Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

“Akışı”na bırakın hayatı!

İnsanın tutkuyla yaptığı bir iş sırasında kendinden geçmesi, zamanı ve mekânı unutmasına psikolojide “Flow” deniliyor. Türkçe kelime karşılığı, “akış”. Peki siz en son ne zaman akışına bıraktınız içinizdeki tutkuyu…

kişisel gelişim

İnsanın tutkuyla yaptığı bir iş sırasında kendinden geçmesi, zamanı ve mekânı unutmasına psikolojide “Flow” deniliyor. Türkçe kelime karşılığı, “akış”. Peki siz en son ne zaman akışına bıraktınız içinizdeki tutkuyu…

Kendini Kaybettiğin Anlarda, Kendini Bul: ”Flow”

Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan donmadan akmak ne hoş
                                -Mevlana

Bazen bir iş yaparken kendinizi işe kaptırdığınız, zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmadığınız oluyor mu?

O anlarda tamamen yaptığınız şeye odaklanıyor musunuz? Açlığı, susuzluğu, yorgunluğu unutup adeta “aktığınız”ı hissediyor musunuz?

Bir düşünün, en son ne zaman böyle bir şey yaşadınız? Yazı yazarken mi? Resim yaparken mi? Çok sevdiğiniz bir arkadaşınızla hararetle sohbet ederken mi? Bir enstrüman çalarken mi? Çocuğunuzla oyun oynarken mi? Hayran olduğunuz bir yazarın kitabını okurken mi? Dans ederken mi? Spor yaparken mi?

“Flow”a girmişsiniz, haberiniz yok!

İnsanın tutkuyla yaptığı bir iş sırasında kendinden geçmesi, zamanı ve mekânı unutup yaptığı işin içinde kendini kaybetmesine, psikolojide “Flow” adı veriliyor. Flow’un Türkçe kelime karşılığı, “akış”. Teoriyi geliştiren, Cziksentmihalyi adında Macar asıllı Amerikalı bir psikolog. Cziksentmihalyi, mesleğinde uzman olan ve işini çok severek yapan yüzlerce sanatçı, sporcu, müzisyen, satranççı, besteci, dansçı, kaya tırmanıcısı ve cerrahla araştırmalar yapmış. Onlara “İşinizi yaparken neler hissediyorsunuz?” sorusunu sormuş. Ardından meslektaşları da dünyanın farklı ülkelerinde binlerce kişiyle benzer görüşmeler yapmışlar.

Katılımcıların hepsi, kültürel farklardan, cinsiyetten bağımsız olarak, “optimal deneyim” anlarını benzer biçimde anlatıyormuş. Bu “optimal deneyim” ya da “flow” anlarında kişi, yaptığı işe çabasız odaklandığını, etraftaki dünyayı unuttuğunu, hayatın sıkıcı rutininden çıkıp yoğun olarak yaşadığını hissediyor. Flow’un ilkeleri, Zen ilkelerine çok benziyor. Zen kavramı da, tamamen anın içinde olmak, tek bir işe odaklanmak, huzur ve mutluluk içinde çalışmak ilkelerine dayanıyor. Pirsig, “Zen ve Motorsiklet Bakımı Sanatı” kitabında, “Kendinizi yaptığınız işten ayrı hissetmediğinizde, yaptığınız işi umursuyorsunuz demektir. Umursamak, yaptığın işle bir olmaktır” diyor.  Flow’da da kişi yaptığı işle bütünleşiyor.

Cziksentmihalyi, flow anlarını şu örneklerle anlatıyor:  “Bloklarla her zamankinden daha yüksek bir kule yapan çocuğun, titreyen parmaklarla kulenin tepesine en son bloğu yerleştirdiği anlar… Bir yüzücünün kendi rekorunu kırmaya çalıştığı anlar… Bir keman sanatçısının zorlu bir müzik parçasını ustalıkla çalmaya çalıştığı anlar..”*… Örneğin bir besteci, beste yaparken bedeni ve kimliği adeta buharlaşıyor, çünkü aynı anda besteye ve kendi varlığına odaklanacak dikkat kapasitesi yok. Yaratırken varlığını adeta bir süreliğine askıya alıyor.

Ayrıca, flow haline girmek, verimli bir çalışma, daha yüksek kalitede sonuçlar getiriyor.  Mesela ben yazı yazarken flow’a girmemişsem, iki dakikada bir telefona gelen mesajlara bakıyorum, sürekli Facebook’a, Instagram’a girip çıkıyorum, buzdolabına yaptığım seyahatler sıklaşıyor. Sonuç, boş bir yazı ve boş bir buzdolabı oluyor. Flow halinde ise 90 dakika 9 dakika gibi geliyor. Açlık, susuzluk, yorgunluk hissetmiyorum. Ayrıca insanın kendini kaybedercesine bir faaliyete odaklanması, çok yoğun bir tatmin duygusu veriyor. Flow, zihnin ve bedenin forma girmesi için ideal bir yöntem!

Einstein oğluna ne öğüt vermiş?

Einstein’ın, 1915’te Berlin’de yaşarken, o sırada Zürih’te yaşayan iki oğlundan, 11 yaşındaki Albert’e yazdığı bir mektuba bakalım:

Sevgili Albert,

….Piyanoyu sevmene çok sevindim… Piyanoda hoşuna giden parçaları çal, öğretmenin ödev olarak vermese de çal. En çok bu şekilde öğrenebilirsin. Bir işi zevk alarak yaptığında zamanın nasıl geçtiğini fark etmezsin. Ben de bazen işime öyle dalıyorum ki, öğle yemeği yemeyi unutuyorum.

Einstein’in anlattığı “unuturcasına zevk alma” durumu,  Flow’a çok iyi bir örnek. Einstein, “Tutku en iyi öğretmendir” derken de bunu anlatıyor. Kendisi de, keman çalarken ya da problem çözmeye çalışırken flow anına giriyormuş. 1915 aynı zamanda Einstein’in “en güzel eserim” dediği izafiyet teorisini tamamladığı yıl. 1915’in son beş haftasında kendisini dış dünyaya kapatıp teoriyi tamamlamış. İşte bunlar hep flow!

İzafiyet teorisinin kendisi de zaman ve algı arasındaki ilişkiyi gösterirken kısmen flow’u anlatmıyor mu? Einstein, teorisini açıklarken, “Elinizi bir dakikalığına sıcak bir fırının içine sokun, sanki bir saatmiş gibi gelir. Güzel bir kızla bir saat kadar zaman geçirin, bir dakikaymış gibi gelir. İzafiyet budur.” demiş. Bu senaryolardan ikincisi, “akma” haline iyi bir örnek (İlki “yakma”ya iyi bir örnek olabilir.).  

Amerikalı satranç dehası Bobby Fischer’ın satranç tutkusu da flow’un bir diğer örneği: Fischer, küçüklüğünde yapboz konusunda çok başarılıymış. Bunun üzerine kız kardeşi ona 6 yaşına geldiğinde 1 dolara plastik bir satranç seti almış. Satranç oynarken akışa giren Fischer’in hayatının akışı da değişmiş. 9 yaşına geldiğinde başka hiçbir şey yapmamacasına satranç çalışıyor ve oynuyormuş. Hayatını kaleme alan kitaplarda yemek yerken ve banyonun içinde satranç oynadığı, okula gitmek yerine satranç oynadığı, sadece Sovyet satranç literatürünü anlayabilmek adına Rusça öğrendiği anlatılıyor. Annesi oğlunun bu saplantı derecesindeki tutkusuna çare bulabilmek için onu iki psikiyatra götürmüş!  Psikiyatrlar herhangi bir sorun bulamıyorlarmış. Flow’un yakalanmasında odaklanma kilit noktası.  Yaratıcı kişilere ve dâhilere atfedilen tuhaflıkların çoğu, kendilerini bu tutku dolu süreçte unuturcasına kaybetmelerinden kaynaklanıyor.

Bu tür deneyimler esnasında, kişi çok hoş duygular yaşamayabilir. Örneğin yüzücü kendi rekorunu kırmaya çalışırken akciğerleri patlayacakmış gibi hissedebilir, kasları ağrıyabilir, yorgunluktan bitebilir, ama bütün bunlar bu anı daha sonra hayatının en güzel anları olarak tanımlamasını engellemez.

Başarılı ve mutlu olmanın sırrı nedir?

“Başarı da mutluluk gibidir. Peşinden koşarak yakalanmaz.  Bu, kişinin kendini daha büyük bir  amaca adamasının hesaplanmamış bir yan etkisi sonucu ortaya çıkar”
Viktor Frankl

Bazen sabah metroda giderken, yüzlerinde donuk, mutsuz ifadelerle işe giden insanlar görüyorum: Hepsi gerçekten sevdikleri bir işe gidiyor olsalardı, beden dilleri, yüz ifadeleri, çevreye yaydıkları enerji nasıl daha farklı olurdu acaba? Acaba o depresif ifadelerin arkasında keşfedilmemiş ne ressamlar, yazarlar, sporcular, müzisyenler, dansçılar, öğretmenler, oyuncular var? Herkes tutku duyduğu, şanslıysa potansiyelinin de olduğu alanda çocukluk döneminden itibaren desteklenseydi, bunun doğal bir sonucu olarak toplumda başarılı ve mutlu insan sayısı çok daha fazla olmaz mıydı?

Bana geçen gün başarılı ve mutlu çocuklar yetiştirmek için eğitim sistemi nasıl olmalı?” diye sordular. Başarıyı, iş hayatında başarı olarak düşününce, aklıma ilk gelen şey “flow”. Birlikte düşünelim: Bir işte çok başarılı olmak için ne gerekli? O işi en iyi yapanlar arasında olmak. Bir işi en iyi yapanlar arasında olmak ne demek? O işin uzmanı olmak. Bir işin uzmanı olmak için ne gerekli? Yıllarca, yorulmadan, sebatla, tutkuyla çalışmak. Bir alanda yorulmadan, içten gelen bir motivasyonla çalışmak için ne gerekli? Tutku duyduğun alanda çalışmak, çalışırken çalışıyor gibi hissetmemek, çalışmaktan zevk almak, zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmamak… Yani akış haline girmek. Bence mutluluk ve başarıyı birleştiren yol, akış yolu.

Peki çocuklar için şu anki eğitim sisteminde bu mümkün mü? Çek şair Rainer Maria Rilke, “Yaptığım iş bir nehir gibi aksın… Ne kimse beni akmaya zorlasın, ne durmaya zorlasın… Aynı çocuklar gibi.” demiş. Rilke’nin yaşadığı dönemi bilemem, ama şu anki haliyle okullarda çocukların akış halini yaşaması çok zor. Belki en çok akış halinde oldukları an, sıkıcı sınıf ortamından teneffüse aktıkları an olabilir. Çünkü çocuklar okulda standart bir eğitim görüyorlar. Standart yöntemlerle değerlendiriliyorlar. Sistem, kim olduklarını, yetenek ve ilgi alanlarını, hayallerini, duygularını önemsemiyor. Hayalleri varsa bile, bu hayaller standartlar çarkında un ufak oluyor, tutkuları ehlileştiriliyor.

Oysa akış, eğitim bağlamında, çocuğun duygularıyla, düşünceleriyle, kim olduğuyla bağlantılı bir teori… Eğitimde, “tutku, yetenek, kimlik, bireysel tercihler, motivasyon, duygu” gibi kavramları temel alan bir bakış açısı gerektiriyor. Klasik okul sistemi, “akış”ın önüne set çekiyor.

Flow’a girmek için neler yapabiliriz?

İdeal olan, insanın erken yaşta tutku ve yetenek alanını keşfetmesi, o yönde ilerlemesi,   belki bunu bir mesleğe dönüştürebilmesi. Ama çocuklukta doğru yönlendirilmedim, treni kaçırdım diye düşünmeyin. Flow, insanın her yaşta yaşayabileceği bir deneyim. Bir mesleğe dönüşmese bile, hobi olarak bile insanın kendini bulduğu faaliyetler bulması büyük zenginlik.

Peki flow’a girmek ya da çocuğunuzu bu yönde desteklemek için neler yapabilirsiniz?

Kendinizi en çok ne zaman kaybediyorsunuz?

En çok neyi yapmaktan zevk aldığınızı bulun. Bir enstrüman çalmak, fotoğraf çekmek, balık tutmak, blog yazmak, kayak yapmak… En çok hangi anlarda zamanın nasıl geçtiğini unutuyorsunuz?
Çocuğunuz için de aynı kural geçerli. Küçük yaştan itibaren, çocuğu farklı faaliyetlerle buluşturursanız, hangi alana daha çok eğilimi olduğunu tespit edebilirsiniz. Örneğin Fazıl Say’ın annesi, o daha minicikken bütün müzik enstrümanlarını teker teker denetmiş. En  sonunda Fazıl, piyanoya takılıp en çok onunla zaman geçirmeyi seçmiş. Başka bir çocuk bloklarla bir yapı kurarken, bir diğeri dans ederken, bir diğeri bilimsel araştırma yaparken bu zihinsel ve fiziksel trans haline girebilir. Bunu keşfetmek için de, bu farklı ortamlarda bulunması gerekir. Eline kalem kağıt almamış bir çocuğun resme eğilimi ve ilgisi olduğunu bilmek mümkün mü? Fischer o 1 dolarlık plastik satranç setini erkenden keşfetmeseydi, yine de Fischer olur muydu?  

Ne sıkılın ne gerilin. Cziksentmihalyi, “Haz duygusu, sıkımla ve gerginlik arasında yer alır. İşin zorluk derecesi, kişinin işi yapma kapasitesiyle dengeli olmalıdır” diyor. Becerilerinize göre çok kolay bir iş, sizi sıkar. Aklınız başka yerlere gider. Diğer taraftan çok zor bir iş, sizi gerer. Oysa flow anında, bilinçaltında bir yetkinlik duygusu hakimdir.  

Eğitimde de, bu sıkılma ve gerginlik arasındaki alanı tespit edip çocuğa o doğrultuda fırsatlar sunmak önemlidir. Örneğin, bugün yaşıtlarından ileri düzeyde zeka ve yetenek düzeyine sahip çocuklar, kendilerine göre çok kolay olan sınıf ortamında can sıkıntısından bir çok sorun yaşayabiliyor. Örneğin çocuk zorlanmadan tek başına bir problem çözebiliyorsa, motivasyonu düşüyor, ilgisini yitiriyor, dalgınlaşıyor ya da hiperaktif olduğu düşünülüyor. Problem ya da görev çocuğun beceri ve bilgi düzeyine göre çok zorlaşırsa da çocuk gerilebiliyor ve vazgeçebiliyor. Oysa  flow denilen  ‘akış’ hali bu sıkılma ve gerginlik arasında kalan alanda gerçekleşiyor. O noktada daha uzman bir kişinin yardımıyla çözüme ulaşması, anında geri bildirim, motivasyonunu artıracak ve yeni bir şey öğrenmesine yardımcı olacaktır. Bu problemi de destek olmadan çözebildiği noktada verilen yardım çekilebilir ve bir sonraki zorluk düzeyine geçilebilir. Bisiklete binmeyi öğrenen çocuğun başlangıçta arkada fazladan iki tekerlek desteğiyle bisiklete binmesi ve belli bir uzmanlığa ulaştıktan sonra tekerleklerin devreden çıkarılması gibi düşünebiliriz.

Net hedefler belirleyin. Kişi, üzerinde çalıştığı alanda açık ve ulaşılabilir hedefler belirlemelidir. Bu hedefler, her beceri ve yetenek düzeyi için ayrıdır. Çocuk da bu hedefleri kendisi belirlerse daha iyi olur.  Bu şekilde yaptığı işi sahiplenir. Ayrıca ulaştığı her ufak hedefte kendini daha motive hisseder ve daha büyük bir hedefe doğru ufak ve sağlam adımlarla ilerler. Elbette öğretmen ve aile hedef belirleme sürecinde destek verebilir.

Dikkat dağıtıcılardan kurtulun. Dikkatinizi dağıtacak unsurları ortadan kaldırın. Odağınızı yitirirseniz akıştan çıkarsınız. Bir kere bu ritim bozuldu mu tekrar geri gelmesi zaman alır.  Bir faaliyete girişecekken telefonunuzdan ve bilgisayarınızdan uzaklaşın. Zaten akışa girdiğinizde onlar aklınıza bile gelmeyecek.  

Yeterli süre ayırın. Eğer fazla zamanınız yoksa akışa hiç girmeyin! Çünkü akışa girince uzun süre kendinizi o işe odaklı çalışırken bulacaksınız. Bir noktada kesmeniz gerekiyorsa, bu verimli bir sonuç almayı engeller. Diğer taraftan önemli bir randevunuz varsa, akışa girince bunu kaçırma olasılığınız da yüksek.  

Dünya milyonlarca ilginç faaliyetle dolu! Her gün, yapmaktan hoşlanmadığınız işlere harcadığınız enerjinin bir kısmını, yapmaktan hoşlandığınız bir şeye aktarın. Bu belki sizin için fotoğraf çekmek, örgü örmek, tenis oynamak, sudoku çözmek gibi yepyeni bir faaliyet olabilir. Belki de zor olduğunu düşünüp yeterince yapmadığınız bir faaliyete daha çok zaman ayırabilirsiniz. Bir şey başta zor görünse de, yavaş yavaş, öğrendikçe, üzerinde çalıştıkça daha ilginç ve daha kolay hale gelecektir. Belirli bir yetkinlik düzeyine ulaşınca da, kendinizi flow anında bulabilirsiniz!

Kendinizi kaybettiğiniz anlarda, kendinizi bulun…

“Yeryüzünde her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır”, dedi yüreği delikanlıya. “Biz yürekler, insanlar artık bu hazineleri bulmak istemedikleri için bundan pek ender söz ederiz. Onları küçük çocuklara anlatırız. Sonra herkesi, kendi yazgı yoluna göndermek işini hayata bırakırız. Ne yazık ki, pek az insan kendisine çizilmiş olan yolu izliyor; oysa bu yol, hayat amacının ve mutluluğun yoludur”
– Paulo Coelho, Simyacı

Hayat amacının ve mutluluğun aktığı yolu bulmak için geç değil. Sizin yolunuz hangisi?

Bahar Eriş

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND