Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hızlı düşünme ve cevap verme yöntemleri!

Ken KOOPER”ın yazdığı iletişim becerilerinin nasıl geliştirilebileceğini anlatan “Hızlı Düşünme ve Cevap Verme Yöntemleri” adlı kitaptan yapına bir özet…

ken kooper, hızlı düşünme yolları, hızlı düşünme ve cevap verme yöntemleri
ÖNSÖZ

Bu kitapta kendi potansiyellerinizin anahtarını elinde tutmanın anahtarını bulacaksınız. Ancak bu kitap size sadece siz onun gösterdiği yolda ilerlerseniz yardımcı olacaktır. Eğer kitapta gösterilen alıştırmaları harfi harfine uygularsanız, ayaküstü düşünmeyi kesinlikle öğrenirsiniz.

“Deneyimli insana soru sormak genellikle deneyim kazanmanın ilk adımıdır.”

Blarneycilik(yaltaklanma):

Blarneycilik kendi söylediklerine kendinizde inanıyormuş gibi görünme ve konuşma sanatıdır. Bununda ayaküstü düşünmeyle biraz ilişkisi var.

Hazırcevaplık:

Yaşlıca bir adam genç bir bayana mağazaya girerken kapıyı tutmuş. Genç bayan adamcağıza öfke dolu bakışla şöyle demiş.”Bu davranışınızın sebebi sadece ve sadece bayan olmam.” “Yanılıyorsunuz bayan.” Demiş adamda”bu davranışımın sebebi kibar bir insan olmam.”

Hazırcevaplılık-karşınızdakine anında haddini bildirme sanatı ayaküstü düşünmeyle alakası var.

Atlatma:

Atlatma laf kalabalığı yapıp aslında hiçbir şey söylememe sanatıdır. Bununda ayaküstü düşünmeyle alakası var.

Yanlış Yöne Sevketme:

Yanlış yöne sevketme -bir söz söylerken aslında o sözün anlamının çok dışında bir şeyler anlatma sanatı.

Bu Kitaplar Kimin İçindir Neden:

Bu kitap bir şeyler başarmayı isteyenler içindir.

-İnsanlarla kurulan ilişkilerin, kendisini hızla yukarı çıkaracak bir yol olduğundan gizli gizli şüphelenenler için.

-İnsanları ne yapıp edip ikna etmenin, aslında hırslı olmaktan çok daha önemli olduğu

yolundaki o basit gerçeği anlayan insanlar için.

-İşverenleri, müşterileri kendinden üst düzeydekileri, seyircileri ve benzeri kişileri etkile-

yen şeyin bilginiz değil de bildiklerinizi aktarma şekliniz olduğunu anlayacak kadar zekası olan insanlar için.

Bu kitaplar şu kişiler içindir

-Satıcılar

-Yöneticiler

-Eğitimciler

-Danışmanlar ve kabine üyeleri

-Topluluk önünde konuşma yapanlar

-Halkla ilişkiler ve reklamcılık dallarındaki muhasebe müdürleri

-Sözcüler

KENDİNİZİ TANIYIN

Durgun akan suların yatağının derin olduğu söylenir. Boş aletlerin daha çok ses çıkardığını söyleyerek, bu kanıyı farklı bir bakış açısından dile getirmiş oluruz.

Kumarda birkaç milyar kazansaydın sorusuna huzursuzca, yutkunur, omuzlarınızı silker ve “Eee bilemiyorum” denilip sohbet kesilirse

1-Bay KARARSIZ özgüven sahibi değildir.

2-Uydurabilecek geniş bir düş gücüne sahip değildir.

3-Ötekilerin kendisiyle alay edeceğini düşünmektedir.

4-Can sıkacak kadar tedbirli insandır.

Bay karasıza sıkıcı insan etiketi yapıştırılır ve bir daha hiçbir yere davet edilmez. Son derece iyi insandır. Başkalarının kendisiyle ilgili düşüncelerine fazla önem veriyor olabilir. Ne yazık ki , bedenindeki üretici sıvıların akışına izin vermemektedir ; duygularını öyle sıkı dizginliyordur ki zihni asla dört nala gidememekte, sadece yürüyebilmektedir.

Kumarda birkaç milyar kazansaydım ne yapmak isterdin gibi aptalca bir soruya cevap vermem gerekiyor beyniniz size nasıl cevap vermeniz gerektiğini şıp diye söyleyiverir. Biz de neşeyle “harcarım” deriz.

Hızlı bir şekilde düşünürken kendimize sarsılmaz bir şekilde güvenmemizi sağlayan bu yüksek idrak düzeyine ulaşabilmemiz için içimizdeki heyecanı harekete geçirmeliyiz. Çünkü düşüncelerimiz ve konuşmalarımızla doğaçlama yapabilmemizi aslında içgüdüsel bir şekilde bilinçaltında biliriz.

Sokrat aşağı yukarı şunları söylemiştir ; “kendisini tanımayan insan hiçbirşey bilmiyordur”

Söylemeye çalıştığım şu, yaşamamıza heyecan katacak kişi sadece kendimiz bir başkası değil. Belki de kişiliğimiz konusunda gerçekçi bir portreye sahip olmamız gereklidir.

SORULAR, SORULAR, SORULAR

Topluluk karsısında konuşmaya yeni başlayan biri, kamera yada mikrofon karşısında aşağıdaki hatalardan birkaçını yapacaktır; hatta bazen hepsini yapacaktır. Eee, Iııı… sendromu, mesleği topluluk önünde konuşmak olmayan kişilerde çok görülür. Eee, Iııı silmenin tek yolu alıştırma yapmaktır. Bu tehlikeleri ortadan kaldırmanın sırrı, normal konuşma hızından daha yavaş bir şekilde konuşmaktır. Böylece bir sonraki sözcüğün ne olacağını düşünmek için kendinize zaman tanımış olursunuz.

1.Yavaş Yavaş; Normal Konuşma Hızından, Daha Yavaş Bir Şekilde Konuşun.

Bir kez akılıcılığı sağladıktan sonra, hızınızı artırabilirsiniz.

Peki ya abartılı el hareketleri ve çevredeki nesnelerle oynama alışkanlığımızı ne yapacağız? Beden dilimizin iyi niyetli dinleyiciler üzerinde iyi izlenimler bıraktığını kendimize sorma fırsatı bulmuş olduk ve öğrenmek için de kendimizi inceledik.

2. Konuşurken Etrafı Kurcalamayın; Kollarınız iki yanınızda ellerinizi çevredeki eşyalardan uzak tutmayı bilin.

Her sorunun ana fikrini cevabınızın bir parçası olarak tekrarladınız mı? Bu şekilde başlamak hem akıcılığı hem de hissettiğiniz gerginliği yada utangaçlığı bir kenara atmanızı sağlayacaktır. Daha da önemlisi soruları direk olarak cevaplamaya kalkışırsanız biran ne söyleyeceğinizi şaşırabilirsiniz. Bu da gebe bir sessizliğe, sizin de utanmanıza yol açacaktır. Ayaküstü düşünmek konusunda uzman olmak sorulara anında ve akıcı bir şekilde cevap vermeyi gerektirir.

3. Soruyu Kendi Lehinize Kullanın; Özgün soruyu tekrarlamak şu yararı sağlar

-Zaman kazandırır-Gerginliği dağıtır-Garip duraksamaları önler.(Eğer soruyu tekrarlamanız, istediğiniz sonucu vermezse konu ile alakalı bir soru seçip, yeniden cevaplamanız iyi olacaktır. Cevabınıza bir parça mizah katabilirseniz çok daha iyi olur. Hazırlıklı olmadığınız soruları cevaplarken, cevapları kısa tutmalısınız. Basit gündelik sözcükler kullanın.

4. Sözün kısasını söylemek için sözü kısa tutmak gerekir. Doğaçlama konuşma işlemini mükemmelleştirdikten sonra sözcük dağarcığınızı geliştirebilirsiniz.

“Bir etimologla, entomologu mu tanıyalım? Peki hala soru aslında zor görünüyor ama cevabı inanılmaz derecede kolay. Etimolog, entomologu ne olduğunu tam olarak bilendir.”

VE DAHA FAZLA SORULAR

Benim altı sadık hizmetkarım var.

Her şeyi bana öğreten işte onlar.

Adlarıysa Ne ve Neden ve Ne Zaman

Ve Nasıl ve Nerede ve Kim

Soruluş Amacı Gizli Sorular:

Trafik polisi “Sizi yolun kenarına çektim, çünkü bu araç size sorun çıkarıyora benziyor. Bir sorun mu var?” aslında polis bizim bir sorunumuzun olup olmamasıyla ilgilenmemektedir. Onun öğrenmek istediği şudur; sizin vites değiştirmede zorlanmanız, direksiyona hakim olmamanız, sinyalleri yakmak yerine ön cama su fışkırtmanızın nedeni arabaya yabancı oluşunuz mu (araba çalınmış olabilir) yoksa zihinsel ya da bedensel bozukluğunuz mu (sarhoş olabilirsiniz) onu öğrenmektir.

Çok Unsurlu Sorular:

Bu tür sorular aslında sizi hedeflenen cevaba götüren ve bir çok soru gibi görünüp aslında tek soru olan sorulardır.

Varsayıma Dayalı Sorular:

Sorunun soruluş nedeni, aslında olayla hiç bir ilgisi bulunmayan bir cevap almak ve bunu, söylediği zaman ve bağlamın dışında kullanabilmektir. Renkli basının kullandığı manşetler bunlardır.

Değişkeni Olmayan Sorular:

Değişkeni olmayan sorulardan kasıt sorunun istenilen cevaba yönelik olmasıdır. Bu soru türü sadece “evet” ya da “hayır” diye cevaplanır. Yeterli olan kapalı soru türüne benzer, tek farkı vardır, cevap vermesi beklenen kişinin belli seçenekler arasında seçme özgürlüğü vardır.

Sonuca Bağlanmamış Sorular:

Bu soru türü genellikle personel müdürleri, gazeteciler ve satıcılar kullanır. Bu sorular genellikle altı sözcüğü içerir. Kim, Ne, Ne zaman, Nerede, Neden ve Nasıl. Bir konuyla ilgili en ayrıntılı bilgiyi öğrenmek için sorulur.

Tuzak Sorular:

Bu tür, televizyon ve radyo röportajcılarının en gözde soru türlerindendir. Sorunun amacı, sorunun yöneltildiği kişinin bir duvara toslamasını sağlamaktır.

Olumsuz Sorular:

Bu soruya saldırgan sorular adını vermek daha doğru olur. Soruluş amacı size haddinizi bildirmektir. Olumsuz sorular sizi, kendinizi savunmaya ve böylece daha sert saldırılara kurban kılmaya itmek amacıyla sorulan sorulardır.

Yankı Sorular:

Bu soru türü polislerin gözdesidir. Bu tür sorular sorarak zanlının anlattığı öykünün daha derinlerine inebilir. Uygulaması şöyledir: Sorguyu yapan kişi, zanlının cümlelerini soru cümlelerine dönüştürür; bu da zanlının söylediği şeyi yeniden gözden geçirip konuyu derinleştirmesini sağlar. Bu değişik türdeki soruları en iyi şekilde nasıl cevaplayabileceğimizi öğrenmeden önce, bence sorgulanırken davranışlarınızda dikkat etmeniz gereken noktalara bir göz atalım.

YALAN BELİRTİLER

Birden hazırlıksız olarak aniden bir soru-cevap durumunun içine sokulduğunuzda heyecanlı olmanız çok doğaldır. Bu gibi zamanlarda ağızdan çıkan sözler başkadır, beden dilimizin anlattığı şey başkadır – ve böylece her şey berbat olur. Bu gibi durumlarda, beyninizle bedeninizin birbiriyle uyum içinde olup olmadığına dikkat etmelisiniz.

ALTI HAYATİ DAVRANIŞ KURALI

1. Her zaman direkt olarak soruyu soran kişiye bakın. Sık sık göz temasında bulunun ama onun gözlerini kaçırmasına neden olacak kadar ısrarla değil. Bir an için başka bir yere bakmanız gerekirse, başınızı çevirerek bakın, sadece gözlerinizi oynatmayın. Gözlerinizi fazla oynatmak size hilekar bir hava verir.

2. Konuşulan konuyu zekice bir ilgi ve merak ifadesiyle dinleyin. Arada sırada başınızı sallarsanız durumun sizin kontrolünüz altında olduğu izlenimini verirsiniz. Aynı şekilde, bu hareketiniz, genellikle soruyu soran kişinin düşünce zincirinin ucunu kaybetmesine ve daha az tartışmalı bir soru sormasına neden olur.

3. Soruyu dikkatle dinleyin; sorunun ardındaki gizli anlamı çıkarmaya çalışın.

4. Soruyu dinlerken, sorunun ardındaki anlamı yargılamakta aceleci davranmayın ve soru bitmeden cevabı hazırlamayın

5. Soruyu anladınız ama bir cevap oluşturmak için zamana ihtiyacınız var; o zaman soruyu ya tekrarlayın ya da daha da iyisi başka sözcüklerle yineleyin.

6. Size en masum gelen soru genelde arkasında gizli bir anlam içerir. Sorunun arkasındaki gizli anlamı ortaya çıkarmak için çok kısa bir yanıt verin ve ardından “neden sormuştunuz?” gibi soruyla karşı saldırıya geçin Bu yöntem amacın ortaya çıkmasını sağlamakta çok etkilidir ve sizin daha ayrıntılı cevap vermenizi ya da soruna daha iyi bir çözüm bulmanızı sağlar.

BAŞARAMAMA KORKUSU

Bazen en zeki ve en hızlı düşünene insanlar bile istedikleri kadar başarılı olamazlar. Bu kaçınılmazdır. Çenenizi ne kadar çok ortaya çıkarırsanız, insanlara buna bir yumruk atmaları için o kadar çok olanak tanımış olursunuz. Başarısızlık sendeleyip düşmek değil, sendeleyip düşmek ve düştüğün yerde kalmaktır.

İNANDIRICI KONUŞUN

“Sorular zihninizin nerelere kadar ulaştığını gösterir, cevaplarsa ustalığın”

Geçen bölümde sekiz soru kategorisini belirledik ve bunların birbirinden farklı olan yönlerini kabaca tanımladık. Şimdi ise bu soru türlerine tam olarak nasıl cevap vermemiz gerektiğini inceleyeceğiz. Şunu bilmelisiniz ki insanlar size bir soru sorduklarında, bunu aşağıdaki üç amaçtan biri ile yaparlar.

1-Şu anda bilmedikleri bir şeyi öğrenmek istiyorlardır.

2-Zaten bildikleri bir şeyi doğrulamak istiyorlardır.

3-Sizinle ilgili daha fazla şey öğrenmek istiyorlardır.

Söz gelimi dışa dönük insanlar, sadece sorulan sorunun cevabını vermekle kalmaz, aynı zamanda bu soruyu çevreleyen konuları da açıklamaya girişir. Öte yandan içine kapanık insanlar verebileceği en az bilgiyi ileterek cevap verirler. Verdikleri cevap kelimesi kelimesine doğru olabilir ama en ufak bir canlılık ya da parıltı içermez.

Mükemmel Cevap Nelerden Oluşur:

1-Sorulan soruyu cevaplayan az ve öz bir giriş açıklaması

2-İlk yorumunuzu güçlendiren destekleyici bir açıklama. Söz gelimi çok tanınan bir otoritenin bir sözü ya da düşüncesi.

Amacı Gizli Sorular:

İşveren: Bu göreve atandığınız taktirde, firmamızın en büyük bölümünden sorumlu olacağınızın ve en yüksek dördüncü maaşı alacağınızın farkında mısınız? Sorunun amacı, hevesinizi ölçmek değil. Sizi yönlendiren şey güç mü, para mı yoksa her ikisi mi, bunu anlamaktır. Şirketler türlü türlüdür; elbette işe aldıkları personelde aradıkları farklı farklıdır. Bu yüzden sorulan soruya cevap bütün ilgili konulara değinmekle beraber, karşınızdakinin kusurlarını yatıştıracak şekilde olmalıdır. Belki de cevabınız aşağıdaki gibi olmalıdır.

Cevap: Bu cevapla soru sorulan kişi, ilk olarak iş hayatındaki gelişmeleri kendisini doğal olarak büyük bölüm yöneticiliğine getirdiğini, ikinci olarak da hak ettiği maaşı aldığını belirtmiş oluyor.

Çok Unsurlu Sorular:

Bu tür sorulara cevap vermenin zorluğu sorunun bütün unsurlarını hatırlamak zorunda oluşunuzdur. Hatırlayamazsanız, size yöneltilen suçlamaları kabul etmiş olursunuz.

Varsayıma Dayanan Sorular:

Bu soru türü televizyon ve radyo haber programcılarının en sevdiği soru türüdür. Sorunun amacı, soru sorulan kişinin o anki görüş açısının dışına çıkartmaktır: Soru sorulan kişinin bazı varsayımlarda bulunması sağlanır, böylece ileri bir tarihte bu sözler onun yüzüne çarpılabilir. Varsayıma dayalı sorulara cevap verirken dikkat edilecek nokta, daha önce söylediklerimizi tekrarlamak ya da başka sözcüklerle yinelemektir.

Sonuca Bağlanmamış Sorular:

Daha önceki bölümde anlattığımız üzere, sonu açık soruların içinde her zaman şu sözcükler bulunur. Kim, Ne, Ne Zaman, Nerede, Neden ve Nasıl. Bu sözcüklerin herhangi birisinin daha önceki senaryomuzda kullanacak olursak, çok daha bilgilendirici, daha az duygusal cevapların verildiğini görebiliriz.

Olumsuz Sorular:

Duygusal davranan halkın gözünde bu davranış hemen hemen affedilmezdir. Olumsuz bir soruya aşırı tepki vermek sizi asla başarıya götürmez. Seyrettiğiniz onca TV haber programını ve bu programlarda kendilerini kaybedip aşırı tepki gösteren insanları düşünün. Sanki delirmiş gibidirler ve asla sakinleşmeyeceğe benzerler. O zaman onlara anlayış göstermiş miydiniz? Sanmam. Terslik ve abartılı kırgınlık gösterileri, insanoğlunun en kötü huylarıdır.

SORU TEK YÖNLÜ BİR ANLAŞMADIR

Bir soruyu cevaplamaya gönüllü olduğunuz zaman bir anlaşma imzalamış olursunuz. Üstelik bu anlaşmadan geri dönmenin yolu yoktur. Bir şeyler söylemeden önce zihninizden geçirmeniz gereken dört ilkeyi bu bölüme eklemek istiyorum:

1. Sorulan soruyu dikkatlice dinleyin. Silahınızı asla erken çekmeyin ve sorulduğunu sandığınız soruya cevap vermek için araya girmeyin.

2. Rahatlayın.

3. Düşüncelerinizi düzenleyin ve soru ilerlerken cevabı düşünmeye başlayın.

4. Ağzınızı açmadan önce beyninizi çalıştırın.

DAHA İYİ BİR KONUŞMACI OLUN

“Ses ikinci yüzdür.”

Mutlu olduğunuz zaman mutluluğunuz sesinize yansır. Coşkulu olduğunuzu anlamak için insanların yüzünü görmelerine gerek yoktur. Bu, telefon aracılığıyla satış yapan satıcılar tarafından açıklanmıştır. “Konuşurken gülümseyerek sesinize bir gülümseme katın.” derler. Bu yöntem çok işe yarar.

Akıcı Konuşmak:

Belirli bir konuyu şöyle böyle bilmek, sizi bu konuda itiraz kabul etmez bir şekilde uzun uzun konuşmaktan alıkoymamalı. Yani, bu konuda bilgisiz olmak, sizi bu konuda düşüncenizi açıklamaktan alıkoymamalı. Bu, sadece ve sadece akıcı konuşabiliyorsanız geçerlidir.

Alışılagelmiş cevap kalıplarının dışına çıkarak kazançlı çıktınız. Basit bir “evet” ya da “hayır” la cevap verme dürtüsü, üretici düşünceyi ve üretici konuşmayı öldüren etkin bir silahtır.

Bir Dakikalık Konuşma Oyunu

Bir dakikalık konuşma oyunu yalnız kaldığınız zamanlarda yapılabilecek bir alıştırmadır. Tek yapmanız gereken şey, belirli bir konu üzerinde planlı bir şekilde konuşmaktır. her gün doğaçlama yapmalısınız, ta ki bir gün düşüncelerinizde ve konuşmalarınızda akıcılık ikinci doğanız olana kadar. Alışkın olduğunuz konularda konuşmanızı istemek anlamsız olur. fazla çaba göstermeden, bilinçli düşünmeyi gerektirmeden üzerinde konuşabileceğiniz konuları konuşmanın gereği yoktur. Bu yüzden alışkın olmadığımız konularda alıştırma yapmalıyız.

KENDİ KEDİNİZE KONUŞMAK AKICI KONUŞMAYI SAĞLAMANIZA YARDIMCI OLACAKTIR

Bu sadece bir başlangıçtır. Bir dakikalık konuşma alıştırmalarına bir kez ustalaştınız mı, üç dakikalık ve beş dakikalık konuşmalara başlayabileceğinizi öğrenmek eminim önemlidir. Önce konuyu seçin. Konunuz, bir dakika konuşma konularından biraz daha zengin olmalıdır. Konunuzu biraz daha etraflıca düşünün. Sonra bir zarfın arkasına “beş” i hatırlatıcı not olarak yazın. Alıştırmalara devam ettikçe sözcük bilginiz ve cümle kurma yeteneğiniz büyük gelişme kaydedecektir, özellikle mesleği topluluk önünde konuşmak olan insanları dinler, sözlük ve kavramlar dizini kullanırsanız. Bence bütün mesele, kendinize olan güveninizi geliştirmektir. Kendinize güven duyma, artık asla kendinizi savunmanızı gerektirecek bir konuma düşmeyeceğinizi bilmekten kaynaklanır.

YARATICI DÜŞÜNCELER, İLHAMLI BİR ŞEKİLDE KONUŞMANIZI SAĞLAR

Ayaküstü düşünen biri olmak istiyorsanız, sözcüklere, onları şöyle bir tanımaktan daha yakın olmanızı öneririm. Düşüncelerimizi sadece ve sadece sözcüklerle ifade edebiliriz; bu sözcükleri ne kadar iyi ifade edebilirsek, o kadar üretici oluruz. Ne de olsa, insanları hayvanlardan ayıran şey üreticiliktir. İnsanlar sırf mevki için resim yapar, yazı yazar, rol yapar ve heykel yaparlar, çünkü çok az insan yaşamlarını bu yolla kazanır. Aslına bakarsanız, insanlar sadece zevk almak ve zaman geçirmekten çok daha önemli nedenlerle bu gibi üretici işlerle uğraşırlar; bunu kişisel doyum, egonun o sıcak parıltısı ve dostlarından aldıkları onay için yaparlar.

Kendinize şu soruları sormalısınız. Eğer insanlar benim ayaküstü düşünen bir insan olmamı bekliyorlarsa onlara istediklerini verebiliyor muyum? Benden böyle bir şey beklemiyorlarsa neden beklemiyorlar.

Konuşurken üretici olmak, upuzun sözcükler, zor anlaşılır biçime sokulmuş gülünç cümleler kullanmak değildir. Konuşurken üretici olmak, sıradan, gündelik sözcükleri öyle bir şekilde kullanmaktır ki, dinleyici bu sözlerin ilk kez kullanıldığını düşünür.

HEYECANLANDIRICI SÖZCÜKLER KULLANIN

Basit sözcüklerin gücünü elde edin. Dinleyiciye bir yarar sağlayacağı imajını taşıyan sözcükler kullanarak dinleyicinin duygularına seslenin.-Eğer bu sözcük o kişinin egosunu okşuyorsa, çok daha iyi olur- “Seni seviyorum” Hiç kuşkusuz dilimizdeki en güçlü sözcüktür. “Her yönden haklısın” cümlesi de bunu çok yakından izlemektedir. Eğer söylemeye değecek bir şeyiniz varsa bunu ağzınızda gevelemeden söyleyin. Ancak ağzınızdan çıkan sözler iyi sözcükler, heyecanlandırıcı sözler, güçlü sözler olmalıdır. Normal bir sohbet sırasında, pek çoğumuz konuşmamızı hiç bir amaca hizmet etmeyen bir çok sözcük ve terimlerle doldururuz. Bu boş sözcükler anlatımımızı süsleyen ve şişiren sözcüklerden başka bir şey değildir. Eğer bu sözcükleri sık sık kullanmaya başlarsanız, dinleyicilerinizi rahatsız edebilirsiniz.

Basmakalıp sözcükler genelde anlatımımızı güçlendirmek için kullanılır, ama konuşmayı sadece süslemek amacıyla kullanılan bu sözcükler sözlerimizin etkisini azaltır, dinleyenlerin aklını karıştırır ve onları sinirlendirir. Uygun sözcüklerin kullanılması, bir konuşmada önemli bir rol oynar. Ancak duraklamalar da aynı şekilde önemlidir.

Üçlü Kural:

Tek başına kullanıldığında bir anlam ifade eden ancak üç kez tekrarlandığında birlikte kullanıldığı sözcüklerin değerini kat kat artıran ve güçlendiren sözcüklerin kullanılması, üçlü kural oluşturur. Üçlü kuralı şu şekilde işler.

Bu, ülke için iyi olacak

Halk için iyi olacak

Ve bireyler için iyi olacak

Etken cümleler kurma alışkanlığını edinmek için, kime ya da hangi kuruluşa hitap ediyorsanız, söze onun adını kullanarak başlayın.

Açılış ve Kapanış Manevraları:

Araştırmalar gösteriyor ki, sıradan bir televizyon seyircisinin dikkat süresi üç dakikadır. İnsanların programların başını ve sonunu hatırladıkları bilinen bir gerçektir. (Aradaki süre içinde geçenler çabuk unutulur) Bunu bildiğimize göre bir dinleyici kitlesi karşısında sözlerimizin, dinleyicinin bilmesi gereken her şeyi içermesi gerektiğini de anlayabilirsiniz.

Müvekkillerinin yaşamı sözlerindeki dengeye bağlı olan savunma avukatları, önemli mesajları konuşmalarının başına ve sonuna yerleştirmeyi bilecek şekilde eğitilmişlerdir.

Konuşurken Eğlenmelisiniz

Geniş bilgiye sahip olabilirsiniz, önemli olan bu bilginizi iletme biçiminizdir. Alanınızdaki en iyi kişilerden biri olabilirsiniz. Çok güzel. Ancak eğer yaptığınız işi bir inandırma misyonu olarak görmüyorsanız, eğer yeterince tutkulu değilseniz, eğer ne kadar hevesli olduğunuzu açığa vuramıyorsanız, o zaman fikirleriniz hakettiği başarıyı elde edemez.

İÇİNDE HEVES BARINDIRMAYAN SÖZCÜKLER, ÇAN DİLİ OLMAYAN BİR ZİL KADAR DİLSİZDİRLER

Hepimiz gibi seyircilerin de sevilmekten hoşlandığı bilinen bir gerçektir. Öyle konuşmacılar vardır ki, seyircilerini hoşgörüyle demeyelim de, kibirli bir şekilde davranırlar. Sonradan neden öteki konuşmacılar kadar başarılı olmadıklarını kara kara düşünürler. Bu tür konuşmacılar insanlara haddini bildirir gibi konuşurlar; bunları daha önce de defalarca yaptıklarını belli ederler ve kendi düşüncelerine karşı çıkacak hiç bir söze hak tanımazlar.

Seyircinize, konuşmanızdaki her cümleyi ilk defa söylüyormuş izlenimini verin.

Seyircinizi Tanımak:

Dinleyicinizi tanıdığınız durumlarda kimin sizi desteklediğini kimin desteklemediğini bilirsiniz. Koşullar ne olursa olsun, konuşmanız sırasında düşüncelerinizi destekleyen kişilerle sık sık göz temasında bulunun. İsteksizleri ikna etmeyi, konuşmanız sonrasında bu kişilere bakın. Sizi sevmeyen bir insanı asla konuşmanızda hedeflemeyin, bu şekilde onları yanınıza çekmeyi ummayın; onların sözlerinize gösterdiği tepki şaşırmanıza yol açabilir, üstelik iyi seyircileri de ihmal etmiş gibi görünürsünüz.

Konuşmanız sırasında, fikirlerinizi destekleyen kişileri fark etmeniz zor olmayacaktır. Bu kişiler, siz düşüncelerinizi açıklarken başlarını sallayacak, kavuşturulmuş kollarını kucaklarına indireceklerdir ve arada sırada yüzlerinden bir gülümseme geçecektir. Bu kişileri saptadınız mı onların üzerinde durun. Onlarla sık sık göz göze gelin. Arada Sırada direkt olarak onlara yönelik sözler söylemeyi ihmal etmeyin, bunu yaparken de gülümseyin.

Soruları Cevaplamak:

Zor bir soruyla karşılaştığınızda yapılacak şey soruyu çevirip seyirciye sormak. “Bu çok hileli bir soru. Bakalım bu salonda cevabı bilen biri daha var mı?” deyin. Biri daha var mı diyerek hem cevabı bildiğinizi belli edecek hem de dinleyiciniz üzerinde kötü bir izlenim oluşturmamış olacaktır. Doğru dürüst cevap oluşturmak için yeterli zamanı kazanmış olacaksınız.

Hiç bir koşulda – tekrarlıyorum – hiç bir koşulda seyirciler arasında birini seçip ona direkt bir soru sormayın.

Soru Sorulmasını Sağlama:

Genellikle insanlar soru sormaya korkarlar. Daha ender olarak her türlü soruyu konuşmanız sırasında cevaplamış olabilirsiniz. İşte söylemeniz gereken şey şu: “Bana sıkı sık sorulan bir soru da…” Sonra bir iki dakika gevezelik edip, insanların soru soracak kadar rahatlamış olmalarını umabilirsiniz.

Peki topluluğa bir konuşma yaparken, çıkıp münasebetsiz sorular soranları nasıl halledeceksiniz? Genelde, böyle münasebetsiz kişiler konuyu sizden daha iyi bildiklerine inanırlar. Durumun bu olduğundan kuşkulanıyorsanız, kibarca bu küçük şeytanı sahneye davet edip konuşmasını istemektir. Normal koşullarda, bu, o kişiyi susturacaktır.

Ne Söyleyeceğinizi İyi Bilin:

İnsanların koltuklarında doğrulup dikkatlerini size yöneltmelerini sağlamayın uman biri konusunu öyle iyi bilmelidir ki, konuşmasını uykusunda bile tekrarlayabilmelidir. Satıcı, ürününü en küçük vidasına ve civatasına kadar tanımalıdır. Pazarlama müdürü, hedeflediği dinleyicinin gereksinimlerini ve karakterini öyle iyi tanımalıdır ki, hepsini teker teker isimleriyle çağırabilmelidir.

Konuşma metni çok iyi çalışılmış olmalıdır. Öyle ki aralarda açıklamalardan sonra kaldığı yeri unutmamalıdır. Konuşmasını da çok iyi sona erdirmesi gerekir. bunu da şöyle sağlayabilirsiniz. Onları sizden daha fazlasını isterken bırakın. Çünkü kapanış açılış kadar hatta daha da önemlidir. Büyük bir olasılıkla kapanış hatırlanacaktır.

KAPANIŞ

1. Alışılagelmiş Yöntem: Özet: Ana fikirlerinizi özetleyin. Araya (Şimdiye kadar kasten sakladığınız) bir iki tane ağız sulandıran kanıt sıkıştırın ve dinleyicinizi kutlayan bir cümle söyleyin.

2. Cevabı Bilinen Bir Soru Sormak: Konuşmanızı bitirirken konuşmanızın ana hatlarından birini tekrarlayın, sonra öyle bir soru sorun ki, sadece tek bir cevabı olsun.

3. Zekice Bir Vecize Eklemek: Belli bir alanda şirketinizin işleyiş şeklini tümüyle değiştirecek bir öneriyi patronunuza götürdünüz. Patronunuz biraz kararsız. öyleyse duruma uygun bir vecize uydurun. “Kıyıyı uzun süre görmemeyi göze almazsanız yeni kıtalar keşfedemezsiniz.”

4. Dinleyicinin Egosunu Okşamak: Çetin bir müşteriye malınızı satmaya çabalıyorsunuz. “Ben bu ürünün niteliklerine güveniyorum, Bay… Eğer öyle olmasaydı, şu an burada olmazdım. Siz de benim saygı duyduğum bir kişi olduğunuz için sizin bu üründen yararlanmayacağınızı düşünmeseydim, zamanınızı almazdım”.

Sahne Korkusu:

Guinnes Rekorlar Kitabı bize topluluk önünde konuşmak ile ilgili şaşırtıcı bir gerçeği gösteriyor. Kitaba göre insanların bir numaralı korkusunun temelinde, bir grup insanın önünde konuşma yapmaktan korkmak yatıyor. Bu korku, su korkusundan, ateş korkusundan bile çok daha büyük.

Olumlu Düşünün:

Asla başarısız olacağınızı düşünmeyin. Böyle yaparsanız başarısız olacağınız pek açıktır.

Nefes Alın:

Belki bu sizi şaşırtacak, ama nefes alıp vermek varlığımızın dayanak noktasıdır. İçinize ne kadar çok hava çekerseniz kanınızda dolaşan oksijen miktarı o kadar artar ve beyniniz o kadar beslenir. Oksijen vücudun rahatlamasını sağlayan etmenlerden bir tanesidir.

Doğal Gerilim:

Ayakta dik durun. Ayak parmaklarınızı olabildiğince sıkın ve beşe kadar sayın ve gevşeyin. Şimdi ayak parmaklarınızı, baldır kaslarınızı sıkın ve yine beşe kadar sayın ve gevşeyin. Bunu yapmak biraz zaman alır ama bittiğinde sanki kafanızı bir duvara çarpmış gibi olursunuz. Bittiğinde kendinizi harika hissedeceksiniz.

Konuşma Yapacağınız Yeri Kontrol Edin:

Eğer yapabiliyorsanız, sahneyi önceden bir görün, bir gün önceden pencerelere perde, fazladan ışık ya da mikrofon kurulmasını isteyin.

Hazırlıklı Olun:

Metninizi biliyorsunuz. Gündemle ilgili her şeyi biliyorsunuz.

MEDYAYA HAZIRLIKLI OLUN

Medyanın ilgisini çektiğinizde, medya sizinle görüşmek istediğinde, onlara hazırlıklı olsanız iyi olur.

Dergiler ve Gazeteler:

Eğer bir muhabir sizi arayıp sizden bir randevu isterse, söz konusu derginin ya da gazetenin mutlaka bir sayısını ele geçirin. Okur profilini belirleyin ve makale biçimini aklınızın bir köşesine not edin. Gazetelerin başka insanların işine burnunu sokmak için eğitildiğini bilmelisiniz. Eğer bir muhabire karşı dürüst davranırsanız, büyük olasılıkla onu kendi yanınıza çekebilirsiniz. Her şeye karşın, basılmasını istemediğiniz hiçbir şeyi söylemeyin.

Radyo:

Canlı yayında olacaksınız; bu yüzden ağzınızdan çıkan her sözcük, her nefes, her kelime, binlerce kayıtsız insanın arabalarında ve evlerinde anında duyulacak. Ne olursa olsun konuyu zaten bilmektesiniz ve böylece yayına hazırlanma şansınız bulunmaktadır. Bu yüzden daha stüdyodan çıkmadan söyleşinin başlangıcında önemli noktaları belirtin; sonra da bunları tekrarlayın.

Televizyon:

Tıpkı radyo söyleşisinde olduğu gibi kamera karşısında oturduğunuz on dakika sadece bir kaç saniyeye indirilebilir. Bu yüzden aynı öğüt geçerlidir. Asla direkt olarak kameraya bakmayın. Gözleriniz hep sunucunun üzerinde olsun. Durmadan kıpırdamayın ve kaşınmayın. Ağırbaşlı giysiler giyin.

BEDEN DİLİNİZE DİKKAT EDİN

“Bir adamın davranışı onun kişiliğinin göstergesidir. Konuşmasıysa zekasının göstergesidir.” İlk olarak beden dilinde en önemli olan üç unsuru inceleyeceğiz:

1. Göz Teması: Seyircilerle yakın göz teması hem onları selamladı-ğınızı hem de orada bulunmaktan mutlu olduğunuzu belirtir.

2. Duruş: Bedenin hımbılca durması herkese aslında konuştuğunuz konudan rahatsızlık duyduğunuzu belirtir. Kendinize güvenmediğinizi belirtir. Bu yüzden dimdik durun.

3. Ses: Seyirciyle iletişim kurmak için standart televizyon spikeri aksanına sahip olmanız gerekmez. Ancak konuşmanız anlaşılır olmalıdır. Sözcükler iyi telaffuz edilmelidir. Sesinizin tonunu iyi ayarlamalısınız.

Bütün seyirciler görgülü davranılmasına saygı duyar.

Yazar: Ken Kooper
Kaynak: www.onlinekitapoku.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Her kültür birbirinden farklı mıdır?

türk kültürü, Manşet, kültür farkları, kültür, geert hofstede

Geert Hofstede her toplumun kültürünü okumanın mümkün olduğunu ve her kültürün birbirinden farklı olduğunu düşünüyor. Peki, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Her kültür birbirinden farklı mıdır? Her toplumun kültürünü okumak mümkün müdür? İşte yanıtı…

Türkiye’nin Kültürü

Bir toplumun kendine özgü düşünce ve davranışlarına “toplum kültürü” denir. Hollandalı sosyal psikolog Geert Hofstede’e göre kültür, toplumları birbirinden ayırt eden zihin programlarıdır.

Aynı toplumda yetişen insanlar ortak düşünce ve davranış biçimlerine sahip olurlar; olaylara benzer şekilde bakar, benzer tepkiler verirler.

Bir toplumun kültürü yemeklerinden, mimarisinden, giyim tarzlarından,  paylaştıkları hikâyelerden, yücelttikleri tavır ve davranışlardan anlaşılır.

Kültür bir yazılım gibi insanların zihnine işler. İnsanlar bu yazılımı ana dillerini öğrenir gibi farkında olmadan öğrenirler.

Kültür insan yapımıdır; genetik değildir. Toplumların benimsedikleri düşünce ve davranışlar zaman içinde kalıplaşır, gelenek olur ve kuşaktan kuşağa aktarılır.

Geert Hofstede toplumların kültürlerini altı farklı boyutta ele alır. Bu altı boyutu inceleyerek her toplumun kültürünü “okumak” mümkündür.

1. Toplumun ne kadar eşitlikçi olduğu.

Türkiye gibi ülkelerde insanlar güçlülerin gücünü sorgusuz sualsiz kabullenirler.  Bizim gibi ülkelerde unvanı ya da parası olan insanların kendilerini üstün görmeleri doğal karşılanır. Liderler “baba” rolündedirler. Güce sahip olanlar toplum içinde ayrıcalıklı davranma özgürlüğüne kavuşurlar. Türkiye gibi toplumlarda insanlar güçlü olana tapınırlar.

Bazı toplumlar ise eşitlikçidir.  Mesela Danimarka gibi ülkelerde başbakanlar işe bisikletle giderler.

2. Toplumun bireysel mi yoksa toplumcu mu olduğu.

Bireyselliğin hâkim olduğu toplumlarda insanlar bağımsız olmak ve kendi ayaklarının üzerinde durmak isterler.  Herkes kendinden sorumludur. İnsanlar kendi kimliklerini yaptıkları işle ifade ederler. Bu toplumlarda özel hayat kutsaldır. Bu toplumlar “ben kültürünün” hâkim olduğu bireysel toplumlardır.

Toplumculuğun hâkim olduğu toplumlarda ise insanlar ailelerini, doğdukları şehirleri, hemşeriliği önemserler. Kendilerini tanıtırken önce nereli olduklarını söylerler.  İnsanların özel hayatları ailenin istilası altındadır. Bu toplumlarda “birlik ve beraberlik” en önemli değerdir.

Türkiye bireyselliğin zayıf olduğu, “biz kültürünün” hâkim olduğu toplumcu bir ülkedir. Bu sebeple  bizim toplumumuzda insanlar tanıştıkları insanlara  “Nerelisin?”, “Hangi okuldansın?”, “Kimlerdensin?” gibi sorular sorarlar.

3. Toplumun belirsizliği ne kadar kabullendiği.

Bazı toplumlar belirsizlik karşısında daha tedirgin olurken bazıları belirsizliği daha normal karşılar. Türkiye belirsizliğe çok tahammüllü bir toplumdur. Bu nedenle “Allah Kerim” Türkiye’de en geçerli yaklaşımdır.

Çoğu Batı toplumunun ise belirsizliğe tahammüllü yoktur. Bu ülkelerde insanlar kuralların belirli ve yazılı olmasını isterler. Geleceği ellerinden geldiği ölçüde belirlemek ve belirsizliği azaltmak isterler. Daha planlı ve programlı olmaları bu nedenledir.

4. Toplumun ne kadar performans odaklı bir zihniyete sahip olduğu.

Bazı toplumlar kendine güvenmeyi, rekabeti, başarmayı yücelten bir zihniyete sahiptir. Bu anlamda bu toplumlar “serttir”. Bu toplumlarda ilerlemenin yolu performans göstermekten geçer. Çalışanları ve şirketleri gösterdikleri performans ile ölçerler. Çoğu batı toplumu performans odaklıdır.

Bazı toplumlar ise daha “yumuşak” bir zihniyete sahiptir. Bu toplumlarda “iyi ilişki” içinde olmak performans sergilemekten daha değerlidir. Bu toplumlarda aynı görüşte olmak, birlik beraberlik içinde olmak, uyum göstermek değerlidir. Başarılı olmak için önce iyi ilişkiler kurmak gereklidir. Türkiye “yumuşak” zihniyetli bir toplumdur.

5. Toplumun kısa döneme mi yoksa uzun döneme mi odaklı olduğu.

Bazı toplumlar uzun vadeli planlar yapıp geleceği bugünden şekilleme isteğine sahiptirler. Kendi ömürlerinden ötesi için bir şeyler yapmak, gelecek kuşakları düşünmek gibi bir zihniyetleri vardır.

Bazı toplumlar ise bugün odaklıdır. Sonuçları hemen görmek isterler. Gelecek için çalışmaya, tasarruf ve yatırım yapmaya hevesli değillerdir. Türkiye nisbeten kısa döneme odaklı bir toplumdur.

6. Toplumun hayattan ne kadar keyif aldığı.

Hofstede’nin en son eklediği kültürel boyut bir toplumun hayattan ne kadar keyif aldığıdır.

Yaşadıkları hayattan memnun olan toplumların insanları hayatın iplerinin kendi ellerinde olduğunu düşünürler. Bunun tersine yaşadıkları hayattan memnun olmayan toplumların insanları ise başlarına her ne geliyorsa bunun sorumlusunun kendileri değil; içinde yaşadıkları toplum, devlet ya da diğer insanlar olduğunu düşünürler.

Yaşadığı hayattan hoşnut olan toplumlar insanlara ve olaylara daha olumlu bir yaklaşım sergilerken bunun tersi toplumlar daha olumsuz bir tavır içindedirler.

Türkiye bazı açılardan hayattan keyif alan ülkeler gibi davranırken bazı açılardan tam tersi bir özelliğe sahiptir. Bu nedenle bu kültürel boyutta tam ortada yer alan bir toplumdur.

Sonuç olarak hiçbir kültür diğerinden üstün, daha iyi ya da daha değerli değildir. Ama bütün kültürler  farklıdır. Sadece farklıdır.

Çok kültürlü bir dünyada barış içinde üretken olabilmemiz için öncelikle bizden farklı olanı yargılamak yerine, farklılığı anlamaya çalışmalıyız.

Sadece anlamak değil, bizden farklı olanla birlikte yaşamayı, birlikte üretebilmeyi başarmamız gerekir. Farklı olanı yargılamak ve onu kendimize benzetmeye çalışmak yerine farklılıkların bir toplumun zenginliği olduğunu bilerek davranmalıyız.

Çok kültürlülüğün saymakla bitmeyecek avantajları var. En çok inovasyon yapan, en çok ilerleyen toplumlar farklılıkları kendi içinde barındırmayı bilenler arasından çıkıyor.


Not: Hollandalı sosyal psikolog Geert Hofstede 12 Şubat 2020’de hayata veda etti. 1970’lerde IBM şirketinin 70 ülkedeki çalışanları üzerinde araştırmalar yaptı. Kültürel Boyutlar Teorisini geliştirdi. Yaptığı çalışmalar bazı bakımdan eleştirilse de kendisinden sonra gelenlere öncülük etti. Onun açtığı yoldan giden birçok bilim insanı yeni araştırmalar yaptı, toplumların kültürleri üzerine kitaplar yazdı. 

(Hofstede kültürel boyutlarını ortaya çıkarmak için yapılan araştırmalarda Türkiye’nin yerini buradan inceleyebilirsiniz.)

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et

MAKALE

Özgür düşünce için mini manifesto

özgür düşünce, matematik, mantık, Manşet, manifesto, felsefe, bertrand russell

İngiliz felsefeci ve matematikçi Bertrand Russell çalışmalarıyla 20. yüzyıldaki felsefe akımlarını önemli ölçüde etkiledi. Özgür düşünce üzerine yazdığı 10 maddelik mini manifestosu da hepimizi etkileyebilecek nitelikte… İşte Bertrand Russell’ın hayatı ve her maddesi ders niteliğinde olan manifestosu…

Bertrand Russell’dan Özgür Düşünce İçin 10 Madde

Mantık analitiği üzerindeki çalışmalarıyla 20. yüzyıldaki felsefe akımlarını önemli oranda etkileyen İngiliz felsefeci, matematikçi Bertrand Russell, 1872’de İngiltere’de dünyaya geldi. Dört yaşında anne ve babasını yitirince, disiplinli bir kadın olan anneannesi tarafından büyütüldü.

Ev eğitimi ile kendini geliştiren Russell’ın 18 yaşında, ilk girdiği okul Cambridge Üniversitesi oldu. İlk üç yıl matematik, son yıl felsefe okudu burada.

Cambridge’i bitirdiğinde, aile geleneğini sürdürerek politikaya atılmakla, felsefeye kapanmak arasında gelgitler yaşadı. Ailesinin baskısıyla, İngiltere’nin Paris Büyükelçiliği’nde görev alsa da devamında felsefe üstün geldi. 

Matematikçi Dr. Alfred Whitehead ile birlikte yazımına başladığı, sembolik mantığın klasiği olarak bilinen üç ciltlik Principia Mathematica (Matematiğin İlkeleri) adlı kitabı 1910 – 1913 yılları arasında yayımlandı.

Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması, bu savaşı hazırlayan koşulları yakından izlemiş olan Russell’ı duyarsız bırakamazdı. Antiemperyalist bir savaş karşıtı idi.

Savaş esnasında yayınladığı bir bildiri nedeniyle, Russell 1918 yılında İngiliz hükümetini ve Amerikan ordusunu küçük düşürdüğü gerekçesiyle altı ay hapse mahkum edildi. 1919’da üniversitedeki hakları geri verilse de üniversiteden çıkarılmayı bir onur sorunu yaptığından geri dönmedi. 

Bertrand Russell, matematikçi olmasından kaynaklı sağlam düşünme yöntemiyle, sorunların çözümlenmesinde akılcı yöntemi kullandı, politikadan ahlaka kadar her alanda reformist bir tutumu benimsedi.

Eğitimden, kadın haklarına değin çeşitli alanlarda kalem oynatmış olan Russell’ın yapıtlarının ortak yanı, özlü ve açık üslubudur. Genel öğüdü şudur: “Kısa sözün elverdiği yerde uzun söze kaçmayın.”

Kısaca böyle bir öz geçmişe sahip olan Bertrand Russell’ın özgür düşünce için önerdiği on maddelik mini manifestosu ise şu şekildedir:

Özgür Düşünce İçin Mini Manifesto

1. Hiç bir şeyi mutlak kesinlikle bildiğinizi düşünmeyin.

2. Delilleri saklamakla bir şey elde edemeyeceğinizi bilin; deliller sonunda muhakkak ortaya çıkar.

3. Asla düşünmekten soğutmaya teşebbüs etmeyin, çünkü muhakkak başarırsınız.

4. İtirazla karşılaştığınızda, eşinizden veya çocuğunuzdan bile geliyor olsa, otoritenizle değil akıl yürütmeyle karşılık verin. Otoriteye dayanan bir zafer gerçek dışı ve zahiridir.

5. Başkalarının otoritelerine saygı duymayın, çünkü her zaman karşı fikirdeki otoriteler de bulunur.

6. Sinsi olduğunu düşündüğünüz kanaatleri zorbalıkla bastırmayın, yoksa o kanaatler gün gelir sizi bastırır.

7. Tuhaf ve aşırı kanaatlere sahip olmaktan korkmayın. Şimdi kabul gören her kanaat eskiden aşırı idi.

8. Akıllıca uyuşmazlığı sessiz uyumluluğa tercih edin, çünkü eğer akla kıymet veriyorsanız, birincisi ikincisinden daha derin bir uyuşma demektir.

9. Rahatsız edici olsa bile hakikati söylemeyi prensip edinin, çünkü örtbas etmeye çalışmak çok daha rahatsız edicidir.

10. Aptal cennetinde yaşayanların mutluluğuna imrenmeyin, çünkü sadece aptallar bunun mutluluk olduğunu düşünür.

Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Amazon.com kurucusu Jeff Bezos hayallerini nasıl gerçekleştirdiğini tüm ayrıntılarıyla anlattı!

Manşet, jeff bezeos, amazon nasıl başardı, amazon

Bezos anlattı: Başlangıç sermayesini ailesinin sağladığı Amazon, nasıl 1.52 trilyon dolar piyasa değerine ulaştı?

ABD’nin teknoloji devleri Facebook, Amazon, Google ve Apple’ın yöneticileri, haksız rekabet suçlamaları nedeniyle geçen hafta ABD Kongresi’ne ifade verdi.

Piyasa değeri bu sene 1.52 trilyon doları bulan Amazon’un kurucusu ve 182 milyar dolar servetle dünyanın en zengin insanı ünvanına sahip Jeff Bezos, geçen hafta verdiği ifadede kendi hayat hikâyesini, 1994’te aklına gelen Amazon fikrinin gelişimini ve bugün vardıkları noktada ABD’ye ve dünyaya sundukları katkıyı anlattı.

Bezos’un geçen hafta Kongre’de yaptığı konuşmanın tamamı şu şekilde:

“Annem Jackie, beni New Mexico’nun Albuquerque kentinde 17 yaşında bir lise öğrencisiyken dünyaya getirdi. 1964 yılında lisede hamile kalmak Albuquerque’de çok popüler bir durum değildi. Onun için zorluydu. Annemi okuldan atmaya çalıştıklarında dedem onun için savaştı. Belli bir anlaşma sürecinin sonunda müdür, “Tamam kalıp liseyi bitirebilir ancak ders dışı aktivitelere katılamaz ve bir dolabı olamaz” dedi. Dedem anlaşmayı kabul etti ve annem sınıf arkadaşlarıyla birlikte diplomasını almak için yürüme şansı olmasa da liseyi bitirdi. Eğitimini devam ettirmeye kararlı bir şekilde derse bebek getirmesine izin veren öğretmenlerin olduğu gece okuluna yazıldı. Biri ders kitapları biri de bezler, şişeler ve beni oyalayacak ne varsa onlarla dolu olan iki çantayla derslere giderdi.

“Babam beni 4 yaşımdayken evlat edindi”

Babamın adı Miguel. Beni 4 yaşımdayken evlat edindi. Castro’nun yönetimi ele almasından hemen sonra Küba’dan ABD’ye Pedro Pan Operasyonu için geldiğinde 16 yaşındaydı. Babam ABD’ye tek başına geldi. Ailesi, onun burada daha güvende olacağını düşündü. Annesi, ABD’nin o kadar soğuk olduğunu düşünmüş ki, ona tamamı elinde tek malzeme olan temizlik bezlerinden bir ceket örmüş.

O ceket hâlâ ailemin yemek odasında asılı durur. Babam, Delaware’de bir Katolik misyonuna gönderilmeden önce Florida’daki bir mülteci merkezi olan Camp Matecumbe’de iki hafta geçirdi. Misyonu aldığı için şanslıydı ancak İngilizce bilmiyordu ve önünde zorlu bir yol vardı. Elindeki tek şey, çok miktarda metanet ve kararlılıktı. Annemle tanıştığı Albuquerque’de üniversite için burs aldı. Hayatta farklı hediyeler alırsınız, benim hediyelerimden biri de annem ve babam. Ben ve kardeşlerim için hayatlarımız boyunca inanılmaz örnekler oldular.

“Problemlerle nasıl yüzleşeceğimi dedem gösterdi”

Büyükanne ve büyükbabanızdan, ebeveynlerinizden öğrendiğinizden farklı şeyler öğrenirsiniz ve benim 4 ve 16 yaşları arasında yazlarımı büyükannem ve büyükbabamı Texas’taki evinde geçirme şansım oldu. Dedem, çiftlik sahibi bir memurdu. 1950 ve 60’lı yıllarda Atom Enerji Komisyonu’nda füze savunma sistemleri ve uzay teknolojisi üzerinde çalıştı.

Kendine güvenen ve dolu biriydi. Hiçliğin ortasında olduğunuzda bir şey kırıldığında telefonu alıp birini aramazsınız. Kendiniz tamir edersiniz. Çocukken, onun bir sürü çözülemez görülen problemi tek başına çözdüğünü gördüm. Bana problemlerle sert bir şekilde yüzleşebileceğimi gösterdi. Geriye gittiğinde tekrar ayağa kalkar ve bir daha denersin. Kendini daha iyi bir yere taşımanın yolunu bulabilirsin.

Gençken bu dersleri içten bir şekilde aldım ve bir ‘garaj mucidi’ oldum. Kardeşlerimi kapatmak için çimento dolu tekerleklerden bir otomatik garaj kapısı kapatıcı, bir şemsiye ve aliminyum folyadan güneş ocağı ve fırın tepsilerinden alarmlar yaptım.

Amazon fikri nasıl ortaya çıktı?

Amazon konsepti 1994 yılında aklıma geldi. Milyonlarca başlığın olduğu bir online kitapçı fikri (fiziksel dünyada mümkün olmayan bir şey) bana heyecan verici geldi. O zamanlar New York’ta bir yatırım firmasında çalışıyordum. Patronuma işten ayrılacağımı söyledim ve beni Central Park’ta uzun bir yürüyüşe çıkardı.

Uzun süre beni dinledikten sonra sonunda “Biliyor musun Jeff, bence bu güzel bir fikir ancak hâli hazırda güzel bir işi olmayan biri için daha iyi bir fikir olurdu” dedi. Son kararımı vermeden önce iki gün daha düşünmem için beni ikna etti. Kafamla değil, kalbimle verdiğim bir karar oldu. 80 yaşında olup geriye baktığımda, hayatımda minimum sayıda pişmanlık olmasını istiyorum ve pek çok pişmanlığımız denenmemiş yollar, denemediğimiz işlerle ilgilidir. Bu tarz şeyler bizi takip eder. Eğer en azından bir şans vermezsem, büyük bir mesele olacağına inandığım internete dahil olmadığım için pişman olacaktım.

Başlangıç sermayesini ailesi verdi

Amazon.com için başlangıçta start-up sermayesi ebeveynlerimden geldi. Anlamadıkları bir iş için hayatlarında yaptıkları birikimden büyük bir pay yatırdılar. İnternet üzerindeki bir kitapçı ya da Amazon’un başarılı olacağına inandıklarından değil, oğulları için bu kumarı oynuyorlardı. Onlara, bu yatırım kaybetmeleri ihtimalinin yüzde 70 olduğunu söyledim ve yine de yaptılar. Yatırımcılardan 1 milyon dolar toplamak için 50’den fazla toplantı yapmam gerekti ve bütün toplantılarda karşılaştığım en sık soru “İnternet nedir?” oldu.

Dünya genelindeki pek çok ülkenin aksine, bizim ülkemiz girişimci riskini destekler ve önyargıyla yaklaşmaz. Düzenli bir işten Seattle’daki garaja kendi şirketimi kurmak için ayrıldım. Paketleri postaneye kendim götürdüğüm ve bir gün bir forklift alabilecek durumda olacağımızın hayalini kurduğum günler daha dün yaşanmış gibi geliyor.

“2001 sonuna kadar Amazon 3 milyor dolara varan kayıplar yaşadı”

Amazon’un başarısı önceden tasarlanmış olmak dışında her şeye bağlı olabilir. Önceden Amazon’a yatırım yapmak oldukça riskli bir hamleydi. Kuruluşundan 2001’in sonuna kadar şirketimiz yaklaşık 3 milyar dolara varan kümülatif kayıplar yaşadı ve 2001’in dördüncü çeyreğine kadar kârlı bir çeyreğimiz olmadı.

Akıllı analistler Barnes&Noble’ın bizi ezip geçeceğini söyledi ve bizi ‘Amazon tost’ olarak adlandırdı. 1999’da yaklaşık 5 yıldır piyasaydık ve Barron’s bizim muhtemel devredilmemizle ilgili olarak “Amazon.bomb” başlıklı bir makaleyi manşete taşıdı. 2000 yılındaki yıllık hissedar mektubum tek kelimelik bir cümleyle başladı: Ouch.

İnternet balonumuzun zirvesinde hisse senedi fiyatımız 116 dolara kadar çıktı ve sonra balon patladı ve hissemiz 6 dolara kadar düştü. Uzmanlar ve bilir kişiler iflas edeceğimizi düşündü. Amazon’un kurtulması ve sonunda başarması için benimle birlikte risk almaya gönüllü çok sayıda akıllı insan ve inancımıza bağlı kalma istekliliği gerekti.

“Amazon milyarlarca doları hatalardan kazandı”

Ve sadece o ilk yıllar değildi. İyi şans ve harika insanların yanı sıra büyük riskler almaya devam ettiğimiz için şirket olarak başarılı olabildik. Yaratmak için denemelisiniz ve gerçekleşeceğini önceden biliyorsanız bu denemek sayılmaz. Dev karşılıklar geleneksel bilgeliğe karşı gelmekle olur ama geleneksel bilgelik genellikle doğru olandır. Pek çok gözlemci Amazon Web Servisleri başladığında bunu riskli bir oyalanma olarak gördü. “Hesap ve depo satmanın kitap satmakla ilgisi nedir?” diye düşündüler. Kimse Amazon Web Servisleri’ni sormadı. Anlaşıldı ki dünya, bulut bilişimine aç ve hazırdı ancak henüz bunun farkında değildi. Amazon Web Servisleri hakkında haklıydık ancak karşılık vermeyen çok sayıda risk de aldığımız bir gerçek. Hatta Amazon milyarlarca doları hatalardan kazandı. Başarısızlık, icat etmek ve risk almakla birlikte gelir, bu nedenle Amazon’u başarısız olmak için dünyanın en iyi yeri yapmaya çalışıyoruz.

Kuruluşumuzdan beri şirkette “Birinci gün” anlayışını sürdürmeye çalıştık. “Birinci gün” anlayışı derken, her şeye ilk günün enerjisi ve girişimci ruhuyla yaklaşmaktan bahsediyorum. Amazon büyük bir şirket olsa da her zaman “Birinci gün” anlayışını sürdürmenin DNA’mızın kritik bir parçası olduğunu düşünüyorum. Büyük bir şirketin olanakları ve genişliğine sahip olabiliriz ancak küçük bir şirketin kalbi ve ruhuna sahibiz.

“Müşteri güveni kazanması zor, kaybetmesi kolaydır”

Benim görüşüme göre, takıntılı müşteri odaklılığı “Birinci gün” anlayışına ulaşmak ve korumak için en iyi yöntem. Neden? Çünkü müşteriler her zaman,mutlu olduklarını ve işin iyi olduğunu söyleseler bile çok güzel, harika bir şekilde memnuniyetsizdir. Bunu bilmeseler de müşteriler her zaman daha iyisini ister ve onları sürekli olarak memnun etme isteği bizi sürekli üretmeye iter.

Sonuç olarak, takıntılı bir şekilde müşteriye odaklandığımızda zorunda kalmadan, içerideki servislerimizi iyileştirmiş, kâr eklemiş, yeni ürünler icat etmiş, fiyatları düşürmüş, kargo sürelerini hızlandırmış oluyoruz. Hiçbir tüketici Amazon’dan Prime üyelik programı yaratmasını istemedi ancak istedikleri buydu. Bunun gibi pek çok örnek verebilirim. Her şirket müşteri öncelikli yaklaşımı benimsemez ama biz benimsiyoruz ve en büyük gücümüz bu.

Müşteri güveni kazanması zor, kaybetmesi kolaydır. Eğer müşterilerinizin işletmenizi ne ise o yapmasına izin verirseniz, başka biri onlara daha iyi hizmet sunana kadar size sadık olurlar. Müşterilerin sezgilerinin kuvvetli olduğunu ve akıllı olduklarını biliyoruz. Eğer doğru işi yapmak için çok çalışırsak ve bunu tekrar tekrar yaparsak müşterilerimizin güvenini kazanacağımızı bir inanç meselesi gibi biliyoruz.

“Hata yaptığımızda özür diliyoruz”

Güveni yavaşça, zamanla, zorlu şeyleri iyi yaparak, zamanında ulaştırarak, her gün uygun fiyatlar sunarak, verdiğimiz sözleri tutarak, herkesi memnun etmediği zaman bile prensipli kararlar alarak ve evlerinde yaşamak için çeşitli kolaylaştırıcı yollar bularak müşterilerin aileleriyle daha çok zaman geçirmesini sağlayarak kazanırsınız. 1997’deki ilk hissedar mektubumda dediğim gibi, kararlarımızı müşteri ihtiyaçlarını karşılaşmak için icat ederken uzun vadeli değerler üzerinden yapıyoruz.

Seçimlerimizle ilgili eleştirildiğimizde, dinliyoruz ve aynada kendimize bakıyoruz. Eleştirenlerin haklı olduğunu düşündüysek değişiyoruz. Hata yaptığımızda özür diliyoruz. Ancak aynaya bakıp eleştiriyi sindirince hâlâ doğru şeyi yaptığınıza inanıyorsanız, dünyada hiçbir güç sizi hareket ettirmemeli.

“ABD’liler doktorlar ve ordudan sonra en çok bize güveniyor”

Neyse ki yaklaşımımız işe yarıyor. Öne çıkan bağımsız anketlere göre, Amerikalıların yüzde 80’inin Amazon hakkında olumlu bir izlenimi var. Amerikalılar “doğru şeyi yapma konusunda” Amazon’dan daha çok kime güveniyor? Ocak 2020’de yapılan Morning Consult anketine göre doktorlara ve orduya. Georgetown ve New York Üniversitesi’nden uzmanlar 2018’de Amazon’un kurumlar ve marka güveni üzerine bir ankette bütün katılanlar için ordudan sonra geldi.

Cumhuriyetçiler arasında ordu ve yerel polisin hemen arkasından geldik. Demokratlar arasında hükûmetin her parçasının, üniversiteler ve basının önünde, en tepedeydik. Fortune dergisinin 2020 Dünyanın En Hayranlık Uyandıran Şirketleri listesinde Apple’dan sonra, ikinci sırada olduk. Müşterilerin onlar için çok çalıştığımızı fark etmesinden ve bizi güvenleriyle ödüllendirmelerinden minnettarız. Amazon’un ‘Birinci gün’ kültürünün tek ve en büyük teşviki bu güveni kazanmak ve korumak için çalışmak.

“Amazon milyonlarca kişi istihdam ediyor”

Pek çoğunuzun bildiği Amazon, size siparişlerinizi üzerinde gülümseyen yüz olan kahverengi kutularda gönderen şirket. Başladığımız nokta bu, perakende toplam gelirimizin yüzde 80’inden fazlasın sağlayarak hâlâ en büyük işimiz konumunda. Bu işin en özünde ürünleri müşterilere ulaştırmak var. Bu operasyonlar müşterilere yakın olmalı ve bu işleri Çin ya da başka bir yerden temin edemeyiz.

Bu ülkedeki müşterilere sözlerimizi yerine getirmek için ABD’li işçilerin ABD’li müşterilere ürünleri ulaştırması gerekir. Müşteriler Amazon’dan alışveriş yaptığında yerel topluluklarında istihdam yaratılmasına katkı sağlıyorlar. Sonuç olarak Amazon, pek çoğu işe başladığı seviyede saatlik ücret alanlar olmak üzere doğrudan milyonlarca kişi istihdam ediyor. Yalnızca yüksek eğitimli bilgisayar mühendisleri ya da Seattle ya da Silicon Vadisi’nde MBA yapanları istihdam etmiyoruz.

Batı Virginia’dan Tenessee’ye, Kansas’tan Idaho’ya, binlerce insanı işe alıyor ve eğitim veriyoruz. Pek çoğu için ilk iş deneyimi olan bu personelin pek çoğu paket istifleyici, mekanik ve fabrika müdürü oluyor. Bazıları için bu işler, başka kariyerlere geçmeden önce bir basamak oluyor ve bununla gurur duyuyoruz. 100 binden fazla Amazon çalışanına sağlık, ulaşım, makine kullanımı, bulut bilişimi gibi eğitim vermek için 700 milyon dolardan fazla harcıyoruz. Bu programa ‘Kariyer Seçimi’ adı veriliyor ve talebin fazla olduğu, yüksek maaşa yatkın alanlarda Amazon’da bir kariyeri olup olmayacağına bakmaksızın sertifika ya da diploma program ücretlerinin yüzde 95’ini ödüyoruz.

“Pek çok insana imkânsız görünen kariyerlerinde yeni bir şans verdik”

Ekibimizden Patricia Soto, ‘Kariyer Seçimi’ programının başarı öykülerinden biri. Patricia her zaman tıp alanında başkalarına yardım etmek üzere bir kariyer çizmek istiyordu ancak lise mezunu olduğu ve yüksek öğretimi karşılayacak yeterli geliri olmaması nedeniyle bu hedefi gerçekleştirebileceğinden emin değildi. Kariyer Seçimi programına katılarak medikal sertifikasını kurduktan sonra Patricia, Amazon’dan ayrılarak Sutter Gould Medikal Vakfı’nda medikal asistan olarak göreve başladı. Kariyer Seçimi, Patricia ve pek insana kendileri için imkânsız görünen kariyerlerde yeni bir şans verdi.

“Covid-19 sürecinde 175 bin ek personel aldık”

Amazon, son 10 yılda ABD’de 270 milyar dolardan fazla yatırım yaptı. Kendi iş gücümüzün yanısıra, Amazon inşaat, hizmet gibi sektörlerde yaklaşık 700 bin işi doğrudan yarattı. İşe alım ve yatırımlarımız ihtiyaç duyulan yeni meslekler getirdi ve Fall River, Massachusetts, California’nın Infland Imparatorluğu ve Ohio gibi yerlerde milyonlarca dolarlık ekonomik aktivite yarattı.

Covid-19 pandemi krizi sürecinde, pek çoğu pandemi nedeniyle işsiz kalan 175 bin ek personel aldık. Personelimizi Covid-19 salgınında güvende tutmak ve insanlara temel ihtiyaçlarını ulaştırabilmek için bu yıl ikinci çeyrekte 4 milyar dolardan fazla harcama yaptık. Kendini adayan bir Amazon personeli ekibi, ülke çapında işçileri düzenli olarak Covid-19 testine sokacak bir program yarattı. İlgili şirket ve hükûmet kollarına bu süreçte öğrendiklerimizi aktarmayı sabırsızlıkla bekliyoruz.

“Amazon, Wallmart gibi yerleşik piyasa oyuncularıyla rekabet ediyor”

Rekabet ettiğimiz küresel perakende piyasası ciddi derecede büyük ve olağanüstü bir şekilde rekabetçi. Amazon 25 trilyon dolarlık küresel perakende piyasasının yüzde 1’inden azını oluştururken ABD’deki perakende piyasasının da yüzde 4’ünden azını oluşturuyor. ‘Kazanan hepsini alır’ anlayışının sürdüğü diğer sektörlerin aksine, perakendede pek çok kazanana yer var.

Mesela ABD’de 80’den fazla perakendeci tek başına yıllık gelirde 1 milyar doların üzerinde kazanıyor. Her perakendeci gibi mağazamızın başarısının yalnızca müşterinin mağazadaki deneyimden memnun kalıp kalmayacağına bağlı olduğunu biliyoruz. Amazon her gün Target, Costco, Kroger ve tabii ki Amazon’un iki katından büyük bir şirket olan Walmart gibi büyük, yerleşik piyasa oyuncularıyla rekabet ediyor.

“Covid-19 nedeniyle arabayla sipariş alımı yüzde 200 arttı”

Öncelikli olarak online yapılan perakende satışlarında harika bir müşteri memnuniyeti üretmeye odaklanırken şimdi online yürütülen satışlar diğer mağazalar için de büyük bir büyüme alanı oldu. Walmart’ın online satışları ilk çeyrekte yüzde 74 oranında büyüdü ve müşteriler gittikçe diğer mağazalar tarafından üretilen araba ile alışveriş ve mağazada değişim gibi Amazon’un ölçek olarak yetişemediği hizmetlere akın ediyor.

Son aylarda online siparişlerin araba ile alınma hizmeti Covid-19 endişeleri nedeniyle yüzde 200 arttı. Aynı zamanda geleneksel mağazacılık ile hizmet veren firmaların Shopify ve Instacart gibi uygulamalarla tamamen online satış verebilmesi ve müşterilere yeni ve yenilikçi yöntemlerle ürün ulaştırabilmesi bizim için yeni rekabet oluşturuyor. Ekonominin her alanında olduğu gibi teknoloji, perakendenin her alanında kullanılıyor ve online, geleneksel ya da ikisinin birleşimi gibi yollarla daha rekabetçi bir ortam yaratıyor. Biz ve diğer mağazalar ‘online’ ya da ‘geleneksel’ mağazaların en iyi özellikleri birleşse bile hepimizin aynı müşterilere hizmet etmek için rekabet ettiğinin farkındayız. Perakende rakipleri ve buna bağlı hizmetler sürekli değişiyor ve tek gerçek sabit, perakendenin müşterilerin daha uygun fiyat isteği, daha iyi seçenek ve kolaylık arayışı.

“Dünya genelinde, Amazon’da satış yapan 1.7 milyon işletme var”

Amazon’un başarısının ciddi oranda Amazon’un mağazalarında ürünlerini satan binlerce küçük ve orta büyüklükte işletmenin başarısına bağlı olduğunu anlamak gerekir. 1999’da bizim ürünlerimizin yanı sıra üçüncü parti satıcıların mağazalarımızda ürünlerini satmasını sağlamak gibi o zaman için beklenmedik olan bir adım attık. Şirket içinde oldukça tartışmalı olan bir kararda, karşı çıkanların çoğu bunun sonunda kaybedeceğimiz bir savaşın başlangıcı olduğunu söyledi. Bu değerli varlığı elimizde tutabilirdik ancak bu kararın uzun vadede müşteriler için seçeneği arttıracağı fikrine sadık kaldık ve daha memnun müşterilerin üçüncü parti satıcılar ve Amazon için iyi olacağını düşündük. Böyle de oldu.

Yeni satıcıları ekledikten sonra bir yıl içinde, üçüncü parti satıcılar ana satışların yüzde 5’i hâline geldi ve müşterilerin en iyi ürünleri alıp farklı satıcılardan farklı fiyatları aynı mağazada görmenin kolaylığını sevdiği anlaşıldı. Bu küçük ve orta büyüklükteki satıcılar şimdi Amazon mağazalarında şirketin kendi perakende operasyonuna ciddi oranda daha fazla ürün seçeneği sağlıyor. Üçüncü parti satıcılar şimdi Amazon’un fiziksel ürün satışının yüzde 60’ını oluşturuyor ve bu satışlar Amazon’un kendi perakende satışlarından daha hızlı büyüyor. Bunun bir sıfır toplamlı oyun olmadığını tahmin ettik ve haklı çıktık, bütün pay büyüdü. Üçüncü parti satıcılar çok iyi çalıştı ve hızlı büyüdü bu da hem müşteriler hem Amazon için harika oldu.

Şu anda dünya genelinde, Amazon’da satış yapan 1.7 milyon küçük ve orta büyüklükte işletme var. 2019 yılında dünya genelinde 200 binden fazla girişimci bizim mağazalarımızda satışlarında 100 bin doları geçti. Bunun üzerine, Amazon mağazalarında satış yapan küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin dünyada 2.2 milyon yeni iş sağladığını tahmin ediyoruz.

Bu satıcılardan biri çocukları için daha çok evde vakit geçirmek isteyen Sherri Yukel. Hobi olarak el iş hediyeler ve parti ürünleri yapmaya başladı ve bu ürünleri daha sonra Amazon’da sattı. Bugün Sherri’nin şirketi yaklaşık 80 kişi istihdam ediyor ve küresel bir müşteri portföyü var. Bir başka örnek ise Salt Lake City’de yaşayan bir anne olan Christine Krogue. Christine, Amazon’dan önce kendi kurduğu sitede bebek kıyafetleri satarak bir iş başlattı. Amazon’a geçtikten sonra satışları iki katına çıktı, ürünlerini genişletti ve part time elemanlardan oluşan bir ekip kurdu. Amazon’da satmak Sherri ve Christine’in işletmelerini büyümelerini ve kendi yollarıyla müşterilerini memnun etmelerini sağladı.

“Satıcıları destekleyerek eBay’i geçtik”

Ve bütün bunların ne kadar yeni olduğunu fark etmek çarpıcı. Piyasanın en büyüğü olarak başlamadık, eBay bizden katlarca daha büyüktü. Yalnızca satıcıları desteklemeye ve onlara üretebileceğimiz en iyi araçları sunmaya odaklanarak başardık ve sonunda eBay’in üzerine çıktık. Bu araçlardan biri de üçüncü parti satıcılarımızın envanterlerini ikmal merkezlerimize yerleştirmelerini ve bütün lojistik, müşteri hizmeti ve ürün iade servislerini üstlenmemizden oluşan Fullfilment by Amazon.

Satış tecrübesinin bütün zorlu taraflarını maliyet-verim gözeterek ciddi bir şekilde basitleştirdiğimizde binlerce satıcının Amazon’da işletmelerini büyütmelerine yardım ettik. Başarımız, dünyanın her yerinde her tür ve boyutta piyasanın genişlemesini açıklamakta yardımcı olabilir. Buna Walmart, eBay, Etsy ve Target gibi ABD şirketlerinin yanı sıra deniz aşırı olan ancak küresel satış yapan Alibaba ve Rakuten gibi perakende şirketleri de dahil. Bu piyasalar perakende içindeki rekabetin yoğunluğunu ileriye taşıyor.

“Amazon çalışanları asgari ücretin iki katından fazla kazanıyor”

Müşterilerin bize olan güveni Amazon’un ABD’de son 10 yılda her şirketten daha fazla iş olanağı yaratmasını sağladı. Amazon personeli saatte minimum 15 dolar kazanıyor, bu federal asgari ücretin iki katından daha fazla (Kongre’den federal asgari ücreti yükseltmesini talep etmiştik). Diğer perakende şirketlerini bizim 15 dolar olan minimum ücretimize uyum sağlamaya çağırdık.

Target geçen günlerde yaptı, geçen hafta da Best Buy. Onları memnuniyetle karşılıyoruz ve onlar şu an bunu tek yapan şirketler oldular. Sosyal hakları da geçiştirmiyoruz. Tam zamanlı saatli çalışan personelimiz, ana merkezde çalışan maaşlı personelimizle aynı sosyal haklara sahip. Bunların arasında çalıştığı ilk günden başlatılan kapsamlı sağlık sigortası, 401(k) emeklilik planı, içinde 20 haftalık ücretli doğum izninin de olduğu ebeveyn izni var. Sizleri bizim maaş ve sosyal hak sistemimizi perakende rakiplerimiz için de çıta olarak belirlemeye teşvik ediyoruz.

“Üçüncü şahıs hissedarlar için 1 trilyon dolardan fazla servet yarattık”

Amazon hisselerinin yüzde 80’inden fazlası üçüncü şahıslara ait. Amazon son 26 yılda, sıfırdan başlayarak, üçüncü şahıs hissedarlar için 1 trilyon dolardan daha fazla servet yarattık. Bu hissedarlar kim? Bunlar itfaiye, polis, okul öğretmenleri için emeklilik fonları. Diğerleri 401 (k), Amazon’un parçalarına sahip ortak fonlar. Üniversite bağışları da var. Liste uzar. Pek çok kişi için yarattığımız servet sayesinde bir sürü insan daha iyi şartlarda emekli olacak ve bundan inanılmaz gurur duyuyorum.

“Dünyanın küçük şirketlere ne kadar ihtiyacı varsa büyüklere de o kadar var”

Amazon’da müşteri takıntısı bizi bugün olduğumuz yere getirdi ve daha harika işler yapabilmemizi sağladı. 10 kişiden oluştuğumuz zaman Amazon’un neler yapabileceğini biliyordum, bin kişi olduğumuzda da biliyordum ve aynı şekilde 10 bin kişi olduğumuzda. Bugün de bir milyona yaklaşmışken neler yapabileceğimizi biliyorum.

Garaj girişimcilerini severim, ben de onlardan biriydim. Ama dünyanın küçük şirketlere ne kadar ihtiyacı varsa büyüklere de o kadar var. Küçük şirketlerin yapamayacağı işler var. Ne kadar iyi bir girişimci olursan ol garajında bir tamamı fiber Boeing 787 inşa etmeyeceksin.

“Amazon, boyutu sayesinde sosyal meselelerde etki yaratıyor”

Boyutumuz önemli sosyal meselelerde anlamlı bir etki yaratmamızı sağlıyor. Amazon’un The Climate Pledge isimli taahhüdü diğer şirketlerle birleşerek Paris Anlaşması’ndaki hedeflere 10 yıl önceden ulaşılması ve sıfır karbon noktasına 2040 yılında gelinmesini amaçlıyor. Taahhüde Michigan merkezli bir elektrikli otomobil üreticisi olan Rivian’dan 100 bin elektrikli van alarak uymayı planlıyoruz. Amazon Rivian’ın elektrikli vanlarından 10 binine 2022 başında ve tamamına 2030’da sahip olmayı planlıyor.

Amazon, küresel çapta 2,900 MW’den fazla üretim gücü olan ve yıllık 7.6 milyon MW enerji ulaştırabilecek (680 binden fazla ABD hanesine elektrik ulaştırmaya yeter) 91 güneş ve rüzgar enerjisi projesi işletiyor. Amazon aynı zamanda Right Now Climate Fund üzerinden  yeniden ağaçlandırma projelerine 100 milyon dolar yatırım yapıyor. Buna, Amazon’un Nisan ayında Appalachian Dağları’nda ormanlık bölgeleri muhafaza etmek, restore etmek ve sürdürmek için yaptığı 10 milyon dolarlık bağış dahil. Dört küresel şirket olan Verizon, Reckitt Benckiser, Infosys ve Oak View Group yakın zamanda Climate Pledge’i imzaladı ve diğerlerinin de bu savaşta bize katılmasını istiyoruz.

Hep birlikte, boyutumuzu ve genişliğimizi iklim krizini doğru ele almak için kullanacağız. Amazon, The Climate Pledge fonunu 2 milyar dolar fonla kurdu. Bu fon, Amazon ve diğer şirketlerin taahhütlere uyması için gereken sürdürülebilir teknoloji ve hizmetlerin geliştirilmesi için kullanılacak. Fon, şirketlerin karbon etkisini azaltmak ve daha sürdürülebilir faaliyet göstermesi için ürün ve hizmet üreten vizyonlu girişimciler için kullanılacak.

“Washington’da en büyük evsizler barınağını açtık”

Washington eyaletinde en büyük evsizler barınağını açtık, yeri Seattle’da en yeni merkez binamızın içinde bulunuyor. Barınak, Mary’s Place isimli inanılmaz bir Seattle merkezli kâr amacı kütmeyen kuruluşa ait Mary’s Place’e Amazon’un yaptığı 100 milyon dolarlık yatırımın bir parçası olan barınak 8 katlı ve 200 aile üyesini ağırlayabilecek büyüklükte. İçinde kendi sağlık merkezi var ve ailelerin yeniden ayaklarının üzerinde bulunması için gereken kritik araç ve hizmetler sağlanıyor. Aynı zamanda Amazon, haftalık hukuki danışmanlık hizmeti sunarak ailelerin borçları, sağlık sorunları, barınma hakları gibi konularda yardımcı oluyor. Amazon’un hukuk ekibi 2018’den bu yana Mary’s Place ile çalışarak barınakta kalanlara hukuki danışmanlık hizmeti verdi.

Gençler ve çocuklar için programlar

Amazon Future Engineer çocukluktan kariyere kadar süren küresel bir program. Bu program azınlık mensubu binlerce çocuk ve genci bilgisayar bilimi dalında bir kariyer kovalamaları için teşvik ediyor, eğitiyor ve hazırlıyor. Program yüzlerce ilkokulu bilgisayar bilimi dersi vermesi ve bu dersleri verecek profesyoneller yetiştirmesi için fonluyor. Aynı zamanda giriş ve AP seviyesinde bilgisayar bilimi dersi (lisede üniversitesi seviyesinde ders) verilmesi için de yoksul bölgelerde bulunan 2 binden fazla okula imkân sağlıyor.

100 az gelirli aile çocuğuna bilgisayar bilimi eğitimi alabilmeleri için 40 bin dolar üniversite bursu veriliyor. Bursu alanlara aynı zamanda Amazon’da staj yapma hakkı veriliyor. Teknoloji sektöründe bir çeşitlilik problemi var ve bu siyahlardan daha fazlasını etkiliyor. Biz bu sektörde yer alacak teknik zekaların gelecek jenerasyonuna yatırım yapmak ve azınlıklar için daha fazla imkân oluşturmak istiyoruz. Bu süreci şimdiden hızlandırmak istiyoruz. Bunun için de genel olarak siyah öğrencilerin gittiği üniversitelerle işe alım, staj ve eğitim konusunda işbirliği yapıyoruz.

“Amazon incelenmeli ama bütün büyük kurumları da incelemeleyiz”

Şunu söyleyerek bitirmek istiyorum: Amazon incelenmeli. Şirket, devlet kurumu veya STK olmaları fark etmez; bütün büyük kurumları incelemeliyiz. Bizim sorumluluğumuz bu kurumların incelemeleri başarıyla geçecek halde olduğundan emin olmak.

Amazon’un bu ülkede doğmuş olması bir tesadüf değil. ABD’de şirketler dünyanın hiçbir yerinde yapamayacakları seviyede doğup, büyüyüp, başarılı olabilir. Bizim ülkemiz becerikli olanları ve kendine güvenenleri kabullenir. Bizim ülkemiz sıfırdan başlayanları kucaklar. Biz girişimcileri ve startupları hukukun üstünlüğü, dünyanın en iyi üniversite sistemi, demokrasinin verdiği özgürlük ve risk almayı kabullenme kültürü ile destekleriz.

“Babam gibi göçmenler bu ülkenin ne tür bir hazine olduğunu görmüştü”

Tabii ki güzel ülkemiz mükemmel olmaktan çok uzakta. Kongre üyesi John Lewis’i anıyorum. Onun anısını yaşatmaya çalışırken, uzun zamandır ihtiyacımız olan bir ırksal hesaplaşmanın ortasındayız. Aynı zamanda iklim değişikliği ve gelir eşitsizliğinin yarattığı sonuçlar ile yüzleşiyor; bir küresel pandemiyi aşmaya çalışıyoruz. Yine de dünyanın geri kalanı ABD’de sahip olduğumuz bu iksirden bir yudum içmek istiyor. Babam gibi göçmenler bu ülkenin ne tür bir hazine olduğunu görmüştü. Onlar çoğu zaman bizim gibi burada doğmuş olanlardan daha geniş bir bakış açısına sahip olur. Bu güzel ülkede hâlâ yolun başındayız… Bugünün zorlu şartlarında bile geleceğimiz hakkında hiç olmadığım kadar iyimserim.

Bana bugün karşınıza çıkma fırsatı verdiğiniz için memnuniyet duyuyorum; sorularınızı alabilirim.”

Kaynak: https://t24.com.tr/

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND