Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İlgi obezlerini tanıyın, onlardan uzak durun.

Duygusal vampir, ilgi obezi, sevgi arsızı… Pek çok farklı isim kullanıyorlar. Dışarıdan bakınca kim olduklarını anlamak neredeyse imkansız. Karşınıza dünyanın en muhteşem aşığı kılığında çıkabilir, aklınızı başınızdan alabilirler. Hayatınızda hiç bu kadar sevilmediğinizi, bir daha kimsenin sizi bu kadar sevemeyeceğini, filmlerdeki aşkı bulduğunuzu düşünebilirsiniz.

Duygusal vampir, ilgi obezi, sevgi arsızı… Pek çok farklı isim kullanıyorlar. Dışarıdan bakınca kim olduklarını anlamak neredeyse imkansız. Karşınıza dünyanın en muhteşem aşığı kılığında çıkabilir, aklınızı başınızdan alabilirler. Hayatınızda hiç bu kadar sevilmediğinizi, bir daha kimsenin sizi bu kadar sevemeyeceğini, filmlerdeki aşkı bulduğunuzu düşünebilirsiniz. Ama ne yazık ki bu bir paket program. Sevginizin asla yetmeyeceği, aşkınıza ikna edemeyeceğiniz, sonunda kendinizden şüphe edeceğiniz, “şiddetli aşk”ın ne olduğunu öğreneceğiniz, son sürat duvara karşı gideceğiniz…

Üçüncü hafta: Yok yok, eminim. Bugüne kadar yaşadıklarımın hepsi yalanmış. “Seni seviyorum” diye kandırmışlar beni. Meğer şimdiye kadar ne kadar az sevilmişim. Romanlarda, filmlerde, şiirlerde yüceltilen aşk gerçekten varmış. Ve ben ne kadar şanslıyım ki onu buldum. Her sabah başka bir sürprizle uyanmak ne güzel. Birlikte geçirdiğimiz her gün macera gibi.

İkinci ay: Biliyordum, onu tanıdığım gün bunun olacağını biliyordum. İnsan hayatının aşkını, birlikte yaşlanacağı insanı tanır değil mi? Birbirimizi sanki yıllardır tanıyoruz. Beni bu kadar hayatının içine alması ne güzel. Keşke ben de onun kadar iyi bir sevgili olabilsem. Ne yaparsam yapayım, onunkiler kadar romantik olmuyor. Sonsuza dek mutlu yaşamak mümkün galiba.
Dördüncü ay: Neye sinirlendi anlamadım. Ne güzel sohbet ediyorduk oysa. O kadar anlayışlı görünüyordu ki… Ona her şeyi anlatabilirim sanıyordum. Beni çok sevdiği için söylediklerim onu bu kadar üzüyor olmalı. Ben de çok patavatsızım, ağzımdan çıkanı kulağım duymuyor. Bir daha onun yanında eski olaylardan bahsetmeyeceğim. Biz onunla yepyeni bir hayat kurduk. Masanın üstündekileri de isteyerek kırmadığına eminim, elini kolunu sallarken kazayla oldu.

Altıncı ay: Her günüm onun için endişe ederek geçiyor. İçimde hep başına kötü bir şey gelecekmiş gibi bir duygu var. Sanki her zaman yanında olup, onu korumam gerekiyor.

Sekizinci ay: Günlerdir arkadaşlarımın beni aramadığını fark ettim. Ben de kimseyi arayamaz oldum. Artık içimden kimseyi görmek gelmiyor. Ne zaman bir araya gelsek, sorun çıkacak diye endişe etmekten, sohbetin tadını çıkaramaz oldum. Tek başıma gitmemden de hoşlanmıyor. Sevdiği arkadaşlarımın bir listesini çıkarmalı…

Birinci yıl: Yine sabaha kadar tartıştık. Sonuna doğru tartışmanın neden çıktığını bile unuttum. Neden bir türlü güven veremiyorum? Neden derdimi anlatamıyorum? Neden onu çok sevdiğime ikna edemiyorum? Hep aynı şeyden şikayet ettiğine göre sorun bende olmalı. Galiba sevmeyi bilmiyorum. Belki de bir psikoloğa gitmeliyim. Keşke annemin hediye ettiği vazoyu kırmasaydı.

Ertesi gün: Sabah uyandığımda evin her odası çiçeklerle doluydu. Şahane bir kahvaltı hazırlamış. Tüm bunları hazırlamak için gece hiç uyumamış. Dün gece olanları unuttum. Dünyanın en romantik sevgilisi benimki. Evet arada sorunlarımız oluyor ama her ilişkide olur böyle şeyler. Zamanla her şey düzelir.
¡ ¡ ¡
Maalesef zamanla her şey düzelmiyor. En azından çoğunlukla. Yukarıda okuduklarınız, bir ilgi obezi mağdurunun seyir defteri. Tamamen kurmaca ya da anonim diyelim. Hikaye elbette burada bitmiyor. Bu tip ilişkiler bazen yıllarca sürüyor. İnsan karşısındakinin doymak bilmez sevgi ihtiyacını gidermeye çalışırken zamanın nasıl geçtiğini, ne kadar yıprandığını, kendini nasıl unuttuğunu anlamıyor.

İlgi obezi tanımına Psiko Hayat isimli dergide rastladım. Bilimsel bir tanımlama değil ama gayet isabetli. Güven ve bağlanma ihtiyacı bir türlü doymayan, doyurulamayan insanları anlatıyor.

Bilimsel tanımlamayı ise Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Klinik Psikolog Eda Arduman’dan aldım. Bu tip insanların bağlanma bozukluğundan mustarip olduğunu anlattı. İlişkilerini benim kurmaca örneğimdeki gibi yaşayanlar, bu gruptakilerin sadece bir bölümünü oluşturuyor. Onun tanımıyla “ilgiye aç” insanlar üç tip. Bizim için her tipi temsilen örnek karakterler de yarattı.

DAVRANIŞ BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ’NDEN KLİNİK PSİKOLOG EDA ARDUMAN

Kadınlar ağlar, zaafını belli eder, erkekler kıskançlık gösterisi yapar

Çocuk, gelişimini tamamlayabilmek için fiziksel ihtiyaçların yanısıra bağlanma ihtiyacıyla doğar. Keşfetme sistemi (oyun) ve bağlanma sistemi (güven), anne babayla kurulan ilişkide harekete geçer. Olgunlaşma bu iki kutup arasında gerçekleşir. Sarkacın bir ucunda sığınır, güven duyar, teskin oluruz. Diğer ucunda heyecanlanır, keşfetme, öğrenme ihtiyacımızı gideririz. Bu uçlardan birinin eksikliği kişide güdüklük meydana getirir.
Güvenli bağ kurabilen insanlar kendilerine ve öteki insanlara güven duyar. Zorluklar karşısında daha rahat destek alır. Hayal kırıklığına karşı daha dirayetli olur. Dışa açılmaya, hesaplı risk almaya daha yatkındır. Paylaşmayı bilir, ama aynı zamanda insan ilişkilerinde bir takım sınırlar olduğunun farkındadır.
Güvenli bağlanamayan birey ise ihtiyaçlarının (güven ve heyecan) üstesinden gelme stratejileri geliştirir, bunun yolunu aramaya koyulur. Yardım istemekten kaçınır, ihtiyaç duyacak olmaktan ödü kopar.
İlgi açlığına kadınlarda da erkeklerde de rastlanır. Toplum sadece cinsiyete göre başetme stratejilerini meşrulaştırır. Bir kadının ağlaması, zaafını belli etmesi daha hoş karşılanır. Erkek ise zaafını açık açık belli etti mi utanç duyacaktır. Bu yüzden erkekler şiddetli kıskançlık gösterileri ile sert, ödün vermeyen erkek imgesiyle özdeşleşir.

Kurtarıcı rolüne soyunmayın

İlgiye aç biriyle birlikteyseniz veya yakın çevrenizde bu tip bir insan varsa, sakın kurtarıcı rolüne soyunmayın. Bu çok sık rastlanan bir durum olmakla beraber hiç gerçekçi değil. Herkes kurtarmayı veya kurtarılmayı hayal edebilir. Ama ilgiye aç insanlar karşısında yapılması gereken, net sınırlar ile durabilmek. Sizi kendi alanına çekmeye başladığını fark ederseniz, hemen uzaklaşın ve kendinizi bulmaya çalışın. Bazen böyle biriyle yaşadığınız ilişki, sizi kendi çocukluğunuza götürebilir ve orada takılıp kalabilirsiniz. Böyle bir şey hissederseniz profesyonel yardım almaktan çekinmeyin.

1. TİP

Filiz çevresini tehdit eder insanları birbirine düşürür

DURUM: Filiz, ilişkilerinde çok talepkardır. İnsanları yakın takibe alır ve onları yakınında tutmak için çok fazla düşünce ve enerji sarf eder. Kafasında planlar yapar, insanları birbirine düşürmekten ve kendi yerini sağlamlaştırmaktan çekinmez. Küsmeyi tehdit unsuru olarak kullanır. Dişini geçirebildiğine geçirir.
NEDENİ: Filiz sekiz kardeşin dördüncüsüydü. Hemen arkasından ailenin çok beklenen ilk erkek çocuğu doğmuştu. Zaten yorgun olan bir anne ile kızlarına vakit ayıramayan bir babanın ilgisini çekmek için çok cince bağlanma stratejileri geliştirmeyi öğrendi.
ÖZELLİKLERİ: İnsanları ağında tutmak için her tür tehditte bulunabilir. Ötekini kontrol etme, yönetme maksadıyla kendisine zarar verecekmiş gibi yapabilir. Yanlışlıkla zarar da verebilir. Karşı tarafı kontrol edebildiği, yönetebildiği müddetçe kendini iyi hisseder. Meslektaşından bilgi çalar, tutar, paylaşmaz, oyunlar oynar. İşyerinde Bizans entrikaları çevirir. Rakibi karalayarak ilerlemenin yolunu arar. Çocuklarını istediği gibi yoğurmak onlar için çok önemlidir.

2. TİP

Zeynep hayal kırıklığına dayanamaz kendine zarar verebilir

DURUM: Zeynep, yakın ilişkilerinde ilgi ve dostluk talep eder, yerine getirilmediğinde derin hayal kırıklığı yaşar. Hayal kırıklığına toleransı yoktur ve çareyi insanlara küsmekte bulur. Kurduğu bağlardan tam doyum alamaz. Çevresindekilerin başkalarıyla kurduğu ilişkileri kıskanır. Bunları tehdit olarak görür. Mantıklı düşündüğünde meselenin böyle olmadığını bilir ama duygusal seviyede, ötekini alt edilmesi gereken bir rakip olarak algılar.
NEDENİ: Zeynep küçükken annesi ağır bir hastalık geçirmişti ve altı ay hastanede kalmıştı. Bu dönemde kardeşlerine o baktı, babasını teselli etti. Erkenden yetişkinlik oyunu oynamak zorunda kaldı. Annesi hastaneden döndükten sonra da yorulmasın diye olgun davranmaya devam etti. Terk edilme korkusu ile böylece tanışmış oldu.
ÖZELLİKLERİ: Hayal kırıklığını taşıyamadığı için kendine gerçekten zarar verebilir. Sevgiliye içinde öyle bir
yer verir ki, kendisini yok ederek sevgiliyi de yok etme yoluna gider. Kendi bütünlüğü karşı tarafa bağlıdır. Biriyle
ilişki kurduğu zaman arkadaşlarını tamamen
unutan tiplerdir.

3. TİP

Ozan insanlardan uzak durarak sevgi açlığını bastırmaya çalışır

DURUM: Ozan ilgiye açtır ama açlığını toplumdan veya kendisinden saklamak
için insanlardan uzak durur. Bağlanmayarak ve uzak durarak ilgi / sevgi açlığını bastırmaya çalışır. Gerçek yakınlıktan uzak, sahte ilişkilerle kendini avutmaya kalkar.
NEDENİ: Ozan’ın azize gibi fedakar bir annesi vardı. Devamlı diğerlerini var ederken kendini yok eden bir anne. Ozan bu yüzden kadınların her halleri ile değerli olduklarını öğrenemedi. Annenin mazlumluğu karşısında çektiği vicdan azabının altında ezildi.
Çareyi yakın ilişkilerden kaçınmakta buldu.
ÖZELLİKLERİ: Aşırı cinsellik, aşırı para harcama ve tüketme eğilimi fazladır. Bağlanma eksikliğini gidermek için diğer ihtiyaçlarını doyurmada aşırıya kaçar. Ama bir türlü tatmin olmaz.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND