Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hem özgüvenli ve iddialı hem de depresif ve kaygılı

ABD’li psikolog Prof. Jean M. Twenge, eski yeni çok sayıda araştırmadan beslenen detaylı kitabıyla bugünün 35 yaş altı genç neslini etiketledi: ’Ben Nesli’ (Generation Me). Twenge aynı adlı kitabında günümüz gençlerini özgüvenli, benmerkezci ve iddialı ama bir o kadar da depresif ve kaygılı bir nesil olarak tanımlıyor.

Sen özelsin, eşsizsin ve çok değerlisin. İstediğin her şeyi olabilirsin. Hayallerinden asla vazgeçme. Kendini sev, kendine inan; o zaman her şey mümkün olur…’ Son yıllarda anne-babalar, eğitimciler ve psikologlar tarafından çocukların beynine işlenen ve popüler kültürün her köşesinde de tekrarlanan bu sözler günümüze damgasını vuran yeni neslin temellerini oluşturuyor: ’Ben Nesli’!

’Ben Nesli’ kısaca, kendini her şeyin üzerinde konumlandıran, kendini seven, kendine inanan, özgüvenli ve iddialı bir nesil olarak tanımlanıyor. Ama aynı zamanda da bu içi boş inanç yüzünden büyük beklentilere kapılıp hayatın acı gerçekleri karşısında ciddi şekilde bocalayan, kaygı ve depresyona sürüklenen bir nesil. Bu tanımlamayı ortaya atansa ABD’li psikolog Prof. Jean M. Twenge. San Diego State Üniversitesi psikoloji bölümünde 14 yıldır nesil farklılıkları üzerine araştırmalar yapan Twenge, bu ay başında Kaknüs Yayınları tarafından Türkçe olarak yayınlanan ’Ben Nesli: Bugünün Gençleri Niçin Bu Kadar Özgüvenli ve İddalı Fakat Bir O Kadar da Depresif ve Kaygılı’ adlı kitabında 35 yaş altı genç nesli mercek altına alıyor. Twenge 1970’ler, 80’ler ve 90’larda doğanların oluşturduğu ’Ben Nesli’nin özelliklerini ise 1950’lerden bu yana yapılmış ve 1,3 milyon kişiyi kapsayan çok sayıda gençlik araştırmasıyla kendi araştırmalarının karşılaştırmalı analizlerine göre belirliyor.

Twenge, Ben Nesli’nin herkesin yüksek özgüvene sahip olması gerektiği inanışıyla yetiştirilen ilk nesil olduğunu söylüyor: ’Bu nesil her şeyden önce kendini sevmesi, kendine inanması ve kendini herşeyin önünde tutması öğretilerek büyütüldü. Bu yüzden özgüvenli, iddialılar; büyük hayalleri var ve her şeyi yapabileceklerine inanıyorlar. Ünlü, başarılı ve zengin olmayı bekliyorlar.’

EN DEĞERLİ ÇOCUKLAR
Peki, bu gençler nasıl materyalist ve narsist oldu? Twenge bu neslin daha doğmadan ’özel’ olduğunu söylüyor. Çünkü ona göre, doğum kontrolü yöntemlerinin ve kürtajın artık yaygınlaştığı yıllarda tohumları atılan bu nesil kazara dünyaya gelen değil, aksine ’en çok istenilen’ çocuklardan oluşuyor. Bebek bakıcıları, izleme monitörleri, arabalara yapıştırılan ’dikkat bebek var’ etiketleriyse önceki nesillere nazaran daha fazla el üstünde tutulduklarının göstergesi. Ama Twenge’ye göre yeni neslin bu denli ben merkezli olmasında en önemli sebep 80’lerde ortaya çıkan bireye odaklı eğitim sistemi. Zira bu dönemde hem anne-babalar, hem çocuk psikologları hem de eğitimciler özgüveninin başarıyla eşdeğer olduğu inancında hemfikir oldu ve bu çocuklara yıllar boyunca ailede, okulda, şarkılarda, filmlerde ’özel’ ve ’değerli’ oldukları anlatıldı. Güvenleri kırılmasın diye hataları düzeltilmedi, yarışmalarda kazananın yanında kaybedenler de ödüllendirildi, herkesin kendini birey olarak ortaya koyması teşvik edildi. ’Her biriniz değerlisiniz’ söylemi o günden bu yana hala sürekli olarak tekrarlanmakta. Öyle ki, yankılarını son yıllarda popüler kültürde de görmek mümkün: Tarkan ’Başkası olma kendine ol, böyle çok daha güzelsin’ diyor, Madonna ’Express Yourself’ şarkısında ’kendini dışa vur’ diye öğütlüyor. Son dönemdeyse Nil Karaibrahimgil ’Tek taşımı kendim aldım’dan ’Kendimi bunun için mi yorucam ben / Kalbimi bunun için mi kırıcam ben’e pek çok şarkısında bireycilik vurgusu yapıyor.

DÜNYANIN MERKEZİ BENİM
Bu şekilde yetiştirilen genç nesil, bugün dünyanın kendi çevresinde döndüğüne çoktan inanmış durumda. Twenge’nin araştırmaları da bunu kanıtlıyor: Son 40-50 yılda 14-16 yaş ergenlerde ’ben değerliyim’ düşüncesindeki artış yüzde 86! Twenge’ye göre günümüzün tüketim çılgınlığı, piercing ve dövme yaptırma modası gibi pek çok şey de ’birey olma konusuna fena halde odaklanmış bir neslin’ kendini ortaya koyma arzusunun sonuçları.

’Kendilerini hayatın merkezine almak beraberinde yalnızca kendisi için doğru olanları yapma eğilimini getiriyor. Bu sebeple Ben Nesli toplum kurallarını, başkalarının ne düşündüğünü, toplumsal sorumlulukları da hiçe sayıyor’ diyor Twenge. Trafik ışıklarına aldırmamak, büyükleri saymamak, düğün ve cenaze gibi geleneksel ortamlarda ’uygun görülen’e aldırmadan kafasına göre giyinmek, iş görüşmelerine parmak arası terlikle gitmek gibi pek çok örnek ’ben bildiğimi okurum’ tavrının göstergesi. Twenge bu bireyci yaklaşım yüzünden genç neslin politika, aktivizm, oy verme gibi toplumsal konularla hiç ilgilenmediğini de sözlerine ekliyor. Yine de Ben Nesli’nin derece dikkat çekici olumlu bir özelliği de var: ’Kendin gibi olmakta özgürsün’ düşüncesine sıkı sıkıya sarıldıklarından ırksal, dinsel ve cinsel kimlikleri çok daha açık görüşlükle benimsiyor.

ÖNCE BEN SONRA SEN
Aşk, ikili ilişkiler ve evlilik söz konusu olduğunda da önceki nesillerden farklı bir bakış açısına sahip Ben Nesli. Twenge kitabında ’Cinsellik: Tutucu nesil dejenere nesille tanışıyor’ başlığı altında bu neslin cinselliğe daha rahat ve özgür yaklaştığını söylüyor. Karşı taraftan bir beklenti olmadan seks yapmak onlara ters gelmiyor. Zira bu nesil ’bir başkasını sevmeden önce kişinin kendini sevmesi gerektiği’ne inanıyor. Kendi değerleri, ihtiyaçları, duygularını ön planda tuttuklarından ’kendi yaşamlarından fedakarlık etmelerini gerektirecek’ evlilik müessesesine de temkinli yaklaşıyorlar; çoğu evliliği 30’lu yaşlarına kadar erteliyor. Aile kurmadan önce kendi eğitimi, kariyeri, kişisel gelişimini tamamlamak istiyor. Ancak Prof. Twenge bu narsistik yaklaşımların toplumsal açıdan olumsuz sonuçlar doğuracağını konusunda uyarıyor: ’Genç nesil empati kurma, yani kendisini karşısındakinin yerine koyup onu anlamaya çalışma yeteneğini kaybediyor. Bu yüzden Ben Nesli’nde romantik ilişkiler uzun ömürlü olmuyor, duygusal yakınlık azalıyor, kendini öne çıkarma derdine düşen gençlerin ilişkilerinde dürüstlük yerini karşısındakini kontrol etmeye odaklı bir kazanma kaybetme oyununa, yani bir ego savaşına bırakıyor. ’Her şeyi elde edebilirim’ inancı da sadakatsizliği artırıyor.’

ÜNLÜ OLMAK İSTİYORLAR
Son yıllarda teknoloji de narsisizmi iyice besliyor: MySpace, Facebook gibi internet sitelerinde ’ben’ler sergileniyor, bloglar aracılığıyla tüm kişisel duygu ve düşünceler dünyaya anlatılıyor; YouTube gibi paylaşım siteleri ise bu nesle tam aradığı şeyi sunuyor: Kendilerini tüm dünyaya gösterme ve şöhreti yakalama şansını! Nitekim materyalist ve narsist Ben Nesli için zengin ve ünlü olmak da çok büyük önem taşıyor. Twenge’nin araştırmalarına göre bugünün üniversite öğrencileri arasında her 20 kişiden biri oyuncu, müzisyen ve sanatçı olmak istiyor! Hepsi iyi eğitim görmeyi, sağlam bir kariyer yapmayı ve zengin olmayı hedefliyor. Bu hayallerine ulaşacaklarına da gerçekten inanıyor. Yetenekli olup olmamak önemli değil, çok çalışıp başarmak gibi değerler anlamlı değil. Çünkü Twenge’ye göre onların sözlüğünde istemek hak etmekle aynı anlama geliyor. Birer yıldız olmak için doğduklarına inandırılan bu kendini beğenmiş neslin çocukları yeterince iyi olduklarından şüphe bile etmiyor.

DEPRESYON KAÇINILMAZ
Peki, bu derece özgüvenli ve iddialı bir nesil nasıl oluyor da aynı zamanda depresif ve kaygılı olabiliyor. ’Umudun yükseklerde uçtuğu, gerçekliğin de ezip geçtiği bir zaman diliminde yaşıyoruz’ diyen Twenge, ne yazık ki şişirilmiş özgüvenin başarıyı getirmediği vurguluyor. Tüm hayallerini gerçekleştirebileceğine inanan gençler hayatın acı gerçekleriyle yüzleştiğinde duvara çarpmış gibi oluyorlar.
Haliyle istedikleri üniversiteye giremediklerinde, hayallerindeki işi bulamadıklarında, başarısızlıkla karşı karşıya kaldıklarında olan oluyor; bu nesil büyük bir hayal kırıklığı ve çöküş yaşıyor. Bu da onları depresyona sürüklüyor. Nitekim araştırmaların sunduğu rakamlar da bunu destekliyor: 1990’ların genç neslinde kaygı oranı 50’li, 60’lı yıllara göre yüzde 85 düzeyinde artıyor. Dahası, yeni nesilde intiharlar da ikiye katlanıyor! Peki ne yapmalı? ’Çocukların kendileri için büyük hedefler belirlemelerine destek vermek elbette yanlış bir şey değil’ diyor Twenge ve ekliyor: ’Ama onları cesaretlendirirken gerçeklerden de biraz bahsetmek gerekiyor. Genç nesil herkesin ünlü ve zengin olamak için doğmadığını anlamalı; hayatta iyi yerlere gelebilmenin, başarılı olabilmenin kolay olmadığını öğrenmeli. Ve daha da önemlisi birileri onlara başarısızlıklardan da çok şey öğrenebileceklerini anlatmalı.’ Kısacası ’Ben Nesli’nin kurtuluşu hayal aleminden sıyrıp gerçekleri görmekten geçiyor.

GENÇLERDEKİ YOZLAŞMA TÜRKİYE’Yİ DE VURDU
Psikiyatr Dr. Mustafa Merter (Benötesi Psikoloji Derneği Başkanı)
’Jean Twenge’nin toplumdaki gidişatı gözler önüne seren kitabı beni şaşırttı. Narsisizm ile birlikte kaygı oranlarında da sistematik bir şekilde bu denli büyük artış olması ve gençlerin davranış tarzlarında kitlesel değişimler yaşanması alarm zillerinin çaldığını gösteriyor. Özgüvenli görünen ama aslında narsisizmin getirdiği bir ego şişmesi yaşayan yeni neslin realist bir tarafı yok. Onlardaki bu kaygı artışı öfke, narsisizm ise yalnızlık olarak topluma yansıyor. Bu ciddi bir küresel bir sorun; sadece ABD’de yaşanmıyor yozlaşma bir tsunami dalgası gibi tüm dünyaya yayılıyor. Biz de bunu istatistiksel olarak görüyoruz. 80’li yıllarda özgüvenin desteklenmesinin önemli olduğu prensibine dayanan eğitim sistemi bizde de uygulandı. Ve şu anda büyük şehirlerdeki genç nesil Twenge’nin kitabında anlattığı Ben Nesli’yle aynı durumda. Yine de kaygı oranın Türkiye’nin genç neslinde biraz daha düşük olduğunu sanıyorum. Çünkü sağlam gelenek ve göreneklerimiz bizi biraz korudu. Ama bu yeterli değil. Bu yüzden bir an önce Türkiye’deki gençlerimizin ne durumda olduğu ve nereye gittiğini ortaya koyacak çok ciddi çalışmalara başlanması ve önlemler alınması gerekiyor.’

RAKAMLARLA BEN NESLİ
KENDİ araştırmalarını son 50-60 yıl içerisinde yapılmış ve toplam 1,3 milyon kişiyi kapsayan gençlik araştırmalarıyla karşılaştırarak analiz eden Prof. Twenge genç neslin nasıl bir değişim gösterdiğini kitabında rakamlarla da ortaya koyuyor:

– 1950’lerde 14-16 yaş arasındaki ergenlerde kendini önemli ve değerli bulduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 12 idi. 80’lerin sonunda bu oran yüzde 80’e yükseldi. Bugünse ’ben değerliyim’ diyenler 50 yıl öncesine göre yüzde 86 arttı.
– 1958’den 2001’e kadar düzenli olarak yapılan ve 40,750 genci kapsayan ’toplumun onayını ne kadar önem verirsiniz’ anketinde1970’te onaylanmayı önemsemeyenlerin oranı yüzde 57 iken, 1999’da yüzde 76’ya çıktı.
– Bugün ABD’de her 20 üniversite öğrencisinden biri oyuncu, müzisyen ya da sanatçı olmayı hedefliyor. Bu avukat, öğretmen ve hemşire olmak isteyenlerden fazla.
– 1950’lerde depresyon oranı yüzde 2 iken bugün gençlerin yüzde 20’si ağır depresyon geçiriyor. 1990’larda gençler arasında endişe de, 1950’li yıllara göre yüzde 85’lik bir artış gösterdi. İntiharların oranı ise ikiye katlandı.

Siz de ’ben’ diyenlerden misiniz?
Sizce en büyük sevgiyi kim hak ediyor?

1) Tanrı, aile ve vatan
2) Eşiniz ve çocuklarınız
3) Siz

Birini sevebilmeniz için…
1) Onun değerleri ve ihtiyaçlarını kendinizinkilerin üstünde tutacağınızı göze almanız gerekir
2) Duygularınızı iyi dinleyip bir sevgiliden neler beklediğinize karar vermeniz gerekir
3) Öncelikle kendinizi sevmeniz gerekir

Birisiyle evlenmeden önce birlikte yaşamak size göre…
1) Ahlaki değerlere uygun olmayan bir şeydir. Hem başkaları ne düşünür?
2) Eğer orta yaşa gelmişseniz olabilir. Ama gençlerin bunu yapmasını o kadar hoş karşılamayabilirim, kendi çocuklarımın kız/erkek arkadaşlarıyla aynı yatak odasını paylaşmasını acaba hangi yaşta onay vermeliyim?
3) Kesinlikle gerekli bir şey. Birini gerçekten tanıyabilmenin daha bir yolu olabilir mi?

Hafta sonu bir düğüne gidiyorsunuz. Ne giyeceksiniz?
1) Kadınlar: Kapalı bir ayakkabı, şık ve usturuplu bir elbise. Erkekler: Takım elbise, kravat ve siyah ayakkabılar.
2) Kadınlar: Bantlı sandaletler ve seksi bir yazlık elbise. Erkekler: Rahat ayakkabılar ve spor bir ceket.
3) Ne istersem onu giyerim. Başkalarının ne düşündüğü kimin umurunda?

Bir çocuğun öğrenmesi gereken en önemli ders nedir?
1) İtaat ve büyüklere saygı
2) Kendisiyle barışık olmak
3) Önce kendisini düşünmek

Sizce boşanma kabul edilebilir bir şey mi?
1) Kesinlikle hayır
2) Eşlerden biri diğerini aldatıyor, yalan söylüyorsa evet
3) Eğer mutsuzsanız evet

Kişisel problemlerinizi kiminle rahatça paylaşabilirsiniz?
1) Hiç kimseyle
2) Terapistimle
3) Herkesle! Kişisel duygu ve düşüncelerimi blog’uma bile yazarım

’S..tir’ kelimesi sizce…
1) Son derece ayıp bir sözdür
2) Ancak trafikte bir arabayla burun buruna gelmeniz gibi aksilik anlarında kullanılabilir
3) Sadece bir kelimedir. Kızınca da, sevinince de, kafanız karışınca da pekala kullanılabilir

Değerlendirme
1’ler çoğunluktaysa: Eski geleneksel nesle aitsiniz. Her şeyi dengeli bir şekilde idare ettiğinizi düşünebilirsiniz. Ama hazırlıklı olun: Çok sevdiğiniz çocuklarınız, torunlarınız yaptırdıkları dövmeleri, piercing’leri sizden saklıyor, sevgilisiyle birlikte yaşadığını size asla söylemiyor olabilir.
2’ler çoğunluktaysa: Orta kuşaktasınız. Cool olduğunuzu düşünüyorsunuz; çocuklarınızın ve gençlerin hayallerinin peşinde koşması gerektiğine inanıyorsunuz. Ayrıca çocuklarınızın ve diğer gençlerin de kimi zaman sıkıntı yaratsa bile sizi arkadaşları olarak görmesini istiyorsunuz.
3’ler çoğunluktaysa: Tebrikler, siz ’Ben Nesli’nin bir üyesisiniz! Kendinizi sevemek, kendi çıkarlarınızı ön planda tutmak, kendinizi dışarıya yansıtmak ve başkalarına aldırmadan kendiniz gibi olmak gerektiğine inanıyorsunuz. 30 yaşında olup hala ailenizin yanında yaşıyor olsanız da fark etmez, kendinizi başarılı, yetenekli, değerli görüyorsunuz. İlişkilerinizde ve kariyerinizde başarısız olmak ise size kendiniz hakkında yeni şeyler öğrenme fırsatı yaratmaktan başka bir şey değil. Ve zaten sizin için hayatta kendini keşfetmekten daha eğlenceli bir şey de yok.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND