Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Her şeyin zamanı, her işin vakti varmış!

önemli kararlar, Manşet, hangi ay hangi işi yapmalı, doğru zaman, avantajlı aylar, araştırmalar

Araç sigortanız mı bitti? Evlenmek mi istiyorsunuz? Yoksa ev mi almak istiyorsunuz? Hepsi için doğru bir zaman var. İşte 12 ayın 12 farklı konuda sağladığı avantajlar…

Hangi ay hangi işi yapmalı?

Araştırmalar, iş başvurusu yapmaktan, ev satın almaya, hatta evlenmeye ve çocuk yapmaya kadar hayatımızın önemli olaylarını yılın belli aylarında gerçekleştirmenin daha avantajlı olabileceğini gösteriyor. Peki, buna göre, hangi ay ne yapmalı?

Ocak: İş başvurusu yapmanın en iyi zamanı

Yeni bir yıla yeni bir işle başlama isteğinden dolayı Ocak ayında Google’da iş aramaları yoğunlaşıyor. Ancak diğer aylara kıyasla bu aramaların çok azı gerçek iş başvurularına dönüşüyor.

Bu nedenle Ocak ayı iş başvurusu yapmak için en uygun ay denebilir. Ocak-Haziran arası dönemdeki iş başvuruları, Temmuz-Aralık arasındakine kıyasla yüzde 14 daha az. Bu durum, üniversite mezuniyetlerinin çoğunlukla yaz aylarında olmasından kaynaklanıyor. Böylece sonbaharda iş arayanların sayısı artıyor.

Ayrıca Ocak ayında tatilde olanların sayısı az olduğundan iş alımları için karar verme süreci daha hızlı işliyor. Şirketler o yıl yapılacak yeni istihdam için bütçeyi de genellikle bu ay netleştirmiş oluyor. Yıllık primler Aralık’ta alındığından çoğu insan iş değiştirmek için Ocak ayını bekliyor. Yani boş istihdam oranı bu ay artmış oluyor.

Şubat: Araç sigortası (kasko) için en iyi ay

İngiltere’de yapılan araştırmalar araç sigortalarının Aralık ayında doruğa çıktığını gösteriyor. Fiyatlar Ocak ayında yeniden düşüşe geçiyor. Aralık 2016’da kapsamlı araç sigortası ortalama 812 dolar iken Şubat 2017’de 685 dolara düştüğü görüldü. Yani Aralık’ta araç sigortası yüzde 15 daha pahalıya mal olmuştu.

Aralık ayında sigorta primlerinin artması Noel ve yılbaşı nedeniyle daha fazla aracın trafiğe çıkmasına ve soğuk hava koşullarına bağlanıyor. Bu durum kaza riskini artırıyor.

Ancak araştırmalar, hangi ay olursa olsun, önceki sigorta süresi bitmeden üç hafta önce yenilemenin en uygun fiyat almayı sağlayacağını gösteriyor. Sigorta süresi bitmeden harekete geçmiş olmak kişinin organize ve tedbirli olduğunun göstergesi sayılırken, yenilemeyi son dakikaya bırakmak yüksek risk olarak görülüyor.

Mart: Evlenmek için en iyi ay

ABD’de evlenmek için en popüler mevsim sonbahar, İngiltere’de ise yaz. Bu mevsimler doğal olarak evlilik törenleri de daha pahalıya mal oluyor. Bu nedenle, en azından kuzey yarıküredeki ülkelerde Ocak, Şubat veya Mart aylarında evlenmekle düğün masrafları azaltılabilir.

Bu durum bütçeden de ötesini etkileyebilir. ABD’de 3000 çift ile yapılan araştırmada, düğün masrafı az olan çiftlerin evliliklerinin daha uzun sürme ihtimali olduğu görüldü.

Nisan: Bebek yapmak için girişimde bulunulacak en iyi ay

Doğurganlık bakımından en önemli faktörlerden biri sperm sağlığı ve miktarıdır. Bunların en üst düzeyde seyrettiği dönem ise bahar aylarıdır. ABD’de 29 bin erkekten 17 yıllık bir dönem boyunca alınan sperm örneklerinde, hareketli sperm sayısının bahar aylarında doruğa çıktığı, yazın ise düştüğü görüldü.

İsviçre’de 12 bin erkek üzerinde yapılan başka bir araştırmada da sperm yoğunluğunun baharda en yüksek, yazın ise en düşük düzeyde olduğu tespit edildi.

Tek başına bu olgu hamilelik şansını diğer aylara kıyasla büyük ölçüde değiştiren bir etkide bulunacak anlamına gelmiyor.

Mayıs: Önemli kararlar için en iyi ay

Ocak ayı kuzey yarıkürede hayata dair önemli kararların alındığı bir ay genellikle. Ama araştırmalar bunun iyi bir dönem olmadığını gösteriyor. Zira kış aylarında nüfusun yüzde 10’a yakını mevsimsel depresyondan etkileniyor.

Moralimiz bozuk olduğunda riskten kaçınma eğilimi güçleniyor. Ciddi sonuçlar doğurabilecek kararlar açısından bu dönem iyi olabilir. Ancak riskten kaçmak karar almayı zorlaştırabileceği gibi tutucu bir yaklaşım akılcı da olmayabilir.

Bir araştırmada, iskambil oyununda depresyon halindeki katılımcıların ödül getirecek seçenekleri hatırlamada güçlük çektiğini, diğer katılımcılar karşısında oyundaki şanslarının azaldığını gösterdi.

Depresif ruh hali insanı çelişkiye ve kararsızlığa iterek tercihte bulunmayı zorlaştırır. Bu nedenle birçok karar açısından belki de günlerin uzadığı ve daha pozitif bir ruh halinin olduğu Mayıs gibi bir ayı beklemek daha doğru olabilir.

Haziran: Hastaneye gitmek için en iyi ay

Hastalanmak hiçbir zaman için iyi değil elbette… Ama bazı aylar diğerlerine kıyasla daha kötü olabilir. Kış ayları hastaneye gitmek için en kötü zaman olsa da Temmuz ve Ağustos gibi yeni mezun doktorların hastaneye akın ettiği dönemlerin daha riskli olabileceğini gösteren veriler de var.

İngiltere’de acil servis dışında randevulu hastane ziyaretleri ve ameliyatlarının en yoğun olduğu aylar Kasım, Şubat ve Mart. Dünya genelinde de kış ayları birçok hastalığın zirve yapması nedeniyle hastane ziyaretleri artıyor. Bunlar arasında zatürre ve yaşlılarda astım ve kalp krizi geliyor. Hastanelerin yatak kapasitesi dolduğu için boş yatak bulma ihtimali azalıyor, acil serviste ise daha uzun süre beklemek gerekiyor.

California’da yapılan bir araştırma ise yeni doktorların işgücüne katıldığı ve rollerin henüz netleşmediği yaz döneminde, önlenebilir komplikasyonlara maruz kalma riskinin yüzde 90 arttığını ortaya koydu. ABD’de üniversite hastanelerinde de Temmuz-Ağustos döneminde ameliyat olan hastaların Nisan ve Haziran’a kıyasla 30 gün içinde ölme riskinin yüzde 41 arttığı ifade edildi.

Doktorların tatile çıkma ihtimali arttığı için Aralık ayında da ‘Temmuz etkisi’ görüldüğü belirtiliyor. Bu nedenle hastaneye gitmek için en uygun ay Haziran görünüyor.

Temmuz: Sınav için en uygun zaman

Çoğumuz sınava girecek zamanı kendimiz seçemeyiz. Ama öyle bir şans varsa ve sınavda yoğun dikkat gerekiyorsa yaz ortası en iyi zaman.

Bir araştırmada, beyin aktivitesi ve bilişsel becerilerin yıl içinde belli bir döngü izlediği görüldü. 28 genç yılın farklı zamanlarında teste tabi tutulduğunda, dikkatin en yoğun olduğu zamanın yaz ortası olduğu, kışın ise en kötü seviyede olduğu tespit edildi.

Ancak kısa süreli hafıza bakımından en iyi performans sonbaharda, en kötüsü ise ilkbaharda görülüyor.

Gün uzunluğunun beynin işleyişini etkilediği gözleniyor, ancak araştırmacılar bunun işleyişi hakkında fazla bilgiye sahip değil.

Fakat mevsimlerle bilişsel beceriler arasındaki ilişkiyi inceleyen diğer araştırmalarda farklı sonuçlar da elde edildi. 13-19 yaş arası 182 Norveçli gençle yapılan araştırmada, mevsimlerin hafıza, öğrenme, reaksiyon süresi veya problem çözme becerisi üzerinde herhangi bir etkisi olmadığı sonucuna varıldı.

Ağustos: Ev satın almak için en iyi ay

ABD’de ev satın almak için en popüler dönem bahar ayları. Nisan, Mayıs ve haziran en fazla satılık evin piyasaya girdiği aylar. Böylece alıcının daha fazla seçeneği oluyor. Ancak alıcı sayısı da daha yüksek olduğu için ev fiyatları artıyor. En yüksek fiyatlar Nisan ayında görülüyor.

ABD’nin 50 büyük kentinde 2014-16 yılları arasındaki ev fiyatları incelendiğinde en düşük fiyatların Ocak ve Şubat aylarında olduğu gözlendi. Ancak bunda evin büyüklüğü veya kalitesi gibi başka etkenlerin olabileceği belirtiliyor.

Uzmanlar fiyatların daha düşük olması ve seçeneklerin fazlalığı nedeniyle satın alacak ev bakmak için en uygun zamanın Ağustos ve Eylül ayları olduğunu söylüyor.

Eylül: Doğmak için en iyi ay

Doğum günümüzü seçme şansımız yok. Ama hamileliğinizi en ince ayrıntısına kadar düşünüyorsanız Eylül’de doğum yapacak şekilde plan yapmak çocuk açısından olumlu olacaktır.

Araştırmacılar Eylül’de doğan çocukların sınavlarda daha başarılı olduğunu ve en iyi üniversitelere girme şanslarının daha yüksek olduğunu gösteriyor.

ABD’de 100 yaş ve üzeri 1600 kişi ile yapılan araştırma, Eylül-Kasım ayları arasında doğan kişilerin 100 yaşına kadar yaşama şansının arttığını ve ileri yaşlarda kalp hastalıkları ve diyabet de dahil olmak üzere daha az sağlık sorunları çektiğini ortaya koyuyor.

Ekim: Borsada hisse senedi almak için en iyi ay

Hisse senetlerinin Mayıs-Ekim ayları arasında daha zayıf performans gösterdiği, Kasım-Nisan arasında ise güçlendiğine dair yaygın bir kanı var. Bu inanışa göre baharda hisse senetlerini satmak, değerleri yükselmeye başlamadan hemen önce sonbaharda da satın almak gerekiyor.

1998’de yapılan ve yüz yıllar öncesine kadar uzanan bir araştırma, bu inanışın 37 piyasanın 36’sında doğruluğunu kanıtladı.

ABD ve Kanada’da yapılan başka bir araştırmada da yatırımcıların bahar aylarında daha atılgan, sonbaharda daha temkinli davrandığını ortaya koydu. Bu yatırımcılar sonbaharda riskli hisselerini satmaya başlayınca fiyatlar düştüğü için, bu riski göze alan kişiler için uygun yatırım olanakları doğmuş oluyor. Kış sonunda piyasalar normale döndüğünde bu hisselerin getirisi de yüksek oluyor doğal olarak.

Ancak borsaları etkileyen mevsimsel döngülerden başka etkenler de var. Ocak ayı etkisi, tatil etkisi, ay sonu etkisi, vb. ve bu etkenler küçük çaplı hisseler üzerinde daha etkili oluyor. Bu nedenle buradaki bilgiler hisse senedi alımı konusunda tavsiye olarak değerlendirilmemeli.

Kasım: Pasaport başvurusu için en iyi ay

İlk pasaport ve yenileme amaçlı başvuruların sonuçlanması talebin arttığı dönemlerde daha uzun zaman alıyor. ABD ve İngiltere verileri, özellikle Kasım ve Aralık aylarında daha az sayıda başvuru yapıldığını gösteriyor. Yaz hazırlıkları erken başladığından rakamlar Ocak ayında yeniden artış gösteriyor.

Aralık: Araba almak için en iyi ay

ABD’de araç satışları eskiden Mart ve Mayıs aylarında zirve yapardı. Ama 2009’dan bu yana Aralık ayı öne geçti. Bu ay araba satışları aylık ortalamanın yüzde 13 üstünde seyrediyor.

Bunda yılsonu indirimlerinin payı olduğu sanılıyor. ABD’de oto galerileri yıllık hedeflerini gerçekleştirmek ve stoklarını yenilemek amacıyla yılsonuna doğru fiyatlarda indirime gidiyor. Bu indirimler üreticinin tavsiye ettiği fiyatın ortalama yüzde 6,1 altında oluyor.

Yazar: Amanda Ruggeri 
Kaynak: www.bbc.com

MAKALE

Çocukların ev ödevlerine yardım etmeli mi?

Manşet, ebeveyn, çocuk yetiştirme, araştırma

Anne babalar çocuklarının eğitimine ne kadar dahil olmalı? Ev ödevlerine yardım etmeli mi? Etmemeli mi? İşte ebeveyn müdahalesinin akademik başarıya etkisi olup olmadığını araştıran, şimdiye dek yapılmış en geniş kapsamlı çalışmanın detayları…

Çocuklarınızın Ödevlerine Yardım Etmeyin!

Günümüzde çocuk yetiştirmenin en temel “zorunluluklarından” biri de, ebeveynlerin çocuklarının eğitimine aktif bir şekilde dahil olması gerekliliği: Öğretmenlerle toplantılar yapmak, okuldaki gönüllü işlere katılmak, ödevlere yardımcı olmak ve çok az sayıda çalışan ebeveynin zaman bulabildiği yüzlerce başka şey yapmak… Bu zorunluluklar içimize öylesine işlemiş ki, çok az ebeveyn bu kadar çabaya değip değmediğini sorgular.

Bu Ocak ayına kadar birçok araştırmacı için de bu böyleydi. Teksas Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Keith Robinson ve Duke Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Angel L. Harris, ebeveyn müdahalesinin akademik başarıya etkisi olup olmadığını araştırdıkları, şimdiye dek yapılmış en geniş kapsamlı çalışmada, durumun pek de öyle olmadığı sonucuna vardılar. Araştırmacılar, Amerikalı ebeveynler üzerine yapılmış yaklaşık 30 yıl değerindeki uzun vadeli bütün araştırmaları taradı. Çocukların ödevlerine yardım etmekten üniversite planları üzerine konuşmaya ve okullarında gönüllü olarak çalışmaya kadar çocukların akademik hayatına müdahil olmanın 63 farklı yolunu araştırdılar. Bu araştırma, ebeveynleri daha çok müdahil olan çocukların zamanla daha fazla gelişme gösterip göstermediklerini bulmayı amaçlıyordu. Araştırmacılar bunu, çocukların okuma ve matematikteki sınav sonuçlarını içeren akademik performanslarına dayanarak ölçtüler.

Buldukları şey şaşırtıcıydı. Ölçülebilen ebeveyn müdahalesinin – ebeveynin ait olduğu etnik köken, kültür, sosyal sınıf ya da eğitim düzeyi ne olursa olsun – çocuklara akademik olarak çok az faydası olduğu hatta onları gerilettiğini gördüler.

Kızınızın ödevini her gece gözden geçiriyor musunuz? Robinson ve Harris’in Bozuk Pusula: Çocukların Eğitiminde Veli Müdahalesi isimli çalışmada yayımlanan verilerine göre bunu yapmanız kızınızın testlerden daha yüksek not almasını sağlamayacak. Üstelik çocuklar ortaokul çağına geldiklerinde, ebeveynlerin ödevlere yardım ediyor olması sınav sonuçlarını aşağıya çekebiliyor. Robinson’a göre bunun nedeni, velilerin, çocukların okulda öğrendikleri şeyleri çoktan unutmuş olmaları ya da aslında bunları asla tam olarak anlayamamış olmaları.

Benzer şekilde velileri sürekli öğretmenlerle ve okul müdürleriyle görüşen çocuklar, velileri okulda pek görünmeyen akranlarından akademik olarak daha hızlı gelişmiyorlardı. Diğer yararsız veli müdahalelerininse şunlar olduğu ortaya çıktı: Bir çocuğun sınıfını gözlemlemek, bir ergenin lisede alacağı dersleri seçmesinde yardımcı olmak, kötü not yüzünden çocuğu cezalandırmak ya da ödevini ne zaman yapacağı konusunda katı kurallar koymak gibi disiplinle ilgili önlemler. Robinson, bu tarz bir müdahalelerin heveslendirmekten çok kaygı yaratacağını düşünüyor. “Onlara, ‘Okulda daha fazla gönüllü olmamı ister misin? Okuldaki sosyal aktivitelere katılayım mı? Ödevlerine yardım etmem sana yardımcı oluyor mu?’ diye sorun” diyor Robinson. “Neler yapmaları gerektiği konusunda velileri ve okulları bilgilendirmeyi akıl ediyoruz ama çocukları genellikle bu konuşmanın dışında bırakıyoruz.”

Okullara velilerin de dahil olmasının bir dogma haline gelmesinin nedenlerinden biri de devletin bunu aktif bir şekilde teşvik etmesidir. Okullarda veli komitelerinin (Okul-Aile Birliği) kurulmasının talep edilmesinin sebebi, daha aktif anne ve babaların orta sınıf ile yoksul öğrenciler arasındaki performans farkının kapatılmasına katkıda bulunmasını sağlamaktır. Ancak bu yeni araştırmaya kadar hiç kimse, veliler ve okullar arasındaki ilişkinin, çocukların başarısını geliştirdiği varsayımını test etmedi. 

Robinson ve Harris bu varsayımı büyük ölçüde çürütürken, küçük çocuklara yüksek sesle kitap okumak (ebeveynlerin yarısından azı bunu günlük olarak yapıyordu) ve ergenlerle üniversite planları hakkında konuşmak gibi küçücük alışkanlıkların fark yaratabileceğini gördüler. Ancak bu müdahaleler, okullarda ya da öğretmenlerin yanında değil, evde hayata geçiriliyordu.

Dahası, ebeveynleri eğitimlerini önemsemediği için yoksul öğrencilerin okulda başarısız olduğuna dair yaygın inanışın da yanlış olduğu ortaya çıktı. Etnik kökeni, sosyal sınıfı ve eğitim seviyesi ne olursa olsun, velilerin büyük bir çoğunluğu çocuklarıyla yüksek notların önemi hakkında konuştuğunu ve onların üniversiteye devam etmelerini dilediklerini bildiriyordu. Örneğin Amerika’daki Asya kökenli çocukların ebeveynleri, okula Latin kökenli ebeveynlerden daha fazla müdahil olmasa da (çünkü her iki grup da dil sorunu yaşıyor), Asya kökenli çocuklar sınavlarda aşırı derecede iyi performans gösterebiliyorlardı. Öyleyse neden bazı ebeveynler, paylaşılan bu değerleri başarıya çevirmelerinde çocuklarına yardımcı olmakta daha etkililer?

Robinson ve Harris, finansal kaynakları ve eğitim durumu daha iyi olan ebeveynlerin, çocuklarını, ilginç mesleklere sahip olan üniversite mezunu yetişkinlerin olduğu bir sosyal çevre içinde büyüttüklerini varsayıyorlar. Üst-orta sınıf çocuklara, iyi bir eğitimin hayatta başarılı olmak için gerekli olduğu sadece söylenmekle kalmıyor. Bu çocukların etrafı zaten yemek sofralarında üniversite yıllarını yad eden doktor, avukat ve mühendis olarak çalışan aile fertleri ve dostlarıyla çevrili oluyor. Asyalı ebeveynlerin durumu ise bir istisna: Çok yoksul olsalar ve çocuklarına bu tür bir sosyal çevre sağlayamasalar bile, eğitimin değeri ve cazibesi hakkında çocuklarıyla benzer bir etki yaratacak şekilde konuşabildikleri görülüyor.

Robinson, araştırma kapsamında Teksas Üniversitesi’ndeki istatistik lisans öğrencilerine ailelerinin başarılarına nasıl bir katkıda bulunduklarını sordu. Öğrencilerin çoğu; ebeveynlerinin onları zorladığına, teşvik ettiğine ya da resmi sebeplerle okulda bulunduklarına dair pek fazla anısı olmadığını bildirdi. Öğrenciler bunun yerine anne ve babalarını, yüksek beklentileri olan ama geride duran ebeveynler olarak tanımladılar. “Bu çocuklar da başardı!” diyor Robinson. “Ebeveynlerinin, çocukların akademik hayatına dahil olan ebeveynler olmasını bekliyorduk. Ama öyle değillerdi. Bu beni gerçekten çok şaşırttı.”

Robinson ve Harris’in bulduklarını, ebeveynler ile çocukları arasındaki evdeki konuşmaları 1990’larda gözlemleyen sosyolog Annette Lareau’nin çalışmalarından öğrendiklerimizle birleştirebiliriz. Lareau, yoksul ve işçi-sınıfından gelenlerin ev ortamlarında, çocukların sessiz olmalarının ve öğretmen gibi yetişkin bir otorite figürüne karşı saygıda kusur etmemelerinin beklendiğini buldu. Orta sınıf ailelerin ev ortamlarında ise çocuklar eleştirel sorular sormayı ve kendilerini savunmayı öğreniyorlardı. Bu davranışlar sınıfta çok işlerine yarıyordu.

Robinson ve Harris, yaptıkları araştırmada bazı veli müdahalesi türlerine yer vermemeyi seçti: Bocalayan çocuklar için özel öğretmen ya da terapist tutmak, üniversite için tasarruf hesapları açmak gibi. Bir de şöyle bir gerçek var: Sosyoekonomik durumu ne olursa olsun,  bazı ebeveynler çocukları için etkili okullar arama konusunda aşırı çabalarken, bazıları köşe başındaki okulu tartışmasız olarak kabul ediyorlardı.

Her ne kadar Robinson ve Harris öğrencilerin okul seçimine bakmasalar da, ebeveynlerin çocuklarının akademik performanslarını – okuma ve matematikte sekiz puana kadar- iyileştirmelerini sağlayacak çok az yoldan biri olarak şunu buldu: Çocuklarını hakkında iyi şeyler söylenen bir öğretmenin sınıfına yerleştirmek. En iyi öğretmeni seçmenin, çocuğun hayat boyu taşıyacağı kazanımları artırdığı ortaya çıktı.

Sonuçta, bu bulgular kermeslerde kek satmak için gönüllü olmaya zaman ayırmak için çabalayan kaygılı ebeveynleri rahatlatabilir. Ancak okullardaki veli müdahalesine sadece sınav sonuçlarıyla değer biçmek, velilerin okullarda ne büyük etkiler yaratabileceklerini görmemizi engellememeli. “Belalı” gibi görünen bu ebeveynler, özellikle devlet okullarında, çok etkilidirler. Daha iyi bir ders kitapları bulma, bahçede yeni oyun alanları kurma ve sanat, müzik, tiyatro ve okul sonrası kulüpler gibi tüm hayati “ekstraları” hayata geçirme konusunda oldukça etkilidirler. Bu tür bir veli katılımı, sınav sonuçlarını doğrudan etkilemese de, okulu tüm öğrenciler için pozitif bir yere dönüştürebilir. Çocuklarınızın okullarına müdahil olmak sadece onlara arka çıkmanın bir yolu değil, aynı zamanda iyi bir vatandaş olmanın da bir yolu olarak görülebilir. 

Kaynak: www.egitimpedia.com
Çeviri: Ayşegül Sarıoğlu

Okumaya devam et

MAKALE

Süt kemik sağlığı bakımından yararlı mı?

sütün faydaları, Manşet, kemik gelişimi

Kemik gelişimi için sütün önemli olduğunu yıllardan beri duyarız. Peki gerçekten süt içmek kemiklerin güçlenmesine düşünüldüğü kadar katkı sağlar mı? İşte www.bbc.com sitesinden hepimizi aydınlatacak nitelikte bir makale…

Süt gerçekten kemikleri güçlendiriyor mu?

Kemiklerimizi güçlendirmek için süt içmek gerektiğine dair sözleri çocukken hepimiz duymuşuzdur.

Süt kalsiyum içerir. Kalsiyum da kemik yoğunluğu için gerekli bir mineral olarak biliniyor.

Ancak süt tüketimi ile kemiklerin güçlenmesi arasında kesin bir bağ olduğunu kanıtlamak o kadar da kolay değil.

Bunu kanıtlamak için iki büyük grupla bir deney yapılması, bunlardan birinin yıllar boyunca bol miktarda süt içerken diğer gruba süt görünümünde plasebo içecek verilmesi gerekiyor. Ama bunu pratikte uygulamak zor.

Onun yerine şu yapılabilir: Binlerce insana geçmiş yıllarda ne kadar süt içtikleri sorulup sonra da en az 10 yıl gözlemlenerek düzenli süt içenlerde daha az sayıda kemik kırılması vakasına rastlanıp rastlanmadığının tespit edilmesi.

ABD’de Harvard Üniversitesi 1997’de böyle bir araştırma yapmıştı. 77 bin kadın hemşire 10 yıl boyunca gözlemlendi. Ancak haftada bir bardak süt içenlerle iki ve daha fazla bardak içenler arasında kol ve kalça kırıkları vaka sayısı bakımından önemli bir fark görülmedi.

Etkisi iki yıl sürüyor

Aynı ekibin 330 bin erkekle yaptığı araştırmada da benzer bir sonuç alındı.

Bu alandaki 15 farklı araştırma 2015’te Yeni Zelandalı bir ekip tarafından incelendiğinde, süt içmek de dahil, kalsiyum bakımından zengin bir diyetin kemikteki kalsiyum yoğunluğunu iki yıl artırdığı, ancak sonra bu artışın durduğu gözlendi.

Diyetle alınan kalsiyuma alternatif olarak haplarla kalsiyum takviyesi de yapılabiliyor. Ancak takviyelerin uzun vadede olumsuz etkide bulunduğuna dair endişeler var.

Yeni Zelandalı ekip 51 araştırmayı inceleyerek kalsiyum takviyesinin uzun vadede avantajları ile olumsuz etkilerini kıyasladığında, onlar da kemiklerdeki güçlenmenin bir-iki yıl sonra durduğunu tespit etti.

Kalsiyum takviyesi, kemik yoğunluğunda yaşlanmaya bağlı kaybı durdurmuyor, sadece geciktiriyordu. Ekip, kemiklerde kırılma oranı bakımından bunun ancak ufak bir azalmaya tekabül ettiği sonucuna vardı.

Aynı veriler farklı ülkelerde incelendiğinde, günlük alınması gereken kalsiyum miktarı bakımından farklı öneriler ortaya çıkmıştı. Örneğin ABD’de önerilen miktar İngiltere ve Hindistan’dakinin iki katına yakındı. ABD’de günde yaklaşık üç su bardağı süt içilmesi salık veriliyor.

2014’te İsveç’te yapılan bir araştırmada ise günde üç bardaktan fazla süt içmenin kemikler için daha fazla yarar getirmediği, hatta zararlı olabileceği sonucuna varılmıştı.

Uppsala Üniversitesi ve Karolinska Enstitüsü’nün yaptığı araştırmada, insanlara önce 1987’de ne kadar süt içtikleri soruldu, daha sonra aynı soru 1997’de tekrarlandı.

2010’da bu insanlar arasında ölüm oranı incelendiğinde günde bir bardak süt içenlerde daha fazla kemik kırılması ve erken ölüm oranına rastlandığı görüldü.

Peynir ve yoğurt daha mı etkili?

Ancak bu araştırmanın da bazı sorunları vardı. İnsanlara daha önceki yıllarda ne kadar süt tükettikleri sorulmuştu, bunu doğru bir şekilde tahmin etmek mümkün olmayabilirdi, zira süt tüketimi farklı şekillerde olabilirdi.

Ayrıca bu tür araştırmalardaki en büyük sorun burada da kendisini gösteriyordu: İki olay birbiriyle gerçekten bağlantılı mı veya neden-sonuç ilişkisi gerçekten var mı?

Aynı araştırmada kafa karıştıran bir diğer sonuç ise peynir ve yoğurt tüketimi ile daha az sayıda kırık oranı arasında bir bağlantı kurulmasıydı.

Araştırmacılar, insanlara beslenme konusunda tavsiyelerde bulunurken bu sonuçların dayanak alınması için erken olduğunu, benzer araştırmaların tekrarlanması gerektiğini söylüyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak beslenme düzenini değiştirme konusunda temkinli davranılması tavsiye ediliyor.

Yani kısaca diyebiliriz ki, mevcut verilere göre, süt içmeye devam etme konusunda bir sorun yok. Süt kemik sağlığı bakımından yararlı olabilir. Ama bu yarar sandığımız kadar uzun süreli olmayabilir.

Ayrıca kemik sağlığı açısından etkili diğer yöntemleri de uygulamak gerekir. Egzersiz yapmak ve beslenme, güneş ışığı ve fazla güneşin olmadığı yerlerde kışın D vitamini takviyesi yoluyla yeterince D vitamini almak gibi.

Uyarı: Bu makale sadece genel bilgi verme amacıyla yazılmıştır ve doktor tavsiyesi olarak ele alınmaması gerekir. Makalenin içeriğinden yola çıkarak okurun kendi başına koyduğu teşhislerden BBC sorumlu değildir. Sağlığınızla ilgili herhangi bir endişeniz varsa doktorunuza danışın.

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Hepimizin biraz sakinleşmeye ihtiyacı var

sinirliyken sakinleşmek için ne yapmalı, sakinleşmek, Manşet

Günlük hayatımızda hemen her yerde can sıkıcı olaylarla karşılaşabiliyoruz. Bu olaylara verdiğimiz tepkiler de o anki ruh halimize göre değişiklik gösterebiliyor. Bu da bizi fazlasıyla yıpratabiliyor. Peki ne yapmalıyız? İşte sakinleşmek için kendimize sormamız gereken sorular…

Endişe duygusuna kapıldığınızda sakinleşmek için kendinize sorabileceğiniz sorular

Bazen insan sebepli veya sebepsiz yere endişeye kapılır. Öyle ki bu duygusunu başkalarına açıklamakta bile zorlanır. Anne babasının hastalanacağından, çok fazla para harcadığından, sevdiklerinin duygularını incitmekten, mesajlara cevap vermeyen bir arkadaş yüzünden bile endişelenir. Bir yakını eve geç geldiğinde, topluluk önünde konuşması gerektiğinde endişelenen sadece siz değilsiniz. Herhangi bir sebepten ötürü endişeye kapıldığınızda, göğsünüze bir ağırlık çöktüğünde şunu hatırlayın; yalnız değilsiniz. Endişe, birden fazla şekilde ortaya çıkabilir. Endişe duygusundan kurtulmanın da birden fazla yöntemi var. Bunlardan biri de sakinleşmek için kendinize soru sormak. İşte endişelendiğiniz zamanlarda bu duygudan uzaklaşmak için kendinize sorabileceğiniz sorular:

1. Bu gerçekten bir tehdit mi?

Hayatta kazalar olur. Ancak çoğu zaman endişe duygusuna kapıldığımızda, işlerin gerçekten de ters gittiğini söylemek biraz zor. Peki o halde sizi bu kadar endişelendiren şey ne? O şeyin gerçekleşme ihtimali ne? Bunu gerçekten bir anlığına da olsa düşünün. Bu sorulara bulacağınız yanıtlar, endişelenmenize sebep olan şeyin gerçek bir tehdit olup olmadığını kavramanızı kolaylaştırır.

2. Hazırlıklı olmak için elinizden gelen her şeyi yaptınız mı?

Hayatta bazı şeyleri kontrol edebilirsiniz, önlem alabilirsiniz. Bisiklete biniyorsanız, kask takmalısınız. Evdeki alarmın çalışıp çalışmadığını kontrol etmeli, sağlık sigortanızı ihmal etmemeli, düzenli aralıklarla doktora görünmelisiniz. Biraz sıkıcı bir çözüm olabilir ancak kendinize kontrol edilecekler listesi hazırlayabilirsiniz. Gözden geçirdiğiniz unsurları tek tek işaretlediğiniz zaman endişelerinizden bir nebze kurtulabilir, daha sakin ve planlı hareket edebilirsiniz.

3. Zihniniz biraz aşırıya kaçıyor olabilir mi?

Gecenin bir yarısı endişeye kapılmış, korkmuş ve yorgun düşmüş bir zihinden daha kötü ne olabilir? Eğer panik duygunuz ve endişeleriniz işle, başka insanlarla veya dikkatinizi dağıtacak herhangi bir şeyle ilgili olmayan saatlerde ortaya çıkıyorsa, bu durumda kontrolü ele almalısınız. Derin nefesler alıp vererek düşüncelerinizi değiştirebilir veya bir uyku meditasyonu videosu açabilirsiniz. Gece gelen kaygılarınızın, güneşin ışığıyla birlikte ortadan kaybolacağını düşünebilirsiniz.

Aslında korkmanız gereken şey, endişelerinize sebep olan şeyler değil, endişenin ta kendisi. Amerikalı ünlü yazar Seth Godin, “Endişe, davranışlarımızı verimli bir şekilde değiştirdiği zaman kullanışlıdır. Bunun dışında kalan endişe duygusu, dikkat dağınıklığının olumsuz hali, bizi çalışmaktan veya hayatımızı yaşamaktan alıkoymak için tasarlanmış bir oyalanma şeklidir” diyor.

Bir sonraki sefer panik duygunuz arttığında, endişelerinize kapıldığınızda kendinize sorular sorarak bu duyguyla baş etmeyi ve ondan kurtulmayı deneyebilirsiniz.

Kaynak: www.uplifers.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND