Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İki psikiyatr kendi evlilikleri üzerinden başkalarına ders verdi!

Özkan Pektaş ile eşi evliliklerini ve evliliğe bakışlarını anlattılar. İşte o tespitlerden biri: “Evlilik kararını alan kadındır. Kadınlar evliliği hedef olarak görürler. Bir başarı sayarlar.” Sonra ne mi olur?

Mesleklerinde çalışkan, hırslı ve tanınan psikiyatristler. Arzugül Hanım, Özkan Pektaş’ın asistanıyken ona âşık olmuş. Bu sırada karısından yeni ayrılmış olan ve biri 10, diğeri sekiz yaşındaki iki oğlu ve yalnızlığıyla baş etmeye çalışan Özkan Pektaş, asistanının cazibesinden etkilenmiş.

Bir sene içinde evlenmişler, çoluk çocuk Arzugül Hanım’ın 45 metrekarelik evinde yaşamaya başlamışlar. İlk zamanlar anneliğin ne olduğunu bilmeden, üstelik kendisine tepki gösteren oğlanlarla baş etmekte zorluk çeken Arzugül Hanım, psikoloji kitaplarını bir kenara atıp çocukların sistemine uymuş. Kurallar ise zaman içinde herkesin katılımıyla oluşmuş. O karambolde bir de yeni bebek katılmış aileye. Özkan ve Arzugül Pektaş 14 yıl önce başlayan bu aşkın her şeye rağmen aynı hızla devam ettiğini söylüyor.

İki büyük oğlan şimdi üniversite mezunu. Ufak olansa 12 yaşında. Kalabalık yaşamayı seven ailenin hayatı, İstanbul’a tepeden bakan 250 metrekarelik teras katında geçiyor… Onlarla ’genel anlamda’ evlilikleri konuşmaya gitmişken, kendi evliliklerini sorgularken buldum kendimi. Neden eskisi gibi evlilikler uzun sürmüyor, mutluluk evlilikle bir arada yürümüyor? Çünkü “Tembeliz,” diyor, Özkan Pektaş: “Evlilik bir mücadeledir. İyi gitmiyorsa da, boşanmamak tembelliktir. Değişiklik yapmaktan korkmamak gerek. İkinci evlilikler bu yüzden daha güzel!” Arzugül Pektaş hemen atılıyor: “O zaman benim de bir hakkım var!”

– Evlilik kararını alan erkek midir, kadın mı? Yoksa her ikisi mi?
– Arzugül Pektaş: Evlilik kararını alan kadındır. Kadınlar evliliği hedef olarak görürler. Bir başarı sayarlar. Bir bütünü oluşturmak güzeldir. Yaşama destekle devam edebilmek güzeldir. Bir ömrü geçirme fikri vs.
– Özkan Pektaş: Erkeği nikâh masasına oturtan kadındır. Ama erkek yalnızlıkla baş etme konusunda kadından daha zayıftır. Erkek yalnız kalamaz.
– Siz de dahil mi?
– Ö.P: Ben de dahil. İlk evliliğim bittiğinde, iki sene sonra yeniden evlendim. Çok da âşık olmuştum.
– A.P: Özkan’ı tanıdığımda 26 yaşındaydım. İhtisas yapıyordum. Özkan’ı sevdim. İkinci evliliği olacağını, iki çocuğunun varlığını derin düşünmedim. Çocuklar çok küçüktü. Biri ilkokul bir, diğeri üçüncü sınıfa gidiyordu. Bu detayları hiç pürüz diye düşünmedim. 24 saat içinde babam yumuşadı. Evlendik.
– Ö.P: İki çocukla Arzugül’ün 45 metrekarelik dairesine taşınmışız. Küçücük ev, ikimiz de işte yoğun çalışıyoruz. Evde çocukların ödevleriyle uğraşıyoruz. Balayına çıkamamışız. Utanmadan bir gün ona “İdeallerindeki erkek miyim?” diye sordum. “Kusura bakma,” dedi, “ciddi maddi problemler yaşayan, benden sekiz yaş büyük, çocuklu falan. İdeallerimde böyle bir adam yoktu,” dedi. Ben de küstüm.
– A.P: Hiç alınacak diye düşünmemiştim. Bir küserse tam küser. Bu huyundan kurtarmaya çalışıyorum. Üzerinde çok konuştuk.
– Çocuklar?
– A.P: Annelik nedir bilmezken anne olmaya çalıştım. Ama anne olmaya çalışmak yanlış bir şey orada. Her şeyleriyle ilgilenmeye çalıştım. Bence babalarının eşi, yaşamlarında onlara destek verecek bir dost, bir abla olmak daha önemliydi. Anneleri hayattayken, anne olmaya çalışmak sürtüşme çıkaracak bir şey.
– Ö.P: Entegrasyon dönemi bayağı zor oldu. Bir taraftan deli gibi çalışıyoruz. Kirada, küçücük bir evde beş kişi yaşıyoruz. Çocukları yeni düzene alıştırmak zor oluyor. Arzugül’e yanlarında sarılamıyorum. Kıskanıyorlar. Bir yandan da gencecik bir karım var, ilgi bekliyor vs. Bu dönem beş-altı sene sürdü. Ama eve yansıyan kavgalar, küskünlükler olmadan.
– A.P: Yeni evlenmişsiniz. Ev biraz derli toplu olsun, giden gelen olur falan derken, baktım o düzeni oturtmak mümkün olamıyor. Ben de onlara uymaya başladım, eve gelip ayakkabılar çıkarılıp atılıyor. Ben de atmaya başladım. Böyle böyle ekip olduk. Zevklerimizi kendi şahsi zevklerimizden daha fazla, çocukların zevkine kaydırmaya başladık. Balayı yaşamadık, evlendik, sabah işe gittik.

Verimli olmak için hafta sonu çalışmıyorlar
Doç. Dr. Özkan Pektaş 20 yıllık psikiyatr. Balıklı Rum Hastanesi Psikiyatri bölümünün kurucularından. Her gün ağır, orta şiddette paranoid, şizofren, depresyon hastası, uyuşturucu, alkol bağımlısı pek çok hastaya bakıyor… Dr. Arzugül Pektaş, ise 13 yıllık psikiyatr. Son beş yıldır aile terapisi üzerine uzmanlaşmış. İlişkisinde huzursuzluk yaşayan pek çok çift, yardım için ona başvuruyor. İşlerinde daha verimli olmak için ikisi de cumartesi günleri hasta görmüyor, iki gün boyunca tatil yapıyorlar.

ERKEK EVLİLİKTEN NE İSTİYOR?
* Karısı ona karışmasın, özgür olsun istiyor.

* Erkek her şeyde skor ister, ne kadar para kazanacak, hangi arabayı alacak onu düşünür.

* Pohpohlanmayı sever.

* Erkekler bir sorumluluk gibi algılar evliliği.

KADIN EVLİLİKTEN NE İSTİYOR?
* Flört istiyor. Flört evlilikte seksin devam etmesinde kadın için önemli.

* Kendisine değer verilmesini istiyor.

* Kadınlar evliliği hedef gibi görür. Yaşam içinde olması gereken hedeflerden biri… “Bunu da başardım,” gibi görülüyor.

Evliliklerinin kaçıncı yılında gelmeye başlıyorlar size? “Bizi birleştirin,” diye mi başvuruyorlar? Yoksa uzlaşmalı ayrılık için mi?
– A.P: Bir yıllık evli de gelir, 25 seneyi geçmiş olan da. Erkek itiraf ediyor: “Biriyle birlikteyim. Seni de onu da seviyorum, zamana ihtiyacım var,” diyor. Böyle bir evliliği toparlama şansınız çok az. Kadın “Biraz zaman vereyim, yanlışını anlayacak,” diyor. Bana öyle gelen bir hasta var. Altı yıl geçmiş, kocası hâlâ anlayamadı! Kurtarılan evlilikler de var, boşanmalar da. Karara müdahale etmiyoruz.

-Erkeği evliliğe ikna eden kadın, ayrılma kararında neden zorlanıyor?
– A.P: Eşiyle bir kimlik kazandıysa, kendine ait kimliğini oluşturamamışsa, eşsiz bir yaşamı hayal bile edemiyor. Kadınlar eşleri sayesinde kendilerine değer katıldığına inanıyorlar. Ama sahte bir değer bu. Eş bir gün ölebilir de. Evlilik bir gün bitebilir de…
– Ö.P: Kadın evlenince geri planda kalmayı tercih ediyor. Erkek hedeflerinde yükseliyor, kadın geride kalıyor. Yaşam içinde geride kalış, evin içinde agresyonu artırabiliyor, öfke duyulabiliyor, erkek de karısını değersizleştiriyor. Bu yüzden hedeflere birlikte yürümek önemli.
– A.P: Kadınların uyanık davranıp kendi gelişimlerini sağlamaları şart. Ve asla alçakgönüllü olmamalılar. Bu devirde alçakgönüllü olmak yanlış bir şey. Karşındakinin değerini bilmek böyle oluşuyor. Değersizleştiğinizde, eşinizin hayatını yaşamaya başlıyorsunuz…

– Koca kolay ikna oluyor mu psikiyatra gitmeye?
– A.P: Kocasını psikiyatra getirme kararını kadın veriyor.
– Ö.P: Kadınlar olmasa psikiyatrlar aç. Kadıncağız geliyor diyor ki, “Size kocamı getirmem lazım. Ne olur tedavi edin, aldatmasın beni…” “Bize hançerlenen gelir, tedavi edilmesi gereken sizsiniz,” diyoruz. Erkeğin en nefret ettiği şey kayıptır. Kadın öyle bir varlık ki, önce ağlıyor, sızlanıyor, sonra kapıyı öyle bir kapatıyor ki tam kapatıyor. Kadın bir soğudu mu… Mesela eşinizin yaptığı omlete “Kötü olmuş,” dediğinizde, cinselliği bir 10 sene gider.
Uzun ömürlü bir evliliğin olmazsa olmazı nedir?
– Ö.P: Seks. Kadının cinselliği sabahın 06.30’unda başlar. Erkek, kadın cinselliğinin kendisininki gibi olduğunu düşünmemeli. Bize gelen erkeklerin şikâyeti çoğunlukla şu: “Karım benimle yatmıyor.”
– A.P: Kadın, “Kocam bana iyi davransın, güzel şeyler söylesin, ondan sonra birlikte olurum,” diyor. Erkekse “Biz cinsellik yaşayalım, güzel şeyler ondan sonra,” diyor. Tam bir kısır döngü. Kadınlar evlilik içinde flört devam etsin istiyorlar. – Ö.P: Bir yıl cinsellik olmadı mı hukuken evlilik geçerli değildir!

– Cinsellik olmadan uzun yıllar süren evlilikler var… Nasıl sürüyor peki?
– A.P: Kopulmuş ama o adı korumak adına yürütülen birliktelikler var. O aşamada psikolojik yardım almak lazım. Çünkü kişinin kendine bakışını da bozan şeyler bunlar. Pek çok kadın eşi olduğu halde cinsel isteksizlik yaşıyor. Eşi ona ömür boyu dokunmasa da çok mutlu yaşayacak. Kadının atladığı bir şey var. Bu durum kendisini derinden nasıl etkiliyor? Zedeleniyor. Kıskançlık başlıyor. Kendine güvenini kaybediyor. Başlayacağı, döneceği yeri bilemiyor..

– 10 yılın üzerindeki evliliklerde, mutlu seks mümkün mü?
– Ö.P: Her yaşta baştan çıkarıcı olabilir insan.

– Evlilikte mutlu olmak için ne yapmak gerekiyor?
– Ö.P: Her şeyi planlamak gerekiyor. Cinselliğinizden gezeceğiniz yerlere, yapacağınız alışverişlere kadar… Plan renk demektir. Mesela evlendiğimizde ben sadece çalışmaktan zevk alan biriydim. Hobim hiç yoktu. Arzugül “Bu yaşam böyle geçmez,” dedi. Dizginleri eline aldı. Kadın, erkek gibi değil. Daha uzun soluklu bir varlık. Cumartesi çalışmama kararı aldık. Ayda bir kez üç-dört gün tatile gidiyoruz.

– Arkadaşlarınız ’mutlu olma tüyoları’ ister mi sizden? Sorunlarını anlatırlar mı?
– Ö.P: Çevremiz açısından da sıkıcı insanlarız biz. İnsanlar yanlarında iki psikiyatr istemiyor aslında.
– A.P: Günlük yaşamlarıyla ilgili bir şey söylediğimizde alınıyorlar. Arkadaş kaybettiğimiz de oldu hatta. Bilirkişiyi özel hayatlarında istemez insanlar.
– Ö.P: Birisi bize “Ne burcusun?” diye soramaz mesela, ya da histerik bir şekilde bayılmayı kaldıramayız. Ruh hekimi olmanın getirdiği sıkıcılık. Oyunları görürüz. Yakın arkadaşlarımızın bize tahammülü zor.

– Birbirinize tahammülünüzün sınırı nedir? Başkalarının oyunlarını görüyorsunuz. Ya birbirinizinkini?
– Ö.P: Arzugül’ü çok iyi tanısam, ona tam sahip olsam, her şeyini bilsem belki boşanırdım. Ona tam sahip olamamak, hâlâ karımda yeni bir şeyler görmek evliliği devam ettiriyor.
– A.P: Evliliklerde konuşmak çok önemlidir ama konuşmak deyince her şeyi anlatmak değil. İlgi çekmek için birtakım dolaylı anlatımlara başvurmak, ikincil kazançlar için hastalıkları kullanmak vs. İkimizin de buna tahammülü yok. Bu evde naz yapılamaz mesela. Oyunu görürüz. “Yine paranoid oldun Özkan,” derim.
– Ö.P: “Arzu, senin de obsesifliğin tuttu yine,” diye söylenirim. Detaycı, ayrıntıcıdır. Ama kuşbakışı görerek olayları iyi analiz eder. Boğazımıza kadar ikimiz de hikâye doluyuz. Bize hayatlarını açıyorlar. Bu hikâyeleri dinledikten sonra birbirimize kapris yapmak, dolaylı şeyleri kabullendirmek gibi bir çaba olmuyor.
– A.P: Özkan daha nörotiktir. Dramları, acıları sever. Acıların düzleştirilmesi ise bana düşer.

Evlilikte eşler birbirine dolaylı yollardan mı mesaj vermeye çalışır?
– Ö.P: Aldatmalar vs. Çiftlere hep şunu söylüyorum, “Artık evliliğiniz eskisi gibi olmayacak, ama daha güzel olacak”. Çünkü, birbirlerine daha açık oluyorlar. Dürüstlük demiyorum. Evlilikte dürüstlük yoktur. Uygun olan ya da olmayan vardır. Koca aldatıyor, vicdan azabı çekiyor, sonra gelip karısına açıklıyor. Rahatladığını düşünüyor. Kadın unutmuyor…

– Neden “Evlilikler eskisi gibi olmayacak,” diyorsunuz?
– Ö.P: İletişim çok arttı. Yaşam çok kolaylaştı. Birçok konuda, kadın erkek ilişkileri daha kolaylaştı. 25 sene önce bir sevgiliyle el ele dolaştığımız zaman polis gelir, “Ne oluyor kardeşim, evlilik cüzdanını göster,” derdi.
– A.P: Toplumsal baskı da azalıyor. Gün geçtikçe daha kabullenir bir toplum oluyoruz. “Aldatma olabilir bir şey, herkes aldatıyor,” denmeye başladı.
– Ö.P: Kadınları doktorları, bir de kuaförleri iyi tanır. Erkekler tanımıyor. Kadının en çok istediği şey ilgidir. O ilgiyi kestiğinizde evlilikte ciddi problemler başlar. Dış tehlikelerin de bu kadar arttığı bir dünyada Allah’a bırakarak evliliği götüremezsiniz. Tanıdığım kadınlar var. Milyarlarca lirası var ama eşinden ilgi görmüyor. “Bir güle giderim doktor,” diyor. Eşinizi bir kere aldatırsınız. “Bir kez olsun kocanızı affedin,” diyorum, “ama ikinci kez olursa arkanızdayım.” Boşanmalarda 10 yaş öncesi anne veya baba kaybı ağır kayıptır. Başbakanlık koltuğu, karı-kocalık koltuğu, anne-babalık koltuğu aşırı dürüstlüğü kaldırmayan koltuklar! Buralarda uygun davranışlar önemli.
– A.P: Ama kural hatası olmadan. Dürüst olmamak aldatıp, yalan söylemek, hırsızlık yapıp söylememek değil. Temel birtakım prensiplerde değil küçük detaylarda belki…

Yazar: Tuluhan Tekelioğlu
Kaynak: www.sabah.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND