Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Her şey seninle başlar felsefesi sempozyuma konu oldu!

Beyaz Nokta Gelişim Vakfı “öğrenilmiş çaresizlik” ve atalet kavramını ele alan bir sempozyum yaptı. Sempozyumda konuşulanları anlatan iki makale…

Ayakta durmak!

Öğrenme yoluyla ayakta durmak… Beyaz Nokta Gelişim Vakfı’nın İstanbul’da düzenlediği sempozyum, bu adı taşıyor.

Dün İstanbul’da biraraya gelen insanlar, insanın en temel becerisi olan ancak zaman içinde unutturduğumuz öğrenme becerisini, yeniden hatırlatabileceğimizi savunuyor. Ve bir kez hatırlayınca da kendi mucizemizi gerçekleştirebileceğimizi…

Vakfın Başkanı Tınaz Titiz, ezbersiz eğitim kavramıyla anılan bir isim. Dünkü sempozyum vesilesiyle biraradayız ve anlatıyor: ‘Aslında bir şey icat ettiğimiz yok. Yaptığımız bir tür sosyal antopoloji gibi. İnsanların üzerindeki ölü toprağını aralamak ve onların ayağa kalmasını sağlamak.’

İnsanın kaybettiğini bulması, bana çok eski bir bilgelik sözünü hatırlatıyor: Kendi hayatının dilencisi olmak veya darı ambarı üzerinde açlıktan ölen tavuğun dramı…

Beyaz Nokta Gelişim Vakfı işte bu noktada, ‘sorun üreten, işsizliği yenemeyen, sürekli kurtarılmayı bekleyen, başkasına bağımlı, eğitilmeyi kaderi sayan’ kalabalıkları bu tavuğun dramından kurtarabileceğini söylüyor.

Geliştirdikleri ‘Öğrenme Devrimi’ yaklaşımıyla, özellikle gençlerimizin kendi geleceklerini belirlemede başkasına bağlılık zincirini kıracaklarını iddia ediyorlar. Bundan önceki kişisel gelişim projeleri ve ezbersiz eğitim denemeleriyle, böyle bir iddianın ardında duracaklarını da gösteriyorlar.

Dünkü sempozyumun ana teması, ‘gençlerin öğrenebilirliklerini harekete geçirmek’ olarak belirlenmiş.

Nişantaşı Fevziye Mektepleri Vakfı’ndaki salonda sivilden ziyade askerler ve askeri öğrenciler var. Tınaz Titiz, özellikle terörle mücadelede, gençlerin terör örgütlerine muhtaç hale gelmemesi için de bu gençlerin eğitilmesinin önemine vurgu yapıyor.

Öğrenme yoluyla ayakta durma konusunda verilen örnekler, askerlikten iş hayatına dek her alanda çarpıcı sonuçlar taşıyor. İnsanın öğrenmeye son verdiği andan itibaren başına gelen belaları görebilmek için tarihe bakmaya gerek yok. Kendi hayatımız içinde de pek çok sorunumuzu, bir ‘öğrenememe beceriksizliği’ olarak tanımlayabildiğimizi farkediyoruz.

Şimdi Vakıf, pek çok küçük çaplı ve yöresel deneme sonucunda oluşturulan bu yaklaşımı, tüm Türkiye’ye yaymak gerektiğini toplumun dikkatine sunuyor. Yapılacak olan, yörelerinden seçilmiş, öğrenmeyi öğrenmiş moderatörler yaratarak bunlarla birlikte yerel yönetimler veya benzeri sivil toplum örgütleri yada eğitim kurumları aracılığıyla daha fazla genç insana ‘ayakta durma’ becerisi kazandırabilmek.

İlk adımı atan bazı cesur okul örneklerine baktığımızda aslında sorunlarını çözmede kendi öğrenme becerisi harekete geçirilmiş ve mevcut eğitim sisteminin unutturduğu bu ‘nükleer gücü’ tetiklenmiş insanların, iş bulmada, sorunlarını çözmede veya daha fazla katma değer üretmedeki başarıları göz kamaştırıyor.

İnsan aslında, öğrenmeyi kesince hasta oluyor. Buna ‘sürekli öğrenen hücrelerimiz’ de dahil. Kimsenin yardımı olmadan öğrenebilme kavramı ise yeni bir bakış açısını temsil ediyor. İşte bu noktada Beyaz Nokta Gelişim Vakfı’nın katma değeri ortaya çıkıyor.

İnsanı bu alanda yüreklendiren yaklaşımları, verdikleri örnekler, yaptıkları pilot uygulamalar ve elde ettikleri sonuçlar gözönüne alındığında insan doğal olarak soruyor; neden olmasın!

Dünyaya baktığımızda hiçbir ulusun ‘muhtaç insanlara ihtiyaç duymadığını’ görüyoruz. Dünya, bir şekilde bu muhtaç insanlardan kurtulmak istiyor. Hiçbir ulus, böylesi muhtaçlıkların yükünü almak istemiyor. Öğrenme yeteneği harekete geçirilmiş ulusların ise muhtaç olmaktan hızla kurtulduğu da küredeki örneklerden anlaşılıyor.

Bir kez ‘doğuştan öğrenme makinesi’ olduğumuzu keşfedince de hayata sorulmuş doğru sorular sayesinde hayatın çok dar bir alanına sıkıştığımızı farkediyor ve ihtiyaçlarımız doğrultusunda bu alanı genişletebileceğimizi farkediyoruz.

Beyaz Nokta Gelişim Vakfı’nın ne yapmaya çalıştığını, kendi web sitelerinden incelemeyi öneriyorum. Belki de şimdiye dek kendimize ve hayata soramadığmız doğru sorumuzu, bu sayede keşfedebileceğiz.

Dün bu sempozyumdan çıkarken dinlediğim insanların sözlerinden ve izlediğim sunumlardan sonra zihnimde oluşan cümle şu oldu: Çaresizseniz; çare, sizsiniz!

Öğrenmeyi öğrenme

Okulu ile başı dertte olanların yardım taleplerine karşı getirilen en yaygın öneri şuydu; ‘daha çok çalış!’ Son 20 yılda bu söylem değişti. Moda haline getirilmiş yeni slogan ise şu; ‘öğrenmeyi öğren!’

Beyaz Nokta Gelişim Vakfı Başkanı Tınaz Titiz, bu her iki önerinin de ‘ne yazık ki’ altının boş olduğunu, ‘doğru fakat işe yaramaz’lığını savunuyor. Bilginin, diğer üretim faktörleri yanında ‘tamamlayıcı’ vasfının ötesine taşarak bizzat kendi başına üretim faktörü haline gelmesi, bilgi edinme ve öğrenme gibi kavramları, yeni baştan düşünmemize yol açtı.

Daha fazla bilgi üretip daha fazlasını tüketir hale gelince, yeni ekonomik düzenin çarklarını çevirebilmek adına, öğrenme becerisini geliştirme, iddialı ulusların derdi halini aldı.

Bu noktada ülkemizin saygın sivil toplum örgütlerinden Beyaz Nokta Gelişim Vakfı, yayınları ve etkinlikleriyle bu işi kendine görev edinmiş durumda. İstanbul’da düzenledikleri sempozyumu dün yazmıştım. Bugün de hayati önem taşıdığına inandığım bazı noktaları aktaracağım:

Düşünün kişiler dünyaya -kalıtsal mirasları nedeniyle-, kendi ayakları üzerinde durabilmeye programlı olarak gelirler; duramayanlar yok olur ve yine durabilenler kalır. Bunu da ‘öğrenme’ yoluyla yaparlar. Bu onların o denli hücrelerine işlemiştir ki, yaşadıkları her saniye bedenleriyle, tek tek organlarıyla, akıllarıyla ve ruhlarıyla öğrenirler. Bu o denli doğaldır ki hiç kimse bunun ‘öğrenme’ olduğunu düşünmez bile.

Bu doğallığın ardındaki güçlü neden, varlığını sürdürebilmek için duyduğu ‘ihtiyaç’tır.

Eğitim kurumları ise -tarih boyunca- egemen kılınmış doğruları benimsetmek amacına sahiptir. Bunu ‘öğretme’ yoluyla yaparlar, çünkü ardındaki neden ‘bireysel ihtiyaç’ değildir. Bunun yapılabilmesi, genetik mirasın (öğrenme) bastırılıp kontrol altına alınabilmesine bağlıdır. Bu -bir ölçüde- anlaşılabilirdir. Ama ya ölçü kaçarsa! O durumda zamanla, öğrenebilme yeteneğinin donması, onun yerini ‘öğretilme bağımlılığı’nın alması kaçınılmazdır.

İşte, bize olmuş olan budur! Buna ‘öğrenilmiş çaresizlik’ deniliyor!

Öğrenilmiş çaresizliğe düşmüş: Lise ve üniversite mezunları, kadın ve erkekler, kentililer ve köylüler, şirketler ve grup şirketleri, sektörler, ve bütün bir toplum. Okul-aile-toplum etkileşerek bağımlı, zayıf, muhtaç insan yetiştiriyor.

Beyaz Nokta Gelişim Vakfı’nın bu aşamada bir iddiası var: Bütün bunlar karşısındaki iddiamız, donmuş genetik mirasımız olan öğrenebilirlik yeteneğimizin tekrar harekete geçirilebileceğidir. Ancak böylelikle, ayakta durabilmek için: Torpil aramayan gençler, eğri yollara sapmak durumunda kalmayan bireyler, kendisine istisna yapılmasını beklemeyen şirketler mümkün olabilir. Ya da daha kısacası: Ayakta duramayan bireylerden oluşmuş, ayakta durabilen bir toplum olamaz. Türkiye medeni toplumlarla arasındaki açıkları, kendi doğrularını ‘öğreterek’ değil, bireylerin kendi ihtiyaçlarını ‘öğrenmeleri’ne ortam hazırlayarak kapayabilir. ‘Bugün gençlerin 1 numaralı sorunu nedir?’ denilse cevap şu olmalıydı: Kendi ayakları üzerinde duramamak, çeşitli ‘protezler’ peşinde koşmak/belki de koşmaya mecbur kalmak! Ayakta duramamanın pek çok türü var: İşsizlik, bu ‘kendi ayakları üzerinde duramamak’ hastalığının semptomlarından yalnızca birisidir. Gençlik yıllarında işsizlik olarak ortaya çıkan bu hastalık, başka alanlarda, mesela: Eğitim yaşamı sırasında kopya çekmek, çalışma hayatında yardımla yükselmek, iş hayatında teşvikle ayakta durabilmek, toplum olarak sürekli kurtarıcı beklemek gibi formlarda ortaya çıkıyor. Ama hastalık hep aynı: Kendi ayakları üzerinde duramamak! Terör örgütlerine tetikçilik yapanların çoğu da, ayakları üzerinde duramayanlar arasından yerli-yabancı profesyonellerce aldatılan kişilerdir. Buradan basitçe şu 2 sonuç çıkarılabilir: Nüfusumuzun önemli bir bölümü protez kullanıcısı ya da en azından arayıcısıdır. Bu eğrilikle başa çıkabilmek Için öncelikli önlem, insanımızın kendi ayakları üzerinde durabilme becerisinin geliştirilmesidir.

Tınaz Titiz, ‘Türkiye’nin terör mücadelesinin silahsız ayaklarından birisi bu olsun’ diyor. Türkiye’nin işsizlikle mücadele politikasının ayaklarından birisi de bu vizyon olsun.

Eğer yüksek öğrenebilirliğimize ve her sorunun öğrenmekle bağlantılı olduğuna ikna oldu isek: Kim nerede uygulayacak ise, orada bir eğitim merkezi bulunup yerel imkanlarla bu işe uygun hale getirilebilir. Merkezi fonksiyonlar için küçük meblağlar da bir şekilde bulunur. Böylelikle tüm Türkiye’yi ayağa kaldıramaz mıyız?

Mevcut insan yetiştirme sistemimiz ‘eğitim’, ‘eğmek’ eylemine dayanıyor.

Yeni paradigma ise: dik durdurmak (kendi ayakları üzerinde dik durdurmak)

Zaten yabancı dildeki eğitim sözcüğü karşılığı olarak, ‘Education (ëdücere) dik durdurma’ kullanılması ilginç değil mi?

25.09.2006

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND