Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

“Akışı”na bırakın hayatı!

İnsanın tutkuyla yaptığı bir iş sırasında kendinden geçmesi, zamanı ve mekânı unutmasına psikolojide “Flow” deniliyor. Türkçe kelime karşılığı, “akış”. Peki siz en son ne zaman akışına bıraktınız içinizdeki tutkuyu…

İnsanın tutkuyla yaptığı bir iş sırasında kendinden geçmesi, zamanı ve mekânı unutmasına psikolojide “Flow” deniliyor. Türkçe kelime karşılığı, “akış”. Peki siz en son ne zaman akışına bıraktınız içinizdeki tutkuyu…

Kendini Kaybettiğin Anlarda, Kendini Bul: ”Flow”

Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan donmadan akmak ne hoş
                                -Mevlana

Bazen bir iş yaparken kendinizi işe kaptırdığınız, zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmadığınız oluyor mu?

O anlarda tamamen yaptığınız şeye odaklanıyor musunuz? Açlığı, susuzluğu, yorgunluğu unutup adeta “aktığınız”ı hissediyor musunuz?

Bir düşünün, en son ne zaman böyle bir şey yaşadınız? Yazı yazarken mi? Resim yaparken mi? Çok sevdiğiniz bir arkadaşınızla hararetle sohbet ederken mi? Bir enstrüman çalarken mi? Çocuğunuzla oyun oynarken mi? Hayran olduğunuz bir yazarın kitabını okurken mi? Dans ederken mi? Spor yaparken mi?

“Flow”a girmişsiniz, haberiniz yok!

İnsanın tutkuyla yaptığı bir iş sırasında kendinden geçmesi, zamanı ve mekânı unutup yaptığı işin içinde kendini kaybetmesine, psikolojide “Flow” adı veriliyor. Flow’un Türkçe kelime karşılığı, “akış”. Teoriyi geliştiren, Cziksentmihalyi adında Macar asıllı Amerikalı bir psikolog. Cziksentmihalyi, mesleğinde uzman olan ve işini çok severek yapan yüzlerce sanatçı, sporcu, müzisyen, satranççı, besteci, dansçı, kaya tırmanıcısı ve cerrahla araştırmalar yapmış. Onlara “İşinizi yaparken neler hissediyorsunuz?” sorusunu sormuş. Ardından meslektaşları da dünyanın farklı ülkelerinde binlerce kişiyle benzer görüşmeler yapmışlar.

Katılımcıların hepsi, kültürel farklardan, cinsiyetten bağımsız olarak, “optimal deneyim” anlarını benzer biçimde anlatıyormuş. Bu “optimal deneyim” ya da “flow” anlarında kişi, yaptığı işe çabasız odaklandığını, etraftaki dünyayı unuttuğunu, hayatın sıkıcı rutininden çıkıp yoğun olarak yaşadığını hissediyor. Flow’un ilkeleri, Zen ilkelerine çok benziyor. Zen kavramı da, tamamen anın içinde olmak, tek bir işe odaklanmak, huzur ve mutluluk içinde çalışmak ilkelerine dayanıyor. Pirsig, “Zen ve Motorsiklet Bakımı Sanatı” kitabında, “Kendinizi yaptığınız işten ayrı hissetmediğinizde, yaptığınız işi umursuyorsunuz demektir. Umursamak, yaptığın işle bir olmaktır” diyor.  Flow’da da kişi yaptığı işle bütünleşiyor.

Cziksentmihalyi, flow anlarını şu örneklerle anlatıyor:  “Bloklarla her zamankinden daha yüksek bir kule yapan çocuğun, titreyen parmaklarla kulenin tepesine en son bloğu yerleştirdiği anlar… Bir yüzücünün kendi rekorunu kırmaya çalıştığı anlar… Bir keman sanatçısının zorlu bir müzik parçasını ustalıkla çalmaya çalıştığı anlar..”*… Örneğin bir besteci, beste yaparken bedeni ve kimliği adeta buharlaşıyor, çünkü aynı anda besteye ve kendi varlığına odaklanacak dikkat kapasitesi yok. Yaratırken varlığını adeta bir süreliğine askıya alıyor.

Ayrıca, flow haline girmek, verimli bir çalışma, daha yüksek kalitede sonuçlar getiriyor.  Mesela ben yazı yazarken flow’a girmemişsem, iki dakikada bir telefona gelen mesajlara bakıyorum, sürekli Facebook’a, Instagram’a girip çıkıyorum, buzdolabına yaptığım seyahatler sıklaşıyor. Sonuç, boş bir yazı ve boş bir buzdolabı oluyor. Flow halinde ise 90 dakika 9 dakika gibi geliyor. Açlık, susuzluk, yorgunluk hissetmiyorum. Ayrıca insanın kendini kaybedercesine bir faaliyete odaklanması, çok yoğun bir tatmin duygusu veriyor. Flow, zihnin ve bedenin forma girmesi için ideal bir yöntem!

Einstein oğluna ne öğüt vermiş?

Einstein’ın, 1915’te Berlin’de yaşarken, o sırada Zürih’te yaşayan iki oğlundan, 11 yaşındaki Albert’e yazdığı bir mektuba bakalım:

Sevgili Albert,

….Piyanoyu sevmene çok sevindim… Piyanoda hoşuna giden parçaları çal, öğretmenin ödev olarak vermese de çal. En çok bu şekilde öğrenebilirsin. Bir işi zevk alarak yaptığında zamanın nasıl geçtiğini fark etmezsin. Ben de bazen işime öyle dalıyorum ki, öğle yemeği yemeyi unutuyorum.

Einstein’in anlattığı “unuturcasına zevk alma” durumu,  Flow’a çok iyi bir örnek. Einstein, “Tutku en iyi öğretmendir” derken de bunu anlatıyor. Kendisi de, keman çalarken ya da problem çözmeye çalışırken flow anına giriyormuş. 1915 aynı zamanda Einstein’in “en güzel eserim” dediği izafiyet teorisini tamamladığı yıl. 1915’in son beş haftasında kendisini dış dünyaya kapatıp teoriyi tamamlamış. İşte bunlar hep flow!

İzafiyet teorisinin kendisi de zaman ve algı arasındaki ilişkiyi gösterirken kısmen flow’u anlatmıyor mu? Einstein, teorisini açıklarken, “Elinizi bir dakikalığına sıcak bir fırının içine sokun, sanki bir saatmiş gibi gelir. Güzel bir kızla bir saat kadar zaman geçirin, bir dakikaymış gibi gelir. İzafiyet budur.” demiş. Bu senaryolardan ikincisi, “akma” haline iyi bir örnek (İlki “yakma”ya iyi bir örnek olabilir.).  

Amerikalı satranç dehası Bobby Fischer’ın satranç tutkusu da flow’un bir diğer örneği: Fischer, küçüklüğünde yapboz konusunda çok başarılıymış. Bunun üzerine kız kardeşi ona 6 yaşına geldiğinde 1 dolara plastik bir satranç seti almış. Satranç oynarken akışa giren Fischer’in hayatının akışı da değişmiş. 9 yaşına geldiğinde başka hiçbir şey yapmamacasına satranç çalışıyor ve oynuyormuş. Hayatını kaleme alan kitaplarda yemek yerken ve banyonun içinde satranç oynadığı, okula gitmek yerine satranç oynadığı, sadece Sovyet satranç literatürünü anlayabilmek adına Rusça öğrendiği anlatılıyor. Annesi oğlunun bu saplantı derecesindeki tutkusuna çare bulabilmek için onu iki psikiyatra götürmüş!  Psikiyatrlar herhangi bir sorun bulamıyorlarmış. Flow’un yakalanmasında odaklanma kilit noktası.  Yaratıcı kişilere ve dâhilere atfedilen tuhaflıkların çoğu, kendilerini bu tutku dolu süreçte unuturcasına kaybetmelerinden kaynaklanıyor.

Bu tür deneyimler esnasında, kişi çok hoş duygular yaşamayabilir. Örneğin yüzücü kendi rekorunu kırmaya çalışırken akciğerleri patlayacakmış gibi hissedebilir, kasları ağrıyabilir, yorgunluktan bitebilir, ama bütün bunlar bu anı daha sonra hayatının en güzel anları olarak tanımlamasını engellemez.

Başarılı ve mutlu olmanın sırrı nedir?

“Başarı da mutluluk gibidir. Peşinden koşarak yakalanmaz.  Bu, kişinin kendini daha büyük bir  amaca adamasının hesaplanmamış bir yan etkisi sonucu ortaya çıkar”
Viktor Frankl

Bazen sabah metroda giderken, yüzlerinde donuk, mutsuz ifadelerle işe giden insanlar görüyorum: Hepsi gerçekten sevdikleri bir işe gidiyor olsalardı, beden dilleri, yüz ifadeleri, çevreye yaydıkları enerji nasıl daha farklı olurdu acaba? Acaba o depresif ifadelerin arkasında keşfedilmemiş ne ressamlar, yazarlar, sporcular, müzisyenler, dansçılar, öğretmenler, oyuncular var? Herkes tutku duyduğu, şanslıysa potansiyelinin de olduğu alanda çocukluk döneminden itibaren desteklenseydi, bunun doğal bir sonucu olarak toplumda başarılı ve mutlu insan sayısı çok daha fazla olmaz mıydı?

Bana geçen gün başarılı ve mutlu çocuklar yetiştirmek için eğitim sistemi nasıl olmalı?” diye sordular. Başarıyı, iş hayatında başarı olarak düşününce, aklıma ilk gelen şey “flow”. Birlikte düşünelim: Bir işte çok başarılı olmak için ne gerekli? O işi en iyi yapanlar arasında olmak. Bir işi en iyi yapanlar arasında olmak ne demek? O işin uzmanı olmak. Bir işin uzmanı olmak için ne gerekli? Yıllarca, yorulmadan, sebatla, tutkuyla çalışmak. Bir alanda yorulmadan, içten gelen bir motivasyonla çalışmak için ne gerekli? Tutku duyduğun alanda çalışmak, çalışırken çalışıyor gibi hissetmemek, çalışmaktan zevk almak, zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmamak… Yani akış haline girmek. Bence mutluluk ve başarıyı birleştiren yol, akış yolu.

Peki çocuklar için şu anki eğitim sisteminde bu mümkün mü? Çek şair Rainer Maria Rilke, “Yaptığım iş bir nehir gibi aksın… Ne kimse beni akmaya zorlasın, ne durmaya zorlasın… Aynı çocuklar gibi.” demiş. Rilke’nin yaşadığı dönemi bilemem, ama şu anki haliyle okullarda çocukların akış halini yaşaması çok zor. Belki en çok akış halinde oldukları an, sıkıcı sınıf ortamından teneffüse aktıkları an olabilir. Çünkü çocuklar okulda standart bir eğitim görüyorlar. Standart yöntemlerle değerlendiriliyorlar. Sistem, kim olduklarını, yetenek ve ilgi alanlarını, hayallerini, duygularını önemsemiyor. Hayalleri varsa bile, bu hayaller standartlar çarkında un ufak oluyor, tutkuları ehlileştiriliyor.

Oysa akış, eğitim bağlamında, çocuğun duygularıyla, düşünceleriyle, kim olduğuyla bağlantılı bir teori… Eğitimde, “tutku, yetenek, kimlik, bireysel tercihler, motivasyon, duygu” gibi kavramları temel alan bir bakış açısı gerektiriyor. Klasik okul sistemi, “akış”ın önüne set çekiyor.

Flow’a girmek için neler yapabiliriz?

İdeal olan, insanın erken yaşta tutku ve yetenek alanını keşfetmesi, o yönde ilerlemesi,   belki bunu bir mesleğe dönüştürebilmesi. Ama çocuklukta doğru yönlendirilmedim, treni kaçırdım diye düşünmeyin. Flow, insanın her yaşta yaşayabileceği bir deneyim. Bir mesleğe dönüşmese bile, hobi olarak bile insanın kendini bulduğu faaliyetler bulması büyük zenginlik.

Peki flow’a girmek ya da çocuğunuzu bu yönde desteklemek için neler yapabilirsiniz?

Kendinizi en çok ne zaman kaybediyorsunuz?

En çok neyi yapmaktan zevk aldığınızı bulun. Bir enstrüman çalmak, fotoğraf çekmek, balık tutmak, blog yazmak, kayak yapmak… En çok hangi anlarda zamanın nasıl geçtiğini unutuyorsunuz?
Çocuğunuz için de aynı kural geçerli. Küçük yaştan itibaren, çocuğu farklı faaliyetlerle buluşturursanız, hangi alana daha çok eğilimi olduğunu tespit edebilirsiniz. Örneğin Fazıl Say’ın annesi, o daha minicikken bütün müzik enstrümanlarını teker teker denetmiş. En  sonunda Fazıl, piyanoya takılıp en çok onunla zaman geçirmeyi seçmiş. Başka bir çocuk bloklarla bir yapı kurarken, bir diğeri dans ederken, bir diğeri bilimsel araştırma yaparken bu zihinsel ve fiziksel trans haline girebilir. Bunu keşfetmek için de, bu farklı ortamlarda bulunması gerekir. Eline kalem kağıt almamış bir çocuğun resme eğilimi ve ilgisi olduğunu bilmek mümkün mü? Fischer o 1 dolarlık plastik satranç setini erkenden keşfetmeseydi, yine de Fischer olur muydu?  

Ne sıkılın ne gerilin. Cziksentmihalyi, “Haz duygusu, sıkımla ve gerginlik arasında yer alır. İşin zorluk derecesi, kişinin işi yapma kapasitesiyle dengeli olmalıdır” diyor. Becerilerinize göre çok kolay bir iş, sizi sıkar. Aklınız başka yerlere gider. Diğer taraftan çok zor bir iş, sizi gerer. Oysa flow anında, bilinçaltında bir yetkinlik duygusu hakimdir.  

Eğitimde de, bu sıkılma ve gerginlik arasındaki alanı tespit edip çocuğa o doğrultuda fırsatlar sunmak önemlidir. Örneğin, bugün yaşıtlarından ileri düzeyde zeka ve yetenek düzeyine sahip çocuklar, kendilerine göre çok kolay olan sınıf ortamında can sıkıntısından bir çok sorun yaşayabiliyor. Örneğin çocuk zorlanmadan tek başına bir problem çözebiliyorsa, motivasyonu düşüyor, ilgisini yitiriyor, dalgınlaşıyor ya da hiperaktif olduğu düşünülüyor. Problem ya da görev çocuğun beceri ve bilgi düzeyine göre çok zorlaşırsa da çocuk gerilebiliyor ve vazgeçebiliyor. Oysa  flow denilen  ‘akış’ hali bu sıkılma ve gerginlik arasında kalan alanda gerçekleşiyor. O noktada daha uzman bir kişinin yardımıyla çözüme ulaşması, anında geri bildirim, motivasyonunu artıracak ve yeni bir şey öğrenmesine yardımcı olacaktır. Bu problemi de destek olmadan çözebildiği noktada verilen yardım çekilebilir ve bir sonraki zorluk düzeyine geçilebilir. Bisiklete binmeyi öğrenen çocuğun başlangıçta arkada fazladan iki tekerlek desteğiyle bisiklete binmesi ve belli bir uzmanlığa ulaştıktan sonra tekerleklerin devreden çıkarılması gibi düşünebiliriz.

Net hedefler belirleyin. Kişi, üzerinde çalıştığı alanda açık ve ulaşılabilir hedefler belirlemelidir. Bu hedefler, her beceri ve yetenek düzeyi için ayrıdır. Çocuk da bu hedefleri kendisi belirlerse daha iyi olur.  Bu şekilde yaptığı işi sahiplenir. Ayrıca ulaştığı her ufak hedefte kendini daha motive hisseder ve daha büyük bir hedefe doğru ufak ve sağlam adımlarla ilerler. Elbette öğretmen ve aile hedef belirleme sürecinde destek verebilir.

Dikkat dağıtıcılardan kurtulun. Dikkatinizi dağıtacak unsurları ortadan kaldırın. Odağınızı yitirirseniz akıştan çıkarsınız. Bir kere bu ritim bozuldu mu tekrar geri gelmesi zaman alır.  Bir faaliyete girişecekken telefonunuzdan ve bilgisayarınızdan uzaklaşın. Zaten akışa girdiğinizde onlar aklınıza bile gelmeyecek.  

Yeterli süre ayırın. Eğer fazla zamanınız yoksa akışa hiç girmeyin! Çünkü akışa girince uzun süre kendinizi o işe odaklı çalışırken bulacaksınız. Bir noktada kesmeniz gerekiyorsa, bu verimli bir sonuç almayı engeller. Diğer taraftan önemli bir randevunuz varsa, akışa girince bunu kaçırma olasılığınız da yüksek.  

Dünya milyonlarca ilginç faaliyetle dolu! Her gün, yapmaktan hoşlanmadığınız işlere harcadığınız enerjinin bir kısmını, yapmaktan hoşlandığınız bir şeye aktarın. Bu belki sizin için fotoğraf çekmek, örgü örmek, tenis oynamak, sudoku çözmek gibi yepyeni bir faaliyet olabilir. Belki de zor olduğunu düşünüp yeterince yapmadığınız bir faaliyete daha çok zaman ayırabilirsiniz. Bir şey başta zor görünse de, yavaş yavaş, öğrendikçe, üzerinde çalıştıkça daha ilginç ve daha kolay hale gelecektir. Belirli bir yetkinlik düzeyine ulaşınca da, kendinizi flow anında bulabilirsiniz!

Kendinizi kaybettiğiniz anlarda, kendinizi bulun…

“Yeryüzünde her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır”, dedi yüreği delikanlıya. “Biz yürekler, insanlar artık bu hazineleri bulmak istemedikleri için bundan pek ender söz ederiz. Onları küçük çocuklara anlatırız. Sonra herkesi, kendi yazgı yoluna göndermek işini hayata bırakırız. Ne yazık ki, pek az insan kendisine çizilmiş olan yolu izliyor; oysa bu yol, hayat amacının ve mutluluğun yoludur”
– Paulo Coelho, Simyacı

Hayat amacının ve mutluluğun aktığı yolu bulmak için geç değil. Sizin yolunuz hangisi?

Bahar Eriş

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND