Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hipnoza giren bir kişi istemediği hâlde sırlarını açıklar mı?

sağlık, modern tıp, Manşet, hipnoz nedir, hipnoz, hipnoterapi

Hipnoz, kişinin bilincini atlayarak bilinçaltıyla kısa yoldan bağ kurmamızı sağlayan bir tekniktir. Peki, herkes hipnoza girebilir mi? Bir kişi isteği dışında hipnoz edilebilir mi? İşte sorular ve yanıtlarla hipnoz hakkında ilginizi çekebilecek her şey…

Sorular ve yanıtlarla hipnoz hakkında bilmek istediğiniz her şey

Hipnoz Nedir?

Hipnoz, bakışla, sözle veya bazı yardımcı nesneler kullanılarak, telkin ile oluşturulan özel bir bilinç hâlidir. Bir başka deyişle bir trans hâlidir. Bu trans sırasında, kişi çevreden gelen tüm (ses, ışık, koku vb.) uyaranlara kendini kapatır veya aldırmazken, hipnoz yapan kişinin telkinlerini artmış bir dikkatle dinler, anlar ve gönüllü katılımla uygular.

Hipnoterapi Nedir?

Hipnoz aracılığı ile (hipnoz sırasında) uygulanan tedavilere verilen genel isimdir.

Hipnoz bir uyku mudur?

Hipnoz kesinlikle bir uyku hâli değildir. Dışarıdan bakıldığında, hipnozdaki kişi sanki derin ve huzurlu bir uykudaymış gibi görünür. Aynı yanlış gözlemi yapan İskoç Doktor James Braid 1840 yılında bu trans hâline, Eski Yunan’daki uyku tanrısı Hypnosis’tenesinlenerek hipnoz adını vermiştir. Çok kısa bir süre sonra bizzat Dr. Braid bu trans hâlinin uyku olmadığını fark etmiş ve hipnoz adının uygun olmadığını açıklamış olmasına karşın, bu yerleşmiş olduğu için hipnoz adının kullanımı devam edegelmiştir. 

Bir kişi, isteği dışında zorla ya da farkında olmaksızın hipnoza sokulabilir mi? 

Hayır! Bu mümkün değildir. Hipnoz kişinin gönüllü isteği ve katılımıyla gerçekleştirilen bir trans hâlidir. Hipnoz yapan kişi, hipnoza girmeyi gönüllü olarak kabul eden kişiye hipnoza girmesini sağlayacak bazı telkinler verir. Kişi bu telkinleri uygulayarak hipnoza girer. Hipnoza girmek istemeyen bir kişi kendisine söylenen telkinleri gerçekleştirmeyi reddedeceği için hipnoza girmez. 

Hipnozdaki kişi hipnoz yapanın tüm söylediklerini olduğu gibi kabul eder ve aynen uygular mı?

Hayır!Hipnoz sırasında kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmaz. Hipnoz yapan kişinin söylediği her şeyi duyar, anlar, hatta yargılar. Yapması istenilen şey kişinin sosyal ve ahlâki değerlerine uygun değil ise kabul etmez, uygulamaz. Israr edilirse kişi hipnozdan çıkar.

Hipnoza giren bir kişi istemediği hâlde sırlarını açıklar mı? 

Hipnozdaki kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmadığı için istemediği sürece hiçbir sırrını söylemez, özel bilgileri vermez. Hipnozdaki kişi ancak, söyleyeceği şeylerin kendisi için (örneğin hastalığının tedavisinde işe yarayacağı şeklinde) yararlı olacağına inanır ve hipnoz yapan kişiye güvenirse sorulan sorulara yanıtlar verir. 

Hipnozdan “uyanamamak” mümkün müdür?

Hipnoz bir uyku olmadığı için, uyanamamak diye bir şey olamaz. Hipnoz yapan hekim, terapi sonunda kişiye hipnozdan çıkacağı telkinini verdiği zaman kişi hipnozdan çıkarak gözlerini açar.

Hipnoz nasıl oluşur? Hipnoza girmenin temel koşulları nelerdir?

Hipnozun oluşmasında üç temel unsur vardır: Gönüllülük, konsantrasyon ve hayal gücü. Hipnoza başlanırken, kişi önce hipnoza girme konusunda gönüllü ve istekli olmalıdır. Gönüllü ve istekli olan kişi, hekimin kendisine söylediği (hipnoza giriş için verdiği) telkin cümlesine tüm dikkatini verir, yoğunlaşır. Sonra da söylenen telkinin içeriğini hayal ederek gerçekleştirir. Buradan da anlaşılabileceği gibi bir kişinin hipnoza girebilmesi için gönüllü olması, konsantrasyonunun ve hayal gücünün yeterli olması zorunludur. Veya bir başka deyişle isteksiz, gönülsüz olanlar ya da konsantrasyonu ve hayal gücü yetersiz olanlar hipnoza giremezler. 

Hipnoza yatkınlık (hipnotizabilite) ne demektir? Herkes hipnoza girebilir mi?

Hipnoza girebilme yetisine hipnotizabilite (hipnoza yatkınlık) adı verilmiştir. Herkesin hipnoza yatkınlığı (hipnotizabilite) farklıdır. Bu nedenle herkes hipnoza giremez. Çocuklar hipnoza son derece yatkındırlar. Yapılan araştırma sonuçları, hipnoza yatkınlığın en fazla olduğu dönemin 6-10 yaş arası olduğunu göstermiştir. Yaş ilerledikçe hipnoza yatkınlık giderek azalır. Genel olarak toplumun %10-15’inde hipnoza yatkınlık yoktur. Bu kesim kesinlikle hipnoza giremez. Toplumun %70-80’inde orta düzeyde bir hipnoza yatkınlık, %10-15’inde ise yüksek düzeyde hipnoza yatkınlık vardır. Yani toplumun büyük bir çoğunluğu hipnoza girebilmektedir. 

Hipnoza yatkınlığı etkileyen etkenler nelerdir?

Hipnoza yatkınlık yetisi, kişilik yapılarına ve içinde bulunulan ruhsal rahatsızlığa bağlı olarak değişmektedir. Örneğin, kuşkucu, kimseye güvenmeyen, her şeyi kontrol etmeye çalışan ya da kendisini herkesten çok üstün ve değerli gören kişilik yapılarına sahip olan kişiler kolay kolay hipnoza giremezler. Aynı şekilde obsesif-kompulsif bozukluk, şizofreni, ağır depresyon, paranoid bozukluk ve demans (bunama) hastalarının hipnoza yatkınlıkları sağlıklı insanlara göre daha düşüktür. 

Kimler Hipnoz Yapabilir?

Çoğu ülkede, hipnoz “tıbbî bir girişim” olarak kabul edildiği için, gösteri amaçlı sahne hipnozu yasaklanmıştır. Hipnoz yapma yetkisi, sadece tedavi amacıyla, hipnoz ve hipnoterapi eğitimi almış hekimler, diş hekimleri ve klinik psikologlara tanınmıştır. Bu son derecede yerinde bir uygulamadır. Çünkü hipnoz yapmak çok kolay bir uygulama olmakla birlikte hipnoz aracılığı ile hastalıkların tedavisini yapmak yani hipnoterapi uygulamak, hipnoz bilgisinin yanı sıra söz konusu hastalıklar ve tedavileri hakkındaki özel mesleki bilgileri de ayrıntılı bilmeyi ve bu konuda yetkili olmayı gerektirir. 

Hekimler, hipnoterapiyi eğitimini aldıkları kendi uzmanlık alanlarında uygulamalıdırlar. Çünkü hem eğitimleri hem de yasal yetkileri kendi uzmanlık alanlarıyla sınırlıdır. Örneğin Astım hastalığı konusunda göğüs hastalıkları uzmanı, ağrısız doğumda kadın-doğum uzmanı, cilt hastalıkları konusunda dermatolog, ruhsal hastalıklarda psikiyatri uzmanı, diş çekimi ve diş eti hastalıklarında dişhekimleri hem bilgi ve yeterlilik hem de yasal olarak yetkilidirler. Çünkü söz konusu hastalıkları hipnoterapi ile tedavi ederlerken kendi uzmanlık bilgilerini hipnoz içinde uygulayacaklardır.

Hipnoz yapmayı bilmek diş hekimine panik bozukluğu’nu tedavi etme veya psikiyatri uzmanına ağrısız doğum yaptırma, radyoloji uzmanına cinsel işlev bozukluklarını tedavi konusunda yetki vermemektedir. Her uzman hipnoterapiyi kendi uzmanlık sınırları içinde uyguladığı takdirde başarılı olacaktır.

Çoğu ülkede, hekim olmadıkları hâlde psikolojik sorunlarda hipnoterapi yapma yetkisi, ruhsal sorunlar ve hastalıklar konusunda lisansüstü eğitim almış klinik psikologlara da tanınmıştır. Ancak ülkemizdeki sağlık yasalarına göre psikologlara bu hak tanınmamıştır. Bazı az sayıda ülkede hipnoterapi yapma yetkisi hekim kontrolü altında ve sadece bazı kısıtlı alanlarda olmak koşulu ile yukarıda yazılanların dışında hemşire, sosyal hizmet uzmanı gibi mesleklere de tanınmıştır.

Hipnozla geçmiş hayatlara veya geleceğe gitmek mümkün müdür?

Kesinlikle hayır! Maâlesef en çok kötüye kullanılan sahalardan biri de budur. Belki kişinin kendi hayatındaki bazı bilinçdışına bastırılmış rahatsızlık verici hatıraları ortaya çıkarmakta kullanılabilirse de, bu çok özel ve kesinlikle uzmanlarca uygulanabilecek bir tekniktir. Önceki hayatlara ve hele geleceğe gitmek mümkün olsaydı, herkes Toto, Loto, Altılı Ganyan ve aklınıza gelebilecek her şeyi görüp zamanın akışını değiştirirdi! Böyle vaatlerle yaklaşan birin kesinlikle şarlatan veya kendisi psikiyatrik hasta olan birisi olduğunu düşünebilirsiniz.

Hipnoz nerelerde / hangi hastalıklarda kullanılabilir?

Genel Tıpda: Ağrıyı ortadan kaldırmak için (migren ve gerilim tipi baş ağrıları, kronik fiziksel ağrılı hastalıklar, trigeminal nevralji, ağrısız doğum, kanser ağrılarında), hipnoanestezi ile cerrahi girişimlerde (ameliyatlar, diş çekimi ve diş eti rezeksiyonlarında), psikosomatik hastalıklarda (astım, esansiyel hipertansiyon, psöriazis, ülser, ülseratif kolit, irritabl kolon, siğil tedavisinde),

Psikiyatride: Tik, kekemelik, enüresis noktürna (gece işemeleri), trikotilomani, yeme bozuklukları, obezite, psikojenik ağrı bozukluğu, konversiyon bozukluğu, cinsel işlev bozuklukları, sigara bağımlılığı, dissosiyatif bozukluklar, fobiler, panik bozukluğu, agorafobi, sosyal fobi, sınav kaygısı, travma sonrası stres bozukluğu…

Hipnoterapistlik bir uzmanlık mıdır?

“Hipnoterapistlik” adı verilmiş olan akademik bir uzmanlık alanı veya unvanı yoktur. Hipnoz yapmayı bilmek veya uygulamak bir kişiye hipnoterapist unvanını kazandırmaz. Asıl olan, hipnoz yapan hekimin tıp fakültesini bitirdikten sonra ihtisas eğitimini alarak hak kazandığı (kadın-doğum, cilt hastalıkları, iç hastalıkları, psikiyatri gibi) uzmanlıktır. Hipnoz ise, bu kişilerin kendi uzmanlık alanı içindeki hastalıkları tedavi etmek için gerekli olduğu zamanlarda kullandıkları bir “tedavi aracı” ve bir tekniktir. 

Hipnoz ve Hipnoterapinin Ülkemizdeki Yasal Konumu Nedir?

Ülkemizde hipnoz ve hipnoterapi uygulaması için henüz yasal bir düzenleme yoktur. Bu nedenle kimler tarafından hangi durumlarda hipnoz uygulanabileceği, kimlerin eğitim verebileceği belirsizdir. 2000’li yıllara değin, hekimlerin yanı sıra, psikologlar ve sosyal hizmet uzmanları başta olmak üzere kendilerine astrolog, medyum, yaşam koçu vb. adı veren hemen herkes, hipnoz uyguladığını, hastalıkları tedavi ettiğini söylemekte internet ortamında bunu ilan etmekteydiler. Televizyon kanallarında hipnoz uygulamaları sergilenmekteydi. 

Hulya Avşar Show programında Norveç’li bir kişi tarafından seri hâlinde hipnoz uygulamaları yapılması nedeniyle Türkiye Psikiyatri Derneği ve Tıbbî Hipnoz Derneğinin o dönemdeki yöneticilerinin yoğun kampanyası sonuç vermiştir. Haziran 2000’de İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından Hülya Avşar hakkında “Yetkili mercilerin genel sağlığın korunması için verdiği emre uymamak” suçunu düzenleyen TCK’nın 526. maddesi gereğince 3 ay ilâ 6 ay arasında hafif hapis cezasına çarptırılması istemiyle dava açılmış, sonuçta hipnoz programları yayından kaldırılmıştır.

Hipnoz ve hipnoterapi konusunda yasal düzenleme gerekliliğini sürekli savunan ve Bakanlığa birçok kez başvuran Türkiye Psikiyatri Derneği’nin çabaları sonucunda Sağlık Bakanlığı tarafından “Hipnoz ve Hipnoterapi Uygulanması Hakkında Yönetmelik taslağı” hazırlanarak 17.02.2004 tarihinde tartışılması amacıyla bakanlık web sitesine konulmuştur (http://www.saglik.gov.tr/extras/birimler/temel/hipnoz_taslak.pdf). Ancak günümüze değin hâlâ bu taslağa resmiyet kazandırılmamıştır. 

Bu alandaki son gelişme, Sağlık Bakanlığının Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğünün19/10/2008 tarih ve 44103 sayılı yazısı ile “fertlerin ve toplumun sağlığını korumak amacıyla ülkemizde hipnoz ve hipnoterapin bilimsel yöntemlerle yapılmasını, uygulama alanlarını, amaçlarını, kimler tarafından ve hangi sağlık kuruluşlarında uygulanabileceğine ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla “Hipnoz ve Hipnoterapi Uygulaması Hakkında Yönetmelik Taslağı” üzerinde çalışmalar devam etmekte olduğundan Bakanlıkça bir değerlendirme yapılıncaya kadar “muayenehanelerde ve diğer sağlık kuruluşlarında hipnoz uygulaması yapıldığının tabela, kartvizit ile basılı ve elektronik ortam materyellerinde tanıtımın yapılmasının uygun olmadığı”duyurulmuştur.

Hipnoz Etik Kuralları Nelerdir?

(TPD HİPNOZ VE HİPNOTERAPİ UYGULAMA ETİK KURALLARI)*

* TPD Hipnoz ve Hipnoterapi Bilimsel Çalışma Bilimsel Çalışma Birimi tarafından hazırlanan taslaktan alınmıştır. Henüz resmiyet kazanmamıştır.

Hipnoz, üniversiteler ve eğitim hastanelerinde kurulacak “Hipnoterapi Eğitim ve Araştırma Merkezleri”nde kendi uzmanlık alanlarıyla ilgili yeterli süre teorik ve pratik “Hipnoz ve Hipnoterapi Sertifika Eğitimi” almak koşulu ile ya da yurt dışından bu konuda sertifikası olanların sertifikalarının geçerliliği Sağlık Bakanlığınca onaylanması hâlinde; sadece hekim, diş hekimi ve klinik psikologlar tarafından ve sadece tedavi amacıyla yapılabilir.

Uygulayıcılar hipnozu sadece kendi uzmanlık alanlarının sınırları içinde uygulayabilirler.

Hipnoz bir eğlence aracı değildir ve kesinlikle gösteri amacıyla kullanılamaz.

Televizyonda, sahnede veya topluluklar önünde bireysel veya toplu hipnoz uygulamaları yapılamaz.

Kitle iletişim araçlarında, web sitelerinde, çeşitli amaçlarla hazırlanmış broşür veya kitaplarda, haber, tanıtım veya eğlence programı vb. hiçbir şekilde hipnoz uygulamalarına ait görüntü ya da fotoğraf yer alamaz.

Hipnozu ya da hipnoz uygulayanları tanıtmak, hastalıkların tedavisindeki yeri ve önemini göstermek amacıyla bile olsa, hipnoz uygulamaları izleyici önünde yapılamaz.

Hipnoz uygulayıcıları, reklam ve tanıtım yapamazlar. Yaptıkları uygulamaları tabelalarda belirtemezler.

Hipnoz uygulayıcıları, kendilerini “hipnoterapist” olarak tanıtamaz, “hipnoterapist” sözcüğünü tabelada, kartvizitte, antetli kağıtta veya imzalarında kullanamazlar.

Uygulayıcılar, hastanın başka bir uygulayıcının telkinlerini kabul etmeyeceği, başka bir uygulayıcının telkinlerinden yarar görmeyeceği şeklinde posthipnotik telkinler veremezler.

Hipnoz uygulayıcıları, hastalarına kendi ekonomik, sosyal yarar veya çıkarları doğrultusunda telkinler veremezler.

Kaynak: www.psikiyatri.org.tr

MAKALE

Zipf yasası nedir?

zipf yasası, zipf örnekleri, zipf, Manşet, george zipf

Birçok alanda biz farkında olmasak bile basit ve matematiksel bir düzen var. George Zipf, belli bir metindeki kelimelerin kullanım sıklığıyla ilgili bir desenin bulunduğunu yıllar önce ortaya koydu. İşte Zipf yasası olarak adlandırılan bu bulgunun anlamı ve tüm detayları…

Yaşamın İçinde Gizemli Bir Yasa: Zipf Yasası

Yaşadığımız dünyayı anlamaya ve ölçümlemeye çalıştıkça tesadüf eseri oluştuğunu düşündüğümüz şeylerde bile bir düzen olduğunu keşfediyoruz. Algıda seçicilik oluştukça bu düzen, pek çok defalar farklı formlarda karşımıza çıkabiliyor.

Harvard Üniversitesi’nde bir dil uzmanı olan George Zipf’in (1902-1950), 1932 yılında yayınladığı “Selected Studies of the Principle of Relative Frequency in Language” başlıklı makalesinde, hangi dilde yazılmış olursa olsun, belli bir metindeki kelimelerin kullanım sıklığıyla ilgili bir “desenin” bulunduğunu ortaya koydu.

Zipf’in bulgularına göre kelimeler kullanım sıklığına göre sıralandıklarında ilk sıradaki kelime, yani en sık kullanılan kelime, ikinci sıradaki kelimenin iki katı kadar kullanılıyordu.

Başka bir deyişle ikinci sıradaki kelime ilk sıradaki kelimenin yarısı kadar kullanılıyordu. Üçüncü sıradaki kelime ilk kelimenin üçte biri kadar, dördüncü sıradaki kelime ilk kelimenin dörtte biri kadar olacak şekilde bu düzen devam ediyordu.

Günümüzde bilgisayar yardımı ile çok sayıda dilde yazılmış yüzlerce eserdeki kelimeler incelendiğinde, Türkçe dahil bütün doğal dillerdeki eserlerin ortalama olarak bu yasaya uyduğu gösterildi.

Sıra-sıklık kuralı adını verdiğimiz bu kural, diğer alanlarda olduğu gibi ekonomi veya sosyal bilimlerde en dikkat çekici deneysel gerçeklerden birisidir. Zipf Yasası’nın başka sistemlerde de ortaya çıkması, bu durumu çok daha ilginç kılmakta.

Mesela 2004’te yapılan bir araştırmada, dünyadaki şehirler nüfusa göre sıralandığı zaman dünyadaki şehirlerin ortalama olarak Zipf Yasası’na uyduğu gösterildi. Bir ülkedeki en kalabalık şehrin nüfusu, yaklaşık olarak ikinci sıradaki şehrin nüfusunun iki katı kadar çıkıyordu.

İşin içine girdikçe ve araştırmalar arttıkça zaman gösterdi ki bu kanun daha pek çok yerde karşımıza çıkmakta.

İnternet siteleri aldıkları trafiğe göre, depremler büyüklüklerine göre, Ay’daki kraterler yarıçaplarına göre, şirketler gelirlerine göre, makaleler aldıkları atıfa göre sıralandıkları zaman, kişilerin aldıkları telefon adetleri, protein-protein etkileşimleri, savaşlarda ölen insanlara göre savaşlar sıralandıkları zaman hepsi şaşırtıcı bir şekilde bu gizemli Zipf Yasası’na uyar.

Ortak soru, peki ama neden olacaktır…

Nasıl oluyor da dil, şehir nüfusu, ya da yemek tariflerindeki malzemeler gibi birbiri ile alakasız karmaşık yapılar bu kadar basit bir matematiksel yasaya uymaktadır?

Konuşmak, yazışmak, yemek yapmak, bir yere göç etmek gibi eylemlerimiz nasıl oluyor da büyük resimde anlamlı bir denklemi takip etmektedir? Ne yazık ki bu soruların herkesçe kabul edilmiş bir cevabı mevcut değil.

Bazıları bu yasayı istatistikle açıklamaya çalışırken, bazıları da insan zihninin yapısına atıf yaparak açıklamaya çalışır. Bizce en mantıklı açıklama şu şekilde olabilir.

Zipf yasası Pareto dağılımına dayanmaktadır. Zipf yasası veya diğer adı ile zeta dağılımı sürekli Pareto dağılımının aralıklı dağılım karşılığıdır.

Olasılık kuramı ve istatistik bilim dallarında Pareto dağılımı birçok pratik uygulaması bulunan ve “küçük” bir nesnenin bir “büyük” nesneye dağılımında kararlılık elde edildiği hallerde kullanılan bir sürekli olasılık dağılımı veya bir güç kuramıdır. 80-20 oranı adı altında bilinmektedir.

İş dünyasında satılan ürünlerin %20’si şirket karının %80’ini oluşturur. Trafikte kazaların %80’ine sürücülerin %20’si sebep olur. Her yıl gösterime giren 300 filmden sadece 4 tanesi (yani %1.3’ü) bilet satışlarının %80’ini oluşturur ve örnekler bunun gibi uzayıp gidebilir.

Zipf Yasası birbirimizle iletişim kurma, ticaret yapma ve topluluk oluşturma yöntemlerimizi sağlama bağlayan temel bir toplumsal dinamik kuralın belki de sadece bir yönüdür.

Yazar: Sibel Çağlar
Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

İş yerinde istikrar ne kadar önemli?

performans, Manşet, iş yerinde istikrar, iş hayatı, çalışmak, çalışma süresi

Bir iş yerinde ne kadar süreyle çalışmak doğrudur? Çok iş değiştirmek mi yoksa uzun süre aynı iş yerinde çalışmak mı gerekir? Tüm bu soruların ideal bir cevabı var mıdır? İşte www.bbc.com sitesinin yanıtı…

Aynı işte ne kadar çalışmalı?

Bazıları bir işte sekiz ay çalıştıktan sonra ayrılmanın normal olduğunu, bazıları ise 18, 48, hatta 72 ay kalıp yeteneklerinizi kanıtlamanız gerektiğini söylüyor.

Bu konudaki farklı düşünceleri almak için Quora adlı paylaşım sitesine başvurduğumuzda karşılaştığımız cevapları şöyle özetleyebiliriz.

Yeni başladığınız işte ne kadar kalıp kalmayacağınızı belirleyen iki faktör vardır: O işten ne kadar öğrendiğiniz ve kariyeriniz için yaratabileceği fırsatlar.

İşinizi 8, 18, 48 ve 72 aylık dönemler halinde değerlendirmeniz salık veriliyor. İyi bir gerekçeniz olmadan yeni başladığınız bir işten 8 aydan önce ayrılmanız başarısızlık olarak algılanabilir; deneme süresinden ya da ilk performans değerlendirmesinden geçmediğiniz düşünülebilir.

Makul süre

Uzmanlar 18 ayın kabul edilebilir sosyal limit olduğunu, sizin en azından bir değerlendirme dönemini başarılı tamamladığınız anlamına geleceğini belirtiyor.

Performansınızın özellikle kötü olduğuna ya da yerinizde saydığınıza dair bir bilgi yoksa dört yıllık (48 ay) bir süre sizin için “tam not” demektir. Başarınız sürekli artış göstermiş ve en azından bir kez terfi etmişseniz iyi durumdasınız demektir. Bunların hiçbiri henüz olmamışsa iki yıl daha o işte kalıp bu eksikleri gidermek gerekir.

Altı yıl geçmiş ve hala terfi etmemiş ya da daha iyi bir projeye geçmemişseniz artık kaygılanma vakti gelmiş demektir. Altı yıl aynı mevkide kalmak kişinin yeterince hırslı ya da motivasyonlu olmadığının göstergesi olarak algılanır. En azından işten çıkarılmamış olmak da belki bir başarıdır, ama averajdır. Oysa terfi ettiğiniz sürece o işte istediğiniz kadar çalışabilirsiniz demektir.

İstikrarın önemi

İstikrar konusunda da söylenmesi gerekenler vardır. Çok yönlü bir ofis işinde ortalama bir insan en çok iki yılda her şeyi öğrenebilir. İşinizi çok iyi yapıyorsanız terfi edilirsiniz, edilmediyseniz de o işten nefret etmeniz ya da çok daha iyi başka bir fırsat çıkması halinde ancak ayrılmanız tavsiye edilir.

Fakat kısa sürede birçok kez iş değiştirmek de iyi karşılanan bir şey değildir. Çabuk sıkıldığınızın, işten çıkarıldığınızın ya da her an çalışma ekibinizi bırakmaya hazır olduğunuz şeklinde algılanabilir.

İstisnalar da var

Ama her durumda olduğu gibi burada da istisnalar olabilir. Quora’da verilen bir örnek şöyle: Her ikisi de sekiz yıllık tecrübeye, benzer eğitim düzeyine sahip iki aday aynı işe başvuruyor. Biri her işinde ikişer yıl kalarak dört iş değiştirmiş, diğeri ise iki ayrı işte dörder yıl çalışmış. Hangisini seçerdiniz?

Müdür, daha çok sayıda işte çalışarak farklı alanlarda tecrübe edinmiş birinci adayı seçmiş. Onun esneklik, tecrübe çeşitliliği ve uyum sağlama yeteneği sergilediğini düşünmüş.

Yani bir şirkette uzun süre çalışmış ve iş değiştirmek istiyorsanız önce orada somut bir başarı kaydettiğinizden emin olmalı, sonra yeni sorumluluklara hazır olduğunuzu göstermelisiniz.

Kalbinizin sesini dinleyin

Bazıları ise yaptığınız işi sevmiyorsanız ille de belli bir süre tamamlamanız gerektiğini düşünerek o işte kalmanın doğru olmadığını, kendi hayatınızı başkalarının belirlediği kurallara göre değil kendi kurallarınıza göre yaşamak gerektiğini söylüyor.

Yeni başvuracağınız işte önceki işinizden ayrılma nedeniniz sorulduğunda ise eski işinizden neden memnun olmadığınızı, bu işin neden farklı olduğunu anlatmanız, güçlü ve özgüvenli olduğunuzu göstermeniz yeterli olabilir.

Yazar: Maria Atanasov 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Öğrenme sürecine yönelik kuramlar

öğretim kuramları, öğretim, öğrenme süreci, öğrenme, Manşet, eğitim

İnsan, doğduğu andan itibaren yaşamının her anında öğrenme eylemini gerçekleştirir. Tüm hayatımıza yayılan bu eylem üzerine birçok bilim insanı da araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmalar sonucunda da öğrenme sürecine yönelik kuramlar geliştirmişlerdir. İşte o kuramların en popüler olanları…

Eğitim Denilince Akla Gelen 6 Önemli Öğretim Kuramı  

Öğrenme sürecine yönelik kuramlar uzun zamandır popülerliğini koruyor. Bu kuramlardan bazıları soyut olmaktan öteye geçemese de, aslında birçoğu günlük hayatta sınıf ortamında uygulanıyor. Öğretmenler, öğrencilerinin öğrenme çıktılarını geliştirmek için, kimisi onlarca yıl önce ortaya atılmış birden fazla kuramı birleştiriyorlar. İşte eğitim alanındaki en bilinen ve en popüler öğretim kuramlardan bazıları:

1 – Çoklu Zeka Kuramı

Howard Gardner tarafından geliştirilen çoklu zeka kuramı, insanların sekiz farklı zeka türüne sahip olabileceğini ileri sürüyor. Bu türleri; müziksel-ritmik, görsel-uzamsal, sözel-dilsel, bedensel-kinestetik, kişilerarası-sosyal, içsel ve doğacı-varoluşçu zeka olarak sıralayabiliriz. Bu sekiz zeka türü, kişilerin bilgileri farklı şekillerde işlediğini açıkça ortaya koyuyor. 

Çoklu zeka kuramı öğrenme ve pedagoji dünyasında devrim etkisi yarattı. Günümüzde de öğretmenlerin bazıları, sekiz zeka tipi temel alınarak oluşturulmuş ders programları kullanıyor. Dersler, her bir öğrencinin öğrenme stili ile uyuşacak teknikler kullanılarak tasarlanıyor. 

2 – Bloom Taksonomisi 

1956 yılında Benjamin Bloom tarafından geliştirilen Bloom taksonomisi, öğrenme hedeflerinin hiyerarşik olarak sıralandığı bir sınıflandırmadır. Bu model, kavramları karşılaştırmak ve kelimeleri tanımlamak gibi bireysel eğitim çalışmalarını altı farklı eğitimsel kategoriye ayırır: Bilgi, anlayış, uygulama, analiz, sentez ve değerlendirme. Bu altı kategori, karmaşıklık seviyesine göre düzenlenir.  

Bloom taksonomisi, eğitimcilere öğrenme konusunda iletişim kurmaları için ortak bir dil sağlar ve öğretmenlerin öğrencileri için net öğrenme hedefleri belirlemelerine yardımcı olur. Bununla birlikte, bazı eleştirmenler taksonominin öğrenme üzerine “yapay” bir sıralama uyguladığını ve davranış yönetimi gibi bazı önemli sınıf kavramlarını gözden kaçırdığını iddia ediyor.

3 – Yakınsal Gelişim Alanı ve Yönlendirici Destek

Lev Vygotsky, çok sayıda önemli pedagojik teori geliştirdi. Ancak sınıfla ilgili düşüncelerinden en önemli ikisi, Yakınsal Gelişim Alanı ve Yönlendirici Destek teorileri. 

Vygotsky’e göre, Yakınsal Gelişim Alanı bir öğrencinin tek başına başarıp başaramayacakları arasındaki kavramsal boşluktur. Vygotsky, öğretmenlerin öğrencilerini desteklemelerinin en etkili yolunun onların Yakınsal Gelişim Alanlarını belirlemek ve bu alanın ötesindeki görevleri başarmaları için onlarla birlikte çalışmaları olduğunu ileri sürüyor. Örneğin, öğretmen sınıfta okuma etkinliği için öğrencilerin kolaylıkla okuyabileceğinden biraz daha zorlayıcı bir hikaye seçebilir. Ardından, ders boyunca okuma ve anlama becerilerini geliştirmeleri için onları destekleyebilir ve teşvik edebilir. 

İkinci teori olan Yönlendirici Destek ise, her çocuğun yeteneklerinin en iyi şekilde sonuç vermesi için verilen desteğin seviyesini ayarlamak olarak tanımlanabilir. Örneğin, öğretmen sınıfa yeni bir matematik kavramını öğretirken öğrencilere önce tamamlamaları gereken görevin tüm adımlarını açıklar. Öğrenciler konuyu daha iyi anlamaya başladıkça öğretmen de verdiği desteği yavaş yavaş azaltır. Görevin her adımında öğrenciyi bilgilendirmek yerine yalnızca gerekli yerlerde hatırlatmalar yaparak öğrencinin görevi kendi başına tamamlamasını sağlar.

4 – Şema ve Yapılandırmacı (Oluşturmacı) Teori

Jean Piaget’nin şema teorisine göre, öğrencilerin varolan bilgileri sayesinde öğrendikleri yeni bilgi daha derin bir anlam kazanıyor. Bu teori, öğretmenleri derse başlamadan önce öğrencilerinin önceden bildikleri hakkında düşünmeye davet ediyor. Aslında bu birçok sınıfta her gün gözlemlenen bir durum; neredeyse her öğretmen derse başlamadan önce öğrencilerine belirli bir konuyla ilgili ne bildiklerini sorar.

Piaget’in bireylerin eylem ve deneyim yoluyla anlam inşa ettiklerini ifade eden yapılandırmacılık teorisi bugün okullarda önemli bir rol oynamaktadır. Yapılandırmacı sınıf, öğrencilerin bilgiyi pasif bir şekilde özümsemekten ziyade yaparak öğrendikleri sınıftır. Yapılandırmacılık, çocukların günlerini uygulamalı faaliyetlerde bulunarak geçirdikleri erken çocukluk eğitim programlarının birçoğunda yer alır.

5 – Davranışçılık

B.F. Skinner tarafından ortaya konan davranışçılık, tüm davranışların harici bir uyarana verilmiş bir tepki olduğunu ileri süren bir dizi teoridir. Sınıfta davranışçılık; ödül, övgü ve hediye gibi olumlu teşvikler sayesinde öğrencilerin öğrenme ve davranışlarının gelişeceği teorisidir. Davranışçı teori, olumsuz teşvikin – diğer bir deyişle cezanın – bir çocuğun istenmeyen davranışları durdurmasına neden olacağını da ileri sürer. Skinner’a göre, bu tekrarlanan teşvik teknikleri davranışı şekillendirebilir ve öğrenme çıktılarını geliştirebilir. Davranış teorisi, öğrencilerin iç zihinsel durumlarını göz ardı etmesi ve bazen de rüşvet veya baskı görünümü yaratması nedeniyle sık sık eleştirilir. 

6 – Spiral (Sarmal) Programlama

Sarmal programlama teorisi, Jerome Bruner tarafından geliştirilen ve çocukların yaşa uygun bir şekilde sunulması şartıyla şaşırtıcı derecede zorlu konuları ve sorunları anlayabileceklerini iddia eden teoridir. Bruner, öğretmenlerin konuları her yıl yeniden gözden geçirmelerini (sarmal fikri buradan geliyor) ve programa biraz daha karmaşıklık ve ayrıntı eklemelerini öneriyor. Spiral bir programa ulaşmak, okuldaki öğretmenlerin programlarını iş birliği içinde hazırladıkları ve öğrencileri için uzun vadeli ve çok yıllı öğrenme hedefleri belirledikleri; eğitime kurumsal bir yaklaşımı benimsemiş bir okul ortamı gerektirir.

Kaynak: www.egitimpedia.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND