Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hülya avşar: mutlu entelektüel yok, hepsinin içi çürümüş!

Hülya Avşar ile entelspor maçında ilginç gelişmeler var. Son sözü Avşar söyledi: “Enteller beni reddetti, ben de onları. Mutlu entelektüel görmedim. Hep yakınıyorlar. Hayattan başka beklentim yok. Her şeyin en iyisine sahibim, neden mutsuz olayım?”

SABAH

“Kalbin Zamanı” beklenen hasılatı yapamayınca gözler Hülya Avşar”a çevrildi. Yönetmen Ali Özgentürk”ün “Halk artık onu sevmiyor” dediği Avşar, aksine bu filmiyle ödül bekliyor.

Eğer benim popülariteme güvenilerek film yapılıyorsa Ali Özgentürk”ün adına yazık. Enteller beni reddetti, ben de onları. Mutlu entelektüel görmedim. Hep yakınıyorlar. Hayattan başka beklentim yok. Her şeyin en iyisine sahibim, neden mutsuz olayım? Ben de insanım. Eğer aşkı hissedersem, tabii ki dolu dolu yaşamak isterim…

Bütün entelektüellerin içi çürümüş

“Kalbin Zamanı” adlı filmdeki performansıyla beğeni toplayan ama filmin yönetmeni Ali Özgentürk”ün hışmına uğrayan Hülya Avşar, eleştirilere cevap verdi. İşinin tanıtım yapmak olmadığını söyleyen Avşar, filmden kendi adına memnun. Bu yıl ödül almak isteyen Avşar, “Artık yeter, çareleri yok verecekler” diyor. Entelektüelleri ise karşısındakileri hiç tanımadan yargılamakla suçluyor.

Onunla röportaj yapmak her zaman keyiflidir. Çünkü sorulacak çok soru vardır ve sorduğunuz sorulara kaçamak yanıtlar alma ihtimaliniz yoktur. İçinden geçenleri hiç saklamayan Hülya Avşar yine dobra dobra konuştu. Söyledikleri tartışılabilir, polemiklere neden olabilir ama hiçbir şey şu gerçeği değiştirmez: Birileri Hülya Avşar”ın hayatını doğrularıyla-yanlışlarıyla izlemeyi çok ama çok seviyor…

* Çok sık eleştirilseniz de oyunculuktaki yeteneğinizin hakkı her zaman teslim edilir. “Kalbin Zamanı” filmi için de aynı durum söz konusu. Filmle ilgili eleştiriler bir yana, sizin oyunculuğunuza övgüler var. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz filmi? Oyunculuğumdan çok memnunum. Bu filmde kendimi çok sevdim, ki ben kendimi çok eleştiririm. Film amacına ulaşıyor.

* Filmi 40 bin kişi izlemiş. Az sayıda izleyiciye ulaşmak, amacına ulaşmak mı oluyor? İnsanımız artık sinemaya giderken başka şey arıyor. Beklentiler çok farklı hale gelmiş. Ama her zaman beklentiye göre hareket etmemek lazım.

* Peki eksik olan ne? Neden Vizontele ya da Gora milyonlarca izleyici topluyor da Kalbin Zamanı ancak 40 bin kişiye ulaşabildi? Bir tarafta trend olan vardır, diğer tarafta da klasik olan. Bizim yaptığımız iş klasik. Eğer amaç trende göre hareket etmekse, “Hababam Sınıfı” nda oynadım. O işte trende göre hareket ettim.

* Ali Özgentürk filmin promosyonunu yeteri kadar yapmadığınızı, eskisi kadar sevilmediğinizi söylemiş. Filmin ticari başarı ya da başarısızlığının sizin üzerinize kurulmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bence Ali Özgentürk çocuk gibi. Onun söylediği şeylere yanıt vermek istemiyorum. Benim işim oyuncu olarak onun hikayesinde canlandıracağım role tam konsantre olarak hakkını vermekti. Onun dışında oyuncu hiçbir şeye karışmaz. Filmin tanıtımını yapmak benim işim değil ki. Ben ne PR şirketiyim ne de pazarlama müdürüyüm. Ayrıca işine güveniyorsan fazla ortalarda dolaşmaya da gerek yok.

İŞİMİ DÖRT DÖRTLÜK YAPTIM

* Eğer film izlenmeyecekse o sorumluluk sanki size yıkılacak gibi algıladım… Tabii ki ama ben üzerime almayacağım. Çünkü ben bana düşen görevi dört dörtlük yerine getirdim. Ali Özgentürk de üzerine düşen görevi dört dörtlük yaptıysa, zaten her şey yolunda gider. Ayrıca ben Ali Bey”in bu filmi gerçekten başarılı çektiğine inanıyorum. O her ne kadar benim hakkımda “popülaritesini yitirdi” dese de… Eğer oyunculuğumla ilgili bir şey söyleseydi üzülürdüm. Popülerlik ne demek? Eğer benim popülariteme güvenerek film yapılıyorsa, Ali Özgentürk”ün adına ve sinemadaki o kadar yıllarına yazık.

* Artık anlaşılmayı ya da sizi eleştiren entelektüellerin sizi alkışlamasını bekliyor musunuz? Çünkü belli bir kesim sizi hep reddettti ve hala da reddediyor. Ama ben de onları hep reddettim. Onlar birçok şeyi yanlış yapıyor. Takdir ederken de abartıyorlar, yerin dibine sokarken de… Entelektüel olmayı da abartıyorlar. Entelektüel olmak için ne olmak lazım, onu da bilmiyorum. İnsanları bilmeden, tanımadan yargılıyorlar. Ben de onları her zaman reddettim. Niye reddettim? Gerçek entelektüel olduğum için reddettim. Entelektüellik bence çağdaşlıktır, güleryüzlülüktür, hem aydın olup hem mütevazı olmaktır. Bunların hiçbirine sahip olamayan insanlar bence entelektüel olamazlar. Ancak ve ancak kendilerine entelektüel olabilirler. Bu da onların hep mutsuz olmalarına neden olur. Zaten hep mutsuzlar diye düşünüyorum. Hiçbir zaman mutlu bir entelektüel görmedim. Ya işsizlikten yakınırlar ya evsizlikten… Sürekli bir şeyleri eleştirmekten içleri çürümüştür. Sürekli tepeden bakarlar…

* Türker İnanoğlu sizin son star olduğunuzu açıklamış. Buna ne diyorsunuz? Doğru. Ne diyeyim… (Gülüyor)

* Star olduğunuzun tahlilini nasıl yapıyorsunuz? Şöhret olmak, popüler olmak bana göre bir şey değil. Bana starlık sistemi çok uygun. Star gökyüzünde her zaman parlayan bir şeydir. Yaptığı hiçbir şey onun yerini oynatamaz. Starın ışığı vardır.

* Sizin ışığınız nedir? Bu Allah”ın bana vermiş olduğu bir şey. İletişimdeki gücüm diyelim. Gözlerimdeki elektrik, ruhumdaki enerji. Bunlar karşımdakine çok kolay geçiyor. Allah vergisi ışık yoksa, hiçbir şey olmaz.

* Hayattan ne bekliyorsunuz artık? Pek bir şey beklemiyorum. Gönlüm çok rahat. Manevi açıdan halletmem gereken pekçok şeyi hallettim. Bundan da mutluyum.

HER ŞEYİN EN İYİSİNE SAHİBİM

* Mutluluk, halledilmesi gereken şeyler listesinin tamamlanması gibi bir şey mi? Ben öyle bakıyorum. Ailemle ilgili, işimle ilgili bir takım problemleri halletmem lazım. Bir şeyleri yoluna koyman lazım.

* Bunlar günlük hayatın akışı. Ben duygulardan söz ediyorum… Memnunum ben. Sahip olduğum her şeyin en iyisi olduğuna inanıyorum. Bunun daha üstünün olduğunu hissetsem, o zaman mutsuz olurum.

* İnsanda sürekli arayış duygusu vardır. Siz her şey bitmiş gibi konuşuyorsunuz. Artık başka bir şey arayamayacağım. Hep şükrederim, Allah bugünlerimi aratmasın diye.

* Peki ya aşk? Eğer bunu hissedip de yaşayan insanlar varsa onları da takdir etmek lazım.

* Böyle bir duygunun eşiğinde olsanız siz de yaşar mısınız yoksa “proje” dışına çıkmaz mısınız? Ben de insanım. Öyle bir şey hissetsem tabii ki yaşarım. Ama aşkta da mantıklıyımdır. Değerse eğer, onu dolu dolu yaşamak isterim.

* Bu mantıklı haliniz evliliğinizde de hakim. Yaşadığınız olaylar sonrasındaki duruşunuz, bunu açıkça gösteriyordu. Bu mantık da topluma pek kabul edilebilir gelmedi… O olayda mantıkla duygular birbirine karıştı.

Duygu tabii ki var ama çocuğunuz var.

* Bakın yine mantıklı sesiniz konuşuyor… (Gülüyor) Aslında ben kendimi anlatamadım. Çok önemsemedim o olayı. Başıma gelen olayı gerçekten gülerek karşılıyorum. Çünkü biliyorum ki eşim tuzağa düşmüş, yakalanmış… Komik!

* Tuzağa düşmesi mi önemli, yapıyor olması mı? Tabii ki bunu yapıyor olması önemli. Ama ne yapabilirim? Bu tür şeyleri çok kaale almıyorum. Kimse kendini kandırmasın. 30 yıl bir adamın sadece karısının gözlerinin içine bakması mümkün değil ki… Ben kendimi hiç böyle kandırmadım. Her zaman, “İnşallah hissetmem” dedim. Yaparsa da geçicidir, bu erkeğin doğasında olan bir şeydir.

* Bu da sizin “mantıklı mutluluk” formülünüz… Gerçekleri baştan kabul edersen, üzüntü çekmezsin. “Evliliğimde başıma gelebilecek kötü şeyleri hissetmeden atlatabileyim” diye dua etmek lazım. Hayat boyu kadın ya da erkeğin birbirini hafiye gibi takip ederek yaşaması daha mı iyi? Bazı şeyleri görmemezlikten gelerek yaşamak daha güzel.

Evdekiler bana Hitler diyor

* Mutluluğunuzun formülü evlilik, iş, ve çocuk… Evlenmeseydiniz çocuğunuz, eşiniz ve bu statünüz olmayacaktı. O zaman ne olurdu? İşimle ilgili bir şey değişmezdi. Bugünkü duruşumu sağlayan asla kocam değildir. Ama evli ve çocuk sahibi olmasaydım mutsuz olabilirdim. Her kadının bir takım duyguları yaşaması gerekiyor.

* Her şeyi doğrular ve yanlışlar olarak ayırmışsınız. Peki duygular? Evet, ama içimden geldiği için böyle. Evdekiler benim arkamdan “Hitler” diyorlarmış. Haksız sayılmazlar.

* Kural dışı ne yaparsınız siz? İçimden delilik yapmak, çizgi dışına çıkmak gelmiyor. Hayatta işleyen tek bir şey var; klasiklik. Tabii ki geride kalmayacaksın ama klasik olacaksın. (Gülüyor) Sonra kocakarı ilaçlarından uzak durmayacaksın. Ve eskiden erkeklerimiz karılarına nasıl davranırlarmış bunu hiç aklından çıkarmayacaksın. (Kahkahalarla gülüyor…) Hayatın gerçeği bu.

Perihan Mağden”in ruh sağlığı bozuk

* Vizyona girecek iki filminiz daha var. Kutluğ Ataman”ın “İki Genç Kız”ı ve “Hababam Sınıfı.” “Bu yıl 8 ödül alacağım” derken, gerçekten yüreğinizden geçeni mi dile getirdiniz, yoksa size ödül verilmemesinin altını mı çiziyordunuz? Şunu öğrendim artık; bir şeyi istemeyeceksin, alacaksın. Ben bu sene alacağım, başka çareleri yok. Verecekler.

* Şimdiye kadar istediniz vermediler, şimdi alacaksınız öyle mi? Açıkçası şimdiye kadar isteyip istemediğimi de bilmiyordum ama artık yeter. Bu sene istiyorum. Ama her ödülü de kabul edeceğimi zannetmiyorum. Her ödülü kabul edecek bir insan da değilim zaten. O kadar çok ödülü geri çevirdim ki, kimsenin bilmediği duymadığı. Biri fedakar anne ödülüydü. Bunu bana veren kişilere hakaret derecesinde geri dönüşte bulundum. Ne yaptım ki fedakar anne oldum ben? Benden daha fedakar anneler var. Bunlar komik şeyler.

* Perihan Mağden”in kitabından sinemaya uyarlanan bir filmde de oynadınız. Ne oldu, birbirinizin varlığını kabul mu ettiniz? İyi olduğumuz söylenemez çünkü Perihan Mağden”i hiçbir şekilde sevmiyorum. O kadının ruhsal sağlığında bozukluk olduğuna inanıyorum. Bahsettiğim entellerden biri de o. Mutsuz, hiçbir şeyden tatmin olamamış, bütün hırsını yazıya vurarak çıkarmaya çalışan, hedefi olmayan bir insan… Karşısındaki insanı düşünmeden, kendi fütursuzluğunu ortaya çok rahat koyan biri. Hiç sevmediğim insan tipi. Ama hikayenin ona ait olması beni ilgilendirmiyor. Çünkü yönetmen öyküyü beğenmiş, telif hakkı alınmış ve senaryo olarak benim önüme gelmiş.

* Diyelim ki filmin galasında karşı karşıya geldiniz… Konuşacağımı sanmıyorum. O gelip benimle konuşmak isterse bir şey yapacak diye de korkarım, ürkerim. Çünkü kendini kontrol edemeyen insanlardan korkarım.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND