Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İçimizden birinin hayata tutunma öyküsüdür!

KİGEM”in 40.000””e yaklaşan üyesi arasında ne insanlar, ne öyküler gizli. İşte onlardan biri. Adı Ebru Batur. Ebru, İngilizce İşletme Bölümü”nü bitirince ABD”ye San Diego Üniversitesi””ne gitti ve 3 yıl pazarlama eğitimi aldı. Türkiyeye döndüğünde bir bisiklet kazası sonucunda beyin kanaması geçirdi. Doktorlar “fişi çekin” derken, bir okul arkadaşı olanlardan haberdar oldu. Ona Sezen Aksu şarkıları dinletti, hikayeler anlattı… Sonuç mu? Kitaplara giren bu dostluk ve mücadele öyküsünü Kigem.com”da…

İŞTE O DOSTLUĞUN ÖYKÜSÜ

Komadaki arkadaşını altı ay boyunca her gün konuşarak ve masaj yaparak hayata döndüren Aysın Biter, bu mücadelesini kitaplaştırdı

Aysın Biter çocukluk arkadaşı Ebru Batur””un beyin kanaması geçirip komaya girdiğini duyunca tatili bırakıp İstanbul””a koştu. Hayatından ümit kesilen ve “Fişi çekilsin” denen Ebru””nun bakımını üstlendi. İşini gücünü bırakıp her gün hastaneye gitti.

En Sevdiği Şarkıları Dinletti, Haberler Verdi
Aysın, makineye bağlı nefes alan Ebru””yu her gün dört saat hareket ettirdi, masaj yaptı. Sürekli onunla konuştu, arkadaş çevresinden haberler verdi, en sevdiği şarkıları dinletti. Sık sık “Ebru, hadi aç gözlerini” diye sesleniyordu.

İlk Teşekkür Parmağın Oynamasıyla Geldi
Ve bir gün Ebru parmağını oynattı. Sonra bacağını, sonra da kolunu. Sonunda gözlerini açtı. İlk sözü “Senin benim rüyamda işin ne” oldu. Aysın havaya sıçrayıp göbek atmaya başladı…

***

Ebru””yu hayata döndüren dost

Bisikletten düşüp beyin kanaması geçiren Ebru komaya girdi. Can dostu Aysın 6 ay ona masaj yaptı, Sezen Aksu dinlettirdi ve hikâyeler anlattı. Doktorların “yalnızca dua edin”dediği arkadaşı Ebru””yu hayata döndürdü.

Yaşadığı bisiklet kazası sonucu kolunu ya da bacağını kırdığını zannetmişti Ebru Batur. Oysa hiçbir şey duymuyordu. Çünkü beyin kanaması geçirmişti. Yaklaşık 6 ay komada kaldı. Doktorlar da umudu kesmişti. Onu hayata döndüren ise en yakın arkadaşı Aysın Biter oldu. 31 yaşındaki Ebru Batur ile Aysın Biter””in arkadaşlığı ortaokul yıllarına dayanıyor. Ortaokul ve liseyi aynı sınıflarda okuyan iki arkadaş, tanıştıkları ilk günden itibaren hiç ayrılmadılar.

SINIF ARKADAŞI
Ebru, İngilizce İşletme Bölümü””nü bitirince ABD””ye San Diego Üniversitesi””ne gitti ve 3 yıl pazarlama eğitimi aldı. Aysın, arkadaşını yalnız bırakmadı. Sürekli mail””leşip, chat””leştiler. Ebru, ABD””den döndü ailesine ait tekstil işinde çalışmaya başladı. İkisinin hayatını değiştiren olay ise Ebru çalışmaya başladıktan sonra yaşandı. 4 yıl önce Büyükada””ya giden Ebru için o hafta sonu, hayatının dönüm noktası oldu. Arkadaşlarıyla tepedeki restorana gittiler. Bir kısmı faytonla çıkarken, Ebru ve üç arkadaşı bisiklete binmeyi tercih etti. Yemek dönüşü o kıvrımlı yoldan yokuş aşağı inerken düştü. Ve yaklaşık 6 ay boyunca film koptu beyninde. Aysın””ın ise olanlardan haberi yoktu, çünkü o Kuşadası””nda tatil yapıyordu.

MAKİNEYE BAĞLANDI
Arkadaşları Ebru””yu hastaneye götürmek istediler. Adada hastane yoktu, deniz ambulansı ise bulunamadı. Kiralanan takayla, Kartal SSK””ya götürüldü. Oradan Göztepe SSK””ya gönderildi. SSK””nın kapısında Ebru””yu taşıyan sedyenin ayakları açılmadı ve bir kez daha yere düşürüldü. İlk müdahale olaydan tam 3 saat sonra yapıldı. Ama doktorlar, “Hayat belirtisi gittikçe azalıyor” dedikleri Ebru””yu makineye bağlayarak az da olsa soluk alıp vermesini sağladılar. Aysın, ise günde 5 kez telefonda konuştuğu arkadaşını arayıp da bulamayınca, olayı öğrendi. Hemen İstanbul””a geldi. Doktorlar, “Ümidinizi kaybetmeyin. Bol bol dua edin” diyordu. Ama arkadaşları umutlarını yitirmemişlerdi. Doktorların, “Eğer yaşarsa, bu şekilde uzun süre kımıldamadan yatmasının zararlarını görür. Kolu bacağı tutulur, yatmaktan sırtında yaralar açılır. Hareket ettirilmesi lazım. Üstelik bunu ona yakın birisi yapabilir” sözlerini ciddi ciddi düşündüler.

İŞİ GÜCÜ BIRAKTI…
Hastanede bu hareketleri yaptıracak kişi yoktu. Aysın ise bu işe gönüllü oldu. Doktorlar, “Bunu her gün en az 3 saat yapmalısın” dediler ve Aysın arkadaşı için işini bıraktı. Fizyoterapistten ve kitaplardan felçli bir hastayı nasıl hareket ettireceğini öğrendi. Her gün saat 10.00 ila 14.00””te iki kez ikişer saat Ebru””nun kolunu, bacağını hareket ettirdi, sırtına masaj yaptı. Aysın, o günleri şöyle anlatıyor: “En güzel giysilerimi giyip, makyaj yapıp, saçıma fön çektirip yanına gidiyordum. Reanimasyon odasına girmek için jellerle steril olmak gerekiyor. Her gün iki kez hem girişte hem de çıkışta steril ediliyordum. En sevdiği Nilüfer ve Sezen Aksu şarkılarını dinletiyordum. Ona, onu özlediğimizi sık sık söyleyip, arkadaş çevresinden haberler veriyordum. ””Bak şu evlendi, bu boşandı”” diye her şeyi anlatıyordum. Anlattıklarıma hemşireler o kadar gülüyorlardı ki, hatta ””Hani sizin şu maceranız vardı ya, onu bir daha anlatır mısın?”” diye istekte bulunuyorlardı. Ama Ebru hareketsizdi.”

İLK İŞARET GELİYOR
Aysın, bu işi 4 ay boyunca her gün sürdürdü. Çabası karşılıksız değildi, Ebru ayak parmağını oynatarak, herkese mesaj verdi. Doktorlar, bunun bir refleks olduğunu, umutlanmamaları gerektiğini söyledi. Hatta, “Fişini çekelim mi?” diye öneride bile bulundular. Ama bunlara inat Ebru, bacağını kımıldattı. Sonra kolunu. Hatta bir gün hastanede elektrikler kesilip jeneratör devreye geç girince Ebru””nun solukları o sessizlikte hissedildi. Ebru kazadan yaklaşık 6 ay sonra ise gözlerini açmaya çalışıyordu. Aysın, ise görmek için o çok uğraştığı an için “Gözlerini açmayı başardı. Ama öylece bakıyordu” diyor.

İnci DÖNDAŞ HABER MERKEZ/SABAH

EBRU BATUR KİGEM.COM””””A YAŞADIKLARINI VE KİTABINI ANLATTI….

Bu kitabı yazmak tamamıyla Aysın’ın fikriydi. Çok öncelerden benim San Diego’da yaşadığım dönemde bize müthiş keyif veren e-mail yazışmalarımızı kitap yapsak tutar mı, acaba başkaları da bu yazışmaları keyifli bulur mu diye konuştuğumuz olmuştur. Ancak benim hikayemin kitap olmasına karar verince e-mail muhabbetimizi girişte kullanmak iyi olur, diye düşündük.

Bana kalırsa anlatılacak çok önemli bir konu yoktu ortada. Bunu hep söylüyorum, her ne yaşandıysa ben hatırlamıyorum. İşin açıkçası hatırlamayı istememekten öte anlatılacak çok önemli bir şey olmadığını düşünüyordum. Üstelik ilk beyin travması geçiren ben değildim ya, neden daha önce yazılmamış diye sanki benden eski travma geçirenlere ait bir hakka müdahale edermiş gibi hissediyordum.

Sonra benim güzel dostumun teklifiyle bir gazeteye konuk olduk. Benim çok doğal bulduğum “hatta özetle ‘düştüm,kalktım’ dediğim” vakamı gazetenin ilk sayfasına manşet yapmaları beni inanılmaz şaşırttı. İtiraf etmeliyim, en fazla 3. sayfa haberi oluruz, diyordum. Ne bileyim ülkemde daha önemli olaylar var. Bence bizim keçi inadımız manşet olacak haber değildi.

Hadi ondan da geçtim, haber hiç de beklediğim gibi ümit veren bir yazı filan değildi, ağzımdan çıkmamış bir lafla haberi renklendirmeleri hiç hoşuma gitmedi. Yoğun bakımda yattığım döneme dair fişimin çekilmesi teklif edildiği yazılmış ki ortada böyle bir durum yok, yaşayan bir hasta için yapılmayacak bu teklif tüm doktorluk mesleğine gönül vermiş insanlar adına beni müthiş rahatsız etti.

Ne olacağımın belirsiz olduğu bir dönem geçirmişim ama kesinlikle bunun lafı bile geçmemiş. Aysın’ın gelip arkadaşına bakması çok çarpıcı gelmiş ki, benim için öylesine olağan bir durumdu ki bu, oysa kızın hiçbir mecburiyeti yoktu. Gazetenin ilginç bulduğu nokta insanların unutmaya başladığı değerleri,dostluk gibi,hatırlatmakmış.

E madem öyle oturur yazar, işin aslını biz anlatırız, dedik. Eğer birilerine umut kaynağı olacaksam, kendim yazarım, dedim.

Bu arada bu kitapta kullanabilmek için ben hastanede ilk bilincim açıldığı sıralarda Erol’un internetten bulduğu yazılar arasında beni çok etkileyen “beyninizden mektup var” yazısının yazarıyla tanıştım.

Bilincim ilk açıldığı sıralarda bana müthiş moral veren yazısını kitabımda kullanabilmek için izin aldım. O beni dünya üzerinde daha pek çok beyin kanaması geçirmiş insan olduğunu söyleyip bir e-mail grubuyla tanıştırdı. Grup yöneticisine kısaca hikayemi anlatıp beni de dahil etmesini rica ettim.

Evet, ben böyle bir kaza geçirmiştim, hayat devam ediyordu, ben de dahil olduğum için çok mutluydum. Kazayla kaybettiğim bazı yetilerimle yaşama devam etmek bana zor gelmiyordu, hatta zaman zaman etrafımdakilerin benim hayata neşeyle sarılmamı abartılı bulmalarına ‘e normali bu değil mi, intihar mı edecektim?’ diyordum. Yaşadığımın normal olduğunu söyleyecek, “bu da böyle bir anımızdı” diyecek, benden çok daha neşeli hayata bağlı insanlarla karşılaşmayı umuyordum. Tahminlerimden çok farklı bir grupla tanıştım. Dinleri, dilleri farklı bu insanlarla olayları algılama şeklimiz de farklıydı. Onların düşünce tarzı veya benim düşünce tarzım doğru, diyemem. Sadece farklı.

Tek ortak noktamız beyin kanaması geçirmiş olmamızdı. Ben böyle ciddi bir olay ertesinde hayatta olduğum mutluluğumu paylaşacak insanlar bulmayı umuyordum. Tam bir hayal kırıklığı yaşadım. Belki benim beklentilerim çok yüksek olduğundan karşılaştığım bir hayal kırıklığıydı, birisinin intihardan bahsetmesine bir başkası teselli vermek için “Eminim bu gruptaki herkesin aklından en az bir kere intihar geçmiştir….” dediğinde intiharı ilk defa neden hiç düşünmediğimi düşündüm. Zaten ilk başta gruba girebilmek için ingilizcemin ikinci dilim olduğunu, duygu ve düşüncelerimi paylaşmaya yetip yetmeyeceğini bilmediğim tedirginliğimi yazmıştım.

Yetmedi, elimde sözlükle üzüntülerini paylaşmamın imkanı yoktu. Üstelik ben hiç üzülmemişken (ha aklıma gelmişken, kitapta hiç hoşlanmadığım bir nokta var ki, sözüm ona ben havuzda bana spastik dendiği için üzülmüşüm. Bunu ben Aysın’a ‘kıdım beni spastik sandılar’ diye gülerek anlatmıştım. Zayıf kaslarımla su üzerinde kalabilmek için gösterdiğim çabayla öyle bir köpük çıkartıyordum ki yani dışardan derdimin ne olduğunu bilmeyen birisinin bir sorun olduğunu düşünmesi gayet doğal. Kitapta bunu üzülerek anlattığımı yazdı, hesapta son baskıya girmeden düzelteceğimiz bir bölümdü. Israrla Aysın’a havuz anısı istiyorsan başka havuz anımı* anlat, diyordum.

Bu konuda bu kadar hassasiyet göstermemi anlamamasına değil, iki yazar olarak çıkarmayı teklif ettiği kitapta tek başına hareket etmesine kızıyordum. Bu belki de çok geride kalmış olan hastane günlerinde bana dadılık yapma alışkanlığındandı. Kitap sürecinde hiç beklemediği kadar huysuz oldum sanırım, kimi zaman beni bile boğan fazla mükemmeliyetçi karakterim kitaptaki eksiklik ve çarpıklıkları düzeltmeye kalksa asla böyle bir kitap çıkamazdı.

(Açıkçası değil hatalarıyla, bana kalsa kitap bile çıkmazdı ya :)) Benim kitap yazmama neden olan o rahatsız edici gazete haberinin sahibine ve tüm kahrımı çektiği için Aysın’a bir kez daha teşekkür etmeden geçemicem. Dost olarak hastanedeki gayreti ben de gösterebilirdim, bunu biliyorum. Ancak ardından kitap yazma fikri aklıma gelmezdi. Gelmedi nihayetinde, benim hayatım başkalarını niye ilgilendirsin, diyordum. Bana bir şey olduğunu idrak etmem epey zaman aldı, normalde zaten mızmızlanmayı sevmediğimden ölmediğime sevinmekten başka ne yapabilirdim, bilmiyorum.

Benim kendimi bu kadar iyi hissedebilmemde ailemin ve çevremin tutumları o denli önemliydi ki, bana bir şey olmamış gibi davranmalarını istiyordum. Sonuçta ben de herhangi biriydim, ‘bana ne oldu’ya üzülmekten öte etrafıma yaşattığım korkunun ezikliğini duydum çoğu zaman, ‘bir an önce iyi olmalıyım’ ki özledikleri EbRu olabileyim, için tüm çabam. Bence anlatılacak çok önemli bir olay yoktu ortada, bilmiyorum daha önemli ne olabilir? Sanki “bu da böyle bir anımızdı” önemsizliğinde tutarsam bu da böyle bir anımız olarak kalacak sanıyordum, nitekim öyle aslında.

Ben gerçekten çok şanslı bir beyin kanaması geçirdim, bende kalan maruzatlarımla sakat olduğumu iddia etmek şımarıkça alınmaya çalışılan bir sıfat gibi geldi. Çünkü değilim, üstelik sakat veya özürlü olmak utanılacak değil, hayatı daha zor şartlarda yaşamak zorunda oldukları için kesinlikle takdirle karşılanacak bir sıfat olduğunu düşünüyorum.

Kitap yazma sürecinin başında Stephanie,Amerikalı “Beyninizden bir Mektup Var” yazısının sahibi ile konuştuk. Dünyanın bir ucunda yıllar önce geçirdiği kazadan sonra yazdıkları dünyanın öbür ucundaki bana umut veriyor. Sonraki yazışmalarımızdan birinde biraz depresif olduğunu hissedip umut verici birkaç satır yazmıştım. Hiç tanımadığım bu insanın bende yarattığı olumlu etkiye benzer duyguları ben de onda uyandırmış olmalıyım ki ‘Ben senin hayatını ne kadar etkilemişsem, sen de benim yaşamımı etkiledin’ yollu bir şeyler söyledi. Bu öylesine inanılmaz bir keyif ki, Stephanie dünyanın bir ucunda ve üstelik ben kıt ingilizcemle böylesine bir etki yaratabildiğime çok mutlu oldum.

Bana kitap konusunda destek vermişti, Türkçe bilmediği için çok şey kaçırdığını söyleyince Türkçe bilenlere söyleyebileceklerim olduğuna inancım güçlendi. Böyle bir kitapla ortaya çıkarak diğer insanlardan kendimi uzağa mı atıyorum tedirginliğim, ‘ben de normalim diğer insanlardan farkım yok ki ‘ düşüncem, ‘aman zaten uzağım, belki böyle kaynaşırız’ a döndü. Hani olur a günün birinde yaşadıklarımız, yazdıklarımız birilerinin hayatında olumlu yönde etki yaratır. Bu gerçekten benim için sevinç kaynağı olur.

*Geçen gün havuza gittiğimde yaz okulu başladığından nasıl kalabalık anlatamam, hani akıllı uslu çocuklar olsalar neyse. Ama görücen bunlar havuzun kenarına geliyorlar “ssaaaapp” diye bir atlıyorlar suya. Biz 5e geliyordu gittiğimizde, soyunma odasındayken bu cimcimelerden biri geldi. “Daha yeni mi geldiniz? Birazdan bitiyor burası” dedi. “Olsun, ben jet hızıyla yüzerim” dedim.

Sonra havuza girdim, bir köşede hareketlerimi yapıyorum. Bu geldi gene, arkadaş olduk ya, “Sen yüzme bilmiyor musun?” dedi. “Biliyorum da benim rahatsızlığım var, onun için bu hareketlerimi tamamlamam lazım, birazdan yüzerim” dedim. Bu şimdi gidiyor, geliyor “E hadi ne zaman yüzeceksin?” diyor. Sonra etti edemedi havuzun kenarından tutunup boylu boyunca uzandı, ayaklarını çırpmaya başladı. “Bak böyle yapacaksın” dedi.

Güldüm kıza “Allaam millete şaklaban olduk” diye. Neyse 5,5dan sonra erkekler seansı başladığından çocuklar gitti. Oradan bir havuz görevlisi gelip “siz kalabilirsiniz” dedi de rahat rahat biraz daha kalabildim havuzda.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND