Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sen adam olmazsın Einstein!

İlkokulda dik başlı ve elebaşı denilebilecek bir karakter gösteriyordu. Ortaokul lise notları iyi-pekiyi arasındaydı. Üniversitede öğrenciyken, hocalarından bir ona, “Senden adam olmaz” diyordu. Çünkü Einstein kendi kafasına göre takılıyordu; bildiğini okuyordu; geleneksel bilgilerin aktarılmasına sinirleniyordu… İşte bazı hocalarına göre “umutsuz vaka” olan Einstein’ın hayatından kesitler…

popüler bilim kitapları, eınsteın'ın hayatından kesitler, albert eınsteın

İlkokulda dik başlı ve elebaşı denilebilecek bir karakter gösteriyordu. Ortaokul lise notları iyi-pekiyi arasındaydı. Üniversitede öğrenciyken, hocalarından bir ona, “Senden adam olmaz” diyordu. Çünkü Einstein kendi kafasına göre takılıyordu; bildiğini okuyordu; geleneksel bilgilerin aktarılmasına sinirleniyordu… İşte bazı hocalarına göre “umutsuz vaka” olan Einstein’ın hayatından kesitler…

“Sen adam olmazsın Einstein!”

Geçen ay dünya müthiş bir buluşla sarsıldı. Evrenin oluşumuna dair ipuçları veren kütle çekimsel dalgaların varlığı kanıtlandı. Teoriyi 100 yıl önce ortaya atan o çok iyi bildiğimiz isimdi: Albert Einstein. Einstein her zamanki gibi haklı çıkmıştı. Peki, bilimi bugün bile böylesine etkileyen Einstein’ı Einstein yapan neydi?

Albert Einstein yine bir ‘bomba gibi’ bilimin ve dünyanın gündemine düştü. Yüzyıl önce ortaya attığı kütle çekimsel dalgaların varlığı, geçenlerde kanıtlandı. Einstein’ın bu öngörüsünü doğrulamak-yanlışlamak amacıyla, 2002 yılında yaklaşık 300 milyon dolar harcanarak ve çok sayıda ülkeden 400 kadar bilim insanının çalıştığı LIGO isimli devasa bir ‘fizik makinesi’ kurulmuştu. L şeklindeki bu devasa dedektörler sistemi, uzayda aranan ‘kütle çekimsel dalgaları’ sonunda buldu. 1.3 milyar ışık yılı uzaklıktaki iki kara deliğin birbiriyle çarpışması sonucu oluşan dalgalar yakalandı. Einstein’ın yeniden haklı çıktığı an!

Einstein’ın çocukluğuna baktığınızda bugün çok söylenen “İşte Einstein olacak çocuk” yargısını paylaşmıyordu kimse. 14 Mart 1879’da Almanya’nın Ulm iki yıl önce!) sonraki çocukluk sürecinde de ‘harika çocuk’ işaretlerinden hiçbirini göstermemişti. Hani günümüzde üç yaşında yabancı dil gösterisi yapan, büyükler gibi konuşan-davranan ve ana-babalarına “Harika bir çocuğumuz var, baksana şuna ne zeki şey!” dedirten bir işaret de yoktu.

Tersine, olumsuz anlamda sayılabilecek olağandışı bir çocuk görüntüsü vardı. Ona, “Ne aptal şey” bile diyen olmuştur. Doğumda kafasının büyüklüğü ailesini korkutmuş, ancak doktorlar aileye “Merak etmeyin her şey normal” demiş. Konuşmayı yavaş ve geç öğrenmişti. Yedi yaşına geldiğinde hâlâ, her cümleyi önce kendi kendine yavaşça tekrarlar sonra sesli olarak dile getirirdi. Her ne kadar içe kapalı bir izlenim veriyorduysa da, ilk gençlik yıllarına ulaştığında, çok daha farklı konulara ilgisiyle yaşıtlarından ayrışmaya başladı. Örneğin fiziğe olağandışı bir ilgisi vardı. Dünya üzerine fikirler ileri sürüyordu. Asimile olmuş, dini inançları koyu bir Alman Yahudi ailenin çocuğu olarak doğmuştu. Doğumdan sonra aile Münih’e taşınarak, elektrikli eşyalar satan bir şirket kurmuştu.

Ama ilk öğrenciliğinde Einstein, okulda dik başlı ve elebaşı denilebilecek bir karakter gösteriyordu. Fakat bu dönemde de büyük bir yeteneği içinde barındırdığına ilişkin bir kanıt yoktu. Ortaokul lise notları iyi-pekiyi arasındaydı ancak fen bilimleri dersleri olağanüstü takdir alıyordu. Bir anlatıya göre, babasının Einstein’a hastalandığında hediye ettiği bir pusula, onun doğaya karşı ilgisinin başlamasını sağladı. Einstein pusulayı döndürüyor, fakat ok her zaman bir yönü, kuzeyi gösteriyordu. Demek doğada pusulayı aynı doğrultuda etkileyen kuvvetler vardı, ama bunlar neydi?

POPÜLER BİLİM KİTAPLARI YOL GÖSTERDİ

Bu dönemde Einstein’ı popüler bilim kitaplarıyla haşır neşir görüyoruz. Özellikle Aaron Bernstein’ın halka yönelik yazdığı doğa bilimleriyle ilgili kitapları başucu kitaplarıydı. Müthiş etkileniyordu bu bilgilerden ve durmadan daha fazlasını merak ediyordu! Bu kitapların Einstein’ın ilgi alanlarını belirlemesine çok yardımı oldu. Mesela Felix Eberty’nin ‘Yıldızlar ve Dünya Tarihi’; uzay, zaman ve sonsuzluk üzerine düşünceler kitabı kendisini çok etkiledi. Öyle ki Einstein, ünlü bir bilim adamı olduktan sonra, bu kitabın 1923’te yapılan yeni baskısına bir de önsöz yazdı. Bu dönemde yerleşik eğitim sistemiyle ilk çatışmasını ilkokulda yaşayacak ve okulun müdürüyle dalaşacaktı. Unutmayın ki, o dönemde Alman okullarında müthiş bir disiplin ve uymayana verilen ceza sistemi hüküm sürerdi. İlkokulu orada bitirmeden, Milano’ya taşınan ailesinin yanına gidecekti. 

Bir genç düşünün, henüz 16 yaşında ve ilk bilimsel makalesini yazarak mesleki bilimsel fizik dergilerinde yayımlamaya kalkışsın! Evet Einstein ‘Manyetik Alanda Esir Maddesini Araştırma Üzerine’ makalesini yazdı ama bu, bilimsel bir makale olarak yayınlanmadı.
Ailesi, babanın ticaret alanı olan ‘elektro-teknik’ okumasını isterken, İsviçre’de, şimdiki ünlü İsviçre ETH- Teknik Üniversite’sinin ilk adı olan Politeknik Okulu’na başvurdu. Fakat lise diploması bile yoktu. Bu nedenle en genç katılımcı olarak (16 yaşında) sınava girdi, fen bilimlerinden en yüksek notu alırken Fransızcadan çaktı ve okula kabul edilmedi. Üniversiteden bir profesörün yol göstermesi ile bir lisede bir yıl geçirerek diplomasını aldı, yeniden sınava girdiğinde Fransızca’dan orta, ama tüm diğer derslerden en yüksek notu almıştı.
1896’da Alman vatandaşlığından çıktı ve bir dini cemaate aidiyetten ayrıldı. Düşünün, 17 yaşında vatansızlığı seçme cesaretini gösteren, dine mesafe koyan, üniversiteye başlayan bir genç!

“ÖĞRENME TEMBELİ!”

Üniversitede öğrenciyken, hocalarından bir kısmı Einstein’a “Senden adam olmaz” diyordu. Çünkü Einstein kendi kafasına göre takılıyordu; bildiğini okuyordu; geleneksel bilgilerin aktarılmasına sinirleniyordu; bu nedenle de bazı konuları öğrenmekte tembel ve ilgisiz davranıyordu. Bu tavrı doğa bilimleri dışındaki bazı hocalarının Einstein’ı “Umutsuz vaka”, “Öğrenme tembeli” olarak nitelemelerine neden oluyordu.

Oysa üniversitede örneğin fizik dersi mükemmeldi, dahası olağanüstüydü! Öğrenciliğini fizik alanına yoğunlaştırmıştı. Kendisini eleştiren profesörlerini ise, öğrencilere eski bilgileri nakletmekle eleştiriyordu: “En yeni araştırmaların sonuçlarını, bize kazandırdıklarını incelemek, öğretmek yerine, kitaplardaki geri kalmış gerçekleri anlatıp duruyorsunuz!” Kitaptaki bilgileri zaten yalayıp yutmuş, problem çözmeye odaklanmış bir öğrencinin, üniversite profesörleriyle çatışması kaçınılmazdı. O daha çok fiziğin teorik düşünceleriyle ve sistematiğiyle ilgileniyordu.

Üniversite öğrenimi boyunca, özellikle fizik alanında güncel bilimsel dergileri okuyor ve en son yapılan araştırmaları izliyordu. ‘E=mc2: Dünyanın En Ünlü Denkleminin Biyografisi’ kitabının yazarı David Bodanis, mezuniyetinden sonra Einstein’ın akademisyen olarak üniversitede kalması gerekirken, profesörlerine karşı açık sözlü tutumu nedeniyle asistan olarak okulda kalamadığını yazıyor.

Ama şu da var: Einstein, derslerde de çok sık görünmüyordu ve sınavlarda arkadaşlarının yardımına güveniyordu. Yani bir ‘ders kaçağı’ durumu da vardı! Ama Einstein bu zamanı, çok önemli fizik problemleri üzerine çalışmak, onlara kafa yormakla geçiriyordu! Kendisine bu konularda katkıda bulunmayacak konularla zaman kaybetmek istemiyordu. Derslere fazla ilgi göstermemesi, daha sonra, fiziksel hesaplarda çok ihtiyacı olan yüksek matematikte bazı eksikliklerini ortaya çıkardı. Ama okul arkadaşı Marcel Grossman, görelilik hesaplamalarında kendisine yardım edecekti. 

1900 yılında, okulu matematik ve fizik öğretmeni olarak bitirdi. Politeknik ve başka üniversitelere asistanlık başvuruları yaptı ama reddedildi. Geçimini sağlayacak ama fizik problemleri üzerinde çalışmasını engellemeyecek rahatlıkta bir iş bulmakta çok zorlandı. Bir süre öğrencilere özel dersler verdi. Nihayet, Bern’de Patent Bürosu’na arkadaşlarının yardımıyla müfettiş olarak girdi. Orayı çoğunlukla, bilimsel konular üzerinde araştırmak ve makaleler yazmak için kullandı. Bu arada, biri matematikçi diğeri felsefeci iki arkadaşıyla ‘Akademie Olympia’ adındaki düzenli buluşmalarda ‘fikir fırtınaları’ yaptılar! Patent ofisindeki odası, Einstein’ın büyük buluşlarına tanıklık edecekti!

Bu arada şunu belirtelim: Einstein, üniversite sürecini öyle güzel değerlendirdi ki, bitirdiğinde dünyayı sarsacak teorilerini hemen bilimsel makalelere dökebilecek bir olgunluğa erişmişti. Mezuniyetten kısa süre sonra yaptığı ilk işlerden biri, o dönemin ünlü bir mesleki fizik dergisine, ilk bilimsel makalesini göndermek oldu. Bu, Einstein’in üstelik çok erken yaşta bilim dünyasına yolladığı ilk “Geliyorum!” işaret fişeği sayılabilir.

Einstein’ın profesörlüğünü alması problemli oldu. Çeşitli üniversitelere başvurması sorunlar yarattı. Onu almak istemediler. 1905 yılında o büyük bilimsel buluşlarıyla yaptığı ‘büyük patlamaları’ndan nice sonradır ki, Alman imparatorluğunca olağanüstü profesör ilan edilecek, Prag Üniversitesi’nde teorik fizik dersleri için atanacak, daha sonra da mezun olduğu okula, Politeknik’e, kendisine asistanlık vermeyen yere, profesör olarak geri gelecekti!

MUCİZELER YILI

1905 yılı büyük bir tarihsel zamandır, bir büyük dönemeçtir; dünya fiziği açısından mucizeler yılıdır, dâhilik patlaması zamanıdır. Bakın neler yaptı bilim kahramanımız: Işık parçaçıkları hipotezi, Brown moleküllerinin hareketi ile molekül fikrinin inşası, özel rölativite teorisi… E=mc2; yani enerjinin, kütle ile ışık hızının çarpımının karesine eşit olduğunu anlatan kuramı, o güne kadar kütle ile enerjiyi birbirinden ayrı tutan anlayışı yıktı.

Bu makalesinde tek bir başka kaynağa referans yoktur! Yani, bu teorisini ortaya atarken, geçmişte yararlanacağı tek bir bilimsel yayın, görüş, teori bulunmamaktaydı! Bu bile çığır açıcı teorilerinin özgünlüğünü anlatmaya yeter! Evet fizik bilimi değişiyordu; insanoğlu, evreni, maddeyi avuçları içine alacak döneme adım atacaktı. 

Şunu da belirtelim ki, o yıllarda Einstein’ın bu keşiflerinin öneminin farkında olan ve nelere yol açabileceğini düşünebilen az sayıda kişi vardı! Bu keşifler yılı, hayatımızı etkileyecek yüzlerce buluşa kapı aralayacaktı. Aşağıda bazılarını anımsatacağız, mesela e=em2 formülü ile ifade ettiği kütle ile enerji arasındaki eşdeğerlilik/eşitlik, yıldızlardaki enerji üretiminin anlaşılmasını ve atom enerjisinin geliştirilmesini sağladı. Kütlenin aslında bir enerji biçimi olduğunu, her şeyin enerji ile ilişkisini gösterdi. 

Einstein, evreni salt fiziksel ve matematiksel denklemler ve formüllerle çözdü. Bu teorik çözümlemeler ve ortaya attığı tezler daha sonra çeşitli deneylerle onlarca kez test edilecek, gözlemler yapılacak ve her defasında Einstein doğrulanacak ve haklı çıkacaktı. Tıpkı bugün, yazımızın başında belirttiğimiz kütlesel çekim dalgalarının varlığının kanıtlanması gibi. Burada, Einstein’ın 1905’teki özel görelililk kuramı makalesinden sonra 1915’te bunu daha büyük bir çerçeveye oturtarak, genel görelilik kuramını yazdığını da belirtelim.

DÜNYAYI 110 YILDIR UĞRAŞTIRAN ADAM

Şunun da özellikle altını çizelim: Dünyada 110 yılı aşkın süredir, hâlâ Einstein’in teorilerinin ve tezlerinin kanıtlanması için uğraşılıyor ve deneyler yapılıyor. LIGO deneyi bile 100 milyonlarca doları aşan bir maliyet doğurdu. Ama bu buluşun hayatımızı önemli ölçüde etkileyebilecek hangi yeniliklere yol açacağını, evren ve yasalar hakkındaki bilgilerimizi nasıl geliştireceğini şimdiden kestirmek olanaksız. Teorileriyle, keşifleriyle tüm dünyayı bu kadar uğraştırmak, başka hiçbir bilim insanına nasip olmamıştır. Bu nedenle Einstein gelmiş geçmiş en büyük dâhi olarak kabul edilir.

1921’de fotoelektriksel etki makalesine Nobel ödülü verildi, ama aslında 1905 tarihli makalelerinin hepsi ayrı ayrı Nobel ödülü alacak nitelikte kabul edilir. 1905 yılı, 2005’te, Einstein’ın özel görelilik teorisinin ve diğer keşiflerinin 100’üncü yılı olarak, özellikle Almanya’da ve ABD’de, Annus Mirables (mucizeler yılı) olarak kutlandı.

Bu yazı, olağanüstü bir beynin ortaya attığı teorileri açıklamak amacı taşımıyor. Bu haddimizi zaten aşar. Fakat kaynaklardan yararlanarak, katkıları üzerine kısa bir özet yaparsak, Einstein zaman, mekân, ışık, hız, madde, enerji gibi ana kavramları tanımlayıp içeriklerini belirledi:

• Işığın ikili karakterini, hem dalga hem parçaçık özelliğini gösterdi. “Işığın kuantum kuramı ile modern elektroniğin temellerini kurdu.” Atomun varlığını gösterdi.
• ‘Fotoelektrik etki’ kuramıyla, kuantum fiziğini doğurdu.
• Işığın enerji paketleri halinde oluştuğunu varsaydı.
• Atomların varlığını, ‘Brown hareketi’ makalesiyle deneysel olarak gösterdi ve atom var mı, yok mu tartışmalarını bitirdi!
• Dördüncü Boyut: Uzay-zaman kavramı ve birlikteliği ile en-boy-yüksekliğe zamanı eklemiş oldu.
• Atomun büyüklüğünü hesapladı.
• ‘Evrendeki tüm hareketlerin dikey geliştiğini’ varsayarak ışığın bükülebileceğini ve ışık yollarının koni oluşturduğunu ve ışıktan hızlı gidilemeyeceğini gösterdi.
• Tabii, hayatının büyük bölümünü feda ettiği ve bütün fizik yasalarını tek bir yasada birleştirmeye adadığı Birleşik Alan Kuramı için çalışmaları tetikledi.

ÇOK YÖNLÜ BİR KİŞİLİK

Diyeceğimiz, meraklı okur, daha geniş kaynaklara giderek derinlik kazansın. Einstein’ın bilim kişiliğinin yanı sıra muazzam bir de sosyal kişiliğinin var olduğunu bilsin: Nazilere karşı tutumu, Alman bilim akademilerinden kovulması ve oralardan istifa etmesi, hakkında “İdam edilmesi gereken adam” diye yazılar yayımlanması, barış için çabaları, din ve sosyalizm üzerine görüşleri, kapitalizme eleştirileri, insancıl kişiliği, savaş aleyhtarlığı, kurulmasını desteklediği İsrail devletinin Filistinlilere zulmüne karşı çıkması… Ve “Devlet insan içindir, insan devlet için değil!” düşüncesi! Madem önemli bir sözüne değindik, birkaçını daha anımsatalım:

“Fantezi bilgiden daha önemlidir, çünkü bilgi sınırlıdır.”
“Önemli olan, insanın soru sormaktan hiçbir zaman vazgeçmemesidir!”
“Benim çok özel bir yeteneğim yok, ben sadece müthiş meraklı bir insanım!”
Hayır, özel ve müthiş bir yeteneği olmadığına kimseyi ikna edemez! Ama burada “Soru sorarak önemli yerlere varabilirsiniz” demek istiyor ve herkesi cesaretlendiriyor!  

KEŞİFLERİNİN HAYATIMIZA ETKİLERİ

Bu konuya girerek yazımızı bitirelim. Einstein’ın ışık, zaman ve mekânla ilgili ortaya attığı düşünce ve bulguları, uygulamalara dönüşerek günlük hayatımızda çok şeyi değiştirdi. GPS (coğrafi konumlama sistemi) ve uygulamaları, CD çalıcı, TV, onun kuramlarının yol açtığı gelişmeler. Bu sistemlerin çalışma temellerinde, Einstein’ın görelilik kuramının buluşları yatar. Örneğin elektronların hızlandırılmasıyla biz de TV’de daha net görüntüler elde ediyoruz. Işığı elektrona çeviren almaçlar sayesinde dijital kameralar üretiyoruz. Güneş ışığını güneş hücreleriyle yakalayıp kullanabileceğimiz enerjiye dönüştürüyoruz. 

Einstein üzerine kişisel açıdan yazılıp çizilenlerden önemli bir bölümü, tabii ki dehasını da kapsıyor. Bilimsel rüştünü akademik olarak ‘kanıtlamadan’, fizikteki gelişmeleri sadece mesleki yayınlardan izleyerek ulaşılan büyük başarı. Bu nasıl bir beyindir ki, bütün fizik anlayışlarını tersyüz edebiliyor? Harvard Üniversitesi’nden Howard Gardner, Einstein’ın dâhiliğini, hiçbir zaman çocuksu saflığını kaybetmemesine bağlıyor ve onu ebedi çocuk olarak nitelendiriyor. Einstein insanlığın bir ikonudur. Müthiş bir efsanesidir. Evren’in ‘mühendisi’dir.

Yazarın notu: Bu yazı için 2005 yılında Einstein kutlamaları için yayımlanan ve bazılarına o yıl Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergisinde yer verdiğimiz yazılardan, Einstein’ı anlatan İngilizce, Almanca ve Türkçe güvenilir internet sitelerinden, tabii ki Wikipedia’dan yararlandık. 

Yazar: Orhan Bursalı
Kaynak: www.tempomag.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Buzdağının görünmeyen kısmı

suçlama, söylenme, ördek sendromu, başarı

Ördek sendromu nedir? En belirgin özellikleri nelerdir? Hiç çalışmıyormuş gibi görünen ama başarılı olan insanlar bunu nasıl yapar? İşte tüm bunlara yanıt olabilecek nitelikte bir makale…

Ördek Sendromu: Neden Başkalarının Daha İyi Yaşadığını Düşünürüz

İş yerimizde her şeyi büyük bir titizlikle yapan oldukça sakin bir eleman vardır; üniversitede hiç çalışmıyormuş gibi görünen, sürekli gezen ama sınavlarını AA ile veren bir arkadaşımız, hiçbir ölçü kullanmadan dünyanın en lezzetli yemekleri yapan komşumuz…

Sosyal medya hesaplarımızı turlarken kendi kendimize söylendiğimiz çok olmuştur: “Nasıl bu kadar iyi bir hayat yaşıyor bu insanlar, oysa ben sürünme konusunda yılanlardan halliceyim!”

Bu örneklerden çok daha fazlasının zihninizde canlandığı ve bunları düşünürken: “Ben bu kadar çabalarken ve onlar hiçbir şey yapmazken neden aldıkları sonucun yarısını bile elde edemiyorum? Bunu onlardan daha fazla hak ediyorum!” diyerek sitem ettiğimiz aşikar.

Bu yazı, dışarıdan “en” nitelendirmesiyle bahsettiğimiz insanların da aslında bizden pek bir farkı olmadığını bilmeniz ve kendinizi suçlamayı bırakmanız için yazıldı. Keyifli okumalar!

***

Pek çoğumuz suyun üzerinde dans eder gibi yüzen ördekleri seyredip hayran kalmışızdır. Suyun üst kısmından bakarken herhangi bir problem olduğunu düşünmeyiz, esas karmaşıklık suyun altındadır. Ördek o küçük perdeli ayaklarını hızlıca çırparak suyla mücadelesini sürdürmeye çalışır.

Stanford Üniversitesi tarafından öğrencilerin zorluklarını tanımlamak için ortaya atılan “ördek sendromu” kavramı, ördeklerin suyla mücadelesinden ilham alınarak adlandırılan ve günlük hayatımızı zorlaştıran bir düşünce sistemini özetlemektedir.

Aslında ördek sendromu, öğrencilerin herhangi bir sıkıntı, depresyon, kendinden şüphe etme kaygılarını bastırırken dışarıdan sakin görünebilme yeteneklerini ifade etmek için kullanılmıştır.

Mücadele etmeden veya çaba göstermeden başarma izlenimini başkalarının özellikle bilmesini isteyecekleri şekilde görüntüleri yaymaya-yayınlamaya olanak sağlayan sosyal medya kullanımının yoğunlaşması da bununla ilgilidir.

Örneğin bir üniversite öğrencisinin güzel bir filtre ile geliştirilmiş seyahat görüntülerini paylaşması ve akranları ile sosyalleşmesi, gece geç saatlere kadar kütüphanede kalmasını ya da projesi için yediği ret maillerini paylaşmasından daha olasıdır.

Aynı mantıkla etrafınızdaki insanların zahmetsizce yaşamaları, sınavlara girmeleri, stajlara katılmaları ve partilere gitmeleri esnasında dört sınavınız, dört saatlik uykunuzla birlikte üç projenizi yürütürken gezmelere çıkmanız biraz zor görünüyor.

Tabii ki arkadaşlarınızın başarılı olduğunu görmeyi seviyorsunuz ancak siz, kişisel yetersizlik hissiyle ayakta kalmaya çabalarken herkes nasıl bu kadar mutlu ve rahat olabilir?

Esas soru şu: “İnsanlar gerçekten göründüğü kadar mutlu, zengin, başarılı, rahat ya da mükemmel mi?”

Cevabı hepimiz biliyoruz: değiller. İnsanlar, günümüz “mükemmel olmaya zorlayan, mükemmel olmayanı dışlayan” dünyasına uyum sağlamak için şekilden şekle girmeye mecbur kalıyor. Bu durum yokuş aşağı yuvarlanan küçük bir kartopu gibi çoğumuzu içine katarak büyümeye devam ediyor.

Hepimiz, olmayı istediğimiz başkalarının da olduğunu zannettiğimiz muhteşem kareler içerisinde kayboluyoruz.

İş yerinizde her şeyi büyük bir titizlikle yapan ve oldukça sakin görünen o eleman sabahlara kadar bir sorun çıkmaması için çalışıyor, siz ortak olmayan bu süreci görmüyorsunuz.

Üniversitede gezilecek tüm mekânları bilen ama notları da AA altına düşmeyen o arkadaşınız bütün verimli ders çalışma taktiklerini zorluklarla öğrendi, ders çalışmak için ayırdığı vakitte sadece ders çalışmaya odaklanıyor.

Hiçbir tarif ya da ölçü kullanmadan tüm yemeklerini lezzetli yapan komşunuz o raddeye gelene kadar pek çok kez yemeğini yaktı, pek çok kişiden olumsuz eleştiri aldı.

Sosyal medya hesabında az önce dünyanın öteki ucunda yemyeşil bir ormanda kamp yaptığını paylaşan arkadaşınız ailesiyle büyük bir tartışma yaşadı ve evden ayrıldı, siz bu olaydan haberdar değilsiniz.

En başarılı cerrah seçilen o tıp doktoru, siz o unvanı görmeden önce pek çok güzel şeyden vazgeçerek yıllarını kariyerine adadı.

“Buzdağının görünmeyen kısmı” sizin kendi içinizdeki yıkımları bilmeniz ama başkaları için -belki çok daha fazlasını yaşamış olmasına rağmen- bunu hissedememenizdir.

Hiç kimsenin hayatı bir ördeğin suyun üzerindeki süzülüşü kadar hayranlıkla izlenesi değil. Kendinizi bir başkası gibi olmaya çalışmaya zorlamak, suyun altındaki ayaklara yapacağınız en büyük kötülük olur.

Sağlıcakla…

Kaynak:  www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

İş başvuruma neden geri dönüş alamıyorum?

özgeçmis, iş başvurusu geri dönüş süresi, insan kaynakları, cv

Siz de birçok şirkete özgeçmişini gönderip dönüş alamayanlardan mısınız? O zaman bu makale tam size göre… İşte iyi bir özgeçmiş hazırlamanızı sağlayacak ve özgeçmişinizi görünür kılacak detaylar…

İK uzmanından iş başvurusuna geri dönüş alamamanızın nedenleri

İş arıyorsunuz, ilanlara başvuruyorsunuz ama bir türlü başvurularınıza geri dönüş alamıyorsunuz. CV ve Kariyer Danışmanı, İnsan Kaynakları Profesyoneli Esra Kemer, iş başvurusu sürecinde İK uzmanlarının gözünden adayların yaptığı hataları ve başvurulardaki eksiklikleri anlatıyor.

“Sürekli iş başvurusu yapıyorum neden dönüş olmuyor?” Kâbus gibi günler… İş arayıp duruyorsunuz, ilanlara başvuruyorsunuz ama bir türlü başvurularınıza geri dönüş alamıyorsunuz, mülakata bile çağırılmıyorsunuz. Neden, diye sorup duruyorsunuz kendinize ama bir cevap bulamıyorsunuz.

Bu yazımda amacım kesinlikle iş arayan kesimi eleştirmek ve İK uzmanlarını korumak değil öncelikle bunu belirtmek isterim. Ancak sizler iş başvurusu yaparken diğer dinamikleri de bilirseniz daha bilinçli hareket eder ve kendinizi geliştirip markanızı kuvvetlendirirsiniz. Madalyonunun diğer yüzünü bilmek size fark katacak, gelişmenizi sağlayacaktır.

İK profesyonelleri ve kurumlar İK politikalarında çok mu iyi? Hayır, tabii ki… Her meslekte iyiler ve kötüler var. Kurumun başvurulara geri dönüş politikası farklı olabilir. Benim fikrim ise mutlaka bir şekilde iş başvurusu yapan her adaya geri dönüş yapılması yönünde.

İK tarafında süreç nasıl işliyor?

İK uzmanlarının performansı, açık pozisyonları doğru ve nitelikli profesyoneli bularak hızlı kapatmaları ile ilintili. İlan vermek ve mülakatlar dışında İK profesyonellerinin yürüttüğü başka süreçlerde var belki bilmediğiniz. Bu süreçler;

Açık pozisyona ait yönetici ile iletişimde kalmak,

İlanda yer alan detayların doğru ve eksiksiz olması için personel talep formunun peşinde koşmak,

İlanın yayınlanmasını sağlamak,

Mülakat davetleri yapmak (Gelmeyen adaylardan dolayı kaybettiği vakitte yeniden aday daveti yapmak),

İlana başvurup randevusuz gelen adaylarla görüşmek,

Aday havuzunu oluşturmak üzere CV’leri incelemek gibi…

Peki, İK profesyonelleri iş arama kanallarında iş ilanını yayınlandığında ne oluyor da sizi mülakata çağırmıyorlar? Neden tam da size göre olan ilana ait başvurunuzdan sonra size geri dönüş yapılmıyor bir zahmet? Mülakata çağırılmamanızın birkaç sebebi;

“İlanda X bölgesinde oturan aday” diye belirtilmiş ama hiç alakası olmayan başka bir ilde oturan adaylar başvurduğunda, o adaylar direkt eleniyor. Çünkü ilanda belirtilen şehre servis yoktur yani adayın adresi uygun değildir. Elenirsiniz… Eğer adres değişikliğiniz varsa uygun yedek CV’nizi kullanabilirsiniz.

İlanda işin niteliğine göre mezun olunan okul detayları belirtilir. “Bu okulların birinden mezun olmadım ama bir şansımı deneyim, ne de olsa benim bölüm de istenilen bölümlere yakın” gibi bir düşünceniz olabilir, ama filtreye takılırsınız. Eğer bu farklılığı kapatacak eğitimleriniz-sertifikalarınız var ise mutlaka CV’nizde belirtin, faydalı olur.

Yaş konusu işin niteliğine ve gerekliliklerine göre önemli olabilir İK uzmanları için. Sahada sıcak satış yapan ekibin yaş ortalaması 26 olduğu için ilanda 30 yaşını aşmamış yeni bir çalışan aranıyordur ve bu detay ilanda belirtilmiştir. “Olsun, ben uyum sağlarım” diye 37 yaşında işe başvurursunuz, ancak yine bir filtreleme ile elenirsiniz.

Kariyerinizi aldığınız eğitim ve becerileriniz dâhilinde değiştirmeye karar vermiş olabilirsiniz. Başvurduğunuz iş ile ilgili tecrübeniz yoksa elenirsiniz. Çünkü bu işe daha uygun başka adaylar vardır emin olun, elenirsiniz. Eğer tecrübeleriniz başvurduğunuz işe uygunsa bunu bir şekilde CV’de öne çıkarmalısınız ki mülakat daveti alın. İkna etmelisiniz.

İK uzmanı bir şekilde CV’nizi inceledi, harika haber! Sizinle telefonla iletişime geçecek telefonunuzu arıyor ama telefon numarası kullanılmıyor ya da bir şekilde size ulaşamadı, elenirsiniz. Yedek telefon numarasını arıyor, konudan anlamayan bir kişi açtı ve not almadı; mail attı siz okumadınız. Daha ne yapsın İK uzmanları? CV’de en güzel Facebook profil fotonuz ve karizmatik e-posta adresinizi kullanmıştınız halbuki. Sonra lütfen geri dönüş olmuyor demeyin…

Her CV gönderildiğinde veya ilana başvurduğunuzda mülakata çağrılmayabilirsiniz, çok normal. Filtreler kullandığında eğer bu ve benzeri eksikler varsa CV’niz görüntülenmeyebilir. İK uzmanlarına açık ilanları için yüzlerce hatta binlerce CV geldiğini düşünürsek çok da şaşılacak bir durum değil. İK uzmanının CV’nizin okumanızı sağlamalısınız. Öncelikle CV’niz güncel, sizi ifade edebilmeli ve mutlaka başvurduğunuz işe göre hazırlanmış bir CV olmalı.  Başvuru/ön yazı ile işe uygunluğunuzla ilgili gerekli detayları vererek, uygun olmayan durumları nasıl uygun hale getireceğinizi belirtebilirsiniz. (Adres değişikliği gibi)

Diğer bir konuda İK uzmanlarına gönderilen iş başvurusu ve CV paylaşım e-postaları…

Tam çalışırken yeni posta uyarısı gelir ve e-posta açılır.  İK uzmanları da yoğun bir şekilde çalışıyor, tıpkı diğer profesyoneller gibi. Bomboş veya “Ekteki CV’yi dikkate alır mısınız?” diye yazılmış bir e-posta, ne kadar özenli duruyor bir düşünün…  Başvurulan pozisyon, kariyer hedefi, öz geleceğe dair bir açıklama yazısı, hiçbir şey yok. Gözden kaçabilir mi? Evet, kaçar. Daha şık ve doğru bir şekilde başvuran adayların arkasına geçer mi? Evet, geçebilir mümkün… Tecrübelilerin CV’sinin değerlendirilmesi daha da zor çünkü birden fazla pozisyona uygun olabilir. Bu yüzden İK uzmanları ile iletişime geçerken yazışma kuralları dâhilinde özellikle başvurulan ilan, çalışabilecek pozisyonların belirtildiği bir ön yazı ile gönderilmeli. E-postanız içeriği, sizin özenli bir profesyonel olduğunuzu hissettirir, tavsiyemdir.

Sosyal ağlar nasıl kullanılmalı?

Sosyal ağlarda da “İş arıyorum lütfen yardımcı olun, çok mağdurum. İş bulmamı sağlar mısınız?” içerikli paylaşımlar olabiliyor. İK uzmanı o sırada açık pozisyonu varsa ve unvanınız uygunsa hızlıca ilgilenebilir. Ancak bu tip detay içermeyen paylaşımlar bireysel markanız hakkında ne kadar güçlü bir etki bırakır, tartışılır. Nasıl anılmak istiyorsanız bunu hissettirecek şekilde iletişime geçebilirsiniz. Örneğin, “İş arıyorum ilgilenenlere CV’mi gönderirim” diye düşünmek yerine “X-Y-Z konularında tecrübe sahibiyim, A-B-C gibi yetkinliklerim bulunmaktadır. Bu bilgi ve becerilerimi kullanabileceğim X sektöründe Y pozisyonlarında çalışmak üzere iş arayışım mevcuttur” gibi odaklı bir şekilde duyurmak daha etkili olur.

Bu örnekler daha da artabilir veya kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. Özetle,

Profesyonel kimliğinizi iyi tanıyın ve iş başvurularınızı hedef ve niteliklerinize göre yapın.

CV’niz mutlaka becerilerinize ve hedefinize göre yedekli olsun. İlana uygun CV ile başvurun.

Eksik, görev tanımlarının ve iletişim bilgilerinin yazılmadığı CV’ler kullanmayın.

İlanları iyi okuyun ve tam olarak iş tanımı ve nitelikleriniz uygunsa başvurun. İşinizi şansa bırakmayın. Güçlü yönlerinizi ve farklılıklarınızı nasıl uygunlaştıracağınızı mutlaka önyazınızda, CV’nizde veya e-postanızda uygun bir dille ifade edin.

E-posta atarken CV’nizi dosya isminde adınız-soyadınız-başvurduğunuz pozisyonun adı ile gönderirken profesyonel kimliğinizi, tecrübelerinizi hangi pozisyonlar ve ilan için değerlendirilmesini istediğinizi belirtin.

Bu ve benzeri detaylar sebebiyle elenip gidebilirsiniz. İK uzmanları da işini yapıyor ve performansını göstermek zorunda ve onları da bir çalışan olarak anlamak gerekir. İK uzmanının gözünden bakarsanız siz de başvurularınızı daha etkili yapabilir ve kendinizi geliştirebilirsiniz. Öncelikle;

CV’nizi güncelleyin ve yedekleyin. Görevleriniz, yetkinlikleriniz gibi hedefe göre eksiksiz olsun.

İlanları daha da dikkatli okuyun ve uygun olanlara başvurun.

Genel önyazınız hazır olsun ve bir de ilana göre önyazınızı güncelleyin.

İK uzmanları CV’nizi ve başvurunuzu aldığına dair geri dönüş yapmalı mı? Evet yapmalı.

Sonuçta hepimiz birer değeriz.

Yazar: Esra Kemer
Kaynak:www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Nasıl teklif etmeliyim?

ilişkiler, ilginç evlilik teklifleri, evlilik teklifi, evlilik, evlenme teklifi

Evlilik teklifi etmeye mi hazırlanıyorsunuz? Nasıl bir teklifte bulunacağınızı bir türlü bulamıyor musunuz? İşte aklınıza yepyeni fikirlerin gelmesini sağlayabilecek en ilginç evlilik teklifleri…

Dünyanın en ilginç evlilik teklifleri

“Benimle evlenir misin?” sorusunu sormak için on binlerce dolar harcamaya hazır insanlar var

“Benimle evlenir misin?” sorusunu sormak için on binlerce dolar harcamaya hazır insanlara hizmet verecek şirketlerin sayısı giderek artıyor.

Londra’da tarihi bir tiyatroda oyuncular Romeo ve Juliet oyununun provasını yapıyor. Shakespeare hayranı New Yorklu Amanda Lynch ve erkek arkadaşı Andrew Smith provanın tek seyircileri. Enstrümanlar çalıp koro şarkı söylemeye başlayınca Andrew Amanda’nın önünde diz çöküp elini tutarak sorusunu soruyor: “Benimle evlenir misin?”

Bir süre sonra kendisini parmağında elmas bir yüzükle ve aşk mektupları arasında bulan Amanda “En güzel evlilik teklifiydi bu” diyor.

Fakat bu sahneyi düzenlemek için iki aylık plan yapılmış, 25 kişilik oyuncu, müzisyen, koreograf tutulmuştu. Bunları 4000 dolar karşılığında The One Romance adlı organizasyon düzenlemişti.

32 yaşındaki Smith’in diğer kardeşleri de böyle ilginç mekânlarda evlilik tekliflerini yapmış, biri Paris’te Eiffel Kulesi’ni, diğeri New York’ta Eockefeller Centre’ı kullanmıştı bunun için.

Hızla gelişen sektör

Evlilik törenleri sektöründe bu alan yeni gelişiyor denebilir. ABD’de geçen yıl bu sektörde 72 milyar dolarlık harcama yapılmış, evlilik planlama şirketleri bundan 1,2 milyar dolarlık pay almıştı.

Los Angeles’ta 2010’da kurulan The Heart Bandits adlı şirketin sahibi Michele Velazquez, bugüne kadar evlilik teklifi planlaması için kendilerine başvuran 2000 müşteriye dikkat çekerek bunun hızla gelişen bir sektör olduğunu ve müşterilerinin çoğunun erkek olduğunu söylüyor.

Evlilik teklifi için 52 bin dolar harcayan bir müşterisi, New York’ta bir teras bahçesi kiralamış, buradaki havuzun tabanına özel olarak sevgilisinin ve kendi isminin baş harflerini yazdırmış, üç metreye yakın orkide buketi hazırlatmış, pahalı bir çift ayakkabı hediye etmiş, orkestra eşliğinde arkadaşlarına ziyafet çekmişti.

2014’te Londra’da kurulan The One Romance adlı organizatör şirket ise bugüne dek 2000 müşteriye hizmet vermiş.

Sosyal medya etkisi

Şirketin kurucularından Tiffany Wrigth, müşterilerinin romantik fikirlerle gelen, ama her şeyi organize edecek zaman bulamayan zenginler olduğunu söylüyor.

En düşük bütçeli evlilik teklifi 1250 dolardan başlıyor. Ama bir müşterisi 700 şarkıcı ve bazı ünlüleri de içeren organizasyon için 625 bin dolar ödemiş.

Bu aşırılıklarda aşkın etkisi kadar, yaşanan anı sosyal medyada paylaşma güdüsü de yatıyor. Wright, sosyal medyanın evlilik teklifine rekabet özelliği kattığını söylüyor.

Özel sinemada özel film

Geçen yıl İngiltere’nin Kent bölgesinden internet tasarımcısı ve dijital pazarlamacı Anthony Williams şimdi karısı olan o zamanki sevgilisi Dembi’ye özel bir teklif yapmak istemiş.

Londra’nın ünlü Covent Garden semtinde bir otelin restoranında yemek yedikten sonra otel çalışanları onları özel sinema salonunda bir film izlemeye davet etmiş. Işıklar sönüp film başladığında ekranda 48 yaşındaki Anthony çıkmış. Dembi’yi neden sevdiğini anlatmış bir süre.

Sonra müzisyenler ve şarkıcılar girmiş salona ve Anthony’nin teklifi yapacağı ortamı hazırlamışlar. Bu hizmet için 6200 dolar ödemiş.

‘Romantik balon’

Paris’teki ApoteoSurprise adlı şirketin sahibi Nicolas Gerreau bunun “romantik bir balon” olduğunu söylüyor. 2006’dan bu yana 1600 evlilik teklifi organizasyonu yapmış.

Ismarlama teklif hazırlıklarının yanı sıra 30 farklı senaryo seçimi sunuyor müşterilerine ve bunların en az masraflı olanı 300 dolardan başlıyor.

Paris’i Rolls Royce Corniche ile dolaşıp Seine Nehri vadisinde bir malikane terasında yemek yedikten sonra jetlerin gökyüzünde çizeceği kalpleri seyretmeyi içeren bir tören ise 21 bin dolara mal oluyor.

En fazla ilgi gören törenlerden biri de 2100 dolara atların çektiği bir Kül Kedisi Sindirella arabası ile Paris turu, çikolatadan yapılma bir ayakkabı ve Seine Nehri’nde kayık gezisi içeriyor.

“Kadınları ağlatan bir işletme işletiyorum” diyor Gerreau. “Gözyaşı akmazsa işimi eksik yapmış gibi hissediyorum.”

Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND