Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hız, her zaman başarı getirmez

Başarılı olmak için “hızlı balık” olmanın gerektiği bir dönemdeyiz. Ancak hız her zaman başarı anlamına gelmiyor. Hatta bazı durumlarda başarı için beklemeyi bilmek gerekiyor. Yaratıcılık ve beklemeyi bilmek arasındaki ilişkiyi gözden kaçırmamak sizi hedeflediğiniz noktaya ulaştırabilir…

Başarı için bekleyin

 
 
Partnoy yeni kitabı Bekle’yi Capital’e anlattı:

Zamanla yarışıyoruz. Aynı anda birden fazla işle uğraşmak, hızlı karar almak zorundayız. Ertelemeden, bugünün işini yarına bırakmadan çalışmalıyız. Beklemek vakit kaybıdır, fırsatları kaçırır rekabette geri kalırız… Çoğumuza öğretilen bu. Peki gerçekten öyle mi? Hukuk profesörü, yönetim bilimci FRANK PARTNOY, yeni kitabı “Bekle” ( Wait)’de “Hayır” diyor. “Beklemenin bir değeri var, mümkün olan son dakikaya kadar bekleyip harekete geçmek gerekir” diye konuşuyor. Hızlı olmanın sanıldığının aksine her zaman iyi olmadığına, öncelikleri doğru belirleyip zamanı iyi kullanmanın kritik olduğuna işaret ediyor. Günümüzde iş dünyası, hiç olmadığı kadar hız, üretkenlik ve etkinlik odaklı hale gelmiş durumda. Yüzyıllardı i’ öğretildiği gibi “Bugünün işini yarına bırakma” anlayışıyla hareket ediyoruz. Ertelemenin kötü, mevcut rekabet ortamında beklemenin fırsatları kaçımıak olduğunu düşünüyoruz. San Diego Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Frank Partnoy ise aksini söylüyor. Alışılmış değer yargılarını bir kenara bırakıp karar alma mekanizmalarına, yönetime, yenilikçiliğe farklı bir bakış açısı getiriyor. Hızlı karar almanın sanıldığı gibi bir erdem olmadığına işaret eden Partnoy, “Bu anglosakson kültürünün getirdiği katı bir anlayış bence. 70’li yıllarda endüstrileşti. Oysa eski Mısır ve Roma’da, işi geciktirmenin, ertelemenin faydalı ve akıllıca olduğu düşünülürdü. Bu düşünce biçimini yeniden benimsemeliyiz” diyor. Frank Partnoy’un kısa süre önce yayınlanan kitabı “Bekle” (Wait) iş hayatında beklemenin önemine vurgu yapıyor, zaman yönetiminin inceliklerini bilimsel araştırmalarla desteklenmiş geniş bir perspektifte ele alıyor. Karar almadan önce ne kadar beklemek, bu süreci nasıl yönetmek gerektiğini örneklerle anlatıyor. Partnoy yeni kitabı Bekle’yi Capital’e anlattı:

LEHMAN BROTHERS İLHAM VERDİ

Finansal krizle birlikte düşünmeye başladım. Bankaların nasıl battığına, nasıl kötü kararlar aldıklarına baktım. Sonra düzenleyicilerin devreye girip onların nasıl daha da kötü karalar aldıklarını gördüm. Bir adım geriye çekilip bir kez daha bakmaya, anlamaya çalıştım. Sadece krizin detaylarını değil, karar almada değişenin ne olduğunu inceledim. Yaptığım araştırmalar sırasında karşıma Lehman Brothers ile ilgili ilginç bir hikaye çıktı. Lehman krizden kısa bir süre önce, 2005 yılında, çalışanlarına bir karar alma eğitimi tasarlamak istiyor. Kendi karar alma süreçlerini anlamaya çalışmayı amaçlayan bir eğitim için ünlü psikologlar davet ediliyor. Önyargılarının neler olduğunu tespit etmek için kuruma özel tasarlanmış, tam katılımlı testler hazırlanıyor. Hatta Outliers kitabının yazarı Malcolm Gladwell’i de çağırıyorlar. O sıralar Gladwell’in çok ses getiren kitabı Blink’in yeni yayınlandığı zamanlar. Lehman Brothers Yönetim Kurulu Başkanı Joe Gregory, Blink’in kopyalarını trading katında bizzat kendi dağıtıyor. Eğitim hazırlandıktan sonra Lehman, tüm dünyada 4 düzine üst yöneticisini Madison Avenue’daki Palace Hotel’de topluyor. Hepsi bu eğitimi alıp uygun adım Times Square’deki genel merkezlerine geri gidiyorlar. Finansal piyasalar tarihindeki en kötü kararı alabilmek için!

TEKNOLOJİ NASIL ETKİLEDİ?
Bugüne kadar nasıl karar aldığımızla ilgili muazzam miktarda kitap yazıldı, araştırmalar yapıldı. Bu kararların ne olması, nasıl olması gerektiği bol bol anlatıldı. Ne zaman karar almak gerektiği konusunda da çok düşünüldü. Oysa beklemek ya da ertelemek konusuna pek odaklanılmadı. Ben Bekle’de karar alma konusuna bir de bu açıdan bakmak istedim. Teknolojinin kuşatması altındayız. Elektronik postalar, sosyal medya bizi sürekli karar almaya yönlendiriyor, bu konuda müthiş bir baskı altındayız. 24 saatlik bir medya çemberindeyiz. Kararlarımız son yıllarda giderek daha da hızlı olmaya başladı. Erteleme, geciktirme içinde yaşadığımız dünyada olumsuz algılanıyor. Bir şeyleri geciktirdiğimizde suçlu hissediyoruz. Diyelim harekete geçmek için sadece saniyenin 500 binde biri kadar vaktimiz var. İnsan beyni kısa süre içinde inanılmaz şeyler yapıyor. Ama aynı zamanda her türlü önyargıya da sahiptir. Toronto Universitesi’nde Sanford DeVoe adlı bir araştırmacı var. Benim gibi, çocuklar gibi tam bir fast food delisi… Fast food logolarının bilinçaltında karar almamıza anlık etkisi üzerine bir araştırma yapmış. Günümüzde bir fast food logosunu sadece saniyenin milyonda birinde gerçekleşen, insanların gördüklerinin farkına bile varmadığı türden flaşla algılıyoruz. DeVoe yaptığı araştırmada bu durumun davranış biçimlerimize deyansıdığını ortaya koymuş. Söz konusu algıya haiz olduktan sonra örneğin okuma hızımızın yüzde 20 arttığını tespit etmiş. Yani hız aslında zaman içerisinde kazandığımız bir güdüm.

HIZ, HER ZAMAN İYİ DEĞİL

İnsanlar daha hızlı olmanın daha iyi olduğunu düşünüyor. Bu, her zaman doğru değil. Amerikalı UNX adlı şirket anlık finansal işlemler yapıyor. Bu şirket, pazarda son sıralarda yer alırken yeni bir CEO atadı. Yeni CEO yeni bir ticari algoritmayı hayata geçirdi. Yapılan bilgisayarları Burbank’deki merkezden borsamn bulunduğu New York’a taşımaktı. Burbank’te saniyenin 65 bininde bir hızda işlem yapılıyordu. New York’ta bu rakam saniyenin 35 binde birine indi. Anlayış şuydu: Hızlı olmak iyidir, daha hızlı olsak daha iyi olur. İşlem hızı arttı ama işlem kalitesinde gerileme yaşandı. UNX yeniden kan kaybetmeye başladı. Yeni bir grup mühendis devreye girdi, bilgisayarlar yavaşlatıldı. Yeniden saniyenin 65 binde biri hıza geri döndüler. Telekom, anlık finansal işlemler gibi alanlarda ışık hızıyla çakşılıyor. Kritik olansa optimum gecikme süresi. Şu anda telefonda birbirimizin sesini anında duyuyoruz, saniyenin 150 binde birinden az bir süredeki gecikmeleri anlamıyoruz. O zaman telefon şirketlerinin daha hızlı olmak için yatırım yapmalarına neden gerek olsun? Tıpkı Federal Express’le gelen bir paketin saat 8:59 yerine saat 9:00’da elimize ulaşması gibi. Kimin umurunda ki biz sadece ertesi sabah elimizde olsun istiyoruz. Özetle daha hızlı olmak her zaman gerekli değil. Ama elbette bazı işlerde hız kritik. Dolayısıyla tolerans gösterilebilecek gecikme süresi ne iş yaptığınıza göre değişiyor. Önemli olansa bu süreci nasıl yönettiğiniz. Elektronik postalarınıza ne kadar sürede yanıt veriyorsunuz? Her e-postaya anında mı yanıt veriyorsunuz yoksa 1 saat ya da 1 hafta bekliyor musunuz? Satış ekibinizi nasıl yönetiyorsunuz? Onları akşamları da müşteri görüşmelerine mi yolluyorsunuz? Bu durumda otel ücreti ve akşam yemeklerini de ödemek zorundasınız. Sonuç olarak gecikmeyi nasıl yöneteceğinizin stratejisi ve karar almada ne kadar önemli olduğu, gözden kaçırılmış çok önemli bir faktör ve işte üzerinde düşünülmesi gereken asıl konu bu.

TENİS OYUNCUSU NASIL YAPIYOR?
Karar almadan önce sahip olduğunuz zamanı sonuna kadar kullanmak çok önemli. Örneğin tenis oyununu düşünün. Dünyanın en iyi tenisçileri, topu en hızlı sürede karşılayanlar değildir. Profesyonel bir sporcuysanız, beyzbol ya da kriket gibi hızlı olmanız gereken bir daldaysanız topu karşılamak için yaklaşık saniyenin yarısı kadar süreniz var. Bu süre içerisinde hızlı olursanız, örneğin topa saniyenin binde birinde titiz bir karşılık verirseniz, saniyenin 200’de birinde cevap verenden daha avantajlı olursunuz. Toplamda saniyenin 500’de biri kadar vaktiniz var. Farkı, bu zamanı nasıl kullanacağınız yaratıyor. Daha hızlı cevap vermeniz hızı gözlemlemek, topu tespit etmek, yörüngesini tahmin etmek için daha fazla zaman yaratmanız anlamına

“İNOVASYON ANİDEN OLMAZ”
EN İYİ BİLİNEN ÖRNEK 

İş dünyasında uzunca bir süredir pek çok alanda inovasyon öne çıkıyor. Ve konuda iyi olanlara baktığınızda, öngörüldüğünden çok daha uzun süredir inovasyoncu olduklarını görüyorsunuz. Postit’ı ele alalım mesela. İş dünyasında en çok anlatılan hikayelerden biridir. Çok sık örnek gösterilir. Her yerde anlatılır. Biz okuduk, işletme okullarında anlatılıyor, 6’ncı sınıftaki kızımın test kitaplarında bile var.

NEWTON’UN ELMASI 
Ancak genellikle aniden ortaya çıkmış bir başarı hikayesi gibi anlatılıyor. Bir gün biri kilisede koroda söylerken nota defterinin arasında yapışkan bir ayraç olabileceği fikrini buldu. İnovasyon böyle çalışmaz. Böyle aniden olmaz.  Isaac Newton’un kafasına bir elma düştüğü hikayesini düşünün. Newton’un biyografisinde bundan söz edilmez. Thomas Edison ampulü aniden bulmadı. Bekle’de yapmak istediğim şeylerden biri de bazı hikayeleri yeniden anlatmaktı. Post-it bu hikayelerden biri.

FARK NEREDE? 
Her yere hızla yayılan bir ürünün geliştirilemesi bir dakikada ya da birkaç saniyede olacak anlık bir iş değil, yıllar gerektiriyor. Mühendislik gerektiriyor, üstelik sadece şirket tarafından değil. 3M toplumca desteklenmiş bir şirket. Kurucusu olan iki adam, son derece açık eğitim almış kişiler. Çocuklar gibi düşünmeye cesaretlendirilmişler. Zamanlarının yüzde 15’ini sevdikleri şeye harcamalarına imkan verilmiş. Ürünleri başarısızlığa uğradığında, patronları “Çalışmaya devam” edin demiş. Ve bu yıllar, yıllar, yıllar almış. İşte inovasyonun çıkış noktası burası. İnovasyon ertelemeyi gerektirir. Önce bekler sonra karar verirsiniz, tıpkı anlık finansal işlemlerde ya da teniste olduğu gibi.

 

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND