Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Her olumsuz davranış mobbing değildir!

Hepimiz çok sevdik bu mobbingi. Sanki bu kavram her derde deva olacakmış gibi bir algı var. Herkes herşeyi mobbingden sayıyor. Kafalar çok karışık. Peki ne tür davranışlar mobbingdir? İşte cevabı…

psikolojik taciz, mobbing davaları, mobbing

Mobbing, diğer adıyla psikolojik taciz konusunda tam bir kargaşa var. Açılan davalar, konunun Meclis’in ve basının gündeminde olması nedeniyle mobbing herkesin dilinde. Ama tam olarak ne ifade ettiğini bilen yok. O nedenle herkes işyerinde yaşadığı en ufak bir olumsuzluğu, kırgınlığı mobbing olarak adlandırıyor.

Aşırı iş yükü, yöneticisinin kaba saba hareketleri, düşük performans gösteren hemen ‘bana mobbing yapılıyor’ deyip işin içinden sıyrılıyor. Pek çok eğitimli insandan o kadar çok soru alıyoruz ki, yok o mobbinge girer mi, bu mobbinge girer mi, biz bile şaşırıyoruz. Hepimiz çok sevdik bu mobbingi. Sanki bu kavram her derde deva olacakmış gibi bir algı var. Herkes herşeyi mobbingden sayıyor. Kafalar çok karışık. Bize de farz oldu, “ne mobbingdir ne değildir” konulu bir haber yapmak. Şu ince çizgiyi çekmek lazım: Bir davranışın mobbing olarak kabul edilebilmesi için öncelikle sistematik bir şekilde devam etmeli ve amaç sizi işten uzaklaştırmak olmalı. Mobbingi iş yüküyle, ayrımcılıkla, terbiyesizlikle karıştırmamalı.

-“Patronum ikide bir küfür ediyor”,
-“Hep fazla mesaiye kalıyorum, çok fazla iş yükü var üzerimde”,
-“Genel müdürüm sabahları bana günaydın demiyor, selamı sabahı kesti”,
-“İşyerinde dedikodumu yapıyorlar”,
-“Beni işten çıkardılar, gerekçe olarak da düşük performans gösterdiler”,
-“Yöneticim herkesin içinde beni azarladı, küçük düşürdü” vs vs.
Son günlerde herkes herşeyi mobbing zanneder oldu, iş çığırından çıktı.

ABD’li ünlü köşe yazarı, Pulitzer Ödüllü gazeteci Art Buchwald’ın bir makalesinden bahsedilir, aradım ama bulamadım, dinlediğim kadarıyla anlatmaya çalışmayalım. Bir gökdelenin asansörüne binen adam kendini kabinde bir kadınla yalnız bulur ve aklından süratle şu düşünce geçer, “Acaba bu kadına merhaba mı desem daha çok tazminat öderim, hiç selam vermesem mi?” Çünkü tazminat davası takıntılı ABD’de, selam verse sarkıntılıktan, selam vermese saygısızlıktan kendisine bir dava açılması tehlikesi vardır.

Mobbingde de gidişat biraz böyle. Düşük performans gösteren de mobbinge uğradığını söylüyor, psikolojisi bozuk olan da. Mobbing durup durup da bu kadar hızlı gündeme girince, ne olduğu da tam anlaşılmayınca insanlar işyerinde yaşadıkları en ufak bir çatışmayı bile mobbing olarak adlandırmaya başladılar. Herkes iş yerindeki her olumsuzluğu mobbing zannediyor.

Yukarıda verdiğim örnekler de bunu doğruluyor, bu örneklerin hiçbiri tek başına ele alındığında mobbinge girmiyor. Mobbing öyle tek bir davranışa bakılarak tanısı konulabilecek bir şey de değil.
Mobbing yapanın amacı sizin kendi isteğinizle o işten ayrılmanızı sağlamak. Kendi isteğinizle, bu çok önemli. Yani sizi yıldırıp, kaçırtmak esas amaç. Bu da ancak sistematik bir baskıyla yapılabilir.
O nedenle işyerinde yaşadığınız her haksız davranışı mobbing olarak nitelendirmeyin.

İlk davadan bugüne

Mobbing’i Türkiye’de ilk tanıtan kişilerden biri mobbing konusunda araştırmalar yapan Prof. Dr. Pınaz Tınaz oldu. Yaptığı araştırmalar ve yazdığı kitaplarla konuyu aydınlatmaya çalıştı.

Türkiye’de ilk mobbing davası 2006 yılında Jeoloji Mühendisler Odası’nda çalışan Tülin Yıldırım tarafından açıldı. Davayı kazanan Tülin Yıldırım’ın avukatı Ayşe Altıparmak’ın işi çok zordu. Çünkü o yıllarda ne avukatlar ne de hakimler mobbingi duymuşlardı. (Bkz. Hürriyet İK, 28 Ocak 2007)

Tek tük açılan ve kazanılmaya başlayan davalar diğer davalara referans oldu. Zamanla mobbing davalarının sayısı artmaya başladı. Bu davalar çok büyük bir oranda tazminat davası şeklinde açıldı ve açılmaya devam ediyor. Ama işkence iddasıyla dava açan mobbing mağdurları da oldu. (Bkz.Hürriyet İK, 9 Ocak 2011)

Yazılan kitaplar, makaleler, açılan davalar derken bu yıl, Borçlar Kanunu’nun 416. maddesinde ilk kez “psikolojik taciz” kavramına yer verildi. Eski kanunda işveren kadın ve erkek işçileri cinsel tacize karşı korumakla yükümlü derken, yeni kanun tasarısı işvereni, işçileri hem psikolojik hem de cinsel tacize karşı korumakla yükümlü kılıyor.

Ardından Başbakanlık bir genelge yayınlayıp mobbingle mücadelenin süreçlerini açıkladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla 19 Mart 2011 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” başlıklı genelgesi alınabilecek tedbirleri 8 maddede özetliyordu. Bunların arasında, işverene sorumluluk düştüğü, psikolojik tacizle mücadeleyi güçlendirmek için farkındalık yaratılması amacıyla eğitim ve bilgilendirme toplantıları yapılacağı, Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu kurulacağı, toplu iş sözleşmelerine, mobbingi önleyici nitelikte hükümler konulmasına özen gösterilmesi gibi maddeler yer alıyordu. (Hürriyet İK, 27 Mart 2011)

Hemen sonrasında TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu bünyesinde oluşturulan İşyerinde Psikolojik Şiddet (Mobbing) alt komisyonu, mobbinge karşı önlemlerini sıraladı. Bu önlemler arasında işçilere, işe başlamadan önce mobbing yapmayacağına dair yemin belgesi imzalatılması, tacizi yapanlarla, yapılmasına göz yumanlara alt sınırı 2 yıl olmak üzere hapis cezası öngörülmesi vardı. (Hürriyet İK , 10 Nisan 2011)

Tüm bunlar çok önemli adımlar. İnsanlarda bir farkındalık yaratılmasını amaçlıyor ama devamının getirilmesi gerekiyor. İnsanları bilinçlendirmek için eğitimler, seminerler düzenlenmedikçe, kurumlar kendi içlerinde bu konuyla alakalı politikalar oluşturmadıkça, mobbing konusunda ilerleme kaydetmek çok zor.

Mobbing kirliliği

Son yıllarda yaşanan bu gelişmeler hem iyi hem de kötü, iyi çünkü mobbinge karşı bilinirliği arttırıyor, işverenin gözünü korkutuyor ve zamanla işyerlerini önlem almaya da zorlayacaktır. Diğer taraftan herkes herşeyi mobbing sanıyor. Bu konuda yeterli bilinç oluşmadığından da bir “kirlilik” yaşanıyor. İşverenle, yöneticisiyle sıkıntı yaşayan herkes mobbing davası açma peşinde. “Mobbing davası açma tehdidi” kimi çalışanların elinde bir silaha dönüşüyor.

Sanki mobbing tüm suçların karşılığıymış gibi algılanıyor, az maaş alan, herkesten çok çalıştırıldığını düşünen vs mobbinge uğradığını söylüyor, sanki biraz da bu kavrama sığınıyor, mobbingi herşeyin nedeni olarak görüyor. Başı sıkışan mobbing diyor.

Ayrımcılıkla karıştırmayın

Mobbingin tespiti kolay değil. Çünkü mobbing “multidisipliner” bir konu. Çalışma psikolojisi, iş hukuku, çalışma sosyolojisi, psikiyatri, işyeri hekimliği ve adli tıp işin içine giriyor. Kişilik bozukluğu, paronaya, aşırı iş yükü gibi nedenlerle de kişi kendini mobbinge uğramış hissedebilir. Mesela en yaygın mobbing şikayetlerinden biri aşırı iş yükü. Oysa aşırı iş yükü o işyerine veya sektöre zel olabilir, şirketin çalışma şartları öyle olabilir. Bunun adil olup olmadığı ayrı bir konu ama kesin bir şey var ki birden çok çalışanın aşırı iş yükü mobbing değildir.

Yine farz edelim yöneticiniz son derece kötü bir profil çiziyor. Hakaret ediyor, küfür ediyor, çalışanlarını herkesin içinde küçük düşürüyor, bir sürü iş veriyor. Ama amacı sizi kaçırmak, işten uzaklaştırmak değil. Bu durum mobbinge girer mi? Hayır girmez. Ama işverenin işçiye hakaret etmesi, şeref ve namusuna dokunacak sözler söylemesi İş Kanunu’nda işçi açısından fesih sebebi olarak düzenlenmiş. Bir işçiye kendisinden daha az eğitimli ya da daha az kıdemli bir işçiye oranla daha düşük ücret ödenmesi, herkese zam yapılırken bir işçiye zam yapılmaması, yine tüm çalışanlara ikramiye verilirken bir işçinin bundan mahrum bırakılması işverenin “eşit davranma borcuna aykırılık” oluşturuyor. İşçi bu hallerde 4 aylık ücreti tutarında “ayrımcılık tazminatı” talep edebilir. İşçinin eğitim ve görev tanımına göre daha alt seviyede işe verilmesi işçi açısından haklı fesih nedeni. Ama bu davranışların, hemen mobbing kapsamında değerlendirilmesi mümkün değil. Ayrımcılıkla mobbingi de birbirine karıştırmamak gerekir.

Amaç sizi yıldırıp kaçırmak

Bir olayın mobbing tanımına girebilmesi için, sistematik bir şekilde yapılması ve sizi işyerinden uzaklaştırmayı amaç edinmesi gerekir.
-Size çok fazla iş yükünün verilmesi, altından kalkamayacağınız işler verilmesi ya da tam tersi size çok basit, sizin yetkinliklerinin çok altında işler verilmesi
-Dedikodunuzun yapılması
-Dışlanmak, yemeklerde vs dışarıda kalmak
-Sürekli gözlenmek
– Toplantılardan, iş yemeklerinden, kokteyllerden haberdar edilmemek
-Sürekli azarlanmak, yetersiz olduğunu kişinin yüzüne vurmak, hakaret etmek
-Kılığınızla kıyafetinizle dalga geçilmesi
– İşe gidiş geliş saatlerinin sürekli kontrol altında tutulması
– Yaptığınız tüm önerilerin reddedilmesi, yanıtsız bırakılması, sanki siz yokmuşsunuz gibi davranılması en yaygın mobbig davranışları.
(Bunlardan bir veya birkaçını bir iki kez yaşadınız diye kendinizi hemen mobbing mağduru olarak kabul etmeyin. Bir kez daha söyleyelim: Bu davranışları, sistemli olarak ve sizi işi bırakmaya zorlamak için yapılması gerekiyor.)

Mobbinge uğrayan kişi bu süreçleri zaman içinde yaşar. Ve genellikle en hassas olduğu nokta hangisiyse, psikolojik tacizci onu oradan vurur.

Mobbing kişiyi depresyona, bunalıma sokup, eve, aile yaşantısını, sosyal ilişkilerini de bozuyor. Evde sürekli işten konuşmak, eşinizin, arkadaşınızın sizi anlamadığını düşünmek ve yalnız hissedip, yaşadıklarını anlamlandıramamak da mobbingin sonuçlarından.
Eğer mobbinge uğradığınızı düşünüyorsanız, bu konuda uzman bir avukata başvurabilirsiniz.
Bu arada gerçekten mobbinge uğrayanlara da bir tavsiye: Mümkün olduğunca (yarın davada kullanmak üzere) her şeyi not edin, yazın, e-postaları ve mesajları saklayın, şahit bulmaya çalışın.

Departmanlar arası farklar bile oluyor

Mobbing alanında araştırmalar yapan – hatta konuyu Türkiye’de tanıtan kişi demek abartı olmayacaktır – Marmara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Öğretim üyesi, çalışma psikoloğu Prof. Dr. Pınar Tınaz, şu anda İngilitere’de mobbing üzerine araştırmalar yapıyor. E-posta yoluyla görüştüğümüz Tınaz, literatürde tanımlı daha pek çok mobbing davranışı olduğunu hatta bu davranışların subjektif ve objektif algılanmasında bile farklar olduğunu söylüyor: “Kişisel, kültürel, sektörel ve hatta çalışılan departmana bağlı faktörler bile söz konusu. Bir işletmenin örneğin üretim departmanında çalışan bir kişinin mobbing davranışı olarak algılayacağı davranış ile aynı kurumun muhasebe departmanında çalışan bir başka kişinin algılayacağı ve müdahale edilmesi gereken mobbing uygulaması farklılık gösterebilir. Bu bağlamda mobbing davranışları listesinin sınırının çok geniş. Ancak bu davranışların, mobbinge ilişkin hazırlanmış şirket politikası maddelerince belirlenmiş olması halinde çalışanların, hangi davranışların mobbing olarak kabul edilebileceğini anlamaları mümkündür. Dolayısıyla bu çok hassas ve kesinlikle uzman yaklaşımı ve müdahalesi gererektiren konuyla ilgili olarak şirket politikalarının hazırlanması aciliyet oluşturuyor.”

Prof. Dr. Pınar Tınaz, mobbing kirliliğinin bir nedenini de hem devlet politikalarının hem de şirketlerin kendi öz politikalarındaki eksikliklere bağlıyor: “İşveren ve üst yönetim, mobbingi kendisini tehdit eden bir unsur olarak algılamamalı. Süratle önce üst ve ara yönetim kadrosundan başlayarak tüm çalışanlarına konu hakkında doğru ve ayrıntılı bilgi verilmesini sağlamalı. Toplu iş sözleşmelerine mobbing hakkında maddeler konulmalı; gerektiğinde bu maddelerin tarafsız ve doğru tarzda uygulanmasından asla kaçınılmamalı.”

Yazar: Burcu Özçelik
Kaynak: www.burcuozcelik.wordpress.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Sosyal medya tüm hayatımızı etkiliyor

sosyal medya ilişkileri nasıl etkiliyor, sosyal medya, Manşet, iletişim, boşanma, bağımlılık, araştırma, aile yapısı

Gün içinde zamanımızın önemli bir kısmını sosyal medyada geçiriyoruz. Çevremizdeki insanlarla yüz yüze iletişimden çok Facebook, Twitter, Instagram gibi platformlar üzerinden iletişim kuruyoruz. Peki, hiç düşündünüz mü, sosyal medya ilişkilerimizi nasıl etkiliyor?

Sosyal medya ilişkileri nasıl etkiliyor?

“İnternet insanların sevgililerini/eşlerini aldatmalarına ortam hazırlar” diye düşünenlerin oranı en az %51 olarak görülüyor

Üsküdar Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre; yeni medya teknolojileri, sosyal medya ve cep telefonu gibi faktörler, boşanmaları artırıyor.

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından gerçekleştirilen “Son Beş Yılda Türkiye’de Boşanmalara Etki Eden Bir Faktör Olarak Yeni Medya Teknolojileri ve Sosyal Medya” araştırmasına göre sosyal medya kullanımı, ailelerin dağılmasındaki önemli etkenlerden biri olarak görülüyor. 

Sosyal medya boşanma sebepleri arasında

36 boşanma avukatı ile yapılan görüşme ve internet üzerinden 278 kişinin katıldığı anket sonuçlarına göre, yeni medya teknolojileri ve sosyal medya, boşanma nedenleri arasında üst sıralarda yer alıyor. Yeni medya teknolojilerinin yaygınlaşmasının aldatmayı kolaylaştığının belirtildiği araştırmaya göre; insanlar ailesine ayıracağı vakti sosyal medyada geçiriyor. Başka hayatlara imrenen kullanıcılar, farklı arayışlara başlıyor. Ayrıca sosyal medya paylaşımları, kıskançlıklara da sebep oluyor.

“İnternette çok zaman geçirmek aile yapısını bozuyor”

İnternet üzerinden gerçekleştirilen 278 kişinin cevapladığı ankete göre çalışma grubunun % 59.1’i sevgilisinin/eşinin internette neler yaptığını kontrol ediyor, %70.9’u sevgilisinin eşinin internette eski sevgilisi/eşiyle görüşmesini olumlu karşılamıyor ve en az %48’i internetin boşanma ve aldatmaları artırdığını düşünüyor. “İnternet insanların sevgililerini/eşlerini aldatmalarına ortam hazırlar” diye düşünenlerin oranı ise en az %51 olarak görülüyor. Verilen bilgilerde, sosyal medyanın aile yapısına olumsuz etkide bulunmasının sebeplerinden biri de internette çok zaman geçirilmesi olarak belirtiliyor.

“Eşim Facebook bağımlısı”

İnternette çok vakit geçirilmesi nedeniyle ebeveynler tarafından çocuklara yeterli ilgi gösterilmemesi, eşe yeterli vakit ayrılmaması ve ev işlerinin yerine getirilmemesi vb. davranışlar, boşanma davası açılması durumunda boşanma nedeni olarak öne sürülebiliyor.

İnternet bağımlılığı nedeniyle açılan boşanma davası örnekleri incelendiğinde, genellikle eşler “Karım internetin başından kalkmıyor”, “Kocam sürekli bilgisayar başında…”, “Eşim Facebook bağımlısı”, “Eşim internet bağımlısı…”, “İnternet yüzünden eşim çocuklarla ilgilenmiyor”, “Eşim ev işlerini yapmak yerine internete giriyor” gibi şikayetlerde bulunulduğu görülüyor.

Boşanma davalarında sıkça görülen bir durum: Uygunsuz mesaj yakalama

Facebook, WhatsApp ve bunun gibi platformlardaki bazı içerikler boşanma davalarında artan bir şekilde delil olarak kullanılıyor. Görüşme yapılan avukatlara göre, eşin bir başkasına gönderdiği ya da bir başkasından aldığı uygunsuz mesajları yakalamak, boşanma davalarında sıklıkla görülen bir durum olmaya başladı.

Araştırmanın yürütücüsü İletişim Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Gül Esra Atalay, sosyal medyanın toplumsal etkilerinin bir süredir güçlü bir şekilde hissedildiğini, özellikle ikili ilişkilerde ve evliliklerde sosyal medya kullanımın yarattığı çeşitli sorunların günlük yaşamda sıkça duyduğumuz bir durum haline geldiğine dikkat çekti. Atalay şu değerlendirmelerde bulundu: “Buradan hareketle bu etkiyi bilimsel olarak doğrulamak istedik. Boşanma avukatları ile yaptığımız derinlemesine görüşmeler, sosyal medyanın evliliklere olumsuz etkilerinin, öngördüğümüzün çok ötesinde olduğunu gösterdi.”

Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

D vitamini takviyesi gerekli mi?

Manşet, D vitamini takviyesi, d vitamini ilaçları, d vitamini içeren meyveler, d vitamini eksikliği nedir, D vitamini

D vitamin nedir? D vitamini eksikliği hangi hastalıklara yol açar? Sağlıklı yetişkinlerin de D vitamini takviyesi alması gerekir mi? İşte tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikte bir makale…

D vitamini takviyesinin yararı var mı?

D vitamininin yorgunluğa, depresyona, hatta kansere bile iyi geldiği söyleniyor. Ancak bazı uzmanlar vitamin seviyesi normal kişilerin takviye almasını doğru bulmuyor.

Kuzey yarıkürede günler kısalıp güneş ışığı azalırken D vitamini eksikliği konusundaki kaygılar artıyor. Çoğu insan bunu gidermek için D vitamini takviyesine başvuruyor.

D2 ve D3 vitaminleri reçetesiz alınabiliyor. Bunların bağışıklık sistemini güçlendirdiği, yorgunluğa, kas zayıflığına, kemik ağrısına ve depresyona iyi geldiği söyleniyor. Ayrıca kanserden ve yaşlanma kaynaklı sorunlardan korunmayı sağladığı ifade ediliyor.

İngiltere’de vitamin takviyesi alanların üçte biri bunlar arasında D vitaminini de sayıyor.

Ancak tüm yetişkinlerin D vitamini takviyesi almasıyla ilgili öneriler tartışmalı.

D vitamininin vücuttaki kalsiyum ve fosfatı dengeleyerek kemik sağlığı üzerindeki etkisi tartışmasız. Bu nedenle D vitamini eksik olanların bu sorunu gidermesi tavsiye ediliyor. İngiltere’de nüfusun beşte birinde D vitaminini eksiği olduğu sanılıyor.

Ancak bazı uzmanlar vitamin seviyesi normal olanların ekstra D vitamini takviyesi almasının hastalıkları önleyici bir rolü olmadığını söylüyor. Peki doğrusu nedir?

ABD, İngiltere ve Kanada gibi ülkelerde bazı gıda ürünlerine D vitamini takviyesi yapılıyor.

Temel bilgiler

Adı öyle olsa da D vitamini aslında vitamin değil; vücutta kalsiyum emilimini kolaylaştıran bir hormon. Yağlı balık gibi bazı gıdalar dışında D vitamini ihtiyacını ortalama bir diyetle gidermesi zor. Ama derimiz ‘mor ötesi B’ (UVB) ışınlarına maruz kaldığında ihtiyacı olan vitamini kolesterolden üretebiliyor.

D vitamininin iki türü var: D3, balık da dahil olmak üzere hayvanlarda bulunuyor ve güneş ışığına temas halinde derinin ürettiği bu tür. D2 ise mantar gibi bitkisel gıdalarda var. D3 daha etkili olduğundan vitamin takviyelerinde bu tür tercih ediliyor.

İngiltere’de kamu sağlığı kurumu, sonbahar ve kış aylarında yetişkinlere 10 mikrogram D vitamini takviyesi almalarını öneriyor. Bu aylarda güneş ışınlarının dünyaya yatay vurması UVB ışınlarının atmosferden geçip bize ulaşmasını engelliyor. D vitamini seviyesi düşük olanlar ile koyu tenli olanların ise sürekli D vitamini takviyesi alması tavsiye ediliyor.

Diğer ülkelerde de benzer tavsiyeler geçerli. Kanada ve ABD’de yetişkinlerin günde 15 mikrogram D vitamini alması önerilirken, süt, yoğurt, kahvaltılık gevrek, margarin, portakal suyu gibi bazı gıdalara zorunlu D vitamini takviyesi yapılıyor.

Bu tavsiyeler, 20. yüzyılda raşitizm gibi kemik hastalıklarına karşı mücadele kapsamında gündeme gelmişti. D vitamini seviyesi düşük olduğunda vücuttaki kalsiyum da azalıyor ve kemik yoğunluğu düştüğünden özellikle bebek ve çocuklarda raşitizme yol açıyor.

Ayrıca D vitamini azlığı kaslarda da zayıflığa ve yorgunluğa neden olur. D vitamini bakterileri temizleyerek bağışıklık sisteminin güçlenmesini de sağlar.

Bazı uzmanlar bazı sağlık sorunu olanlarda D vitamini eksikliğinin gün ışığına çıkmamaktan kaynaklandığına, yani bu hastalıkların vitamin eksikliğine dayanmadığına inanıyor.

Kemiklerde kırılma

D vitamininin önemli olması, bu vitamin seviyesi normal olan kişilerin takviye almasının yararlı olacağı anlamına gelmiyor. D vitamini takviyesinin temel nedenlerinden biri kemiklerin korunması.

Batıda ne kadar D vitamini almak gerektiğine dair resmi tavsiyeler için, bakım evlerinde yaşayan, güneşe çıkma olanağı fazla olmayan ve kemik erimesi ve kırık riski olan yaşlıların ihtiyaçları temel alınıyor.

Birçok araştırmayı değerlendiren analizlerde, genel nüfus açısından D vitamini takviyesinin sağlıklı insanlarda kemik kırılması riskini azaltmasının veya kemik yoğunluğunu artırmasının söz konusu olmadığı belirtiliyor, tavsiyelerin bunu yansıtacak şekilde değiştirilmesi öneriliyordu.

Ancak bazı uzmanlar da yeterli güneş görmediği için risk grubunda olanlara D vitamini takviyesi yapılması gerektiğine inanıyor. Mart-Ekim ayları arasında, güneş kremi sürmeden eller ve kollar açık bir halde birkaç dakika güneşte kalarak yeterli D vitamini alınabileceği belirtiliyor.

Bazı araştırmalar ise bugün alınan dozlarda tek başına D vitamininin kemiklerde kırılmayı önleyemeyeceğini gösteriyor. Hatta yüksek dozda alındığında yaşlılarda düşme ve kırık vakalarının yüzde 20-30 artabileceğini gösteren bulgular da var.

D vitamini ile diğer hastalıklar, hatta yaşlanma arasındaki ilişki konusunda da çelişkili araştırmalar var.

İddialardan biri D vitamini takviyesinin bağışıklık sistemini güçlendirdiği yönünde. Bir araştırmada bu vitaminin solunum yolları enfeksiyonu riskini azaltıcı rol oynadığı görüldü.

D vitamini ile ömür uzunluğu arasındaki bağlantıyı inceleyen bir araştırmada D3 türünün hücrelerdeki protein düzenlemesini olumlu yönde etkilediği görüldü. Buradan yola çıkarak D vitamininin yaşlanmayı geciktirici etkide bulunabileceği ileri sürülüyor.

Vitamin takviyesi D vitaminini güneşten almak kadar etkili görülmüyor.

Hastalıklarla bağlantı

Ancak diğer araştırmalarda bu konuda kesin sonuca varılamadı. Ayrıca D vitamini ile kalp ve damar hastalıkları arasında da bir bağlantı olduğu, D vitamini eksikliğinin bu hastalıklara yol açmasından ziyade, bu hastalıkların D vitamini seviyesinde düşüşe neden olduğu tespit edildi.

D vitamini eksikliği ile hastalıklar arasında bağlantı kuran diğer çoğu araştırmada da aslında durum bundan ibaret.

Herhangi bir hastalık halinde insanların dışarı çıkıp yeterince güneş görme şansı azaldığından D vitamini eksikliği oluşabiliyor.

Araştırmalar D vitamini seviyesinin yüksek olması ile kalın bağırsak kanseri riskinin azalması arasında da bir bağlantı olduğunu gösteriyor. D vitamini yeni kılcal damarların oluşmasını ve hücreler arasında daha iyi etkileşimi mümkün kılıyor. Ayrıca kalın bağırsaktaki kalsiyum seviyesinin normal olmasını sağlayarak kanser riski taşıyan hücre büyümelerini yavaşlatır.

D vitamini ile karaciğer, meme ve prostat kanseri arasındaki bağlantıları inceleyen araştırmalarda, D vitamini eksikliğinin kanserli hücrelerin yayılmasında belli bir rol oynadığına dair bulgulara rastlandı. Bundan yola çıkarak bazıları vitamin takviyesi almanın kanser riskini azaltacağı sonucunu çıkarsa da, bunu kanıtlayan veriler bulunamadı.

Ruh sağlığı

Gün ışığı ile mevsimsel ruh hali değişimi arasındaki bağlantı eskiden beri biliniyor; ama bunun D vitamini eksikliğinden kaynaklandığını kanıtlamak zor.

D vitamini, ruh halini düzenlemede etkili serotonin hormonu ile uykuyu düzenleyen melatonin hormonu seviyesini etkiliyor. Bu hormonların seviyesinde düşüş, ruh hali değişimine etkide bulunabilir. Ancak bu etkinin kanıtlanması gerekiyor.

Araştırmalar D vitamininin ruh sağlığından beyin gelişimine kadar geniş bir rol oynadığını gösteriyor.

Ayrıca D vitamini eksikliği ile depresyon arasında da bir bağlantı olduğu, ancak bunun, depresyonun D vitamini eksikliğinden kaynaklandığı anlamına gelmediği belirtiliyor.

Güneş etkisi

D vitamininin etkisi konusunda araştırmaların kesin sonuca varamaması, bu çalışmalarda güneş ışığı yerine vitamin takviyelerine bakılmasından kaynaklanıyor olabilir.

Bazı uzmanlar D vitaminini vitamin takviyesi ile almanın güneş yoluyla almak kadar etkili olmadığını söylüyor. Bu konuda araştırmalar sürüyor.

Buna rağmen, vitamin takviyesinin bile D vitamini çok düşük seviyedeki kişilere yarayacağına inanılıyor.

Ancak kişinin D vitamini rezervi ve kışın ihtiyaç duyacağı miktar cilt tonunun yanı sıra dışarıda ne kadar zaman geçirdiğine, vücuttaki yağ miktarına ve vücuttaki kemik yenilenmesinin hızına da bağlı.

Bu nedenle, D vitamini eksikliğinin sadece semptomlara bakarak değil kan tahlili ile belirlenmesi gerekir.

Takviye miktarı

Peki D vitamini eksikliği varsa ne kadar takviye almak gerekir? Günde 25 nanomol D vitamini takviyesi eczaneden reçetesiz alınıp kullanılabilir.

Bunun üzerindeki dozlar ender durumlarda bulantı ve kusma gibi yan etkilere neden olabilir. Henüz kesin sonuca varılmış olmasa da aşırı D vitamininin kalp ve damar hastalıklarına yol açabileceği yönünde iddialar da var.

Tersine, daha yüksek dozda D vitamini takviyesine ihtiyaç olduğunu savunan uzmanlar da var. Örneğin İngiltere’de D vitamini eksikliği çekenlerin sayısı fazla olduğundan, risk grubundakilere vitamin takviyesi yapılması gerektiğine inanılıyor.

Böylesi zıt veriler yüzünden, vitamin takviyesinin yararları konusunda uzmanlar arasında bile bu kadar çelişkili görüşlerin olması şaşırtıcı değil. Hatta bazıları D vitamini takviyesini savunanların milyar dolarlık vitamin sektörü ile bağları olabileceğini bile ileri sürüyor.

Bu bakımdan, Harvard Tıp Fakültesi’ne bağlı bir kadın hastanesinde 25 bin kişi ile yapılan araştırmanın sonuçları merakla bekleniyor. Burada D vitamini ve omega 3 takviyesinin kanser, inme ve kalp hastalıkları üzerinde herhangi bir etkisi olup olmadığına bakılıyor.

Bu yıl sonunda yayınlanması beklenen sonuçların bu tartışmayı sonuçlandırması bekleniyor. O zamana kadar ise kışın D vitamini takviyesi almak isteyenler açısından en kötü sonuç biraz para kaybı olacaktır.

Yazar:  Jessica Brown 
Kaynak:  www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Buzdağının görünmeyen kısmı

suçlama, söylenme, ördek sendromu, başarı

Ördek sendromu nedir? En belirgin özellikleri nelerdir? Hiç çalışmıyormuş gibi görünen ama başarılı olan insanlar bunu nasıl yapar? İşte tüm bunlara yanıt olabilecek nitelikte bir makale…

Ördek Sendromu: Neden Başkalarının Daha İyi Yaşadığını Düşünürüz

İş yerimizde her şeyi büyük bir titizlikle yapan oldukça sakin bir eleman vardır; üniversitede hiç çalışmıyormuş gibi görünen, sürekli gezen ama sınavlarını AA ile veren bir arkadaşımız, hiçbir ölçü kullanmadan dünyanın en lezzetli yemekleri yapan komşumuz…

Sosyal medya hesaplarımızı turlarken kendi kendimize söylendiğimiz çok olmuştur: “Nasıl bu kadar iyi bir hayat yaşıyor bu insanlar, oysa ben sürünme konusunda yılanlardan halliceyim!”

Bu örneklerden çok daha fazlasının zihninizde canlandığı ve bunları düşünürken: “Ben bu kadar çabalarken ve onlar hiçbir şey yapmazken neden aldıkları sonucun yarısını bile elde edemiyorum? Bunu onlardan daha fazla hak ediyorum!” diyerek sitem ettiğimiz aşikar.

Bu yazı, dışarıdan “en” nitelendirmesiyle bahsettiğimiz insanların da aslında bizden pek bir farkı olmadığını bilmeniz ve kendinizi suçlamayı bırakmanız için yazıldı. Keyifli okumalar!

***

Pek çoğumuz suyun üzerinde dans eder gibi yüzen ördekleri seyredip hayran kalmışızdır. Suyun üst kısmından bakarken herhangi bir problem olduğunu düşünmeyiz, esas karmaşıklık suyun altındadır. Ördek o küçük perdeli ayaklarını hızlıca çırparak suyla mücadelesini sürdürmeye çalışır.

Stanford Üniversitesi tarafından öğrencilerin zorluklarını tanımlamak için ortaya atılan “ördek sendromu” kavramı, ördeklerin suyla mücadelesinden ilham alınarak adlandırılan ve günlük hayatımızı zorlaştıran bir düşünce sistemini özetlemektedir.

Aslında ördek sendromu, öğrencilerin herhangi bir sıkıntı, depresyon, kendinden şüphe etme kaygılarını bastırırken dışarıdan sakin görünebilme yeteneklerini ifade etmek için kullanılmıştır.

Mücadele etmeden veya çaba göstermeden başarma izlenimini başkalarının özellikle bilmesini isteyecekleri şekilde görüntüleri yaymaya-yayınlamaya olanak sağlayan sosyal medya kullanımının yoğunlaşması da bununla ilgilidir.

Örneğin bir üniversite öğrencisinin güzel bir filtre ile geliştirilmiş seyahat görüntülerini paylaşması ve akranları ile sosyalleşmesi, gece geç saatlere kadar kütüphanede kalmasını ya da projesi için yediği ret maillerini paylaşmasından daha olasıdır.

Aynı mantıkla etrafınızdaki insanların zahmetsizce yaşamaları, sınavlara girmeleri, stajlara katılmaları ve partilere gitmeleri esnasında dört sınavınız, dört saatlik uykunuzla birlikte üç projenizi yürütürken gezmelere çıkmanız biraz zor görünüyor.

Tabii ki arkadaşlarınızın başarılı olduğunu görmeyi seviyorsunuz ancak siz, kişisel yetersizlik hissiyle ayakta kalmaya çabalarken herkes nasıl bu kadar mutlu ve rahat olabilir?

Esas soru şu: “İnsanlar gerçekten göründüğü kadar mutlu, zengin, başarılı, rahat ya da mükemmel mi?”

Cevabı hepimiz biliyoruz: değiller. İnsanlar, günümüz “mükemmel olmaya zorlayan, mükemmel olmayanı dışlayan” dünyasına uyum sağlamak için şekilden şekle girmeye mecbur kalıyor. Bu durum yokuş aşağı yuvarlanan küçük bir kartopu gibi çoğumuzu içine katarak büyümeye devam ediyor.

Hepimiz, olmayı istediğimiz başkalarının da olduğunu zannettiğimiz muhteşem kareler içerisinde kayboluyoruz.

İş yerinizde her şeyi büyük bir titizlikle yapan ve oldukça sakin görünen o eleman sabahlara kadar bir sorun çıkmaması için çalışıyor, siz ortak olmayan bu süreci görmüyorsunuz.

Üniversitede gezilecek tüm mekânları bilen ama notları da AA altına düşmeyen o arkadaşınız bütün verimli ders çalışma taktiklerini zorluklarla öğrendi, ders çalışmak için ayırdığı vakitte sadece ders çalışmaya odaklanıyor.

Hiçbir tarif ya da ölçü kullanmadan tüm yemeklerini lezzetli yapan komşunuz o raddeye gelene kadar pek çok kez yemeğini yaktı, pek çok kişiden olumsuz eleştiri aldı.

Sosyal medya hesabında az önce dünyanın öteki ucunda yemyeşil bir ormanda kamp yaptığını paylaşan arkadaşınız ailesiyle büyük bir tartışma yaşadı ve evden ayrıldı, siz bu olaydan haberdar değilsiniz.

En başarılı cerrah seçilen o tıp doktoru, siz o unvanı görmeden önce pek çok güzel şeyden vazgeçerek yıllarını kariyerine adadı.

“Buzdağının görünmeyen kısmı” sizin kendi içinizdeki yıkımları bilmeniz ama başkaları için -belki çok daha fazlasını yaşamış olmasına rağmen- bunu hissedememenizdir.

Hiç kimsenin hayatı bir ördeğin suyun üzerindeki süzülüşü kadar hayranlıkla izlenesi değil. Kendinizi bir başkası gibi olmaya çalışmaya zorlamak, suyun altındaki ayaklara yapacağınız en büyük kötülük olur.

Sağlıcakla…

Kaynak:  www.matematiksel.org

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND