Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Heryerde nasıl kazanırsınız ?

“Kimi kandırıyorsunuz. Önemli olan oyunu nasıl oynadığınız değildir. Önemli olan düşmanınızı yere yıkmak, yenmek ve kadınlarının ağıtlarını dinlemektir.” –Arnold Schwarzeneger.
Kansere rağmen yılmadan tam altı kez Fransa bisiklet turnuvasını kazanan Lance Armstrong’dan başarının 5 altın anahtarı…

Evet, Arnold Schwarzeneger başarıyı yukarıdaki cümlelerle tarif etmiş. Bu deyiş size biraz acımasız ve alışılmadık gelebilir ama inanın bana yazının sonuna geldiğinizde ve Lance Armstrong’u tanıdığınızda bu cümle size çok anlamlı görünecek.

Lance Armstrong tüm dünyanın hayranlıkla izlediği, başarıları ve azmi karşısında saygıyla eğildiği bir efsane. O azmin ve zaferin yaşayan abidesi…

Lance Armstrong kanserle savaşına rağmen nasıl başarılı oluyor ? Düşünüyorum da kim kanser olduğunu öğrense herhalde ilk yapacağı şey tüm hedeflerinden vazgeçmek ve hayata boş vermek olurdu. En azından ben öyle düşünüyorum. Bizler günlük hayatımızda karşılaştığımız en ufak bir sorunda bile çöküp, yeniden ayağa kalkacak gücü bulmakta zorlanırken, bu genç adam bunları nasıl başarıyor. Öğrenmek ister misiniz ? işte Lance Armstrong’dan başarının 5 altın anahtarı…

1-TAKINTI DERECESİNDE TUTKULU OLUN

Lance Armstrong henüz 14 yaşında genç bir bisikletçi iken, hatta henüz bir çocukken, “1986 Demirçocuklar Triatlon Şampiyonası’nda 2. olmuştu. Bu derece bile ülkedeki yaşıtı bisikletçiler için ulaşılamaz bir hedefti. Pek çok genç bu sonuçtan gurur duyardı. Oysa Lance yalnızca öfke duydu ve aradan üç yıl geçtikten sonra kendisiyle yapılan bir röportajda şöyle dedi genç adam: “Geçerli olan tek şey kazanmaktır. Onun dışındaki her şey beni deliye çevirir.”
Zafer dışındaki hiçbir dereceyi kabullenememek Lance Armstrong ‘un en büyük özelliği. (Daha sonra sporcular üzerinde yapılan bir araştırma, şampiyon sporcuların ortak özelliğinin aynı düşünce sistemine sahip olmak olduğunu gösterecekti). Lance Armstrong ‘un zaferden başka hiçbir dereceyi kabullenememesi sadece yarışlarla sınırlı değil. Lance bu inancını özel hayatında da uyguluyor; araba kullanırken de, kanserle savaşırken de…
Peki Lance Armstrong hiç kaybetmedi mi?… elbette kaybetti. 2003 yılı Nisan ayında 160 millik Liege-Bastogne-Liege Klasik Bisiklet Turu’nda ikinci geldi. Son dakikaya kadar Lance’e kesin şampiyon olacağı gözüyle bakılıyordu. Finişe sadece 4 mil kalmıştı, ama Lance son anda geçildi ve 50 saniye farkla ikinci oldu. Onunla röportaj yapmak için bekleyen gazeteciler, ünlü sporcunun yüz ifadesi karşısında dehşete düşmüşlerdi. Artık efsane olmuş olan Lance öfkeli ve donuk bir yüzle, gazetecilere tek kelime bile etmeden, kendisini bekleyen ekip minibüsüne bindi. Bu kadar başarılı bir sporcu ikincilik karşısında nasıl bu kadar öfke duyabilirdi ? cevap takım arkadaşı Floyd Landis’den geldi: “Çok basit, Lance kazanmaya takıntı derecesinde tutkundur.”

2-SABIRLI OLUN

Kontrolsüz güç, güç değildir. Lance çok hırslıydı. Ancak hırs, sabırla dengelenmezse bir insanı yıkıma uğratabilirdi. Bu nedenle Lance “yenilemez olmak”la birlikte, “yenilmezliğini nasıl koruyacağını” öğrendi. O yanan bir meşaleydi ancak ateşini kontrol etmezse hem kendini hem çevresini yakabilirdi.
Eski bisiklet şampiyonlarından Wayne Stetina şöyle diyor: “Bir bisiklet yarışçısı, benzin deposu gibidir. Fazla gaz verirseniz, arabayı boğarsınız ve deponuz dolu da olsa bir adım bile ilerleyemezsiniz”. Nitekim Lance bunu bir tecrübe ile çok iyi öğrendi. 1989 yılında katıldığı Gençler Dünya Bisiklet Şampiyonasında finişe varmadan gücünü yitirdi ve geçildi. Lance o yarışın kendisine büyük bir ders verdiğini şu sözleriyle anlatıyor: “ Zeki ve kurnaz olmayı öğrenmem gerektiğini o yarışta gördüm” ve Lance Armstrong antrenörü Carmichael sayesine Zeki, kurnaz ve en önemlisi sabırlı olmayı öğrendi.
Artık altı saatlik yarışı, delice pedal sürerek geçirmiyor, kendini tüketmiyordu. İlk beş saatte tüm rakipleriyle yan yana pedal çeviriyor, onları gözlüyor, kendini kontrol ediyor ve sahip olduğu özelliklerini sona saklayarak, son bir saatte atak yapıyor ve kazanıyordu.
Gücünü kontrol etmeyi ve sabırlı olmayı öğrenmekle Lance Armstrong üç yıl sonra dünya sıralamasındaki ilk beş bisikletçinin arsına girecekti.

3-DİSİPLİNLİ OLUN

1996 yılında Lance yumurtalık kanseri teşhisi konunca ağır bir kanser tedavisi görmeye başladı. Bu tedavi sırasında 15 pound (yaklaşık 7.5 kilo) kaybetmişti. Sağlıklı ve güçlü olabilmesi için bu kiloları geri almalıydı; ama kontrolsüz yerse bu kez de fazla kilo alabilir ve bu sporu bırakmasına neden olabilirdi. Kaçımız bize “iyi olman ve hastalıkla baş edebilmen için çok yemek yemen gerekir” dense, her şeyi bırakıp kendimizi yemeğe vurmayız? Oysa o ne yaptı ? önce kendisine dijital bir mutfak tartısı aldı. Yediği her şeyi tartıyordu, bir ekmek lokmasını bile… boğazından geçen her şeyi tartıyordu.
Eski karısı Kristin o günleri şöyle anlatıyor: “Elinde bir hesap makinesiyle, matematikçiye dönüşmüştü, yediği her şeyi büyük bir sabır ve disiplinle tartıyordu. Böylelikle kansere rağmen her şeyi ölçülü yiyerek istediği kiloda kalmayı başardı ve 1999’da ilk Tour şampiyonluğunu aldı. Çevresindekileri kararlılığına ve disiplinine hayran bırakarak…

4-BENCİL OLMAYIN

Bisiklet, bir bireyin zafer kazandığı dünyadaki tek takım sporudur. Takım, liderine inanmalıdır, lider de takımına güvenmelidir. Lance bencil değildir, takımına güvenir ve onlara büyük değer verir. Her zaman “Tek, BEN diye bir şey yoktur” der. Şampiyonalardan önce takımı fizik ve motivasyon olarak kendisi hazırlar. Bir lider olmasına karşın takımda herkes eşittir ve herkese eşit davranılır… ve her zaman kazanırlar…
Lance Armstrong’un “egosunun şişmiş olmayışı”, bencil olmayışı onları başarıya götürür.

5-RAKİPLERİNİZDEN DAHA AKILLI OLUN.
Takım çalışmasına inanma, hazırlık, yenilmezlik inancı ve içten gelen ateş: Lance hepsine sahipti. Ancak son zamanlarda bu özelliklerine bir şey ekledi: “Strateji” ve “psikolojik savaş”. Bisiklet yarışları onun sayesinde bir strateji oyununa dönüştü. Poker masası gibi; blöf yaparsınız, rakibinizin psikolojik tepkilerini ölçersiniz….

Örneğin geçen yıl bir söylenti yayıldı. Buna göre Lance’in bisiklet lastiklerini sağlayan sponsor bir firma çok özel bir lastik dizayn ettirmişti. Bu söylenti bir anda rakipleri arasında yayıldı. Herkes yarışlar başlamadan önce Lance’in kazanacağına kendini inandırdı. Bu bir söylenti bir de gerçek strateji oyunları var; 2001 Tour’unda olduğu gibi…
Alpe D’Huez’in dik yokuşlarında yapılan şampiyonada Lance’in güçlü bir rakibi vardı. Alman Jan Ullrich. Güçlü rakip karşısında Lance ve ekibi kazanmak için daha akıllı olmak zorundaydı. Bunun için bir strateji belirlediler. Yarış her zamanki gibi başladı. Lance olması beklenenden daha geride yarışıyordu. Yarışı monitörlerden takip eden Ullrich’in ekibi bir şey farketti. Lance Armstrong hiç olmadığı kadar yorgun ve güçsüz görünüyordu. Bu Ullrich’in beklediği fırsat olabilirdi. Bu nedenle Jan Ullrich’e daha hızlı olması yönünde taktik verdiler. Bilmedikleri şey Lance’in “ölü taklidi” yaptığıydı. Ullrich hızlandı. Lance ekip arkadaşı İspanyol Chechu Rubiera’ya daha hızlı olmasını söyledi. Dik bir rotadayken Rubiera hızlandı ve Alman rakibi yokuşta daha hızlı olmaya zorladı. Sonuç mu ? Lance “o bilinen ateşiyle” Ullrich’i geçerken döndü ve rakibinin gözlerinin içine baktı. Ullrich o anda rakibinin aklı ve kurnazlığı karşısında yenildiğini anlamıştı. Lance Armstrong yarışı en yakın rakibinden iki dakika farkla önde bitirdi ve 2001 Tour şampiyonu oldu.
Kimileri önemli olan kazanmak değil yarışmak der. Lance ise onlara çok sevdiği şu Fransız özdeyişiyle cevap veriyor: “La vie est courte-c’est mieux de gagner”-HAYAT KISA-KAZANMAK EN İYİSİ….

“MEN’S JOURNAL”, Şubat 2005, sayısından çeviren ve derleyen: Nüvide Gültunca Tulgar

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Anlatacak çok hikâyemiz var!

romanlar, modern romanlar, Manşet, homeros, hikayeler, destanlar

İnsanların düşüncelerini şekillendirdiği ve tarihi etkilediği düşünülen eserler www.bbc.com tarafından derlendi. İşte binlerce yıl öncesine dayanan destanlardan modern romanlara kadar kuşakların düşünce tarzını etkileyen muhteşem eserler… 

Dünyayı şekillendiren hikâyeler

Binlerce yıl öncesine dayanan destanlardan modern romanlara kadar dünyanın değişmesine vesile olan ve kuşakların düşünce tarzını etkileyen eserler…

Büyük İskender genç yaştan itibaren Makedonya’nın kralı olmak üzere yetiştirilmişti. Yunanistan’ın kuzeyindeki bu küçük krallık başta Pers İmparatorluğu olmak üzere, komşularıyla sürekli savaş halindeydi. Bu nedenle savaşta ordusuna önderlik etmeyi erkenden öğrenmesi gerekiyordu.

Babası öldürüldüğünde İskender tahta geçti. Krallığın güvenliğini sağlamanın yanı sıra Pers İmparatorluğu’nu yenilgiye uğrattı, Mısır’dan Hindistan’a kadar yayılan toprakları ele geçirdi.

İskender’in elinde başka bir silahı daha vardı: Homeros’un İlyada’sı. Öğretmeni Aristoteles’in yardımıyla bu destanı ayrıntılı bir şekilde incelemişti. Seferlerine başladığında, hiçbir askeri önemi olmasa da destanda adı geçen Truva’da durmuş, oradaki sahneleri gözünde canlandırmıştı. Seferleri boyunca İlyada kitabıyla uyumuştu.

Homeros’un destanı, edebi öneminin yanı sıra, etkisi antik Yunanistan’ın kütüphanelerini ve kamp ateşlerinin çok ötesine geçen bir eser oldu. Bu eserde Yunan kültürünün düşünme ve yaşam biçimi resmediliyordu.

İlyada destanı ile İskender arasında karşılıklı bir etkileşim olmuştu. Bu destandan ilham alan İskender, Yunancanın geniş bir alanda konuşulan bir dil olmasını sağlayarak İlyada’yı dünya edebiyatının bir parçası haline getirmiş oldu. İskender’den sonraki hükümdarlar, İskenderiye ve Bergama’da kurdukları büyük kütüphanelerle Homer’in eserinin geleceğe aktarılmasını sağladı.

Hikayelerin öneminin ve etkisinin bir kitabın sayfalarının dışına taşmasına iyi bir örnektir bu. Yunan filozofu Eflatun (Plato)’ya göre, sanat insana sadece zevk vermemeli, aynı zamanda yasalara ve insan hayatına faydalı olmalı.

İlyada benzeri diğer eserlere Mezopotamya bölgesinden Gılgamış Destanı, Amerika’dan ise Mayaların Popol Vuh hikayesi gösterilebilir. Bu destanlar, nereden geliyoruz ve biz kimiz gibi sorular açısından tüm kültürlere referans oldu.

Çin edebiyatı ise Şarkılar Kitabı adıyla bilinen şiirlere dayanıyordu. Şiir yazmak ve okumak sadece şairlerin işi değildi. İmparatorluk idaresinde önemli bir mevkiye gelmek için sınava tabi tutulan insanlara şiir alanından ayrıntılı sorular soruluyordu.

Şarkılar Kitabı, şiiri Doğu Asya’da en önemli edebiyat tarzı haline getirdi. Dünya edebiyatının ilk önemli romanları şiirin etkisi altındaydı. 11. yüzyılın başlarında yazar Murasaki Şikibu Japon edebiyatının başyapıtlarından biri olacak olan ve dünyanın ilk romanı kabul edilen Genji’nin Hikayesi’ni yazmadan önce Çince öğrenmiş ve 1000 sayfayı aşkın kitabında 800 şiire yer vermişti.

Dünyada okur-yazar insan sayısının artması, kağıt ve matbaa gibi yeni buluşlar, yazılı hikayenin etkisinin artmasına neden oldu.

Araplar Çinlilerden kağıt yapımını öğrenmiş, daha önce sözlü olarak aktarılan hikayeler yazılı hale getirilerek Bin Bir Gece Masalları gibi eserler ortaya çıkmıştı.

Eski destansı hikayeler ve şiirlerden daha çeşitli olan bu masallar hem eğitim hem de eğlence işlevi görüyordu. Bin Bir Gece Masalları’nda, anlatıcı Şehrazat’ın, her kadınla bir gece yattıktan sonra kafasını uçuran Pers şahlar şahı Şehriyar’ı bu masallarla erdemli ve iyi kalpli bir insan haline getirmesinin hikayesi anlatılıyordu.

Şiir, masal ve destanlar daha sonraki edebiyat tarihine de damgasını vurdu. 13. yüzyıl İtalyan şairi Dante Alighieri, İlahi Komedya adlı eserinde Hristiyan inanca göre Cehennem, Araf ve Cenneti tarif ederken epik şiir formunu kullandı.

Üstelik Latince değil, Toskana bölgesinde konuşulan bir lehçede yazmıştı eseri. Böylece bugün İtalyanca olarak bildiğimiz dil yaygınlaştı. Edebiyatın dil üzerindeki etkisine iyi bir örnektir bu.

Bu alandaki en büyük değişim, Johannes Gutenberg’in Çin’deki teknikleri geliştirerek kuzey Avrupa’da matbaayı kurması sonucu oldu. Bu sayede kitaplar kitlelere ulaştı. Edebiyat açısından bu döneme roman damga vurdu ve kadınlar yeni bir okuyucu kitlesi olarak ortaya çıktı, modern toplumun sorunlarıyla ilgilenmeye başladı.

Mary Shelley’nin Frankenstein’ı ile bilim-kurguya adım atılarak bilimin ütopik vaatleri ile yıkıcı potansiyeli arasındaki çelişkilere yer verilmeye başlandı. George Orwell’in 1984’ü ile Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü adlı eserleri bu geleneği sürdüren modern örneklerdir.

Roman ayrıca yeni bağımsızlığını kazanan ülkeler açısından da bu mücadelelerinde etkili oldu. 1960’ların Latin Amerika’sında Gabriel Garcia Marquez Yüzyıllık Yalnızlık ile kıtasının birkaç kuşağına hitap ediyordu. Siyasi bağımsızlık kültürel bağımsızlığı gerektiriyordu ve romanlar bunun için iyi bir araçtı.

Geniş kitlelerin okur-yazar olması bu ve diğer yazarların işine yarasa da, matbaa edebiyatın kontrol ve sansürünü de kolaylaştırdı. Totaliter rejime sahip ülkelerde sansürden kaçınmak için yeraltı matbaaları geliştirildi.

Bugün yazı teknolojisinde yeni bir devrim döneminden geçiyoruz. İnternet okuma ve yazma biçimimizi, edebiyatın yayılmasını ve kimlerin buna erişimi olacağını belirliyor. Yazı dünyasının yeniden büyük bir dönüşüm geçireceği bir dönemin başındayız.

Kaynak:  www.bbc.com
Yazar:  Martin Puchner 

Okumaya devam et

MAKALE

Kitap önerisi: Stresli bir dünyada mutlu çocuk yetiştirmek

Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek / Ahmet Yıldız / ALFA Yayınları

Güçlü Hafıza kitabı ile tanınan Ahmet Yıldız‘ın yeni kitabı günümüz çocuklarının mutluluğu üzerine odaklanıyor. Mutlu olmaya olan ihtiyacın arttığı günümüzde mutluluğa bilimsel çerçeveden bakan yazar kitabın son bölümünde 52 etkinlik önerisi sunuyor.

KİTABIN ARKA KAPAK YAZISI

mutluluk, mutlu çocuk, Manşet, kitap, ahmet yıldız
Kitap içerisinde yer alan 52 Hafta 52 Etkinlik bölümü ile ebeveynler çocuklarıyla mutluluğu güçlendirici aktiviteler yapabilecektir.

Sorular çocuklardan önce doğar, onlardan daha hızlı büyürler.

Doğmadan önce:
“Bu dünyaya çocuk getirilir mi?”

Doğduktan sonra,
“ İyi bir anne/baba olabilecek miyim?”

Büyüyünce:
“Ben nerede yanlış yaptım?”

Anne babalık istifa edilemeyen bir görev; iyi yapmak yetmiyor, her gün daha iyi yapmak gerekiyor! Neyse ki, çocuğunuz dünyadaki ilk çocuk değil ve son çocuk da olmayacak. Bilim dünyası hızla kritik sorunlara uygulanabilir çözümler üretiyor.

Mutlu bir çocukluk herkesin hakkı ve isteği. Büyük soru şu? Peki, ama nasıl?

Türkiye çapında etkinlik uygulamalarıyla tanınan Ahmet Yıldız bu kitabında iki büyük sorunun peşinde:

“Çocuğuma mutlu bir çocukluk yaşatabilecek miyim?”
“Çocuğuma mutlu, başarılı ve güvenli bir gelecek inşa edebilecek miyim?”

Mutlu çocuklar üzerine odaklanmak çok önemli, çünkü çocuklar hızla mutsuzlaşıyor. Araştırmalara göre, çocukların üçte biri mutsuz.

İradeleri, istekleri ve dikkatleri görülmedik derecede kırılgan, zayıf ve dağınık.

Güzel haber şu ki, mutlu çocuk olmak öğrenilebiliyor.

Kitabı nasıl inceleyip temin edebilirim?

mutluluk, mutlu çocuk, Manşet, kitap, ahmet yıldız
Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek Ahmet Yıldız

Kitap Türkiye’deki tüm orta ve büyük ölçekli kitapçılara dağıtılmaktadır. D&R gibi büyük zincir mağazalarda daima bulabilirsiniz. Küçük kitapçılarda ise az sayıda stok tutulduğundan dolayı bazı kitaplar bulunamayabilmektedir. Bu tür durumlarda okurun yapması gereken iki yol vardır;
1. Size en yakın kitapçıya giderek kitabı sorabilirsiniz. Eğer kitap sorduğunuz kitapçıda yoksa hafif fırça atarak :)) getirmesini isteyip sipariş verebilirsiniz. Bu durumda kitapçı 1-2 gün içerisinde kitabınızı size ulaştıracaktır.
2. İnternet üzerinden kitap satan yerlerden kitabı (üstelik %20 – %30 daha ucuza) alabilirsiniz.

İşte bazı internet kitapçıları:

Okumaya devam et

MAKALE

Mükemmel strateji: Kullanışlı, sade ve zamana dayanıklı olmalıdır

strateji, Manşet, küçük siyah elbise, coco chanel

Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.”  Temel Aksoy, Coco Chanel’in “küçük siyah elbise’’ tasarımından ilham alınarak nasıl strateji oluşturulması gerektiğini paylaşıyor. Şirketlerin tasarladıkları stratejilerin kullanışlı, yalın ve zamana dayanıklı olması gerektiğini anlatıyor.

Strateji Küçük Siyah Elbise Gibi Olmalıdır

Coco Chanel, 1926 yılında Paris’te ev temizliği yapan kadınların giysilerinden esinlenerek siyah bir elbise tasarladı.  Bu “küçük siyah elbise” 20.Yüzyılın moda ikonu oldu.

Chanel’in kullandığı jarse kumaş ne penye gibi yumuşak ve vücudu sarıp giyen kadını ucuz gösteren ne o dönemde yaygın olarak kullanılan sert kumaşlar gibi kaskatıydı. Kadınlar yüksek topuklu ayakkabı ve inci kolyelerle “küçük siyah elbiseyi” davetlerde giydikleri gibi düz ayakkabılar ve bir eşarpla gündüz de giyebiliyorlardı. Siyah rengin ve jarse kumaşın modası geçmiyor, kadınlar bir kere satın aldıktan sonra elbiseyi uzun yıllar kullanıyorlardı. 

Virginia Üniversitesi Darden School profesörü Jeanne Liedtka, strateji yapanların Coco Chanel’in bu ikonik elbise tasarımından ilham almaları gerektiğini söyler.  

Strateji insanlar ve şirketlerin hedeflerine ulaşmak için seçtikleri yöntemdir. Her yöntem gibi strateji de kullanışlı olduğu ölçüde değerlidir. “Küçük siyah elbisenin” bir gece davetinde abiye, bir akşamüstü gezmesinde kadını rahat ettirmesi gibi şirketlerin sahiplendikleri stratejiler de değişen koşullarda amaca hizmet edebilmelidir. 

Ayrıca stratejinin sade ve yalın olması gerekir. Bugün çoğu şirketin web sitelerine ve toplantı odalarının duvarlarına yazdığı stratejileri anlamak mümkün değildir. Hatta bunları tasarlayıp yazanlar bile ne demek istediklerini günlük dilde anlatamazlar. Çünkü kullandıkları stratejiler çok karışık, çok karmaşık, çok dolaylıdır. Oysa mükemmel olan her strateji sade ve yalındır. Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.” Coco Chanel’in “küçük siyah elbisesinden” çıkartılacak hiçbir parça hiçbir ayrıntı hiçbir dantel yoktur. Zarafeti saf, sade ve yalın olmasından gelir.    

Son olarak stratejinin zamana dayanıklı olması gerekir. Strateji değiştirilmez diye bir kural yoktur elbette ama iyi strateji zamana dayanıklı olandır. Eğer bir şirketin benimsediği strateji moda olan bir akımdan etkilenirse kısa zamanda demode olur. Amazon’un kurucusu Jeff Bezos “Başarılı ve sürdürülebilir bir iş kurmak istiyorsanız kendinize sormanız gereken soru gelecek yıllarda nelerin değişeceği değil, nelerin değişmeyeceği sorusudur. Değişmeyecek olanları tespit edin ve bütün enerjinizi ve çabanızı bunlara yoğunlaştırın.” der. Coco Chanel’in “küçük siyah elbisesi” zamana dayanıklı olduğu için ikonik bir tasarım olmuştur.

Coco Chanel’in 1926’da tasarladığı “küçük siyah elbise” bugün hala kadınların girdikleri farklı ortamda insanları etkilemek, kendi kimliklerini yansıtmak ama aynı zamanda rahat etmek için kullandıkları; kolay yıpranmayan, modası hiç geçmeyen bir elbise. Üstelik çok zarif.

Şirketlerin tasarladıkları stratejilerin de “küçük siyah elbise” gibi kullanışlı, yalın ve zamana dayanıklı olması gerekir.

Kaynak: www.temelaksoy.com
Yazar: Temel Aksoy

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND