Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hiç istemediği bir meslekte üstad oldu !

Ömrünü tiyatroya adamış büyük bir yeteneğin, sanata sahip çıkma çağrısına nasıl kayıtsız kalınabilir? Büyük oyuncu Müşfik Kenter’i kelimelerle anlatmak kolay değil. Karşısına geçip sorular sormak, onu biraz daha yakından tanımaya çalışmak hiç değil. Konuşurken bakışları keskin, sesi büyüleyici. Neşelenip güldüğündeyse ışık saçıyor. Emirgan’daki evine konuk olduğumuz sanatçı sorularımızı yanıtlarken biz de onun ışığını yakalamaya çalıştık.

Bir röportajınızda oyuncu olmayı düşünmediğinizi, ablanız Yıldız Kenter’in yönlendirmesiyle konservatuara başladığınızı söylemişsiniz.
Evet, ben tiyatrocu olmak istemiyordum. Daha doğrusu hiçbir şey olmak istemiyordum. Çocukların genelde kafalarında bir şey olur; polis, itfaiyeci, pilot falan olmak isterler. Bende hiç öyle bir istek yoktu. Bir yandan çocuk tiyatrosunda oynamama rağmen oyunculuğa da aynı şekilde kayıtsızdım. Ama şimdi elbette mutluyum oyuncu olduğum için.

Konservatuara başlamanız nasıl oldu?
Biraz erken yaşta başladım, lise birinci sınıftaydım o zaman. Sınava girdim, kazandım ama okulumdan iyi hal kağıdı alamadığım için kaydımı yaptıramadım. Bir iki kez disipline gitmiştim. Ama öyle yaramaz bir öğrenci de değildim, sadece çok gülerdim. Biri bir yaramazlık yaptığında en çok gülen ben olurdum, hocalar da ilk beni görürdü herhalde. Neyse sonra iyi hal kağıdını hallettik ve okula başladım. Hep çok yakın olduğunuz kişilerle birlikte çalışmışsınız…
Tabii, bu birçok tiyatrocu için böyledir. Bizim yaşamımız, işimiz. Çok zor günlerimiz oldu. Birbirimize yardım ettik. Bütün oyuncular için geçerlidir; hep anlatılır ya annesi öldüğü gece sahneye çıkanlar, çok hasta olmasına rağmen oyunu tamamlayanlar… Gerçekten bütün oyuncular bunları yaşıyor. Böyle durumlarda hep kolladık birbirimizi. Bir de tabii oyunculuk alışveriş işi. Sahnedeki o alışveriş çok önemli. Birinin gözünden ne demek istediğini anlayabilmek bambaşka bir sonuç çıkarıyor ortaya. Bir günde iki üç farklı oyunda oynadığınız oluyormuş….
Öyle bir dönemimiz oldu. Hatta dört oyunda oynadığım günler bile oldu. Zaten üç oyunda oynuyordum, sonra biri kaza geçirmişti, onun yerine çıkmıştım. Yorucu olmuyor muydu?
Gençtik o zaman. Çok çalışıyorduk. Başka ne yapacaktık ki? Gece en son oyundan sonra rahmetli Şükran Güngör’le sevinçten dans ederek çıkardık tiyatrodan. Çok kısa sürede nasıl ezberliyorsunuz metinleri? O ezberlemek değil tam olarak. Orada bir kişi oluyorsunuz ve onu konuşuyorsunuz. Hakkınızda yazılanlara bakınca, Hamlet performansınızla ilgili muhteşem övgülerle rastlıyoruz. Söyleyenlere teşekkür ederim ama ben kulak asmam öyle sözlere. Sahneye çıkıyorsunuz ve bildiğiniz en iyi şekilde oynuyorsunuz. Bu kadar. Belki şimdi oynasam daha farklı oynarım, belki de daha iyi oynarım, bilmiyorum. Ama Hamlet’i İngiltere’den önemli bir yazar gelip izlemişti ve “Bu Hamlet’i dünyanın her yerinde oynayabilirsiniz” demişti. Bu benim için önemliydi. Çok etkilendiğiniz, çok severek oynadığınız bir rol oldu mu?
Bütün rollerimi severek oynadım; birbirlerinden farkları yok benim için. Sevmeden zaten oynamam. Bazıları televizyonlarda çıkıp anlatıyor; “Bir deliyi oynamam gerekiyordu, araştırma yaptım, doktora gittim, hastanede yattım falan” diye… Oyunculukta böyle bir şey yok. Kafanızın içinde yaratırsınız, sahneye çıkarsınız, oynarsanız ve oyun bittiğinde o rol de biter. Sahnededir her şey. Oyuncu oynadığı rolün etkisinde kalmaz. Özellikle sevdiğiniz bir oyun yazarı veya ülke var mı?
Hemen her ülkeden yazarların oyunlarını oynadım. Öyle özellikle sevdiğim bir ülke tiyatrosu olduğunu söyleyemem. Ama tercih etmem gerekirse mutlaka bizim Türk yazarların oyunlarını tercih ederim. Türk oyun yazarlarından hangilerini beğeniyorsunuz?
Hiç isim vermek istemem çünkü birileri dışarıda kalabilir. Hepsini beğeniyorum. Böyle bir devirde sanatla uğraştıkları, sanat adına bir şeyler yaptıkları için. Genç oyuncular için de öyle. Hiçbirine kötü demem. Yeter ki tiyatro adına bir şeyler yapmaya devam etsinler. Nasıl bir öğretmensiniz?
Aslında bunu öğrencilerime sormak gerek ama öyle çok sert bir öğretmen değilim. Onların hepsi benim arkadaşlarım. Arkadaş gibi yaklaşıyorum. Sanırım benim derslerimi seviyorlar. Ama gerektiğinde hatalarını söylerim tabii ki. Ben öyle konuşmayı çok seven bir insan değilim. Hele eskiden neredeyse hiç konuşmazdım. Oyun biterdi, benim de ağzım kapanırdı. Belki bütün konuşma isteğimi sahnede bitiriyordum. En çok da gazeteciler yakınırdı benim bu huyumdan. “Müşfik Bey, siz de hiç konuşmuyorsunuz” diye sitem ederlerdi. Yaşım ilerledikçe biraz daha konuşur oldum. Özellikle genç neslin tiyatroya ilgi göstermediğinden yakınıyorsunuz. Sizce bunun nedeni ne?
Sadece gençler değil büyükler de ilgi göstermiyor. Ama eskiden beri bu böyle. Şimdiki durum için birçok neden sayabiliriz aslında ama önce pratik nedenlere bakmak gerek. Aklıma ilk gelen, İstanbul’daki trafik sorunu. İnsanlar gelemiyorlar. Gelseler bile arabalarını park edecek yer bulamıyorlar. Örneğin eskiden Şişli’deki Kenter tiyatrosuna Kadıköy’den çok izleyici gelirdi, artık mümkün değil. Tiyatronun önüne arabalarını park ettiklerinde belediye çekiyor. Yaşam çok zorlaştı bu şehirde. Bazıları özel tiyatroların pahalı olduğunu, insanların o yüzden gelmediğini söylüyor. Son dönemde devlet tiyatrolarıyla ilgili alınan kararları nasıl değerlendiriyorsunuz? Devlet tiyatroyu sırtında bir kambur olarak görüyor. Son dönemde yapılanlar da hep bunu gösteriyor. Ankara’daki konservatuar binamız harikaydı; dünyanın çok az yerinde öyle güzel bir konservatuar binası vardır. Ama şimdi orası Mamak belediyesi oldu. Bütün bunlar bir şeylerin işaretleri. Artık biraz gözümüzü açmamız, sanata sahip çıkmamız gerekiyor. Aslında insanlar tiyatroya ilgisiz gibi görünseler de bu tür şeyler olduğunda tepkilerini ortaya koyarak destek oluyorlar. Bu da bir işaret. İş dünyası tiyatroya nasıl destek vermeli?
Her türlü desteği verebilirler. Sponsor olsunlar. Bir oyunu sahnelemek, prodüksiyonunu gerçekleştirmek çok masraflı bir iş. Özel tiyatrolar bu masrafın altından kalkamaz hale geldi. Devletin ayırdığı ödenekler de yetersiz. Eğer sponsor bulabilirsem ben hemen bir oyun yapmak istiyorum örneğin. Yazları hala Datça’daki evinizde mi geçiriyorsunuz?
Evet, eşim Kadriye’yle birlikte her yaz gidiyoruz. Büyük bir bahçemiz var. Orada zaman çok güzel geçiyor. Kışın da İstanbul’a dönüyoruz. Tiyatronun dışında başka bir sanatla ilgilendiniz mi? Bir hobiniz var mı?
Hiç ilgilenmedim, hiç ihtiyaç da duymadım. Zaten neredeyse tüm zamanım çalışarak geçti. Çalışmadığım zamanlarda okuduğum, ilgi gösterdiğim her şey yine tiyatroyla ilgiliydi. Hiç başka bir şeyle uğraşma isteği duymadım. Hep Emirgan’da mı oturdunuz? Evet, uzun yıllardır Emirgan’da oturuyoruz. Bir ara Bebek’te bir bodrum katında oturmuştuk. Bodrum katıydı ama çok güzel bir evdi, çok severdim. Boğazın bu taraflarını çok severim. Anadolu tarafında oturmayı hiç istemedim. Kediniz olduğunu görüyorum. Kedileri çok mu seviyorsunuz? Eskiden kedileri hiç sevmezdim, küçükken bir tanesi köpeğimin gözünü oymuştu. Yıllarca hep köpek besledim. Bir İrlanda seterim vardı, çok güzel bir hayvandı. Öldüğünde çok üzülmüştüm. O sırada komşunun köpeği doğum yapmıştı, eşim de bana bir Kafkas çoban köpeği yavrusu getirdi. Onu da sevdim tabii. Ama o da zamansız öldü. Belki de iklime olan dayanıksızlığından fazla yaşayamadı, bilemiyorum. Kafkaslar’ın iklimiyle İstanbul farklı tabii. O kadar üzüldüm ki artık köpek beslememeye karar verdim. Ama iki yıl önce bir kedimiz oldu. Daha doğrusu yavruyken bahçede yaşıyordu, pencereyi sürekli tırmıklayarak kendini zorla içeri aldırdı. İsmini Jackie Chan koyduk, inanılmaz yüksekliklerden atlayışlar yapıyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND