Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Her şey bir kitapla başladı!

Altın günlerinden mücevher tasarımcılığına giden bir başarı hikayesi. Bütün bunların hepsi bir kitapla mümkün mü? İşte ataletini yenen bir kadının gerçek yaşam öyküsü.

Altın günlerinden  mücevher tasarımcılığına giden bir başarı hikayesi. Bütün bunların hepsi bir kitapla mümkün mü?
İşte ataletini yenen bir kadının gerçek yaşam öyküsü..

Liseyi zar zor bitiren, tembel diye nitelendirilebilecek bir öğrenci… Annesiyle günlere gitmek o sıralar tek aktivitesi. Bir kitap okuyor ve hayatı değişiyor. Gerçekten. Olay aynen böyle
gelişiyor. Kitabın adı, Kişisel Ataleti Yenmek! Önce onu durduran, eyleme geçmesini engelleyen faktöre atalet dendiğini anlıyor, sonra kendine bir yol çiziyor. Annesiyle altın günlerine
giderken, kendini altın tasarımcısı olarak bulan bir kadının hikayesi bu…

İlkokuldan liseye kadar başarısız diye tabir edilebileceğim yıllardı; çünkü okula gitmekten nefret ediyordum. Her gün ‘gitmeyeceğim’ diye ağlıyordum. Ailemle ‘beni okula göndermeyin’ diye pazarlık ediyordum” diyor Evren Şengüler. Hani hep farklı zeka tiplerinden bahsediliyor ya, onun da görsel zekası daha fazla gelişmiş aslında ama bunu okula giderken tek tip zeka türü üzerine yoğunlaşan eğitim sisteminde keşfetmek pek mümkün olmamış. “Öğretmen her gün ‘anneni çağır’ diyordu. Oturup bütün gün resim çiziyordum ama ödev yapmıyordum. Resim defterlerim ise doluydu. Sporu da çok seviyordum. Çocukluğumdan beri tekvando ile uğraştım zaten.

Resim, spor ve müzik dışında hiçbir ders benim ilgimi çekmedi. Benim daha çok görsel tarafım çalıştığı için teoriyle işim yoktu.” Bu durum böyle liseye kadar devam etmiş. Bir şekilde de sınıfları geçmiş… “Lisede kredili sisteme denk geldim; zaten kalma diye bir şey yoktu. Lise sonda bitmedi okul, kredim eksik kaldı haliyle. Kredimi tamamlamak için matematik, resim ve müzikti bana sundukları dersler. Resimle tüm kredileri tamamladım. Dönüp baktığımda nasıl bitirmişim liseyi hala inanamıyorum. Üniversite sınavlarına hazırlandım ailemin zoruyla ama bir yere giremedim. Zaten İzmirliyim ben ve ailede katı bir kural vardı, dört yıllık bir üniversite olacak ve İzmir’de olacak…”

HAYAT DEĞİŞTİREN KİTAP

İlkokulda okumayı sınıfta son söken, asla ödev yapmayan, lisenin ilk yılında altı tane zayıf getiren bu kız, üniversite sınavını kazanamayınca annesiyle altın günlerine, nineler ve dedelerle korolara, hatta biçki, nakış, dikiş kursuna gitmeye başlamış… “Annemle altın günlerine gidiyor, geliyorduk. İçimden bir ses bir şeyler yapacaksın diyordu, ama ne bilmiyordum. Yönlendirecek kimse de yoktu. Ablamla abim öğretmen, ama ikisi de dışarıda görev yapıyordu, örnek alabileceğim kimse de yoktu. Annem beni zorla ‘pratik sanat okulu’na yazdırdı; biçki, dikiş, nakış… Korolara katıldım, yaşça büyük dedeler, ninelerle. Ben aslında emekliliğimi önce yaşadım diyorum.

Dolu dolu geçti o zamanlarım da ama bir işe girmeye kalksam bir vasfım yoktu.” O sıralarda takıya merak sarmış Şengüler. Urla’da gece pazarında tezgah açmaya karar vermiş. Ancak ailesinden izin koparamamış.Ertesi yıl bir şekilde ikna etmeyi başarmış babasını. 20 yaşında tezgah açarak yaptığı takıları satmaya başlamış. “Derilerden, kürdandan, gazoz kapaklarından, radyo antenlerinden takılar yapıyordum. İnsanların daha çok ilgisini çekiyordu böyle malzemelerden yapılmış olmaları. İnanılmaz da para kazanıyordum. Yaz sezonu böyleydi ama kışın evdeydim.” 

Bugün önde gelen bir takı firmasında başarılı bir tasarımcı olarak çalışmasına temel oluşturan adımı farkında olmadan bir tuvalette atıyor Evren; yine bir gün annesiyle güne gitmişken, tuvaletinkalorifer peteğinin üzerinde gördüğü Mümin Sekman’ın ‘Kişisel Ataleti Yenmek’ kitabının arka kapağını okuyor. “Atalet ne diye düşünürken, yazıları okumaya başladım. ‘Bir işi yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Onu niçin yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. İsterseniz nasıl yapabileceğinizi de biliyorsunuz. Yapmamakla neler kaybettiğinizi, yaparsanız neler kazanacağınızı da biliyorsunuz ama yine de yapmıyorsunuz. Ya ilk adımı atmaya üşeniyorsunuz, ya da devamını getirmekte zorlanıyorsunuz. Sizi durduran ne? Atalet!’ diyordu kitap…” 

Bu arada ataleti bilmeyenler için açıklayalım hemen; eylemsizlik hali. İşlemezlik, tembellik, yavaşlık, savsaklama, hantallık denilen bir hal, tavır. Üzerine ölü toprağı serilmiş gibi bir durum. Şengüler, hemen kitabı okumak için ev sahibinden ricada bulunmuş ve bir çırpıda kitabı bitirmiş: “İçindeki sözler benim kilit noktammış. Bende okuduklarım inanılmaz değişik bir ruh hali yarattı. Kitapta ‘şu anki hayatınızdan memnun musunuz?’ diyordu mesela. Düşündüm, sağlıklıyım, her şey güzel, evet. ‘Peki 10 yıl sonraki hayatınızdan memnun olacak mısınız?’ sözü beni can damarımdan vurdu. 24 yaşındaydım ve 10 yıl sonrasını o an görebildim. Hala tezgah açan ve hala annesiyle günlere giden biri mi olacaktım yani?

Bayağı bir analiz ettim kendimi. Çok fazla yalnız kaldım, çok fazla düşündüm. Ve bir gün anneme gidip ‘üniversite okuyacağım’ dedim. Benim yeteneklerim ne, özelliklerim ne, ben neler yaparsam başarılı olabilirim, hangi yolu izlersem daha iyi sonuçlara ulaşırım diye bunların analizini yaptım. Resimle müziğe karar verdim. Müzikle her zaman haşır neşirdim. Ertesi yıl üniversite sınavlarına girdikten sonra yetenek sınavlarına girdim ama olmadı. Ertesi yıl tekrar denedim. Arkadaşımın tavsiyesi ile yetenek sınavları için bir kursa gittim. Pazar günleri bile kursu açtırdım. Deliler gibi çalıştım. Gece yarılarına, sabahlara kadar soğan, sarımsak, terlik, önüme ne gelirse çiziyordum. Aynı zamanda tezgah açıyordum. O bir ayımı inanılmaz şekilde dolu dolu çalışarak geçirdim.”

ALTI AY UYUMADIM

Resim öğretmeni olmaya karar veren Şengüler, kurs öğretmeninin yönlendirmesi ile güzel sanatlar fakültesini de düşünmeye başlamış. Okulun kapısından girince, ait olduğu yerin bu
fakülte olduğunu anlamış zaten. “Sanatla iç içe bir okul… Sınava girdim ve o zamana kadar gösterdiğim performansın en yükseğini gösterdim, çünkü çok heyecanlanmıştım. O benim için bir sınav değil, başka bir şeydi. Bana dört saat vermişlerdi ve o saatleri resim yaparak değerlendiriyordum. Sonuçta sınavı kazandım ve kazandığım gün yarım saat ağladım. Benim için gerçekten bir dönüm noktasıydı. Sonra da kendi kendime söz verdim. ‘Sen buraya kadar geldiysen hakkını vererek bitirmelisin’ dedim.” Ve o tembel kız, inanılmaz bir çalışma
temposuna girivermiş: “Bu hakikaten enteresan bir enerji, enteresan bir güç. Kendime iç disiplin aşıladım o gün. Diğer arkadaşlar güzel sanatlar lisesinden geldiği için aramızda epey fark vardı, bu yüzden iki kat çalıştım. Açığı kapatmam gerekiyordu. Dört sene boyunca yılın altı ayı okula gidiyor, ders çalışıyor, sabahlıyor, tekrar okula gidiyordum.

Normalde üç staj yapmam gerekiyordu, dört staj yaptım, birini de İstanbul’da yaptım. Ruh halim bozuk olduğunda ağlarken bile ders çalışmaya devam ediyordum. Benim hiçbir zaman notla, sayıyla işim olmadı. Sadece sınıfımı geçeyim diye düşünüyordum. Kendime hedef olarak da ‘30’dan önce mezun olacağım’ hedefini belirlemiştim. Moda ve aksesuar tasarımı bölümünden dört senede mezun olan çok azdır bu arada. O sene de bir tek ben mezun oldum. Tez ise ayrı bir olay. Ama ben tezimle de jüri özel ödülü almayı başardım. Mezuniyet provasında ise bölüm birincisi olduğumu öğrendim. Çok şaşırdım tabii. Mücevher tasarım yarışmasında birinci olmam da ayrı bir güven kaynağı oldu. Bu sayede İtalya’ya gittim. O kadar güzel şeyler kattı ki bu isteğim bana.”

Ailesinin üzerinde baskı kurmamış olmasının da bugün olduğu yerde payının büyük olduğunu ekliyor Şengüler: “Bana ağır baskı kurmamaları çok iyi bir şey oldu. Bunu yapsalardı büyük ihtimalle beni yanlış yönlendireceklerdi. Evet belki bir şeyler yapacaktım ama istediğim şeyi yapmayacaktım. Şu an olduğum yerden o kadar mutluyum ki, bunun tarifini anlatamam.”
Üniversite bittiğinde bir atölyede ya da birinin yanında asistanlıkla işe başlamak istememiş. “Sadece güzel bir iş bekliyordum güzel bir şekilde başlamak için. Arkadaşım bir iş var dedi, Türkiye’nin önde gelen bir altın firması tasarımcı arıyordu. CV’mi yolladım. Aradılar, ‘İstanbul’a gelebilir misin?’ dediler, hemen atlayıp gittim. İki gün sonra arayıp işe aldık dediler. İstanbul’da kimsem yoktu. Hemen bir yurt aradım İstanbul’da ve bir yurt ayarladım kendime. Neyse ki yaz dönemiydi ve yurt boştu. Hemen yerleştim. Ertesi gün de işe başladım.
Dokuz ay orada çalıştıktan sonra farklı bir takı firmasından teklif geldi ve 2.5 yıldır da burada çalışıyorum.”

HIRS DEĞİL AZİMLE YOLA ÇIKTIM

Bu hikayenin en can alıcı noktası ne derseniz, farkındalık kelimesinin önemine değinebiliriz. Bir kitap okuyarak farkındalığı artan birinin, bugün başarılı bir takı tasarımcısı olmaya uzanan hikayesinde bir de içsel sağduyu var. “Bu içten gelen bir şey. Ben daha ortada bir şey yokken, üniversiteye de gitmiyorken, ‘bir gün bir şeyler olacak, bir şeyler yapacağım, başarılı olacağım ve birilerine örnek olacağım’ diyordum. O günü, bunları dediğim zamanı çok net hatırlıyorum. Ben anladım ki, eğer gerçekten istiyorsanız yapamayacağınız şey yok. Ama en önemli nokta mantık. Her insan bir yola çıkabilir ama doğru yolu seçmek önemli. O istekte hırs değil azim lazım. Azimli insan sadece önüne bakar, hırslı insan çevresine bakarak ilerler. Herkes kendi kulvarında ne yapacağını tespit etmeli ve mutlaka kapıların açılacağını bilmeli. ‘Bir şey istiyorsanız dağlar bile yol verir’ derler.” Hayata geç atılmanın çok da kötü olmadığını hatta avantajlarını bile yaşadığını söylüyor Şengüler. “Bir kere daha olgun düşünüyorsunuz. 10 yıl önce üç kitap okuduysam şimdi 100 kitap okumuşumdur. Tecrübe sahibi oluyorsunuz. Kimliğiniz oturuyor ve ne istediğinizi biliyorsunuz. Evet günümüzde her şey hızlı, hayat hızlı akıyor ama zamana takılmayın. Ne zaman olduğu önemli değil, istediğiniz olacak mı, önemli olan bu. Ben yaşa takılmadığım için şu anda öğrenebildiğim kadar bilgi öğrenmeye çalışıyorum hala.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND