Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sen adam olmazsın Einstein!

İlkokulda dik başlı ve elebaşı denilebilecek bir karakter gösteriyordu. Ortaokul lise notları iyi-pekiyi arasındaydı. Üniversitede öğrenciyken, hocalarından bir ona, “Senden adam olmaz” diyordu. Çünkü Einstein kendi kafasına göre takılıyordu; bildiğini okuyordu; geleneksel bilgilerin aktarılmasına sinirleniyordu… İşte bazı hocalarına göre “umutsuz vaka” olan Einstein’ın hayatından kesitler…

popüler bilim kitapları, eınsteın'ın hayatından kesitler, albert eınsteın

İlkokulda dik başlı ve elebaşı denilebilecek bir karakter gösteriyordu. Ortaokul lise notları iyi-pekiyi arasındaydı. Üniversitede öğrenciyken, hocalarından bir ona, “Senden adam olmaz” diyordu. Çünkü Einstein kendi kafasına göre takılıyordu; bildiğini okuyordu; geleneksel bilgilerin aktarılmasına sinirleniyordu… İşte bazı hocalarına göre “umutsuz vaka” olan Einstein’ın hayatından kesitler…

“Sen adam olmazsın Einstein!”

Geçen ay dünya müthiş bir buluşla sarsıldı. Evrenin oluşumuna dair ipuçları veren kütle çekimsel dalgaların varlığı kanıtlandı. Teoriyi 100 yıl önce ortaya atan o çok iyi bildiğimiz isimdi: Albert Einstein. Einstein her zamanki gibi haklı çıkmıştı. Peki, bilimi bugün bile böylesine etkileyen Einstein’ı Einstein yapan neydi?

Albert Einstein yine bir ‘bomba gibi’ bilimin ve dünyanın gündemine düştü. Yüzyıl önce ortaya attığı kütle çekimsel dalgaların varlığı, geçenlerde kanıtlandı. Einstein’ın bu öngörüsünü doğrulamak-yanlışlamak amacıyla, 2002 yılında yaklaşık 300 milyon dolar harcanarak ve çok sayıda ülkeden 400 kadar bilim insanının çalıştığı LIGO isimli devasa bir ‘fizik makinesi’ kurulmuştu. L şeklindeki bu devasa dedektörler sistemi, uzayda aranan ‘kütle çekimsel dalgaları’ sonunda buldu. 1.3 milyar ışık yılı uzaklıktaki iki kara deliğin birbiriyle çarpışması sonucu oluşan dalgalar yakalandı. Einstein’ın yeniden haklı çıktığı an!

Einstein’ın çocukluğuna baktığınızda bugün çok söylenen “İşte Einstein olacak çocuk” yargısını paylaşmıyordu kimse. 14 Mart 1879’da Almanya’nın Ulm iki yıl önce!) sonraki çocukluk sürecinde de ‘harika çocuk’ işaretlerinden hiçbirini göstermemişti. Hani günümüzde üç yaşında yabancı dil gösterisi yapan, büyükler gibi konuşan-davranan ve ana-babalarına “Harika bir çocuğumuz var, baksana şuna ne zeki şey!” dedirten bir işaret de yoktu.

Tersine, olumsuz anlamda sayılabilecek olağandışı bir çocuk görüntüsü vardı. Ona, “Ne aptal şey” bile diyen olmuştur. Doğumda kafasının büyüklüğü ailesini korkutmuş, ancak doktorlar aileye “Merak etmeyin her şey normal” demiş. Konuşmayı yavaş ve geç öğrenmişti. Yedi yaşına geldiğinde hâlâ, her cümleyi önce kendi kendine yavaşça tekrarlar sonra sesli olarak dile getirirdi. Her ne kadar içe kapalı bir izlenim veriyorduysa da, ilk gençlik yıllarına ulaştığında, çok daha farklı konulara ilgisiyle yaşıtlarından ayrışmaya başladı. Örneğin fiziğe olağandışı bir ilgisi vardı. Dünya üzerine fikirler ileri sürüyordu. Asimile olmuş, dini inançları koyu bir Alman Yahudi ailenin çocuğu olarak doğmuştu. Doğumdan sonra aile Münih’e taşınarak, elektrikli eşyalar satan bir şirket kurmuştu.

Ama ilk öğrenciliğinde Einstein, okulda dik başlı ve elebaşı denilebilecek bir karakter gösteriyordu. Fakat bu dönemde de büyük bir yeteneği içinde barındırdığına ilişkin bir kanıt yoktu. Ortaokul lise notları iyi-pekiyi arasındaydı ancak fen bilimleri dersleri olağanüstü takdir alıyordu. Bir anlatıya göre, babasının Einstein’a hastalandığında hediye ettiği bir pusula, onun doğaya karşı ilgisinin başlamasını sağladı. Einstein pusulayı döndürüyor, fakat ok her zaman bir yönü, kuzeyi gösteriyordu. Demek doğada pusulayı aynı doğrultuda etkileyen kuvvetler vardı, ama bunlar neydi?

POPÜLER BİLİM KİTAPLARI YOL GÖSTERDİ

Bu dönemde Einstein’ı popüler bilim kitaplarıyla haşır neşir görüyoruz. Özellikle Aaron Bernstein’ın halka yönelik yazdığı doğa bilimleriyle ilgili kitapları başucu kitaplarıydı. Müthiş etkileniyordu bu bilgilerden ve durmadan daha fazlasını merak ediyordu! Bu kitapların Einstein’ın ilgi alanlarını belirlemesine çok yardımı oldu. Mesela Felix Eberty’nin ‘Yıldızlar ve Dünya Tarihi’; uzay, zaman ve sonsuzluk üzerine düşünceler kitabı kendisini çok etkiledi. Öyle ki Einstein, ünlü bir bilim adamı olduktan sonra, bu kitabın 1923’te yapılan yeni baskısına bir de önsöz yazdı. Bu dönemde yerleşik eğitim sistemiyle ilk çatışmasını ilkokulda yaşayacak ve okulun müdürüyle dalaşacaktı. Unutmayın ki, o dönemde Alman okullarında müthiş bir disiplin ve uymayana verilen ceza sistemi hüküm sürerdi. İlkokulu orada bitirmeden, Milano’ya taşınan ailesinin yanına gidecekti. 

Bir genç düşünün, henüz 16 yaşında ve ilk bilimsel makalesini yazarak mesleki bilimsel fizik dergilerinde yayımlamaya kalkışsın! Evet Einstein ‘Manyetik Alanda Esir Maddesini Araştırma Üzerine’ makalesini yazdı ama bu, bilimsel bir makale olarak yayınlanmadı.
Ailesi, babanın ticaret alanı olan ‘elektro-teknik’ okumasını isterken, İsviçre’de, şimdiki ünlü İsviçre ETH- Teknik Üniversite’sinin ilk adı olan Politeknik Okulu’na başvurdu. Fakat lise diploması bile yoktu. Bu nedenle en genç katılımcı olarak (16 yaşında) sınava girdi, fen bilimlerinden en yüksek notu alırken Fransızcadan çaktı ve okula kabul edilmedi. Üniversiteden bir profesörün yol göstermesi ile bir lisede bir yıl geçirerek diplomasını aldı, yeniden sınava girdiğinde Fransızca’dan orta, ama tüm diğer derslerden en yüksek notu almıştı.
1896’da Alman vatandaşlığından çıktı ve bir dini cemaate aidiyetten ayrıldı. Düşünün, 17 yaşında vatansızlığı seçme cesaretini gösteren, dine mesafe koyan, üniversiteye başlayan bir genç!

“ÖĞRENME TEMBELİ!”

Üniversitede öğrenciyken, hocalarından bir kısmı Einstein’a “Senden adam olmaz” diyordu. Çünkü Einstein kendi kafasına göre takılıyordu; bildiğini okuyordu; geleneksel bilgilerin aktarılmasına sinirleniyordu; bu nedenle de bazı konuları öğrenmekte tembel ve ilgisiz davranıyordu. Bu tavrı doğa bilimleri dışındaki bazı hocalarının Einstein’ı “Umutsuz vaka”, “Öğrenme tembeli” olarak nitelemelerine neden oluyordu.

Oysa üniversitede örneğin fizik dersi mükemmeldi, dahası olağanüstüydü! Öğrenciliğini fizik alanına yoğunlaştırmıştı. Kendisini eleştiren profesörlerini ise, öğrencilere eski bilgileri nakletmekle eleştiriyordu: “En yeni araştırmaların sonuçlarını, bize kazandırdıklarını incelemek, öğretmek yerine, kitaplardaki geri kalmış gerçekleri anlatıp duruyorsunuz!” Kitaptaki bilgileri zaten yalayıp yutmuş, problem çözmeye odaklanmış bir öğrencinin, üniversite profesörleriyle çatışması kaçınılmazdı. O daha çok fiziğin teorik düşünceleriyle ve sistematiğiyle ilgileniyordu.

Üniversite öğrenimi boyunca, özellikle fizik alanında güncel bilimsel dergileri okuyor ve en son yapılan araştırmaları izliyordu. ‘E=mc2: Dünyanın En Ünlü Denkleminin Biyografisi’ kitabının yazarı David Bodanis, mezuniyetinden sonra Einstein’ın akademisyen olarak üniversitede kalması gerekirken, profesörlerine karşı açık sözlü tutumu nedeniyle asistan olarak okulda kalamadığını yazıyor.

Ama şu da var: Einstein, derslerde de çok sık görünmüyordu ve sınavlarda arkadaşlarının yardımına güveniyordu. Yani bir ‘ders kaçağı’ durumu da vardı! Ama Einstein bu zamanı, çok önemli fizik problemleri üzerine çalışmak, onlara kafa yormakla geçiriyordu! Kendisine bu konularda katkıda bulunmayacak konularla zaman kaybetmek istemiyordu. Derslere fazla ilgi göstermemesi, daha sonra, fiziksel hesaplarda çok ihtiyacı olan yüksek matematikte bazı eksikliklerini ortaya çıkardı. Ama okul arkadaşı Marcel Grossman, görelilik hesaplamalarında kendisine yardım edecekti. 

1900 yılında, okulu matematik ve fizik öğretmeni olarak bitirdi. Politeknik ve başka üniversitelere asistanlık başvuruları yaptı ama reddedildi. Geçimini sağlayacak ama fizik problemleri üzerinde çalışmasını engellemeyecek rahatlıkta bir iş bulmakta çok zorlandı. Bir süre öğrencilere özel dersler verdi. Nihayet, Bern’de Patent Bürosu’na arkadaşlarının yardımıyla müfettiş olarak girdi. Orayı çoğunlukla, bilimsel konular üzerinde araştırmak ve makaleler yazmak için kullandı. Bu arada, biri matematikçi diğeri felsefeci iki arkadaşıyla ‘Akademie Olympia’ adındaki düzenli buluşmalarda ‘fikir fırtınaları’ yaptılar! Patent ofisindeki odası, Einstein’ın büyük buluşlarına tanıklık edecekti!

Bu arada şunu belirtelim: Einstein, üniversite sürecini öyle güzel değerlendirdi ki, bitirdiğinde dünyayı sarsacak teorilerini hemen bilimsel makalelere dökebilecek bir olgunluğa erişmişti. Mezuniyetten kısa süre sonra yaptığı ilk işlerden biri, o dönemin ünlü bir mesleki fizik dergisine, ilk bilimsel makalesini göndermek oldu. Bu, Einstein’in üstelik çok erken yaşta bilim dünyasına yolladığı ilk “Geliyorum!” işaret fişeği sayılabilir.

Einstein’ın profesörlüğünü alması problemli oldu. Çeşitli üniversitelere başvurması sorunlar yarattı. Onu almak istemediler. 1905 yılında o büyük bilimsel buluşlarıyla yaptığı ‘büyük patlamaları’ndan nice sonradır ki, Alman imparatorluğunca olağanüstü profesör ilan edilecek, Prag Üniversitesi’nde teorik fizik dersleri için atanacak, daha sonra da mezun olduğu okula, Politeknik’e, kendisine asistanlık vermeyen yere, profesör olarak geri gelecekti!

MUCİZELER YILI

1905 yılı büyük bir tarihsel zamandır, bir büyük dönemeçtir; dünya fiziği açısından mucizeler yılıdır, dâhilik patlaması zamanıdır. Bakın neler yaptı bilim kahramanımız: Işık parçaçıkları hipotezi, Brown moleküllerinin hareketi ile molekül fikrinin inşası, özel rölativite teorisi… E=mc2; yani enerjinin, kütle ile ışık hızının çarpımının karesine eşit olduğunu anlatan kuramı, o güne kadar kütle ile enerjiyi birbirinden ayrı tutan anlayışı yıktı.

Bu makalesinde tek bir başka kaynağa referans yoktur! Yani, bu teorisini ortaya atarken, geçmişte yararlanacağı tek bir bilimsel yayın, görüş, teori bulunmamaktaydı! Bu bile çığır açıcı teorilerinin özgünlüğünü anlatmaya yeter! Evet fizik bilimi değişiyordu; insanoğlu, evreni, maddeyi avuçları içine alacak döneme adım atacaktı. 

Şunu da belirtelim ki, o yıllarda Einstein’ın bu keşiflerinin öneminin farkında olan ve nelere yol açabileceğini düşünebilen az sayıda kişi vardı! Bu keşifler yılı, hayatımızı etkileyecek yüzlerce buluşa kapı aralayacaktı. Aşağıda bazılarını anımsatacağız, mesela e=em2 formülü ile ifade ettiği kütle ile enerji arasındaki eşdeğerlilik/eşitlik, yıldızlardaki enerji üretiminin anlaşılmasını ve atom enerjisinin geliştirilmesini sağladı. Kütlenin aslında bir enerji biçimi olduğunu, her şeyin enerji ile ilişkisini gösterdi. 

Einstein, evreni salt fiziksel ve matematiksel denklemler ve formüllerle çözdü. Bu teorik çözümlemeler ve ortaya attığı tezler daha sonra çeşitli deneylerle onlarca kez test edilecek, gözlemler yapılacak ve her defasında Einstein doğrulanacak ve haklı çıkacaktı. Tıpkı bugün, yazımızın başında belirttiğimiz kütlesel çekim dalgalarının varlığının kanıtlanması gibi. Burada, Einstein’ın 1905’teki özel görelililk kuramı makalesinden sonra 1915’te bunu daha büyük bir çerçeveye oturtarak, genel görelilik kuramını yazdığını da belirtelim.

DÜNYAYI 110 YILDIR UĞRAŞTIRAN ADAM

Şunun da özellikle altını çizelim: Dünyada 110 yılı aşkın süredir, hâlâ Einstein’in teorilerinin ve tezlerinin kanıtlanması için uğraşılıyor ve deneyler yapılıyor. LIGO deneyi bile 100 milyonlarca doları aşan bir maliyet doğurdu. Ama bu buluşun hayatımızı önemli ölçüde etkileyebilecek hangi yeniliklere yol açacağını, evren ve yasalar hakkındaki bilgilerimizi nasıl geliştireceğini şimdiden kestirmek olanaksız. Teorileriyle, keşifleriyle tüm dünyayı bu kadar uğraştırmak, başka hiçbir bilim insanına nasip olmamıştır. Bu nedenle Einstein gelmiş geçmiş en büyük dâhi olarak kabul edilir.

1921’de fotoelektriksel etki makalesine Nobel ödülü verildi, ama aslında 1905 tarihli makalelerinin hepsi ayrı ayrı Nobel ödülü alacak nitelikte kabul edilir. 1905 yılı, 2005’te, Einstein’ın özel görelilik teorisinin ve diğer keşiflerinin 100’üncü yılı olarak, özellikle Almanya’da ve ABD’de, Annus Mirables (mucizeler yılı) olarak kutlandı.

Bu yazı, olağanüstü bir beynin ortaya attığı teorileri açıklamak amacı taşımıyor. Bu haddimizi zaten aşar. Fakat kaynaklardan yararlanarak, katkıları üzerine kısa bir özet yaparsak, Einstein zaman, mekân, ışık, hız, madde, enerji gibi ana kavramları tanımlayıp içeriklerini belirledi:

• Işığın ikili karakterini, hem dalga hem parçaçık özelliğini gösterdi. “Işığın kuantum kuramı ile modern elektroniğin temellerini kurdu.” Atomun varlığını gösterdi.
• ‘Fotoelektrik etki’ kuramıyla, kuantum fiziğini doğurdu.
• Işığın enerji paketleri halinde oluştuğunu varsaydı.
• Atomların varlığını, ‘Brown hareketi’ makalesiyle deneysel olarak gösterdi ve atom var mı, yok mu tartışmalarını bitirdi!
• Dördüncü Boyut: Uzay-zaman kavramı ve birlikteliği ile en-boy-yüksekliğe zamanı eklemiş oldu.
• Atomun büyüklüğünü hesapladı.
• ‘Evrendeki tüm hareketlerin dikey geliştiğini’ varsayarak ışığın bükülebileceğini ve ışık yollarının koni oluşturduğunu ve ışıktan hızlı gidilemeyeceğini gösterdi.
• Tabii, hayatının büyük bölümünü feda ettiği ve bütün fizik yasalarını tek bir yasada birleştirmeye adadığı Birleşik Alan Kuramı için çalışmaları tetikledi.

ÇOK YÖNLÜ BİR KİŞİLİK

Diyeceğimiz, meraklı okur, daha geniş kaynaklara giderek derinlik kazansın. Einstein’ın bilim kişiliğinin yanı sıra muazzam bir de sosyal kişiliğinin var olduğunu bilsin: Nazilere karşı tutumu, Alman bilim akademilerinden kovulması ve oralardan istifa etmesi, hakkında “İdam edilmesi gereken adam” diye yazılar yayımlanması, barış için çabaları, din ve sosyalizm üzerine görüşleri, kapitalizme eleştirileri, insancıl kişiliği, savaş aleyhtarlığı, kurulmasını desteklediği İsrail devletinin Filistinlilere zulmüne karşı çıkması… Ve “Devlet insan içindir, insan devlet için değil!” düşüncesi! Madem önemli bir sözüne değindik, birkaçını daha anımsatalım:

“Fantezi bilgiden daha önemlidir, çünkü bilgi sınırlıdır.”
“Önemli olan, insanın soru sormaktan hiçbir zaman vazgeçmemesidir!”
“Benim çok özel bir yeteneğim yok, ben sadece müthiş meraklı bir insanım!”
Hayır, özel ve müthiş bir yeteneği olmadığına kimseyi ikna edemez! Ama burada “Soru sorarak önemli yerlere varabilirsiniz” demek istiyor ve herkesi cesaretlendiriyor!  

KEŞİFLERİNİN HAYATIMIZA ETKİLERİ

Bu konuya girerek yazımızı bitirelim. Einstein’ın ışık, zaman ve mekânla ilgili ortaya attığı düşünce ve bulguları, uygulamalara dönüşerek günlük hayatımızda çok şeyi değiştirdi. GPS (coğrafi konumlama sistemi) ve uygulamaları, CD çalıcı, TV, onun kuramlarının yol açtığı gelişmeler. Bu sistemlerin çalışma temellerinde, Einstein’ın görelilik kuramının buluşları yatar. Örneğin elektronların hızlandırılmasıyla biz de TV’de daha net görüntüler elde ediyoruz. Işığı elektrona çeviren almaçlar sayesinde dijital kameralar üretiyoruz. Güneş ışığını güneş hücreleriyle yakalayıp kullanabileceğimiz enerjiye dönüştürüyoruz. 

Einstein üzerine kişisel açıdan yazılıp çizilenlerden önemli bir bölümü, tabii ki dehasını da kapsıyor. Bilimsel rüştünü akademik olarak ‘kanıtlamadan’, fizikteki gelişmeleri sadece mesleki yayınlardan izleyerek ulaşılan büyük başarı. Bu nasıl bir beyindir ki, bütün fizik anlayışlarını tersyüz edebiliyor? Harvard Üniversitesi’nden Howard Gardner, Einstein’ın dâhiliğini, hiçbir zaman çocuksu saflığını kaybetmemesine bağlıyor ve onu ebedi çocuk olarak nitelendiriyor. Einstein insanlığın bir ikonudur. Müthiş bir efsanesidir. Evren’in ‘mühendisi’dir.

Yazarın notu: Bu yazı için 2005 yılında Einstein kutlamaları için yayımlanan ve bazılarına o yıl Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergisinde yer verdiğimiz yazılardan, Einstein’ı anlatan İngilizce, Almanca ve Türkçe güvenilir internet sitelerinden, tabii ki Wikipedia’dan yararlandık. 

Yazar: Orhan Bursalı
Kaynak: www.tempomag.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Renklerin anlamları ve psikolojik etkileri

renklerin anlamları ve kullanım alanları, renklerin anlamı, renkler, renk

Farklı renklerin insan vücudunu ve zihnini etkilediğine dair iddiaları sıklıkla duyarsınız. Peki, bu iddiaları destekleyen bir bilimsel delil ya da veri var mıdır? İşte yanıtı…

Renklerin İnsan Vücudu ve Zihninde Farklı Etkileri

Renkler bir cisim tarafından yansıtılan, yayılan ya da geçirilen ışığın dalga boyunun, gözdeki ışığı algılayabilen yapılar tarafından algılanmasıyla görülür.

Renklerin insan vücudu ve zihninde farklı etkileri olduğunu çoğu zaman hissedebiliriz.

Peki, bu iddiayı destekleyen veri veya bilimsel bir araştırma var mı?

Leeds Üniversitesindeki bir grup araştırmacı renk deneyimi üzerine olan araştırmalarında, ışığın insan davranışı ve psikolojisi üzerindeki etkilerini anlamak için bir çalışma yaparlar.

Deneyim Tasarımı adını verdikleri bu sistemde bir oda herhangi bir dalga boyunda olan renkli bir ışıkla doldurulur.

Bu grup yaptığı son araştırmalarda renkli ışığın kalp atışı ve tansiyon üzerine küçük bir etkiye sahip olduğunu bulmuştur. Kırmızı ışığın az da olsa kalp atışını hızlandırdığını, mavi ışığın ise kalp hızını yavaşlattığını göstermiştir. 

Aynı üniversiteden Nicholas Ciccone tarafından yürütülen bir araştırma, renkli ışığın kişilerin psikolojisi üzerindeki etkisine dair kesin bir kanıt bulamamış olsa da buna benzer çalışmalar renklerin yaratıcılık, öğrencilerin sınıf içinde anlatılanları daha iyi öğrenebilmesi ve uyku kalitesini artırabilmek üzerine devam etmektedir.

Işık, özellikle renkler, bizleri normal bir görmenin de ötesine taşıyabilir.

Anlamları ve hayatımıza olan etkileri nelerdir?

Beyaz: Saflığı, temizliği ve sürekliliği, yani istikrarı simgeliyor. Kullanıldığı alanda konsantrasyon düzeyini arttırıyor. Aynı zamanda beraber kullanıldığı diğer renklerin etkilerini arttırıyor.

Siyah: Gücü, tutkuyu, esrarengizliği ve birçok ülkede yası simgeliyor. Işığı absorbe etmesinden dolayı dikkati dağıtabilecek etkenleri aza indiriyor.

Mavi: Sonsuzluk ve özgürlük simgesi olarak görülüyor. Konsantrasyon arttırıcı, zihinsel arınmaya ve dinlenmeye yardımcı, huzur verici… Güven ve sadakati de simgeliyor. Yapılan bazı araştırmalarda mavi odada çalışmanın verimi arttırdığı da kanıtlanmış. Ayrıca mavi renk sakinleştirici bir etkiye de sahip.

Yeşil: Doğanın ve huzurun rengidir. Psikolojik ve bedensel olarak kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.

Kırmızı: Canlılığın, hareketin ve fiziksel gücün rengidir. Azim ve kararlılığı simgeliyor. Hareketi ve canlılığı çağrıştırdığı için mutfak, çocuk odaları ve topluma açık alanlarda tercih edilebilir.

Sarı: En parlak ve dikkat çekici renk olmakla birlikte neşeyi, zekâyı, inceliği ve pratikliği simgeliyor. Vurgulanması ve dikkat çekmesi istenen yerlerde kullanılabilir. Ayrıca alçakgönüllülüğü, bilgiyi ve bilgeliği de simgeliyor.

Mor: Asalet, lüks ve itibarın rengidir. Kendine güveni simgeler. Mor renk ayrıca zekâ, bilinç ve içgörü düzeyiyle paralellik taşır.

Pembe: Neşeyi ve rahatlığı simgeliyor.

Turuncu: Heyecan verici bir renktir. Canlılık, yaratıcılık ve iletişimin temsilcisidir. Aynı zamanda mutluluk vericidir. Dışa dönük, cana yakın, mutlu ve çocuksu bir algı yaratır.

Lacivert: Sonsuzluk, otorite ve verimliliği simgeliyor. Ciddi bir renktir ve emin olma hissi verir.

Kahverengi: Toprağın ve doğallığın rengidir. Kişide güvenlik duygusunu pekiştirir. Sosyal dengeyi ve toplum içinde rahatlığı sağlar.

Gri: Alçak gönüllülüğü ve dengeyi ifade eder.

Renklerin Reklamlarda ve Pazarlamada Kullanılması

Renklerin bilinçaltımıza olan etkilerini kullanan firmalar, bizlerin hangi ürünleri almamıza, hangi giysileri giymemize ve hangi yemekleri yediğimize kadar karar vermemizde etkili oluyorlar.

Beyaz: Çocuk ve sağlık ürünlerinde sıkça kullanılır. Gözün algıladığı en parlak renk olduğundan, işaretlerde, paketlerde ve satış noktalarında zıtlık oluşturarak dikkati çekmek için kullanılır.

Siyah: Esrarengiz, güçlü, prestijli, klasik ve şık bir renk olarak algılanır. Bazı markalar ürünlerinde siyahı bilinçli olarak o ürünün elit bir ürün olduğu ve ucuz bir ürün olmadığı algısı yaratmak için kullanırlar.

Mavi: Bilinçaltında sağlam ve kendinden emin bir duygu yarattığı için sosyal medya sitelerinin çoğunlukla bu rengi kullandığını görebiliriz.

Yeşil: Tazeliği ve şifayı çağrıştırdığı için organik ürünlerin pazarlanmasında bu renge rastlayabiliriz. Koyu yeşil ise para ve itibar rengidir. Bu yüzden bazı bankaların renklerinde bu rengi ve tonlarını görebiliriz.

Kırmızı: Kırmızı satışın rengidir. Bilinçaltını en fazla uyaran, seksi, hareketli, tutkulu ve dikkat çekici bir renktir. Özellikle dikkat çekmesi istenilen satış noktalarında ve iştah açtığı için gıda sektöründe çok sık kullanılır.

Sarı: Altının, zenginliğin ve lüksün sembolüdür. Kırmızıyla birlikte gıda sektöründe kullanılabilir.

Mor: Asalet, imparatorluk ve kraliyet rengi olduğu için şıklığı ve zenginliği hatırlatır. Duygulara hitap edici ürünlerde bu renk kullanılabilir.

Turuncu: Mutlu ve çocuksu bir algı yarattığından dolayı hedef kitlesi çocuklar ve gençlerin olduğu iş kollarında tercih edilebilir.

Lacivert: Polis ve pilot üniformalarında güvenilir, sağlam, emin izlenimini verir. Ayrıca banka ve finans sektörlerinde de tercih edilmektedir.

Kahverengi: Toprağın rengi olan kahverengi ev ve yemek sektörü için önemli bir renktir. Sağlıklı, doğal ve organik ürünleri çağrıştırır, bu yüzden bu sektörde tercih edilebilir.

Renklerle ilgili yapılan bir araştırmaya daha değinip yazımızı sonlandıralım.

Kansas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada sanat müzesindeki halının altına donatılan bir sistemle duvarın rengini beyaz ve kahverengi olarak değiştiriyorlar. Beyaz renk duvar arka planda olunca insanlar müzede yavaş hareket ediyorlar ve daha uzun süre kalıyorlar. Kahverengi duvar arka planda iken ise müzede hızlı hareket ediyorlar ve daha az süre kalıp, kısa sürede müzeyi terk ediyorlar.

Bu nedenle fast food restoranlarının hepsinin sandalyeleri ve masa rengi kahverengi iken, duvar boyaları ise kahverengi ile pembe ve şampanya renklerinin karışımından oluşur.

Bu restoranlar, gelen diğer müşterilere daha çabuk yer açılması için bizlerin bir an önce yemelerini ve orayı terk etmemizi isterler.

Aldığımız kararlarda başkalarının bizi istedikleri şekilde yönlendirmelerinden bir nebze de olsa kurtulabilmek için renkleri tanıyalım ve onların farkında olalım.

Unutmayalım ki manipüle edilmekten kurtulmamız, manipüle edildiğimizi anlamamızdan geçer.

Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Zihni çok çalıştırmak ömrü kısaltıyor

zihin, nöron, nöral faaliyetler, Manşet, insan beyni, daha uzun yaşamanın anahtarları, beyin, araştırmalar

Yıllardır yapılan araştırmalar, fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyordu. Peki, ya tam tersi doğruysa? Daha uzun yaşamanın sırrı daha az nöral faaliyetleri olan bir beyin olabilir mi? İşte yanıtı…

‘Aşırı’ Beyin Faaliyeti, Ömrün Daha Kısa Olmasıyla Bağlantılandı

Olağandışı ölçüde uzun yaşayan insanlardan ölüm sonrasında alınan beyin dokularının incelendiği ve bu insanlar ile 60’larında ve 70’lerinde ölen kişilerin arasında ne gibi farklar olduğuna dair ipuçlarının arandığı yeni bir çalışmaya göre; içerisinde çok fazla nöral faaliyet olmayıp daha sessiz olan bir beyin, daha uzun yaşamanın anahtarlarından biri olabilir.

“Kullanmazsan kaybedersin” görüşü, beyni yaşlanmaktan koruma konusunda baskın bir düşünce olmuştu. Yapılan geniş ölçekli araştırmalar da, insanlar yaşlandıkça fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyor.

Ancak Nature bülteninde yayınlanan bu çalışma, daha fazlasının her zaman daha iyi olmadığını öne sürüyor. Haddinden fazla faaliyet (en azından beyin hücreleri seviyesinde), zararlı olabilir.

Lieber Beyin Gelişimi Enstitüsü’nde sinirbilimci olan ve bu çalışmada yer almayan Michael McConnell şöyle söylüyor: “Bu yeni makalede insanı düpedüz şok eden ve kafa karıştıran şey … sizi algısal yönden normal halde tutan şeyin, beyin faaliyeti olduğunu düşünmeniz. Hayatınızın sonraki dönemlerinde beyninizi faal tutmak istediğinize yönelik böyle bir görüş mevcut”

“En beklenmedik şey ise … sinirsel faaliyeti sınırlandırmanın, sağlıklı yaşlanma bakımından iyi bir şey oluşu. Bu çok mantıksız.”

Harvard Tıp Fakültesi’ndeki araştırmacılar, yaşları 60 ve 70’lerden başlayıp 100 veya daha ötesine uzanan asırlık insanlara kadar, değişik yaş gruplarındaki kişilerin, insan beyin bankalarına bağışladığı beyin dokularını analiz etmiş.

80’li yaşların ortalarından önce ölen insanların beyinlerinde, REST adı verilen ve beyin faaliyetini ateşlemekle ilişkili genleri bastıran bir proteninin; en yaşlı insanlarla kıyaslandığında, daha düşük seviyelerde bulunduğunu keşfetmişler. Daha önce ise REST’in, Alzheimer hastalığına karşı koruyucu olduğu gösterilmiş.

Fakat araştırmacılar, REST’in insanları bir şekilde ölümden koruduğunu mu yoksa bunun sadece, ileri yaşlanmanın bir işareti mi olduğunu kesin olarak bilmiyorlarmış.

Yaşayan insanların beyinlerindeki REST’i ölçmek şu an mümkün olmadığından; bilim insanları, bunun yaşam süresinde bir rol oynayıp oynamadığını görmek amacıyla yuvarlak kurtlar ve fareler üzerinde deney yapmaya başlamışlar.

Araştırmacılar, REST’in kurtlarda bulunan versiyonundaki faaliyeti artırdıklarında, kurtların beyin faaliyeti azalmış ve daha uzun süre yaşamışlar. REST benzeri gen, çok uzun yaşam sürelerine sahip “ihtiyar” yuvarlak kurtlarda devre dışı bırakıldığı zaman ise bunun tersi meydana gelmiş; kurtların sinirsel faaliyeti artmış ve ömürleri önemli miktarda kısalmış.

Ayrıca, REST’ten yoksun olan farelerin, daha meşgul beyinlere sahip olması (nöbet benzeri faaliyet patlamaları da dahil) daha muhtemelmiş.

Calico Laboratuvarları’nda yaşlanma araştırması bölümünün başkan yardımcısı olan Cynthia Kenyon şöyle söylüyor: “Bence bu bir aşırı çalışma, kontrolden çıkmış uyarım durumu; beyin için iyi bir şey değil. Nöronların aktif olmasını, nerede ve ne zaman aktif olmalarını istersiniz; sadece genel yönden ateşleniyor olmalarını değil.” Kenyon, çalışmanın tasarımını beğeniyor fakat sinir sisteminin, ömür miktarı üzerinde etkisi olan pek çok dokudan sadece biri olduğunu düşünüyor.

Hücre seviyesindeki beyin faaliyetinde görülen bu farklılıkların, insanlardaki algı veya davranış farklılıklarına nasıl tercüme edilebileceği henüz belli değil.

Harvard Tıp Fakültesi’nde genetik ve sinirbilim profesörü olan ve çalışmaya liderlik eden Bruce Yankner, kendi laboratuvarının hali hazırda yeni bir çalışma hazırladığını ve bu çalışmada; ilaçlar ile REST’i hedef almanın, nörodejeneratif hastalıkları veya yaşlanmanın kendisini tedavi etmede yeni yollar sunup sunmayacağının araştırılacağını söylüyor.

Yankner’in söylediğine göre bu araştırma hattı, sinirsel ritimleri etkileyen meditasyon gibi alternatif müdahalelerin, erken bellek kaybı konusunda nasıl işe yarayacağını anlamaya çalışmak bakımından da ilginç olabilir.

“Bence bizim çalışmamızın anlattığı şey şu: Yaşlanmayla birlikte, bazı anormal ve zararlı sinirsel faaliyetler de oluyor ve bunlar hem beynin verimini azaltıyor, hem de kişinin veya hayvanın fizyolojisine zarar vererek; bunun sonucunda ömür süresini kısaltıyor.”

Bağış yapılan ve araştırmacıların üzerinde çalıştığı beyinler, çeşitli sebeplerle ölen insanlardan gelmiş. Bu durum, REST’teki farklılığın, ölüm olasılığıyla ilişkili olup olmadığını bilmeyi imkansız hale getiriyor.

Brandeis Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Angela Gutchess, insanlar yaşlandığında ve beyin tarayıcılarında test edildiklerinde; prefrontal kortekste (Harvard araştırmacılarının REST üzerinde çalışma yaptığı beyin bölgesi) pek çok değişim olduğunu söylüyor.

Kendisinin söylediğine göre bazı durumlarda, yapılan çalışmalar; genç insanlara kıyasla yaşlı yetişkinlerin, bir işi yaparken daha fazla beyin devresini faaliyete geçirdiklerini göstermiş. Fakat bu değişikliğin ne anlama geldiği belli değil: Bu faaliyete geçirme kalıpları, yaşlı insanlarda daha verimsiz olan bir beynin veya telafi girişimlerinin bir işareti olabilir.

‘CRUNCH’ adı verilen bir model, beyinde faaliyete geçirilen yer kalıplarında yaşlanmayla birlikte görülen değişimleri açıklamaya çalışıyor. Bu modele göre, insanlar gitgide daha zor işler yapmaya çalıştıklarında, beyinlerinde daha fazla bölge faaliyete geçiyor; ta ki, zihinsel kaynakların tükendiği bir çıkmaza ulaşana kadar. Yaşlı insanlardaki çıkmaz noktası daha yakın ve bu kişiler, gençlerde olduğu kadar fazla bölgeyi faaliyete geçiremiyorlar.

‘STAC’ adı verilen bir diğer model ise; yaşlı insanlarda, doğal bilişsel kaynaklardan oluşan temel iskelede doğal bir değişim gerçekleştiğini ve bu değişimlerin, insanlar zor işlerle karşılaştıklarında daha fazla sinirsel bölgeyi çalıştırıp çalıştıramayacaklarını ve bunları nasıl çalıştıracaklarını etkilediğini söylüyor.

Gutchess, bu yeni çalışmanın ilgi çekici olduğunu ve yaşlanan beyni gerçekten anlamak için; insan davranışından beyin görüntülemeye, bireysel hücrelerin çalışmasına kadar çok farklı ölçeklere odaklanan bilimsel laboratuvarların sunduğu gözlemler ile modeller arasındaki noktaları birleştirmenin gerekeceğini söylüyor.

“Farklı seviyelerdeki uzmanlık alanları arasında köprü kurmamız gerekiyor” diyor Gutchess.

Yazar: Carolyn Y. Johnson
Kaynak: www.popsci.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Bu davranışlar kişiliğimizi ele veriyor!

psikoloji, Manşet, kişilik özellikleri, kişilik, davranış

Günlük hayatta fark etmeden yaptığımız birçok şey kişiliğimiz hakkında ipucu veriyor. İşte günlük davranışlarımızın farklı kişilik özellikleri ile bağlantısını anlamamıza yardımcı olabilecek bir makale…

Kişiliğimizi açığa vuran gündelik davranışlar

Yapılan araştırmalar, baharatlı yemek sevmek, banyo yaparken şarkı söylemek gibi önemsiz görünen davranışların, insanın kişilik özelliği hakkında önemli verileri içerdiğini gösteriyor.

Psikolojide kişilik, nasıl bir hayat süreceğimize dair ipuçları sunduğu için önemli bir konudur. Örneğin özenli bir insansanız, fiziksel sağlığınızın iyi olması ve daha uyumlu ilişkiler içinde olma olasılığınız daha yüksektir; dışadönük insanlar daha mutludur; fazla sinirli insanlarda daha fazla ruh sağlığı sorunları ortaya çıkabilir; açık fikirli insanlar daha çok para kazanabilir; daha ‘uyumlu’ insanların daha çok arkadaşı olur.

Ancak kişilik özelliklerimiz sadece uzun vadeli başarılarımızda değil, gündelik küçük alışkanlık ve davranışlarımızda da kendisini gösterebilir. Personality and Individual Differences (Kişilik ve Bireysel Farklıklar) adlı dergide yayımlanan yeni bir araştırma, beş temel kişilik özelliğine özgü davranışları ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Ve sonuçlar oldukça şaşırtıcı.

Örneğin, dışadönük insanlar daha çok partilere giderken, sorumluluk özelliği ağır basan insanlarda işlerini geciktirme ihtimali daha azdır. Ama dışadönüklerin aynı zamanda sıcak su dolu küvette keyif yapmayı sevdiğini, ya da sorumlu insanların daha az kitap okuduğunu tahmin edemezdiniz herhalde.

Araştırmacılar, ABD’nin Oregon bölgesinden çoğunluğu beyaz ve yaş ortalaması 51 olan 800 kişiyle görüştü. Yapılan kişilik testinde, kişilik özellikleri ile ilgili 100 farklı sıfatın (çekingen, nazik, düzenli, rahat, zeki, sanatçı ruhlu vb.) kendilerini ne ölçüde doğru tanımladığı soruluyordu.

Daha sonra bu testin sonuçları, aynı kişilerle dört yıl önce yapılan ve son bir yılda 400 farklı aktiviteyi (kitap okumaktan banyoda şarkı söylemeye kadar) ne kadar yaptıklarına ilişkin yanıtlarıyla karşılaştırıldı.

Dışadönüklerin sıcak su dolu küvette yatmaktan tutun da, partiler planlama, barlarda içki içme, para kazanma yollarına dair tartışmalar yürütme, araba kullanırken telefonda konuşma, dekorasyon, bronzlaşmaya çalışma gibi etkinlikler için daha fazla zaman harcadığı görüldü.

Daha fazla sorumluluk duygusu olan insanların ise tersine, kitap okuma, küfretme ve kalem ucu çiğneme gibi kendi halinde yapılan bazı aktivitelerden kaçınmaları dikkat çekiyordu.

Yumuşak başlı ve uyumlu insanlar ise ütü yapma, çocuklarla oynama, bulaşık yıkama gibi işlerle daha fazla meşgul oluyor ve bunu muhtemelen başkalarını mutlu etme güdüsüyle yapıyor, evde sorun çıkmasındansa iş yapmayı tercih ediyorlardı. Daha şaşırtıcı olanı ise arabada ya da banyo yaparken daha fazla şarkı söylemeleriydi.

Psikolojide beş kişilik özelliği kategorisi:

dışadönüklük – içedönüklük

yumuşak başlılık/ uyumluluk – uyumsuzluk/ antagonizm

güvenilirlik/ sorumluluk – sorumsuzluk

duygusal dengelilik – nevrotiklik

deneyime açıklık – tutuculuk

Çabuk sinirlenen nörotik insanlar ise sakinleştirici ya da anti-depresan alma gibi ruh sağlığını iyileştirecek türden aktivitelere daha çok zaman ayırmıştı. Fakat aynı zamanda çabuk parlama, başkalarıyla alay etme gibi anti-sosyal davranışlarda bulunduklarını da (muhtemelen kendi duygularını kontrol edemedikleri için) kabul ediyorlardı.

Açık fikirli ve yeniye açık insanlar şiir okuma, operaya gitme, esrar içme, sanat eserleri üretme, kahvaltıda baharatlı yiyecekler yeme, ev içinde çıplak dolaşma gibi etkinliklerde bulunuyordu. Bunların bir spor takımını tutma ihtimali de azdı.

Araştırdığı çok sayıda ki aktiviteden dolayı bu araştırma oldukça etkileyici. Fakat aynı kişilik-davranış bağlantısının farklı kültürlerde de görülüp görülmeyeceği önemli. Aynı zamanda, bir kısmına önceki araştırmalarda yer verilmiş olsa da, hala bakılması gereken binlerce farklı gündelik davranış bulunuyor. Bunların da kişilik özelliklerine göre dağılımı incelenebilir.

Daha önceki bazı araştırmalarda, ‘Karanlık Üçlü’ olarak bilinen kişilik özellikleri Narsistlik, Makyavelcilik (amacına ulaşmak için her şeyi yapmaya hazır) ve Psikopatlık üzerinde durulmuştu. Örneğin, psikopat özellikleri ağır basanlar yalnızca şiddet ve saldırganlık içeren davranışlara daha açık olmakla kalmadığı, aynı zamanda normalden çok daha uzun süreli göz temasında bulundukları, internette daha fazla troll faaliyetlerinde bulundukları görüldü.

Karanlık Üçlü kategorisinden herhangi birine giren insanların çoğu, sabah erken kalkmayı değil, gece geç yatmayı tercih ediyordu. Narsistler daha fazla ‘selfie’ çekip paylaşıyor, Makyavelci özellikleri ağır basan heteroseksüel kadınlar eşleriyle ilişkilerinde orgazm taklidine daha çok başvuruyordu.

Bu tür araştırmalarda, zararlı ve sağlıksız günlük davranışların farklı kişilik özellikleri ile bağlantısının kurulması, daha spesifik sağlık kampanyaları ve müdahaleleri olanaklı kılabilir.

Bu araştırmalar, kişilerin kendileri hakkında açık ve dürüst cevap vermelerine bağlıdır. Bu yolla insanlara gündelik davranışlarıyla ilgili sorular sorarak onlar fark etmeden kişiliklerini açığa vuracak sonuçlar çıkarılabilir.

Yazar:  Christian Jarrett 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND