyi hissetmemiz için aldığımız bir kararsa, boşanmak da kötü hissetmemek için aldığımız bir karardır. Başarı ya da başarısızlık değil; hayatımızın akışında bir şeyleri değiştirmek için seçtiğimiz bir yol.

Evlilik zamanın ruhuna uygun olmamaya mı başladı acaba? Boşanma oranlarına baktığımızda…

Günümüzde çocuk doğurmak istemiyorsak evlenmemenin daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’de bu hala zor değil mi?

Evet, Türkiye’de zor. 12 yıl İsviçre’de yaşadım. O kültürde kadınlar evlenmemeyi, boşanmayı, çocuk sahibi olmamayı bir başarısızlık olarak değerlendirmiyorlar.

“Erkek tek katmanlıdır. Fiziksel olarak penisi uyarıldığında, zihinsel olarak haz alabilir duruma gelir. ”Ancak kadın çift katmanlıdır. O yüzden Freud, “kadınları anlamıyorum” diyor.

Peki Batı kültürünün ilişkiler için sunduğu çözüm ne?

Batılı aile sosyologları, sonsuza kadar romantik aşkın mümkün olmadığını söylüyor. Birine olan aşk bitiyor, bunu kabul ediyoruz ve başkasıyla aşk yaşamaya başlıyoruz. “Seri monogami” diyorlar buna. Tek eşli bir ilişkiyi yaşamak, bitince bittiğini kabul etmek ve başka bir tek eşli ilişkiye başlamak.

FREUD “KADINLARI ANLAMIYORUM” DİYORDU

Kadın ve erkek cinselliği arasındaki en mühim fark ne?

Klişe halini söyleyeyim; kadının cinsel organı beyindir, erkeğinki ise cinsel organdır.

Klişe olmayan haliyle?

Erkek tek katmanlıdır. Fiziksel olarak penisi uyarıldığında, zihinsel olarak haz alabilir duruma gelir. Ancak kadın çift katmanlıdır. Vajinası cinsel olarak uyarıldığında ve vajinal ıslanma gerçekleştiğinde bu beyinsel olarak da haz alabilir durumda olduğu anlamına gelmez. Yani kadında fiziksel tahrik, zihinsel tahriği tetiklemeyebilir. Bu çift katmanlılık sebebiyle Freud, “kadınları anlamıyorum” diyor.

“ERKEĞE TECAVÜZ EDİLEMEZ”

Keşke erkekler de çift katmanlı olsaydı! Erkek tek katmanlı olduğuna göre teknik olarak bir erkeğe tecavüz edilemez mi?

Tıbbi olarak bir erkeğe tecavüz edilemez çünkü erkek fizyolojik olarak uyarılırsa haz alabilen duruma geçer, uyarılmadan da cinsel ilişki gerçekleşemez. Ancak kriminal açıdan durum farklı… Kadının tecavüz sırasında fizyolojik tepki olarak vajinal ıslanma yaşamasının sebebi ise vücudun kendini koruma sistemi… Çünkü tecavüz gibi durumlarda kupkuru olursa vajina parçalanır. Bu fizyolojik tepkinin, psikolojik hazla yakından uzaktan ilgisi yok.

Cinsellik gerçekten konuştuğumuz kadar önemli mi?

Atölye arasında bir kadın geldi ve dedi ki: “Cinsellik neden bu kadar önemli olsun? Ben cinselliği hayatımda bu kadar istemiyorum. Başka şeylerle de yetinebiliyorum.” Bunu birçok kadın söylüyor ve bu benim canımı acıtıyor. Genç, sağlıklı bir kadının cinselliği istememesi mümkün olabilir mi?

Boş Ders bitti, ciddi konulara dönüyoruz!

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Hücrelerimiz yenileniyorsa biz neden yaşlanıyoruz?

Manşet, insan vücudu, hücre yenilenmesi, hücre, element, anatomi

İnsan vücudunda çok sayıda element bulunmaktadır. Peki, hücrelerimizin ömrü ne kadar? Ölen hücreler ne oluyor? İşte yanıtı…

Vücudumuz Hangi Elementlerden Oluşuyor?

İnsan vücudunda en az 25 element bulunuyor. Ancak vücut kütlemizin yüzde 99’a yakını 6 elementten oluşuyor. Bunlar: Oksijen, karbon, hidrojen, nitrojen, kalsiyum ve fosfor.

Geri kalan kısmı ise Potasyum, Sülfür, Sodyum, Klor, Magnezyum ve eser miktarda Bor, Krom, Kobalt, Bakır, Flor, İyot, Demir, Manganez, Molibden, Selenyum, Silikon, Kalay, Vanadyum ve Çinkodan oluşuyor.

Bu elementler, vücudumuzu oluşturan 37 trilyon kadar hücrenin yanı sıra, hücre zarının dışında kalan hücre dışı yapılarda da bulunuyor.

Ne işe yarıyorlar derseniz…

Oksijen: Besinlerin enerjiye dönüştürülmesinde önemli rol oynar.

Karbon: Vücudun yapıtaşı olarak da adlandırılır.

Hidrojen: Besinlerin taşınmasına, atıkların uzaklaştırılmasına ve vücut sıcaklığının düzenlenmesine yardımcı olur. Enerji üretiminde de önemli rol oynar.

Azot: Proteinlerin yapıtaşları olan aminoasitlerin yapısında bulunur, aynı zamanda DNA’yı oluşturan nükleik asitlerin de önemli bir parçasıdır.

Kalsiyum: Kemiklerin ve dişlerin güçlü ve sert olmasına katkıda bulunur, aynı zamanda sinirlerin ve kasların işlevlerini yerine getirmesinde, kanın pıhtılaşmasında önemli rolü vardır.

Fosfor: Kemik ve diş sağlığının sürekliliği için gereklidir. Hücrelerdeki kimyasal tepkimeler için gerekli olan enerjiyi sağlayan ATP molekülünde de bulunur.

Potasyum: Vücuttaki su dengesinin sürdürülmesi ve sinir hücrelerindeki elektriksel sinyal için gereklidir.

Kükürt: Kıkırdakta, insülinde (vücudun şekeri kullanabilmesini sağlayan hormon), anne sütünde, bağışıklık sisteminde rol oynayan proteinlerde, derinin, saçın ve tırnakların yapısında olan keratinde bulunur.

Klor: Sinir hücrelerinin uygun şekilde işlevini yapması için gereklidir, aynı zamanda mide özsuyunun üretimine yardımcı olur.

Sodyum: Sinir hücrelerindeki elektrik sinyallerinde önemli bir rol oynar, aynı zamanda vücuttaki su miktarını düzenler.

Magnezyum: İskelet ve kas yapısında önemli rol oynar, ayrıca hücrelerde gerçekleşen kimyasal tepkimelere enerji sağlayan ATP’yi kullanan enzimlere yardımcı olan moleküllerde bulunur.

İyot: Metabolizmayı düzenleyen ve tiroit bezi tarafından üretilen temel bir hormonun parçasıdır.

Demir: Kırmızı kan hücrelerinde oksijen taşıyan hemoglobinin bir parçasıdır.

Çinko: Sindirimde görevli bazı enzimlerin bir bölümünü oluşturur.

***

Ortalama bir erkek vücudunun yüzde 60 kadarı su. Bu 42 litreye denk geliyor. Bunun 23 litresi hücrelerin içinde, 19 litresi ise hücre dışında yer alıyor. Hücre dışı suyun 8,4 litresini dokular arası sıvı, 3,2 litresini ise kan plazma sıvısı oluşturuyor.

Vücudumuzdaki hücreler ortalama 7-10 yılda bir yenilenmekle birlikte, her hücrenin ömrü aynı uzunlukta değil.

Nötrofil hücrelerinin ömrü (kandaki bir tür akyuvar) sadece iki gün iken, göz lensinin ortasında yer alan hücreler ömür boyu bizimle mesela. Hatta beyin hücrelerinin ömrü bizimkinden çok daha uzun.

 Bazı hücrelerin ömrü:

  • Beyin hücresi: 200+ yıl
  • Göz lensi hücresi: Ömür boyu
  • Yumurta hücresi: 50 yıl
  • Kalp kası hücresi: 40 yıl
  • Bağırsak hücresi: 16 yıl
  • Kas hücresi: 15 yıl
  • Yağ hücresi: 8 yıl
  • Hematopoetik (kan yenileyici) kök hücre: 5 yıl
  • Karaciğer hücresi: 10-16 ay
  • Pankreas hücresi: 1 yıl

Vücudumuzun dışında veya sindirim sistemimizde yer alan hücreler öldüğünde vücuttan atılıyor. İçerideki kalanlar ise vücudumuzu hastalıklardan koruyan akyuvarlar tarafından tüketiliyor. Ölü hücrelerden sağlanan enerjinin bir kısmı yeni akyuvar hücrelerinin yapımında kullanılıyor.

Akla gelen soru hücrelerimiz yenileniyorsa neden yaşlanıyoruz?

Vücudumuzda akyuvar hücreleri gibi kimi hücreler sadece birkaç saat yaşarken, deri hücreleri birkaç hafta, beyin hücrelerinin çoğu da on yıllarca yaşıyor.

Ancak birçok hücre yenilense de, bunun gerçekleşmesini sağlayan süreçlerde zamanla aksamalar oluyor. Hücre üretimi için talimatları taşıyan DNA’lar zamanlar hasar görüyor ve hücre bölünmesi engelleniyor. İşte bu duruma da yaşlanma diyoruz.

Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Nasıl karizmatik olunur?

nasıl karizmatik olunur, Manşet, lider, karizmatik, karizma

Karizma dış çevremizi etkilemeye ve başkalarına ilham vermeye yardım eder. Peki, herkes karizmatik olabilir mi? İşte www.t24.com.tr sitesinden karizmatik olmanın 6 yolu…

Karizmatik olmanın 6 yolu

Yale Üniversitesi’nden sinema tarihçisi Joseph Roach’a göre aktörler karizmatik olmak zorunda, aksi halde rol kapma yarışında yaya kalmaları çok büyük bir olasılık

Herkes karizmatik olmak ister. Ancak karizmatik olarak nitelendirdiğimiz insanların pek çoğu bu özelliğe doğuştan sahiptir. Ya karizmatik doğmayanlar? Onlar da üzülmesin; son yapılan araştırmalar karizmanın bazı yeteneklerin bir araya gelmesinden oluştuğunu gösteriyor. Dolayısıyla bu yeteneklerini geliştirdikleri takdirde karizmatik bir yapıya sahip olabilirler. İşte karizmatik olmanın koşulları:

• Duyguları doğru ifade edebilme

• Heyecanlı ve coşkulu olmak -abartmamak kaydı ile-

• Etkili ve güzel konuşma yeteneği

• Özgüven

• Vizyon sahibi olmak

• Başkalarını dinleme ve anlama yeteneği

Nelson Mandela dünyanın en karizmatik liderlerinden biri. Myanmar’daki askeri diktatörlüğüne karşı gösterdiği barışçıl ve şiddet içermeyen mücadelesiyle adını duyuran Aung San Suu Kyi de karizmatik liderler arasında yer alıyor; ancak onunki kendine özgü gösterişsiz ve suskun bir karizma. Bilgisayar endüstrisinin önderlerinden Steve Jobs’un da karşısındakini etkileme yeteneği sayesinde yenilikleri toplumlara kolaylıkla kabul ettirdiği biliniyor. Yakınları Jobs’un bu doğal yeteneğini zaman içinde büyük ölçüde geliştirdiğini söylüyor. Barack Obama’nın başkanlık yarışında karizmasının çok büyük rol oynadığı fakat zaman içinde bu özelliğini yitirmeye başladığı belirtiliyor.

• Ülkemizde yandaş medyaya göre Başbakan Erdoğan da karizmatik bir lider. Gerçekten öyle mi? Bu yazıyı okuduktan sonra buna siz karar vereceksiniz. – ÇN

Peki karizma tam olarak nedir? Bu özellik doğuştan mı gelir? Yoksa sonradan mı kazanılır? Niçin herkes buna sahip olmak ister? Ve en önemlisi karizma yitirilebilir mi?

Karizmanın tanımı

Bu soruları yanıtlamak için önce karizmanın ne olduğuna bakalım. Bir insanın karizmatik olup olmadığı bakar bakmaz anlaşılır. Fakat o insanı karizmatik yapanın ne olduğu sorulduğunda net bir yanıt almak zordur. Kaldı ki karizma biraz kaypak bir kavramdır. Eski Yunancada karizmanın tam karşılığı olarak ethos sözcüğü kullanılır; bu ikna edici çekicilik anlamına gelir. Geoffrey Chaucer’ın (1340-1400 İngiltere’nin ilk büyük şairi) çağdaşı Japon oyun yazarı Zeami, bunun Japoncadaki karşılığının hana olduğunu söyler. Hana, “Rakipsiz, eşsiz cazibe çiçeği” anlamına gelir. İngilizce sözlüklerde ise “başkalarını etkileme ve ikna etme yeteneğine sahip olmak” şeklinde tanımlanır. Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise karizmanın karşılığı büyüleyicilik, etkileyicilik olarak geçer.

Günümüz psikologları, herhangi bir tanım üzerinde görüş birliğine varmamış olsalar da, karizmanın ne olduğunu ve insanlar üzerinde ne gibi etkileri olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlıyorlar Bu da karizmatik olmaya can atanlar için umut verici bir gelişme. Çünkü son bulgulara göre karizma kısmen de olsa öğrenilebilir.

Boğazımıza kadar medyanın pompaladığı kavramlara battığımız, küresel ağlarla birbirimize sıkı sıkıya bağlandığımız, 7/24 kesintisiz bir yaşam süren dünyamızda, karizma hiç olmadığı kadar önem kazanmaya başladı; özellikle kameraların önünde yaşayanlar için.

Yale Üniversitesi’nden sinema tarihçisi Joseph Roach’a göre aktörler karizmatik olmak zorunda, aksi halde rol kapma yarışında yaya kalmaları çok büyük bir olasılık. Roach, “It-O” adını verdiği kitabında, karizmanın ne olduğunu, zamanımızda ne anlama geldiğini anlatıyor. (University of Michigan Press, 2007).

En çok lidere mi lazım?

Karizmatik bir kişi olarak algılanmak bir lider için çok önemlidir. New York’taki Columbia İşletme Fakültesi’nden Michael Morris bu özellikten yalnızca liderlerin değil, bir topluluğun içinde birlik sağlamak isteyenlerin de yararlanabileceğini söylüyor. Takım liderliğine soyunanlar veya insanları yeni bir fikre ikna etmek isteyenler için de karizmanın çok büyük avantaj sağladığını belirten Morris, “İyi bir yönetici olmak için mutlaka karizmatik olmak gerekmez. Ancak yeni bir örgüt kurmaya çalışanlar veya eskiden kurulmuş bir örgütte radikal değişiklikler yapmak isteyenler için karizmatik olmak çok ciddi avantaj sağlar” diyor.

İnsanı karizmatik yapan etmenler

Bazı insanları karizmatik, diğerlerini sönük ve silik yapan nedir? Genler kısmen önemlidir. Maryland Üniversitesi’nden sosyal gelişim uzmanı Nathan Fox, küçük çocuklarda sosyalleşme sürecini incelerken, bazı çocukların henüz 4 aylıkken bile sosyal açıdan dışa dönük olarak nitelendirilebileceğine dikkat çekiyor. Bu dışa dönük çocuklar, yetişkinlerle ve yaşıtlarıyla çok rahat ilişki kurabilirken, genellikle neşeli bir mizaca sahiptirler (Developmental Psychology, vol 47, p 765). Büyüdüklerinde de büyük bir olasılıkla karizmatik bir yetişkin haline gelirler.

Ancak bunun yanı sıra başka niteliklere de sahip olmaları gerekir. “Bence karizma yalnızca sosyal becerilerin bir fonksiyonu değil, aynı zamanda insanın kendi kendisiyle ilgili pozitif bir kanaatinin de varolması gerekir” diye konuşan Fox, “Bu da orta çocukluk dönemlerinde, genler, çevre ve koşulların ortak etkisi ile ortaya çıkar” diyor.

Gizemli bir çekicilik

Roach bu konuda farklı düşünüyor: “Karizmatik bir kişilikte temel özellik, gizemli bir çekiciliktir. Bu öyle bir çekiciliktir ki, diğer insanlar bu gizemli kişinin çekiciliğine karşı koyamazlar. İşte bu noktada çelişkiler devreye girer.

Örneğin Obama, hem cana yakın hem de katıdır; hem siyahtır, hem beyazdır; hem Hawaiilidir hem de Şikagolu. Benzer şekilde sinema oyuncusu Julianne Moore karizmatiktir, çünkü aynı anda hem güçlü hem de zayıf kadın görüntüsü yaratır.” Roach’a göre bazen de koşullar karizmanın gelişmesine ve ortaya çıkmasına uygun zemin hazırlar: “Prenses Diana, Prens Charles ile evlendiği zaman çekingen ve utangaç bir görüntü veriyordu. Ancak zaman içinde ‘Halkın Prensesi’ haline geldi. Zaten kendisinde var olan karizmayı, kişiliğinin derinliklerinden çekip çıkartmayı başardı.”

Roach’un görüşüne göre karizma, bazı şanslı insanların doğuştan sahip olduğu bir X faktörüdür. Bunu müzikte kusursuz bir ses perdesini tutturmaya benzetiyor. Eğer o perdeyi yakalamışsanız geliştirebilirsiniz. Eğer yakalamadıysanız doğal olarak geliştiremezsiniz ve hiçbir zaman da tam olarak yakalayamazsınız.

Oysa başkalarına göre karizma bir takım özelliklerin bir araya gelmesiyle oluşur. Kaliforniya’daki Claremont McKenna Coollege’dan psikolog Ronald Riggio, 30 yıl kadar süren çalışmalarının sonucunda bunun için gerekli olan 6 yeteneği veya özelliği tespit edebildi.

Karizmayı oluşturan 6 özelllik

Riggio’ya göre bu altı yetenek şöyle: Duyguları ifade edebilme yeteneği, heyecanlı ve coşkulu olmak, etkili ve güzel konuşma yeteneği, öz-güvene sahip olmak, vizyoner olmak ve başkalarını dinleme ve anlama yeteneğidir. Karizmatik olarak algılanabilmek için bu özelliklerin de dengeli olması ön koşuldur.

Örneğin duygularını ifade ederken aşırıya kaçmak, karizmayı “çizdirir”. Başka bir deyişle çekici bir kişiyi itici hale getirebilir. Örneğin Jim Carrey’in aşırı mimikleri bazılarına komik gelmeyebiliyor..

Karizmanın bir takım özelliklerin bir araya gelmesinden oluşması, Conger-Kanungo Ölçeği adı verilen ve karizmayı bugüne dek en iyi ölçen sistemin de belkemiğini oluşturur. Bu ölçek beş alandaki yeteneği saptayan 20 ifadeden oluşur. Bunlar vizyon, başkalarına karşı duyarlılık, fırsatlara karşı duyarlılık, risk alma ve gelenekselin kolaylığına sığınmamaktır.

Karizma geliştirilebilir

Karizmanın modüler bir yapıya sahip olması, bazı parçalarının geliştirilebileceği olasılığını da beraberinde getiriyor. Örneğin güzel konuşma pratik yaparak geliştirilebilir. Heyecan ve canlılık taklit edilebilir. İnsanlar başkalarına karşı daha duyarlı davranmayı öğrenebilirler. Davis’teki Kaliforniya Üniversitesi’nden Dean Simonton’a göre duygusal ifade bile pratik yaparak gerçekçi bir hale getirilebilir. Simonton, en başarılı ABD başkanlarının konuşmalarında temel duyguları ifade eden sözcüklere geniş yer verdiğine dikkat etmiş.

Örneğin sevgi, nefret veya açgözlülük gibi.. Karizmatik olmak isteyen bir insan, “Bakış açınıza katılıyorum” yerine “Acınızı hissediyorum” demelidir.

Vizyoner olmak da öğrenilebilir veya geliştirilebilir. Morris, Apple’in ortaklarından Steve Jobs’un, günde on saat boyunca, on dakikalık sunumları üzerinde çalıştığını belirtiyor. Jobs’un vizyoner ve karizmatik bir lider olarak tanınmasında bu on dakikalık irticalen yaptığı konuşmaların önemi büyük.

Vizyonerler liderler

Obama’nın “vizyoner lider” imajını parlatmak için yoğun çalıştığı belirtiliyor. El Kaide’nin kurucularından Osama bin Ladin’in öldürülmesinden sonra Obama’nın aldığı riski Morris şöyle anlatıyor: “Obama, haber alma kaynaklarının Bin Ladin’in bulunduğu yerin doğruluğuna olan inançlarının yüzde 50 oranında civarında olduğunu bildirmişti. Oysa bence haberalma kaynakları, Bin Ladin’in orada olduğundan yüzde 99 oranında emindi. Obama, böyle konuşarak ne kadar vizyoner olduğunu göstermek istemiş olabilir.”

Morris günümüzün vizyoner liderlerini eskinin şamanlarına benzetiyor: “Konuşmalarıyla toplulukları harekete geçiren, rol yapmasını bilen ve gelecekle ilgili hayalleri olan insanlar eski geleneklerdeki şamanlar gibi bilinçaltımızı tetiklerler. Bu yetenekler öğretilebilir ve geliştirilebilir.”

Sözel olmayan sosyal sinyaller

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT), karizmasını geliştirmek isteyen yöneticiler için eğitim programları düzenliyor. Program yöneticisi Sandy Pentland ve ekibi, programa katılanları daha vizyoner olmak, kendini daha iyi ifade etmek veya etkili konuşmak gibi konularda eğitmek yerine farklı bir yaklaşım benimsiyor. Bir takım ölçüm cihazlarından yararlanarak öğrencilerin ses tonlarını, insanlara ne kadar yaklaştıklarını ve el hareketlerini kaydediyorlar. Bu kayıtlara dayanarak insanlarda söze dayanmayan 4 tip sosyal sinyal olduğunu ve bunların da karizmatik olma konusunda belirleyici olduğu sonucunu varıyorlar.

Bu 4 tip sosyal sinyalin ilki mimiklerle ilgili. Karizmatik bir birey bilinçsiz bir şekilde karşısındakinin vücut dilini kopyalar.

Örneğin karşısındaki gülümseyince o da gülümser, onaylama anlamında başını sallar vb.. İkincisi karizmatik insanlar yerlerinde sakin duramazlar. Örneğin ilgi ve meraklarını daha heyecanlı ve sesli bir şekilde ifade ederler. Üçüncüsü konuşma ve hareketlerinin daha tutarlı ve akıcı olmasıdır. Son olarak da bir insanın karşısındakini ne kadar etkilediğini anlamak için konuşma tarzının karşısındaki tarafından farkında olmadan ne kadar benimsendiğini tespit etmektir.

Pentland, bu sinyalleri analiz ederek, hangi yöneticinin eşit konumdaki arkadaşlarına fikirlerini satmakta başarılı olacağını tahmin edebiliyor. Pentland, “Önemli olan ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğiniz” diyor (American Scientist, vol 98, p 203). Pentland’a göre bu tür sosyal sinyallerin taklit edilmesi zordur.

Karizmanın kökenleri

Pentland’ın bulguları, karizmayı geliştirmenin yanı sıra karizmanın kökenlerine de ışık tutuyor. Eğer karizmanın en önemli parçası dilin icadından önceki sosyal işaretler ise evriminin çok eskilere dayanması gerekiyor. Genel olarak, sosyal işaretler bireyler arasında görüş birliğini teşvik eder. Dolayısıyla karizma, sosyal grupların istikrarlı bir yapıya kavuşması için evrilmiş olabilir. Fakat insan toplulukları gereğinden fazla da istikrarlı olmamalıdır; aksi takdirde teknolojik ve sosyal devrimler ortaya çıkamazdı. Pentland bu aşamada karizmatik liderlere ihtiyaç duyulduğunu, bu kişilerin kültürü değiştirdiğini söylüyor.

Karizma kötü niyetli elllerde felaket getirir

Devrimleri karizmatik insanların başlattığı iddiasında Pentland yalnız değil. Bu görüşteki bilim insanları, ancak köklü değişiklikler yaratabilecek güçteki liderlerin tam anlamıyla karizmatik olabileceğini ileri sürüyor. Bu fikri savunan Floransa’daki Avrupa Üniversitesi Enstitüsü’nden Takis Pappas, Steve Jobs, Charles de Gaulle, Margaret Thatcher, Adolf Hitler ve Joseph Stalin’in bu gruba dahil olduğunu söylüyor.

Bu kişilerin oluşturduğu listeye bakacak olursak, gerçek bir karizmanın çok güçlü olduğu, toplumları parçalayacağı ve bazı durumlarda felaketlere yol açabileceği anlaşılabiliyor. Demokrasi, karizmatik devrimcilerin güçlerini kötüye kullanmalarını engellemek için denetleme sistemlerini devreye sokmuş olsa bile, karizma yine de toplumları felakete sürükleyebilir.

Gerçek yetenekten yoksun karizma tehlikeli

Karizmatik insanlara kuşkuyla yaklaşmanın altında başka bir neden daha var. Karizma bazen gerçek yetenekten yoksun olabiliyor. Harvard İşletme Fakültesi’nden Rakesh Khurana ABD’de şirketlerin yönetici arayışlarında yalnızca karizmatik olma özelliğine odaklandıklarını, bu nedenle bazen düş kırıklıkları yaşadıklarını söylüyor. Khurana, kararsız piyasa koşullarında karizmatik bir CEO’nun, hisse senedi fiyatlarını şişirdiğini, ancak bunun çok kısa ömürlü olabileceğini belirtiyor. Çünkü o kişi bir işletmeyi idare etmekten çok, olumlu bir imaj yaratmakta daha başarılı olabiliyor.

Karizma yitirilebilen bir özelliktir

Karizmatik liderlere tam anlamıyla güveniyor olsak bile, karizmalarının bir gün buharlaşıp uçma tehlikesi her zaman vardır. Bu olay Tony Blair ve Bill Clinton’da yaşandı. Bu ikisinin de büyük bir karizmaya sahip olduğu düşünülüyordu, fakat toplumun paylaşmadığı politikalar veya kişisel zaafları yüzünden liderlik karizmaları zaman içinde yok oldu. Obama’nın benzer bin sonuca doğru sürüklendiği görülüyor. Başkanlığının ilk günlerinde bir umut abidesi olarak algılanıyordu. Son günlerde ise kibirli, çıkarcı ve ilgisiz bir görüntü sergiliyor. Kuşkusuz Obama hâlâ aynı insan, ama algı tamamen değişmiş durumda. “Obama’nın karizması takipçilerinin gözlerindeydi” diye konuşan Harvard Üniversitesi’nin John F.Kennedy School of Government bölümünden Joseph Nye, “Ekonomik koşulların zorladığı durumlarda karizmayı sürdürmek zordur” diyor. Nye bu sözleriyle kişisel karizmanın biraz da koşullara bağlı olduğunu söylüyor.

Roach da siyasilerin karizmalarının toplumların benimsemediği politikalar güttüğünde azalacağına dikkat çekiyor. Roach bu konudaki izlenimlerini şöyle dile getiriyor: “Şu anda kapıdan Barack Obama girse, karizmasını yitirmiş olduğunu söyleyemezsiniz. Kasım ayındaki seçimlerde yeniden seçilirse kişisel çekiciliğini hiçbir zaman kaybetmediğini kanıtlamış olacak.” (New Scientis-Cumhuriyet)

Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

İncir ağacı insanlık tarihini nasıl etkiledi?

Manşet, insanlık tarihi, incir ağacı nasıl yetişir, incir ağacı, incir

Bütün yıl boyunca meyve verebilen incir ağacı insanlık tarihinden bile eski bir ağaç türüdür. Peki, sizce geçmişimize tanıklık eden bu meyve geleceğimizi nasıl etkiler? İşte www.bbc.com sitesi yazarlarından Mike Shanahan’ın aydınlatıcı makalesi…

İncir ağacı insanlık tarihini nasıl şekillendirdi? 

Çok sayıda dinsel ve folklorik söylenceye konu olan incir ağacı, hem tarihe tanıklık etmiş hem de onu biçimlendirmiştir. Peki incir geleceğimizi nasıl zenginleştirebilir?

Yeryüzünde 750’den fazla incir türü olduğu söyleniyor. İnsanın hayal gücünü bu kadar etkileyen başka bir bitki olmamıştır. Her dinde kendinden söz ettirmiş, kralları, kraliçeleri, bilim insanlarını, askerleri etkisi altına almıştır.

İncir ağacı insanın evriminde ve medeniyetin doğuşunda da rol oynamıştır. Bu ağaçlar hem tarihe tanıklık etmiş, hem de onu biçimlendirmiştir. Eğer bu ağaçlara doğru yaklaşırsak geleceğimizi zenginleştirebiliriz de.

Çiçek açan birçok bitki çiçeklerini sergiler, ama Latince adıyla Ficus olarak bilinen incir bitkisinde çiçekler içi boş meyvelerin içinde saklıdır. Ayrıca birçok bitkinin kökleri yer altına inerken bazı incir türlerinde kökler yer üstünde büyür.

Florida inciri ya da strangler inciri olarak bilinen ağacın tohumları kuşlar ve memeli hayvanlar yoluyla diğer ağaçların tepesine düşer ve orada bol ışıkla büyüme olanağı bulur. Bu sırada üzerinde büyüdüğü ağaçtan aşağıya sarkan kökler uzatarak toprağa ulaşır. Bu kökler geliştikçe ana ağacı tümüyle sararak ölümüne bile yol açabilir.

Ficus religiosa adıyla bilinen incir türü iki bin yıldan fazladır Budistlerin ve Hinduların ibadetinde yer alıyor. Hindistan’daki İndus Vadisi medeniyetleri binlerce yıldır efsane ve söylencelerinde, resimlerinde bu bitkiye yer veriyor.

Asya’nın tropik ve tropik altı bölgelerinde gelişen kültürler incir ağacını iktidar sembolü ve ibadet yeri olarak gördü. Bunlar arasında banyan adıyla da bilinen Hint incirinin önemli bir yeri vardır. Yaradılış hikayeleriyle, folklor ve doğurganlık çağına ulaşmakla ilişkilendirilen bu ağaç o kadar büyüktür ki uzaktan küçük bir ormanı andırabilir.

Her incir türünün döllenmesini sağlayan kendine özgü bir yaban arısı vardır. Bu ortaklık 80 milyon yıl önce gelişmeye başlamıştır. İncir ağacı bu arıların beslenmesi için meyve verir, arılar ise onların çoğalmasını sağlar.

İncir ağacı diğer bütün bitkilerden daha fazla yabanıl hayatı besler. Yeryüzünde 1200 canlı türü incirle beslenir. Bunlar arasında kuşların onda biri, meyve yarasaları, primatlar da vardır. Bu canlılar incirle beslenirken tohumlarının dağılmasına da yardımcı olur. Ekolojistler bu nedenle inciri “temel kaynak” olarak görür. İncir ortadan kalksa diğer her şey de çöker.

İncirin yıl boyunca meyve vermesi atalarımızın hayatta kalması açısından da büyük önem taşımıştır.

Enerji yüklü bu meyve insanın beyninin büyümesine katkıda bulunmuş olabilir. Öyle ki bazıları insan elinin incirin olgununu bulup toplayacak tarzda evrildiğine inanıyor. İncir ağacı binlerce yıl önce insanın ilk dikip yetiştirdiği bitkiler arasındadır.

Eski Mısır’da firavunların mezarına başka şeylerin yanı sıra kuru incir de konurdu.

Türkiye civarında yetişen siyah incir (Ficus carica) birçok eski medeniyet için önemli bir besin oldu. Sümer kralı Urukagina 5000 yıl önce incirden söz etmiştir. Kral II. Nebukadnezar Babil’deki asma bahçelere incir ağaçları ektirmiştir. İsrail’in Kral Süleyman’ı şarkılarda övgü dizmiştir incire. Antik Yunan ve Romalılar ise inciri cennetten gönderilen meyve olarak görmüştür.

İncir sadece tatlı ve lezzetli değil, vitamin, mineral ve lifle dolu bir meyvedir. İncil’de incirin iyileştirici özelliğinden söz edilir. Tarih boyunca bu ağacın sadece meyvesi değil, kabuğu, yaprakları, kökleri ve reçinesi ilaç olarak kullanılmıştır.

Şempanzelerin de yabani incir ağacının kabuğunu ve yapraklarını ilaç niyetine yediği görülür. Araştırmalar bunların bakteri, parazit ve tümöre karşı etkili olduğunu gösteriyor.

İncir ağaçları sadece medeniyetlerin oluşmasına katkıda bulunmamış, onların yıkıntılarını da saklamıştır. Tıpkı Hindistan’da kuraklık nedeniyle çöken Indus Vadisi medeniyetlerini sakladığı gibi. Guatemala’daki Maya piramitlerini, Kamboçya’daki Khmer tapınaklarını saklayan da onlardır.

Terk edilen yapıları incir ağaçları istila etmiş, her taşın çatlağında tohumları filizlenmiş ve büyüyen kökleriyle duvarları ve temelleri yıkmıştır. Meyveleri başka hayvanları ve başka tohumları da o bölgeye taşımış, böylece orman yeniden hakim olmuştur.

Yanardağ bölgelerinde de benzer şeyler yaşanır. Kurumuş lavların arasından önce incir ağaçları yetişir ve diğer bitkilerin yetişmesinin önünü açar. Bilim insanları ağaçtan arındırma nedeniyle yok olan orman bölgelerinde ormanın yeniden gelişmesini hızlandırmak için önce incir ağaçları dikiyor.

Bütün bunlar iklim değişikliğinin etkileri bakımından incir ağacının gelecek için umut vaat ettiğini gösteriyor.

Ayrıca incir ağaçları aşırı iklim koşullarına adapte olmamıza da yardımcı olur. Hindistan’ın kuzeyinde bu ağaçların nehir kenarlarında büyüyen kökleri köprü yapımında kullanılarak muson yağmurları döneminde insanları korur. Etiyopya’da ise kuraklık zamanı ekili araziye gölge yaparak çiftçilere yardımcı olur.

Bu iki yöntem iklim değişikliğinin yarattığı sorunlara uyarlanarak biyoçeşitliliği korumada ve insana yardımcı olmada etkili olmaya devam edebilir.

Yeryüzünde birçok kültür ve inanç incir ağacını kesmeyi yasaklamıştır. Fakat bu inançlar yavaş yavaş unutulmaya yüz tutuyor. Bunları canlandırmak işimizi kolaylaştıracaktır.

80 milyon yıldır yeryüzünde var olan incirin tarihi, insandan çok daha eskidir. Bu ağacı gelecekle ilgili planlarımıza dahil edersek geleceğimizi de güvence altına almış oluruz.

Yazar:  Mike Shanahan 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND