Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Herkes zeki olmak ister !

Serdar Turgut ve Prof. Yankı Yazgan bu hafta zeka konusunu masaya yatırdı.
Çinli bir kadının yarım beyniyle normal hayatını sürdürmesi Yankı Yazgan’a göre, hep küçük bir evde yaşayan birinin rahatça sığışması gibi. Zeka düşükse, sistem baştan itibaren eldeki ‘minik beyne’ adapte oluyor. Serdar Turgut’a göre ise Türk insanı çok zeki ama kafasını kötülüğe ve üçkağıda daha çok çalıştırıyor.

 

IQ testleri gerçekçi mi; atalarımızdan daha mı zekiyiz; psikolojik ve fiziksel beslenme zekayı etkiler mi; çocuğunuz ’zeki ama tembel’ mi?… Serdar Turgut ve Yankı Yazgan’a göre zeki olmak değil zekanızı nasıl kullandığınız önemli.

Serdar Turgut: Her anne baba çocuklarının zeki olup olmadığını merak eder. Çocuklara zeka testi yapılması doğru mudur ve kaç yaşında yapılabilir bu test en doğru şekilde?

Yankı Yazgan: Geçenlerde ’Haydi Gel Bizimle Ol’ programına katıldım; ev sahibelerinden Pınar Kür, tam böyle bir soru sordu, özel okullara girişlerde istenen birtakım testlerle ilgili… Ama o akşam, o kadar gevezeydim ki cevaplayamadan geçtim..

S.T: Bunlar zeka testi midir?

Y.Y.: Zekayı ölçmek iddialı bir iş ama mümkün tabii ki… Zekayla ilgili de bazı fikirler veriyor. Okullarda, zekaya ilişkin bir tahmin yapmaya yarayan, bazı becerilerin ölçümüne dönük testler ve davranışlarla ilgili değerlendirmeler yapıldığını duyuyorum.

S.T.: O testleri niye yapıyorlar peki, IQ’su belli bir oranın altında olanı almayacaklar mı?

Y.Y.: Bunu kimsenin açıkça bu şekilde söyleyeceğini sanmıyorum çünkü apaçık ayrımcılık olur. Kamunun sorumluluğundaki hizmeti özel sektör yaptığında, sağlık hizmetindekine benzeyen biçimde, genel düzenlemelere uyarken, kendine özel kuralları getirme hakkı doğabilir.

S.T.: Dahileri mi tercih ediyorlar yani?

Y.Y.: Okullar kendilerine dahi öğrenciler seçme sevdasına kapılabiliyorlar ama dahilik ve çok zeki olmak ve IQ testlerinde yüksek skor tutturmak arasındaki ilişki birebir değil… Sürprizler sıkça olabilir.

S.T.: Mesela Einstein dahi değil mi?

Y.Y.: Bugünkü ölçüm sistemi içinde pek öyle aman aman bir skor tutturamayabilirdi; Einstein bugün yaşasaydı gibi bir beylik laf edersek parlaklığı ölçüsünde bir test performansı olmayabilirdi. En azından, bazı alanlardaki ölçümlerde. Adeta geçmişe göre bir çok skor son 40-50 yılda yükselmiş görünüyor.

S.T.: O zamanki ölçüm sistemleriyle şimdikiler değişir mi?

Y.Y.: Aslında bu konu çok tartışılıyor. Örneğin Flynn etkisi diye bilinen bulgular; zaman içinde bu ölçümlerin farklılaştığına dair bulgular var. 1950’de 6 yaşında o teste giren bir adamın puanını bugünkü duruma göre değerlendirirseniz, çocuğunun 110 aldığı testten 70 alabilir…

S.T.: 70 IQ problemli bir sayı değil mi?

Y.Y.: Bayağı düşük bir seviye ama önemli olan bugünkü test sistemlerine baktığınızda geçmişteki insanların IQ’ları sanki bizimkinden azmış gibi görünüyor.

ÇOCUKLARIMIZ BİZDEN ZEKİ Mİ?

S.T.: Demek ki ölçüm sistemleri hatalı…

Y.Y.: Okuduğum makalede şöyle deniyor: ’Geçmişteki IQ testi ölçümlerine baktığımız zaman bugünkü çocukların puanları geçmiştekinden yüksek’.

S.T.: Çocuklarımız bizden daha mı zeki yani?

Y.Y.: IQ’ları daha yüksek, ama zekaları bizden fazla mı bu konu tartışılır. Biz atalarımızdan daha mı akıllıyız? Pek öyle görünmüyor. Yazıyı bulan ya da sıfır sayısını, pi sayısını bulan atalarımızın IQ’sunu ölçmeye cesaret bile edemeyiz.

S.T.: Çocuklarımızın IQ’sunun bizden daha yüksek olması mantıklı gelmiyor insana…

Y.Y.: Bana ve birçok uzman kişiye de mantıksız geliyor. Bir yerde aksama var, zeka testi bizi bazı becerilerle ilgili konularda ölçüyor. Bu konudaki beceriler, değişik sebeplerle bir önceki kuşağa göre daha gelişkin olabilir. Ama yıllar içinde atalar ile bizim çocuklarımız arasında hiç fark göstermeyen konular da var. Dili kullanım becerilerini yansıtacak bazı testler mesela… Shakespeare ya da Yunus Emre’den dile dayalı zeka testlerinde daha ileride değiliz anlayacağınız.

S.T.: Einstein’ın okulda çok başarılı olmadığı doğru mu?

Y.Y.: Öyle denir.

S.T.: Şöyle bir laf vardır ya; çocuğum çok zeki ama tembel…

Y.Y.: Bir derste başarılı olmak, yalnızca o derse aklınızın çok ya da az ermesiyle doğru orantılı değil. Çalışmıyor da olabilirsiniz. Böyle bir durum var tabii… Çok kişi kendini ya da sevdiklerini bu grupta görmeye hevesli gibi: ’Yapamıyor değil, yapmıyor.’ Daha çok bir temenni sanki. Zeki ama tembel denen çocukların bir kısmı, pek zeki değil. Bir kısmı ise gerçekten kapasiteli çocuklar ama çalışmanın gerektirdiği kendini kontrol ve planlama becerilerini, dikkat yetilerini yeterince taşımıyor olabilirler. Zekaca yüksek olunca, nasıl etkin çalışılacağı yönünde bir alışkanlık geliştiremiyorsunuz. Konular biraz karmaşıklaştıkça, zeki ama bir konunun nasıl öğrenileceğini bilmeyen birisi olarak kaldığınız için zekanız artık yeterli olmuyor.

S.T.: Matematikte durum nasıl, zekamız artmış mı, yerinde mi saymış?

Y.Y.: Zeka testlerinin içindeki testlerde aritmetik performans 1950’lerle 2000’ler arasında fazla fark göstermemiş. Bugünün çocuklarının, anne-babalarının çocukluğundaki durumuna bir üstünlüğü yok.

S.T.: Oysaki teknik konularda çok iyiler neden böyle acaba?

Y.Y.: Matematik işlemlerinde çok iyiler. Temel işlemi, toplamayı, çıkartmayı biliyorsunuz; problemi çözmek için hangi işlemleri bir araya getireceğiniz konusunda takılıyorsunuz.

S.T.: Bunun sebebi nedir?

Y.Y.: Cep telefonunu çok iyi kullanmak gibi… Tuşa bastığınızda ne sonuç alacağınızı bilmek yeterli. Büyük bir kapasite gerektirmiyor. İşlem zekası başka, problem çözme zekası başka…

S.T.: Maymun da yapar.

Y.Y.: Çok doğru, maymun deyip geçmeyelim. Maymun 1’den 9’a kadar olan sayıların sırası bozulunca anlayabiliyor, bunu düzeltiyor ama “bana üç tane muz ver” dediğinizde üç muzun ne anlama geldiğini bilmiyor, öğrenemiyor.

S.T.: Yani soyutlayamıyor.

Y.Y.: Klasik soru şu: 6’sı 12 YTL’den 8 yumurtaya kaç para veririz? İşlem bilgisini kullanarak problem çözebilmek gerekir bu soruya cevap verebilmek için… Bu tip konularda geçmişten farklı bir yerde değiliz.

DUYGUSAL ZEKA TANIMLANMIŞ DEĞİL

S.T.: Peki duygusal zeka nedir?

Y.Y.: EQ ile kastedilen, duygusal zeka diye bilinen duyguların gündelik hayat problemlerinin çözümünde kullanılabilirliğini yansıtan bir kavram. IQ kadar bile iyi tanımlanmış değil; henüz…

S.T.: Ama herkes kullanıyor.

Y.Y.: Kullandığımız ve ne olduğu belirlilik kazanmamış pek çok kavram var. Mesela ’öteki’ kavramı da psikolojiden ödünç alınarak, devamlı politikacıların ağzında…

S.T.: ’Öteki’yi ben öğrettim onlara ’Öteki Türkiye’de.

Y.Y.: Bir daha öğretin bence…

S.T.: İyi IQ düzeyi kaçtır sizce?

Y.Y.: Türk Psikologlar Derneği’nin denetiminde uygulanan, merhum Prof. Dr. Işık Savaşır’ın standartlaştırdığı bir evrensel test var (WISC). Bu testte ortalama skor 100’dür. 80 ve 120 normalin alt ve üstü olarak değerlendirilebilir. Ancak zeka skoru, kişinin zekasını hayatına ne kadar yansıttığını göstermeye yetmez.

S.T.: Ben Türkiye’nin insanını çoğu zaman beğenmem, fakat zeki olduklarını düşünüyorum. Özellikle kötülüğe, üçkağıda kafaları çok iyi çalışıyor. Bu bir zeka göstergesi midir?

Y.Y.: Uyanıklık bir tür zeka göstergesidir. Kapasitenizi ne için, ne amaçla kullandığınız ise apayrı bir konu, yetiştirme meselesi…

S.T.: Peki zeka gelişemez mi?

Y.Y.: Tabii ki gelişen bir şey. Daha doğrusu zekaya hizmet eden, beynin değişik algılama ve muhakeme sistemlerinin zaman içerisinde adım adım geliştiğini biliyoruz.

S.T.: Zekayı ne geliştirir?

Y.Y.: Her çeşit beslenme.

S.T.: Balık yağı içmek gibi mi mesela?

Y.Y.: Maalesef Türkiye’de balık yağını (içindeki faydalı maddeleri) buna en az ihtiyacı olanlar kullanıyor. Toplumun geniş kesimleri ise çinko, demir gibi beyin gelişimi için gerek duyulan temel maddeleri yeterince alamıyorlar.

S.T.: Bazı haplar var, beyni güçlendirdikleri söyleniyor, bu doğru mu?

Y.Y.: Öyle iddia ediliyor, fazla iddialı bir iddia. Bazı temel ihtiyaçlar karşılanmamışsa, istediğiniz kadar ’beyin güçlendirici’ olduğu söylenen madde alın, bir işe yaramaz.

S.T.: Hangi temel ihtiyaçlar?

Y.Y.: Psikolojik beslenme ve bildiğimiz beslenme ihtiyaçları…

S.T.: Alkol zekayı azaltır mı?

Y.Y.: Siz bunu geçen görüşmemizde de sordunuz.

S.T.: Çünkü ben içiyorum.

Y.Y.: Zekanızın azalmasıyla ilgili bir algınız mı var?

S.T.: Hayır, olabilir mi diye sordum.

Y.Y.: Tanıdığım en zeki adamlardan birisiniz ama alkolün miktarında ölçü kaçarsa zekanızın parlaklığı kaybolabilir. Bu ülkeye tahammül edebilmek için biraz parlaklığı azaltmak mı gerekir diyorsunuz yoksa?

S.T.: Çin’de bir kadın doktora gitmiş ve beyninin yarısının olmadığı ortaya çıkmış.

Y.Y.: Çin’e gitmeye gerek yok, beyinlerinin muhakemeden sorumlu ön bölümünün minicik olmasına rağmen, zihinsel işlevleri parlak olan bir çok insan tanıdım.

S.T.: Şunu anlamıyorum, benim geçirdiğim hafif bir beyin kanaması sol tarafımı tutmaz hale getirdi, bu tip insanların vücutları nasıl çalışıyor bu şekilde?

Y.Y.: Siz kazanılmış bir şeyden kaybettiniz. Benim anlattıklarım ise hep öyle oldukları için sistem baştan itibaren eldeki ’minik beyin’e uyum sağladı. Hep küçük bir evde yaşadığınızda, burada güzelce sığışabilirsiniz. Büyük bir evden çıkıp küçük bir eve geçtiğinizde ise sıkıntı çekersiniz.

S.T.: İşte benim genel olarak insanlar için teorim bu; insanların beyinleri minik, duruma adapte olmuşlar ve maymun gibi yaşıyorlar…

Y.Y.: Pek çok insan hayata ciddi dezavantajlarla başlıyor. Birincisi, sahici bir ana baba ilgisinden yoksun büyüyorlar. Temel ihtiyaç olan psikolojik beslenme, kalabalık aile ve canından bezmiş anne-baba ile pek gerçekleşmiyor. İkincisi, fiziksel beslenme ki yoksulluk ve ailedeki kalabalıklık ölçüsünde o da zayıflıyor. Ailenin yetemediği yerlerde kamu, eğitim ve sağlıktaki boşlukları doldurmaktan adım adım vazgeçiyor. Hem duygusal hem fiziksel beslenmede eksiklik yaşayarak başlıyor çocuklar hayata…

S.T.: Duygusal beslenme isteği var mıdır?

Y.Y.: Evet, en az yeme-içme kadar temel bir istektir. Yapılan deneylerde anne yavruyu öpüp kokladıkça, her ikisinde de zevk almakta görev yapan beyin mekanizmalarının aktifleştiğini görüyorsunuz. Küçükken sevilip okşanarak büyütülenler, hayattan zevk alabilmekle ilgili beyin mekanizmalarını küçük yaştan eğitmeye başlıyorlar.

S.T.: Böyle insanlar büyüdüğünde ilgi görmezlerse mutsuz olmazlar mı?

Y.Y.: Bu ilgiyi görecek kanalı arayıp buluyorlar. Umutla yetiştikleri için kendi çabalarını gösterirlerse, bunun karşılığını alabileceğine inanıyorlar. Çocuğunu sevmeyen mi olur, diyeceksiniz… Herkes çocuğunu sever ama biraz önce öpüp okşayıp sonra tekmeyi geçiriyorsanız, durum farklı.

S.T.: Hayat böyle ama.

Y.Y.: Hayat başka… Hayat yapar, anne-baba yapmaz. Siz yakınlarınızdan hayatın size yapacaklarını beklemiyorsunuz. Hayatımızda yakınımızda duran insanlardan beklemediğiniz durumlar vardır; mesela ihanet. Ananızdan babanızdan, kardeşinizden beklemediğiniz bir şeydir; olursa çok ağır gelir.

Yakınlarınızdan ihtiyacınız olan ilgiyi görmeden büyürseniz, ileride herkesin gözünün içine bakmak, kendini sevdirmeye çalışmak hayat felsefeniz olabilir. Ne pahasına olursa olsun, sevdirmek… Tanıdık, tanımadık.

S.T.: Ama iğfal edip, öldürüyoruz da insanları. Sevdirmeye çalışmak mı bu? Gebze’de öldürülen İtalyan performans sanatçısına sevdirmeye mi çalışıyordu kendini?

Y.Y.: Kabul ettirmeye çalışmak ve kabul ettirememek, bir kısım insanı yoldan çıkartabiliyor.

SEVİLMEK ZEKİ YAPAR

S.T.: Demek ki Türkiye’ye girmemek lazım böyle performanslar için.

Y.Y.: Ölçüyü ayarlayamıyoruz, çocuklukta sevilmiş olmak burada da önem kazanıyor.

S.T.: Sevilmek zeki de yapar mı?

Y.Y.: Çocukken sevilmenin insanı daha aptal yapmayacağı kesin.

S.T.: Ama duygusal zeka artmaz mı?

Y.Y.: Artar, genel zekanızı kullanmanızda işe yarayabilecek, zekanızı ’iyi’ amaçlar için kullanmanızı sağlayacak olan sevme mekanizmalarıdır. Hiç sevilmemiş bir insansanız, topluma sizden bir fayda gelme ihtimali pek yüksek değil.

S.T.: Tarihte de pek sevgi dolu lider yok.

Y.Y.: Bill Clinton’a ne diyorsunuz?

S.T.: Clinton bazı insanlara karşı evet, sevgi doluydu.

Y.Y.. Çocukluğu çok parlak değil ama onu seven en az birisi olmuş; üvey babası.

S.T.: Onda da bir Başkan’a yakışmayacak şekilde fazla sevilme ihtiyacı var, Monica Lewinsky ile basılması da bu durumun bir parçasıdır.

Y.Y.: Zaten sevmek ya da sevilmek için ideal ayarı bulmak söz konusu değil. Arayış ise hiç bitmiyor. Devamlı sevilip sevilmediğimizi tartma ihtiyacı duyuyorsak, bize rahat yok. Başkan da olsak…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND