Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İçimizdeki leonardo da vinci…

Leonardo Da Vinci yaşamını “Herşeyi öğrenmek mümkündür” anlayışıyla sürdürmüş olan örnek bir insandır. Onun hayata bakışı ve ilkeleri içimizdeki yaratıcılığı ortaya çıkarmaya yardımcı olabilir. Çoğumuz onu ressam olarak biliriz ama o aynı zamanda, bir mimar ve heykeltraş; uçan bir makine, bir helikopter, paraşüt, bugün itfaiyecilerin kullandığı uzayan merdiven, dünyanın ilk dönen sahnesi gibi buluşları olan bir mucit… Leonardo Da Vinci’ den öğreneceğimiz ilkeler neler? Detaylar için tıklayın.

İstanbul’un fethinden bir sene önce doğan Leonardo sadece dünyada yapılmış en iyi resimler arasında sayılan “Mona Lisa” ve “The Last Supper” gibi eserleri meydana getiren bir ressam değil, aynı zamanda tanınmış bir mimar ve heykeltraş; uçan bir makine, bir helikopter, paraşüt, bugün itfaiyecilerin kullandığı uzayan merdiven, dünyanın ilk dönen sahnesi gibi buluşları olan bir mucit; gerçekleri kendisinden dört yüzyıl sonra ortaya çıkacak olan zırhlı tank, makineli tüfek, güdümlü mermi ve denizaltı gibi silahların planlarını yapan bir askeri mühendis; anotomi, botanik, jeoloji ve fizik alanında öncü çalışmaları olan bir bilim adamı ve nalı eliyle bükebilecek düzeyde güçlü bir sporcudur.

Kopernik’ten 40 yıl önce güneşin hareket etmediğini ve dünyanın evrenin merkezi olmadığını not etmiş; Gallileo’dan 60 yıl önce gök cisimlerini incelemek için iri bir büyüteç kullanılmasını önermiş; Newton’dan 200 yıl önce “her ağırlık mümkün olan en kısa yoldan merkeze doğru düşme eğilimindedir ve dünya yuvarlak olmak zorundadır” diye yazmış; ve Darwin’den 400 yıl önce “insanlar tesadüfi durumlar dışında hayvanlardan farklı değildir” diye yazarmış ve insanları maymunlarla aynı kategoriye koymuştur.

Leonardo Da Vinci yaşamını “Herşeyi öğrenmek mümkündür” anlayışıyla sürdüren örnek bir insandır. Onun hayata bakışı ve ilkeleri içimizdeki yaratıcılığı ortaya çıkarmaya yardımcı olabilir.

Leonardo hayatını yedi ilkeye uyarak yaşamıştır. Onu hayata bağlayan ve bu kadar farklı alanda zamanının çok ötesinde buluşlar yapmasına imkan sağlayan ilk ilkesi merak ve sürekli öğrenme içim bitmeyen bir araştırma güdüsüydü. Çevresindeki her olaya meraklı bir gözle bakardı. Neden deniz kenarında bulunan deniz kabukları dağların tepesinde de bulunuyor? Neden yıldırımın yol almak için zamana ihtiyacı varken, meydana gelir gelmez gözle görünür hale geliyor? Bir kuş nasıl kendini havada tutabiliyor? soruları onu jeoloji, fizik ve anotomi dallarında buluşlar yapmaya sürüklemişti. O bir şeyin nasıl çalıştığını öğrenmekle tatmin olmuyordu. Nedenini de bulmak istiyordu. İşte bu merakı onu bir teknisyenin ötesinde bir bilim adamına çevirmişti.

Leonardo kırk iki yaşında Latince öğrenmişti. Hayalini kurduğumuz yeni bir lisan, yeni bir spor, veya sanatsal faaliyete başlamak için hiçbir zaman geç değildir. Üstelik yepyeni birşeyler öğrenmek zihni zinde tutar.

Leonardo’nun ikinci ilkesi hatalardan ders alma arzusuyla bilgiyi test etme dürtüsüydü. Bu ilke kendi kendine öğrenebilme yeteneğini geliştirmesine yardımcı olmuştu. Hatadan korkan, hata yapmayan ne iş yapar ne de yeni bir şey öğrenir. Çocukların hızlı öğrenmelerinin en önemli sebeplerinden biri hata yapmaktan korkmamalarıdır.

Başkalarının hatalarından ders alma olgunluğunu gösterenler daha hızlı ilerler. Bu yönüyle her tanıştığınız insan yeni bir senginlik kaynağıdır. Sorgulayıcı bir zihin ve öğrendiklerini uygulayarak test eden bir insan öğrenme hızını artırır.

Leonardo’nun üçüncü ilkesi deneyimlerini daha canlı hale getirmek için tüm duyularını kullanmaya çalışmaktı. İnsan duyma, koku alma, tatma, dokunma ve görme duyularını geliştirdikçe hayattan daha çok zevk alır, çevresini daha iyi algılar ve daha hızlı öğrenir. Bir duyuyu diğer bir duyu ile tanımlamaya çalışmak algılamayı geliştirir. Sıcak-soğuk renkler, tatlı-ekşi bir ses, kadife gibi bir tat gibi. Çiçekleri, havayı koklamak için zaman ayırmak, yemekleri bir an önce mideye transfer edilecek bir meta olmanın ötesinde her bir lokmasının tadına varılacak bir zenginlik olarak görmek, müzik setinizin düğmeleri ile oynayarak aynı melodiyi farklı dinlemek, bakışımızı kompüter ekranlarının ötesinde ufka taşıyabilmek, bir kelebeğin renklerine konsantre olabilmek, sessizliği duyabilmek hayattan aldığımız zevki artıracaktır.

Leonardo’nun dördüncü ilkesi belirsizliği kucaklama arzusuydu. Şüpheleri olmayan bir insan çok az şey başarabilir. Leonardo’nun doğu felsefesine de ilgisi olduğu söylenir. Mona Lisa’nın zıtlıklardan denge bulma anlayışını içeren yin-yang felsefesinden etkilenerek yapıldığını savunan eleştirmenler vardır. Freud bu eseri kadının aşk hayatına hakim olan kontrastların en mükemmel ifadesi olarak tanımlamıştır. Mona Lisa’nın gülümsemesi iyi ile kötünün, şefkat ile gaddarlığın, baştan çıkarıcılık ile masumiyetin fanilik ile ebediliğin kesişmesidir.

Belirsizlikle dost olmak ve şaşkınlığa dayanmayı öğrenmek değişimin hızlanarak arttığı dünyamızda önemli bir yetenek haline gelmektedir. Paradoks ile karşı karşıya kalındığında sükuneti korumak, günümüzde sadece etkili olmanın değil, aynı zamanda sağlıklı bir zihne sahip olmanın da anahtarıdır. Bunun için düşüncelerimiz kadar içimizden gelen sese de kulak vermekten çekinmemeliyiz.

Leonardo’nun beşinci ilkesi bilim ve sanat, mantık ve hayal arasındaki dengenin gelişmesi için beynin bütünüyle düşünmekti.
Günümüzde Tony Buzan tarafından popüler hale getirilen zihin haritaları yapma fikrini Leonardo bundan beş yüz yıl önce uyguluyordu. Olaylara beynin sağ ve sol tarafıyla birlikte yaklaşmak, nicesel olduğu kadar niteliksel olarak da algılamaya çalışmak insanı ve düşünceyi zenginleştirir.

Leonardo’nun altıncı ilkesi vücut ve zihin dengesini korumak ve geliştirmekti. Goethe, Leonardo için “Yakışıklı ve görkemli fiziğiyle, o insan mükemmeliyetinin bir modeli gibiydi.” Diye yazmıştır. Leonardo Floransa halkı arasında diğer özelliklerinin yanı sıra dengesi, zarafeti ve sporculuğu ile de tanınırdı. İnsanın kişisel sağlığı için gücünü ve becerikliliğini artırmak üzere düzenli olarak çalışması, onun hayatın başka alanlarındaki başarısına da katkıda bulunur.

Leonardo’nun yedinci ilkesi herşeyin birbiriyle ilişkisini araştırmaktı. Bir bütün, parçalarının toplamından büyüktür. Olayların ilişkilerini araştırmak sistematik düşünmeyi, bütünü daha iyi kavramayı getirir. Leonardo bir doğa aşığıydı. Anotomiden uzay bilimine kadar çok geniş bir alanda arştırmaları bulunan Leonardo şöyle yazmıştı: Herşey herşeyden gelir, ve herşey herşeyden yapılmıştır, ve sonuçta herşey herşeye döner.

Dünya’nın değişimine bu kadar çok boyutta katkıda bulunan bu değerli insandan ve onun yaşam ilkelerinden alınacak çok ders var. Başkalarının deneyimlerinden öğrenerek yaşamdaki davranışlarımızı geliştirebildiğimiz ölçüde bizler de dünyaya yaptığımız katkıları artırabiliriz.

Özetle, Leonardo’nun öğretisi sorgulamaya, öğrenmeye, kendimize ve doğaya zaman ve dengeli yaşamaktır.

Yazımızı Leonardo’nun yaşama ilişkin önerilerinden alıntılarla sonlandıralım.

“Hırslı olanlar için, ne hayatın nimetleri, ne de dünyanın güzellikleri tatmin olmak için yetmez. Onlar için yaşam bir cezadır ve boş yere geçmektedir.”

“Suçu cezalandırmayan, onu teşvik ediyor demektir.”

“Adalet güç, anlayış ve irade gerektirir.”

“Doğru yürüyen, nadiren tökezler.”

“Tüyler kuşları olduğu gibi insanları da cennete doğru yükseltebilir; tüy kalemler tarafından sözcüklerin yazılması gibi.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Her organik ürün doğal, her doğal ürün organik midir?

sağlıklı beslenme, sağlık, organik ürün ve doğal ürün farkları, organik ürün, organik beslenme, doğal ürün, doğal beslenme, besinler

Bir ürünün üzerinde organik, diğerinde doğal yazıyor. Hangisini seçerdiniz? İkisinin de aynı olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Her doğal ürün organik değildir! İşte organik ürün ve doğal ürün arasındaki farklar…

Organik ürün başka, doğal ürün başka!

Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (ORGÜDER) Başkanı Şerif Ayhan Sürmeli “Pazarlarda önüne gelen organik olmadığı halde ürünlerini organikmiş gibi piyasaya sürüyor. Köy ürünü ve köyden getirilen doğal ürün diye piyasada satılan ürünlerin organiklikle ilgisi yok” dedi

Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (ORGÜDER) Başkanı Şerif Ayhan Sürmeli, Türkiye’deki semt pazarlarında ’köy ürünü’, ’doğal ürün’ şeklinde adlandırılarak satışa sunulan ürünlerin, vatandaşlar tarafından organik ürünlerle karıştırıldığını söyledi.

Organik ürünün hiçbir aşamasında kimyasal ve sentetik madde kullanılmadan üretildiğini, her aşamasının kontrol edildiğini ve üzerinde iki logo bulunduğunu anlatan Sürmeli, bunların doğal ürünlerle karıştırılmaması gerektiğini vurguladı.

Türkiye’nin ihracatta organik üzüm, kayısı, kuru incir ve fındık gibi ürünlerde dünya birincisi olduğuna dikkati çeken Sürmeli, şöyle konuştu: “Pazarlarda önüne gelen organik olmadığı halde ürünlerini organikmiş gibi piyasaya sürüyor. Bu da haksız rekabete neden oluyor. Organik ürün dediğimiz, üzerinde logosu bulunan, ambalajlı satılan ve 5262 sayılı tarım yasasına uygun üretilen ürünleri kapsar. Dolayısıyla buna riayet edilmiyor, tüketicinin kafası karıştırılıyor ve haksız rekabet oluşturuluyor. Yok ’köy ürünü’, yok ’köyden getirilen doğal ürün’ diye piyasada satılan ürünlerin organiklikle ilgisi yok. Bu manada bilincin artırılması lazım. Türkiye’de organik ürünle doğal ürün birbiriyle karıştırılıyor.”

Organik ürün almak isteyen vatandaşlara bazı tavsiyelerde bulunan Sürmeli, “Organik ürünlerin üzerindeki logonun bir tanesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının, diğeri yetkili sertifika kuruluşunun logosudur. Zaten bu kuruluşlar da bakanlık tarafından denetleniyor. Organik ürüne talep göstererek madem bir fiyat farkı veriyor vatandaşlarımız, organik ürün almak için bilinçlerini arttırarak bu alışverişi yapsınlar” ifadelerini kullandı.

Kaynak: www.posta.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kahvaltılı sabahlar, başarılı yarınlar!

sağlıklı çocuk kahvaltıları, okula giden çocuğun kahvaltısı, okul başarısı, Manşet, kahvaltı tabağı

Çocukların okul başarısını önemli ölçüde etkileyen kahvaltı nasıl olmalı? Hangi besinleri kahvaltıda mutlaka tüketmeliyiz? İşte Diyetisyen İzan Işık’tan dengeli ve sağlıklı kahvaltı önerileri…

Kahvaltı, okul başarısını olumlu etkiliyor

Diyetisyen İzan Işık, sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı söyledi.

Diyetisyen İzan Işık, kahvaltının gece boyu süren açlığın sonunda vücut için gerekli ilk enerji kaynağı olduğunu belirterek, “Gece açlığında düşen kan glikozunun dengelenmesini sağlayan kahvaltı, bilişsel ve fiziksel performansın devamı için son derece önemli. Kahvaltı, glikojen (enerji) depolarını doldurur ve metabolizmayı çalışmaya başlatır” dedi. İzan Işık, MAT-FEN Eğitim Kurumu lise seviyesindeki öğrencilerine yönelik kahvaltı konulu beslenme eğitiminde konuştu. Eğitimde, gençlere örnek kahvaltı da sunuldu.

Kahvaltı okul başarısını etkiler

Sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı sağladığını, hafızayı geliştirdiğini, derslerde konsantrasyonu sağladığını vurgulayan İzan Işık, bunun yanında derslere geç kalmayı önleme ve devamsızlığı azaltmaya da yaradığını anlattı. İzan Işık kahvaltının duygu durumuna etkisinin de bilindiğini belirterek, “Kahvaltı ile duygu durumları arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Düzenli kahvaltı yapan çocuk ve adölesanlar yaşama daha pozitif bakmakta, daha az negatif duyguya sahip olmaktadırlar” diye konuştu.

6-12 ve 12-18 yaş dönemi bireylerin kahvaltı ve genel olarak sağlıklı beslenme konusunda alışkanlığı kazanmasının, gelecekte hastalıklardan korunmasına katkı verdiğine işaret eden İzan Işık, “Bu dönemler fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları ve yetişkinlik hastalıklarının gelişimi açısından ise en riskli dönemlerdir. Çocuklarda ve adölesanlarda (12-18 yaş) kahvaltı öğününün atlanması oldukça yaygın görülüyor. Kahvaltı öğününü atlayan adölesanlar arasında, bu oranın kızlarda erkeklere göre daha fazla olduğu biliniyor. Kahvaltı öğününün atlanmasının temel nedenleri zaman yetersizliği, sabah iştahın olmaması ve adölesanların vücut ağırlıkları hakkında duydukları endişe nedeniyle besin alımını sınırlamak istemeleridir” bilgisini verdi.

Kahvaltı yapmak yetişkinlikte obezite riskini azaltıyor

Diyetisyen İzan Işık, bazı gençlerin kahvaltıyı kilo alma endişesiyle atlamasına karşılık, kahvaltı yapmanın yetişkinlikteki obezite riskini azalttığını da vurgulayarak, “Kahvaltıyı atlayan veya yeterli ve dengeli bir kahvaltı öğünü tüketmeyen çocuk ve 12-18 yaş arasındaki bireylerde ilerleyen yıllarda obezite görülme oranın daha fazla. Total kolesterol, LDL kolesterol ve insülin düzeylerinin yüksekliği ile ilişkili olduğunu, bireylerin yetişkinlik döneminde tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, metabolik sendrom ve osteoporoz risklerinin daha yüksek” bilgisini verdi.

Ailelere uyarı

Ailelerin kahvaltıya yönelik tutumlarının çocukların ve adölesan çağdaki (12-18 yaş) gençlerin davranışlarını etkilediğine işaret eden İzan Işık, evde kahvaltı hazırlanmaması ve kahvaltıda gerekli olan besinlere yer verilmemesinin çocuk ve gençleri kahvaltıdan uzaklaştırabildiğini anlattı. İzan Işık, “Adölesan bireylere aileleri tarafından sağlıklı beslenme konusunda yol gösterilmeli, kendi besin alımlarını düzenleyerek yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının gelişimi desteklenmelidir”  diye konuştu.

İyi bir kahvaltı nasıl olmalı?

Öğrencilere kahvaltı tavsiyelerinde de bulunan Diyetisyen İzan Işık, iyi bir kahvaltının günlük enerji ihtiyacının yüzde 20-25’ini karşılaması gerektiğini belirtti. Dört temel besin grubu olan süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, tahıl grubu ve sebze meyve grubunu içermesi gerektiğini belirten Diyetisyen Işık, mevsiminde taze meyve ve sebzeleri de önerdi. İzan Işık, örnek bir kahvaltıyı şöyle sıraladı:

“1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 2 ceviz veya 5 adet zeytin, 1 avuç yeşillik, söğüş doğranmış mevsim sebzeleri, 1 tatlı kaşığı ölçü ile bal veya ev yapımı reçel, 2-3 dilim tam tahıllı ekmek şeklinde hazırlanmış bir kahvaltı yaklaşık 500 kilokalori (kcal) enerji içerir ve aynı zamanda bireye tüm besin gruplarını sağlamış olur”

Öğrencilerin kahvaltıya bakışında olumlu değişiklik oldu

Bilgilendirme öncesi ve sonrasında tutum ve düşünceye yönelik yapılan kısa ankette de, MAT-FEN öğrencilerinin kahvaltıya yönelik tutumlarında olumlu değişiklik gözlendi.  Kahvaltısını artık atlamayacağını söyleyenler yüzde 43,4’ten yüzde 60,8’e yükseldi.

Kaynak: www.dunya.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dikkatimizi artırmak için neler yapmalıyız?

psikoloji, odaklanma, dikkati artırma yöntemleri, dikkat problemi, dikkat

Etkili ve verimli çalışabilmek için iyi odaklanmamız gerekir. Fakat zor ve sıkıcı işlerle uğraşırken bu pek kolay olmuyor. Neyse ki bilim dikkati geliştiren kolay ve etkili yollar keşfetti. İşte o 5 bilimsel çözüm…

Dikkati geliştirecek 5 yöntem

Zor veya sıkıcı bir işe yoğunlaşmaya çalışanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Ama dikkati artırmayı sağlayan bazı bilimsel çözümler de var.

Yaptığımız işe daha iyi konsantre olmak için yapmamız gerektiğini sandığımız şeylerin çoğu beynimizin doğal işleyişine aykırıdır. Peki, daha fazla verim almak için, dikkat konusundaki araştırmalardan neler öğrenebiliriz?

1. Zihni dağıtmak

Yaptığınız iş üzerinde yoğunlaşmakta güçlük çekiyorsanız kısa süreliğine zihninizi dağıtacak başka bir şeye yönelmek en iyi yöntemlerden biridir.

Psikologlar zamanımızın yaklaşık yüzde 50’sini uğraştığımız işten farklı şeyler düşünerek geçirdiğimizi söylüyor. O halde zihni dağıtmak beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olabilir.

Beyne baktığımızda, konsantrasyonun neden bozulduğunu anlayabiliriz. Konsantre olmak için beynin bazı bölgeleri arasında iyi bağlantılar kurulması gerekir.

Zamanımızın yarısını hayal kurarak geçiriyorsak bunun vaktini kendimizin belirlemesi daha yararlı olabilir.

Beynin ön kısmındaki kıvrımlardan oluşan frontal korteks, dikkat dağıtan şeylere karşı direnmeyi ve daha eğlenceli şeylerle uğraşmaya yönelten doğal içgüdümüzü kontrol etmeyi sağlar.

Bu bağlantıları çalışır halde tutmak için, özel bir şeyle uğraşmadığımızda beynin aktif olan kısımlarından daha fazla enerji gerekir. Ama kaçınılmaz olarak gün içinde bu enerji tükenip yorulduğumuzda, dikkatimiz dağılır, aklımız başka şeylere kaymaya başlar.

Eğer bu durum zaten yaşanacaksa bunun vaktini en uygun ana ayarlamak neden mümkün olmasın?

Harvard Üniversitesi’nde psikolog Paul Seli, zihnin dağılması konusunda kasıtlı ve kazara dağılma ayrımı yapıyor. Yapılan işi olumsuz etkileyen işte bu kazara zihin dağılmasıdır.

Oysa bu zamanı kendisi belirleyenler daha az zarar görür. Bilerek ve planlayarak zihni dağıtacak bir şeylere yönelmenin yararı olabilir.

“Uğraştığınız işle ilgisi olmayan başka bir konuyu düşünün, örneğin kafanıza takılan başka bir sorunu çözmeye çalışın, sonra da asıl işinize dönün” tavsiyesinde bulunuyor Seli.

İş dışındaki başka bir konuyu düşünmesi için zihninize izin vermek, hem aklın başka şeylere kayması sırasındaki suçluluk duygusunu hem de bu kaymaya neden olan ve zihni meşgul eden konuları gidermiş olacaktır.

İşyerinde şaka ortamına izin vermek verimliliği artırabilir. Bunun bir yolu da kedi videoları izlemek olabilir mi?

2. Boş boş dolanmak

Komik kedi videolarının dikkat dağıttığı düşünülür, ama bazı psikologlar bunların bizi işimize devam etmemizi sağlayacak kıvama getirebileceğine inanıyor.

İşinizi ne kadar seviyor olsanız da zor bir işe yoğunlaşmak irade ister. İrade gücünü artırmanın bir yolu da gülmekten geçer. Yapılan araştırmalar, zor bir bilmece üzerinde kafa yorma konusunda, komik bir video izleyen kişilerin, rahatlatıcı ama komik olmayan video izleyenlerden daha uzun süre çaba gösterdiklerini ortaya koydu. Bu nedenle işyerlerinde daha şakacı bir ortamın teşvik edilmesini savunanlar var.

Avustralya Üniversitesi’nde liderlik araştırmaları uzmanı David Cheng’e göre, “Ekibiniz için eğlenme kültürü yaratmak, onları güldürecek komik bir video bulup izletmek iş verimliliğini artırır. Bu elbette gün boyunca kedi videoları izlemek anlamına gelmiyor, ama özellikle yorgun hissedilen anlarda, arada bir fırsat yaratarak şakalaşıp gülmek gerekir.”

3. Düzen değil karmaşa mı?

Daha iyi konsantre olmak için, dikkat dağıtacak tüm dış etkenlerden arınmak gerektiği düşünülür. Oysa başka bir teoriye göre tersini yapmak gerekir.

Belli düzeyde karmaşanın yoğunlaşmaya yararı olabileceği söyleniyor.

Londra’daki UCL Üniversitesi’nden psikolog Nilli Lavie 1995’te ‘Yükleme Teorisi’ni gündeme getirdi. Buna göre, beynimizin dış dünyadan alıp işleme koyabileceği bilgi sınırlıdır. Bu kapasite dolduğunda, beynin dikkat sistemi devreye girerek neye konsantre olacağına karar verir.

Lavie’nin deneyleri, temiz, düzenli ve sessiz ortamlardan ziyade dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmak daha verimli olabilir. Algı bölgeleri tümüyle dolduğunda beynimiz tüm enerjisini en önemli işe yoğunlaştırır. Dikkat dağıtıcı etkenleri devre dışı bırakır.

Ancak bunu uygularken dikkat dağıtıcı doğru faktörleri bulmak ve enerjimizi tüketecek seviyeye çıkmasına izin vermemek önemlidir. Düzenli görsel ve müzikli araçları devreye sokup bu işi kolaylaştırmak için ommwriter veya focus@will gibi bazı uygulama programları geliştirilmiş olsa da bunlar bilimsel araştırmalarda sınanmış olmadığından bir radyo da aynı işi görebilir.

Burada önemli olan, beynin başka yerde stimülasyon aramasına fırsat vermeyecek doğru dengeyi bulmaktır. Çoğu insan neyin daha iyi işe yarayacağını deneme yanılma yoluyla bulabilir. Ama dikkat dağıtıcı etkenleri ortadan kaldırmak yorucu olabileceğinden, hafiften başlayarak bu yönteme başvurulabilir.

Öğle arasında dışarı çıkıp parkta egzersiz yapmak dikkati yenilemeyi sağlar.

4. İşe ara vermek

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda işe ara vermek aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat bu şekilde daha fazla iş yapmanın mümkün olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunuyor.

Önemli olan, ne zaman, ne kadar süreyle işe ara verileceği ve bu sırada ne yapılacağıdır.

Araştırmalar, konsantrasyon sınırının 90 dakika olduğunu gösteriyor. Bundan sonra 15 dakikalık ara almak gerekiyor.

Birkaç saniyelik mini araların bile işe yaradığını gösteren çalışmalar var. Ama bu sırada pencereden dışarı bakmak yerine, zihin aritmetiği gibi daha yoğun bir egzersize başvurmak yararlı olacaktır.

İşe ara verdiğinizde fiziksel egzersiz yapmanın, ardından kafein içeren kahve gibi bir içecek içmenin de beyni güçlendirdiği görülmüştür. Bunları dışarıda bir parkta yapmak daha etkili olacaktır.

Başka bir seçenek de meditasyon olabilir. Meditasyon konusunda tecrübeli olanlar dikkatleri üzerinde daha iyi kontrol sahibi olduğu gibi, ne zaman ara vermeleri gerektiğini de daha iyi bilir.

Bütün bunları zaman kaybı olarak görüyorsanız bir fincan kahve ile kafein yüklemesi yapmak da kısa vadeli olarak hafızayı, reaksiyon ve dikkat süresini artırır.

Egzersiz yapamayanlar için kafein de kısa süreli bir çözüm olarak dikkati yenileyebilir.

5. Fazla zorlamayın

Uzun süreli konsantre olmak gerektiğinde, kısa süreli bir yoğunlaşma dönemlerinin ardından kısa araların alınmasının daha verimli olduğu gözlendi.

Boston Dikkat ve Öğrenim Laboratuvarı’nda yapılan beyin taramalarında, uzun süre konsantre olmaya çalışanların, kısa süreli yoğunlaşma ve kısa ara, ardından yeniden yoğunlaşma şeklinde bir yöntem izleyenlerden daha fazla hata yaptığı görüldü.

Aynı şekilde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, sürekli konsantre olmaktansa kısa süreli ara verip başka bir konuda düşünmenin dikkati daha artırdığı görüldü.

Beyin hakkındaki bilgimiz arttıkça stresin konsantrasyona zarar verdiğini daha net görüyoruz. Bu nedenle sakinleşmek için ara almak, kontrolü yeniden ele geçirmek ve daha verimli çalışmak için de önemlidir.

Yazar:  Caroline Williams 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND