Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sen adam olmazsın Einstein!

İlkokulda dik başlı ve elebaşı denilebilecek bir karakter gösteriyordu. Ortaokul lise notları iyi-pekiyi arasındaydı. Üniversitede öğrenciyken, hocalarından bir ona, “Senden adam olmaz” diyordu. Çünkü Einstein kendi kafasına göre takılıyordu; bildiğini okuyordu; geleneksel bilgilerin aktarılmasına sinirleniyordu… İşte bazı hocalarına göre “umutsuz vaka” olan Einstein’ın hayatından kesitler…

İlkokulda dik başlı ve elebaşı denilebilecek bir karakter gösteriyordu. Ortaokul lise notları iyi-pekiyi arasındaydı. Üniversitede öğrenciyken, hocalarından bir ona, “Senden adam olmaz” diyordu. Çünkü Einstein kendi kafasına göre takılıyordu; bildiğini okuyordu; geleneksel bilgilerin aktarılmasına sinirleniyordu… İşte bazı hocalarına göre “umutsuz vaka” olan Einstein’ın hayatından kesitler…

“Sen adam olmazsın Einstein!”

Geçen ay dünya müthiş bir buluşla sarsıldı. Evrenin oluşumuna dair ipuçları veren kütle çekimsel dalgaların varlığı kanıtlandı. Teoriyi 100 yıl önce ortaya atan o çok iyi bildiğimiz isimdi: Albert Einstein. Einstein her zamanki gibi haklı çıkmıştı. Peki, bilimi bugün bile böylesine etkileyen Einstein’ı Einstein yapan neydi?

Albert Einstein yine bir ‘bomba gibi’ bilimin ve dünyanın gündemine düştü. Yüzyıl önce ortaya attığı kütle çekimsel dalgaların varlığı, geçenlerde kanıtlandı. Einstein’ın bu öngörüsünü doğrulamak-yanlışlamak amacıyla, 2002 yılında yaklaşık 300 milyon dolar harcanarak ve çok sayıda ülkeden 400 kadar bilim insanının çalıştığı LIGO isimli devasa bir ‘fizik makinesi’ kurulmuştu. L şeklindeki bu devasa dedektörler sistemi, uzayda aranan ‘kütle çekimsel dalgaları’ sonunda buldu. 1.3 milyar ışık yılı uzaklıktaki iki kara deliğin birbiriyle çarpışması sonucu oluşan dalgalar yakalandı. Einstein’ın yeniden haklı çıktığı an!

Einstein’ın çocukluğuna baktığınızda bugün çok söylenen “İşte Einstein olacak çocuk” yargısını paylaşmıyordu kimse. 14 Mart 1879’da Almanya’nın Ulm iki yıl önce!) sonraki çocukluk sürecinde de ‘harika çocuk’ işaretlerinden hiçbirini göstermemişti. Hani günümüzde üç yaşında yabancı dil gösterisi yapan, büyükler gibi konuşan-davranan ve ana-babalarına “Harika bir çocuğumuz var, baksana şuna ne zeki şey!” dedirten bir işaret de yoktu.

Tersine, olumsuz anlamda sayılabilecek olağandışı bir çocuk görüntüsü vardı. Ona, “Ne aptal şey” bile diyen olmuştur. Doğumda kafasının büyüklüğü ailesini korkutmuş, ancak doktorlar aileye “Merak etmeyin her şey normal” demiş. Konuşmayı yavaş ve geç öğrenmişti. Yedi yaşına geldiğinde hâlâ, her cümleyi önce kendi kendine yavaşça tekrarlar sonra sesli olarak dile getirirdi. Her ne kadar içe kapalı bir izlenim veriyorduysa da, ilk gençlik yıllarına ulaştığında, çok daha farklı konulara ilgisiyle yaşıtlarından ayrışmaya başladı. Örneğin fiziğe olağandışı bir ilgisi vardı. Dünya üzerine fikirler ileri sürüyordu. Asimile olmuş, dini inançları koyu bir Alman Yahudi ailenin çocuğu olarak doğmuştu. Doğumdan sonra aile Münih’e taşınarak, elektrikli eşyalar satan bir şirket kurmuştu.

Ama ilk öğrenciliğinde Einstein, okulda dik başlı ve elebaşı denilebilecek bir karakter gösteriyordu. Fakat bu dönemde de büyük bir yeteneği içinde barındırdığına ilişkin bir kanıt yoktu. Ortaokul lise notları iyi-pekiyi arasındaydı ancak fen bilimleri dersleri olağanüstü takdir alıyordu. Bir anlatıya göre, babasının Einstein’a hastalandığında hediye ettiği bir pusula, onun doğaya karşı ilgisinin başlamasını sağladı. Einstein pusulayı döndürüyor, fakat ok her zaman bir yönü, kuzeyi gösteriyordu. Demek doğada pusulayı aynı doğrultuda etkileyen kuvvetler vardı, ama bunlar neydi?

POPÜLER BİLİM KİTAPLARI YOL GÖSTERDİ

Bu dönemde Einstein’ı popüler bilim kitaplarıyla haşır neşir görüyoruz. Özellikle Aaron Bernstein’ın halka yönelik yazdığı doğa bilimleriyle ilgili kitapları başucu kitaplarıydı. Müthiş etkileniyordu bu bilgilerden ve durmadan daha fazlasını merak ediyordu! Bu kitapların Einstein’ın ilgi alanlarını belirlemesine çok yardımı oldu. Mesela Felix Eberty’nin ‘Yıldızlar ve Dünya Tarihi’; uzay, zaman ve sonsuzluk üzerine düşünceler kitabı kendisini çok etkiledi. Öyle ki Einstein, ünlü bir bilim adamı olduktan sonra, bu kitabın 1923’te yapılan yeni baskısına bir de önsöz yazdı. Bu dönemde yerleşik eğitim sistemiyle ilk çatışmasını ilkokulda yaşayacak ve okulun müdürüyle dalaşacaktı. Unutmayın ki, o dönemde Alman okullarında müthiş bir disiplin ve uymayana verilen ceza sistemi hüküm sürerdi. İlkokulu orada bitirmeden, Milano’ya taşınan ailesinin yanına gidecekti. 

Bir genç düşünün, henüz 16 yaşında ve ilk bilimsel makalesini yazarak mesleki bilimsel fizik dergilerinde yayımlamaya kalkışsın! Evet Einstein ‘Manyetik Alanda Esir Maddesini Araştırma Üzerine’ makalesini yazdı ama bu, bilimsel bir makale olarak yayınlanmadı.
Ailesi, babanın ticaret alanı olan ‘elektro-teknik’ okumasını isterken, İsviçre’de, şimdiki ünlü İsviçre ETH- Teknik Üniversite’sinin ilk adı olan Politeknik Okulu’na başvurdu. Fakat lise diploması bile yoktu. Bu nedenle en genç katılımcı olarak (16 yaşında) sınava girdi, fen bilimlerinden en yüksek notu alırken Fransızcadan çaktı ve okula kabul edilmedi. Üniversiteden bir profesörün yol göstermesi ile bir lisede bir yıl geçirerek diplomasını aldı, yeniden sınava girdiğinde Fransızca’dan orta, ama tüm diğer derslerden en yüksek notu almıştı.
1896’da Alman vatandaşlığından çıktı ve bir dini cemaate aidiyetten ayrıldı. Düşünün, 17 yaşında vatansızlığı seçme cesaretini gösteren, dine mesafe koyan, üniversiteye başlayan bir genç!

“ÖĞRENME TEMBELİ!”

Üniversitede öğrenciyken, hocalarından bir kısmı Einstein’a “Senden adam olmaz” diyordu. Çünkü Einstein kendi kafasına göre takılıyordu; bildiğini okuyordu; geleneksel bilgilerin aktarılmasına sinirleniyordu; bu nedenle de bazı konuları öğrenmekte tembel ve ilgisiz davranıyordu. Bu tavrı doğa bilimleri dışındaki bazı hocalarının Einstein’ı “Umutsuz vaka”, “Öğrenme tembeli” olarak nitelemelerine neden oluyordu.

Oysa üniversitede örneğin fizik dersi mükemmeldi, dahası olağanüstüydü! Öğrenciliğini fizik alanına yoğunlaştırmıştı. Kendisini eleştiren profesörlerini ise, öğrencilere eski bilgileri nakletmekle eleştiriyordu: “En yeni araştırmaların sonuçlarını, bize kazandırdıklarını incelemek, öğretmek yerine, kitaplardaki geri kalmış gerçekleri anlatıp duruyorsunuz!” Kitaptaki bilgileri zaten yalayıp yutmuş, problem çözmeye odaklanmış bir öğrencinin, üniversite profesörleriyle çatışması kaçınılmazdı. O daha çok fiziğin teorik düşünceleriyle ve sistematiğiyle ilgileniyordu.

Üniversite öğrenimi boyunca, özellikle fizik alanında güncel bilimsel dergileri okuyor ve en son yapılan araştırmaları izliyordu. ‘E=mc2: Dünyanın En Ünlü Denkleminin Biyografisi’ kitabının yazarı David Bodanis, mezuniyetinden sonra Einstein’ın akademisyen olarak üniversitede kalması gerekirken, profesörlerine karşı açık sözlü tutumu nedeniyle asistan olarak okulda kalamadığını yazıyor.

Ama şu da var: Einstein, derslerde de çok sık görünmüyordu ve sınavlarda arkadaşlarının yardımına güveniyordu. Yani bir ‘ders kaçağı’ durumu da vardı! Ama Einstein bu zamanı, çok önemli fizik problemleri üzerine çalışmak, onlara kafa yormakla geçiriyordu! Kendisine bu konularda katkıda bulunmayacak konularla zaman kaybetmek istemiyordu. Derslere fazla ilgi göstermemesi, daha sonra, fiziksel hesaplarda çok ihtiyacı olan yüksek matematikte bazı eksikliklerini ortaya çıkardı. Ama okul arkadaşı Marcel Grossman, görelilik hesaplamalarında kendisine yardım edecekti. 

1900 yılında, okulu matematik ve fizik öğretmeni olarak bitirdi. Politeknik ve başka üniversitelere asistanlık başvuruları yaptı ama reddedildi. Geçimini sağlayacak ama fizik problemleri üzerinde çalışmasını engellemeyecek rahatlıkta bir iş bulmakta çok zorlandı. Bir süre öğrencilere özel dersler verdi. Nihayet, Bern’de Patent Bürosu’na arkadaşlarının yardımıyla müfettiş olarak girdi. Orayı çoğunlukla, bilimsel konular üzerinde araştırmak ve makaleler yazmak için kullandı. Bu arada, biri matematikçi diğeri felsefeci iki arkadaşıyla ‘Akademie Olympia’ adındaki düzenli buluşmalarda ‘fikir fırtınaları’ yaptılar! Patent ofisindeki odası, Einstein’ın büyük buluşlarına tanıklık edecekti!

Bu arada şunu belirtelim: Einstein, üniversite sürecini öyle güzel değerlendirdi ki, bitirdiğinde dünyayı sarsacak teorilerini hemen bilimsel makalelere dökebilecek bir olgunluğa erişmişti. Mezuniyetten kısa süre sonra yaptığı ilk işlerden biri, o dönemin ünlü bir mesleki fizik dergisine, ilk bilimsel makalesini göndermek oldu. Bu, Einstein’in üstelik çok erken yaşta bilim dünyasına yolladığı ilk “Geliyorum!” işaret fişeği sayılabilir.

Einstein’ın profesörlüğünü alması problemli oldu. Çeşitli üniversitelere başvurması sorunlar yarattı. Onu almak istemediler. 1905 yılında o büyük bilimsel buluşlarıyla yaptığı ‘büyük patlamaları’ndan nice sonradır ki, Alman imparatorluğunca olağanüstü profesör ilan edilecek, Prag Üniversitesi’nde teorik fizik dersleri için atanacak, daha sonra da mezun olduğu okula, Politeknik’e, kendisine asistanlık vermeyen yere, profesör olarak geri gelecekti!

MUCİZELER YILI

1905 yılı büyük bir tarihsel zamandır, bir büyük dönemeçtir; dünya fiziği açısından mucizeler yılıdır, dâhilik patlaması zamanıdır. Bakın neler yaptı bilim kahramanımız: Işık parçaçıkları hipotezi, Brown moleküllerinin hareketi ile molekül fikrinin inşası, özel rölativite teorisi… E=mc2; yani enerjinin, kütle ile ışık hızının çarpımının karesine eşit olduğunu anlatan kuramı, o güne kadar kütle ile enerjiyi birbirinden ayrı tutan anlayışı yıktı.

Bu makalesinde tek bir başka kaynağa referans yoktur! Yani, bu teorisini ortaya atarken, geçmişte yararlanacağı tek bir bilimsel yayın, görüş, teori bulunmamaktaydı! Bu bile çığır açıcı teorilerinin özgünlüğünü anlatmaya yeter! Evet fizik bilimi değişiyordu; insanoğlu, evreni, maddeyi avuçları içine alacak döneme adım atacaktı. 

Şunu da belirtelim ki, o yıllarda Einstein’ın bu keşiflerinin öneminin farkında olan ve nelere yol açabileceğini düşünebilen az sayıda kişi vardı! Bu keşifler yılı, hayatımızı etkileyecek yüzlerce buluşa kapı aralayacaktı. Aşağıda bazılarını anımsatacağız, mesela e=em2 formülü ile ifade ettiği kütle ile enerji arasındaki eşdeğerlilik/eşitlik, yıldızlardaki enerji üretiminin anlaşılmasını ve atom enerjisinin geliştirilmesini sağladı. Kütlenin aslında bir enerji biçimi olduğunu, her şeyin enerji ile ilişkisini gösterdi. 

Einstein, evreni salt fiziksel ve matematiksel denklemler ve formüllerle çözdü. Bu teorik çözümlemeler ve ortaya attığı tezler daha sonra çeşitli deneylerle onlarca kez test edilecek, gözlemler yapılacak ve her defasında Einstein doğrulanacak ve haklı çıkacaktı. Tıpkı bugün, yazımızın başında belirttiğimiz kütlesel çekim dalgalarının varlığının kanıtlanması gibi. Burada, Einstein’ın 1905’teki özel görelililk kuramı makalesinden sonra 1915’te bunu daha büyük bir çerçeveye oturtarak, genel görelilik kuramını yazdığını da belirtelim.

DÜNYAYI 110 YILDIR UĞRAŞTIRAN ADAM

Şunun da özellikle altını çizelim: Dünyada 110 yılı aşkın süredir, hâlâ Einstein’in teorilerinin ve tezlerinin kanıtlanması için uğraşılıyor ve deneyler yapılıyor. LIGO deneyi bile 100 milyonlarca doları aşan bir maliyet doğurdu. Ama bu buluşun hayatımızı önemli ölçüde etkileyebilecek hangi yeniliklere yol açacağını, evren ve yasalar hakkındaki bilgilerimizi nasıl geliştireceğini şimdiden kestirmek olanaksız. Teorileriyle, keşifleriyle tüm dünyayı bu kadar uğraştırmak, başka hiçbir bilim insanına nasip olmamıştır. Bu nedenle Einstein gelmiş geçmiş en büyük dâhi olarak kabul edilir.

1921’de fotoelektriksel etki makalesine Nobel ödülü verildi, ama aslında 1905 tarihli makalelerinin hepsi ayrı ayrı Nobel ödülü alacak nitelikte kabul edilir. 1905 yılı, 2005’te, Einstein’ın özel görelilik teorisinin ve diğer keşiflerinin 100’üncü yılı olarak, özellikle Almanya’da ve ABD’de, Annus Mirables (mucizeler yılı) olarak kutlandı.

Bu yazı, olağanüstü bir beynin ortaya attığı teorileri açıklamak amacı taşımıyor. Bu haddimizi zaten aşar. Fakat kaynaklardan yararlanarak, katkıları üzerine kısa bir özet yaparsak, Einstein zaman, mekân, ışık, hız, madde, enerji gibi ana kavramları tanımlayıp içeriklerini belirledi:

• Işığın ikili karakterini, hem dalga hem parçaçık özelliğini gösterdi. “Işığın kuantum kuramı ile modern elektroniğin temellerini kurdu.” Atomun varlığını gösterdi.
• ‘Fotoelektrik etki’ kuramıyla, kuantum fiziğini doğurdu.
• Işığın enerji paketleri halinde oluştuğunu varsaydı.
• Atomların varlığını, ‘Brown hareketi’ makalesiyle deneysel olarak gösterdi ve atom var mı, yok mu tartışmalarını bitirdi!
• Dördüncü Boyut: Uzay-zaman kavramı ve birlikteliği ile en-boy-yüksekliğe zamanı eklemiş oldu.
• Atomun büyüklüğünü hesapladı.
• ‘Evrendeki tüm hareketlerin dikey geliştiğini’ varsayarak ışığın bükülebileceğini ve ışık yollarının koni oluşturduğunu ve ışıktan hızlı gidilemeyeceğini gösterdi.
• Tabii, hayatının büyük bölümünü feda ettiği ve bütün fizik yasalarını tek bir yasada birleştirmeye adadığı Birleşik Alan Kuramı için çalışmaları tetikledi.

ÇOK YÖNLÜ BİR KİŞİLİK

Diyeceğimiz, meraklı okur, daha geniş kaynaklara giderek derinlik kazansın. Einstein’ın bilim kişiliğinin yanı sıra muazzam bir de sosyal kişiliğinin var olduğunu bilsin: Nazilere karşı tutumu, Alman bilim akademilerinden kovulması ve oralardan istifa etmesi, hakkında “İdam edilmesi gereken adam” diye yazılar yayımlanması, barış için çabaları, din ve sosyalizm üzerine görüşleri, kapitalizme eleştirileri, insancıl kişiliği, savaş aleyhtarlığı, kurulmasını desteklediği İsrail devletinin Filistinlilere zulmüne karşı çıkması… Ve “Devlet insan içindir, insan devlet için değil!” düşüncesi! Madem önemli bir sözüne değindik, birkaçını daha anımsatalım:

“Fantezi bilgiden daha önemlidir, çünkü bilgi sınırlıdır.”
“Önemli olan, insanın soru sormaktan hiçbir zaman vazgeçmemesidir!”
“Benim çok özel bir yeteneğim yok, ben sadece müthiş meraklı bir insanım!”
Hayır, özel ve müthiş bir yeteneği olmadığına kimseyi ikna edemez! Ama burada “Soru sorarak önemli yerlere varabilirsiniz” demek istiyor ve herkesi cesaretlendiriyor!  

KEŞİFLERİNİN HAYATIMIZA ETKİLERİ

Bu konuya girerek yazımızı bitirelim. Einstein’ın ışık, zaman ve mekânla ilgili ortaya attığı düşünce ve bulguları, uygulamalara dönüşerek günlük hayatımızda çok şeyi değiştirdi. GPS (coğrafi konumlama sistemi) ve uygulamaları, CD çalıcı, TV, onun kuramlarının yol açtığı gelişmeler. Bu sistemlerin çalışma temellerinde, Einstein’ın görelilik kuramının buluşları yatar. Örneğin elektronların hızlandırılmasıyla biz de TV’de daha net görüntüler elde ediyoruz. Işığı elektrona çeviren almaçlar sayesinde dijital kameralar üretiyoruz. Güneş ışığını güneş hücreleriyle yakalayıp kullanabileceğimiz enerjiye dönüştürüyoruz. 

Einstein üzerine kişisel açıdan yazılıp çizilenlerden önemli bir bölümü, tabii ki dehasını da kapsıyor. Bilimsel rüştünü akademik olarak ‘kanıtlamadan’, fizikteki gelişmeleri sadece mesleki yayınlardan izleyerek ulaşılan büyük başarı. Bu nasıl bir beyindir ki, bütün fizik anlayışlarını tersyüz edebiliyor? Harvard Üniversitesi’nden Howard Gardner, Einstein’ın dâhiliğini, hiçbir zaman çocuksu saflığını kaybetmemesine bağlıyor ve onu ebedi çocuk olarak nitelendiriyor. Einstein insanlığın bir ikonudur. Müthiş bir efsanesidir. Evren’in ‘mühendisi’dir.

Yazarın notu: Bu yazı için 2005 yılında Einstein kutlamaları için yayımlanan ve bazılarına o yıl Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergisinde yer verdiğimiz yazılardan, Einstein’ı anlatan İngilizce, Almanca ve Türkçe güvenilir internet sitelerinden, tabii ki Wikipedia’dan yararlandık. 

Yazar: Orhan Bursalı
Kaynak: www.tempomag.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND