Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İki psikiyatr kendi evlilikleri üzerinden başkalarına ders verdi!

Özkan Pektaş ile eşi evliliklerini ve evliliğe bakışlarını anlattılar. İşte o tespitlerden biri: “Evlilik kararını alan kadındır. Kadınlar evliliği hedef olarak görürler. Bir başarı sayarlar.” Sonra ne mi olur?

özkan pektaş, evlilik üzerine, arzugül pektaş

Mesleklerinde çalışkan, hırslı ve tanınan psikiyatristler. Arzugül Hanım, Özkan Pektaş’ın asistanıyken ona âşık olmuş. Bu sırada karısından yeni ayrılmış olan ve biri 10, diğeri sekiz yaşındaki iki oğlu ve yalnızlığıyla baş etmeye çalışan Özkan Pektaş, asistanının cazibesinden etkilenmiş.

Bir sene içinde evlenmişler, çoluk çocuk Arzugül Hanım’ın 45 metrekarelik evinde yaşamaya başlamışlar. İlk zamanlar anneliğin ne olduğunu bilmeden, üstelik kendisine tepki gösteren oğlanlarla baş etmekte zorluk çeken Arzugül Hanım, psikoloji kitaplarını bir kenara atıp çocukların sistemine uymuş. Kurallar ise zaman içinde herkesin katılımıyla oluşmuş. O karambolde bir de yeni bebek katılmış aileye. Özkan ve Arzugül Pektaş 14 yıl önce başlayan bu aşkın her şeye rağmen aynı hızla devam ettiğini söylüyor.

İki büyük oğlan şimdi üniversite mezunu. Ufak olansa 12 yaşında. Kalabalık yaşamayı seven ailenin hayatı, İstanbul’a tepeden bakan 250 metrekarelik teras katında geçiyor… Onlarla ’genel anlamda’ evlilikleri konuşmaya gitmişken, kendi evliliklerini sorgularken buldum kendimi. Neden eskisi gibi evlilikler uzun sürmüyor, mutluluk evlilikle bir arada yürümüyor? Çünkü “Tembeliz,” diyor, Özkan Pektaş: “Evlilik bir mücadeledir. İyi gitmiyorsa da, boşanmamak tembelliktir. Değişiklik yapmaktan korkmamak gerek. İkinci evlilikler bu yüzden daha güzel!” Arzugül Pektaş hemen atılıyor: “O zaman benim de bir hakkım var!”

– Evlilik kararını alan erkek midir, kadın mı? Yoksa her ikisi mi?
– Arzugül Pektaş: Evlilik kararını alan kadındır. Kadınlar evliliği hedef olarak görürler. Bir başarı sayarlar. Bir bütünü oluşturmak güzeldir. Yaşama destekle devam edebilmek güzeldir. Bir ömrü geçirme fikri vs.
– Özkan Pektaş: Erkeği nikâh masasına oturtan kadındır. Ama erkek yalnızlıkla baş etme konusunda kadından daha zayıftır. Erkek yalnız kalamaz.
– Siz de dahil mi?
– Ö.P: Ben de dahil. İlk evliliğim bittiğinde, iki sene sonra yeniden evlendim. Çok da âşık olmuştum.
– A.P: Özkan’ı tanıdığımda 26 yaşındaydım. İhtisas yapıyordum. Özkan’ı sevdim. İkinci evliliği olacağını, iki çocuğunun varlığını derin düşünmedim. Çocuklar çok küçüktü. Biri ilkokul bir, diğeri üçüncü sınıfa gidiyordu. Bu detayları hiç pürüz diye düşünmedim. 24 saat içinde babam yumuşadı. Evlendik.
– Ö.P: İki çocukla Arzugül’ün 45 metrekarelik dairesine taşınmışız. Küçücük ev, ikimiz de işte yoğun çalışıyoruz. Evde çocukların ödevleriyle uğraşıyoruz. Balayına çıkamamışız. Utanmadan bir gün ona “İdeallerindeki erkek miyim?” diye sordum. “Kusura bakma,” dedi, “ciddi maddi problemler yaşayan, benden sekiz yaş büyük, çocuklu falan. İdeallerimde böyle bir adam yoktu,” dedi. Ben de küstüm.
– A.P: Hiç alınacak diye düşünmemiştim. Bir küserse tam küser. Bu huyundan kurtarmaya çalışıyorum. Üzerinde çok konuştuk.
– Çocuklar?
– A.P: Annelik nedir bilmezken anne olmaya çalıştım. Ama anne olmaya çalışmak yanlış bir şey orada. Her şeyleriyle ilgilenmeye çalıştım. Bence babalarının eşi, yaşamlarında onlara destek verecek bir dost, bir abla olmak daha önemliydi. Anneleri hayattayken, anne olmaya çalışmak sürtüşme çıkaracak bir şey.
– Ö.P: Entegrasyon dönemi bayağı zor oldu. Bir taraftan deli gibi çalışıyoruz. Kirada, küçücük bir evde beş kişi yaşıyoruz. Çocukları yeni düzene alıştırmak zor oluyor. Arzugül’e yanlarında sarılamıyorum. Kıskanıyorlar. Bir yandan da gencecik bir karım var, ilgi bekliyor vs. Bu dönem beş-altı sene sürdü. Ama eve yansıyan kavgalar, küskünlükler olmadan.
– A.P: Yeni evlenmişsiniz. Ev biraz derli toplu olsun, giden gelen olur falan derken, baktım o düzeni oturtmak mümkün olamıyor. Ben de onlara uymaya başladım, eve gelip ayakkabılar çıkarılıp atılıyor. Ben de atmaya başladım. Böyle böyle ekip olduk. Zevklerimizi kendi şahsi zevklerimizden daha fazla, çocukların zevkine kaydırmaya başladık. Balayı yaşamadık, evlendik, sabah işe gittik.

Verimli olmak için hafta sonu çalışmıyorlar
Doç. Dr. Özkan Pektaş 20 yıllık psikiyatr. Balıklı Rum Hastanesi Psikiyatri bölümünün kurucularından. Her gün ağır, orta şiddette paranoid, şizofren, depresyon hastası, uyuşturucu, alkol bağımlısı pek çok hastaya bakıyor… Dr. Arzugül Pektaş, ise 13 yıllık psikiyatr. Son beş yıldır aile terapisi üzerine uzmanlaşmış. İlişkisinde huzursuzluk yaşayan pek çok çift, yardım için ona başvuruyor. İşlerinde daha verimli olmak için ikisi de cumartesi günleri hasta görmüyor, iki gün boyunca tatil yapıyorlar.

ERKEK EVLİLİKTEN NE İSTİYOR?
* Karısı ona karışmasın, özgür olsun istiyor.

* Erkek her şeyde skor ister, ne kadar para kazanacak, hangi arabayı alacak onu düşünür.

* Pohpohlanmayı sever.

* Erkekler bir sorumluluk gibi algılar evliliği.

KADIN EVLİLİKTEN NE İSTİYOR?
* Flört istiyor. Flört evlilikte seksin devam etmesinde kadın için önemli.

* Kendisine değer verilmesini istiyor.

* Kadınlar evliliği hedef gibi görür. Yaşam içinde olması gereken hedeflerden biri… “Bunu da başardım,” gibi görülüyor.

Evliliklerinin kaçıncı yılında gelmeye başlıyorlar size? “Bizi birleştirin,” diye mi başvuruyorlar? Yoksa uzlaşmalı ayrılık için mi?
– A.P: Bir yıllık evli de gelir, 25 seneyi geçmiş olan da. Erkek itiraf ediyor: “Biriyle birlikteyim. Seni de onu da seviyorum, zamana ihtiyacım var,” diyor. Böyle bir evliliği toparlama şansınız çok az. Kadın “Biraz zaman vereyim, yanlışını anlayacak,” diyor. Bana öyle gelen bir hasta var. Altı yıl geçmiş, kocası hâlâ anlayamadı! Kurtarılan evlilikler de var, boşanmalar da. Karara müdahale etmiyoruz.

-Erkeği evliliğe ikna eden kadın, ayrılma kararında neden zorlanıyor?
– A.P: Eşiyle bir kimlik kazandıysa, kendine ait kimliğini oluşturamamışsa, eşsiz bir yaşamı hayal bile edemiyor. Kadınlar eşleri sayesinde kendilerine değer katıldığına inanıyorlar. Ama sahte bir değer bu. Eş bir gün ölebilir de. Evlilik bir gün bitebilir de…
– Ö.P: Kadın evlenince geri planda kalmayı tercih ediyor. Erkek hedeflerinde yükseliyor, kadın geride kalıyor. Yaşam içinde geride kalış, evin içinde agresyonu artırabiliyor, öfke duyulabiliyor, erkek de karısını değersizleştiriyor. Bu yüzden hedeflere birlikte yürümek önemli.
– A.P: Kadınların uyanık davranıp kendi gelişimlerini sağlamaları şart. Ve asla alçakgönüllü olmamalılar. Bu devirde alçakgönüllü olmak yanlış bir şey. Karşındakinin değerini bilmek böyle oluşuyor. Değersizleştiğinizde, eşinizin hayatını yaşamaya başlıyorsunuz…

– Koca kolay ikna oluyor mu psikiyatra gitmeye?
– A.P: Kocasını psikiyatra getirme kararını kadın veriyor.
– Ö.P: Kadınlar olmasa psikiyatrlar aç. Kadıncağız geliyor diyor ki, “Size kocamı getirmem lazım. Ne olur tedavi edin, aldatmasın beni…” “Bize hançerlenen gelir, tedavi edilmesi gereken sizsiniz,” diyoruz. Erkeğin en nefret ettiği şey kayıptır. Kadın öyle bir varlık ki, önce ağlıyor, sızlanıyor, sonra kapıyı öyle bir kapatıyor ki tam kapatıyor. Kadın bir soğudu mu… Mesela eşinizin yaptığı omlete “Kötü olmuş,” dediğinizde, cinselliği bir 10 sene gider.
Uzun ömürlü bir evliliğin olmazsa olmazı nedir?
– Ö.P: Seks. Kadının cinselliği sabahın 06.30’unda başlar. Erkek, kadın cinselliğinin kendisininki gibi olduğunu düşünmemeli. Bize gelen erkeklerin şikâyeti çoğunlukla şu: “Karım benimle yatmıyor.”
– A.P: Kadın, “Kocam bana iyi davransın, güzel şeyler söylesin, ondan sonra birlikte olurum,” diyor. Erkekse “Biz cinsellik yaşayalım, güzel şeyler ondan sonra,” diyor. Tam bir kısır döngü. Kadınlar evlilik içinde flört devam etsin istiyorlar. – Ö.P: Bir yıl cinsellik olmadı mı hukuken evlilik geçerli değildir!

– Cinsellik olmadan uzun yıllar süren evlilikler var… Nasıl sürüyor peki?
– A.P: Kopulmuş ama o adı korumak adına yürütülen birliktelikler var. O aşamada psikolojik yardım almak lazım. Çünkü kişinin kendine bakışını da bozan şeyler bunlar. Pek çok kadın eşi olduğu halde cinsel isteksizlik yaşıyor. Eşi ona ömür boyu dokunmasa da çok mutlu yaşayacak. Kadının atladığı bir şey var. Bu durum kendisini derinden nasıl etkiliyor? Zedeleniyor. Kıskançlık başlıyor. Kendine güvenini kaybediyor. Başlayacağı, döneceği yeri bilemiyor..

– 10 yılın üzerindeki evliliklerde, mutlu seks mümkün mü?
– Ö.P: Her yaşta baştan çıkarıcı olabilir insan.

– Evlilikte mutlu olmak için ne yapmak gerekiyor?
– Ö.P: Her şeyi planlamak gerekiyor. Cinselliğinizden gezeceğiniz yerlere, yapacağınız alışverişlere kadar… Plan renk demektir. Mesela evlendiğimizde ben sadece çalışmaktan zevk alan biriydim. Hobim hiç yoktu. Arzugül “Bu yaşam böyle geçmez,” dedi. Dizginleri eline aldı. Kadın, erkek gibi değil. Daha uzun soluklu bir varlık. Cumartesi çalışmama kararı aldık. Ayda bir kez üç-dört gün tatile gidiyoruz.

– Arkadaşlarınız ’mutlu olma tüyoları’ ister mi sizden? Sorunlarını anlatırlar mı?
– Ö.P: Çevremiz açısından da sıkıcı insanlarız biz. İnsanlar yanlarında iki psikiyatr istemiyor aslında.
– A.P: Günlük yaşamlarıyla ilgili bir şey söylediğimizde alınıyorlar. Arkadaş kaybettiğimiz de oldu hatta. Bilirkişiyi özel hayatlarında istemez insanlar.
– Ö.P: Birisi bize “Ne burcusun?” diye soramaz mesela, ya da histerik bir şekilde bayılmayı kaldıramayız. Ruh hekimi olmanın getirdiği sıkıcılık. Oyunları görürüz. Yakın arkadaşlarımızın bize tahammülü zor.

– Birbirinize tahammülünüzün sınırı nedir? Başkalarının oyunlarını görüyorsunuz. Ya birbirinizinkini?
– Ö.P: Arzugül’ü çok iyi tanısam, ona tam sahip olsam, her şeyini bilsem belki boşanırdım. Ona tam sahip olamamak, hâlâ karımda yeni bir şeyler görmek evliliği devam ettiriyor.
– A.P: Evliliklerde konuşmak çok önemlidir ama konuşmak deyince her şeyi anlatmak değil. İlgi çekmek için birtakım dolaylı anlatımlara başvurmak, ikincil kazançlar için hastalıkları kullanmak vs. İkimizin de buna tahammülü yok. Bu evde naz yapılamaz mesela. Oyunu görürüz. “Yine paranoid oldun Özkan,” derim.
– Ö.P: “Arzu, senin de obsesifliğin tuttu yine,” diye söylenirim. Detaycı, ayrıntıcıdır. Ama kuşbakışı görerek olayları iyi analiz eder. Boğazımıza kadar ikimiz de hikâye doluyuz. Bize hayatlarını açıyorlar. Bu hikâyeleri dinledikten sonra birbirimize kapris yapmak, dolaylı şeyleri kabullendirmek gibi bir çaba olmuyor.
– A.P: Özkan daha nörotiktir. Dramları, acıları sever. Acıların düzleştirilmesi ise bana düşer.

Evlilikte eşler birbirine dolaylı yollardan mı mesaj vermeye çalışır?
– Ö.P: Aldatmalar vs. Çiftlere hep şunu söylüyorum, “Artık evliliğiniz eskisi gibi olmayacak, ama daha güzel olacak”. Çünkü, birbirlerine daha açık oluyorlar. Dürüstlük demiyorum. Evlilikte dürüstlük yoktur. Uygun olan ya da olmayan vardır. Koca aldatıyor, vicdan azabı çekiyor, sonra gelip karısına açıklıyor. Rahatladığını düşünüyor. Kadın unutmuyor…

– Neden “Evlilikler eskisi gibi olmayacak,” diyorsunuz?
– Ö.P: İletişim çok arttı. Yaşam çok kolaylaştı. Birçok konuda, kadın erkek ilişkileri daha kolaylaştı. 25 sene önce bir sevgiliyle el ele dolaştığımız zaman polis gelir, “Ne oluyor kardeşim, evlilik cüzdanını göster,” derdi.
– A.P: Toplumsal baskı da azalıyor. Gün geçtikçe daha kabullenir bir toplum oluyoruz. “Aldatma olabilir bir şey, herkes aldatıyor,” denmeye başladı.
– Ö.P: Kadınları doktorları, bir de kuaförleri iyi tanır. Erkekler tanımıyor. Kadının en çok istediği şey ilgidir. O ilgiyi kestiğinizde evlilikte ciddi problemler başlar. Dış tehlikelerin de bu kadar arttığı bir dünyada Allah’a bırakarak evliliği götüremezsiniz. Tanıdığım kadınlar var. Milyarlarca lirası var ama eşinden ilgi görmüyor. “Bir güle giderim doktor,” diyor. Eşinizi bir kere aldatırsınız. “Bir kez olsun kocanızı affedin,” diyorum, “ama ikinci kez olursa arkanızdayım.” Boşanmalarda 10 yaş öncesi anne veya baba kaybı ağır kayıptır. Başbakanlık koltuğu, karı-kocalık koltuğu, anne-babalık koltuğu aşırı dürüstlüğü kaldırmayan koltuklar! Buralarda uygun davranışlar önemli.
– A.P: Ama kural hatası olmadan. Dürüst olmamak aldatıp, yalan söylemek, hırsızlık yapıp söylememek değil. Temel birtakım prensiplerde değil küçük detaylarda belki…

Yazar: Tuluhan Tekelioğlu
Kaynak: www.sabah.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Süt kemik sağlığı bakımından yararlı mı?

sütün faydaları, Manşet, kemik gelişimi

Kemik gelişimi için sütün önemli olduğunu yıllardan beri duyarız. Peki gerçekten süt içmek kemiklerin güçlenmesine düşünüldüğü kadar katkı sağlar mı? İşte www.bbc.com sitesinden hepimizi aydınlatacak nitelikte bir makale…

Süt gerçekten kemikleri güçlendiriyor mu?

Kemiklerimizi güçlendirmek için süt içmek gerektiğine dair sözleri çocukken hepimiz duymuşuzdur.

Süt kalsiyum içerir. Kalsiyum da kemik yoğunluğu için gerekli bir mineral olarak biliniyor.

Ancak süt tüketimi ile kemiklerin güçlenmesi arasında kesin bir bağ olduğunu kanıtlamak o kadar da kolay değil.

Bunu kanıtlamak için iki büyük grupla bir deney yapılması, bunlardan birinin yıllar boyunca bol miktarda süt içerken diğer gruba süt görünümünde plasebo içecek verilmesi gerekiyor. Ama bunu pratikte uygulamak zor.

Onun yerine şu yapılabilir: Binlerce insana geçmiş yıllarda ne kadar süt içtikleri sorulup sonra da en az 10 yıl gözlemlenerek düzenli süt içenlerde daha az sayıda kemik kırılması vakasına rastlanıp rastlanmadığının tespit edilmesi.

ABD’de Harvard Üniversitesi 1997’de böyle bir araştırma yapmıştı. 77 bin kadın hemşire 10 yıl boyunca gözlemlendi. Ancak haftada bir bardak süt içenlerle iki ve daha fazla bardak içenler arasında kol ve kalça kırıkları vaka sayısı bakımından önemli bir fark görülmedi.

Etkisi iki yıl sürüyor

Aynı ekibin 330 bin erkekle yaptığı araştırmada da benzer bir sonuç alındı.

Bu alandaki 15 farklı araştırma 2015’te Yeni Zelandalı bir ekip tarafından incelendiğinde, süt içmek de dahil, kalsiyum bakımından zengin bir diyetin kemikteki kalsiyum yoğunluğunu iki yıl artırdığı, ancak sonra bu artışın durduğu gözlendi.

Diyetle alınan kalsiyuma alternatif olarak haplarla kalsiyum takviyesi de yapılabiliyor. Ancak takviyelerin uzun vadede olumsuz etkide bulunduğuna dair endişeler var.

Yeni Zelandalı ekip 51 araştırmayı inceleyerek kalsiyum takviyesinin uzun vadede avantajları ile olumsuz etkilerini kıyasladığında, onlar da kemiklerdeki güçlenmenin bir-iki yıl sonra durduğunu tespit etti.

Kalsiyum takviyesi, kemik yoğunluğunda yaşlanmaya bağlı kaybı durdurmuyor, sadece geciktiriyordu. Ekip, kemiklerde kırılma oranı bakımından bunun ancak ufak bir azalmaya tekabül ettiği sonucuna vardı.

Aynı veriler farklı ülkelerde incelendiğinde, günlük alınması gereken kalsiyum miktarı bakımından farklı öneriler ortaya çıkmıştı. Örneğin ABD’de önerilen miktar İngiltere ve Hindistan’dakinin iki katına yakındı. ABD’de günde yaklaşık üç su bardağı süt içilmesi salık veriliyor.

2014’te İsveç’te yapılan bir araştırmada ise günde üç bardaktan fazla süt içmenin kemikler için daha fazla yarar getirmediği, hatta zararlı olabileceği sonucuna varılmıştı.

Uppsala Üniversitesi ve Karolinska Enstitüsü’nün yaptığı araştırmada, insanlara önce 1987’de ne kadar süt içtikleri soruldu, daha sonra aynı soru 1997’de tekrarlandı.

2010’da bu insanlar arasında ölüm oranı incelendiğinde günde bir bardak süt içenlerde daha fazla kemik kırılması ve erken ölüm oranına rastlandığı görüldü.

Peynir ve yoğurt daha mı etkili?

Ancak bu araştırmanın da bazı sorunları vardı. İnsanlara daha önceki yıllarda ne kadar süt tükettikleri sorulmuştu, bunu doğru bir şekilde tahmin etmek mümkün olmayabilirdi, zira süt tüketimi farklı şekillerde olabilirdi.

Ayrıca bu tür araştırmalardaki en büyük sorun burada da kendisini gösteriyordu: İki olay birbiriyle gerçekten bağlantılı mı veya neden-sonuç ilişkisi gerçekten var mı?

Aynı araştırmada kafa karıştıran bir diğer sonuç ise peynir ve yoğurt tüketimi ile daha az sayıda kırık oranı arasında bir bağlantı kurulmasıydı.

Araştırmacılar, insanlara beslenme konusunda tavsiyelerde bulunurken bu sonuçların dayanak alınması için erken olduğunu, benzer araştırmaların tekrarlanması gerektiğini söylüyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak beslenme düzenini değiştirme konusunda temkinli davranılması tavsiye ediliyor.

Yani kısaca diyebiliriz ki, mevcut verilere göre, süt içmeye devam etme konusunda bir sorun yok. Süt kemik sağlığı bakımından yararlı olabilir. Ama bu yarar sandığımız kadar uzun süreli olmayabilir.

Ayrıca kemik sağlığı açısından etkili diğer yöntemleri de uygulamak gerekir. Egzersiz yapmak ve beslenme, güneş ışığı ve fazla güneşin olmadığı yerlerde kışın D vitamini takviyesi yoluyla yeterince D vitamini almak gibi.

Uyarı: Bu makale sadece genel bilgi verme amacıyla yazılmıştır ve doktor tavsiyesi olarak ele alınmaması gerekir. Makalenin içeriğinden yola çıkarak okurun kendi başına koyduğu teşhislerden BBC sorumlu değildir. Sağlığınızla ilgili herhangi bir endişeniz varsa doktorunuza danışın.

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Hepimizin biraz sakinleşmeye ihtiyacı var

sinirliyken sakinleşmek için ne yapmalı, sakinleşmek, Manşet

Günlük hayatımızda hemen her yerde can sıkıcı olaylarla karşılaşabiliyoruz. Bu olaylara verdiğimiz tepkiler de o anki ruh halimize göre değişiklik gösterebiliyor. Bu da bizi fazlasıyla yıpratabiliyor. Peki ne yapmalıyız? İşte sakinleşmek için kendimize sormamız gereken sorular…

Endişe duygusuna kapıldığınızda sakinleşmek için kendinize sorabileceğiniz sorular

Bazen insan sebepli veya sebepsiz yere endişeye kapılır. Öyle ki bu duygusunu başkalarına açıklamakta bile zorlanır. Anne babasının hastalanacağından, çok fazla para harcadığından, sevdiklerinin duygularını incitmekten, mesajlara cevap vermeyen bir arkadaş yüzünden bile endişelenir. Bir yakını eve geç geldiğinde, topluluk önünde konuşması gerektiğinde endişelenen sadece siz değilsiniz. Herhangi bir sebepten ötürü endişeye kapıldığınızda, göğsünüze bir ağırlık çöktüğünde şunu hatırlayın; yalnız değilsiniz. Endişe, birden fazla şekilde ortaya çıkabilir. Endişe duygusundan kurtulmanın da birden fazla yöntemi var. Bunlardan biri de sakinleşmek için kendinize soru sormak. İşte endişelendiğiniz zamanlarda bu duygudan uzaklaşmak için kendinize sorabileceğiniz sorular:

1. Bu gerçekten bir tehdit mi?

Hayatta kazalar olur. Ancak çoğu zaman endişe duygusuna kapıldığımızda, işlerin gerçekten de ters gittiğini söylemek biraz zor. Peki o halde sizi bu kadar endişelendiren şey ne? O şeyin gerçekleşme ihtimali ne? Bunu gerçekten bir anlığına da olsa düşünün. Bu sorulara bulacağınız yanıtlar, endişelenmenize sebep olan şeyin gerçek bir tehdit olup olmadığını kavramanızı kolaylaştırır.

2. Hazırlıklı olmak için elinizden gelen her şeyi yaptınız mı?

Hayatta bazı şeyleri kontrol edebilirsiniz, önlem alabilirsiniz. Bisiklete biniyorsanız, kask takmalısınız. Evdeki alarmın çalışıp çalışmadığını kontrol etmeli, sağlık sigortanızı ihmal etmemeli, düzenli aralıklarla doktora görünmelisiniz. Biraz sıkıcı bir çözüm olabilir ancak kendinize kontrol edilecekler listesi hazırlayabilirsiniz. Gözden geçirdiğiniz unsurları tek tek işaretlediğiniz zaman endişelerinizden bir nebze kurtulabilir, daha sakin ve planlı hareket edebilirsiniz.

3. Zihniniz biraz aşırıya kaçıyor olabilir mi?

Gecenin bir yarısı endişeye kapılmış, korkmuş ve yorgun düşmüş bir zihinden daha kötü ne olabilir? Eğer panik duygunuz ve endişeleriniz işle, başka insanlarla veya dikkatinizi dağıtacak herhangi bir şeyle ilgili olmayan saatlerde ortaya çıkıyorsa, bu durumda kontrolü ele almalısınız. Derin nefesler alıp vererek düşüncelerinizi değiştirebilir veya bir uyku meditasyonu videosu açabilirsiniz. Gece gelen kaygılarınızın, güneşin ışığıyla birlikte ortadan kaybolacağını düşünebilirsiniz.

Aslında korkmanız gereken şey, endişelerinize sebep olan şeyler değil, endişenin ta kendisi. Amerikalı ünlü yazar Seth Godin, “Endişe, davranışlarımızı verimli bir şekilde değiştirdiği zaman kullanışlıdır. Bunun dışında kalan endişe duygusu, dikkat dağınıklığının olumsuz hali, bizi çalışmaktan veya hayatımızı yaşamaktan alıkoymak için tasarlanmış bir oyalanma şeklidir” diyor.

Bir sonraki sefer panik duygunuz arttığında, endişelerinize kapıldığınızda kendinize sorular sorarak bu duyguyla baş etmeyi ve ondan kurtulmayı deneyebilirsiniz.

Kaynak: www.uplifers.com

Okumaya devam et

MAKALE

Evcil hayvan beslemenin çocuklar üzerindeki etkisi

Manşet, hayvan sevgisinin önemi, evcil hayvan, çocuk gelişimi

Evcil hayvan beslemek çocuklar için gerçekten birer tehdit mi? Evcil hayvanlar çocuklar üzerinde ne gibi etkilere sahipler? İşte www.yakiniliskiler.com sitesinden tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikte bir yazı…

Evcil Hayvanlar Çocukların Gelişimini Nasıl Etkiliyor?

Hemen hepimizin kedi ve köpeklere dair çocukluk anıları vardır. Kimimiz bir sokak köpeğini sahiplenmek için ailemizi ikna etmeye çalışmışızdır, kimimiz bir yavru kediyi marketten aldığımız sütle beslemişizdir. Maalesef bazılarımız ise bu sevimli dostlarımızla oynarken ebeveynlerimiz tarafından uyarılmışızdır: “Sürme ellerini şu köpeğe!”, “Nereden buldun bu pis şeyi?!” Ebeveynler çocuklarının sağlığı ve güvenliğinden endişe ettikleri için böyle tepkiler veriyor olabilirler; fakat bu sevimli dostlarımız çocuklar için gerçekten birer tehdit mi? Evcil hayvanlar çocuklar üzerinde ne gibi etkilere sahipler?

2017 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ergenlik dönemindeki çocuklar evcil hayvanlarıyla olan ilişkilerinden kardeşleriyle olan ilişkilerine göre daha fazla tatmin oluyorlar1. “Ama kardeşlerimizle ve evcil hayvanlarımızla aynı şeyleri paylaşmıyoruz ki” diye düşünebilirsiniz; fakat araştırmaya göre çocukların kardeşleriyle ve evcil hayvanlarıyla paylaştıkları şeyler birbiriyle hemen hemen aynı. Hatta bazı durumlarda çocuklar evcil hayvanlarına kardeşlerinden daha fazla şey anlatabiliyorlar. Buna ek olarak belirtmek gerekiyor ki; köpek sahibi olan ailelerin çocukları diğer evcil hayvanlara sahip olan ailelerin çocuklarına kıyasla evcil hayvanlarıyla olan ilişkilerinden daha memnunlar. Fakat bir köpekle yaşamanın mümkün olmadığı durumlarda diğer hayvanlar da çocuklar için son derece faydalı birer dost görevi görüyorlar.

Çok sayıda araştırma gösteriyor ki, evcil hayvanlarımızla kurduğumuz temas oksitosin salgılamamıza sebep oluyor ve bu da bizim rahatlamamızı ve sakinleşmemizi sağlıyor2. Çocuklar da – tıpkı yetişkinler gibi – stresli durumlarda, güvene veya duygusal desteğe ihtiyaç duyduklarında, öfkelendiklerinde veya üzüldüklerinde evcil hayvanlarından destek alıyorlar3,4. Fakat evcil hayvanların çocuklara faydaları bunlarla sınırlı değil. Araştırmalara göre çocuklar sadece insanlarla değil, evcil hayvanlarıyla da bağlanma ilişkisi kurabiliyorlar5. Kediler ve köpekler sevgimize karşılık verebilen canlılar oldukları için bağlanma ihtiyaçlarımızı kısmen de olsa karşılayabiliyorlar ve ebeveynleri tarafından yeterli ilgi görmeyen çocukların gelişiminde ciddi seviyede olumlu bir etki yaratabiliyorlar6,7. Ebeveynleri ile sağlıklı bir bağlanma gerçekleştiremeyen çocuklar ise ebeveynlerinin yerini evcil hayvanları ile doldurup güvenli bağlanma dinamikleri geliştirebiliyorlar8.

Evcil hayvanlar bebeklerin bilişsel gelişimi için de son derece faydalı olabiliyor. Yapılan bir araştırmaya göre; evcil hayvanlar bebeklerin konuşmayı öğrenmelerini ve gelecekte daha iyi sözlü iletişim kurmalarını kolaylaştırıyorlar9. Sabırlı birer dinleyici olmaları sebebiyle hayvanlar bebekleri konuşmaya teşvik edebiliyorlar. Bunun yanı sıra, bebekler de evcil hayvanlara sevgilerini göstermek veya komut vermek amacıyla iletişim kurmaya çabalayabiliyorlar. Evcil hayvanlar bebeklerdeki merak duygusunu tetikleyerek onları öğrenmeye teşvik edebiliyor ve aynı zamanda onlara koşulsuz ilgi göstererek duygusal destek sunabiliyorlar6. Ayrıca, öğrenme anlamlı ilişkiler içerisinde gerçekleştiğinde daha kalıcı ve etkili olduğu için evcil hayvanlarla kurdukları ilişkiler bebeklerde öğrenmeyi kolaylaştırıcı bir işlev de kazanabiliyor.

Evcil hayvanlar sadece varlıklarıyla dahi çocuklar üzerinde olumlu etkiler bırakabiliyor fakat birçok araştırma gösteriyor ki çocuklar ve evcil hayvanlar arasındaki bağ ne kadar güçlüyse, bu olumlu etkiler de bir o kadar fazla görülüyor. Bir araştırmaya göre; evcil hayvanlarıyla güçlü bağları olan çocuklar evcil hayvanlarıyla zayıf bağları olan çocuklara göre kendilerini daha güvende hissediyor, takım çalışmasına daha fazla yatkınlık gösteriyor ve daha iyi empati kurabiliyorlar10. Bir diğer araştırmaya göreyse, evcil hayvanlarla güçlü bağlara sahip olmak çocuklarda sorumluluk bilincini geliştiriyor11. Fakat belirtmekte fayda var; çocukların sorumluluk bilincini geliştirmek isteyen ebeveynlerin hayvan bakımı konusunda (örneğin evcil hayvanları nasıl incitmeden sevmek gerektiği, onlara nasıl davranmak gerektiği) çocuklarına rehberlik etmeleri de son derece önemli.

Özetlemek gerekirse; evcil hayvanlar hem bebekler hem de çocuklar üzerinde son derece önemli pozitif etkilere sahip. Bebeklerin bilişsel yeteneklerini geliştiriyorlar, onlarda merak uyandırıp keşfetmeye motive ediyorlar. Hem bebeklere hem de daha büyük çocuklara duygusal destek sunuyorlar. Bağlanma ilişkisinin gerektirdiği ihtiyaçları ebeveynleri tarafından karşılanmayan çocukların bu ihtiyaçlarının bir kısmını karşılayabiliyorlar ve bir nevi ebeveynleri tamamlayıcı bir görev üstlenebiliyorlar. Ergenlik dönemindeki çocuklar için yakın ve güvenilir bir arkadaş görevi görüp, onların çeşitli sosyal ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda şunu söyleyebiliriz: Evcil hayvan sahibi olmak bir çocuk sahibi olmaya, çocuk sahibi olmaksa yuvaya ihtiyacı olan bir hayvan sahiplenmeye engel değil. İnternette sıkça karşımıza çıkan bu inanılmaz sevimli çiftler beraberken daha mutlu ve sağlıklı bile olabilirler!

Kaynak: www.yakiniliskiler.com
Yazan: Alper Günay
Düzenleyen: Gizem Sürenkök

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND