Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Herşey kızım için !

Esin Köse (11) kısaca MDS denilen, daha sonra da lösemiye çeviren hastalığıyla uğraşırken, babası Ahmet Köse (57) de yıllarca bir başka cephede çarpıştı.
Kızının yurtdışında tedavi görmesine izin vermeyen SSK mevzuatına karşı dava açtı. Davaları kaybedince vazgeçmedi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracağını açıklayınca, hükümet, kamuoyunda Esin Yasası olarak tanınacak yasayı çıkardı. Nihayet kızının tedavi olmasını sağlayan Ahmet Köse, son savaşını kendi işyerine karşı verdi. Kızına refakat etmesi nedeniyle verimsiz çalıştığı için iş aktine son verildi. Ahmet Köse işe iade için açtığı son davayı da önceki gün kazandı. Bütün bunların olağan olduğunu düşünüyor. “Nedense hakkımızı savununca haddini aşan, sınırları zorlayan kişi olarak tanınıyoruz” diyor.

Esin doğduğundan beri mücadele ediyor. Daha dört aylıkken nörofibromatozis hastalığı tanısı kondu. Doğuştan olan bu hastalık, vücudunun çeşitli bölgelerinde urlar, iskelette bozukluklar yaratıyor, kan dolaşımı, sindirim, görme, duyma organlarını olumsuz etkiliyordu. 8 yaşında yapılan tetkiklerde bu kez kısaca MDS denilen myelodisplastik sendrom olduğu anlaşıldı. MDS, bir grup kan hastalığının adı. Doktorlar, lösemiye çevirme riski bulunan Esin’e ilik nakli yapılması gerektiğini söyledi. Kardeşi Eda, annesi Katerina veya babasının dokuları ilik vermeye uygun değildi. Türkiye’de verici bulunamadı. Tek umut dünya doku bankasıydı.

Ahmet Köse İzmit Büyükşehir Belediyesi’nin şirketi İZAYDAŞ’da Halkla İlişkiler Şefi olarak çalışıyordu. Yani SSK’lıydı. Yurtdışında uygun verici aramak için gereken tutarın karşılanması amacıyla SSK’ya başvurdu. SSK, sigortalıların eş, çocuk ve bakmakla yükümlü olduğu yakınlarının yurtdışı tedavilerinin karşılanmadığını söyleyerek geri çevirdi bu isteği. Ahmet Köse, bu mücadelede keşfedeceği pek çok bürokratik çelişkiden ilkiyle karşılaştı: “SSK bütün masrafları karşılar sanıyordum. SSK’nın karşılamadığını ama Emekli Sandığı’nın karşıladığını öğrendim. Çok şaşırdım. Böyle bir ayrım nasıl yapılırdı?”

Esin zaman kaybediyor, babası bürokrasiyi aşmanın yollarını arıyordu. Çalıştığı İZAYDAŞ’taki yöneticilere anlattı meseleyi. Kadrosunun Emekli Sandığı’na kaydırılması sorunu çözecekti. Köse aslında jeoloji mühendisiydi. İzmit Büyükşehir Belediyesi’nin bir başka kuruluşunda, Emekli Sandığı’na bağlı çalışmak istedi. Olmaz, dediler. Sorununu milletvekillerine, yerel politikacılara taşıdı, bir şey olmadı, seçim oldu, yeni milletvekillerine, yeni yerel politikacılara taşıdı, yine bir şey olmadı.

Geriye tek yol kalmıştı. Sağlık hizmeti almanın temel insan hakkı olduğunu, kızının da tedavisinin giderlerinin SSK tarafından karşılanması gerektiğini mahkemede kabul ettirecekti. Devlet, vatandaşları arasında ayrım yapamazdı. 1 Haziran 2004’de Kocaeli İş Mahkemesi’nde SSK aleyhine dava açtı. Bu, Türkiye’de 50 yıldır sağlıkta ayrımcılığa karşı ilk davaydı. “Biz ayrıcalık talebinde bulunmadık. Tam tersine eşit haklar için mücadele ettik” diyor Köse.

Dava henüz başlamıştı ki, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki kontrolde Esin’e ALM (Akut Myeloid Lösemi) tanısı kondu. Korkulan olmuştu. Esin Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde kemoterapiye başladı. Hayatta kalma şansı yüzde 15-20 dolayındaydı, tedavi için ilik nakli şarttı.

SSK’ya karşı açtığı davada aynı durumdaki ailelerden destek istedi Ahmet Köse. Ancak aileler çekiniyordu. Esin için para toplama kampanyaları açılması teklif edildi babasına. Ama Ahmet Köse, kampanya yerine hakkını kullanmak istiyordu. Davanın ilk oturumunda hakim SSK’nın çalışanın eş, çocuk ve bakmakla mükellef olduğu yakınlarının yurtdışı tedavilerini karşılamasını engelleyen mevzuatını iptal etti.

Ahmet Köse, bu defa Türkiye’ye mahsus bir başka yaygın uygulamayla karşılaştı: Mahkeme kararı çıkmıştı ama uygulanmıyordu. Mahkeme kararı uyarınca gereğinin yapılması için Ankara’dan Kocaeli’ne gönderilen belge, nasıl olduysa Pendik SSK Hastanesi’ne gitmişti… Aslında SSK, Yargıtay’a giden davadan kendi lehine bir karar bekliyor, bu arada zaman kazanmaya çalışıyordu. Gerçekten de Yargıtay, SSK lehine karar verdi.

O sırada, dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu, basın danışmanı aracılığıyla Ahmet Köse’ye ulaştı, görüşmek istedi. Ahmet Köse kabul eder etmez, Bakan basına “Esin’in problemi çözüldü” açıklamasını yaptı. Küçük kızın babasıyla buluştuğunda, ona bir para toplama kampanyası yapmayı teklif etti. Köse, kampanyanın çözüm olmadığını anlatmaya çalıştı ama direnemedi. Sonuçta kızının hayatı söz konusuydu. Ama bu kampanyada toplanan 80 bin YTL, Almanya’da yapılması planan ilik nakli tedavisinin ancak dörtte biri kadardı.

AİHM’YE GİDERİM DEYİNCEESİN YASASI ÇIKTI

Ahmet Köse hukuk mücadelesinden vazgeçmedi. Kocaeli 2. İş Mahkemesi de kararından vazgeçmedi: Yargıtay’ın SSK lehine aldığı kararı tanımadığını açıkladı ve ilk kararında direndi. Şimdi sıra son söze gelmişti. Son söz, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na aitti. Ama Esin’in onları bekleyecek zamanı yoktu. Kemoterapiden çok sıkıntı çekiyordu. Doktor açık konuşuyordu: “Esin’i her an kaybedebiliriz.”

Sabrı taşan Ahmet Köse, basına, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceğini açıkladı. Hükümet hemen harekete geçti. TBMM’de kabul edilen tek maddelik 2 Aralık 2004 tarih ve 5264 sayılı yasa ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nda değişiklik yapıldı. Sigortalıların eş ve çocukları ile emekli sigortalıların eş ve çocuklarının yurtiçinde yapılamayan tedavileri için yurtdışına gönderilmelerine olanak sağlandı. Basın bu haberi “Esin Yasası çıktı” diye verdi. Artık Esin’i yurtdışına götürmek için hiçbir engel kalmamıştı.

Almanya, Frankfurt’taki Goethe Üniversitesi’ni seçtiler kemik iliği nakli için. Merkez 250-300 bin Euro istiyordu. 2006’da Esin’e orada kemik iliği nakli yapıldı. Bu ameliyat iyi sonuç verdi. Bazı sorunlar çıksa da Esin artık yaşıtları gibi yaşamına devam ediyor. Sosyal Güvenlik Kurumu ise, Almanya’da yapılması gereken kontrollerinin bedelini ödemeyi reddediyor.

SON SAVAŞI KAZANDI

Ahmet Köse, kızıyla birlikte refakatçi olarak Almanya’ya gittikten sonra, internetten izlediği Kocaeli yerel gazetelerinden görevden alındığını öğrendi. Tansiyonu pat diye düştü. Hemen kaldırıldığı Goethe Üniversitesi Acil Kliniği’nde, kalp veya solunum problemi yaşadığı saptandı. Kataterli anjiyo önerildi. Yurtdışında acil tedavi nedeniyle Frankfurt Başkonsolosluğu aracılığıyla SSK’ya yaptığı başvuruya yanıt alamadı. Kendi ödedi faturayı. Bir kez daha SSK’ya dava açtı. Yine kazandı. Ama işyeri, 20 Mart 2008’de iş aktini feshettiğini bildirdi. Gösterdiği nedenler arasında refakat izni gibi nedenlerle verimsiz çalışması da vardı. Ahmet Köse yine mahkemeye gitti, işe iade davası açtı. Geçen cuma, bu son savaşı da kazandı.

BABA SENDROMU

Nihayet ilik nakli yaptırmak için kızıyla birlikte Frankfurt’ta, Goethe Üniversitesi’ndeydi Ahmet Köse. Hukuk savaşını kazanmıştı. Ama kendisi bitmişti. Hastane misafirhanesinde bir gün, bedeni yerinden kalkamayacak, kapıyı bile açamayacak halde kilitlendi. Kızı ilik naklinden sonra yoğun bakımdaydı. Babasını da hastaneye yatırdılar. 12 gün tedavi gördü. Goethe Üniversitesi’nin aile odaklı rehabilitasyon raporunda yer aldığı gibi, “baba sendromu”na yakalanmıştı.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND