Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Her şeyin zamanı, her işin vakti varmış!

önemli kararlar, Manşet, hangi ay hangi işi yapmalı, doğru zaman, avantajlı aylar, araştırmalar

Araç sigortanız mı bitti? Evlenmek mi istiyorsunuz? Yoksa ev mi almak istiyorsunuz? Hepsi için doğru bir zaman var. İşte 12 ayın 12 farklı konuda sağladığı avantajlar…

Hangi ay hangi işi yapmalı?

Araştırmalar, iş başvurusu yapmaktan, ev satın almaya, hatta evlenmeye ve çocuk yapmaya kadar hayatımızın önemli olaylarını yılın belli aylarında gerçekleştirmenin daha avantajlı olabileceğini gösteriyor. Peki, buna göre, hangi ay ne yapmalı?

Ocak: İş başvurusu yapmanın en iyi zamanı

Yeni bir yıla yeni bir işle başlama isteğinden dolayı Ocak ayında Google’da iş aramaları yoğunlaşıyor. Ancak diğer aylara kıyasla bu aramaların çok azı gerçek iş başvurularına dönüşüyor.

Bu nedenle Ocak ayı iş başvurusu yapmak için en uygun ay denebilir. Ocak-Haziran arası dönemdeki iş başvuruları, Temmuz-Aralık arasındakine kıyasla yüzde 14 daha az. Bu durum, üniversite mezuniyetlerinin çoğunlukla yaz aylarında olmasından kaynaklanıyor. Böylece sonbaharda iş arayanların sayısı artıyor.

Ayrıca Ocak ayında tatilde olanların sayısı az olduğundan iş alımları için karar verme süreci daha hızlı işliyor. Şirketler o yıl yapılacak yeni istihdam için bütçeyi de genellikle bu ay netleştirmiş oluyor. Yıllık primler Aralık’ta alındığından çoğu insan iş değiştirmek için Ocak ayını bekliyor. Yani boş istihdam oranı bu ay artmış oluyor.

Şubat: Araç sigortası (kasko) için en iyi ay

İngiltere’de yapılan araştırmalar araç sigortalarının Aralık ayında doruğa çıktığını gösteriyor. Fiyatlar Ocak ayında yeniden düşüşe geçiyor. Aralık 2016’da kapsamlı araç sigortası ortalama 812 dolar iken Şubat 2017’de 685 dolara düştüğü görüldü. Yani Aralık’ta araç sigortası yüzde 15 daha pahalıya mal olmuştu.

Aralık ayında sigorta primlerinin artması Noel ve yılbaşı nedeniyle daha fazla aracın trafiğe çıkmasına ve soğuk hava koşullarına bağlanıyor. Bu durum kaza riskini artırıyor.

Ancak araştırmalar, hangi ay olursa olsun, önceki sigorta süresi bitmeden üç hafta önce yenilemenin en uygun fiyat almayı sağlayacağını gösteriyor. Sigorta süresi bitmeden harekete geçmiş olmak kişinin organize ve tedbirli olduğunun göstergesi sayılırken, yenilemeyi son dakikaya bırakmak yüksek risk olarak görülüyor.

Mart: Evlenmek için en iyi ay

ABD’de evlenmek için en popüler mevsim sonbahar, İngiltere’de ise yaz. Bu mevsimler doğal olarak evlilik törenleri de daha pahalıya mal oluyor. Bu nedenle, en azından kuzey yarıküredeki ülkelerde Ocak, Şubat veya Mart aylarında evlenmekle düğün masrafları azaltılabilir.

Bu durum bütçeden de ötesini etkileyebilir. ABD’de 3000 çift ile yapılan araştırmada, düğün masrafı az olan çiftlerin evliliklerinin daha uzun sürme ihtimali olduğu görüldü.

Nisan: Bebek yapmak için girişimde bulunulacak en iyi ay

Doğurganlık bakımından en önemli faktörlerden biri sperm sağlığı ve miktarıdır. Bunların en üst düzeyde seyrettiği dönem ise bahar aylarıdır. ABD’de 29 bin erkekten 17 yıllık bir dönem boyunca alınan sperm örneklerinde, hareketli sperm sayısının bahar aylarında doruğa çıktığı, yazın ise düştüğü görüldü.

İsviçre’de 12 bin erkek üzerinde yapılan başka bir araştırmada da sperm yoğunluğunun baharda en yüksek, yazın ise en düşük düzeyde olduğu tespit edildi.

Tek başına bu olgu hamilelik şansını diğer aylara kıyasla büyük ölçüde değiştiren bir etkide bulunacak anlamına gelmiyor.

Mayıs: Önemli kararlar için en iyi ay

Ocak ayı kuzey yarıkürede hayata dair önemli kararların alındığı bir ay genellikle. Ama araştırmalar bunun iyi bir dönem olmadığını gösteriyor. Zira kış aylarında nüfusun yüzde 10’a yakını mevsimsel depresyondan etkileniyor.

Moralimiz bozuk olduğunda riskten kaçınma eğilimi güçleniyor. Ciddi sonuçlar doğurabilecek kararlar açısından bu dönem iyi olabilir. Ancak riskten kaçmak karar almayı zorlaştırabileceği gibi tutucu bir yaklaşım akılcı da olmayabilir.

Bir araştırmada, iskambil oyununda depresyon halindeki katılımcıların ödül getirecek seçenekleri hatırlamada güçlük çektiğini, diğer katılımcılar karşısında oyundaki şanslarının azaldığını gösterdi.

Depresif ruh hali insanı çelişkiye ve kararsızlığa iterek tercihte bulunmayı zorlaştırır. Bu nedenle birçok karar açısından belki de günlerin uzadığı ve daha pozitif bir ruh halinin olduğu Mayıs gibi bir ayı beklemek daha doğru olabilir.

Haziran: Hastaneye gitmek için en iyi ay

Hastalanmak hiçbir zaman için iyi değil elbette… Ama bazı aylar diğerlerine kıyasla daha kötü olabilir. Kış ayları hastaneye gitmek için en kötü zaman olsa da Temmuz ve Ağustos gibi yeni mezun doktorların hastaneye akın ettiği dönemlerin daha riskli olabileceğini gösteren veriler de var.

İngiltere’de acil servis dışında randevulu hastane ziyaretleri ve ameliyatlarının en yoğun olduğu aylar Kasım, Şubat ve Mart. Dünya genelinde de kış ayları birçok hastalığın zirve yapması nedeniyle hastane ziyaretleri artıyor. Bunlar arasında zatürre ve yaşlılarda astım ve kalp krizi geliyor. Hastanelerin yatak kapasitesi dolduğu için boş yatak bulma ihtimali azalıyor, acil serviste ise daha uzun süre beklemek gerekiyor.

California’da yapılan bir araştırma ise yeni doktorların işgücüne katıldığı ve rollerin henüz netleşmediği yaz döneminde, önlenebilir komplikasyonlara maruz kalma riskinin yüzde 90 arttığını ortaya koydu. ABD’de üniversite hastanelerinde de Temmuz-Ağustos döneminde ameliyat olan hastaların Nisan ve Haziran’a kıyasla 30 gün içinde ölme riskinin yüzde 41 arttığı ifade edildi.

Doktorların tatile çıkma ihtimali arttığı için Aralık ayında da ‘Temmuz etkisi’ görüldüğü belirtiliyor. Bu nedenle hastaneye gitmek için en uygun ay Haziran görünüyor.

Temmuz: Sınav için en uygun zaman

Çoğumuz sınava girecek zamanı kendimiz seçemeyiz. Ama öyle bir şans varsa ve sınavda yoğun dikkat gerekiyorsa yaz ortası en iyi zaman.

Bir araştırmada, beyin aktivitesi ve bilişsel becerilerin yıl içinde belli bir döngü izlediği görüldü. 28 genç yılın farklı zamanlarında teste tabi tutulduğunda, dikkatin en yoğun olduğu zamanın yaz ortası olduğu, kışın ise en kötü seviyede olduğu tespit edildi.

Ancak kısa süreli hafıza bakımından en iyi performans sonbaharda, en kötüsü ise ilkbaharda görülüyor.

Gün uzunluğunun beynin işleyişini etkilediği gözleniyor, ancak araştırmacılar bunun işleyişi hakkında fazla bilgiye sahip değil.

Fakat mevsimlerle bilişsel beceriler arasındaki ilişkiyi inceleyen diğer araştırmalarda farklı sonuçlar da elde edildi. 13-19 yaş arası 182 Norveçli gençle yapılan araştırmada, mevsimlerin hafıza, öğrenme, reaksiyon süresi veya problem çözme becerisi üzerinde herhangi bir etkisi olmadığı sonucuna varıldı.

Ağustos: Ev satın almak için en iyi ay

ABD’de ev satın almak için en popüler dönem bahar ayları. Nisan, Mayıs ve haziran en fazla satılık evin piyasaya girdiği aylar. Böylece alıcının daha fazla seçeneği oluyor. Ancak alıcı sayısı da daha yüksek olduğu için ev fiyatları artıyor. En yüksek fiyatlar Nisan ayında görülüyor.

ABD’nin 50 büyük kentinde 2014-16 yılları arasındaki ev fiyatları incelendiğinde en düşük fiyatların Ocak ve Şubat aylarında olduğu gözlendi. Ancak bunda evin büyüklüğü veya kalitesi gibi başka etkenlerin olabileceği belirtiliyor.

Uzmanlar fiyatların daha düşük olması ve seçeneklerin fazlalığı nedeniyle satın alacak ev bakmak için en uygun zamanın Ağustos ve Eylül ayları olduğunu söylüyor.

Eylül: Doğmak için en iyi ay

Doğum günümüzü seçme şansımız yok. Ama hamileliğinizi en ince ayrıntısına kadar düşünüyorsanız Eylül’de doğum yapacak şekilde plan yapmak çocuk açısından olumlu olacaktır.

Araştırmacılar Eylül’de doğan çocukların sınavlarda daha başarılı olduğunu ve en iyi üniversitelere girme şanslarının daha yüksek olduğunu gösteriyor.

ABD’de 100 yaş ve üzeri 1600 kişi ile yapılan araştırma, Eylül-Kasım ayları arasında doğan kişilerin 100 yaşına kadar yaşama şansının arttığını ve ileri yaşlarda kalp hastalıkları ve diyabet de dahil olmak üzere daha az sağlık sorunları çektiğini ortaya koyuyor.

Ekim: Borsada hisse senedi almak için en iyi ay

Hisse senetlerinin Mayıs-Ekim ayları arasında daha zayıf performans gösterdiği, Kasım-Nisan arasında ise güçlendiğine dair yaygın bir kanı var. Bu inanışa göre baharda hisse senetlerini satmak, değerleri yükselmeye başlamadan hemen önce sonbaharda da satın almak gerekiyor.

1998’de yapılan ve yüz yıllar öncesine kadar uzanan bir araştırma, bu inanışın 37 piyasanın 36’sında doğruluğunu kanıtladı.

ABD ve Kanada’da yapılan başka bir araştırmada da yatırımcıların bahar aylarında daha atılgan, sonbaharda daha temkinli davrandığını ortaya koydu. Bu yatırımcılar sonbaharda riskli hisselerini satmaya başlayınca fiyatlar düştüğü için, bu riski göze alan kişiler için uygun yatırım olanakları doğmuş oluyor. Kış sonunda piyasalar normale döndüğünde bu hisselerin getirisi de yüksek oluyor doğal olarak.

Ancak borsaları etkileyen mevsimsel döngülerden başka etkenler de var. Ocak ayı etkisi, tatil etkisi, ay sonu etkisi, vb. ve bu etkenler küçük çaplı hisseler üzerinde daha etkili oluyor. Bu nedenle buradaki bilgiler hisse senedi alımı konusunda tavsiye olarak değerlendirilmemeli.

Kasım: Pasaport başvurusu için en iyi ay

İlk pasaport ve yenileme amaçlı başvuruların sonuçlanması talebin arttığı dönemlerde daha uzun zaman alıyor. ABD ve İngiltere verileri, özellikle Kasım ve Aralık aylarında daha az sayıda başvuru yapıldığını gösteriyor. Yaz hazırlıkları erken başladığından rakamlar Ocak ayında yeniden artış gösteriyor.

Aralık: Araba almak için en iyi ay

ABD’de araç satışları eskiden Mart ve Mayıs aylarında zirve yapardı. Ama 2009’dan bu yana Aralık ayı öne geçti. Bu ay araba satışları aylık ortalamanın yüzde 13 üstünde seyrediyor.

Bunda yılsonu indirimlerinin payı olduğu sanılıyor. ABD’de oto galerileri yıllık hedeflerini gerçekleştirmek ve stoklarını yenilemek amacıyla yılsonuna doğru fiyatlarda indirime gidiyor. Bu indirimler üreticinin tavsiye ettiği fiyatın ortalama yüzde 6,1 altında oluyor.

Yazar: Amanda Ruggeri 
Kaynak: www.bbc.com

MAKALE

Kahveyi ne kadar tanıyorsunuz?

Manşet, kahvenin faydaları, kahve içmek, kahve çeşitleri, kahve

Günde kaç bardak kahve içmek idealdir? Aç karnına tüketmenin zararı var mıdır? Kahvenin faydaları nelerdir? İşte tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikteki makalenin tamamı…

Kahve içerken dikkat edilmesi gerekenler ve püf noktalar

Sohbetlerin vazgeçilmezi kahve; gün içinde enerji veriyor, uykuyu açıyor ve kişiyi zinde tutuyor. Tüm bunların yanında birçok hastalıktan korunmada da yardımcı oluyor. Ancak kahvenin kaliteli malzeme ile uygun koşullarda hazırlanıp, belirli miktarlarda tüketilmesi gerekiyor.

Kahve hakkında en çok merak edilenler… Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aslıhan Altuntaş, kahvenin doğru tüketimi için önemli önerilerde bulundu.

Hazır kahvelerden uzak durun

Sağlıklı bir kahveden bahsetmek için öncelikle kahvenin çeşitlerine değinmek gerekmektedir. İlk olarak marketlerde satılan granül kahve adı verilen işlenmiş hazır ürünlerin tercih edilmesi önerilmemektedir.

Kahvesel özelliğini yitirmiş, işlenmiş, endüstriyel granül kahvelerin dışında, öğütülmüş kahve olarak adlandırılan diğer tüm kahve türleri damak zevkine göre seçilebilir.

Türk kahvesi, espresso, americano, filtre kahve gibi daha birçok çeşidi bulunan öğütülmüş kahvelerin aromaları geldikleri bölgeye göre değişirken, sertlik dereceleri kavurma ve pişirme yöntemlerine göre değişmektedir.

Örneğin Asya bölgesinden gelen kahveler daha acımsı bir tat vermektedir. Orta ve Güney Amerika kahveleri en çok bilinen ve bizim aslında en çok tükettiğimiz türlerdir. Afrika bölgesinden gelenler ise daha vanilyalı, meyveli tatlarda hafif kahvelerdir.

Aromalı kahveler alınan kalori miktarını artırıyor

Kahvenin sağlıklı tüketilmesinin temel noktası, kahveyi sade bir şekilde tüketmektir. Eğer sütlü tercih edilecekse bu oran kişinin günlük tüketmesi gereken süt miktarına göre belirlenmelidir. Ancak çok az tatlandıracak kadar eklenen sütler hesaba katılmayabilir.

Bunun yanında karamel, fındık, çikolata gibi aromaların tümü kahvenin kalorisini artırmaktadır. Sürekli olmamak şartıyla aromalı kahveler tüketilebilir ancak yüksek kalori oranlarıyla günlük tüketim hakkından kaybedilerek öğünlerde kısıtlamaya gidilmesi gerekliliği unutulmalıdır.

Çok kavrulan kahve besin değerini yitiriyor

Meyve ve sebzelerde bulunan flavonoidler yararlı biyokimyasal ve antioksidan etkiye sahip aromatik pigment bileşikleridir. Isı işlemiyle bütün besin maddelerindeki flavonoidler belli bir miktar değişime uğramaktadır. Kahveler ısı işlemiyle bu değişime uğradığı için lezzetinde bazı değişiklikler yaşanır. Bu nedenle çok koyu kavrulmuş kahveler yerine daha az kavrulmuş ve orta kavrulmuş kahveler tercih edilmelidir.

Böylece hem flavonoidlerden daha çok yararlanılır hem de lezzet kaybı yaşanmaz. Az kavrulmuş kahveler biraz daha ekşimsi tada sahiptir. Orta kavrulmuş kahveler ise biraz daha yumuşak içime sahiptir. Lezzeti hangi kahvenin çeşidinin tüketildiğine göre de değişmektedir. Ancak hangi kahve türü olursa olsun hem sağlık hem de lezzet açısından çok kavrulmuş kahvelerden ziyade az ya da orta kavrulmuş kahveleri tercih etmek daha faydalı olacaktır.

Günde 2 bardak ideal

Her şeyde olduğu gibi kahvede de bir dengeye göre gitmek gerekir. Ancak günlük kahve tüketim miktarı içilen kahvenin sertlik derecesine göre değişmektedir. Örneğin espressonun kafein miktarı filtre kahveye göre daha fazladır. Kahve türünün sertliği kavurma şekline göre de değişir. Bu nedenle daha orta sertlikte 3. ve 4. seviye kahveler önerilmektedir.

İçerisine koyulan kahve miktarı da önemlidir. Ortalama 2 tatlı kaşığı kadar kahve ile yapılan 300-400 ml’lik bir kupadan günde 2 tane içmek tavsiye edilen tüketim miktarıdır.

Aç karnına kahve tüketmeyin!

Ev için satın alınan kahveler tüketim miktarına göre en fazla 1-2 ay içerisine bitirilecek şekilde satın alınmalıdır. Kahveyi uzun süreler bekletmek hem lezzet açısından hem de içeriğindeki flavonoidler açısından uygun değildir.

1-2 ayda bitecek kadar kahveyi evlerde stoklamak en doğrusudur. Bunun yanında aç karınla, öğün yerine kahve tüketimi kesinlikle önerilmemektedir. Kahve mide asidinin yükselmesine sebep olarak gastrit ve reflü riskini artırmaktadır.

Doğru tüketildiğinde diyabetten kansere kadar birçok hastalığa kalkan oluyor

Tüm bu koşullara uygun tüketilen sağlıklı bir kahve alışkanlığının vücuda birçok faydası bulunmaktadır.

En önemli ve en çok konuşulan özelliği metabolizmayı hızlandırmasıdır.

Spor öncelerinde tüketimi önerilmektedir. Antrenmandan ve yoğun bir egzersizden sonra tüketilen kahve kaslardaki ağrıların ve yorgunluğun atılmasında yardımcı olur.

Gün içerisinde zinde kalmayı sağlar.

Günde ortalama 2 fincan tüketildiğinde tip 2 diyabetten korunma sağlamaktadır.

İçeriğindeki kafeinden dolayı bilişsel performansı artırmaktadır.

Özellikle erkeklerde daha sık görülen safra kesesi taşı oluşumlarını azalttığı bilinmektedir.

Oksidatif strese bağlı ritim hasarının oluşumunu önlemekte ve koruyuculuk sağlamaktadır.

Erkeklerde gut oluşumu riskini azalttığı bilinir.

Depresyonu ve depresyon riskini azalttığı da çalışmalarla ortaya konmuştur.

Bilişsel performansı artırmasıyla Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının riskini azaltmaktadır.

İçeriğindeki kafeik asit ve klorojenik asit gibi bazı antioksidan maddeler sayesinde vücudu tüm hastalıklara karşı savunduğu gibi DNA bütünlüğünü koruduğu için bazı kanser türlerinin tedavisinde de tüketimi önerilmektedir.

Kaynak: www.indigodergisi.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dopamin orucuna var mısınız?

SİLİKON VADİSİ, Manşet, DOPAMİN ORUCU, DİJİTAL İÇERİK TÜKETİMİ, DİJİTAL İÇERİK

ABD’de yapılan araştırmalar sonucunda dijital içerik tüketimi gün geçtikçe artıyor. Buna karşı son dönemlerde popüler olan dopamin orucu da oldukça ilgi çekiyor. Peki, Silikon Vadisi’nin yeni trendi dopamin orucu nedir?

Dopamin orucu: Silikon Vadisi’nin yeni trendi

ABD’de yapılan araştırmalar insanların her zamankinden çok daha fazla dijital içerik tükettiğini gösteriyor. Bu içerik tüketimi, beynin ödül algısını oluşturan bölümünü harekete geçererek alışkanlık ve hatta bağımlılık yaratıyor. Buna karşı son dönemde Silikon Vadisi’nde kullanılan yöntem ise “dopamin orucu” olarak adlandırılıyor.

ABD’de yapılan araştırmalar insanların her zamankinden çok daha fazla dijital içerik tükettiğini gösteriyor. Bu içerik tüketimi, beynin ödül algısını oluşturan bölümünü harekete geçirerek alışkanlık ve hatta bağımlılık yaratıyor.

Son dönemlerde özellikle teknolojinin dünyadaki merkezi Silikon Vadisi’nde, yeme alışkanlığı olarak popülerleşen aralıklı oruç (intermittent fasting) yöntemini teknolojiye uyarlayanların sayısı artıyor.

Business Insider sitesindeki bir haberde, ABD’nin California eyaletinin San Francisco şehrinde yer alan Silikon Vadisi’nde çalışan çok sayıda üst düzey yöneticinin son dönemde “dopamin orucuna” başladığı belirtildi.

Dopamin, beynin salgıladığı özel işlevli bir hormon. Beynin, öğrenme ve yeniliklere verdiği tepkiyi de kontrol ediyor.

San Francisco’da yaşayan psikiyatrist Dr. Cameron Sepah ise “dopamin orucu” terimini ortaya atan uzman.

Sepah’a göre dikkatin bağımlılık yarattığı bir ekonomide yaşıyoruz.

Twitter yerine kitap

Amerikalılar günde ortalama olarak 11 saatini medya iletişim araçlarını kullanarak geçiriyor.

CEO’larla ve yatırımcılarla çalışan Sepah, teknolojinin de yemeğin de ofis yaşamında bağımlılık yaratan unsurlar olduğunu vurguluyor.

Sepah, yeme alışkanlıklarını temel alan aralıklı orucu örnek göstererek teknolojiden sürekli olarak uzak durmanın mümkün olmadığını ancak belli bir süre için bunun gerçekleştirilebileceğini belirtiyor.

Instagram’da dolanmak ya da Reddit’teki yazıları okumak beynin dikkat süresini düşürdüğü gibi duygularımızı kontrol altına almayı da zorlaştırıyor.

Sürekli uyarıcılara maruz kalmak zamanla dopamine duyulan hassaslığı azaltıyor; Sepah bunu “dopamin hacking” olarak tanımlıyor.

O yüzden Sepah’a göre geceleri bilgisayarı kapatmak, haftasonları boş zaman geçirmek ve tatile çıkmak bununla başa çıkmak için iyi yöntemler.

Sepah, Twitter’da vakit geçirmek yerine bir kitap okumanın bile faydalı olacağı görüşünde.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

İnsanlar nasıl ikna edilir?

temel aksoy, öykü, Manşet, liderlik öyküleri, insanları ikna etme, ikna nedir, ikna etmek, ikna etme ile ilgili örnekler

Temel Aksoy, ‘’ İkna etmek için öykülerden daha etkili bir yol yok. ’’ diyor. Peki, herkes öykü anlatmayı öğrenebilir mi? Bu bir yetenek işi değil midir? Bu yetenek sahne sanatçılarının sahip olduğu, sıradan insanların isteseler de yapmayacakları bir iş değil midir? İşte tüm bu soruların yanıtı…

Siz de İkna Etmek İster misiniz?

Mutlaka başınıza gelmiştir. Çok iyi bildiğiniz bir konuda bir arkadaşınıza fikrinizi anlatıyorsunuz, söyledikleriniz onun aklına yatacak çünkü anlattığınızın doğruluğundan eminsiniz. Fakat şaşırarak görüyorsunuz ki beklediğiniz olmuyor. Arkadaşınız fikrinizi kabul etmiyor. Bu sefer siz görüşünüzü farklı açılardan, farklı örnekler vererek bir daha bir daha anlatıyorsunuz ama nafile  siz ikna etmeye çalıştıkça arkadaşınız sizden uzaklaşıyor ve kendi fikrine daha fazla tutunuyor. Sizin için aşikâr olan bu konuyu bir türlü anlamıyor. Hayal kırıklığı yaşıyor, sinirleniyorsunuz. Nasıl oluyor da kendinizi anlatmakta bu kadar zorluk çekiyorsunuz?

Bu durum size tanıdık geliyor mu? Eğer cevabınız evetse bilin ki yalnız değilsiniz. Hemen her gün, herkes bu sorunu yaşıyor.

Peki, bir konuda fikrinizi anlattığınızda; karşınızdakinin sizi kolayca anlamasını, ikna olmasını hatta verdiğiniz bu fikri kendisi bulmuş gibi sahiplenmesini ister miydiniz? Böyle bir güce sahip olsaydınız hayat daha kolay olur muydu?

Böyle bir güce sahip olmanın bir yolu var. Belki de sadece tek bir yolu var: Öykü anlatmak.

İkna etmek için öykülerden daha etkili bir yol yok. Bu, özel ilişkilerimizde de, iş hayatımızda da, siyasette de geçerli.  Birisini ikna etmek istiyorsanız onu mantıkla ikna etmek çok zor, çok uzun ve çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlanan bir yol. (Liderlik Dili, Öykü Dilidir.)

Peki, herkes öykü anlatmayı öğrenebilir mi? Bu bir yetenek işi değil midir? Bu yetenek sahne sanatçılarının sahip olduğu, sıradan insanların isteseler de yapmayacakları bir iş değil midir?

Herkes ama herkes öykü anlatabilir. Konuşabilen herkes öykü anlatma becerisini geliştirebilir. Öykü anlatmanın bazı kuralları var, bunları öğrendikten ve yeterince emek verdikten sonra herkesin kendi fikrini anlatabilme ve karşısındakini ikna etme gücü artar.

Öykü anlatarak ikna etmek, özel ilişkilerimizde kullanabileceğimiz bir yol olduğu kadar bir şirketi yöneten liderin de vazgeçilmez silahıdır. Öykü anlatmasını bilen lider, çalışanlarına kendi düşüncelerini kolaylıkla aktarabilir. Onların zihinlerindeki direnci kırarak, şirket vizyonu doğrultusunda güç birliği yapmalarını sağlayabilir.

1.Öykü anlatmak sadece hoşça vakit geçirmek için yapılan bir uğraş değildir. Liderlerin hayallerini amaçlara, amaçlarını sonuçlara dönüştürmek için kullandıkları bir yöntemdir.

IBM’nin eski CEO’su, Louis Gerstner, yaptığı işi”‘fillere dans etmeyi öğretmek” olarak tarif etmişti. Gerstner IBM’de, gerçekten çok önemli bir dönüşümü gerçekleştirmiş bir liderdi. Ama aynı zamanda verdiği mesajlarla tüm iş dünyasını etkilemiş iyi bir öykü anlatıcısıydı. En ciddi konuları bile her zaman sade ve neşeli bir dille ama aynı zamanda heyecanla anlatırdı.

Steve Jobs da sadece çok tutkulu bir lider değil, aynı zamanda doğal bir öykü anlatıcısıdır. Apple’ın başarısının arkasında, Jobs’un bütün çalışanlara verdiği ilham vardır, sistemin tamamına farklı düşünmeyi (Think Different) öykülerle anlatmıştır.

2.Öykü anlatmak gerçeklikten kopmak, “hikâye uydurmak” değildir. Öykü, her şeyden önce gerçek olmalıdır. Aslında her liderin, her şirketin ve her insanın mutlaka bir öyküsü vardır.

Bir şirketin duvarlarının arasında sayısız öykü dolaşır. O şirkette oluşmuş öyküler; iyi anlatıldığında, kurum değerlerini en iyi ifade eden ve aynı zamanda kurumsal iklimi yaratan unsurlardır. Şirketin felsefesini en iyi anlatan, o şirkette yaşanmış öykülerdir.

3. Öykü anlatmak ancak ve ancak içten olunarak yapılacak bir şeydir. Öykü anlatanın kendini olduğu gibi ortaya koyması; korkularını, endişelerini, zayıflıklarını dinleyenlerle paylaşması yani gönlünü açması gerekir. Hepimiz bize kalbini açana kalbimizi açarız. Öykü anlatmanın en önemli gücü de burada saklıdır. Öyküler bizi birbirimize bağlar. Biz ancak duygusal bir motivasyon bulduğumuz zaman ilham alır, harekete geçeriz.

Öykü anlatanın ses tonu ve vücut dili, anlattığı içerikle bir bütünlük içinde olmalıdır. Hiç kimse başkasını oynayarak insanları etkileme gücüne sahip değildir.

Öykü anlatmak, anlatacağınız konunun “çok önemli” olduğunu vurgulamakla yapılmaz. Aksine böyle yapmak öykünün inandırıcılığını ve değerini yok eder. Ama anlattığınızı önemseyerek, coşkuyla, tutkulu anlatmak   vermek istediğiniz mesajın önemini dinleyicilere geçirir.

4. Öykü anlatmak dinleyenle gizli bir kontrattır. Anlattığınız şey karşılığında dinleyen, kendi değerli zamanını verir. Anlattığınız öyküde dinleyeni aptal yerine koymayan onun gerçekten ihtiyaç duyduğu bilgiyi sağlayan bir içerik olması gerekir.

Dinleyicinin bilmek istedikleri vardır. Bu ihtiyaçlarla hitap eden bir içerik ve bu içeriğe uygun bir biçim, anlatanla dinleyeni aynı dalga boyuna getirir. Aynı dalga boyunda olmak, üstten bakmamak demektir. Öykü anlatıldığı andan itibaren anlatanın değil herkesin paylaştığı bir öyküdür. Sahibi hem anlatandır hem dinleyen.

5. Farklı amaçlar için farklı öykü türleri kullanılmalıdır. Örneğin bir değişimi başlatacak öykünün tonu ve teması, kurumsal değerleri paylaşmak için anlatılacak öyküden farklıdır. Hatta aynı öykü bile değişen ortamlarda tıpatıp aynı şekilde anlatılmaz çünkü her öykünün anlatıldığı ortam yani bağlam farklıdır. Ortama göre öyküyü uyarlamak gerekir.

6. Liderlerin de herkes gibi bir yaşam öyküsü vardır. Bir kişiyle veya bir toplulukla ilk bağı kurmak için, herkes gibi liderin de önce kendi öyküsünü anlatması gerekir. Bu dinleyenle bağ kurmak için bir ön koşuldur.

Bunun dışındaki bütün durumlarda, anlatanın kendini değil öyküyü ön plana çıkarması gerekir. İyi bir öykü anlatıcısı, öykünün anlamını ortaya çıkarmak için anlatır.  Değişim öyküleri bunlara en iyi örnektir: Martin Luther King insanları, “kurduğu düş” ile harekete geçirmiştir, kendini anlatarak değil. Son seçimlerde Obama da, Amerikan halkına aynı yöntemle seslenmiş, başarılı olmuştur.

7. Ancak şunu da unutmamalıyız ki, öyküyü coşkuyla, tutkuyla ve samimi bir şekilde anlatmak aslında iyi hazırlanmış olmakla mümkündür. Ancak çok prova yapmış bir anlatıcı, ses tonunu ve vücut dilini doğal kullanma becerisine kavuşabilir. İyi öykü anlatmak için emek vermek gerekir. Ne kadar çok öykü anlatırsanız diliniz  o kadar çözülür. Zaman içinde tarzınız oturur ve doğallığınız artar. Performansınız sizi bile şaşırtabilir.

8. Öykü anlatmadaki amacımız duygusal bağ kurmak ve insanlarla yakınlaşmaktır. Öykü anlatırken gizliden gizliye tehdit etmek, ya da “haddini bildirmek” öykünün doğasına terstir. Bu sebeple anlatacağınız öyküler, korku kültürü yaratmayan öyküler olmalıdır.

Öyküler yoluyla insanları suçlu hissettirmek ve olumsuz bir havayla öyküyü sonlandırmak da yakışık almaz. Bu sebeple öykü, nasıl olursa olsun mutlu sonla bitmelidir. Yaşanan tüm olumsuzluklar, öykünün sonunda bir iyiliği getirmelidir. Aksi takdirde öykünün olumlu etkisi ve harekete geçirici gücü zayıflar. Pandora’nın kutusunda bile dünyaya bütün kötülükler yayıldıktan sonra kutunun içinde umudun kaldığını unutmamak gerekir.

9. Öykülerin tümünde ortak olan bir yapı vardır. Joseph Campbell buna “Kahramanın yolculuğu” der. Her öykü, bir kahramanın başından geçen olaylar etrafında kurulur. Bu akışa göre kahramanın dengesi, her şey yolunda giderken, hiç beklemediği bir anda bozulur. Bu kahramana yapılmış bir “çağrıdır”. Kahraman bir serüvene çıkmak zorunda kalır çünkü içindeki ve dışındaki güçler bir çatışma içindedir.

Bu yolculuk sırasında kahramanımız zorluklarla karşılaşır, çelişkilere düşer, savaşır… Bu yolda karşısına çelme takanlar da çıkar, kutsal armağanlar veren akıl hocaları da. En sonunda “eve dönüş” başlar. Kahraman girdiği çatışmadan olgunlaşarak döner. Kahraman geçirdiği dönüşümle, gerek içsel gerekse sosyal olarak yeni bir insan olur.

Kahramanın Yolculuğu bütün romanların ve bütün sinema filmlerinin temel yapısını oluşturur hatta hepimiz kendi hayatımızla ilgili öyküleri anlatırken farkında olmadan bu yolu izleriz.

Pretty Woman filminde kahramanın (Richard Gere) karşısına hiç beklemediği bir anda bir sokak kadını (Julia Roberts) çıkar. Bu kadının – kendisinden beklenmeyen- şahsiyeti ve güzelliği, kahramanın ezberini bozar ve yolculuk başlar. Kahraman, serüvenin sonunda olgunlaşır ve bambaşka bir insan olur.

İş hayatında öykü anlatmak, yukarıda kısaca değindiğim klasik öykü kalıbının dışında da olabilir. Bu öykü anlatma biçimine Stephen Denning, “minimalist” öykü kalıbı ismini veriyor. Ben Denning’in kitaplarını okudum ve ikna oldum. Gerçekten de iş hayatında insanlara ilham vermek ve değişimi başlatmak için minimalist öyküler yararlı olabiliyor. Zaten iş hayatı için, çoğu kez ihtiyaç duyulan ve kullanılabilecek öyküler tam anlamıyla klasik öykü kalıbına uymuyor. Ama şaşırtıcı bir şekilde bu öyküler de insanları ikna etmeye, ateşlemeye yetiyor. Başkalarının yaşadığı ve size ilham verecek gerçek öyküler, iş hayatında çok faydalı olabiliyor.

10. Siz de yapabilirsiniz

Daha iyi bir gelecek için, mevcut davranış kalıplarını ve alışkanlıkları değiştirmek gerekiyor. Bunun için önce fikirleri değiştirmek lazım. Siz de ister bir şirketi yöneten bir lider olun, ister kendi fikrinizi anlatmak isteyen sıradan bir insan; umudu ve değişimi dile getirdiğinizde, iyi anlaşılmak ve dinleyen üzerinde kalıcı etki yaratmak istiyorsanız  fikrinizi öykü(ler) kullanarak anlatın.  Severek ve hissederek anlatılan yani iyi anlatılan bir öyküden daha etkili bir ikna aracı yoktur.

Öykü anlatmayı kimseden öğrenmenize gerek yok. Zaten biliyorsunuz. Siz de herkes gibi öykülerle büyüdünüz. Bence, hemen şimdi öykü anlatmaya başlayabilirsiniz. Yapmanız gereken anlatmak istediğiniz fikre uygun, yaşanmış ve gerçek bir olay (öykü) bulmak.  Bunu en iyi en güzel şekilde anlatmak için plan yapmak. Sonra defalarca prova yapmak ve  öyküyü içselleştirmek yani anlatım doğallığına erişmek.  Artık repertuarınızdaki bu öyküyü her seferinde daha iyi anlattığınızı görecek ve  giderek bu işin ustası olacaksınız.

İyi bir öykü, iyi anlatıldığında sizi şaşırtacak kadar güçlüdür. Öyküyü anlattığınızda önce bırakın öykü dinleyende istediğiniz etkiyi gerçekleştirsin sonra siz gerekli kanıtları ve açıklamaları sunarak, görüşünüzü daha da sağlamlaştırabilirsiniz. Çünkü artık sıra mantığa gelmiştir.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak:  www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND