Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

‘kriz var diye evde mi oturalım, evde oturunca ekmek gelmez’

Küresel krizi değerlendiren Cem Boyner, krizin etkilerini en aza indirmek için son dakikaya kadar mücadele edeceklerini söyledi.

Boyner, “2009 kötü geçecek diye mal almayalım, mağazaları kapatalım, evde mi oturalım? Evde oturunca ekmek gelmez. Teslim olmak yok, sonuna kadar savaşacağız. Kendi işlerimizde matem havası yok. Bizde hiç eleman çıkarmamak için üst yönetim maaşlarını yüzde 10 kıstı. Amaç gemimize su aldırmadan yılı bitirmek” dedi

Boyner, krizi yönetemediğini söylediği hükümetin ise şu andaki tek kaygısının yerel seçimler olduğunu vurguladı. Boyner, “AKP, seçimlerde daha düşük bir oy oranını adeta güvensizlik gibi değerlendiriyor. IMF seçim harcamaları önünde engel. Seçimlerin kamu harcama disiplinini artırma etkisi olacak. Dolayısıyla iktidar mecbur olacağı son dakikaya kadar IMF anlaşmasını geciktirmeye çalışacaktır. Bu da krizi daha az zararla atlatmamızı gün be gün geciktiriyor” diye konuştu

Boyner Holding Murahhas Azası Cem Boyner, krizin etkilerini en aza indirmek için son dakikaya kadar savaşacaklarını söyledi. Kayıtsız şartsız bir dayanışma döneminde olunduğunu kaydeden Boyner, “2009 kötü geçecek diye hiç mal almayalım, mağazaları kapatalım, evde mi oturalım? Evde oturunca ekmek gelmeyecek. Teslim olmak yok bu işte. Sonuna kadar savaşacağız. Amaç gemimize su aldırmadan yılı bitirmek” değerlendirmesini yaptı. Hükümet kanadında ise krizin yönetilemediğini belirten Boyner, hükümetin ise şu andaki tek kaygısının yerel seçimler olduğunu söyledi. Boyner, “IMF seçim harcamaları önünde engel. Dolayısıyla iktidar mecbur olacağı son dakikaya kadar IMF anlaşmasını geciktirmeye çalışacaktır. Bu da krizi daha az zararla atlatmamızı gün be gün geciktiriyor” dedi.

Küresel krizi değerlendirir misiniz?

Bu 2001’e göre çok daha büyük çapta bir kriz, sadece bizim değil, tüm dünyanın krizi. Real kesim güven endeksi şu an 2001 krizinden daha aşağıda. Piyasalar Türkiye’de neden ciddi derecede daraldı diye bakarsak, bunun altında 3 ana faktör var. Birincisi, yurtdışı talebinin azalması dolayısıyla ihracatımızın düşmesi. İkincisi, moralsizlik. Üçüncüsü, finansal piyasalardaki kriz kaynaklı likidite azalması. Dolayısıyla bu krizden çıkmak sadece Türkiye’nin düzelmesi ile olacak şey değil.

Hükümetin kaygısı seçim

Hükümetin aldığı tedbirler sizce yeterli mi?

Şu an yerel seçimler hükümetin yegane kaygısı. Gündemde başka birşey yok. AKP, geçen seçimlerden daha düşük bir oy oranını adeta güvensizlik oyu gibi değerlendiriyor. IMF ise seçim harcamaları önünde engel. Seçimlerin kamu harcama disiplinini artırma etkisi olacak. Dolayısıyla iktidar mecbur olacağı son dakikaya kadar IMF anlaşmasını geciktirmeye çalışacaktır. Bu da krizi daha az zararla atlatmamızı gün be gün geciktiriyor. Oysa ekonomi açısından yılın birinci çeyreğinin harekete geçmek için kritik bir zaman olacağını düşünüyorum. Mesela otomotivde şu an yüzde 60 piyasa daralması yaşıyor. Ama yüzde 60 piyasa daralması, talebin düşmesi anlamına gelmiyor. Bankalar tüketici kredilerini daralttıkları için otomotive talep olduğundan çok daha fazla daralmış görünüyor. Kısacası, bankalar tüketici kredilerinin musluğunu açtıklarında, otomotiv piyasasında talebin hissedildiği kadar düşmeyeceğini görürüz. Güven ve hükümetin krizi nasıl yönettiği çok önemli. Beklenti yaratmak piyasaları olması gerekenden de fazla küçültür, yavaşlatır. Ne yapılacaksa bir hamlede yapılması gerekli. Örneğin, ’Otomotivi canlandırmak için tedbir alınacak’ derseniz, vatandaş bunu yakında ÖTV kaldırılacak şekilde anlar, alacağı varsa da almaz, ÖTV’nin kalkacağını zannetiği zamanı bekler. Şu likidite yokluğunda yurtdışından kredi, para bulanlara kahraman gözüyle bakılmalı. Yurtdışından sağlanan tüm kredilerde stopaj oranını sıfıra indirmeli. Daha sayısız tedbirlerden söz edebiliriz… Ama anahtar kelime bunları konuşmak değil ’şimdi yapmak’.

Kriz gerçek anlamda Türkiye’ye yansıdı mı?

Gereken tedbirler alınmadığı için lüzumundan fazla bile yansıdığını söyleyebilirim bazı noktalarda. Bankalar dünya kadar mevduatın üstünde oturuyorlar ve bunu kredi olarak vermekten çekiniyorlar. Tüketici kredileri, otomotiv ve ev kredileri kesilmeseydi bu iki sektördeki dökülme bu kadar olmayacaktı. Bu kadar olduğu için bir sürü fabrika durdu, inşaatlar durdu ve binlerce kişi işsiz kaldı. Bunlar hepsi birbirine bağlı şeyler. Krizi yönetmekten kastım bu. İyi ya da kötü yönetimden bahsetmiyorum, krizin yönetilmediğini söylüyorum.

Dış yorumlara baktığımızda “2009 çok daha zor bir yıl olacak” deniyor. Türkiye’ye baktığınızda önümüzde yerel seçimler var, IMF ile bir türlü yapılamayan anlaşma var, sizin de dediğiniz gibi yönetilmeyen bir kriz var. Bu şartlar altında 2009 bizim için nasıl bir yıl olacak?

Bizim mücadelemiz 2009’daki fevkalade kötümser kabulü tartışmasız kabulden çıkarmak. Kötü olacaksa mücadele etmekten vaz mı geçeceğiz? Obama geldi. Dünyada moraller mutlaka yükselecek. Finansal piyasalar, borsalar bir miktar onun paketleriyle rahatlayacak. Bu kalıcı olmayacak. Bunun bilancolara yansıması belki 6 ay, 1 yıl sürecek ama. Önümüzdeki ilkbahar-yaz sonbahar ve kıştan çok daha iyi olacak. O kadar kötümser olmak istemiyorum. Küçülme problem. Ekonominin küçülmesinden daha aşırı bir küçülmeye gidersek tedbir almak için büsbütün işin içinden çıkılamayacak bir hale getiririz ekonomiyi. Hepimizin ekmek yemesi lazım. Yemeyerek olmuyor.

Halk seçimle ilgilenmiyor

Herkes bu kadar iyimser değil…

Ben iyimser değilim, savaşçıyım. Son dakikaya kadar mücadele edeceğim. Kendi işlerimizde de matem havası yok. Minimum sayıda eleman çıkarmak, hatta hiç çıkarmamak için üst yönetim maaşlarını yüzde 10 kıstı. Kendileri istedi. Zamlar, primler kalktı. Müthiş bir dayanışma var. Amaç gemimizi su aldırmadan yılı bitirelim. 2009 kötü geçecek diye o zaman hiç mal almayalım, mağazaları kapatalım, evde oturalım. Evde oturunca ekmek gelmeyecek. Ben bunu iyimserlikten çok kayıtsız şartsız bir savaş ve dayanışma zamanı olarak görüyorum. Teslim olmak yok bu işte, sonuna kadar savaşacağız.

IMF ile anlaşma yapılmış olsaydı krizden daha mı az etkilenecektik?

Bugünden daha iyi olacağımız kesin. Hükümetin şunu sorması lazım; seçim için seçim harcamaları mı yoksa ekonominin düzelmesi mi daha çok oy getirir? IMF anlaşması ekonomideki küçülmeyi durduracaksa, finans piyasasını rahatlatacaksa, işsiz sayısını azaltacaksa hükümetin lehine daha çok puan yazılır. Geçen seçimin altına inmemek gibi bir kaygıları var ama halkın gündeminde yerel seçim hiç yok. Herkes evine ekmek götürmenin, işini kaybetmemenin derdinde…

Geçmişteki ağır krizler iktidar değiştirdi… Yine böyle bir risk var mı?

Hükümet bu krizi eninde sonunda iyi yönetmek mecburiyetinde kalacak. Mesele çok geç kalmadan, Türkiye daha fazla küçülüp daha fazla insan işini kaybetmeden, kalıcı hasar bırakmadan yapması.

Vahşi indirimler stokları bitirdi 2009’da erken ve yüksek indirim olmaz

2008’de perakende sektöründe indirimler tabir yerindeyse hiç bitmedi… 2009’da da erken indirimler olacak mı?

2008’de çok stokla yakalandık. Yıllardır arka arkaya devam eden büyümeler sonrası piyasaların çökmesi ile satışlar aniden durdu. Herkes stokta yakalandı. Nihayetinde Kasım’da başlayan yüksek, vahşi indirim politikasıyla stoklar temizlendi. 2009 yılına ağzı yanmış giren sektör, yüzde 40 civarında siparişlerini kıstı ya da iptal etti. Dolayısıyla bu yıl erken ve yüksek indirimler beklememek lazım, çünkü mal olmayacak. Mağazalar sezona çok kısıtlı stokla giriyor. Krizden ötürü yaşadığımız indirim çılgınlığının sürmesini mümkün görmüyorum. Hatta mallar sayılı olacak.

2009’dan umutlu musunuz?

Kriz ve tartışması bıktırdı, yerel seçimler ve Ergenekon seyrinde gidiyor. Ertelenen yaşam, baharın ilk güneşiyle yeniden yaşanmaya başlayacak. Yazın ürünlerin fiyatı zaten ucuzlayacak. Yazın giyinmek için çok daha az para harcıyoruz. Dolayısıyla müşterilerimiz yazın alışverişten daha az çekinecek. Üstelik önümüzde perakendenin en önemli alışveriş zamanları var; sömestre tatili, kayak mevsimi, sevgililer günü, yeni sezon, anneler günü, babalar günü, karne ve mezuniyetler, yaz tatili, yaz düğünleri… Tüm bunları düşünerek umutsuz değiliz kesinlikle. 2008’i 1.2 milyar TL ciroyla kapattık. Krize rağmen bu yıl satışlarımızın yüzde 12 artacağını düşünüyorum.

İşten kimseyi çıkarmayalım diye üst yönetim maaşından % 10 fedakarlık yaptı

Kriz stratejilerimiz neler?

Kriz var korkusuyla çarşafın altına saklanıp sıramızı bekleyecek halimiz yok. Kabul edip beklersen gelip seni vurur, savaşırsan seni geçer, bir sonrakini vurur. Mücadele edeceğiz. Krizde en büyük yanlış donmak, paralize olmak. Sürekli satış düşünüyoruz, müşteriye yararı olmayan giderleri kısıyoruz. Üst yönetim, ücretlerinde gönüllü yüzde 10 azalmaya gitti. Kapanacak mağazalar dışında hiç personel çıkarmamak amaç. Zorunlu olmayan yatırımları tehir ediyoruz. İlerisi için düşündüğümüz yenilikleri devreye sokuyoruz. Böyle zamanlarda markanın DNA’sına sıkı sıkıya tutunmak lazım. Yaratıcılık, yenilikçilik, baş döndürücü servise devam etmek çok önemli. Mağazalara trafik yaratacak fikirler uçuşuyor kafalarımızda.

Reklamı kesecek misiniz?

Aksine artarak devam edeceğiz. Zaman susma zamanı değil. Müşteri ile iletişimi kaybetmemek, hatta artırmak lazım.

OBAMA MORAL OLACAK

Cem Boyner, Obama’nın gelişinin dünya genelinde moral olarak değerlendiriyor ve ekliyor: “Dünyada moraller mutlaka yükselecek. Finansal piyasalar, borsalar onun paketiyle bir miktar rahatlayacak. Çok kötümser olmak istemiyorum.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND