Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Her şeyin zamanı, her işin vakti varmış!

önemli kararlar, Manşet, hangi ay hangi işi yapmalı, doğru zaman, avantajlı aylar, araştırmalar

Araç sigortanız mı bitti? Evlenmek mi istiyorsunuz? Yoksa ev mi almak istiyorsunuz? Hepsi için doğru bir zaman var. İşte 12 ayın 12 farklı konuda sağladığı avantajlar…

Hangi ay hangi işi yapmalı?

Araştırmalar, iş başvurusu yapmaktan, ev satın almaya, hatta evlenmeye ve çocuk yapmaya kadar hayatımızın önemli olaylarını yılın belli aylarında gerçekleştirmenin daha avantajlı olabileceğini gösteriyor. Peki, buna göre, hangi ay ne yapmalı?

Ocak: İş başvurusu yapmanın en iyi zamanı

Yeni bir yıla yeni bir işle başlama isteğinden dolayı Ocak ayında Google’da iş aramaları yoğunlaşıyor. Ancak diğer aylara kıyasla bu aramaların çok azı gerçek iş başvurularına dönüşüyor.

Bu nedenle Ocak ayı iş başvurusu yapmak için en uygun ay denebilir. Ocak-Haziran arası dönemdeki iş başvuruları, Temmuz-Aralık arasındakine kıyasla yüzde 14 daha az. Bu durum, üniversite mezuniyetlerinin çoğunlukla yaz aylarında olmasından kaynaklanıyor. Böylece sonbaharda iş arayanların sayısı artıyor.

Ayrıca Ocak ayında tatilde olanların sayısı az olduğundan iş alımları için karar verme süreci daha hızlı işliyor. Şirketler o yıl yapılacak yeni istihdam için bütçeyi de genellikle bu ay netleştirmiş oluyor. Yıllık primler Aralık’ta alındığından çoğu insan iş değiştirmek için Ocak ayını bekliyor. Yani boş istihdam oranı bu ay artmış oluyor.

Şubat: Araç sigortası (kasko) için en iyi ay

İngiltere’de yapılan araştırmalar araç sigortalarının Aralık ayında doruğa çıktığını gösteriyor. Fiyatlar Ocak ayında yeniden düşüşe geçiyor. Aralık 2016’da kapsamlı araç sigortası ortalama 812 dolar iken Şubat 2017’de 685 dolara düştüğü görüldü. Yani Aralık’ta araç sigortası yüzde 15 daha pahalıya mal olmuştu.

Aralık ayında sigorta primlerinin artması Noel ve yılbaşı nedeniyle daha fazla aracın trafiğe çıkmasına ve soğuk hava koşullarına bağlanıyor. Bu durum kaza riskini artırıyor.

Ancak araştırmalar, hangi ay olursa olsun, önceki sigorta süresi bitmeden üç hafta önce yenilemenin en uygun fiyat almayı sağlayacağını gösteriyor. Sigorta süresi bitmeden harekete geçmiş olmak kişinin organize ve tedbirli olduğunun göstergesi sayılırken, yenilemeyi son dakikaya bırakmak yüksek risk olarak görülüyor.

Mart: Evlenmek için en iyi ay

ABD’de evlenmek için en popüler mevsim sonbahar, İngiltere’de ise yaz. Bu mevsimler doğal olarak evlilik törenleri de daha pahalıya mal oluyor. Bu nedenle, en azından kuzey yarıküredeki ülkelerde Ocak, Şubat veya Mart aylarında evlenmekle düğün masrafları azaltılabilir.

Bu durum bütçeden de ötesini etkileyebilir. ABD’de 3000 çift ile yapılan araştırmada, düğün masrafı az olan çiftlerin evliliklerinin daha uzun sürme ihtimali olduğu görüldü.

Nisan: Bebek yapmak için girişimde bulunulacak en iyi ay

Doğurganlık bakımından en önemli faktörlerden biri sperm sağlığı ve miktarıdır. Bunların en üst düzeyde seyrettiği dönem ise bahar aylarıdır. ABD’de 29 bin erkekten 17 yıllık bir dönem boyunca alınan sperm örneklerinde, hareketli sperm sayısının bahar aylarında doruğa çıktığı, yazın ise düştüğü görüldü.

İsviçre’de 12 bin erkek üzerinde yapılan başka bir araştırmada da sperm yoğunluğunun baharda en yüksek, yazın ise en düşük düzeyde olduğu tespit edildi.

Tek başına bu olgu hamilelik şansını diğer aylara kıyasla büyük ölçüde değiştiren bir etkide bulunacak anlamına gelmiyor.

Mayıs: Önemli kararlar için en iyi ay

Ocak ayı kuzey yarıkürede hayata dair önemli kararların alındığı bir ay genellikle. Ama araştırmalar bunun iyi bir dönem olmadığını gösteriyor. Zira kış aylarında nüfusun yüzde 10’a yakını mevsimsel depresyondan etkileniyor.

Moralimiz bozuk olduğunda riskten kaçınma eğilimi güçleniyor. Ciddi sonuçlar doğurabilecek kararlar açısından bu dönem iyi olabilir. Ancak riskten kaçmak karar almayı zorlaştırabileceği gibi tutucu bir yaklaşım akılcı da olmayabilir.

Bir araştırmada, iskambil oyununda depresyon halindeki katılımcıların ödül getirecek seçenekleri hatırlamada güçlük çektiğini, diğer katılımcılar karşısında oyundaki şanslarının azaldığını gösterdi.

Depresif ruh hali insanı çelişkiye ve kararsızlığa iterek tercihte bulunmayı zorlaştırır. Bu nedenle birçok karar açısından belki de günlerin uzadığı ve daha pozitif bir ruh halinin olduğu Mayıs gibi bir ayı beklemek daha doğru olabilir.

Haziran: Hastaneye gitmek için en iyi ay

Hastalanmak hiçbir zaman için iyi değil elbette… Ama bazı aylar diğerlerine kıyasla daha kötü olabilir. Kış ayları hastaneye gitmek için en kötü zaman olsa da Temmuz ve Ağustos gibi yeni mezun doktorların hastaneye akın ettiği dönemlerin daha riskli olabileceğini gösteren veriler de var.

İngiltere’de acil servis dışında randevulu hastane ziyaretleri ve ameliyatlarının en yoğun olduğu aylar Kasım, Şubat ve Mart. Dünya genelinde de kış ayları birçok hastalığın zirve yapması nedeniyle hastane ziyaretleri artıyor. Bunlar arasında zatürre ve yaşlılarda astım ve kalp krizi geliyor. Hastanelerin yatak kapasitesi dolduğu için boş yatak bulma ihtimali azalıyor, acil serviste ise daha uzun süre beklemek gerekiyor.

California’da yapılan bir araştırma ise yeni doktorların işgücüne katıldığı ve rollerin henüz netleşmediği yaz döneminde, önlenebilir komplikasyonlara maruz kalma riskinin yüzde 90 arttığını ortaya koydu. ABD’de üniversite hastanelerinde de Temmuz-Ağustos döneminde ameliyat olan hastaların Nisan ve Haziran’a kıyasla 30 gün içinde ölme riskinin yüzde 41 arttığı ifade edildi.

Doktorların tatile çıkma ihtimali arttığı için Aralık ayında da ‘Temmuz etkisi’ görüldüğü belirtiliyor. Bu nedenle hastaneye gitmek için en uygun ay Haziran görünüyor.

Temmuz: Sınav için en uygun zaman

Çoğumuz sınava girecek zamanı kendimiz seçemeyiz. Ama öyle bir şans varsa ve sınavda yoğun dikkat gerekiyorsa yaz ortası en iyi zaman.

Bir araştırmada, beyin aktivitesi ve bilişsel becerilerin yıl içinde belli bir döngü izlediği görüldü. 28 genç yılın farklı zamanlarında teste tabi tutulduğunda, dikkatin en yoğun olduğu zamanın yaz ortası olduğu, kışın ise en kötü seviyede olduğu tespit edildi.

Ancak kısa süreli hafıza bakımından en iyi performans sonbaharda, en kötüsü ise ilkbaharda görülüyor.

Gün uzunluğunun beynin işleyişini etkilediği gözleniyor, ancak araştırmacılar bunun işleyişi hakkında fazla bilgiye sahip değil.

Fakat mevsimlerle bilişsel beceriler arasındaki ilişkiyi inceleyen diğer araştırmalarda farklı sonuçlar da elde edildi. 13-19 yaş arası 182 Norveçli gençle yapılan araştırmada, mevsimlerin hafıza, öğrenme, reaksiyon süresi veya problem çözme becerisi üzerinde herhangi bir etkisi olmadığı sonucuna varıldı.

Ağustos: Ev satın almak için en iyi ay

ABD’de ev satın almak için en popüler dönem bahar ayları. Nisan, Mayıs ve haziran en fazla satılık evin piyasaya girdiği aylar. Böylece alıcının daha fazla seçeneği oluyor. Ancak alıcı sayısı da daha yüksek olduğu için ev fiyatları artıyor. En yüksek fiyatlar Nisan ayında görülüyor.

ABD’nin 50 büyük kentinde 2014-16 yılları arasındaki ev fiyatları incelendiğinde en düşük fiyatların Ocak ve Şubat aylarında olduğu gözlendi. Ancak bunda evin büyüklüğü veya kalitesi gibi başka etkenlerin olabileceği belirtiliyor.

Uzmanlar fiyatların daha düşük olması ve seçeneklerin fazlalığı nedeniyle satın alacak ev bakmak için en uygun zamanın Ağustos ve Eylül ayları olduğunu söylüyor.

Eylül: Doğmak için en iyi ay

Doğum günümüzü seçme şansımız yok. Ama hamileliğinizi en ince ayrıntısına kadar düşünüyorsanız Eylül’de doğum yapacak şekilde plan yapmak çocuk açısından olumlu olacaktır.

Araştırmacılar Eylül’de doğan çocukların sınavlarda daha başarılı olduğunu ve en iyi üniversitelere girme şanslarının daha yüksek olduğunu gösteriyor.

ABD’de 100 yaş ve üzeri 1600 kişi ile yapılan araştırma, Eylül-Kasım ayları arasında doğan kişilerin 100 yaşına kadar yaşama şansının arttığını ve ileri yaşlarda kalp hastalıkları ve diyabet de dahil olmak üzere daha az sağlık sorunları çektiğini ortaya koyuyor.

Ekim: Borsada hisse senedi almak için en iyi ay

Hisse senetlerinin Mayıs-Ekim ayları arasında daha zayıf performans gösterdiği, Kasım-Nisan arasında ise güçlendiğine dair yaygın bir kanı var. Bu inanışa göre baharda hisse senetlerini satmak, değerleri yükselmeye başlamadan hemen önce sonbaharda da satın almak gerekiyor.

1998’de yapılan ve yüz yıllar öncesine kadar uzanan bir araştırma, bu inanışın 37 piyasanın 36’sında doğruluğunu kanıtladı.

ABD ve Kanada’da yapılan başka bir araştırmada da yatırımcıların bahar aylarında daha atılgan, sonbaharda daha temkinli davrandığını ortaya koydu. Bu yatırımcılar sonbaharda riskli hisselerini satmaya başlayınca fiyatlar düştüğü için, bu riski göze alan kişiler için uygun yatırım olanakları doğmuş oluyor. Kış sonunda piyasalar normale döndüğünde bu hisselerin getirisi de yüksek oluyor doğal olarak.

Ancak borsaları etkileyen mevsimsel döngülerden başka etkenler de var. Ocak ayı etkisi, tatil etkisi, ay sonu etkisi, vb. ve bu etkenler küçük çaplı hisseler üzerinde daha etkili oluyor. Bu nedenle buradaki bilgiler hisse senedi alımı konusunda tavsiye olarak değerlendirilmemeli.

Kasım: Pasaport başvurusu için en iyi ay

İlk pasaport ve yenileme amaçlı başvuruların sonuçlanması talebin arttığı dönemlerde daha uzun zaman alıyor. ABD ve İngiltere verileri, özellikle Kasım ve Aralık aylarında daha az sayıda başvuru yapıldığını gösteriyor. Yaz hazırlıkları erken başladığından rakamlar Ocak ayında yeniden artış gösteriyor.

Aralık: Araba almak için en iyi ay

ABD’de araç satışları eskiden Mart ve Mayıs aylarında zirve yapardı. Ama 2009’dan bu yana Aralık ayı öne geçti. Bu ay araba satışları aylık ortalamanın yüzde 13 üstünde seyrediyor.

Bunda yılsonu indirimlerinin payı olduğu sanılıyor. ABD’de oto galerileri yıllık hedeflerini gerçekleştirmek ve stoklarını yenilemek amacıyla yılsonuna doğru fiyatlarda indirime gidiyor. Bu indirimler üreticinin tavsiye ettiği fiyatın ortalama yüzde 6,1 altında oluyor.

Yazar: Amanda Ruggeri 
Kaynak: www.bbc.com

MAKALE

Küçük istavritin öyküsü

umut etmek, umudunu kaybetme, küçük istavrit

Küçük istavrit yiyecek bir şey sanıp
Hızla atıldı çapariye
Önce müthiş bir acı duydu dudağında
Gümbür gümbür oldu yüreği
Sonra hızla çekildi yukarıya

Aslında hep merak etmişti
Denizlerin üstünü
Neye benzerdi acep gökyüzü
Bir yanda büyük bir merak
Bir yanda ölüm korkusu

“Dudağı yarıklar” denir, şanslıdır onlar
Hani görüp de gökyüzünü, insanı
Oltadan son anda kurtulanlar
Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu
Küçük istavrit anladı yolun sonu

Koca denizlere sığmazdı yüreği
Oysa şimdi yüzerken
Küçücük yeşil leğende
Cansız uzanıvermiş dostlarına
Değiyordu minik yüzgeci

İnsanlar gelip geçtiler önünden
Bir kedi yalanarak baktı gökyüzünün içine
Yavaşça karardı dünya
Başı da dönüyordu
Son bir kez düşündü derin maviyi
Beyaz mercanı bir de yeşil yosunu

İşte tam o anda eğilip aldım onu
Yürüdüm deniz kenarına
Bir öpücük kondurdum başına
İki damla gözyaşından ibaret
Sade bir törenle saldım denizin sularına

Bir an öylece baka-kaldı
Sonra sevinçle dibe daldı
Gitti, tüm kederimi söküp atarak
Teşekkürü de ihmal etmemişti
Birkaç değerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme
Sorar gibiydiler neden yaptın bunu niye
“Bir gün dedim bulursam kendimi
Yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz
Son ana kadar hep bir umudum olsun diye”

Sevgili Feraye ve okuyucum Ali Çetintür yollamış bu dizeleri..
Ne kadar güzel… Ne kadar anlamlı… Ne kadar dokunaklı…
Ama mesaj nasıl harika…
“Son ana kadar umudunu yitirmeyeceksin!..”
Bitince bitmez.. Umudunu yitirince biter!..

Yazan: Hıncal Uluç
Kaynak: www.sabah.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Quasimodo sendromu: Gerçekte var olmayan kusurları bulmak

sendrom, sağlık, Quasimodo Sendromu belirtileri, Quasimodo Sendromu, psikoloji, Manşet

Quasimodo sendromu nedir? Bu sendroma sahip bireyler ne tür davranışlar sergiler? Tedavisi var mıdır? İşte tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikte bir makale…

Quasimodo Sendromu nedir? Belirtileri neler?

Quasimodo sendromu, kişinin vücudunda gerçekte var olmayan kusurlar bulması ve bundan yoğun rahatsızlık duyması anlamına geliyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri, Quasimodo Sendromu ya da diğer adıyla Beden Disformik Bozukluğu olan kişilerin sürekli aynada kendilerini inceleyip, her seferinde yeni bir kusur bulduklarını belirterek şu bilgileri paylaştı:

Quasimodo Sendromu nedir?

İsmini Victor Hugo’nun Notre Dame’ın Kamburu eserindeki Quasimodo karakterinden alan Quasimodo sendromu, kişinin vücudunda gerçekte var olmayan kusurlar bulması ve bundan yoğun rahatsızlık duyması anlamına geliyor.

Bu düşünsel uğraşlar kişinin işlevselliğinde bozulmaya neden olur. Bu durumun yarattığı mutsuzluktan dolayı kişi içine kapanır, kendi görüntüsünden duyduğu memnuniyetsizlikten dolayı iş ve sosyal hayatından uzaklaşır, daha ilerlediğinde evden çıkamaz hale gelebilir hatta çok ilerlemiş durumlarda intihar girişimlerine yol açabilir.

Quasimodo Sendromu belirtileri neler?

Bu sendromun genellikle ergenlik döneminde ortaya çıktığını, genetik yatkınlığın yanı sıra toplumsal normlar ve sosyal medyanın dayattığı güzellik algılarının da tetikleyici olma özelliği taşıdığını belirten Uzman Psikolog Sena Sivri, Quasimodo sendromunun 3 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Çok vakit harcamak

Kişinin kendini aşırı inceleyip eleştirmesi, sürekli kendi görüntüsünde kusur bulması temel belirti olarak karşımıza çıkıyor. Kişinin çok vaktini alan bu incelemeler özellikle yüz bölgesinde yoğunlaşıyor.

Kişi, etrafındaki herkesten kusurlu bulduğu bölgeleriyle ilgili fikir alma ihtiyacı içinde oluyor; hayali kusurlarının nasıl gözüktüğünü sorup, kendisini çirkin kabul ediyor. Diğer insanların hatta uzmanların söylemleri inandırıcı olmuyor.

Bu kişiler, plastik cerrahlar ve dermatologların kapısını sık sık çalıp, küçüklü büyüklü müdahaleler yaptırırken; hekimin onay vermediği, gerek görmediği işlem / operasyonlar için ehil olmayan kişilere işlemler yaptırtıp daha büyük hasarlar görebiliyorlar.

Aşırı kararsız olmak

Quasimodo sendromu olan kişiler saç ve kıyafet gibi konularda her zaman kararsızlık içinde oluyorlar ve gerçekte var olmayan kusurlarının, etrafındaki herkes tarafından fark edildiğini, çirkin olduğunu düşünüyorlar. Hayatları ile ilgili her alanda güzellik algılarına bağlı yanlış kararlar verebiliyorlar.

Bu sendroma sahip kişiler “Olmaz çünkü çok çirkinim, burnum/gözüm vs çirkin” gibi cümleleri çok sık söylüyorlar. Hayatları ile ilgili karar almaları gereken noktalarda güzel olmadıklarına dair algıları özgüven eksikliği yaratarak birçok konuda cesaretlerini kırıyor. Aynı zamanda güzelliklerine dair bu obsesyonları birçok alana dair ilgi ve algılarını da bloke ediyor.

Takıntılı düşünceler ve davranışlar geliştirmek

Kişi, başkalarınca fark edilmeyen ya da gerçekte olmayan kusurunu ciddi bir kusur veya özür olarak görüyor, devamlı bu sorunla uğraşıyor; bu algısından dolayı tekrarlayıcı davranışlarda bulunuyor. Örneğin; aynaya bakma, gizlemeye çalışma, deri/saç yolma, düzeltmeye çalışma, güven ve güzelliğine dair onay arayışı içerisinde olma bunlardan birkaçı. Kendi özelliklerini başkalarıyla kıyaslarken, zamanla yaşam kalitesi bozuluyor, içe kapanıyor hatta evden çıkmak istemiyor. Tek uğraşıları bu kusurlarını düzeltmek için oluyor. Çok ilerlemiş durumlarda, yaşamlarına son verme istekleri ve girişimleri sık görülüyor.

Kaynak: www.indigodergisi.com

Okumaya devam et

MAKALE

Yorgunluk modern hayatın getirdiği bir sorun mu?

yorgunluk, tükenmişlik, Manşet, depresyon, Anna Katharina Schaffner

Birçok insanı etkisi altına alan yorgunluk ve tükenmişlik hissi birkaç yıl önce edebiyat eleştirmeni ve tıp tarihi uzmanı olan Anna Katharina Schaffner’ın da hayatını zorlaştırmaya başlamıştı.  Schaffner, bu konuyu araştırmaya ve bir çözüm bulmaya karar verdi. İşte o araştırmanın tüm detayları ve daha fazlası…

Yorgunluk hissi neden bu kadar yaygın?

Anna Katharina Schaffner birkaç yıl önce yorgunluk salgınının kurbanları arasına girmiş, yaptığı her şeyde bir “ağırlık hissi” duymaya başlamıştı. En basit işler bile bütün enerjisini tüketiyor, işine yoğunlaşması giderek zorlaşıyordu.

Bazıları bunu yaşadığımız çağa bağlıyordu. Bu doğru bir gözlem mi, yoksa yorgunluk ve tükenmişlik hissi diğer hastalıklar gibi hayatımızın belli dönemlerini etkileyen bir parçası mıydı?

İngiltere’deki Kent Üniversitesi’nde edebiyat eleştirmeni ve tıp tarihi uzmanı olan Schaffner bu konuyu araştırmaya karar verdi. Bu çalışmanın sonucunu “Yorgunluğun Tarihi” başlıklı bir kitapta topladı.

Alman doktorları arasında yapılan bir araştırmada doktorların yarısının yorgunluktan şikayet ettiğini, günün her saatinde bu durumda olduklarını, işe gitme düşüncesinin bile kendilerini yorduğunu gösterdi. Finlandiya’da yapılan bir araştırma ise kadın ve erkeklerin yorgunluk karşısında farklı yöntemlere başvurduğunu, erkeklerin daha fazla hastalık izni kullandığını ortaya koydu.

Almanya’da yayımlanan bir makalede ise yorgunluk depresyonun “lüks versiyonu” olarak tanımlanıyordu. Depresyona olumsuz bir anlam yüklendiği için o “başarısız insanların hastalığıydı”, iyi meslek sahibi eğitimli insanlar ise yorgunluktan şikayet ediyordu.

Oysa Schaffner ikisinin farkı olduğunu söylüyor. “Depresyonda özgüven kaybı, hatta kendinden nefret etme durumu söz konusu olabilir; oysa yorgunluk ve tükenmişlik hissinde kişinin kendine bakışında değişiklik olmaz” diyor.

Yorgunluk kronik yorgunluk sendromu ile de karıştırılmamalıdır. Burada en az altı ay süren ve en küçük aktivitenin bile büyük bir fiziksel ve ruhsal yorgunluğa yol açması durumu söz konusudur.

7/24 kültürü

Bazıları ise insan beyninin modern çalışma ortamıyla başa çıkacak şekilde evrilmediğini iddia ediyor. Verimlilik artışı konusundaki sürekli baskı ve kişinin işi yoluyla kendisini kanıtlama ihtiyacı işçileri sürekli bir ‘savaş ya da sıvış’ durumuna sokuyor. İnsan evriminde tehlikeye karşı geliştirilmiş olan bu durum stres hormonlarının artmasına neden oluyor.

Çoğu insan için baskı hissi sadece işle de sınırlı değil. Büyük şehir yaşantısı, teknoloji cihazları ve ‘7/24’ kültürü dinlenmeyi zorlaştırıyor. Bedensel ve ruhsal yenilenmenin mümkün olmadığı yerde de pilin tükenmesi hali ortaya çıkıyor. En azından teori bu.

Fakat eski kayıtlara baktığında Schaffner aşırı yorgunluğun sadece modern işyerlerine özgü bir sorun olmadığını, bu konudaki tartışmaların Roma İmparatorluğu dönemine kadar uzadığını görüyor. Batı kültürüne Hristiyanlık hakim olduğunda ise yorgunluk manevi bir zafiyet olarak görülüyor.

Modern tıbbın gelişmesiyle birlikte yorgunluk belirtilerine ‘nevrasteni’ ya da sinir zayıflığı tanısı konmaya başladı. Artık doktorlar sinirlerin elektrik sinyalleri ilettiğini ve sinirleri zayıf olan kişilerin, iyi izole edilmeyen bir kablo gibi enerjiyi dışarı yaydığına inanılıyordu. Oscar Wilde, Charles Darwin, Thomas Mann ve Virginia Woolf gibi ünlülere de nevrasteni teşhisi konmuştu. Doktorlar bunu sanayi devriminin neden olduğu sosyal değişime bağlıyordu.

Ruhsal ve bedensel etkenler

Bugün bu terim sadece Japonya ve Çin’de kullanılıyor. Bazıları depresyon yerine kullanılmasını eleştiriyor.

Öyle görünüyor ki yorgunluk sadece modern çağın sorunu değil, tarih boyunca bu durumu yaşamış birçok insan var. Schaffner da “Yorgunluk hep vardı” diyor, “değişen sadece nedenleri ve etkileriydi”.

Aslında ‘enerjik’ olma hissini nereden aldığımızı ve herhangi bir fiziksel zorlama olmadan birden nasıl tükendiğini, bunun bedensel mi yoksa ruhsal mı olduğunu, toplumdan mı yoksa kendi davranışlarımızdan mı kaynaklandığını hala bilmiyoruz.

Belki de bunların hepsi etkendir. Psikoloji – beden ilişkisi duygularımızın ve inançlarımızın fiziksel sağlığımız üzerinde etkili olduğunu gösteriyor. Örneğin duygusal sıkıntılar iltihap ve acıyı artırdığı gibi, bazı durumlarda nöbete ve körlüğe neden olabiliyor.

“Bir hastalığın sadece fiziksel mi yoksa ruhsal mı olduğunu söylemek gerçekten zor; zira çoğu zaman ikisi birden söz konusudur” diyor Schaffner. Rahatsızlığın psikolojik olması onun uydurma olduğu anlamına gelmez.

Sınırları belirlemek

Modern yaşamın yarattığı stresin etkilerini de kabul etmek gerekir. Schaffner, herhangi bir işin sınırları belirlemediğinde çoğu insanın kendisini fazla zorladığını ve “yeterince iyi olamama ya da beklentilere cevap verememe kaygısı şeklinde ortaya çıktığını” ifade ediyor.

Eposta ve sosyal medyanın enerji tükettiğini belirterek “Birçok bakımdan enerji tasarrufu sağlaması gereken teknoloji stres kaynağı haline geliyor” diyor. Bugün ofisten çıktığımız anda işimiz bitmiş olmuyor artık.

Tarih gösteriyor ki bu sorunun kolay bir çözümü bulunmuyor. Eskiden yorgunluk teşhisi konan insanlara yatak istirahati veriliyordu. Bugün duygusal tükenmişlik hissini gidermelerine ve yeniden enerji kazanma yollarını bulmalarına yardımcı olmak için bilişsel davranış terapisi uygulanabiliyor.

“Bunun çaresi kişiden kişiye değişir. Neyin enerjinizi tükettiğini, nelerin enerji verdiğini bilmeniz lazım” diyor Schaffner. Bazıları yoğun spora, bazıları ise kitap okumaya başvurabilir. “Önemli olan iş ile eğlence ve dinlenme arasına sınır koymaktır. Bunlar tehdit altında.”

Yazar: David Robson
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND