Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hem özgüvenli ve iddialı hem de depresif ve kaygılı

ABD’li psikolog Prof. Jean M. Twenge, eski yeni çok sayıda araştırmadan beslenen detaylı kitabıyla bugünün 35 yaş altı genç neslini etiketledi: ’Ben Nesli’ (Generation Me). Twenge aynı adlı kitabında günümüz gençlerini özgüvenli, benmerkezci ve iddialı ama bir o kadar da depresif ve kaygılı bir nesil olarak tanımlıyor.

Sen özelsin, eşsizsin ve çok değerlisin. İstediğin her şeyi olabilirsin. Hayallerinden asla vazgeçme. Kendini sev, kendine inan; o zaman her şey mümkün olur…’ Son yıllarda anne-babalar, eğitimciler ve psikologlar tarafından çocukların beynine işlenen ve popüler kültürün her köşesinde de tekrarlanan bu sözler günümüze damgasını vuran yeni neslin temellerini oluşturuyor: ’Ben Nesli’!

’Ben Nesli’ kısaca, kendini her şeyin üzerinde konumlandıran, kendini seven, kendine inanan, özgüvenli ve iddialı bir nesil olarak tanımlanıyor. Ama aynı zamanda da bu içi boş inanç yüzünden büyük beklentilere kapılıp hayatın acı gerçekleri karşısında ciddi şekilde bocalayan, kaygı ve depresyona sürüklenen bir nesil. Bu tanımlamayı ortaya atansa ABD’li psikolog Prof. Jean M. Twenge. San Diego State Üniversitesi psikoloji bölümünde 14 yıldır nesil farklılıkları üzerine araştırmalar yapan Twenge, bu ay başında Kaknüs Yayınları tarafından Türkçe olarak yayınlanan ’Ben Nesli: Bugünün Gençleri Niçin Bu Kadar Özgüvenli ve İddalı Fakat Bir O Kadar da Depresif ve Kaygılı’ adlı kitabında 35 yaş altı genç nesli mercek altına alıyor. Twenge 1970’ler, 80’ler ve 90’larda doğanların oluşturduğu ’Ben Nesli’nin özelliklerini ise 1950’lerden bu yana yapılmış ve 1,3 milyon kişiyi kapsayan çok sayıda gençlik araştırmasıyla kendi araştırmalarının karşılaştırmalı analizlerine göre belirliyor.

Twenge, Ben Nesli’nin herkesin yüksek özgüvene sahip olması gerektiği inanışıyla yetiştirilen ilk nesil olduğunu söylüyor: ’Bu nesil her şeyden önce kendini sevmesi, kendine inanması ve kendini herşeyin önünde tutması öğretilerek büyütüldü. Bu yüzden özgüvenli, iddialılar; büyük hayalleri var ve her şeyi yapabileceklerine inanıyorlar. Ünlü, başarılı ve zengin olmayı bekliyorlar.’

EN DEĞERLİ ÇOCUKLAR
Peki, bu gençler nasıl materyalist ve narsist oldu? Twenge bu neslin daha doğmadan ’özel’ olduğunu söylüyor. Çünkü ona göre, doğum kontrolü yöntemlerinin ve kürtajın artık yaygınlaştığı yıllarda tohumları atılan bu nesil kazara dünyaya gelen değil, aksine ’en çok istenilen’ çocuklardan oluşuyor. Bebek bakıcıları, izleme monitörleri, arabalara yapıştırılan ’dikkat bebek var’ etiketleriyse önceki nesillere nazaran daha fazla el üstünde tutulduklarının göstergesi. Ama Twenge’ye göre yeni neslin bu denli ben merkezli olmasında en önemli sebep 80’lerde ortaya çıkan bireye odaklı eğitim sistemi. Zira bu dönemde hem anne-babalar, hem çocuk psikologları hem de eğitimciler özgüveninin başarıyla eşdeğer olduğu inancında hemfikir oldu ve bu çocuklara yıllar boyunca ailede, okulda, şarkılarda, filmlerde ’özel’ ve ’değerli’ oldukları anlatıldı. Güvenleri kırılmasın diye hataları düzeltilmedi, yarışmalarda kazananın yanında kaybedenler de ödüllendirildi, herkesin kendini birey olarak ortaya koyması teşvik edildi. ’Her biriniz değerlisiniz’ söylemi o günden bu yana hala sürekli olarak tekrarlanmakta. Öyle ki, yankılarını son yıllarda popüler kültürde de görmek mümkün: Tarkan ’Başkası olma kendine ol, böyle çok daha güzelsin’ diyor, Madonna ’Express Yourself’ şarkısında ’kendini dışa vur’ diye öğütlüyor. Son dönemdeyse Nil Karaibrahimgil ’Tek taşımı kendim aldım’dan ’Kendimi bunun için mi yorucam ben / Kalbimi bunun için mi kırıcam ben’e pek çok şarkısında bireycilik vurgusu yapıyor.

DÜNYANIN MERKEZİ BENİM
Bu şekilde yetiştirilen genç nesil, bugün dünyanın kendi çevresinde döndüğüne çoktan inanmış durumda. Twenge’nin araştırmaları da bunu kanıtlıyor: Son 40-50 yılda 14-16 yaş ergenlerde ’ben değerliyim’ düşüncesindeki artış yüzde 86! Twenge’ye göre günümüzün tüketim çılgınlığı, piercing ve dövme yaptırma modası gibi pek çok şey de ’birey olma konusuna fena halde odaklanmış bir neslin’ kendini ortaya koyma arzusunun sonuçları.

’Kendilerini hayatın merkezine almak beraberinde yalnızca kendisi için doğru olanları yapma eğilimini getiriyor. Bu sebeple Ben Nesli toplum kurallarını, başkalarının ne düşündüğünü, toplumsal sorumlulukları da hiçe sayıyor’ diyor Twenge. Trafik ışıklarına aldırmamak, büyükleri saymamak, düğün ve cenaze gibi geleneksel ortamlarda ’uygun görülen’e aldırmadan kafasına göre giyinmek, iş görüşmelerine parmak arası terlikle gitmek gibi pek çok örnek ’ben bildiğimi okurum’ tavrının göstergesi. Twenge bu bireyci yaklaşım yüzünden genç neslin politika, aktivizm, oy verme gibi toplumsal konularla hiç ilgilenmediğini de sözlerine ekliyor. Yine de Ben Nesli’nin derece dikkat çekici olumlu bir özelliği de var: ’Kendin gibi olmakta özgürsün’ düşüncesine sıkı sıkıya sarıldıklarından ırksal, dinsel ve cinsel kimlikleri çok daha açık görüşlükle benimsiyor.

ÖNCE BEN SONRA SEN
Aşk, ikili ilişkiler ve evlilik söz konusu olduğunda da önceki nesillerden farklı bir bakış açısına sahip Ben Nesli. Twenge kitabında ’Cinsellik: Tutucu nesil dejenere nesille tanışıyor’ başlığı altında bu neslin cinselliğe daha rahat ve özgür yaklaştığını söylüyor. Karşı taraftan bir beklenti olmadan seks yapmak onlara ters gelmiyor. Zira bu nesil ’bir başkasını sevmeden önce kişinin kendini sevmesi gerektiği’ne inanıyor. Kendi değerleri, ihtiyaçları, duygularını ön planda tuttuklarından ’kendi yaşamlarından fedakarlık etmelerini gerektirecek’ evlilik müessesesine de temkinli yaklaşıyorlar; çoğu evliliği 30’lu yaşlarına kadar erteliyor. Aile kurmadan önce kendi eğitimi, kariyeri, kişisel gelişimini tamamlamak istiyor. Ancak Prof. Twenge bu narsistik yaklaşımların toplumsal açıdan olumsuz sonuçlar doğuracağını konusunda uyarıyor: ’Genç nesil empati kurma, yani kendisini karşısındakinin yerine koyup onu anlamaya çalışma yeteneğini kaybediyor. Bu yüzden Ben Nesli’nde romantik ilişkiler uzun ömürlü olmuyor, duygusal yakınlık azalıyor, kendini öne çıkarma derdine düşen gençlerin ilişkilerinde dürüstlük yerini karşısındakini kontrol etmeye odaklı bir kazanma kaybetme oyununa, yani bir ego savaşına bırakıyor. ’Her şeyi elde edebilirim’ inancı da sadakatsizliği artırıyor.’

ÜNLÜ OLMAK İSTİYORLAR
Son yıllarda teknoloji de narsisizmi iyice besliyor: MySpace, Facebook gibi internet sitelerinde ’ben’ler sergileniyor, bloglar aracılığıyla tüm kişisel duygu ve düşünceler dünyaya anlatılıyor; YouTube gibi paylaşım siteleri ise bu nesle tam aradığı şeyi sunuyor: Kendilerini tüm dünyaya gösterme ve şöhreti yakalama şansını! Nitekim materyalist ve narsist Ben Nesli için zengin ve ünlü olmak da çok büyük önem taşıyor. Twenge’nin araştırmalarına göre bugünün üniversite öğrencileri arasında her 20 kişiden biri oyuncu, müzisyen ve sanatçı olmak istiyor! Hepsi iyi eğitim görmeyi, sağlam bir kariyer yapmayı ve zengin olmayı hedefliyor. Bu hayallerine ulaşacaklarına da gerçekten inanıyor. Yetenekli olup olmamak önemli değil, çok çalışıp başarmak gibi değerler anlamlı değil. Çünkü Twenge’ye göre onların sözlüğünde istemek hak etmekle aynı anlama geliyor. Birer yıldız olmak için doğduklarına inandırılan bu kendini beğenmiş neslin çocukları yeterince iyi olduklarından şüphe bile etmiyor.

DEPRESYON KAÇINILMAZ
Peki, bu derece özgüvenli ve iddialı bir nesil nasıl oluyor da aynı zamanda depresif ve kaygılı olabiliyor. ’Umudun yükseklerde uçtuğu, gerçekliğin de ezip geçtiği bir zaman diliminde yaşıyoruz’ diyen Twenge, ne yazık ki şişirilmiş özgüvenin başarıyı getirmediği vurguluyor. Tüm hayallerini gerçekleştirebileceğine inanan gençler hayatın acı gerçekleriyle yüzleştiğinde duvara çarpmış gibi oluyorlar.
Haliyle istedikleri üniversiteye giremediklerinde, hayallerindeki işi bulamadıklarında, başarısızlıkla karşı karşıya kaldıklarında olan oluyor; bu nesil büyük bir hayal kırıklığı ve çöküş yaşıyor. Bu da onları depresyona sürüklüyor. Nitekim araştırmaların sunduğu rakamlar da bunu destekliyor: 1990’ların genç neslinde kaygı oranı 50’li, 60’lı yıllara göre yüzde 85 düzeyinde artıyor. Dahası, yeni nesilde intiharlar da ikiye katlanıyor! Peki ne yapmalı? ’Çocukların kendileri için büyük hedefler belirlemelerine destek vermek elbette yanlış bir şey değil’ diyor Twenge ve ekliyor: ’Ama onları cesaretlendirirken gerçeklerden de biraz bahsetmek gerekiyor. Genç nesil herkesin ünlü ve zengin olamak için doğmadığını anlamalı; hayatta iyi yerlere gelebilmenin, başarılı olabilmenin kolay olmadığını öğrenmeli. Ve daha da önemlisi birileri onlara başarısızlıklardan da çok şey öğrenebileceklerini anlatmalı.’ Kısacası ’Ben Nesli’nin kurtuluşu hayal aleminden sıyrıp gerçekleri görmekten geçiyor.

GENÇLERDEKİ YOZLAŞMA TÜRKİYE’Yİ DE VURDU
Psikiyatr Dr. Mustafa Merter (Benötesi Psikoloji Derneği Başkanı)
’Jean Twenge’nin toplumdaki gidişatı gözler önüne seren kitabı beni şaşırttı. Narsisizm ile birlikte kaygı oranlarında da sistematik bir şekilde bu denli büyük artış olması ve gençlerin davranış tarzlarında kitlesel değişimler yaşanması alarm zillerinin çaldığını gösteriyor. Özgüvenli görünen ama aslında narsisizmin getirdiği bir ego şişmesi yaşayan yeni neslin realist bir tarafı yok. Onlardaki bu kaygı artışı öfke, narsisizm ise yalnızlık olarak topluma yansıyor. Bu ciddi bir küresel bir sorun; sadece ABD’de yaşanmıyor yozlaşma bir tsunami dalgası gibi tüm dünyaya yayılıyor. Biz de bunu istatistiksel olarak görüyoruz. 80’li yıllarda özgüvenin desteklenmesinin önemli olduğu prensibine dayanan eğitim sistemi bizde de uygulandı. Ve şu anda büyük şehirlerdeki genç nesil Twenge’nin kitabında anlattığı Ben Nesli’yle aynı durumda. Yine de kaygı oranın Türkiye’nin genç neslinde biraz daha düşük olduğunu sanıyorum. Çünkü sağlam gelenek ve göreneklerimiz bizi biraz korudu. Ama bu yeterli değil. Bu yüzden bir an önce Türkiye’deki gençlerimizin ne durumda olduğu ve nereye gittiğini ortaya koyacak çok ciddi çalışmalara başlanması ve önlemler alınması gerekiyor.’

RAKAMLARLA BEN NESLİ
KENDİ araştırmalarını son 50-60 yıl içerisinde yapılmış ve toplam 1,3 milyon kişiyi kapsayan gençlik araştırmalarıyla karşılaştırarak analiz eden Prof. Twenge genç neslin nasıl bir değişim gösterdiğini kitabında rakamlarla da ortaya koyuyor:

– 1950’lerde 14-16 yaş arasındaki ergenlerde kendini önemli ve değerli bulduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 12 idi. 80’lerin sonunda bu oran yüzde 80’e yükseldi. Bugünse ’ben değerliyim’ diyenler 50 yıl öncesine göre yüzde 86 arttı.
– 1958’den 2001’e kadar düzenli olarak yapılan ve 40,750 genci kapsayan ’toplumun onayını ne kadar önem verirsiniz’ anketinde1970’te onaylanmayı önemsemeyenlerin oranı yüzde 57 iken, 1999’da yüzde 76’ya çıktı.
– Bugün ABD’de her 20 üniversite öğrencisinden biri oyuncu, müzisyen ya da sanatçı olmayı hedefliyor. Bu avukat, öğretmen ve hemşire olmak isteyenlerden fazla.
– 1950’lerde depresyon oranı yüzde 2 iken bugün gençlerin yüzde 20’si ağır depresyon geçiriyor. 1990’larda gençler arasında endişe de, 1950’li yıllara göre yüzde 85’lik bir artış gösterdi. İntiharların oranı ise ikiye katlandı.

Siz de ’ben’ diyenlerden misiniz?
Sizce en büyük sevgiyi kim hak ediyor?

1) Tanrı, aile ve vatan
2) Eşiniz ve çocuklarınız
3) Siz

Birini sevebilmeniz için…
1) Onun değerleri ve ihtiyaçlarını kendinizinkilerin üstünde tutacağınızı göze almanız gerekir
2) Duygularınızı iyi dinleyip bir sevgiliden neler beklediğinize karar vermeniz gerekir
3) Öncelikle kendinizi sevmeniz gerekir

Birisiyle evlenmeden önce birlikte yaşamak size göre…
1) Ahlaki değerlere uygun olmayan bir şeydir. Hem başkaları ne düşünür?
2) Eğer orta yaşa gelmişseniz olabilir. Ama gençlerin bunu yapmasını o kadar hoş karşılamayabilirim, kendi çocuklarımın kız/erkek arkadaşlarıyla aynı yatak odasını paylaşmasını acaba hangi yaşta onay vermeliyim?
3) Kesinlikle gerekli bir şey. Birini gerçekten tanıyabilmenin daha bir yolu olabilir mi?

Hafta sonu bir düğüne gidiyorsunuz. Ne giyeceksiniz?
1) Kadınlar: Kapalı bir ayakkabı, şık ve usturuplu bir elbise. Erkekler: Takım elbise, kravat ve siyah ayakkabılar.
2) Kadınlar: Bantlı sandaletler ve seksi bir yazlık elbise. Erkekler: Rahat ayakkabılar ve spor bir ceket.
3) Ne istersem onu giyerim. Başkalarının ne düşündüğü kimin umurunda?

Bir çocuğun öğrenmesi gereken en önemli ders nedir?
1) İtaat ve büyüklere saygı
2) Kendisiyle barışık olmak
3) Önce kendisini düşünmek

Sizce boşanma kabul edilebilir bir şey mi?
1) Kesinlikle hayır
2) Eşlerden biri diğerini aldatıyor, yalan söylüyorsa evet
3) Eğer mutsuzsanız evet

Kişisel problemlerinizi kiminle rahatça paylaşabilirsiniz?
1) Hiç kimseyle
2) Terapistimle
3) Herkesle! Kişisel duygu ve düşüncelerimi blog’uma bile yazarım

’S..tir’ kelimesi sizce…
1) Son derece ayıp bir sözdür
2) Ancak trafikte bir arabayla burun buruna gelmeniz gibi aksilik anlarında kullanılabilir
3) Sadece bir kelimedir. Kızınca da, sevinince de, kafanız karışınca da pekala kullanılabilir

Değerlendirme
1’ler çoğunluktaysa: Eski geleneksel nesle aitsiniz. Her şeyi dengeli bir şekilde idare ettiğinizi düşünebilirsiniz. Ama hazırlıklı olun: Çok sevdiğiniz çocuklarınız, torunlarınız yaptırdıkları dövmeleri, piercing’leri sizden saklıyor, sevgilisiyle birlikte yaşadığını size asla söylemiyor olabilir.
2’ler çoğunluktaysa: Orta kuşaktasınız. Cool olduğunuzu düşünüyorsunuz; çocuklarınızın ve gençlerin hayallerinin peşinde koşması gerektiğine inanıyorsunuz. Ayrıca çocuklarınızın ve diğer gençlerin de kimi zaman sıkıntı yaratsa bile sizi arkadaşları olarak görmesini istiyorsunuz.
3’ler çoğunluktaysa: Tebrikler, siz ’Ben Nesli’nin bir üyesisiniz! Kendinizi sevemek, kendi çıkarlarınızı ön planda tutmak, kendinizi dışarıya yansıtmak ve başkalarına aldırmadan kendiniz gibi olmak gerektiğine inanıyorsunuz. 30 yaşında olup hala ailenizin yanında yaşıyor olsanız da fark etmez, kendinizi başarılı, yetenekli, değerli görüyorsunuz. İlişkilerinizde ve kariyerinizde başarısız olmak ise size kendiniz hakkında yeni şeyler öğrenme fırsatı yaratmaktan başka bir şey değil. Ve zaten sizin için hayatta kendini keşfetmekten daha eğlenceli bir şey de yok.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND