Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Her olumsuz davranış mobbing değildir!

Hepimiz çok sevdik bu mobbingi. Sanki bu kavram her derde deva olacakmış gibi bir algı var. Herkes herşeyi mobbingden sayıyor. Kafalar çok karışık. Peki ne tür davranışlar mobbingdir? İşte cevabı…

psikolojik taciz, mobbing davaları, mobbing

Mobbing, diğer adıyla psikolojik taciz konusunda tam bir kargaşa var. Açılan davalar, konunun Meclis’in ve basının gündeminde olması nedeniyle mobbing herkesin dilinde. Ama tam olarak ne ifade ettiğini bilen yok. O nedenle herkes işyerinde yaşadığı en ufak bir olumsuzluğu, kırgınlığı mobbing olarak adlandırıyor.

Aşırı iş yükü, yöneticisinin kaba saba hareketleri, düşük performans gösteren hemen ‘bana mobbing yapılıyor’ deyip işin içinden sıyrılıyor. Pek çok eğitimli insandan o kadar çok soru alıyoruz ki, yok o mobbinge girer mi, bu mobbinge girer mi, biz bile şaşırıyoruz. Hepimiz çok sevdik bu mobbingi. Sanki bu kavram her derde deva olacakmış gibi bir algı var. Herkes herşeyi mobbingden sayıyor. Kafalar çok karışık. Bize de farz oldu, “ne mobbingdir ne değildir” konulu bir haber yapmak. Şu ince çizgiyi çekmek lazım: Bir davranışın mobbing olarak kabul edilebilmesi için öncelikle sistematik bir şekilde devam etmeli ve amaç sizi işten uzaklaştırmak olmalı. Mobbingi iş yüküyle, ayrımcılıkla, terbiyesizlikle karıştırmamalı.

-“Patronum ikide bir küfür ediyor”,
-“Hep fazla mesaiye kalıyorum, çok fazla iş yükü var üzerimde”,
-“Genel müdürüm sabahları bana günaydın demiyor, selamı sabahı kesti”,
-“İşyerinde dedikodumu yapıyorlar”,
-“Beni işten çıkardılar, gerekçe olarak da düşük performans gösterdiler”,
-“Yöneticim herkesin içinde beni azarladı, küçük düşürdü” vs vs.
Son günlerde herkes herşeyi mobbing zanneder oldu, iş çığırından çıktı.

ABD’li ünlü köşe yazarı, Pulitzer Ödüllü gazeteci Art Buchwald’ın bir makalesinden bahsedilir, aradım ama bulamadım, dinlediğim kadarıyla anlatmaya çalışmayalım. Bir gökdelenin asansörüne binen adam kendini kabinde bir kadınla yalnız bulur ve aklından süratle şu düşünce geçer, “Acaba bu kadına merhaba mı desem daha çok tazminat öderim, hiç selam vermesem mi?” Çünkü tazminat davası takıntılı ABD’de, selam verse sarkıntılıktan, selam vermese saygısızlıktan kendisine bir dava açılması tehlikesi vardır.

Mobbingde de gidişat biraz böyle. Düşük performans gösteren de mobbinge uğradığını söylüyor, psikolojisi bozuk olan da. Mobbing durup durup da bu kadar hızlı gündeme girince, ne olduğu da tam anlaşılmayınca insanlar işyerinde yaşadıkları en ufak bir çatışmayı bile mobbing olarak adlandırmaya başladılar. Herkes iş yerindeki her olumsuzluğu mobbing zannediyor.

Yukarıda verdiğim örnekler de bunu doğruluyor, bu örneklerin hiçbiri tek başına ele alındığında mobbinge girmiyor. Mobbing öyle tek bir davranışa bakılarak tanısı konulabilecek bir şey de değil.
Mobbing yapanın amacı sizin kendi isteğinizle o işten ayrılmanızı sağlamak. Kendi isteğinizle, bu çok önemli. Yani sizi yıldırıp, kaçırtmak esas amaç. Bu da ancak sistematik bir baskıyla yapılabilir.
O nedenle işyerinde yaşadığınız her haksız davranışı mobbing olarak nitelendirmeyin.

İlk davadan bugüne

Mobbing’i Türkiye’de ilk tanıtan kişilerden biri mobbing konusunda araştırmalar yapan Prof. Dr. Pınaz Tınaz oldu. Yaptığı araştırmalar ve yazdığı kitaplarla konuyu aydınlatmaya çalıştı.

Türkiye’de ilk mobbing davası 2006 yılında Jeoloji Mühendisler Odası’nda çalışan Tülin Yıldırım tarafından açıldı. Davayı kazanan Tülin Yıldırım’ın avukatı Ayşe Altıparmak’ın işi çok zordu. Çünkü o yıllarda ne avukatlar ne de hakimler mobbingi duymuşlardı. (Bkz. Hürriyet İK, 28 Ocak 2007)

Tek tük açılan ve kazanılmaya başlayan davalar diğer davalara referans oldu. Zamanla mobbing davalarının sayısı artmaya başladı. Bu davalar çok büyük bir oranda tazminat davası şeklinde açıldı ve açılmaya devam ediyor. Ama işkence iddasıyla dava açan mobbing mağdurları da oldu. (Bkz.Hürriyet İK, 9 Ocak 2011)

Yazılan kitaplar, makaleler, açılan davalar derken bu yıl, Borçlar Kanunu’nun 416. maddesinde ilk kez “psikolojik taciz” kavramına yer verildi. Eski kanunda işveren kadın ve erkek işçileri cinsel tacize karşı korumakla yükümlü derken, yeni kanun tasarısı işvereni, işçileri hem psikolojik hem de cinsel tacize karşı korumakla yükümlü kılıyor.

Ardından Başbakanlık bir genelge yayınlayıp mobbingle mücadelenin süreçlerini açıkladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla 19 Mart 2011 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” başlıklı genelgesi alınabilecek tedbirleri 8 maddede özetliyordu. Bunların arasında, işverene sorumluluk düştüğü, psikolojik tacizle mücadeleyi güçlendirmek için farkındalık yaratılması amacıyla eğitim ve bilgilendirme toplantıları yapılacağı, Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu kurulacağı, toplu iş sözleşmelerine, mobbingi önleyici nitelikte hükümler konulmasına özen gösterilmesi gibi maddeler yer alıyordu. (Hürriyet İK, 27 Mart 2011)

Hemen sonrasında TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu bünyesinde oluşturulan İşyerinde Psikolojik Şiddet (Mobbing) alt komisyonu, mobbinge karşı önlemlerini sıraladı. Bu önlemler arasında işçilere, işe başlamadan önce mobbing yapmayacağına dair yemin belgesi imzalatılması, tacizi yapanlarla, yapılmasına göz yumanlara alt sınırı 2 yıl olmak üzere hapis cezası öngörülmesi vardı. (Hürriyet İK , 10 Nisan 2011)

Tüm bunlar çok önemli adımlar. İnsanlarda bir farkındalık yaratılmasını amaçlıyor ama devamının getirilmesi gerekiyor. İnsanları bilinçlendirmek için eğitimler, seminerler düzenlenmedikçe, kurumlar kendi içlerinde bu konuyla alakalı politikalar oluşturmadıkça, mobbing konusunda ilerleme kaydetmek çok zor.

Mobbing kirliliği

Son yıllarda yaşanan bu gelişmeler hem iyi hem de kötü, iyi çünkü mobbinge karşı bilinirliği arttırıyor, işverenin gözünü korkutuyor ve zamanla işyerlerini önlem almaya da zorlayacaktır. Diğer taraftan herkes herşeyi mobbing sanıyor. Bu konuda yeterli bilinç oluşmadığından da bir “kirlilik” yaşanıyor. İşverenle, yöneticisiyle sıkıntı yaşayan herkes mobbing davası açma peşinde. “Mobbing davası açma tehdidi” kimi çalışanların elinde bir silaha dönüşüyor.

Sanki mobbing tüm suçların karşılığıymış gibi algılanıyor, az maaş alan, herkesten çok çalıştırıldığını düşünen vs mobbinge uğradığını söylüyor, sanki biraz da bu kavrama sığınıyor, mobbingi herşeyin nedeni olarak görüyor. Başı sıkışan mobbing diyor.

Ayrımcılıkla karıştırmayın

Mobbingin tespiti kolay değil. Çünkü mobbing “multidisipliner” bir konu. Çalışma psikolojisi, iş hukuku, çalışma sosyolojisi, psikiyatri, işyeri hekimliği ve adli tıp işin içine giriyor. Kişilik bozukluğu, paronaya, aşırı iş yükü gibi nedenlerle de kişi kendini mobbinge uğramış hissedebilir. Mesela en yaygın mobbing şikayetlerinden biri aşırı iş yükü. Oysa aşırı iş yükü o işyerine veya sektöre zel olabilir, şirketin çalışma şartları öyle olabilir. Bunun adil olup olmadığı ayrı bir konu ama kesin bir şey var ki birden çok çalışanın aşırı iş yükü mobbing değildir.

Yine farz edelim yöneticiniz son derece kötü bir profil çiziyor. Hakaret ediyor, küfür ediyor, çalışanlarını herkesin içinde küçük düşürüyor, bir sürü iş veriyor. Ama amacı sizi kaçırmak, işten uzaklaştırmak değil. Bu durum mobbinge girer mi? Hayır girmez. Ama işverenin işçiye hakaret etmesi, şeref ve namusuna dokunacak sözler söylemesi İş Kanunu’nda işçi açısından fesih sebebi olarak düzenlenmiş. Bir işçiye kendisinden daha az eğitimli ya da daha az kıdemli bir işçiye oranla daha düşük ücret ödenmesi, herkese zam yapılırken bir işçiye zam yapılmaması, yine tüm çalışanlara ikramiye verilirken bir işçinin bundan mahrum bırakılması işverenin “eşit davranma borcuna aykırılık” oluşturuyor. İşçi bu hallerde 4 aylık ücreti tutarında “ayrımcılık tazminatı” talep edebilir. İşçinin eğitim ve görev tanımına göre daha alt seviyede işe verilmesi işçi açısından haklı fesih nedeni. Ama bu davranışların, hemen mobbing kapsamında değerlendirilmesi mümkün değil. Ayrımcılıkla mobbingi de birbirine karıştırmamak gerekir.

Amaç sizi yıldırıp kaçırmak

Bir olayın mobbing tanımına girebilmesi için, sistematik bir şekilde yapılması ve sizi işyerinden uzaklaştırmayı amaç edinmesi gerekir.
-Size çok fazla iş yükünün verilmesi, altından kalkamayacağınız işler verilmesi ya da tam tersi size çok basit, sizin yetkinliklerinin çok altında işler verilmesi
-Dedikodunuzun yapılması
-Dışlanmak, yemeklerde vs dışarıda kalmak
-Sürekli gözlenmek
– Toplantılardan, iş yemeklerinden, kokteyllerden haberdar edilmemek
-Sürekli azarlanmak, yetersiz olduğunu kişinin yüzüne vurmak, hakaret etmek
-Kılığınızla kıyafetinizle dalga geçilmesi
– İşe gidiş geliş saatlerinin sürekli kontrol altında tutulması
– Yaptığınız tüm önerilerin reddedilmesi, yanıtsız bırakılması, sanki siz yokmuşsunuz gibi davranılması en yaygın mobbig davranışları.
(Bunlardan bir veya birkaçını bir iki kez yaşadınız diye kendinizi hemen mobbing mağduru olarak kabul etmeyin. Bir kez daha söyleyelim: Bu davranışları, sistemli olarak ve sizi işi bırakmaya zorlamak için yapılması gerekiyor.)

Mobbinge uğrayan kişi bu süreçleri zaman içinde yaşar. Ve genellikle en hassas olduğu nokta hangisiyse, psikolojik tacizci onu oradan vurur.

Mobbing kişiyi depresyona, bunalıma sokup, eve, aile yaşantısını, sosyal ilişkilerini de bozuyor. Evde sürekli işten konuşmak, eşinizin, arkadaşınızın sizi anlamadığını düşünmek ve yalnız hissedip, yaşadıklarını anlamlandıramamak da mobbingin sonuçlarından.
Eğer mobbinge uğradığınızı düşünüyorsanız, bu konuda uzman bir avukata başvurabilirsiniz.
Bu arada gerçekten mobbinge uğrayanlara da bir tavsiye: Mümkün olduğunca (yarın davada kullanmak üzere) her şeyi not edin, yazın, e-postaları ve mesajları saklayın, şahit bulmaya çalışın.

Departmanlar arası farklar bile oluyor

Mobbing alanında araştırmalar yapan – hatta konuyu Türkiye’de tanıtan kişi demek abartı olmayacaktır – Marmara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Öğretim üyesi, çalışma psikoloğu Prof. Dr. Pınar Tınaz, şu anda İngilitere’de mobbing üzerine araştırmalar yapıyor. E-posta yoluyla görüştüğümüz Tınaz, literatürde tanımlı daha pek çok mobbing davranışı olduğunu hatta bu davranışların subjektif ve objektif algılanmasında bile farklar olduğunu söylüyor: “Kişisel, kültürel, sektörel ve hatta çalışılan departmana bağlı faktörler bile söz konusu. Bir işletmenin örneğin üretim departmanında çalışan bir kişinin mobbing davranışı olarak algılayacağı davranış ile aynı kurumun muhasebe departmanında çalışan bir başka kişinin algılayacağı ve müdahale edilmesi gereken mobbing uygulaması farklılık gösterebilir. Bu bağlamda mobbing davranışları listesinin sınırının çok geniş. Ancak bu davranışların, mobbinge ilişkin hazırlanmış şirket politikası maddelerince belirlenmiş olması halinde çalışanların, hangi davranışların mobbing olarak kabul edilebileceğini anlamaları mümkündür. Dolayısıyla bu çok hassas ve kesinlikle uzman yaklaşımı ve müdahalesi gererektiren konuyla ilgili olarak şirket politikalarının hazırlanması aciliyet oluşturuyor.”

Prof. Dr. Pınar Tınaz, mobbing kirliliğinin bir nedenini de hem devlet politikalarının hem de şirketlerin kendi öz politikalarındaki eksikliklere bağlıyor: “İşveren ve üst yönetim, mobbingi kendisini tehdit eden bir unsur olarak algılamamalı. Süratle önce üst ve ara yönetim kadrosundan başlayarak tüm çalışanlarına konu hakkında doğru ve ayrıntılı bilgi verilmesini sağlamalı. Toplu iş sözleşmelerine mobbing hakkında maddeler konulmalı; gerektiğinde bu maddelerin tarafsız ve doğru tarzda uygulanmasından asla kaçınılmamalı.”

Yazar: Burcu Özçelik
Kaynak: www.burcuozcelik.wordpress.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

İnsanı utangaç yapan nedir?

utangaçlıktan nasıl kurtulurum, utangaçlık, utangaçlar için tavsiyeler, utangaç, psikoloji, Manşet

Bir yere gittiğinizde diğer insanlarla tanışıp konuşma fikri sizi korkutuyor mu? Ya da topluluk önünde konuşma yapacağınızı düşünmek bile sizi terletiyor mu? Öyle ise yalnız değilsiniz. İşte utangaçlık ile ilgili merak ettiklerinize yanıt olabilecek nitelikte bir makale…

Utangaçlık Hayatınızı Ele Mi Geçirdi?

Utangaçlık, birçoğumuzun yaşadığı veya yaşamaya devam ettiği bir durum. Bazılarımız için bu durum ara ara baş gösteren ve pek problem oluşturmayan bir derecede yaşanıyor olabilir. Fakat bazılarımız için sürekli sorun yaratan bir hale dönüşmüş ve hayatımızı ele geçirmiş olabilir. Utangaçlık kimi insanlar için öyle bir boyuta çıkar ki kendisini toplumdan izole etmesine neden olabilir.

Psikoloji literatüründe utangaçlık, çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır. Utangaçlığın tanımını duygusal açıdan ve toplumsal açıdan ele alabiliriz. Duygusal açıdan utangaçlık; bireyin toplumsal hayatında sıkıntı oluşturan heyecansal durum sonucu kendisini rahat hissedememesi, insanlardan korkması ya da çekinmesidir. Toplumsal açıdan utangaçlık; bireyin toplumsal etkileşimlere karşı hissettiği huzursuzluk ve engellenmişlik hissi sonucu etkileşimlerde başarısızlık yaşamasıdır. Bu başarısızlık sonucunda kişilerde toplumsal etkileşimlerden kaçınma davranışları görülür.

Utangaçlık, sosyal kaygıyla yakından ilişkilidir. Peki, sosyal kaygı nedir? Sosyal kaygı, başkalarının olası değerlendirmelerine karşı verdiğimiz duygusal ve davranışsal tepkilerdir. Başkalarının bizim hakkımızda yapacağı değerlendirmeler derin kaygı duymamıza neden olur. Sosyal kaygıya olumsuz fizyolojik uyarılmalar da eşlik eder.

Utangaçlık/çekingenlik sandığımızdan çok daha yaygındır. Zimbardo’nun yaptığı araştırmada anketlerden çıkan sonuca göre insanların %40’ı kendisini çekingen olarak tanımladığını belirtir. %40–50’lik bir kesim de daha önceden çekingen bir insan olduğunu ya da bazı durumlarda çekingen davrandıklarını söylemiştir. Bu araştırmaya baktığımızda hayatında utangaçlık/çekingenlik yaşamamış insan oranının çok düşük olduğunu görebiliriz.

Utangaçlık/Çekingenliğin Nedenleri

Kişisel Nedenler: Utangaç bireylerin özellikleri incelendiğinde ilk karşımıza çıkan, bireylerin kendilerine yönelik algılarının olumsuz olduğudur. Bir başka ifadeyle öz yeterlilik düzeyleri düşüktür diyebiliriz. İkinci olarak bu kişilerin geçmişlerinde başarısızlıkla sonuçlanan deneyimleri vardır. Giriştikleri bazı işlerde ya da sosyal ilişkilerde başarısızlık yaşamış ve bunun tekrarlanacağından korkuyor olmaları muhtemeldir. Üçüncü olarak ise, utangaçlıklarını pekiştirecek travmatik deneyimler yaşamış olma ihtimalleridir. Örnek olarak cinsel istismara maruz kalmak ya da bireyin toplum önünde öz saygısını zedeleyecek bir duruma maruz kalması verilebilir.

Toplumsal Nedenler: Utangaçlığın ortaya çıkmasında bireyin içinde yaşadığı toplum ve kültür de son derece önemlidir. Örneğin; kadınların özgürleşmesinin engellendiği, öz güvenlerinin kırıldığı ve kadın oldukları için bir adım geride olmak zorunda bırakıldıkları toplumlarda kadınların utangaçlık sorunları yaşaması sık gözlemlenen bir durumdur. Ayrıca anne baba tutumları da utangaçlık için çok önemlidir. Aşırı koruyucu ya da otoriter anne baba tutumları da utangaçlığın gelişmesine neden olabilir. Bunların dışında akranları ya da ailesi tarafından dışlanan kişilerin utangaçlık geliştirmesi çok muhtemeldir. Ayrıca insanlar birçok davranışı gözlemleyerek öğrenebilirler, utangaçlık da bunlardan biridir. Kişi ailesinden, kardeşlerinden, arkadaşlarından yani yakın çevresinden bir ya da birden çok kişiden utangaçlığı gözlemleyerek öğrenebilir.

Peki, Neler Yapabiliriz?

Utangaçlık/çekingenliğe müdahale konusunda birçok yöntem bulunmaktadır. Kişi bu konuda araştırmalar yaparak kendine uygun olan yöntemleri belirleyerek uygulamaya çalışabilir. Aşağıda da bazı temel yol ve yöntemlere değinilmiştir.

*Utangaç bireylerin kendileri hakkında bazı yanlış düşünceleri ve inançları vardır. İlk olarak bunları fark edip belirlemeli daha sonra ise bu işlevsel olmayan düşünce ve inançların yerine işlevsel olanları koymaya çalışmalıdır. Örneğin “Duygu ve düşüncelerimi ifade edersem insanlar önce saçma fikirlerimi daha sonra ise beni kabul etmezler” şeklinde bir inanca sahip olabiliriz. Bunun yerine “Herkes gibi ben de duygularımı ve düşüncelerimi ifade etme hakkına sahibim. Herkesin beni kabul etmesi ya da onaylamasına gerek yok.” gibi bir inanç geliştirilebilir. Bunu uygulamaya koymak için şöyle bir şey yapılabilir; önümüze bir kağıt alıp bizi olumsuzluğa sürüklediğini düşündüğümüz işlevsel olmayan düşüncelerimizi kağıdın bir tarafına yazabiliriz. Daha sonra ise bu düşüncelerin yerine koyabileceğimiz daha işlevsel ve daha sağlıklı cümleler belirleyerek karşılarına yazabiliriz. Günlük hayatımızda utangaçlığımızla ilgili bir durum yaşadığımızda bu cümleleri hatırlayıp işlevsel olanı kullanmak ve uygulamak için çabalayabiliriz.

*Utangaç bireylerin bir başka özelliği de yaşanan olumsuzlukları kendilerine yükleme durumlarıdır. Olumsuz bir şeyle karşılaştıklarında bunun sorumlusunun kendileri olduğunu düşünürler. Örneğin “bütün bunlar benim aptallığım yüzünden başıma geliyor” gibi fikirlere sahip olabilirler. Bu fikirleri de az önceki gibi işlevsel olanlarla değiştirmeli, olayların sebebini sadece içsel sebeplere değil dışsal sebeplere de bağlayabilmeliyiz.

* Utangaç bireylerin, utangaçlığı yenebilmek için kişilerarası ilişkilerde kendilerini ifade edebilmeleri gerekir. Bunu sağlayabilmek için de sosyal becerileri geliştirmek gerekir. Bunu başarabilmek hemen olabilecek bir şey değildir, bunun için belli bir süreç ve çaba gereklidir. Bu becerilerden bazılarına örnek verecek olursak; göz teması kurmak, selamlaşmak, kendini açmak, duygularını ifade etmek, güven oluşturmak, eleştiri ile başa çıkma, sohbete başlayabilme vb. Ulaşmayı hedeflediğimiz sosyal becerileri kolaydan zora doğru sıralamalı ve aşamalı olarak uygulamaya koymalıyız. Uygulama aşamalarında ailemizden ve yakın arkadaşlarımızdan destek almak hatta zaman zaman ilerlememiz hakkında geri dönüt almak faydalı olacaktır.

*Utangaç bireyler, kendilerinde kabul etmedikleri bazı fiziksel ya da kişilik özelliklerini diğer insanlarında kabul etmeyeceğini düşünürler. Kendimizde kabul etmediğimiz özellikleri fark edip bunlarla barışmak ve kabullenmek utangaçlık için büyük bir adım olacaktır.

*Utangaçlık problemi yaşayan bazı insanlar utangaç olduklarını kabullenmez ve bu konu hakkında konuşmak istemezler. Fakat bu, problemin bastırılmasına ve daha çok büyümesine neden olabilir. Böyle bir tutum sergilemekten vazgeçip, yakın çevremizle problemimiz hakkında konuşmalı, neler yapılabileceğini gözden geçirmeliyiz. Problem hakkında konuşabilmek bize bunun aşılabilecek bir problem olduğu mesajını verecektir.

Kısacası utangaçlık; dünya üzerindeki birçok insanın daha önceden yaşadığı ya da yaşamaya devam ettiği bir durum. Diğer problemlerimizi çözerken olduğu gibi utangaçlık durumunda da ilk olarak problemin temeline inmeli ve sebepleri ortaya çıkarmalıyız. Daha sonra burada yazan ve yazmayan müdahale yöntemlerini araştırmalı, kendimize uygun olanları belirlemeli ve harekete geçmeliyiz.

Hayatımız boyunca kendimizde değiştirmek istediğimiz birçok şey keşfedebilir, bir çok problem yaşayabiliriz. Kimi zaman bunları tek başımıza aşabiliriz, kimi zaman da kendi çabamızın dışında ailemizin, arkadaşlarımızın ya da profesyonel insanların desteğine ihtiyaç duyabiliriz. Tek ya da destek alarak olması fark etmez değişim her zaman kendimizle başlar. Unutmamalıyız ki biz istediğimiz sürece kendimizdeki her şeyi değiştirebilir ve problemlerimizin üstesinden gelebiliriz. Kendinize güvenin!

Yazar: Kübra Şahin
Kaynak: www.medium.com 

Okumaya devam et

MAKALE

Japon sanatı: Kintsugi

Manşet, kintsugi sanatı, kintsugi felsefesi, kintsugi, japon sanatı

Kintsugi , kırılan nesneyi eskisinden daha güzel ve değerli hale getirmek amacı taşıyan japon sanatıdır. Kırılmanın aslında bir bozulma veya yok olma değil, yeni bir varoluş biçimi olduğuna işaret eder. Peki, sizce kırılan her şeyi eskisinden daha iyi duruma getirmek mümkün müdür?

Kusurların Mükemmelliğini Ortaya Çıkarma Sanatı: Kintsugi ve Kintsukuroi

Porselen bir kase kırıldığında, tekrar yapıştırılırsa eskisi gibi olmaz.

Peki ya eskisinden daha güzel olabilir mi?

Japonlar, 600 yıl önce bu durumu sanata dönüştürmüş: Kintsugi(Altınla birleştirme) ve Kintsukuroi(Altınla tamir etme).

Japonca’da Kin: Altın, Tsugi: Birleştirmek, Tsukuroi ise tamir etmek anlamına geliyor. Japonlar, kırılmış eşyaların parçalarını altın, gümüş ve platin boyalar kullanarak birleştiriyor ve o eşya eskisinden daha çekici ve daha değerli bir hale geliyor. Japonlar, bu sanata çok değer veriyor. Özel kintsukuroi setleri satıyorlar ve bu onarılan eşyalar, genelde kırılan eşyalardan daha pahalı oluyor. Bu sanatla, kırık ya da kusurlu eşyaların da güzel olabileceği gösteriliyor ve bunları satın alan insanlar, diğerlerinde olmayan özel bir şeye sahip olmuş oluyor.

Bunun temelinde, “wabi-sabi” felsefesi yatar. Kırılan ya da eskiyen eşyalardaki güzelliği görmek anlamına gelen bu felsefeye göre, Kintsugi tekniğiyle, kırılan ya da hasar gören eşyalar yeniden onarılarak onlara yeni bir yaşam ve amaç kazandırılıyor.

Bir kupanız kırıldığında onu çöpe atar, ondan vazgeçersiniz. Kalbiniz kırıldığında, bir kusurunuzu fark ettiğinizde, bir yanlış yaptığınızda kendi kabuğunuza çekilmek, kendinizi o olumsuzluğa hapsetmek sizce ne kadar doğru olur? Bunun yerine, başınıza gelen olumsuzlukları, güzel düşüncelerle onarabilirseniz, daha olgun, eskisinden daha değerli hissedersiniz. Böylece çöpe atmak istediğiniz 10 TL’lik kupanız-kusurlarınız, 100 TL ederinde sizde kalabilir-artık daha değerlisiniz.

Mükemmel olmak zorunda değiliz. Kendimizi böyle kabul etmeliyiz. Sıfırdan kırıksız, çatlaksız, hasarsız bir ruha sahip olmak zorunda değiliz. Doğru yöntemle kendimizle ilgilenirsek kusurluluğun mükemmelliğine sahip olabiliriz. Bu felsefeye göre, önemli olan kırığı onarmak değil, nesnenin gerçek değerini ortaya çıkarmaktır. Bizi biz yapan yaşadıklarımızdır. Olumlu ya da olumsuz her şey karakterimize, hayata bakış açımıza katkıda bulunur, ancak burada önemli olan bunları doğru analiz edebilmek, kırıkları doğru tamir edebilmektir.

Başarılı insanların birçoğu zorluklar içerisinden çıkıp büyük başarılara imza atmıştır ve bu kişiler, genellikle başarısız oldukları anlara, kalplerini kıran insanlara teşekkür ederler. Onlar sayesinde, kendilerini doğru tamir etmeyi öğrenebilmiş, gerçek değerlerini benliklerinde hissedebilmişlerdir. Bunun anlamı, “Başarılı olmak için mutlaka başımıza kötü bir şey gelmeli” demek değildir, ancak başımıza gelen kötü şeylerle de, kırık parçalarımızla da mükemmel olabilir, yola devam edebiliriz.

Bunun için seçim sizin; kırık parçalarınızla, kendinizden biraz daha kaybetmeye devam mı edeceksiniz yoksa onlarla yaşamayı öğrenip kendinize altın değerler katarak mı yola devam edeceksiniz?

Yazar: Elif Özçakmak
Kaynak: www.ceotudent.com

Okumaya devam et

MAKALE

Kahveyi ne kadar tanıyorsunuz?

Manşet, kahvenin faydaları, kahve içmek, kahve çeşitleri, kahve

Günde kaç bardak kahve içmek idealdir? Aç karnına tüketmenin zararı var mıdır? Kahvenin faydaları nelerdir? İşte tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikteki makalenin tamamı…

Kahve içerken dikkat edilmesi gerekenler ve püf noktalar

Sohbetlerin vazgeçilmezi kahve; gün içinde enerji veriyor, uykuyu açıyor ve kişiyi zinde tutuyor. Tüm bunların yanında birçok hastalıktan korunmada da yardımcı oluyor. Ancak kahvenin kaliteli malzeme ile uygun koşullarda hazırlanıp, belirli miktarlarda tüketilmesi gerekiyor.

Kahve hakkında en çok merak edilenler… Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aslıhan Altuntaş, kahvenin doğru tüketimi için önemli önerilerde bulundu.

Hazır kahvelerden uzak durun

Sağlıklı bir kahveden bahsetmek için öncelikle kahvenin çeşitlerine değinmek gerekmektedir. İlk olarak marketlerde satılan granül kahve adı verilen işlenmiş hazır ürünlerin tercih edilmesi önerilmemektedir.

Kahvesel özelliğini yitirmiş, işlenmiş, endüstriyel granül kahvelerin dışında, öğütülmüş kahve olarak adlandırılan diğer tüm kahve türleri damak zevkine göre seçilebilir.

Türk kahvesi, espresso, americano, filtre kahve gibi daha birçok çeşidi bulunan öğütülmüş kahvelerin aromaları geldikleri bölgeye göre değişirken, sertlik dereceleri kavurma ve pişirme yöntemlerine göre değişmektedir.

Örneğin Asya bölgesinden gelen kahveler daha acımsı bir tat vermektedir. Orta ve Güney Amerika kahveleri en çok bilinen ve bizim aslında en çok tükettiğimiz türlerdir. Afrika bölgesinden gelenler ise daha vanilyalı, meyveli tatlarda hafif kahvelerdir.

Aromalı kahveler alınan kalori miktarını artırıyor

Kahvenin sağlıklı tüketilmesinin temel noktası, kahveyi sade bir şekilde tüketmektir. Eğer sütlü tercih edilecekse bu oran kişinin günlük tüketmesi gereken süt miktarına göre belirlenmelidir. Ancak çok az tatlandıracak kadar eklenen sütler hesaba katılmayabilir.

Bunun yanında karamel, fındık, çikolata gibi aromaların tümü kahvenin kalorisini artırmaktadır. Sürekli olmamak şartıyla aromalı kahveler tüketilebilir ancak yüksek kalori oranlarıyla günlük tüketim hakkından kaybedilerek öğünlerde kısıtlamaya gidilmesi gerekliliği unutulmalıdır.

Çok kavrulan kahve besin değerini yitiriyor

Meyve ve sebzelerde bulunan flavonoidler yararlı biyokimyasal ve antioksidan etkiye sahip aromatik pigment bileşikleridir. Isı işlemiyle bütün besin maddelerindeki flavonoidler belli bir miktar değişime uğramaktadır. Kahveler ısı işlemiyle bu değişime uğradığı için lezzetinde bazı değişiklikler yaşanır. Bu nedenle çok koyu kavrulmuş kahveler yerine daha az kavrulmuş ve orta kavrulmuş kahveler tercih edilmelidir.

Böylece hem flavonoidlerden daha çok yararlanılır hem de lezzet kaybı yaşanmaz. Az kavrulmuş kahveler biraz daha ekşimsi tada sahiptir. Orta kavrulmuş kahveler ise biraz daha yumuşak içime sahiptir. Lezzeti hangi kahvenin çeşidinin tüketildiğine göre de değişmektedir. Ancak hangi kahve türü olursa olsun hem sağlık hem de lezzet açısından çok kavrulmuş kahvelerden ziyade az ya da orta kavrulmuş kahveleri tercih etmek daha faydalı olacaktır.

Günde 2 bardak ideal

Her şeyde olduğu gibi kahvede de bir dengeye göre gitmek gerekir. Ancak günlük kahve tüketim miktarı içilen kahvenin sertlik derecesine göre değişmektedir. Örneğin espressonun kafein miktarı filtre kahveye göre daha fazladır. Kahve türünün sertliği kavurma şekline göre de değişir. Bu nedenle daha orta sertlikte 3. ve 4. seviye kahveler önerilmektedir.

İçerisine koyulan kahve miktarı da önemlidir. Ortalama 2 tatlı kaşığı kadar kahve ile yapılan 300-400 ml’lik bir kupadan günde 2 tane içmek tavsiye edilen tüketim miktarıdır.

Aç karnına kahve tüketmeyin!

Ev için satın alınan kahveler tüketim miktarına göre en fazla 1-2 ay içerisine bitirilecek şekilde satın alınmalıdır. Kahveyi uzun süreler bekletmek hem lezzet açısından hem de içeriğindeki flavonoidler açısından uygun değildir.

1-2 ayda bitecek kadar kahveyi evlerde stoklamak en doğrusudur. Bunun yanında aç karınla, öğün yerine kahve tüketimi kesinlikle önerilmemektedir. Kahve mide asidinin yükselmesine sebep olarak gastrit ve reflü riskini artırmaktadır.

Doğru tüketildiğinde diyabetten kansere kadar birçok hastalığa kalkan oluyor

Tüm bu koşullara uygun tüketilen sağlıklı bir kahve alışkanlığının vücuda birçok faydası bulunmaktadır.

En önemli ve en çok konuşulan özelliği metabolizmayı hızlandırmasıdır.

Spor öncelerinde tüketimi önerilmektedir. Antrenmandan ve yoğun bir egzersizden sonra tüketilen kahve kaslardaki ağrıların ve yorgunluğun atılmasında yardımcı olur.

Gün içerisinde zinde kalmayı sağlar.

Günde ortalama 2 fincan tüketildiğinde tip 2 diyabetten korunma sağlamaktadır.

İçeriğindeki kafeinden dolayı bilişsel performansı artırmaktadır.

Özellikle erkeklerde daha sık görülen safra kesesi taşı oluşumlarını azalttığı bilinmektedir.

Oksidatif strese bağlı ritim hasarının oluşumunu önlemekte ve koruyuculuk sağlamaktadır.

Erkeklerde gut oluşumu riskini azalttığı bilinir.

Depresyonu ve depresyon riskini azalttığı da çalışmalarla ortaya konmuştur.

Bilişsel performansı artırmasıyla Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının riskini azaltmaktadır.

İçeriğindeki kafeik asit ve klorojenik asit gibi bazı antioksidan maddeler sayesinde vücudu tüm hastalıklara karşı savunduğu gibi DNA bütünlüğünü koruduğu için bazı kanser türlerinin tedavisinde de tüketimi önerilmektedir.

Kaynak: www.indigodergisi.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND