Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İkinci baharda başarı

Emeklilik günlerini değerlendirmenin binlerce yolunu bulabilirdi… O en az denenmiş olanını seçti. Kırk yaşında mühendis diploması aldı. En yakınları “yapamazsın” derken o mücadelesine devam etti. Bu mücadelede Mümin Sekman kitapları ailesinden sonra en büyük yardımcısı oldu. İşte emekli deniz astsubayı Bülent Büyükdoğan’ın kendi ağzından başarı öyküsü…

 İKİNCİ BAHARDA BAŞARI…

 

Emeklilik günlerini değerlendirmenin binlerce yolunu bulabilirdi…

O en az denenmiş olanını seçti. Emekli olduktan sonra hayatın tadını çıkarmak yerine kendine yeni bir hayat kurmayı tercih etti!

Kırk yaşında İstanbul Teknik Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. Üstelik de 3.5 yılda! Hem de önüne çıkartılan sayısız engele rağmen…

En yakınları “yapamazsın” derken o başarı ezberini bozmadan mücadelesine devam etti. Bu mücadelede Mümin Sekman kitapları ailesinden sonra en büyük yardımcısı oldu.

İşte emekli deniz astsubayı Bülent Büyükdoğan’ın kendi ağzından başarı öyküsü…

Bilinmezler yola çıktım

2009 yılının Eylül ayında emekli olmayı müteakip girdiğim İstanbul Teknik Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği bölümünü 3.5 yılda bitirdim. Bu benim için büyük bir başarı… Gerçekten de mezuniyete kadar inanılmaz mücadeleler verdim, çok zorlayıcı süreçler yaşadım. Okumak için emekli olmaya karar verdiğimde o kadar çok bilinmez vardı ki, başlamak bile imkansız gibi görünüyordu. Okuyabilmek için emekli olacaktım olmasına ama ya okuyamazsam… İTÜ, metalurji ve malzeme mühendisliğinde Türkiye’nin ilki, en eskisi ve 1 numarasıydı ve kolay değildi. Peki, ya sonra… Sonrası ne olacaktı? Yeni mezun gençler arasından sıyrılıp hayalimdeki mesleği icra edebilecek miydim? Gerçekten bilemiyordum…

Sahne alma sırası bana gelmişti

Çok fazla risk vardı görünürde ama çok istiyordum, çünkü hak etmediğim bir meslekte bir ömür tüketmiştim. Ve sahne alma sırası gelmişti, tüm hırsımı çıkarmalı, kendimle hesaplaşmalı, olması gerekeni yapmalı ve doya doya okumalıydım. Fakat engel ve sorunlar daha okula başlamadan ortaya çıkmıştı. En önemlisi de üniversite yönetimi eğitim affına rağmen beni kabul etmek istemiyordu. Senatodan karar çıkarttılar ve beni okula kabul etmemek için aldıkları hileli kararları da sitelerinde yayınladılar ve hala da web sitelerinde öylece duruyor. Ama gözüm kararmıştı ve kararımı vermiştim. Hiçbir şey engel olamayacaktı ve okuyacaktım. Onlarla girdiğim mücadelede aldıkları hukuk fakiri senato kararlarını çöpe atmak zorunda kaldılar.

İki hafta evden çıkmadan çalıştım

İlk mücadeleyi kazanmıştım. Ancak engel çıkaracaklar ya! “Dur bakalım! Biz artık İngilizce eğitim veriyoruz, şu bizim proficiency (yeterlilik) sınavına bir gir de boyunun ölçüsünü görelim” dediler. Ben de ‘hay hay’ diyerek boyumun ölçüsünü onlara gösterdim 2009 Temmuz’unda eşimi ve çocuklarımı tatile göndererek tam 13 gün evden çıkmadan İngilizce çalıştığımı hatırlıyorum. Ama çile daha bitmemişti. Bütün İTÜ öğrencilerinin dahil olduğu ve otomasyon dedikleri “Öğrenci Bilgi Sistemine” beni kayıt etmediler. 1,5 yıl, yaz okulu dahil tam 4 dönem süründüm. Dersini aldığım her bir hocaya tek tek giderek onların öğrencisi olduğumu kanıtlamak, yoklamalarda yer alabilmek için kendimi listelere dahil ettirmek, havuz dersi denilen ortak derslerin sınavlarında sınav yeri bulmalarını sağlamak için rica etmek, sınav sonunda notlarımı öğrenebilmek, öğrenebildiğim o notları öğrenci işlerine yazıyla bildirmelerini sağlamak, bu yazıların ulaşıp ulaşmadığını, ulaşmış olanların ise benim sayfama işlenip işlenmediğini kontrol etmek için peşlerinden koşmakla geçti.

Kararlı olduğumu ispatladım

İlk 1,5 yıl içinde yani sisteme kayıt olana kadar 18 ders aldım ve bu da 18 tane hoca demektir. Oysaki diğer öğrenciler klavyeden birkaç tuşla bunlara ulaşabiliyorlardı. Sanırım süründürerek sabrımı deniyorlar veya beni yıldırmak istiyor, belki de vazgeçeceğimi sanıyorlardı. Ama hayatta insanın çok isteyip de başaramayacağı bir şey var mıydı ki? Ne kadar istediğimi bilmiyorlardı. Bunu onlara da ispatlamam gerekiyordu, ben de öyle yaptım zaten, İS-PAT-LA-DIM. Sosyal derslerin hocalarından bazıları başka üniversitelerden geliyorlardı ve onlara ulaşmak tam bir kabustu. Bizim hocalar sistem üzerinden çalıştıkları için hiç kimse sadece benim için ellerine kağıt kalem alıp öğrenci işlerine yazı yazmak istemiyordu. Düşünsenize ben peşlerine düşmesem, 3 yıl sonra bana “şu şu dersinin vize ve final notları yok, dersi almamışsın” deseler, dersi alıp da geçtiğimi nasıl ispatlayacaktım?

Her gün 8 saat yol gidiyordum

Çeyrek asır sonra okula dönmüştüm ve 20’li yaşlarda ve çoğu da Türkiye’nin en başarılı öğrencileriyle aşık atmam gerekiyordu. Çünkü derslerde -bilenler bilir- çan eğrisi uygulanıyordu. En yakın lise temel bilgilerim bile benden 25 yıl geride kalmış ve yok olmuştu. Bu bilgileri tamamlama süreci çok yıpratıcıydı. Herhangi bir İTÜ öğrencisinden çok daha fazla çalışmak zorundaydım. Ayrıca her gün Gölcük’ten Maslak’a gidip gelmek tam 7,5-8 saatimi (her gün 3,5-4 saat gidiş, 3,5-4 saat dönüş) alıyordu. Düşünüyorum da bana “son 3,5 yıldaki en iyi arkadaşın kim?” diye sorsanız, galiba vereceğim cevap “Efe-Tur yolcu otobüslerinin 43 numaralı koltuğu” olurdu.

Polis bile benden şüphelendi

Sabah 08.30’daki derslere yetişebilmek için 3,5 yıl boyunca her gece 04.30’da (bazen 04.00’de) kalkarak gecenin karanlığında yollara düşmek… İlk başlarda sürekli havlayan, bana saldırmak isteyen sokak köpekleri bile bana alışmış Efe Tur yazıhanesine gidene kadar yanımda yürüyorlardı. Yine ilk başlarda gece yarısında sokakta ne işin var diye şüpheli gördükleri için durduran devriye polisleri bile beni görmeye o kadar alışmışlardı ki -azmime saygıdan olsa gerek- bana rastladıklarında araçlarına alıyor ve yazıhaneye kadar götürüyorlardı. Yağmur, kar, fırtına, sıcak, soğuk, yaz, kış demeden her gün aynı yolu aynı azimle bıkmadan geçmek, gecenin karanlığında çıkıp yine gece karanlığında eve girmek, sürekli uykusuz gezmek…

“Bitiremez” dediler, erken bitirdim!

3,5 yıl boyunca hiçbir dersi kaçırmamak, baba ve bir eş olmanın sorumluluğu dışında mümkün olan her alanda öğrencilik yapabilmek, neredeyse kızı/oğluyaşındaki asistanlar tarafından kontrol edilmek, dersler, laboratuvarlar, uygulamalar, sunumlar, ödevler, quizler, vizeler, finaller, yaz okulları, üstüne üstlük bir de stajlar gibi genç insanı bile çok zorlayan bu süreçte, bıkkınlığa, yılgınlığa düşmeden, inatla direnerek, hazırlık dahil 5 yıllık okuldan 3,5 yılda mezun olma başarısını gösterdim. Başladığımda kararımı duyan çok kişi bana gülmüş, dudak bükmüştü. Hatta bu satırları okuyanlar arasında da bu fikre sahip olanlar vardı. Onlara göre yapmak istediğim şey çok gereksiz, içinde bulunduğum koşullara ve yaşıma göre de imkansızdı. Herkes bu tempoya ne kadar dayanacağımı ve ne zaman pes edeceğimi merak ediyordu. Çok yakın akrabalarım bile bu yaptığıma 6 ay ömür biçmişti. Dayanamaz, yapamaz, bırakır dediler.

“Sana iş vermezler” diyenleri şaşırttım!

Şair Tevfik Fikret “Hak bellediğin yolda yalnız da olsa gideceksin” der. Ben de gittim, hiç kimseyi dinlemedim ve de bırakmadım. Ne kadar da doğru bir iş yaptığımı şimdi çok daha iyi görüyorum. Dördüncü sınıfa geçtiğimde, henüz öğrenciyken ASAŞ’ta üretim mühendisi olarak işe başlamam ise sanırım rüya gibi bir şeydi. Halbuki bu satırı okuyan mühendis olan eski arkadaşlarım bile bana “senin yaşındaki bir insanı kimse işe almaz, seni istemezler” diyerek en başta şevkimi kırmışlardı. Ama bu satırların onlara çok güzel bir cevap olduğunu düşünüyorum. Kararımdaki azmi ve inadı göremeyenleri de hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm.

Örnek gösterilen öğrenci oldum

Sadece okula gidip-gelebilmek bile inanılması zor bir şeydi. Benim ders aldığım sınıfta hiçbir öğrenci trafiği, sabah kalkamamayı, kar veya sisi bahane edemiyordu. Çünkü hocaların gözü önünde saat 04.00’te kalkıp şehirlerarası yol gelen canlı bir örnek vardı. Öğrenciler “ama hocam hava…” dediğinde hocalar beni işaret ederek öğrenciyi susturuyordu. Düşünsenize her gün ama her gün 04.30’da kalkmak ne kadar dayanılacak bir durumdu ki… Hani İTÜ gibi köklü ve zor bir üniversitede eğitim almak, eğitimi İngilizce almak, çeyrek asır sonra matematik, fizik, kimya, statik gibi temeliniz yoksa öğrenmenizin çok zor olduğu derslerden bahsetmiyorum bile. Evet her insan hangi yaşta olursa olsun kafasına koyduysa her bölümü okuyabilir. Buna itiraz etmem mümkün değil. Ancak branşım asla bir sosyal bilimler değildi! Yani anlamadığın zaman, bir daha oku, yine mi anlamadın, bir daha oku denilecek bir bölüm değildi. Bu sebeple hakikaten mühendislik eğitimi çok zorlu bir eğitim süreci ve sosyal bilimlerden çok farklı.

Kızım benimle meslektaş olacak

Başarımda önemli pay sahibi olan ve umutsuzluğa kapıldığımda bile benden ümidini hiç kesmeyen, beni hep destekleyen, hani derler ya “ne önümde ne arkamda, hep ama hep yanımda” olan eşim Zehra’ya, öğrencilik yaparken bazen istemeden de olsa ihmal ettiğim, babasıyla aynı bölümü seçerek Sakarya Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliğinde okuyan ve yakında meslektaşım olacak olan büyük kızım Burcu’ya ve emekli olan tüm anne ve babaların üniversitede okuduğunu, bunun da normal bir şey olduğunu zanneden küçük kızım Cansu’ya, bu işi yapabileceğime inanan yakınlarıma, derslerde aynı havayı soluduğumuz ve benim bu mücadelemi çok iyi bilen ve desteklerini esirgemeyen tüm genç arkadaşlarıma (Sağcan, Mehmet, Ünal, Meltem, Ozan, Emre, Dilan ve Celal’e) ve de sevincimi paylaşan tüm herkese şimdiden teşekkür ediyor, çiçeği burnunda ama artık genç olmayan bir mühendis olarak tebriklerinizi bekliyorum.

Kırkımda üniversite mezunu oldum

“4 yıllık üniversiteyi 4 yılda bitirmek başarıdır ve tebriğe şayandır, ama tarih, 4 yılda bitireni değil, kırkında bitireni yazacaktır.” Eğer bu işin bir tarihi varsa veya olacaksa, o tarih beni yazacaktır. Hiçbir şey olmasa bile İTÜ’de beni tanıyanlar, “bir adam vardı geldi, bitirdi ve gitti” diyecekler. Bunu düşünmek bile harika bir şey. Neyse! Şimdi sevinme zamanı. Bu haklı sevinci ve gururu da sizlerle paylaşmak istedim. Sizlere soracağım birkaç soru ile de bitiriyorum. Astsubay oldum, İktisatçı oldum, şimdi de Mühendis oldum, acaba bir de Doktor mu olsam? İkinci üniversite diplomamı da aldım, sizce Allah’ın hakkı üç müdür? Bu konuda fikriniz nedir?

“İnsan İsterse” serisini okudum

Üniversite yıllarımda İTÜ kütüphanesinden tek bir kez kitap ödünç aldım. Mümin Sekman’ın “İnsan İsterse: Azmin Zaferi Öyküleri” serisinde yer alan 4 kitabı da büyük bir dikkatle okudum. Bu kitapların üzerimde pozitif etkisi oldu. İnsanın isterse tüm engelleri aşabileceğini, “yapamazsın” diyenleri dinlemek yerine hedefine odaklanması gerektiğini bu kitaplar sayesinde daha iyi kavradım. Kitapları okurken aklımda hep bir gün benim de başarı öykümün içinde yer alması vardı. Mezun olduktan sonra Mümin Sekman’a internet üzerinden ulaştım ve öykümü paylaşım. Böylece bir hayalime daha kavuşmuş oldum.

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND