Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Homophily eğilimi yayılıyor

İnsanoğlu kendisine benzeyenlere, aynı kökenden, aynı kültürden, aynı cinsiyetten hatta aynı şehirden gelenlere karşı bir sempati besler. Homophily adı verilen bu eğilim iş dünyasını da etkiliyor. Üstelik teknoloji bu eğilimi adeta körüklüyor…

İnsanoğlu kendisine benzeyenlere, aynı kökenden, aynı kültürden, aynı cinsiyetten hatta aynı şehirden gelenlere karşı bir sempati besler. Homophily adı verilen bu eğilim iş dünyasını da etkiliyor. Üstelik teknoloji bu eğilimi adeta körüklüyor…

TÜRKLER KENDİNE BENZEYENİ SEVER

İnsanoğlu kendi gibi olanı sever. Kendimize benzeyenlere, bizimle aynı kökenden, aynı kültürden, aynı cinsiyetten hatta aynı şehirden gelenlere karşı bir sempati besleriz. Bu eğilime İngilizce’de homophily adı veriliyor, yani “benzer olanı sevme”. Türkçe’de henüz oturmuş bir karşılığı yok ama iş dünyasında oldukça yaygın. Şimdi sosyal medya da işyerlerinde homophily’i körüklüyor. Yöneticiler sosyal medyada kimin nelerden hoşlandığını, hangi gruplara üye olduğunu görüp o kişilere yakınlık duyabiliyorlar ki bu da işe alımlara, terfilere yansıyor. Bunun en büyük tehlikesi bir şirkette verimliliği, yaratıcılığı engellemesi ve adalet duygusunu zedelemesi.

Homophily yani benzer olanı, kendine benzeyeni sevme, Türk iş dünyasında çok yaygın. Aynı görüşten, aynı kökenden, aynı cinsten, aynı okuldan hatta aynı şehirden gelen kişileri kayırıyoruz; bu kişileri işe alımdan terfiye birçok süreçte öncelik tanıyoruz. Kendine benzer olanı sevme başlangıçta kolay iletişim kurmayı sağlıyor gibi gözükse de esasında çok sesliliği bastırıyor. Bir işyerinde çalışan herkesi tek tipleştiriyor, yaratıcılığa, farklı görüşlere ket vuruyor, fırsat eşitliğini ortadan kaldırıyor. Bir yöneticinin bölümünü sürekli kendi gibi kişilerle doldurması o ekibin etkinliğini azaltıyor. Tabii burada kendine benzer olanı işe almadan kasıt, işin gerektiği kişilik özellikleri ve yetkinlikleri aramak değil, ki bu son derece normal ve doğrusu da bu, hep aynı tip, kendi gibi olan kişileri işe almak.

Kendine benzer olanı sevme kavram olarak yeni olsa da zaten bizim kültürümüzde olan bir şey ve şirketlerde son derece yaygın. Tüm insan kaynakları uzmanları da bu konuda hemfikir. 20 yıldır insan kaynakları dünyasının içinde olan Doğan Holding İnsan Kaynakları Başkan Yardımcısı Binnur Zaimler, “Sistemleri kuvvetli şirketler bunu engellemeye çalışsa da, hepimiz Türk’üz ve Türkler’in geninde homophily ruhu var. Düşünülenin tam aksine, patronların tarafsız olduğunu, daha çok profesyonel yöneticilerin homophily eğilimi taşıdıklarını gözlemlemişimdir. Çünkü patronlar, işlerin en uygun şekilde yapılmasına öncelik verirler. Oysa, kendi okulundan mezunlara daha sıcak bakmayı övgüyle anlatan çok profesyonel yönetici var. Özellikle mühendislerde, sanayi şirketlerinde bu daha tipik. Bir otomotiv firmasında, İstanbul Erkek sonrası İTÜ Endüstri mezunu koca bir kalite kontrol departmanı çıkabilir karşınıza mesela. İşin komiği bir anda pazarlama departmanına da geçebilirler beraberce. Hesap uzmanları ve yabancı denetim firmaları mezunları da gruplaşmaya çok açıklar” diyerek özetliyor homophily’nin Türk iş dünyasında ne kadar yaygın olduğunu.

Açık pozisyon yoksa danışman diye alınıyor
Türk iş dünyasında hemşehrilerin kayrılması da homophily’nin güzel bir örneği. Öyle işyerleri var ki çalışanların ciddi bir yüzdesini veya bazı departmanlarının tamamını hemşehriler oluşturuyor. Zaimler, o şirketlerden nitelikli insan kaynakları profesyonelleri olarak uzak durduklarını söylüyor: “Çünkü o hemşehrilerin tüm kuralları delmesi, istisnalar yaratması, üstelik de diğerlerinden daha geniş imkanlara sahip olmalarına şaşırmıyoruz. Kurumsal düzen deliniyor. Bu durumda hemşehri olmayan diğer küsmüş kesiminden performans beklemek zorlaşıyor. Ayrıldıklarında ise ‘işte, yabancı adama güvenilmez, bizi terkeder, ama hemşehri kalır’ deniyor. Bu konuda kitap yazacak meslektaşlarım var. Bu sadece patron şirketlerinde olmuyor. Bir şirkete yeni atanan genel müdürün tanıdık, akraba ve özellikle eski iş arkadaşlarını organizasyona monte ettiğini de görüyoruz. Bazen açık pozisyon yoksa, ‘danışman’ gibi yeni görevler açılıyor. Bu durum, şirket içinde İK tarafından çalışanlara tabii ki tam açıklanamıyor.”

Ne kadar kanıksandığını hepimiz göreceğiz
Aslına bakarsanız kişinin kendine benzer olanı sevmesi son derece normal. Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Erol Özmen, her türlü kişilerarası ilişkide kendisine benzeyen birisini tercih etmesinin insanoğlunun en önemli özelliklerinden biri olduğunu söylüyor: “Nitekim hem günlük yaşamda hem bilimsel araştırmalarda insanların benzer etnik yapı ve sosyal sınıfa mensup, davranış kalıpları, dini inanışları, gelenek ve görenekleri benzeyen kişilerle daha fazla ilişki ve yakınlık kurma eğiliminde olduğu görülüyor. Farklı olana her zaman kuşkuyla bakmıştır insanoğlu. Kendinden uzak tutmuş, olumsuz tutumlar ve önyargılar geliştirmiş, onlarla mümkün olduğunca bir arada bulunmak istememiştir. Hepimiz bildiğimiz, tanıdığımız ve kendimize bir kötülüğün gelmeyeceğinden emin olduğumuz insanların yanında kendimizi daha rahat hissederiz. Çok çeşitli önyargılarımızın olduğu insanları kendimizden uzak tutmaya çalışır, zorunlu olarak bir arada bulunduğumuz ortamlarda ise tedirgin oluruz.”

Yakın ilişkilerde ve kişilerarası ilişkilerde daha belirgin olarak gözlenen bu eğilim, iş ortamlarına da yansıyor. Kendine benzeyen biriyle çalışmak her şeyin kontrol altında olacağı düşüncesi yaratıyor.

Fakat iş yaşamında cinsiyet, etnik köken, dini inanış, siyasi görüş ya da sosyal statü açısından benzer olan ile birlikte çalışmayı tercih etmek, diğer bir deyişle ayrımcılık yapmak hiçbir zaman o kuruluşa ya da topluma fayda getirmiyor. İş yaşamı açısından asıl önemli olanın temel kişilik yapıları değil işin gerektirdiği kişilik özellikleri olduğu unutulmamalı. Önemli olan size benzemeyen insanlarla uyum yaratabilmek. Özellikle yaratıcılık gerektiren iş ortamlarında farklılıklar ve farklılıklardaki uyum daha da önemli. Mesela bir şirkette herkes aşırı detaycı ve çok fazla ince eleyip sık dokuyan kişilik tipleri ise o şirkette hızlı aksiyona geçmeyi gerektiren durumlarda sıkıntı yaşanabilir.

Prof. Dr. Özmen, nedeni ne olursa olsun iş yaşamının gerektirdiği nitelikleri yeterince dikkate almadan kendimize benzeyen kişilere kariyer yollarının açılmasının iş barışını ve huzurunu bozacağını söylüyor: “Yükselmek için nitelikten çok başka bazı özelliklere (aynı etnik köken, siyasi görüş ya da dini inanış) bakılması yapay ve sahte davranışların artmasına, toplumsal ahlakın giderek çökmesine neden oluyor. Ne yazık ki başta üniversiteler olmak üzere ülkemizde bunun birçok örneği bulunuyor. Mobbing kavramının bilinir olmaya başlaması ile birlikte birçok kişinin aslında bir mobbing mağduru olduğunu öğrenmesine benzer biçimde homophily kavramı da bilinir hale geldikçe ülkemizde homophily’nin ne kadar yaygın olduğunun (hatta kanıksandığının) daha net olarak görüleceğini düşünüyorum.”

Sosyal medya işveren için kaynak oluyor
Son dönemde sosyal medya da iş dünyasında homophily’i körükledi. (BKZ Hürriyet İK 29 Temmuz 2012, ‘CV’ye, üniversiteye güvenme dönemi bitti’) Sosyal medyada kendine benzeyen kişiler bir araya geliyor. Aynı okuldan, aynı işyerlerinden, aynı görüşten kişiler sosyal medyada bir araya geliyor ve insanlar bu mecralarda birbirlerinin kılık-kıyafetini inceliyor, resimlerini beğeniyor (like), bu da kendine benzer olanı arayan işveren için bir kaynak oluşturuyor.

Üst düzey yönetici araştırma şirketi Stanton Chase Türkiye Kurucu Ortağı Çağrı Alkaya, sosyal medyanın yarattığı şeffaflığın homophily’i arttırdığını ve diversity (çeşitlilik) konusunda da aslında olumsuz etki yarattığını söylüyor: “Facebook’dan kişinin rengini, görünüşünü, giyim tarzını, inancını, rengini görebiliyorsunuz, yurtdışında bunun ayrımcılık sebebi olduğu yönünde çeşitli iddialar var.”

Twitter şimdilik demokratik
Binnur Zaimler, bu anlamda Twitter’ın daha demokratik olduğunu düşünüyor: “LinkedIn gibi iş dünyasına yönelik sosyal paylaşım siteleri başta olmak üzere, Facebook ve diğerlerinde size okul, iş deneyimi, yaş, medeni hal ve diğer ilgi alanlarınız konusunda pek çok bilgi soruluyor. Hepimiz orada etiketleniyoruz. Küçük gruplara ait oluyoruz. Bu bilgilere göre de benzer kişilerle tanışma fırsatınız oluyor. Yine bu şekilde veritabanlarından taranıp, buna göre görüşmelere bile çağırılıyorsunuz. Türkiye’de etiketler ve aldığımız puanlar maalesef asıl istediğimiz hayatı gölgeliyor. Toplumsal kalıpların içinde bir yerler edinmeye çalışılıyor. Twitter ise tam tersi. Tüm kesimleri ve görüşleri kucakladığını görüyorum. Orada kimliğiniz olmadan sadece görüşünüz, yazdıklarınız sizi yansıtıyor. Kimsenin apoleti yok, eğer yazılarınız beğenilmezse isterseniz genel müdür olun, kimse sizi takip etmez. Demokratik bir yer şimdilik.”

İK’nın yüksek devir oranının sebebi homophily
Homophily’i engellemede insan kaynaklarına çok iş düşüyor. İnsan kaynaklarının en başta homophily’e karşı tüm yöneticileri ve çalışanları bilgilendirmesi gerekiyor. Microsoft İnsan Kaynakları’ndan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Belgin Ertam, İK’nın çalışanlardan gelen ‘kendine benzeri alma’ taleplerinde dengeleyici bir rol üstlenmesi gerektiğine inandığını söylüyor: “Çeşitlilik politikasının tüm çalışanlar tarafından anlaşılması ve içselleştirilmesinde sadece insan kaynaklarının değil şirket üst yönetiminin de rol almasının kritik olduğunu düşünüyorum. Çalışanlar çeşitlilik konusundaki uygulamaları gördükçe ve çeşitlilik kurum kültürünün bir parçası haline geldikçe, homophily azalacaktır.”

Fakat insan kaynaklarının bu konuda üst düzey yöneticilerle uzlaşması her zaman kolay olmuyor, özellikle de küçük işletmelerde. Binnur Zaimler, diğer çalışanlar adına adaletsiz uygulamalara direnç göstermenin insan kaynaklarının esas görevi olduğunu ve homophily nedeniyle bazı şirketlerde İK yöneticilerinin 2 yılda bir değiştiğini söylüyor. Homophily’i önlemek için en etkin yolun değerleme merkezinden geçtiğini söylüyor.

İnsan kaynakları uzmanları homophily’nin engellenmesi için yöneticilerin bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi konusunda hemfikirler ama bunu başarmak göründüğü kadar kolay değil. Prof. Dr. Özmen, toplumun dokusuna işlenmiş bir yaklaşımı değiştirmenin kolay olmadığının, o nedenle sabırlı bir çaba gösterilmesi gerektiğinin altını çiziyor: “İş dünyasını tüm toplumdan soyutlayarak düşünmek mümkün değildir. Kolayca kutuplaşma eğiliminde olan, kendinden olanı kayırmanın ve gücü elinde tutanın istediğini yapmasının doğal karşılandığı toplumlarda homophily kolayca yeşermektedir. Bu tür özellikleri olan toplumlarda her kademede çalışan, her türlü yönetici ve insan kaynakları departmanının tüm çalışanları, fırsatını bulduğunda birilerini (hemşehri, tanıdık vs) kayırmaktadır.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND